
Armağan Kuloğlu : KİTLESEL GÖÇÜ BASKI/CEZALANDIRMA ARACI
OLARAK KULLANMAK
E-POSTA : oaku...@gmail.com
Yeniçağ Gazetesi, 07 Ağustos 2026
***
Geçen hafta İspanya’nın Afrika kuzeyinde özerk yapıda bulunan
iki şehrinden biri Sebte (Ceuta)’ya aynı zamanda 50.000’den
fazla Faslı gencin, bir kısmı denizden yüzerek, daha çok da
karadan kitleler halinde sınırı aşarak “kitlesel düzensiz göç”
eyleminde bulunduğu görülmüştür.
İspanya da 84.000 nüfuslu bu şehre, insanların aynı anda kitleler halinde girmesini, münferit düzensiz göçten farklı olarak nitelendirip, bir istila hareketi olarak değerlendirerek onları geriye göndermek için müdahale bulunmuş, göç edenlerden 48.000’den fazlası geri dönmüş, tekrarına karşı da denizden ve karadan tedbirler almış, almaya da devam etmektedir.
Çatışma ortamı da olmadan
böyle bir olayın, baskın tarzında cereyan etmesinin altında
insani, coğrafi ve ekonomik sebepler olduğu gibi, siyasi
sebeplerin de olduğu, bunların provokeyle teşvikinin de
düşünülmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
Göçün arka planında yatan sebepler
İnsani, coğrafi ve ekonomik nedenler: Genç nüfusun çoğunlukla umutsuz ve yoksulluk içinde gelecek arayışında olması, Fas'ın kuzey kasabalarında, özellikle 15-24 yaş arasındaki gençlerin birçoğunun eğitimsizliğiyle ülke genelindeki yüksek işsizlik ve ekonomik imkansızlıklar, kişileri Avrupa'ya geçmek için tehlikeye itmektedir.
Sebte'nin denizden yüzerek geçişe elverişli coğrafi konumunun, anlık kalabalıkların kontrolünü zorlaştırması da etkin bir faktör olarak görülmektedir.
Siyasi ve Diplomatik Gerilimler: İspanya'nın Kuzey Afrika'daki toprakları olan Sebte ve Melilla için, Fas yönetimince egemenlik iddiasında bulunulmaktadır. Bu durum Fas ile İspanya arasındaki sömürgecilik mirası tartışmalarını canlı tutmaktadır.
Bu nedenle Fas'ın, göç baskısını bir müzakere/baskı unsuru olarak kullandığı, diplomatik anlaşmazlıkların arttığı zamanlarda Fas güvenlik güçlerinin sınır geçişlerine müdahalede esneklik tanıdığı/göz yumduğu bilinmektedir.
İspanya'nın dış politikadaki tutumunun, özellikle yaşanan bu hadisede, kendisi üzerinde bir baskı aracı, hatta bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılmış olması da ihtimal dahilindedir. AB’nin bölgedeki katı göç denetimlerinin de göç krizlerinin artmasında rolü olduğu bilinmektedir.
Yanıltıcı/teşvik edici bilgiler: Özellikle sosyal medya aracılığıyla yayılan asılsız "sınırların açıldığı" veya "kolayca yasal statü alınabileceği" yönündeki söylentilerin, kitlelerin aniden kıyılara akın etmesine de yol açabileceği, bu durumun da yaşanan göç hareketinde etkisinin olduğu söylenmektedir.
İnsan kaçakçısı
şebekelerin, hukuki veya idari boşlukları ve yasal süreçteki
yavaşlıkları manipüle etmesi de krizlerin büyümesine zemin
hazırlayabilmektedir.
Yaşanan göç hakkında güçlü siyasi iddialar
Fas’ın, ABD ve İsrail ile olan ilişkileri uzun bir süredir güçlüdür. ABD Fas’ın, İspanya’nın toprağı olan Ceuta ve Melilla üzerindeki hak iddiasını desteklemektedir. Fas, ABD ve İsrail ile işbirliği anlaşması yapmış ve İsrail ile ilişkilerin gelişmesini ön planda tutan İbrahim Anlaşmalarını da imzalamıştır. Savunmasını güçlendirmek için İsrail’den silah, teçhizat ve malzeme tedarik etmektedir.
ABD ve İsrail, Fas’ın Batı Sahra bölgesindeki hak iddialarını kabul etmektedir. Fas, Cezayir ile olan çekişmesinde de bu iki ülkeden siyasi destek almaktadır. Monarşiyle yönetilen ülkenin rejimini ve bölgedeki olası güvenlik endişelerini bu yolla koruyacağını, hatta ABD ve İsrail’le işbirliği yapmadığı taktirde onların aleyhte olabilecek teşebbüslerini önleyemeyeceğini de hesaplamaktadır.
İspanya’nın ise, Gazze’deki soykırıma karşı çıktığı, İsrail’le ilişkilerinin gergin olduğu, Trump’ın da İran’a saldırının başlamasından beri ABD’ye üslerini kullandırmayan İspanya’ya karşı tepkili olduğu bir gerçektir. İspanya, AB içinde de çeşitli nedenlerle tepkilere yol açan bir ülke durumundadır.
İsrail’in birçok defa
giriştiği provokasyonlar dikkate alındığında, yaşanan bu göç
hadisesinde de rolünün olması yadırganmamalıdır. ABD’nin de
doğrudan olmasa da payının bulunması güçlü bir ihtimaldir.
Eldeki veriler, özellikle bu göç olayının, İspanya üzerinde
bir baskı aracı, hatta bir cezalandırma yöntemi olarak
kullanıldığı iddialarını güçlendirmektedir.
Ülke ve kurumların tepkileri
İsrail, İspanya’nın öncelikle Afrika'da, neden yerleşim bölgeleri kurduğunu dünyaya açıklamasının zamanı geldiğini söylemiştir.
İtalya, yaşanan kitlesel göç akınının ardından, İspanya ile Schengen uygulamasını geçici olarak askıya aldığını duyurmuştur. AB Komisyonu ve ülkeleri de genelde kendilerini göçmenden korumaya yönelik çağrılarını ön plana çıkarmışlardır.
ABD ise, olayın İspanya’nın göç politikasının bir sonucu olduğu üzerinde durmuş, Trump da olayı bir felaket ve insanların bir ülkeyi işgal etmesi olarak nitelendirmiştir. Bu görüntünün unutulmamasını, yanlış tarafın iktidara gelmesi halinde aynı durumun ABD’nin de başına geleceğini, Demokratlar kazanırsa iyi bir hayat yaşanmayacağını belirterek, konuyu iç siyasette fırsata dönüştürmeye çalışmıştır.
İnsan hakları komisyonu da İspanya ve Fas‘ın, insan haklarını gözetmesini, uluslararası koruma talebinde bulunanların ilticalarının sağlanması ve geliş şekillerine bakılmaksızın tüm göçmenlerin insan haklarının korunması gerektiğini vurgulamıştır. Sayı fazlalığının, geri göndermeme ilkesine uymayı engelleyemeyeceğini, toplu sınır dışı etmenin de her koşulda yasak olduğunu belirtmiş, İspanya’dan ayrıca, çocuklar ile riski daha yüksek olan diğer kişilerin ihtiyaçları başta, tüm insanların ihtiyaçlarını karşılayacak sağlık ve sosyal kaynaklarını seferber etmesini istemiştir.
Uluslararası Af Örgütü de yetkililere, özellikle ırk temelinde ayrımcılığa maruz bırakılan kişiler ve çocuklar üzerinde ayrımcı etkiler oluşmasını önlemek için gerekli adımları atması için çağrıda bulunmuştur.
***
-İnsan haklarının bu olayda hatırlanması, Filistin ve Gazze özelinde İsrail’in yaptığı soykırıma varan katliamlara yeteri tepkiyi göstermemesi yadırganmıştır.
-Tüm kurumların, Yunanistan’ın Adalar Denizi’nde göçmenlere yaptığı eziyeti ve hayatlarını hiçe saymalarını görmezden gelmeleri ve hiçbir yaptırıma başvurmamaları kabul edilemez.
-Kıbrıs’ta Rumların Türkleri katletmelerine göz yummaları da unutulmamıştır.
-Görüldüğü üzere bütün ülkeler kendi çıkarını ön planda tutmakta, kurumları da bu yönde kullanmaya çalışmaktadır
-Türkiye’nin Suriye iç savaşından kaçan göçmenlerin milyonlarca sayıya ulaşmasına rağmen, bütün kaynaklarını seferber ederek onlara gösterdiği ihtimam tüm ülkeler ve kurumlar tarafından örnek alınmalıdır.
-Ancak tehlike kalktıktan sonra geri dönüşlerinin teşvik edilmemesi, aksine kalmaları için ayrıcalıklar tanınması, demografik yapımızı bozmuş, yeni bir beka sorunu yaratmış ve ihtiyacımız olan kaynakların göçmenlere tahsisine sebep oluş, bu da sıkıntılar yaratmıştır. Geri dönüşler olduğu belirtilse de kalanların doğum yoluyla orantısız çoğalmaları, sayılarında azalma yerine artış sağlamış, kitlesel göç Suriye’yle de sınırlı kalmamış, devam etmiştir. İstenmeyen gelişmelere imkân tanınmamalı, konuya çözüm bulunmalıdır.