İSRAİL DOSYASI /// Armağan Kuloğlu : İSRAİL NEREYE KOŞUYOR ???

4 views
Skip to first unread message

Digi Security (İŞNET)

unread,
Aug 27, 2026, 7:02:47 AM (4 days ago) Aug 27
to (122) - ATATÜRK MİLLİYETÇİLERİ, (122) - ÖZEL BÜRO (TÜRK BASINI İLETİŞİM LİSTESİ), (122) - TURAN ÇATLI MAIL GRUBU, (122) - TÜRK VE İSLAM ALEMİNİN LİDERİ TÜRKİYE, (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (ÖZEL BÜRO), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK STRATEJİ KURUMU), (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU

Armağan Kuloğlu : İSRAİL NEREYE KOŞUYOR ???
 
E-POSTA : akul...@gmail.com

Yeniçağ Gazetesi, 28 Ağustos 2026

***

Dış Politikada ülkeler arasında siyaset, diplomasi yoluyla yürütülür. Diplomasi yoluyla siyasetin kendi çıkarları yönünde gelişmediğini gören ülkeler, gücüne ve imkanlarına göre diğer ülkelerle ilişkilerini, dahil oldukları paktların etkilerini, uluslararası kuruluşların konuya müdahil olmalarını, ekonomiyi ve buna benzer vasıtaları ve müzakere imkanlarını sonuna kadar kullanarak amaçlarına ulaşmaya çalışırlar. 

Eğer konular güvenlik ve beka konusuysa ve imkanlarını kullanmalarına rağmen sonuç alamazlarsa, uluslararası hukuku da dikkate alarak, diplomasinin önünü açmak için sınırlı askeri güce başvurabilirler.

Ancak karşınızdaki ülke İsrail ise, bu konuların tümü bir tarafa bırakılarak, güvenlik bahanesiyle ideolojik savaşa girilir ve arkasındaki ABD’ye de güvenerek, aklına gelen her durumda doğrudan askeri güce başvurur. Bu eylemlerini de güçsüzlere karşı uygular. Sivilleri, kadın ve çocukları acımasızca katleder. İran gibi gücü yetmediği ülkelere de ABD’nin kuyruğunda hareket ederek saldırılarda bulunur.

Halen Gazze’de, Hamas adı altında sivillere, Lübnan da Hizbullah bahaneyle mazlum halka, Suriye’de ise işine gelmeyen her yere saldırı halindedir.

Türkiye’yle rekabet etme ve üstünlük sağlama peşinde

İsrail’in Türkiye’yle Suriye ve Gazze konusunda rekabet halinde olduğu görülmektedir. Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde varlığını ve kontrolünü, kendi güvenliği açısından tehdit olarak kabul etmektedir.

Ayrıca Türkiye’nin, Suriye’ye verdiği sivillere yönelik sosyal, eğitim, sağlık, elektrik enerjisi ve alt yapı çalışmaları kapsamındaki desteğinin Suriye ülkesi ve halkı üzerindeki etkisini kendi aleyhinde olan bir gelişme olarak nitelendirmektedir. 

Türkiye’nin verdiği askeri eğitim, teçhizat, sistem, teşkilatlanma ve danışmanlık desteğiyle Suriye’nin güvenliğini sağlama çabalarını da tehdit olarak algılamaktadır.

İsrail, bu kapsamdaki düşüncelerine istinaden, Türkiye sınırında yaklaşık 70 Km. mesafedeki Halep yakınlarında bulunan Ebu Zuhur hava üssündeki pist ve depolama tesislerine sekiz hava saldırısı düzenlemiş, bu saldırıyı da Türkiye’yi uyarmak için yaptığını açık bir şekilde itiraf etmiştir. 

İsrail, bu saldırıyı, bir kısım TSK personelinin bölgede inceleme yapmasını, bu hava alanında yeni bir üs kurma teşebbüsü olarak algılamasına istinaden yaptığını söylemektedir. Saldırıdan önce de Suriye’yi, Türkiye’nin bu gibi teşebbüslerine izin vermemesi için ikaz ettiğini, izin verirse orayı bombalayıcını bildirdiğini de açıklamıştır. Suriye’nin de bu konuda Türkiye’yi bilgilendirmiş olabileceği, Türkiye’nin zaten hazırlıklı bulunduğu, durumu takip ettiği, tedbirlerini de aldığı söylenebilir.

Ancak Türkiye’nin kendisi için askeri üs kurma gibi bir düşüncesi olmadığı, metruk hava alanını Suriye silahlı kuvvetlerinin kullanabilmesi için yardımcı olduğu bilenen bir gerçektir. İsrail’in, sivil hava trafiğinin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için, Türkiye’nin Şam hava alanı ve sahası için radar tesisi kurmasını dahi, Türkiye’nin İsrail’in askeri hava faaliyetlerini takip etmek için gerçekleştirdiğini söyleyecek kadar da paranoya içine girdiği görülmektedir.

İsrail’in daha önce; Türkiye’nin Suriye’nin orta bölgesinde üs kuracağı bahanesiyle yine bu bölgedeki metruk hava alanını da bombaladığı unutulmamalıdır.

Olay için birçok ülke İsrail’i kınamış, Türkiye de güçlü bir kınamada bulunduğu gibi, kendisine yönelecek bir saldırıyı cevapsız bırakmayacağını da ilan etmiştir.

İsrail, bu olayın hemen ardından S.Arabistan ve Katar’la görüşmüş, Yunanistan’la iletişime geçmiş, Yunanistan Savunma Bakanlığı da Genelkurmay Başkanı ve üst düzey subaylardan oluşan bir heyetin İsrail’de askeri liderlerle görüşmelerde bulunduğunu duyurmuştur. 

Aklınca GKRY’nin de dahil olduğu ittifakı harekete geçirip, krizi Doğu Akdeniz’e doğru genişletmeye, Yunanistan’ı da tahrik ederek eylemde bulunmaya teşvik edip, gözdağı vermeye çalıştığı anlaşılmıştır.

Gelişen olayların, Türkiye’nin Suriye’de giderek artan sivil, askerî ve stratejik etkisinden kaynaklandığı söylenebilir. Türkiye, merkezi yönetimi güçlü ve kendi güvenliğini sağlayabilen bir Suriye istemekte, İsrail ise Türkiye’nin eğittiği, silahlandırdığı ve hava savunmasını güçlendirdiği bir Suriye’yi tehdit olarak görmektedir. İsrail’in, Türkiye’nin Suriye’de üsler kurmasını, güneye ilerlemesini ve kendisini sınırlandırmasını önlemek istediği de bir gerçektir. 

İsrail’in saldırısının arkasındaki diğer düşünceler

Saldırının arkasındaki en önemli sebebin, bir ay kadar sonra İsrail’de yapılacak seçim olduğu, Netenyahu’nun bu saldırısının ve Türkiye’ye karşı fütursuzca beyanlarının, seçim kampanyasının bir parçası olduğu değerlendirilmektedir. Saldırının arka planında, Türkiye, S.Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nın da etkisinin olduğu ve İsrail’in anlaşmayı bölgede yeni bir güvenlik yapılanmasının işareti olarak gördüğü de kıymetlendirilmektedir.

İsrail'in bu ve benzer saldırılarla, Türkiye'nin, Suriye'de oluşturduğu yeni güvenlik mimarisini dikkate almadığını ve bunun Suriye’deki hareketlerini engelleyeceğini hesapladığı, bu nedenle istediği yerde ve zamanda operasyon düzenleyeceğini göstermeye çalışmış olabileceği de düşünülmelidir.

Türkiye de, İsrail'in Suriye'ye yönelik saldırılarını eleştirerek bölge istikrarsızlık yaratma adımlarına karşı olduğunu açıklamış, Suriye'de huzur ve istikrarın sağlanması için Şam yönetimiyle de iş birliğini sürdüreceğini belirtmiştir.

Netenyahu seçimi kaybederek gitse de yerine gelecek olanların da benzer düşüncede olacağı görülmektedir. Eski Başbakanlarından Bennett’in, Türkiye ve Katar’ın Gazze’de rol üstlenmesine karşı olduğunu, iktidara gelirse bu iki ülkenin Gazze’deki etkisini sona erdireceğini ve Mısır’ı daha etkin hale getireceğini söylemesi, gerekçe olarak da bu ülkelerin Hamas ve Müslüman Kardeşlerle olan yakınlığını göstermesi, Mısır’ın ise bunlara karşı olduğunu belirtmesi dikkat çekicidir.

ABD’nin güven vermeyen tutumu

Trump’ın bu olaydan haberi olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bilenen gerçek, Trump’ın bu konuda açıklama yapmaktan kaçınmasıdır. Saldırıyı Türkiye’yi uyarmak için yaptığını açıkça söyleyen İsrail’in bu olayda dahi arkasında durduğu, ne olursa olsun bu desteğini devam ettireceği anlaşılmaktadır.

Türkiye’nin zaten teyakkuzda ve olaydan önce de muhtemelen haberdardır. Hazırlıklı olduğu, gerekli tedbirleri aldığı, köklü devlet tecrübesiyle fiili reaksiyon göstermediği bu saldırı için; ABD BE Barrack’ın, İsrail’in Türkiye’ye karşı doğrudan bir saldırıya cesaret edemeyeceğini bilmesine rağmen, iki ülke arasında askeri çatışmaya tırmanma yönünde gerçek bir risk yaşandığını açıklaması ve iki ülke arasında bir çatışmasızlık mekanizmasının oluşturulması gerektiğini ortaya koyması, sanki İsrail’in Türkiye’yi uyarmasındaki ciddiyeti kuvvetlendirmek için yapıldığı izlenimi yaratmaktadır.

Nitekim, İsrail Dışişleri Bakanı’nın, Türkiye’yle gerilimi artırma niyetinde olmadıklarını ve her zaman diplomatik çözümü tercih edeceklerini söylemesi ve sadece statükoyu korumak istediklerini belirtmesi de Türkiye’yle çatışma cesaretinde ve niyetinde olmadıklarının bir göstergesi olarak görülmelidir. ABD ve Barrack’ın tutumu, her zaman olduğu gibi güven vermemektedir.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages