
Armağan Kuloğlu : YENİ İTTİFAK ARAYIŞLARI
E-POSTA : oaku...@gmail.com
Yeniçağ Gazetesi, 24
Nisan 2026
***
Son yıllarda bölgede Irak, Suriye, Libya, Ukrayna, Filistin,
İran ve Lübnan gibi ülkelere, özellikle emperyal güçlerin
saldırıları, kaos ortamı oluşmasına, insanlık dramları
yaşanmasına, istikrarsızlık ve güvensizlik ortamları
oluşmasına sebep olmuştur.
Ayrıca değişik amaçlarla ülkelerin başvurduğu vekalet savaşları da terör örgütlerinin ortaya çıkmasını ve güçlenmesini beraberinde getirmiş, bu da mevcut olumsuzlukları daha da arttırmış ve güvenli olmayan bir ortamın oluşmasına sebep olmuştur.
Bu kaos ortamı için
İsrail’e de ayrı bir parantez açmak gerekmektedir.
ABD ve İsrail
Küresel olmayan ancak bölgesel olarak teolojik amaçla genişlemek ve güçlenmek isteyen Radikal Dinci Siyonizm hedefli İsrail de, başta ABD’den olmak üzere Batı’dan aldığı siyasi, askeri ve ekonomik destekle Filistin’i yok etmek, Gazze’ye çökmek, Suriye ve Lübnan’da genişlemek, İran’ı da etkisiz hale getirmek ve sözde “vadedilmiş toprakların” tamamında hegemonya kurmak için saldırgan bir politika benimsemiş olup, bunu fütursuzca icra etmektedir.
Ortadoğu’da cereyan eden
olumsuz tablonun “baş mimarı” ABD’dir. ABD, İsrail’i,
Ortadoğu’daki politikalarını uygulamak ve bölgede bir manivela
olarak kullanmak için desteklemekte, onu “bölgedeki kalesi”
olarak görmektedir. ABD’de güçlü olan Yahudi Lobisinin,
bürokraside, askeri ve ekonomik yerlerdeki etkin pozisyonlarda
olan Yahudi kökenli ABD vatandaşlarının da bu politikada ve
uygulamalarda oldukça büyük etkisi bulunmaktadır. Hatta
İsrail’in ABD’yi esir aldığı da söylenmektedir.
ABD ve NATO
ABD’nin, var olan
emperyal politikalarına NATO’yu da alet ettiği bilinen bir
gerçektir. Bu nedenle NATO’nun varlığına, güçlü olmasına ve
geniş bir alanda etkili olmasına önem vermiş, bu nedenle
NATO’yu desteklemiş ve harcamalarının çoğunu üslenmiş, ancak
bunun karşılığında da NATO içinde etkin bir rol oynamıştır.
Ancak bunun sınırsız olmadığının ve biat kültürü çerçevesinde
şekillenmediğinin de yeni farkına varmıştır.
ABD’nin Rusya ve Çin’i kontrol etmek için oluşturduğu politika
ve stratejisinin, NATO’nun stratejisi haline gelmesini de
sağlamış, NATO’nun Rusya içlerine kadar doğuya doğru
genişlemesini teşvik etmiş ve NATO’nun üye sayısının 32ye
ulaşmasında etkin rol oynamıştır.
Bu kapsamda Ukrayna’nın da NATO’ya girmesi için bilerek yaptığı girişimlerle Rusya’yı kışkırtarak Ukrayna’ya saldırmasına sebep olmuştur. (Rusya’nın Ukrayna topraklarındaki stratejik yerleri kontrol etmek için NATO’nun bu girişimini bahane olarak kullandığını da göz ardı etmemek gerekir.) ABD’nin amacının, çıkacak savaşta Ukrayna’yı, NATO ülkelerini de işin içine dahil ederek azami olarak desteklemek, uzun soluklu bir savaşla Rusya’nın kaynaklarını tüketmek, onu yormak ve yıpratmak, Çin’le olan bağını sekteye uğratmak ve sıklet merkezini Asya-Pasifik’e kaydırarak Çin’i çevrelemek olduğu değerlendirilmiştir.
Bütün bu olaylarda, uluslararası hukuk ve insan haklarının tamamen devre dışı bırakıldığı, tamamen güç politikasının hüküm sürdüğü bir durum ortaya çıkmıştır. Başta BM olmak üzere hiçbir uluslararası kurumun dünyada yaşanan facialar ve soykırıma kadar dayanan kanunsuzluklar karşısında etkin olamadığı görülmektedir.
ABD’nin süregelen bu politikasının Trump zamanında agresifleştiğine, uluslararası hukuk ve insanlık değerlerinin tanınmadığına, yadırganan talep ve uygulamalarında sınır tanımayan güç politikasının hâkim olduğuna şahit olunmaktadır.
Bunların yakın örnekleri Venezuela’da, Panama’da, İran’da görülmüş, Küba’nın sırada olduğu beyan edilmiş, Grönland’da da ısrarlı olduğu anlaşılmıştır.
NATO’nun başat ülkelerinden, Trump’ın taleplerine itirazlar gelmiş, Trump da bunun üzerine, yeteri ölçüde harcamalara katılmayan NATO ülkelerine baskı yapmış, kendi başlarının çaresine bakmakla da tehdit etmiştir. İran savaşında ve özellikle Hürmüz Boğazı konusunda istediği desteği alamadığı için üye ülkeleri de NATO’dan çekilmekle korkutmaya çalışmıştır. Ancak NATO Genel Sekreteri Rutte’un, bu durumdan memnun olmayan Trump’ın gönlünü almak için sarfettiği sözler ise müttefikler nezdinde olumsuzluk yaratmış ve uygun karşılanmamıştır.
ABD müesses nizamının NATO’dan çekilmeye sıcak bakması beklenmemelidir. Müesses Nizamın, ABD’nin, geniş bir alanda hegemonya sağlamasını NATO’ya borçlu olduğunu, Pasifik Batısı ve Güney Doğu Asya’da etkinlik için, NATO ülkeleriyle bağlantılı ittifaklar kurmayı NATO sayesinde gerçekleştirdiğini, Trump dönemindeki aşırılıkların ABD’ye prestij kaybettirdiğini ve bunun etkinliğini ve gücünü de sorgulanır hale getirdiğini bildiği ve bu bilinçle hareket edeceği öngörülmektedir.
Temmuz 2026’da Türkiye’de
yapılacak NATO Zirvesi’nde, ana konuların yanında, NATO’nun
sarsılan prestijinin de yeniden kazandırılmaya çalışılacağı
düşünülmektedir. Toplantılarda yeni yapılanma, yeni
stratejiler ve alan değişiklikleri üzerinde durulması
beklendiğinden, Türkiye’nin lehinde gibi gösterilip, aleyhinde
olabilecek durumlara karşı hazırlıklı olunması faydalı
olacaktır. Özellikle Adana’da ve İstanbul Boğazı Beykoz’da
kurulan yeni karargahların fonksiyonları tedirginlik yaratmış
olup dikkat edilmelidir.
Bölgesel yeni ittifak arayışları
Bölgede cereyan eden olaylar Türkiye’nin yakın etki ve ilgi alanı içindedir. Türkiye, bundan zarar gören ve devamı halinde potansiyel zarar ihtimali olan ülkelerin de içinde yer almaktadır. Türkiye için sadece zarar konusu değil, insani ve vicdani düşünceler de önem arz etmektedir.
Başta ABD olmak üzere, emperyal güçlerin, emperyal güç olmayıp da işgal iştahlısı ve varlığını da bir emperyal güç olan ABD’ye dayandıran İsrail’in başrol oynadığı; insanlığın, uluslararası hukukun ve uluslararası kurumların hiçe sayıldığı ve etkili olamadığı olaylar karşısında bölge ülkelerinin bir arayış içine girdikleri görülmektedir.
Bu arayışın, bölgedeki sorunların, yine bölgedeki ülkeler tarafından çözümlenmesi için bir dayanışma ve her alanda işbirliğine yönelik olduğu, bu kapsamda iki yıldır Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan’ın devam ettirdikleri çalışmalarında ilerleme kaydettikleri anlaşılmaktadır.
Bu ülkelerin Ortadoğu’da
savaşların genişlememesi ve barışın sağlanması için
oluşturdukları demokratik platformun, bölgesel bir güvenlik
işbirliğine dönüşmesi için yaptıkları çalışmaların, Antalya
Diplomasi Forumu’nda da müşahede edildiği üzere hız kazandığı
ve bir anlaşma eşiğinde oldukları söylenebilir. Çekirdeğini bu
ülkelerin oluşturduğu işbirliğine, olayların akışına göre
bölge ülkelerinden de katılımlar olabilir.
Bu görüntünün, Pakistan’ın rakibi Hindistan tarafından “İslami
NATO” olarak nitelendirilmesini, karamsarlığa düşen İsrail
tarafından da yakında “Radikal İslamcı İttifak” olarak
yaftalanmasını yadırgamamak ve bunlara aldırmamak gerekir.
Ayrıca bu işbirliği/ittifakın, Rusya ve Çin ile genişletilebileceği, diğer taraftan da Türkiye, Rusya Çin, İran ittifakının gündemde yer aldığı söylense de şartların bu gelişmeler için henüz oluşmadığı, zamana, mekâna ve duruma bağlı olduğu düşünülmektedir.