ASKERİ OPERASYONLAR DOSYASI : Ebu Zuhr’dan Ankara’ya Mesaj mı ??? İsrail’in Suriye Saldırısının Şifreleri

3 views
Skip to first unread message

Digi Security (İŞNET)

unread,
Aug 27, 2026, 7:43:09 AM (4 days ago) Aug 27
to (122) - ATATÜRK MİLLİYETÇİLERİ, (122) - ÖZEL BÜRO (TÜRK BASINI İLETİŞİM LİSTESİ), (122) - TURAN ÇATLI MAIL GRUBU, (122) - TÜRK VE İSLAM ALEMİNİN LİDERİ TÜRKİYE, (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (ÖZEL BÜRO), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK STRATEJİ KURUMU), (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU

Ebu Zuhr’dan Ankara’ya Mesaj mı ??? İsrail’in Suriye Saldırısının Şifreleri

21 Ağu 2026

***

İsrail’in Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü vurması, sıradan bir Suriye saldırısı olarak mı değerlendirilmeli, yoksa hedef Şam’dan çok Ankara’nın Suriye’de artan etkisi mi?

18 Ağustos gecesi İsrail uçakları, Suriye’nin İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne sekiz ayrı hava saldırısı gerçekleştirdi. Pistin ve bazı askerî tesislerin vurulduğu saldırıda can kaybı yaşanmadı. Ancak bombaların düştüğü yer, verdiği mesaj açısından hedefin kendisinden çok daha büyük anlam taşıyor.

Çünkü Ebu Zuhr, Türkiye sınırına yaklaşık 70 km uzaklıkta. Ayrıca İsrail, saldırıyı Suriye’nin bu üste Türk askerî unsurlarının konuşlanmasına izin vereceği iddiasıyla savundu. Ankara ise bölgede Türk askerlerinin olmadığını ve Suriye ile askerî iş birliğinin sadece eğitim ve uzmanlık desteği kapsamında yürütüldüğünü açıkladı. Asıl soru ise burada başlıyor…

İsrail gerçekten sadece Suriye’deki hava üssünü mü vurdu, yoksa Türkiye’ye de bir mesaj mı iletti?

Hedef pist gibi görünse de asıl mesele Suriye’nin geleceği olabilir.

Ebu Zuhr Hava Üssü uzun zamandır kullanılmıyordu. Bu nedenle saldırıyı yalnızca “bir hava üssünü imha etmek” olarak değerlendirmek eksik olur. Reuters’a göre üs 2013’ten beri aktif değildi ve arka planda, İsrail’in Türkiye’nin bölgede askerî varlığını artırabileceği yönündeki endişeleri vardı.

İsrail açısından mesele, pistten çok Suriye’nin gelecekteki güvenlik düzenidir. Şam yönetimi, Türkiye ile askerî eğitim, yeniden yapılanma ve güvenlik konularında yakınlaşırken, Ankara da yeni Suriye düzeninin önemli destekçilerinden biri oluyor. İsrail ise bunun kendi güvenlik anlayışıyla çelişebileceğini düşünüyor. Bu yüzden Ebu Zuhr saldırısı, aslında bu stratejik sorunun küçük bir yansımasıdır.

    
    
Suriye’nin güvenlik mimarisini kim şekillendirecek?

Birinci ihtimal: Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığını sınırlamak.

Bence saldırının en güçlü gerekçesi bu. İsrail’in, saldırıyı doğrudan “Türk askerlerinin konuşlandırılması” iddiasıyla açıklaması tesadüf olamaz. İsrail, Şam’ın Türkiye’nin konuşlanmasına izin vermesinin kendi açısından kabul edilemez bir güvenlik değişikliği yaratacağını savundu. Ankara ise bunun tam tersini dile getiriyor. Yani ortada sadece askerî değil, stratejik hedeflerin de çatıştığı bir durum var. İsrail’in vermek istediği mesaj şu olabilir: “Suriye’de güvenlik dengelerini değiştirecek bir askerî yapılanmayı kabul etmeyeceğim.” Bu mesajın muhatabı yalnızca Şam değil. Ankara da mesajın doğal muhatabıdır.

İkinci ihtimal: Türkiye’nin tepkisi mi ölçülüyor ?

Bu ihtimali tamamen göz ardı etmek mümkün değil; ancak mevcut açık kaynak veriler, bunun İsrail’in asıl amacı olduğunu kanıtlamıyor. Bir devletin başka bir ülkenin sınırına bu kadar yakın bir bölgede saldırı gerçekleştirmesi, karşı tarafın siyasi, diplomatik ve askerî reaksiyon kapasitesini gözlemleme fırsatı da sunar. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: “İsrail Türkiye’nin hava savunmasını test etti” demek için elimizde somut bir kanıt yok. Saldırı sırasında Türk radarlarının, hava savunma sistemlerinin veya elektronik harp kapasitesinin özellikle ölçüldüğüne dair güvenilir ve kamuya açık bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle bunu kesin bir yargı olarak değil, yalnızca stratejik ihtimallerden biri olarak değerlendirmek gerekir.

Üçüncü ihtimal: Ankara’nın kırmızı çizgileri yoklanıyor

Daha güçlü olasılık budur. İsrail açısından Türkiye artık sadece bir NATO üyesi değil; Suriye’nin geleceğinde doğrudan etkili, bölgesel askeri kapasitesi yüksek ve Şam yönetimiyle yakın çalışan bir aktör konumundadır. Üstelik 7 Ağustos’ta Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan savunma anlaşması, bölgesel güvenlik denklemine yeni bir boyut kazandırmıştır. Anlaşmaya göre taraflardan birine yapılan silahlı saldırı, diğerleri için de saldırı sayılacaktır. Bu gelişmenin hemen ardından, Suriye’de Türkiye’ye yakın olup yeniden faaliyete geçirilmeye çalışılan askeri üssün İsrail tarafından hedef alınması, zamanlama açısından ayrıca dikkat çekicidir. Burada “saldırı Mekke İttifakı’na yöneliktir” demek için henüz yeterli veri yoktur. Ancak şu soruyu sormak son derece meşrudur: İsrail, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ekseninin daha fazla kurumsallaşmasından rahatsız mı? Bu soru önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacaktır.

Dördüncü ihtimal: ABD İsrail’in arkasında mı?

Burada dikkatli olmak lazım. İsrail’in ABD’nin bilgisi dışında hareket etmediğini varsaymak başka, “ABD saldırıyı destekledi” demek ise bambaşkadır. Mevcut veriler ikinci iddiayı doğrulamıyor. Aksine, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack saldırıyı “gereksiz tırmanma” olarak tanımladı ve Washington’ın Türkiye-İsrail-Suriye arasında çatışmayı önleyecek bir iletişim mekanizması kurmaya çalıştığı belirtildi. Bu önemli, çünkü Washington açısından Türkiye ile İsrail’in Suriye’de doğrudan çatışma ihtimali, ABD’nin bölgedeki çıkarları için oldukça maliyetli olur. Dolayısıyla bugün için daha doğru yorum, ABD’nin İsrail’e koşulsuz destek verdiği değil, İsrail’in hamlesinin Washington’ın Suriye’deki dengeleme çabasını zorlaştırdığıdır.

Beşinci ihtimal: İsrail “üç cephe” hesabı mı yapıyor?

Türkiye’nin Suriye, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresindeki güvenlik sorunları göz önüne alındığında, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs ilişkilerinin Türkiye tarafından yakından izlenmesi doğaldır. Ancak Ebu Zuhr saldırısına dayanarak İsrail’in Türkiye’yi bilinçli olarak “üç cepheli bir savaşa” sürüklemek istediğini söylemek için henüz yeterli kanıt yok. Böyle bir stratejinin maliyeti İsrail açısından da oldukça yüksek olur. Daha olası görünen senaryo ise, Türkiye’nin Suriye’deki manevra alanını daraltmak ve Ankara’yı İsrail’in Suriye denklemindeki fiilî ağırlığını kabul etmeye zorlamaktır.

F-35, Eurofighter ve KAAN denklemine dikkat!

Türkiye’nin hava gücü dönüşümü de önemli bir konu. F-35 programındaki durumu, Eurofighter alımı ve KAAN’ın gelecekteki envanter planı birlikte ele alındığında, Ankara’nın önümüzdeki yıllarda hava gücünü yeniden şekillendireceği görülüyor. Ancak Ebu Zuhr saldırısını doğrudan “Türkiye’yi hava gücü dönüşümünü tamamlamadan yakalama” stratejisi olarak tanımlamak şimdilik spekülasyon olur. Yine de değişmeyen stratejik gerçek şu: Türkiye’nin hava savunma, erken uyarı, elektronik harp ve hava üstünlüğü kapasitesini güçlendirmesi artık sadece savunma sanayisinin değil, bölgesel caydırıcılığın da temel şartı haline gelmiştir.

Asıl tehlike: Yanlış hesap

Ebu Zuhr olayının en tehlikeli yanı belki de budur. Türkiye ile İsrail arasında Suriye sahasında doğrudan çatışmayı önlemek için iletişim kanallarının geliştirilmesinde Washington’ın devreye girmesi tesadüf değildir. Çünkü Suriye bugün hem Türkiye’nin güvenlik alanı, hem İsrail’in güvenlik kaygısı, hem ABD’nin bölgesel dengeleme sahası hem de yeni Şam yönetiminin egemenlik alanıdır. Böyle bir coğrafyada küçük bir askerî hamle büyük bir stratejik krize dönüşebilir. Bu yüzden Ebu Zuhr’un bombalanması sadece Suriye’nin meselesi değildir. Türkiye’ye verilmiş açık bir savaş ilanı da değildir. Ama çok daha önemli bir şeydir…

Bir uyarı atışı mı?

İsrail, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin etkisinin kalıcı ve kurumsal bir askerî yapıya dönüşmesini istemediği ortaya koyulmuştur. Ankara’nın vereceği yanıt ise sadece diplomatik açıklamalarla sınırlı kalmayacak; esas cevap, Türkiye’nin Suriye’nin geleceğinde ne kadar söz sahibi olacağı, kendi hava savunma ve istihbarat sistemini ne ölçüde güçlendireceği ve bölgesel ittifaklarını ne kadar kurumsallaştıracağıyla verilecektir. Çünkü bugün Ebu Zuhr’da hedef alınan yalnızca pist değildir.

Suriye’nin geleceğini kimin şekillendireceği sorusu yine gündemde. Şimdi herkes aynı şeyi merak ediyor: İsrail’in bombaları Ebu Zuhr’a mı isabet etti, yoksa Ankara Suriye’deki stratejik sınırlarını mı test etti? Yanıtı önümüzdeki haftalarda belli olacak.

ALİ COŞAR
Askeri Stratejist

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages