Kıbrıs’ın Kara Kutusu Açıldı : Türk Ulusuna Kurulan Tazminat Kıskacı !!!
Kıbrıs Davasında Mülkiyet Tuzağı ve Abdullah Gül'ün Diplomatik Skandalının Gölgesi
Yorumcalar...
22 Tem 2026
***
Kıbrıs Davasında Mülkiyet
Tuzağı ve Abdullah Gül’ün Diplomatik Skandalının Gölgesi
Türkiye, 550 şehit vererek Kıbrıs adasına barışı getirdiği
için savaş Tazminatı alması gerekirken, Abdullah GÜL yüzünden
soykırımcı Rum’a savaş tazminatı ödüyor...
Tarihi gerçekleri okuyun, okutun...
Kıbrıs davasının en güçlü hafızalarından biri olan KIbrıslı
araştırmacı-gazeteci Sebahattin İsmail, 26 Haziran 2021
tarihinde yayımladığı sarsıcı raporuyla, Türkiye ve KKTC’nin
mülkiyet hakları üzerinden nasıl cendereye sokulduğunu deşifre
etmişti. İsmail, özellikle dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dönemlerinde atılan
adımların Türk ulusuna milyarlarca dolarlık “tazminat kazığı”
olarak döndüğünü savunarak, “işgalci” iftirasının nasıl
kurumsallaştırıldığını o çarpıcı bölümlerle 5 yıl sonra tekrar
gündeme geldi.
İsmail: “Türkiye’nin
İşgalci Olduğu Safsatası Kabul Ettirildi”
Sebahattin İsmail, sürecin başından itibaren Türkiye’nin
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yetkisini tanımasıyla
başlayan süreci “tuzak” olarak nitelendiriyor. İsmail, 1990
yılındaki kararın Rum-Yunan ikilisi tarafından nasıl fırsata
çevrildiğini şu sözlerle aktarıyor:
“Abdullah Gül ve Mehmet Ali Talat’ın Türk Ulusuna attığı
tazminat kazığının tarihçesini yazma sözü vermiştim. Şimdi o
sözümü tutuyorum. Uzun oldu ama mutlaka okuyun, Türkiye’nin
Kıbrıs’ta ‘işgalci’ olduğu safsatasının nasıl kabul edildiğini
görün. AİHM yoluyla KKTC’nin nasıl ‘Türkiye’nin ALT YÖNETİMİ’
durumuna düşürüldüğünü görün. 1-Rum yönetimi, Yunanistan ve
AB’ın, Türkiye aleyhine baskı aracı olarak kullanacağını
düşünmeyen Türkiye hükümeti, AB’a üye olacağı hayaliyle, 21
Ocak 1990’da AİHM kararlarını tanıyacağını açıkladı.
2-Harekete geçen Rum–Yunan ikilisi, binlerce Ruma AİHM’de
Türkiye aleyhine dava açtırdı. Dava gerekçeleri, ‘Türkiye’nin
haksız yere adayı işgal ettiği, evlerine el koyduğu ve geri
dönüşlerine izin vermediği insan hakları ile mülkiyet
haklarını çiğnediği ve mağdur edildikleri’ idi.”
Loizidu Davası ve Siyasi Kararların Perde Arkası
Gazeteci İsmail, Titina Loizidu davasının sıradan mülkiyet
davası değil, Türkiye’yi adadan çekilmeye zorlayan siyasi
hamle olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin garantörlük hakkını
hiçe sayan süreci şöyle detaylandırıyor:
“AİHM Türkiye’nin durup dururken adayı işgal ettiği
safsatasından hareketle Rumlar lehine kararlar verdi. Davacı
Rumlardan biri olan Girneli Titina Loizidu’nun Türkiye
aleyhine açtığı davada AİHM, 1998’de Türkiye’yi suçlu bularak
700 bin dolar manevi tazminat ve kullanım kaybı TAZMİNATI
ödemeye ve 5 para etmeyen, 50 yıllık kerpiçten eski evini iade
etmeye mahkûm etti. AİHM’in kararı Türkiye’yi adadan çekilmeye
zorlamayı amaçlayan siyasi karardı. Çünkü Türkiye, ENOSİS
amaçlı Yunan darbesinden sonra mutlak soykırımı önlemek ve
Rumlar arasındaki iç savaşa son vermek için garantörlük
hakkına dayanarak adaya müdahale etmek zorunda kalmıştı.”
Abdullah Gül’ün Kritik Rolü ve 2003 Kırılması
Sebahattin İsmail analizinde, AK Parti iktidarı ve dönemin
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün “koşulsuz uyum” politikasının
milli davada büyük gedik açtığını belirtiyor. İsmail’e göre,
Denktaş’ın tüm uyarıları görmezden gelinerek tarihi hata
yapıldı:
“Ancak Türkiye’nin kararlılığı AKP iktidarına kadar sürdü.
AB’a tam üyelik hayali gören, bu amaçla teslim Planı Annan
Planına tam destek veren AKP hükümeti ve özellikle Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Türk ulusuna milyarlarca dolar tazminata
mal olacak tarihi yanlışa imza attı. Abdullah Gül’ün ısrarı
ile AK Parti hükümeti, Eylül 2003’de, Denktaş’ın ve onu
destekleyen bizlerin tüm itirazlarına, uyarı ve eleştirilerine
karşın AİHM kararına KOŞULSUZ UYACAĞINI ve 8 Ekim 2003
tarihine kadar Loizidu ‘ya TAZMİNATI ödeyip evini iade
edeceğini açıkladı. Gecikme faizi ile birlikte, eski kerpiç ev
için 1 milyon 120 bin dolar tazminat Loizodu ‘ya ödendi. Bu
1974 sonrası ilk kırılma noktası oldu.”
“Taşeron” Komisyon ve Milyarlarca Dolarlık Fatura
İsmail, kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (TMK) aslında
AİHM’in yükünü Türkiye’ye yıkan “taşeron” yapı olduğunu
savunuyor. Bu yapının Türkiye’yi “işgalci” pozisyonunda
sabitlediğini ifade eden İsmail, Maraş açılımına dair de sert
uyarılarda bulunuyor:
“AİHM, kendi denetiminde, kendi adına karar verecek TAŞERON
TMK’yı A.Gül vasıtasıyla Türkiye ‘ye kurdurtuyordu. Türkiye
‘nin bunu kabul etmesi demek, adada ‘işgalci’ olduğunu,
Rumları evlerinden atarak mağdur ettiğini kabul etmesi
demekti. 2005 yılında Denktaş tasfiye edildi. Teslimiyetçi
Mehmetali Talat iktidara getirildi. TMK yasası (oku) Abdullah
Gül’ün büyük desteğiyle çıkarıldı. Şimdi sırada 193 bin Rum
var. Tatar’ın Maraş çağrılarıyla komisyon tazminat ödemeye
devam ederse Türkiye’nin ödeyeceği tazminat 100 milyar doları
geçecek.”
İsmail’den Çözüm Çağrısı: “İhanet Yolundan Dönülmeli”
Sebahattin İsmail, makalesini Türk ulusuna hesap sorma
çağrısıyla bitirirken, çözümün ancak Denktaş’ın “global takas”
formülünde olduğunu vurguluyor:
“İşte Abdullah Gül ve Mehmet Ali Talat’ın türk ulusuna yaptığı
büyük ihanet budur. Bu yol yanlıştır. Taşeron tmk iptal
edilmeli, AİIHM in Türkiye ‘yi ‘işgalci’ kabul eden tazminat
kararları reddedilmelidir. Maraş, asıl sahibi olan vakıflara
devredilmelidir. Savaş tazminati hakkımız gündeme
getirilmelidir. Mülkiyet sorunu denktaş formülü olan iki
devlet arasinda global takas ve tazminat formülüyle
sıfırlanmalıdır. Türk ulusu abdullah gül, talat ve dönemin
hükümetlerinden hesap sormalıdır.”
Sebahattin İsmail’in Aktardıklarına Son Değerlendirme;
Sebahattin İsmail’in
kaleme 2021 tarihinde kaleme aldığı ibretlik döküm; diplomatik
nezaket ve AB hayalleri uğruna devletin kendi haklı
mücadelesinde nasıl mahkûm pozisyonuna düşürüldüğünün
kanıtıdır. 550 şehidin kanıyla mühürlenen Kıbrıs barışını,
bugün soykırımcı Rum tarafına milyarlarca dolar “kullanım
kaybı” tazminatı ödeyerek adeta cezalandıran düzen, milli
bağımsızlığa vurulmuş prangadır. Artık görülmelidir ki;
Türkiye’yi kendi topraklarında “alt yönetici” ve “işgalci”
kabul eden her türlü mekanizma, egemenlik haklarımızın
devredilmesinden başka bir şey değildir; çıkmazdan tek
kurtuluş ise sahte hukuk oyunlarını reddederek Rauf Denktaş’ın
“global takas ve iki devletli çözüm” iradesine amasız şekilde
sarılmaktır…
YORUMCALAR…