
Armağan Kuloğlu : TUZAK
E-POSTA : oaku...@gmail.com
Yeniçağ Gazetesi, 03 Temmuz 2026
***
BM Genel Sekreteri’nin kendileri açısından sorun olarak
görülen Kıbrıs konusunda, müzakerelerinin yeniden
başlatılabilmesi için özel bir gayret sarf ettiği
görülmektedir.
Bu kapsamda Liderleri gayrı resmi yemekte bir araya getirmeyi başaran ve buna devam edilmesini de sağlayan, buradan edindiği intibayla daha etkin sonuç alabilmek için görüşmelerin, “yeniden birleşme sürecindeki adımları değerlendirmek üzere” 5+1 formülüyle yapılmasına da çalıştığı anlaşılmaktadır.
Genel Sekreterin, özellikle tamamlanmakta olan görev süresi sona ermeden önce önemli bir adım atmaya teşebbüs ettiği ve bu amaçla Özel Temsilcisini müzakerelere zemin yaratma düşüncesiyle adaya gönderdiği bilinmektedir.
Özel Temsilcinin adayı ve Türkiye’yi ziyarette yaptığı görüşmelerden sonra BM’nin, kendileri açısından sorun olarak kabul edilen konularda bir formül geliştirdiği ve tepkileri ölçebilmek için de bu görüşlerini resmi yoldan değil de Rum medyası vasıtasıyla kamuoyuna servis ettiği görülmektedir.
Bu formüle baktığımızda,
gerçekleşmesi ve kabul edilmesi mümkün olmayan argümanlarla,
Türk tarafını akılsız yerine koyup kurnazlık yapmaya
çalıştıkları, “tanınma” ifadesiyle de kandırabileceklerini
zannettikleri anlaşılmaktadır.
Niyet kandırıp tuzağa düşürmek
Kıbrıs sorunu, 1974’de çözülmüş ve 1983’de bitmiş, ortada bir sorun kalmamıştır. O zamandan beri Adada barış, istikrar ve huzur vardır. Konu, Türk tarafı açısından sonlanmış olmasına rağmen, bunu kabullenemeyen BM, AB ve birtakım ülkeler, Rum-Yunan ikilisinin arkasında durarak Türkleri sürekli olarak müzakereye zorlamışlardır.
Kıbrıs konusunu “sorun” olarak kabul ettiğimizde, masaya oturma tuzağına düşeceğimiz, hakkımız olmasına rağmen önümüze “çözelim” diye sürülen konulara çare arayışlarına girdiğimizde elimizdekileri de kaybedeceğimiz akılda tutulmalıdır.
Bu konuda bizi teşvik edebilmek için önümüze konabilecek tekliflere, çıkar sağlayacağım diye itibar edilmemeli, hiçbir hususun KKTC’nin bağımsızlığıyla, egemenliğiyle, toprak bütünlüğüyle ve garantörlükle mukayese edilemeyeceği bilinmelidir.
Türkiye’nin 2004 yılında, AB’ye girmek ve buna imkân yaratacak müzakere sürecini başlatabilmek için büyük bir hevesle, Annan Planı denen ucube BM planı üzerinde müzakerelere başlamayı ve sonucunda da referanduma kadar uzanan KKTC’nin varlığına son verecek anlaşmayı kabul etmesini ibretlik bir örnek olarak hatırlamakta fayda görülmektedir. Adanın 10 yıl kadar bir süre içinde tamamen Rum kontrolüne geçmesini sağlayacak bu planın, yapılan yoğun propaganda ve aldatmaca söylemler sonucu Türk tarafınca kabul edilmiş olması, ancak Rumların bu kadar beklemeye tahammül edememesi nedeniyle Rumlar tarafından reddedilmesi ve yıllar sonra Rum kesimi dışişleri eski bakanlarından Marcoullis’in, ‘’Kıbrıs’ta anlaşmaya varmak için bugüne kadarki en iyi fırsatı yok ettikleri’’ itirafı unutulmamalıdır.
Karşı tarafın niyet ve
maksadı bellidir. Türk tarafının, zaten fiilen var olan
egemen, eşit, iki ayrı devlet statüsünden başka bir seçeneği
kabul etmesi mümkün değildir. Benimsenen bu fiili ve Türkiye
tarafından da tanınan durum, devlet politikası haline gelmiş
olup kararlılıkla arkasında durulmaktadır.
Tuzak formülde neler var?
Yeni senaryoda, KKTC’nin kesinlikle bağımsız ve egemen bir devlet vasfının ortadan kalktığı, bugüne kadar federasyona yanaşmayan Rum-Yunan ikilisinin, artık BM’nin ortaya koyduğu iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyonu kabule yanaştığı ve müzakerelerin ara verildiği yerden başlamasının istendiği anlaşılmaktadır.
Bu konuda GKRY Politis gazetesinde çıkan yazıda öngörülen yapının;
-Rum tarafınca “iki bölgeli, iki toplumlu federasyon”, Türk tarafınca ise “konfederasyona yakın” bir model olarak yorumlanabileceği, Rum tarafının federasyon tezi ile Türk tarafının egemen ve eşit uluslararası statü talepleri arasında köprü kurmaya imkân vereceği ifade edilmektedir.
-Crans-Montana’da görüşülen haritanın temel alınarak Maraş, Güzelyurt ve Mesarya bölgelerinin Rumlara bırakılacağı, buna karşılık Türk tarafına Federasyon olarak siyasi eşitlik sağlanabileceği belirtilmektedir.
-Çözüm sonrasında 2-3 yıllık bir geçiş dönemi planlandığı, bu süreçte Maraş başta olmak üzere toprak iadelerinin başlayacağı, buna karşılık Türk tarafının uzun süredir talep ettiği doğrudan ticaret, temaslar ve uçuşlar gibi başlıkların kademeli olarak hayata geçirileceği, Türk limanlarının Kıbrıs Cumhuriyeti gemilerine açılması ve hava sahası kısıtlamaların da kaldırılmasının gündeme gelebileceği söylenmektedir.
-Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimini, dönüşümlü biçimde ‘Federal Başkan’ ve ‘Federal Konsey’in üstleneceği, iki kurucu devlet ve karma parlamento olacağı, Federal Meclis, Rum ve Türk vekillerden oluşacağı, Federal Başkanlığın 3, Meclisin ise seçimle 5 yıl görev yapacağı, 10 üyeli Bakanlar Kurulu’nda temsilin yarı yarıya sağlanacağı, sızdırılan formülde yer almaktadır.
-Güvenlik
ve garantiler konusunda ise, Rum tarafının Garantörlüğün
tamamen kaldırılmasını, Türk tarafının ise Türk askerinin
adadaki varlığının sürmesini savunduğu belirtilirken,
BM’nin orta yol olarak NATO seçeneğini değerlendirdiği öne
sürülmektedir. İddiaya göre Kıbrıs’ın NATO’ya katılması
halinde adada Türk, Yunan, Fransız, İngiliz ve Amerikan
askerlerinin belirli bir güvenlik yapısı içinde
bulunabileceği bir modelin de olabileceği ifade
edilmektedir.
KKTC Dışişleri Bakanı’ndan güçlü bir tepki
-İleri sürülen bu senaryoya tepki gösteren Bakan Ertuğruloğlu, Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünün Kıbrıs Türk halkı için vazgeçilmez olduğunu söyleyerek, Rum tarafının gerçek dışı senaryoları sürekli gündeme taşıdığını belirtmiş, "Ne acıdır ki, kendi içimizde de bu asılsız senaryolara inanıp beklenti içerisine girenler, hatta bu oyunda figüranlık yapmaya heveslenenler mevcuttur" ifadelerini kullanmıştır.
-Devamında da “Bu hayali senaryoda talep edilen topraklar verildiği takdirde, geriye tanınacak bir vatan toprağı kalmayacaktır" demiştir.
-Kıbrıs Türk halkının kendi devletine, egemenliğine ve Anavatan Türkiye’ye sahip çıkması gerektiğini de belirterek, "Gelecek, Rum tarafıyla kurulacak sözde bir ortaklıkta değil, iki egemen eşit devletin iyi komşuluk ilişkilerindedir. Kıbrıs sorununun yegâne ve gerçek çözümü budur" açıklamasında bulunmuş, bu gerçekleri görmeyen ve görmek istemeyenlerle de gidecek yolları olmadığını vurgulamıştır.
Bu açıklama, konunun ciddiyetini kavrayamayıp bugüne kadar bir sonuç alınamadı diyerek federasyona sıcak bakanlar için de etkili bir ders olmuştur.
***
-Kıbrıs konusunda ortaya atılan gelişmeler yine Rum basınından öğrenilmiş olup, anlaşıldığı kadarıyla BM’nin geçmişten farklı olarak gevşek bir federasyon üzerinde nabız yokladığı düşünülmektedir.
-Rum medyasınca BM tarafından hazırlanan böyle bir senaryo olduğu söylenirken, Türkiye ve KKTC yönetimlerinden de görüşmelere sıcak bakıldığına ilişkin öngörülerde bulunulması dikkat çekmektedir. İkinci bir “Yes be Annem” tuzağına düşülmemelidir.