
'Atatürk
Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’u, DP 25 Temmuz
1951’de çıkarmıştı
25 Temmuz 1951’de çıkarılan kanun(*), 31 Temmuz 1951 tarihinde
Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer. Melis
tutanaklarına göre, bu yasa TBMM'de görüşülürken, önce
"Atatürk'e bağlılık hislerimizin hep beraber ifadesi gayesiyle
" sözlerinin ardından "üç dakikalık ayakta saygı duruşu "
yapılır.
Kanun’un 1. Maddesine göre ‘Atatürk’ün hatırasına alenen
hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezasıyla cezalandırılır. Atatürk’ü temsil eden büst, heykel
ve abideleri veya Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan
veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis
cezası verilir.’
Başbakan olduktan sonra tam bir yıl Atatürk’ün adını ağzına
almayan, laikliği hiçe sayan Adnan Menderes ve DPi, neden
Atatürk’ü kanunla koruma yoluna gitmiştir?
14 Mayıs 1950 siyasi erki ele geçiren DP’nin 10 yıllık
icraatlarına bakılacak olursa:
· Anılan yasa Gazi’nin fikirlerinin ve yapılan Cumhuriyet
devrimlerinin tavsatılabilmesi (karşı devrim hamleleri) için
onu sembolleştirip putlaştırma amacı taşıdığı söylenebilir.
· Gecikmesinin birçok sebebi olmasına karşın milli bütçe
disiplini umursamayıp Anıtkabir’i bitirilmesi ve 10 Kasım
1953'de Atatürk’ün naaşının taşınması DP’nin gerçek
amaçlarının örtülmesinde bir propaganda aracı olarak
kullanılmış olduğu aşikar.
· Celal Bayar "Atatürk, seni sevmek millî bir ibadettir"
tümcesini ilk olarak 12 Aralık 1938'de Başbakanlığı döneminde
söyler. Atatürk'ün naaşının Anıtkabir'e taşındığı 10 Kasım
1953’te Türkiye Cumhuriyeti'nin 3. Cumhurbaşkanı sıfatıyla
yaptığı konuşmada bunu yineler. Bu örtülü biçimde Gazi’nin
tabulaştırılmasıdır.
· 29 Mayıs 1950 tarihinde, TBMM kürsüsünden Adnan Menderes,
başbakan sıfatıyla I. Menderes Hükümeti Programı’nı meclise
sunarken "...seçim beyannamemizde yazıldığı üzere, millete mal
olmuş inkılaplarımızı mahfuz (saklı) tutacağız. Millete mal
olmamış, millet vicdanına bir değirmen taşı ağırlığıyla çökmüş
olan bazı tedbirleri ortadan kaldıracağız.."der.
· "Millet vicdanına çöken değirmen taşı" olarak
nitelendirdiği 1932 yılından beri uygulanan Türkçe ibadet ve
ezan zorunluluğu kaldırılmasa da 16 Haziran 1950'de TBMM'de
kabul edilen yasayla Arapça ezan ve ibadet serbest bırakılır.
· İlkokul müfredatına din derslerinin eklenmesi, radyoda dini
programlara izin verilmesi ve imam hatip okullarının açılması
bu politika doğrultusunda hız kazanır.
(BU YAZI DERLEMEDİR)
(*) TBMM üye sayısı 487, 20 milletvekilliği boşta. o gün 288
kişi oy verir. Kabul edenler 232, reddedenler 50 kişi, 6 kişi
çekimser,, 179 kişi oya katılmaz.