Şeytanın aslında içimizde olduğunu söyleyen yazarların, filozofların sayısı hiç de az değil. Şeytanın kendi içimizdeki kötüyü resmetmeye yaradığını kabul etmek yerine her kötü şey gibi onun da dışarıda olduğunu inanmanın insanı sorumluluktan kurtarmak gibi son derece güzel ve huzur veren bir yanı vardır. Dışarıdaki şeytan, üç bin yıl önceki atasının izinden ayrılmayan günümüz edilgen insanının vaz geçilmez sığınağıdır.
Kendi üstüne düşeni yapmayan, bilinçli veya sorumlu davranmayan, ihtirasların gem varamayan ve bu yüzden dara, zora, hapse, yatağa düşen her kişi için o sığınak aynı zamanda kullanışlı bir teselli ocağıdır. İyilik Allahtan, kötülük şeytandan dersiniz, kader değişmez diye söylenirseniz, coğrafya kader der geçerseniz; bu düzlemde başka avuntular bulur, naylon bir huzurla yaşar gidersiniz. Arada bir de buna yaşamak değil sürünmek denir, diye yakınır öfkelenirsiniz.
İnsanın kaderinin kendi ellerinde olduğunu kabule yanaşmayan kitlelerin bu kadim tavrı akıldan ve ferasetten uzak her ergen tavrı gibi belirli ölçüde anlaşılabilir. Günümüz dünyasının net gerçekleri ile bağdaşmasa da kişilerin hayata öyle yaklaşmalarına bir süre kayıtsız da kalınabilir. Sonuçlarına o kişi katlanır çünkü.
Ama aynı akıl dışı tavrın çağdaş bir devlet yönetiminde geçerli olması ve sürdürülmesi kabul edilemez. Benzer biçimde, çağdaş bir toplumun güya aydınlarının görüş ve analizlerinin de hep bu çerçevede kalması, aklın bilimin dışındaki bir paradigmaya sığdırılması halinde, tehlike çanları kulakları sağır edecek kadar abartılı çalıyor demektir. Ülkede son yıllarda olan budur. Neredeyse her Allahın günü ‘kandırıldık’ diyerek veya suskunlukla geçiştirilen her örnekte şeytan vardır ve o elbette her zaman dışarıdadır.
Biden’ın sözde soykırım sözcüğünü kullanması son örneklerden biridir. Ve gayet çarpıcı bir örnektir. Amerika ile olan ilişkilerimizde Trump döneminde yaşadığımız büyük itibar kaybını, yapılan düzinelerce yanlışın bu sonuçtaki etkisini dikkate alarak yapılan analizler yok denecek kadar sınırlı. Yeni ortamda izlenmesi gereken yolu inceleyen ne bir bilim insanı, ne devlet adamı, ne politikacı var.
Amerika’nın aslında beklenen tavrına verilen tepkilerin ise adı üstünde. Tepkiyi küfretmek veya şeytana lanet okumak olarak anlayan yurdum insanına denecek bir şey yok. Ama sorumlu mevkide olan güya devlet adamlarının ve sureta kanaat önderinin tepkilerine bakarsanız, çoğunun o düzeyle yarıştığını göreceksiniz: Tencere dibin kara, seninki benden kara tuhaflığından ötesini kendini dev aynasında görmek ve bundan bile kendine prim fırsatı çıkarmak diyebilirsiniz. Şeytanı dışarıda görmeye alışmış bir tolumda siyaset yapmaya çalışan plltilacıların dramdır bu. Onların laf kalabalığında da herkesi şeytanlaştırma tavrını ve hamaset sosunda şeytana saldırma kahramanlığını görürsünüz.
Açıkça söylemek gerek: Aklın mantığın alamayacağı bir garabettir bu.
Akıl, hukuk ve itibar açık toplumlarda ulusal gücün önemli bir unsurudur. Kötü yönetilen bir ülkede bunlar kıtlaşır. Başka ülkelerin desteğine muhtaç olduğunuzda, imkanlarınızın sınırını yok saydığınızda haklarınızdan mahrum ve itibarsız olursunuz, sizi anlayanı dinleyeni bulamazsınız. Eski askerlerin, iyi diplomatların, büyük devlet adamlarının başarılarını borçlu oldukları ilkeyi hatırlayalım: Gücünüzün sınırlarını bilmek, ona göre davranmak zorundasınız. Her durumda saldırmak yenilgiden başka bir şey getirmez.
Başka yığınla örnekte de aynı yanlış yaklaşımı yollardan beri görüyoruz. ‘Biz bize yeteriz, ama şeytanlar var dışımızda,’ anlayışı bizi adım adım yıkıma götürüyor. Sorunu anlayıp çözmek yerine, uyduruk bahanelere sığınıyoruz, dışımızdaki şeytan elbette o bahanelerden her zaman en uygunu. Kovitle mücadeledeki açmazımızda, aşı sıkıntımızda ve hatta döviz çıkmazımızda da böyle. Doğru olanı yapmak yerine duyarsız kalışımıza sadece kendimizin inandığı tuhaf sebepler uyduruyoruz.
Tamam da hep eleştiriyor, çözüm söylemiyorsunuz.
Nasıl çıkarız bu bataklıktan, siz onu söyleyin?
Çıkışımız bizden başka herkesi şeytanlaştırmaktan ve şeytanı hep dışarıda arayıp bulmaktan kurtulduğumuzda başlayacak. Açıkça görelim artık: Türkiye temel meselelerini çözmek yerine onları ya yoksaymayı veya ertelemeyi tercih eden bir duyarsızlıkla yaşıyor. Yıllardan beri böyle. Son beş yıl, o sorunlara çözüm aramakla değil, her gün biraz daha ağırlaştırmakla geçti. Maliyetler artıyor, riskler büyüyor. Ekonomiden eğitime, tarımdan hayvancılığa, para politikasından maliye politikasına, yargının ve bürokrasinin halinden hukukun üstünlüğüne kadar yüzlerce alanda sorunlar hızla ağırlaşıyor. Herkes komşu mahalledeki bir yangını seyreder gibi seyrediyor.
Bahanemiz şeytan. Bu sonuçta birilerinin daha çok payı var elbette, katkısı olmayanımız ise yok. Çözüm isteyenler kendinden başlasın.
Şeytan dışarıda değil her zaman, çoğu zaman içimizdedir. Eylemlerimiz ve eylemsizliğimiz geleceğimizi belirler.
Bunu anlasak ve anlatsak..
Başlamış oluruz.