
Medeniyetler Bir Gecede Kurulmaz ve Bir Gecede
de Yıkılmaz, Yıkılır Demek, Tarih Bilincinden Yoksun
Olmak Demektir
İbrahim Ortaş,
E-POSTA : ior...@cu.edu.tr
***
Medeniyet Nedir?
ABD Başkanı Trump’ın “koca bir medeniyet bir gecede yok
edilecek” ifadesiyle başlayan tartışma: medeniyetin bir gecede
yok edilmesi mümkün mü? sorusunu sordurtuyor. Arapça olan
medeniyet kelimesi, Medine’den, yani kentte oturanların yaşam
biçimlerini ve düzeyini belirten bir sözcüktür. Medenileşmek,
uygarlaşmak olarak da tanımlanır. Medeniyet ve/ya uygarlaşma
nedir?
Server Tanilli, Uygarlık Tarihi adlı kitabında, uygarlık
kavramının “gelişme yolunda hayli ilerlemiş, ideal ölçülere
hayli yaklaşmış bir topluluk” olarak anlaşıldığını belirtiyor.
Uygarlık aynı zamanda “kültür” kavramını da içerir. Amerikalı
tarihçi Will Durant, “İnsanlığın Kültür Tarihi” başlıklı
eserinde kültür “yaratıcı eylemi elverişli kılan toplumsal
düzendir” der.
Medeniyetler (uygarlık), ekonomik üretim biçimleri (altyapı),
hukuki ve siyasal kurumlar (üstyapı), kültürel değerler ve
bilimsel gelişmelerin uzun bir zaman dilimi içerisinde
etkileşimli olarak gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır.
Medeniyetler/uygarlıklar, yalnızca maddi unsurlardan değil,
aynı zamanda kolektif hafıza, birikimli kültürel zenginlikler
ve ürettikleri yanında toplumsal iradelerden de
beslenmektedir. Medeniyetlerin devamlılığını belirleyen temel
unsur, toplumun zaman içinde kendi yapısından yaratığı
altyapısının ve üstyapısının benimseme ve yeniden üretme
kapasitesine sahip olması olarak da anlamlanır. Onun için
herhangi bir toplumun kültürel, sosyal, ekonomik, hukuki ve
bilimsel birikimi koruyorsa, fiziksel altyapının tahrip
edilmesi durumunda dahi yeniden inşa edilebilir. Buna örnek
olarak, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın kısa sürede
sahip olduğu bilimsel bilgi sayesinde kısa sürede toparlanması
gösterilebilir. Bu nedenle, askeri müdahaleler medeniyetlerin
sürekliliğini zayıflatabilir; ancak tek başına ortadan
kaldırmaları mümkün değildir. En azından tarihsel gerçeklikle
uyuşmamaktadır.
Medeniyet kavramının doğuşu ve batışı aynı zamanda konu bir
medeniyet/uygarlık tarihidir. Ancak birkaç bin yıllık
insanlığın kısa tarihinde birçok toplum dünyanın değişik
bölgelerinde kendi ürettikleri değerlerle yaşamlarını
sürdürmüşler ve günümüz kadar geldiler. Son birkaç bin yılık
içinde beli başlı uygarlaşma aşamaları yaşandı;
Avcılık toplayıcılıktan yerleşik yaşama geçiş uygarlığı. Tarım
yaparak doğal yaşamdan kültürel yaşama geçen uygarlık.
İnsanlığın yazı ve bilgi toplama aşamasının yaşandığı Mısır ve
Mezopotamya’daki uygarlıklar. Milattan önce evreni
sorgulayarak açıklamaya çalışan akılcı sistemler dönem olarak
tanımlanan felsefenin yapıldığı Yunan uygarlığı en eski
medeniyetler arasında akla gelmektedir.
Mezopotamya’da feodalitenin etkisi altında gelişen İslam
uygarlığı, Orta Çağ’ın durağan sürecinin ardından Rönesans ile
başlayan modern çağın yaratığı uygarlık. İnsanlığın birikimli
geçmişi içinde uygarlığın temel taşları olarak yapılan
buluşlardan: ateş, yazı, takvim, tekerlek, barut, matbaa,
Sanayi Devrimi ile başlayan buharlı gemi ile yeni dönüşüm.
pusula, elektrik, radyo, telefon, TV, bilgisayar, uzay
teknolojileri, biyoteknoloji, nanoteknoloji, WEB, e-posta,
akıllı arayüzlü telefonlar ve yapay zekâ.
Tarihsel Örnekler Üzerinden Değerlendirme
Tarihsel süreç incelendiğinde, büyük medeniyetler bir anda
tekil olaylarla kısa sürede ortaya çıkmamış. Medeniyetlerin
çözülmesi de tarihsel süreklilik içerisinde kısa sürede bir
gecede gerçekleşmektedir. Medeniyetlerin kısa vadeli askeri
müdahalelerle bir anda ortadan kaldırılabileceği de hiç mümkün
değildir.
Medeniyet ve uygarlıkların değişimi dünyada büyük dönüşümlerin
yaşandığı zamanlar denk gelirse, değişim kolaylaşabilir.
Örneğin, Roma İmparatorluğu'nun çöküşü, yüzyıllar süren
ekonomik zayıflama, iç siyasi istikrarsızlık ve dış baskıların
birleşimi sonucunda yıkılmıştır. Benzer şekilde, Osmanlı
İmparatorluğu'nun çöküşü de uzun vadeli yapısal sorunların,
küresel güç dengelerindeki değişimlerin ve I. Dünya Savaşı
gibi büyük tarihsel kırılmaların etkisiyle ortaya çıkmıştır.
Medeniyetlerin Sürekliliği ve Savaş Retoriği Jeopolitik
Söylemlerin Sınırları
ABD başkanı Donald Trump tarafından dile getirilen İran için
“bir medeniyet yok olacak” yönünde ifade edilen açıklamanın
yalnızca güncel jeopolitik gerilimlerin bir yansıması olarak
değil, aynı zamanda siyasal retoriğin tarihsel ve sosyolojik
gerçeklikle olan uyumsuzluğu olarak da görülüyor. Bu tür
ifadeler, süper güç ABD’nin sahip olduğu askeri kapasitenin
mutlak belirleyiciliği varsayımına dayanmaktadır. Ancak
medeniyet olgusunun doğası gereği çok katmanlı ve uzun erimli
yapısını göz ardı etmektedir. Sanırım önce medeniyetler nedir,
nasıl olur, gelişir ve yıkılır bakmak gerekir.
Birçok savaşta üstten bakan güç sahipleri başta ABD başkanının
kullandığı sert söylemler, çoğu zaman doğrudan askeri eylemden
ziyade psikolojik baskı ve caydırıcılık stratejilerinin bir
parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu
açıklamaların karşı tarafın iradesini zayıflatmaya yönelik bir
stratejik iletişim aracı olduğu ileri sürülebilir. Ancak bu
tür söylemlerin, özellikle nükleer silah kullanımı gibi insan
aklının kabul edemeyeceği senaryoları çağrıştırması, küresel
ölçekte tedirginlik yarattı ve uluslararası güvenlik algısını
da zedelemekte olduğu vurgulandı. İşin içinde İsrail’in de
İran’da ders verilmesi ve nükleer kapasitesinin yok edilmesi
talepleri de dikkate alındığında, kaygıları iyice
artırmaktadır.
Kültürel Yetersizlik Medeniyetlerin Tanınmasını Sınırlıyor.
ABD ve İsrail’in İran’ın sivil altyapısının hedef alınması,
uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde ciddi tartışmalara
konu olmaktadır. Birleşmiş Milletler ve ilgili uluslararası
kuruluşlar savaşın hukuk normlarını ve sivillerin ve sivil
altyapının korunmasını temel ilke olarak benimsemektedir. Bu
nedenle, savaş sırasında toplumun temel ihtiyacı olan köprü,
demiryolları, su kaynakları gibi altyapıya yönelik
saldırıların hukuki meşruiyeti yoktur. Her somut olay özelinde
ayrıca BM ve diğer insan hakları savunucuları tarafından
değerlendirilmesi gereken durumlar vardır. Bu durum, savaşın
yalnızca askeri değil, aynı zamanda hukuki, ahlaki ve etik
boyutlarının da bulunduğunu açıkça göstermektedir. Ayrıca
bölgeden gelen kültürel yapılara da zarar veriliyor olması hiç
kabul edilemez.
Öyle görülüyor ki kendisinde olmayan birikimli kültürü
bilmediği için Irak ve Afganistan savaşlarında görüldüğü gibi
her şeyi yakıp yıkmayı zafer olarak algılıyor. Amerika’nın
kısa tarihine bakıldığında, Batı’dan giden önemli bilim
insanları dışında kendi içinde önemli filozof ve entelektüel
insanlar çıkarmamıştır. Bu nedenledir ki bu tür savaşlar
konusunda yeterince aydını entelektüeli olmadığı için o
kesimlerin eleştirisine uğramamaktadır.
Bu örnekler, medeniyetlerin ortadan kalkmasının ani bir askeri
ve güç uygulamasından ziyade, çok boyutlu ve uzun süreli
dönüşümlerin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Çağın
konjonktürü belirler. Bu anlamda ABD gibi, Amerika kıtasını
1500’lü yıllarda keşifler sonrasında elindeki “tüfek ve çelik
ve mikrop” sayesinde zorla ele geçiren Avrupalıların
kurdukları ülkenin yeni bir kültürel birikim çok da
beklenemez. Sonra da diğer ülkelerden gelen göçmenlerin ve
Afrikalıların oluşturduğu yeni bir kültürel birikim henüz yok
sayılır. Kısa sürede devşirme inşaların bir araya getirdiği
devletlerin kadim medeniyetlerini anlaması da çok beklenmemeli
(Ortaş, 2003, Irak’ın işgali sonrası Bağdat Müzesi’nin
yağmalanması sonrası yazılan “kültürsüz kültürlülük”
https://v3.arkitera.com/v1/haberler/2003/04/25/kultur.htm.).
Sanırım ABD’nin başkanı tarafından kullanılan “medeniyetin bir
gecede yok edilmesi” derinlemesine düşünülmemiş görülüyor. ABD
asılında Vietnam, Afganistan ve İran’da toplumların geçmiş
kültürel birikimlerini silahla çökertemediğini görüyor olması
beklenirdi. Fakat fark edilmemiş gibi.
ABD’nin Savaş Teknolojisi ve Yıkım Kapasitesi Var, Ancak
Nükleer Kullanabilir mi?
Trump’ın tehdidiyle ABD’nin nükleer bomba kullanılarak ciddi
bir soykırım yaşatacağı sorusu kaygılandırdı. Nükleer
kullanımı insanlık için değil, diğer canlılar için de bir
felaket olur. Günümüz teknolojik gelişmeleri, özellikle
yüksek hassasiyetli silah sistemleri ve ileri düzey askeri
kapasitesine sahip ABD ve İsrail, İran’ın belirli bölgelerdeki
altyapısına ciddi fiziksel yıkımlar yaratma potansiyeline
sahiptir. Diğer tarafta, bir tek İran değil, diğer bölge
devletleri de bu saldırılardan etkilenecek. Nihayet, savaşın,
dünyanın petrol akışının kesilmesiyle herkes zarar gördü. Bu
kapsamda, İran’ın altyapısının ağır şekilde zarar görmesi
mümkündür. Ancak fiziksel yıkım ile medeniyetin ortadan
kalkması arasında doğrudan bir ilişki kurmak teorik ve pratik
olarak mümkün olmadığı için yarın İran medeniyeti
yıkılmayacaktır.
Sonuç olarak: ABD başkanının mevcut
zorda kaldığı durumda belirttiği siyasal söylemlerinde yer
alan “bir medeniyetin bir gecede yok edilebileceği”
yönündeki ifadesi tarihsel ve sosyolojik gerçeklikle
örtüşmemektedir. Medeniyetler, uzun vadeli ve çok katmanlı
süreçlerin ürünü olup, yine benzer şekilde uzun süreli
dönüşümler sonucunda zayıflamakta veya zamanla ortadan
kalkmaktadırlar. Ancak birikimli kültüre sahip ve yaşayan
uygarlıklar yeniden toparlanabilir. Bu bağlamda, güncel
jeopolitik gelişmeler değerlendirilirken, askeri
kapasitenin sınırları ile medeniyet olgusunun derinliği
arasındaki fark göz önünde bulundurulması gerekir. İran
gibi birkaç bin yıllık kültürel altyapısı ve medeniyetinin
birikimli kültür, ABD’nin tek taraflı askeri teknolojik
üstünlüğü ile verilecek fiziki zararla yıkılamaz. İnsan
toplumunun iradesi ve duruşu, sanırım dünyanın diğer
mazlumlarına örnek olacak bir medeniyet dersi olacaktır.
Tarihi bilincinin önemi bir kez daha önem kazanmaktadır.