Cinuçen Tanrıkorur -sunumun tamamı ve sorular-Seyma KARACANOĞLU

187 views
Skip to first unread message

seyma-

unread,
Jan 16, 2009, 4:55:26 AM1/16/09
to Trakya Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Türk müziği
CİNUÇEN TANRIKORUR - YAŞAMI VE TÜRK MÜZİĞİNE KATKILARI ÜZERİNE

SUNUŞ

‘…merhum sadece bir musikişinas değil; araştırma, deneme, düşünce
yazılarını, ‘saz ü söz arasında’ başlığıyla neşredilen hatıralarını
okuyanlar, konuşma tarzına aşina olanlar onun aynı zamanda üslup
sahibi bir müzikolog, bir düşünce adamı olduğunun şahididir…(KARA,
sunuş, 2003)

A-CİNUÇEN TANRIKORUR’UN YAŞAMI VE ÜSLUBU
a)Yahya Kemal şiiri Besteleri
A- KENDİ SÖZLERİYLE ‘TANRIKORUR’
B- MURAT BARDAKÇI VE CİNUÇEN TANRIKORUR
C- ‘TANRIKORUR’UN YAPITLARI VE ESERLERİ ÜZERİNE ÖRNEK


CİNUÇEN TANRIKORUR’UN YAŞAMI VE ÜSLUBU

1938’de İstanbul Fatih – Mutaflar’da doğdu. Babası Zaferşan
Tanrıkorur, oğluna kendi isminin Kazan Türkçesindeki tam karşılığı
olan ve galib, muzaffer anlamına gelen Cinuçen ismini koydu. Müzik
eğitimine, İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Mûsikîsi Bölümünde
Münir Nurettin Selçuk’un öğrencisi olan amcası Mecdinevin
Tanrıkorur’un, kendisine 2.5-3 yaşlarından itibaren meşk etmesiyle
başladı. Daha ilkokul çağlarında, Sultan III. Selim’in Sûzidilârâ
makamındaki yürük semâîsini okuyor, Mehmet Akif’in Çanakkale
Şehitleri'ne isimli mersiyesi ile birlikte Yahya Kemal, Mehmet Emin
Yurdakul ve Nihal Atsız gibi şairlerin şiirlerini baştan aşağı ezbere
okuyabiliyordu. Eyüp Mûsikî Cemiyeti başkanı bestekâr ve kemanî
Mustafa Sunar’ın ud öğrencisi olan annesi sayesinde ud ile tanıştı.
Kendi kendine ud çalmasını ve daha sonraları beste yapmasını öğrendi.
Besteciliğe ise 14 yaşında Ferahnâk makamında oldukça parlak bir
sazsemâîsi ile güftesi Fuzûlî’ye ait Şevkefzâ makamında bir şarkı
besteleyerek başladı.
Cinuçen Tanrıkorur, sırasıyla İtalyan Lisesi ve Devlet Güzel
Sanatlar Akademisi (MSÜ) Yüksek Mimarlık bölümünü bitirdi. Daha sonra
İmar ve İskân Bakanlığı Marmara Bölge Planlama Dairesinde şehirci
mimar olarak devlet hizmetine girdi ve Ankara'ya yerleşti. 1973'te TRT
Ankara Radyosu TSM Şube Mdl. Görevine getirildi ve burada 1982'deki
istifasına kadar programcılıktan daire başkanlığına kadar çok çeşitli
görevlerde bulundu. Konya’da Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne
bağlı Müzik Eğitimi Bölümünü kurdu.

1989 yılında, irsî olan böbrek hastalığı dolayısıyla Kültür Bakanlığı
tarafından ABD’ye gönderildi ve burada 117 eser besteledi. Ayrıca bu
süre içerisinde Maryland ve Princeton üniversitelerinde örnekli iki
konferans vermiş, iki büyük makale yazarak Turkish Music Quarterly
dergisinde yayınlanmış, hocası Garino'nun tavsiyesine uyarak öğrendiği
eski yazıyı geliştirmek için dostlarına eski harflerle sürekli mektup
yazmış, dahası, ABD'li hattat Muhammed Zekeriya'dan hat dersi
almıştır. Bu dönemden sonra hastalığı sürekli artan Tanrıkorur, toplam
sekiz ameliyat geçirmiştir ve bunların üçü ise henüz mimarlık
öğrencisiyken yakalandığı kanser sebebiyledir. Tanrıkorur, yaklaşık
bir aydır yattığı hastanede iyice ilerleyen hastalığı dolayısıyla 28
Haziran 2000’de vefat etmiştir.

Batılı anlamda ilk ud metodu ile Türk mûsikîsi üzerine sayısız
makalenin yazarı olan ve İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve
az Arapça bilen Tanrıkorur’un yurt içinde ve dışında verilmiş pek çok
tebliğ ve konferansı vardır. Bestelediği eserlerin sayısı 500
civarındadır ve bunların içinde kendi terkîbi olan Şedd-i sabâ, Zâvil-
Aşîran ve Gülbûse makamlarındaki klasik fasıllar; Bayatî-Araban,
Evcâra, Zâvil-Aşîran ve Nişâburek makamlarında Mevlevî Ayinleri; 63
makamlı Kâr-ı Nev’eda, Fuzûlî’nin 54 mısralı Müseddes’inden bir kâr,
Yahyâ Kemal’in “Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Itrî, Mehlika
Sultan ,Sonbahar ve Nihal Atsız'ın "Geri Gelen Mektup" gibi uzun
şiirlerinden yeni formlarda eserler; Günaydınım, Turnalar, Kiralık
Konak Film Müziği ve Tarla Dönüşü / Köyde Sabah gibi tanınmış
eserleri, na’t, durak, şuğul ve ilahiler, klasik ve yeni formlarda saz
müziği eserleri ile yurt içinde ve yurt dışında ödüllendirilmiş
besteleri de vardır. Fransız radyosunca uzun çaları(LP) yapılan ilk
klâsik Türk müziği sanatçısı olan Tanrıkorur, Tayland’dan ABD’ye,
İsveç’ten S. Arabistan ve Fas’a kadar 22 ülkede davet üzerine solo ud
ve ses resitalleri, konferans ve semirlerler vermiştir. Tanrıkorur’un
basılmış Biraz da Müzik ile Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler adlı
kitapları mevcuttur.

‘’Besteciliğe 14 yaşında ferahnak makamında bir saz semaisi ve
Fuzuli’nin şiirinden Şevkefza makamında bir şarkı ile başladı.Çeşitli
formlardaki söz ve saz eserlerinin sayısı Kasım 1996 itibariyle
338’dir. Besteleri arasında kendi buluşu olan Şeddisaba Zavil-aşiran
ve Gül-buse mürekkep makamlarından klasik fasıllar, Fuzuli’nin 34
mısralık Museddes’inden bir kar, 3 Kar-ı natık, Yahya Kemal’in
‘Süleymaniye’de bayram sabahı’ ‘Itri’ Melihka Sultan’ Sonbahar’ gibi
uzun şiirlerinden yeni formlarda eserler, Bayat-, araban ve Evcara
makamlarında 2 mevlevi ayini, naat, durak, şugul ve ilahiler, klasik
ve yeni formlarda saz müziği eserleri ve yurt içinde ve dışında
ödüllendirilmiş besteleri vardır.
’’
(turquie-cinucen tanrikorur) (AK, TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ)
‘’…Ve o gece, hep Cinuçen Tanrıkorur'un kulağını çınlattık. Onu
hastanede ziyaret edenler, Cinuçen Bey'in "artık yoruldum" dediğini
naklettiler..
Sonra Mithat Yılmazel, kanunun tellerine dokunup, Cinuçen
Tanrıkorur'lu bir Hüzzam'a geçirdi faslı Sözleri Fahri Tüzün'e ait
olan, ölümsüz Cinuçen Tanrıkorur şarkısını, hep bir ağızdan
söyledik..
"Ettiğin cevri bile kendime nimet bilirim Küsemem bahtıma ben, sevmeyi
kısmet bilirim
Eremem vaslına, lakin erebilsem de yine Doyamam vuslatına, kendimi
hasret bilirim.."
Cinuçen Tanrıkorur'la benim de kişisel dostluğum oldu.. Evimin
duvarlarında, hala onun sesi ve udunun nağmeleri var.. Kimbilir kaç
kez, "ne olur bir daha söyleyin" diyerek, ondan "Günaydınım,
narçiçeğim"i dinlemişimdir..
Önce, Fevzi Halıcı'nın güftesine kaynak olan Hint efsanesi
"Anarkali"yi anlatırdı.. Anarkali, halktan bir gence aşık olan Hintr
prensesi.. Anarkali'nin babasının askerleri, bu iki genci yakalar.. Ve
güzel prensesi, diri diri duvara gömerler. Prensesin gömüldüğü yerde,
baharda nar çiçekleri açmaya başlar. Zaten Hint dilinde "Anarkali",
nar-çiçeği
demekmiş..
Cinuçen Tanrıkorur, bu efsaneyi anlattıktan sonra udunun tellerine
dokunur ve Yesari Asım'ı hatırlatan üslubu ile, Kürdilihicazkar
şarkısına
başlardı..
"Şavkıması sana doğru yolların
Sana doğru denizlerin çağrısı
Çırıl çırıl ötelerde bir güzel
Günaydınım nar çiçeğim sevdiğim
Vurdum tellerine seni sazımın
Sende anahtarı alınyazımın
Yağmur yağdı serpil yalnızlığıma
Günaydınım nar çiçeğim sevdiğim."
Geçen pazar hep Cinuçen Tanrıkorur'u andık.. Doğan Dikmen,
"Narçiçeğim"i de
söyledi.
O akşam dostlarla, "çarşambaya Cinuçen Bey'i hastanede ziyaret edelim"
diye sözleştik.. Onlar gitti, ben yetişemedim.. Ve akşam, onun ölüm
haberi geldi.. Şimdi bu yazıyı yazarken, onun, üzerinde bana ithaf
yazısı olan kasetini dinliyorum.. "Pek muhterem dost Mehmet Barlas
Beyefendi'ye, muhabbetle" diye yazmış.. Hoparlerden duygulu sesi,
yaşıyormuş gibi
geliyor..
Şeddisaba'yı, Evcara izliyor.. Güfte yine
Fevzi ...................'dan: "Hasretin gönlümde arlık
bir ateşten perdedir Görmüyor pek gözlerim neyler, kudümler
nerdedir.
Çok değil aşkınla mahzun, hem perişan olduğum Aşikâr gönlüm senin var
olduğun yerdedir.." Cinuçen Tanrıkorur 1938 İstanbul doğumluydu..
İtalyan Lisesi'ni ve DGSA Yüksek Mimarlık Bölümü'nü bitirdikten sonra,
kendini tamamen müziğe verdi.. 22 yıl TRT'de, ud sanatçılığı ve
yöneticilikler yaptı.. Sonra Konya Selçuk Üniversitesi'nde Müzik
Eğitimi Bölümünü kurdu.. 270 dolayında bestesi, "Ud Metodu" kitabı ve
sayısız konseri vardı.. Bir büyük usta ve içten, tatlı bir dosttu..
Onu rahmetle anacağız hep..
a) Yahya KEMAL Şiiri Besteleri
b) …Münir Nurettin Bey’ den sonra üstâd Yahya Kemal’in şiirlerini en
çok besteleyen ikinci bestekâr Tanrıkorur’dur.“..Yahya
Kemal,şiirlerini,sesini ve tavrını çok sevdiği,meclisinde
bulundurmaktan zevk aldığı Münir Nureddin tarafından bestelenmesini
aslında pek istemez, aptıklarını beğenmezmiş.Ancak bana öyle geliyor
ki,eğer Cinuçen Tanrıkorur’un bestelerini
dinleseydi,’Tamam,derdi,benim de aradığım ses bu’…Çünkü on sekiz
besteden hiç biri,varlığını borçlu olduğu şiire ihanet etmedi;aksine
derinden kavrayıp kucakladı,sarıp sarmaladı.’’ (1)Beşir
AYVAZOĞLU,”Şairler ve Bestekârlar”,Zaman Gazetesi,1996
Tanrıkorur’un ,Yahya Kemal’in şiirlerine yaptığı besteler 1996’da özel
bir konserle icra edilir.Bu besteleri dinleyen bir yazarımızın
izlenimleri oldukça heyecan ve zevk doludur.Bakın konser sonrası neler
yazmış :“…Cinuçen Tanrıkorur’un Yahya Kemal’in şiirlerinden yaptığı ve
musıkimizin içindeki,tâ içindeki saf,hâresiz ve elmas melodileri,bir
’te’sir-i sihirkârî’ile bulup çıkaran bestelerini dinlemenin hazzını
yaşadım.Bu müstesnâ elman melodiler,beni parçalanmış hayatımızın hemen
hemen her tarafına hakim olan ‘zevk hezimeti’nden
(deyiş,Tanpınar’ındır)çekip çıkardı ve bir haz transandansı ile,
musıkisinde bir taraftan dinin,öte taraftan bütün hayatın aktığı büyük
Itrî’nin iklimine götürdü. Musıkinin köksüzleşmiş ve içleri boşalmış
ağaç gövdelerine benzeyen,kuru hayatımızı nasıl baştan başa derleyip
toparlayarak bir gülistana döndürdüğünü o Rast Destan’da yaşamak nasip
oldu….”(2)Hilmi YAVUZ,”Gelenek,Müzik ve Tanrıkorur”,Zaman Gazetesi,
1996Aynı Hilmi Yavuz’un,Tanrıkorur’un ölümünden sonra da hakkında
söyleyecekleri bitmemiştir ve şunları yazacaktır :“…Cinuçen
Tanrıkorur,Türk musıkisinin geleneksel konumuna bağlılığı bir dünya
görüşü olarak temellük etmişbir besteci olarak anılacaktır.Bir dünya
görüşü,evet,-çünkü,klâsik musıkimizi,sadece bir melodi dağarının
formel anlamda yeniden üretiminden ibaret bir teknik mesele olarak ele
alan bestecilerimizden değildir Cinuçen Tanrıkorur….Cinuçen Tanrıkorur
bestelerinin,bilhassa (Halime Uğur’un da isabetle belirttiği
gibi),melodik yapıya ilişkin ‘geçki ve kompozisyon özellikleri’
bakımından yeniliği,klâsik musiki fomlarımızın makam,usul ve seyir
gibi geleneksel unsurlarının kısıtlayıp hudutlandırdığı
muhtevayı’aşma’denemeleri olmalarındandır.Bu ‘aşma’yı,Cinuçen
Bey’in,özellikle,Yahya Kemal’in ‘Itrî’ şiirinin bestesi olan ‘Rast
Destan’ında bulmak mümkündür:Bence,Cinuçen Bey’i,büyük bir bestekâr
kılan eserler,1990’dan sonra bestelediği,gerçekten benzersiz
müziklerdir…” Hilmi YAVUZ,”İkinci Ölüm Yıldönümünde Cinuçen
Tanrıkorur”,Zaman Gazetesi,28 Haziran 2002Yahya Kemal’in şiirlerinin
bestelerine dair bir başka isim bakın neler yazmış :“….Değerli
sanatkâr bu besteleriyle Türk musıkisine kendi öz vadisinde yeni
ufuklar açmaktadır. İleride bu günlerin tarihi yazılırken,20.y.y.Türk
Sanatı bahsinde,birkaç kırık cümle arasına bir Cinuçen Tanrıkorur
isminin pırıl pırıl ışıldayacağını düşünmüştüm.Bu fikrimde halâ
ısrarlıyım.Hiç şüphesiz asrımızın zavallı Türk tarihi ileriki
asırlarda okuyanların içlerini burkacaktır.Eğer o burukluk içinde
birkaç güzel teselli bulunacaksa,onlardan birisi her türlü
hastalık,itilip kakılma,muhitsizlik,anlayışsızlık tufanına rağmen bu
ebedî bestelerle musıkimize ve metoduyla da diğer sanatlarımıza
rehberlik edecek Cinuçen Tanrıkorur adı olacaktır….” Sait
BAŞER,”Tanrıkorur’un Besteleri veya Kırık Bir Destan”,Zaman Gazetesi,
19 Şubat 1996Tanrıkorur 28 Haziran 2000 akşamı saat 19.40’ da hayata
fâni vedâ eder.Geride 505 beste ve kendine özgü bir üslup ,tarz ve
seviye bırakmıştır. Ölümünden sonraki yıllarda Türkiye’ de bütün
değerler gibi kıymeti geç anlaşılır ve sağlığında hakedip de görmediği
ilgiyi görür.2002 senesinde onun bestekârlığının 50.yılı anısına
İstanbul,Ankara,Konya,Kütahya gibi şehirlerde çeşitli etkinlikler
yapılır. Onunla ilgili olarak Mehmet Yılmaz’ın hazırladığı”O Şafak
Vaktinin Cihangiri”adıyla bir saatlik belgesel film yapılır. Çeşitli
konferans,konser gösterileridüzenlenir.5 Mart akşamı CRR’ de Gazi
Üniversitesi Korosu 63 makamlık büyük eseri Kâr-ı Nev Edâ’ sını,Kâr-ı
Nâtık’ ını seslendirir.Konserin solistleri Selma Sağbaş ve Bora Uymaz’
dır. 28 Haziran akşamı CRR Konser Salonunda Ahmet Özhan Yönetiminde
Kültür Bakanlığı Tarihî Türk Müziği Topluluğu Cinuçen Tanrıkorur’un
Bestelerinden Tasavvuf Müziği”adı ile bir konser verir.Konserin
Solisti Ahmet Özhan Tanrıkorur’un bestelediği ilâhileri okur.Aynı
topluluk besteci’nin Zâvilaşirân Mevlevî Ayini’ni de ilk defa icra
eder.
Ömer Tuğrul İNANÇER
T.C. Kültür Bakanlığı
Devlet Tarihi Türk Müziği Topluğu Müdürü


Üsküdar Musikî Cemiyetinden başlayan bir yakınlığımız var. Bu
özellikle 1980 Aralığından sonra, Konya'da onun Âyininin icra edilmesi
sırasında, onun arzusuyla mıtrıba çıkmamla gelişti, genişledi. Yine
yaş farkından dolayı hürmet bâkî olmakla be¬raber, daha arkadaşlığa
dönüştü, şakalaşır hâle gelecek kadar yakınlaştık.

Mimarlık öğrencisi ikenki haliyle bugünkü hali arasında hiçbir fark
olmayan, bugünkü yaşının getirmiş olduğu zannolunan kemâli, üniversite
talebesi iken dahi yakalamış olan bir zattır benim nazarımda... Ve
pekçok sanatçıda rastladığımız günlük hayattaki kişiliği başka,
sanatçı kişiliği başka hali yoktur. Günlük hayattaki kişiliği ile
sanatçı kişiliği arasında fark olmayışı, sanatçılığının ağır
basışıdır. Titiz (fevkalâde titiz, titiz kelimesinin yetmediği kadar
titiz), çalışkan, gayretli, sanatı hak¬kında ölçü kelimesi kullanmak
benim haddim değil ama gerek ud icrasında, gerek bestelerinde işlediği
temalar, gerekse uzun güftelere, uzun soluklu besteler yapmada bir
numara olduğu âşikârdır. Yaptığı her işi en iyisini yapmazsa (kendince
en iyisini yap¬mazsa) hiç yapmaz. Bu Cinuçen Abinin büyük bir
özelliği...

Aynı zamanda velûd bir bestekâr. Klâsik formlardan, Günaydınım,
narçiçeğim gibi halka intikal etmiş şarkılara kadar herşeyi en güzel
tarzıyla yapan bir sanatçı, çok sevgili bir ağabey, iyi bir arkadaş.
Halk tarafından veya sanatla uğraşmayanlar tarafından kolay
anlaşılamayan, belki de sanat muhitindeki arkadaşları tarafından dahi
anlaşılamayan ve kapris diye nitelendirilen birtakım özel huylara
sahip. (Bunlar benim için kapris ölçüsüne girmiyor, bunlar sanatının
gerekleri.) Hz. Mevlânâ'ya sormuşlar: "Aşk nedir?". Hz. Mevlânâ cevap
vermiş. "Ben ol da, bil". İşte birtakım sanatçı büyüklerimizin
başkaları tarafından kapris diye nitelendirilen halleri, "Ben ol da
bil" in içindedir. Son zamanlardaki bedenî sıhhatinin bozukluğu bile
musikî ile uğraşmasına mânî olmamış, çok sevgili udunu, sazını bebek
taşır gibi kucağında taşır, tasavvuf terbi¬yesinin gerektirdiği, saza
veya ondan para kazanmadığı için ekmek teknesi diyemeyiz ama, o tarzda
düşünsek bile çok büyük hürmet gösterir. Bunlar pek herkeste
rastlan¬mayan özellikler...

Mevlevî Âyinleri üzerindeki çalışması, demin dediğim gibi, "Birşey
yaparsa, en iyisini yapar, yapmazsa hiç yapmaz". Daha evvel görevli
olarak (zannediyorum Feyzi Halıcı ile tanışıklığından dolayı) o
sanattan istifade etmek için Feyzi Abi tarafından Konya'ya çağırılıp,
orada icra ederken, bunu ben de yapabilirim diye düşünmüş ve en
iyisini yapmıştır. Bugün bir Bayâtiaraban Âyin, rahatlıkla her türlü
imzanın (Dede'ler, Itrî'ler dahil) atılacağı bir eserdir. Evcârâ Âyin
herne kadar sağda solda icra edilmedi ise de henüz bir âyin
yapılmadıysa da, fevkalâde sanatlıdır. Üstelik Cinuçen abinin
sanatında yapmacık yoktur. İsim vermeye gerek yok, bazı şöhretli
bestekârlarda dahi rastlanan "yahu, burda ne ustalık yapmış adam"
desinler diye birtakım zorlamalar vardır.Yani musikî cümlesinin arkası
kendikendine gelmez. Dikkat ederseniz sular seller gibi, çağlayanlar
gibi, Cinuçen abinin eserlerinde müteakip cümle akar. Zorlama yoktur.
Alışılmış, slogan olmuş mûsiki cümleleri yoktur. Benim görüşüm budur.

.

Kışın, Yahyâ Kemal Konseri yapıldı, Beyoğlu'ndaki tiyatroda... Orada
icra edilen eserlerinde bence çok önemli bir özellik vardı.. Münir
Bey'in "Endülüste Raks" şarkısından, Sadettin Kaynak'ın bazı uzunca
sayılabilecek eserlerini bir deneme olarak görüyorum.


Ama Cinuçen abinin bu yaptığını deneme olmaktan çıkmış, oturmuş bir
hal olarak görüyorum. Bu da en az ud icrasındaki özelliği kadar önemli
bir özelliğidir. Türk musikîsine getirdiği yeni bir soluk özelliğidir.
Keşke bütün dünyevî imkânlar daha geniş olsaydı da Bakanlığı ile,
konservatuarı ile, üniversitesi ile Cinuçen Abi'den daha fazla
istifade edilebilseydi. Bence kapasitesinin, mevcudiyetinin halka,
sanat âlemine, ilim âlemine intikalinde büyük noksanlıklar var. Ondan
kaynaklanmayan kabahatlerden dolayı...

Radyolara ritmi yeniden Cinuçen Abi koymuştur. Türk musikîsindeki
ritim, usûl keyfiyeti (başka hiçbir musikîde olmayan bir keyfiyet)
kuvvetli zaman, hafif zaman sadece bizim müziğimize ait mes'eleler.
Yoksa kudüm, bendir, darbuka, dümbelek, davul bir metronomun yaptığı
fonksiyon değildir. Bizde ayrı iş yapar vurgulu sazlar... Batı
müziğinde vurgulu sazlar iş yapmaz, tempo verir. Tempo, ritim, usûl
başka başka keyfiyetlerdir. Bu inkâr edilmişti. Bu inkârı da ortadan
kaldıran, görevini hayırlı bir şekilde kullanıp, radyoya ritim âletini
tekrar koyan Cinuçen Abidir.

Tasavvuf müziği eserleri olan ilâhîlerden de örnekler besteliyor.
Bunlarda musikî yapısı açısından söylenecek birşey yok. Hepsi
fevkalâde. Âyinlerdeki başarısı tabiî fevkalâde. Hernekadar ûdî ve
bestekâr olarak şöhret sahibi ise de aynı zamanda çok da güzel okur.
Fevkalâde güzel bir ses icracısıdır ve ses icracılığının (Cinuçen
Abi'ye sesi çirkin demek istemiyorum, öyle anlaşılmasın) güzel
seslilikle alâkası olmadığını ben rahmetli Emin Ongan hocadan
öğrendim. Emin Ongan hoca bizim muhterem bir hocamız, çok sevgili bir
arkadaşımız... Aramızda 50 yaş vardı ama cici bir ağabeyimiz, örnek
alınacak bir beyefendi gibi müsbet vasıfları olan bir zattı. Ama boru
gibi, çok çirkin ve genişliği olmayan bir sesi vardı. Eseri geçerken
önce kendi okur, sonra kulağı iyi olanlar okur, ondan sonra da herkes
okurdu. Bazen 1,5 saatlik bir derste bir tek zemin geçtiğimiz olurdu.
Bazen bir şarkının tamamını geçerdik. Bu kadar dar, güzel olmayan bir
sesle bu kadar güzel eser icra edildiğini ben başka bir yerde
görmedim. Emin hoca okurken bazen güldürür, bazen ağlatırdı. Muhakkak
o eserin insanda uyandırması gereken tahassüsü uyandırır. İşte bu Türk
müziğinin en büyük özelliğidir. Güzel ses ayrı bir meseledir. Sesin
cinsiyle alâkalıdır. Bu Allah vergisi güzelliğin yanında çalışmayla
elde edilecek üslûp, işte Cinuçen ağabeyde bu üslûp da var.

Hani kamyonlarda yazıyor ya: "Ömür biter, yol bitmez" diye. Cinuçen
ağabey Türk müziğinde "söz biter, hakkında bahis bitmez" denilmesi
gereken kişilerden biridir. O yüzden söz bitti..*


DEĞERLENDİRME


‘’Tanrıkorur,taranmış kaynaklardan öğrendiğimize göre,aslen mimarlık
bölümü bitirmiş olmasına rağmen iyi derecede müzik eğitimi alma şansı
bulmuştur
500 dolayında eserinin yanında;konferansları,,makaleleri ve
yayınlarıyla musikinin anlaşılmasını,musiki üzerine düşünmeyi ve fikir
üretmeyi önemsediği açıktır.
Türk Musikisinin özünü kaybetmemesi konusunu ve müzik eğitimi bölümü
kurmasıyla anlaşıldığı gibi müzik eğitimini önemsemiştir,
ud sanatçılığındai gelişmişliği ,Türkçesözcükleri önemsiyor oluşu
önemli özelliklerindendir,bu fikrin ona ‘Cnuçen’ismin koyan babası
ZaFERŞAN bEy’den geliyor olduğunu düşünebiliriz.
Tasavvuf ve ilahi müziğinden anlaşılan odur ki, dinsel müziği de
benimsemiş,hayat görüşünü müziğine yansıtmış bir bestekardı

KENDİ SÖZLERİYLE ‘TANRIKORUR’

‘’Efendim, 1952 yılı, bestelerimi fiilen saklamaya başladığım, yani
‘1 numara’ verdiğim bestemi yaptığım yıldır.Bu ilk bestem bir ferahnak
saz semaisi idi. 14 yaşımda idim.Aynı yıl içinde güftesi Fuzuli’ye ait
olan devrihindi usulünde bir şevkefza şarkı da besteledim.Çocuk
denecek yaşta biri için,Ferahnak Saz semaisi ve Şevkefza gibi
makamları biliyor ve beste yapabiliyorsam ,tabii olarak daha küçük
yaşlardan itibaren bunların hazırlığı içinde olduğum söylenebilir.
On yaşımda hayatımda çok önemli bir yeri olan babam Zaferşan
Tanrıkorur tarafından İtalyan Lisesi’ne başlatıldım.10 yaşımdan 18
yaşıma kadar olan sekiz yılı İtalyan Lisesi’nde geçirdim. Bu lisede
okumak bana İtalyanca, Latince ve Fransızca gibi üç yabancı dile
hakimiyeti kazandırmış olmasının yanı sıra,.’Tanrıkorur’ soyadının
tecellisi bir kere daha ortaya çıkmış oldu…’’


‘’…özellikle babamın ve Münir Nurettin Selçuk’un öğrencisi olan
amcamın yetişmemde çok büyük katkıları oldu.Amcam daha 3-3,5
yaşlarındayken bana klasikleri ezberletmeye başlamıştı.vakit olsa da
size babam Zaferşan TANRIKORUR’u anlatabilsem…’
‘’…annem, Süleyman Bey’e ‘’benim 8 yaşında bir oğlum var, musikiye
meraklı, getirsem bir dinler misiniz?’’diye ricada bulunmuş. Süleyman
bey de ‘’getirin de bir dinleyelim’’ demiş kırmamak için.İki hafta
sonra annem beni Süleyman Erguner’e götürdü.Rahmetli o basbariton
sesiyle’’oku bakalım evladım ne biliyorsan’’dedi.Ben
‘ab u tab ile bu şeb haneme canan geliyor’’u okumaya başladım.
Rahmetli şaşırdı,başladı gözlerinden iplik gibi yaşlar akmaya.Aldı
beni kucağına,öptü,sevdi.Anneme de ‘’aman Adalet Hanım,çok
kabiliyetli.Ne olur bırakmayın,ders aldırın.’’diye ısrarla tavsiyede
bulundu…’’

‘’…Benim ilerdeki ud musikimi ve besteciliğimi hazırlayan iki temel
unsur klasik edebiyat -yani şiir- ve ses eğitimidir…’’

‘’…Vatan hasreti ve huzur...televizyon yok,telefon trafiği
yok.diyalize giden bir hastanın moral çöküntüsü var…bu halet-i ruhiye
içerisindeki insan için ,sığınacak bir ilticagah,bir melce lazım.o da
musiki oldu…’’


‘’…19.yy sonunda Alman ve Japon kardiyologlar bir siyah noktayı
keşfetmişler, bunun adına kardiyolojide ‘’asof tawara düğümü’’
demişler.Benim inancıma göre ilahi mesajlar beyne değil buraya
gelir.Çünkü beyin şeytan meskenidir,bütün kötülükleri beynimizle
üretiriz,kalbimizle değil.Ve bütün güzel mesajlar kalbimize gelir.Bu
siyah beneğin alıcı gücü ne kadar yüksekse,semavi mesajları da o kadar
güçlü alırız.Beethoven, Bach, Mozart, Itri Dede, Meragi gibi dahiler
kalplerindeki bu siyah beneği çok güçlü olan insanlardı…’ (AK,2005)

(Bestekar, ud sanatçısı ve dergimizin ‘biraz da müzik’köşesi yazarı
Cinuçen TANRIKORUR ile ‘bestecilikte 45 yıl’ dolayısıyla konuştuk.
(Aksiyon Dergisinde yapılmış mülakat)


DEĞERLENDİRME

Tanrıkorur, kendisini anlatırken,çocukluğundaki yeteneğinden ve
ailesinden sözediyor,özellikle eğitiminde annesi ve bAbası Zaferşan
Bey’in olumlu katkıları olduğu açıktır.
Hayatında musikinin,edebiyatın önemini kendisi de sıkça dile
getirmiştir,
Sözlerinden birinde İtalyan Lisesinde aldığı eğitimden memnunuyetini,
’’… Türk okullarında okutulan saçma sapan müzik dersinden de
kurtardı’’şeklindeki ifadesinden de Türk Müzik Eğitimine duyduğu
öfkeyi açıkça belirtmiştir.

MURAT BARDAKÇI VE CİNUÇEN TANRIKORUR

‘’…hadise şuydu;ben Cinuçen Tanrıkorur’un Ekrem Karadeniz’in
kitabına yazmış olduğu takrizin yayınını,Karadeniz’in varisi olan
eşini kullanarak engellemek ve Tanrıkorur’un takrizinin yerine kendi
yazımı koydurtmuş olmakla itham ediliyordum.Üstelik bu işi
Tanrıkorur’un ifadesiyle garez ve kıskançlıkla yapmıştım ve bu
aşağılık bir hareketti.

Tanrıkorur’un Ekrem beyin kitabıyla ilgili bahsi ‘’ işte bu da garez
ve kıskançlığın insanları ne tür aşağılıklara sürükleyebileceğinin bir
başka belgesi,’yaratandan’ ötürü ‘’yaratılanı’’ hep hoş görmeli,doğru
da…bunun için Yunus Emre çapında bir derviş olmak lazım
herhalde!...’’

(BARDAKÇI,-CİNUÇEN TANRIKORUR’un ‘’saz ü söz arasında’’ isimli
hatıralarındaki mesnedsiz iddialara bir cevap)


TANRIKORUR’UN YAPITLARI VE ESERLERİ ÜZERİNE ÖRNEK


Cinuçen TANRIKORUR
‘’Bu ilk yazımızda sizlere müzikli bir merhaba demek, benim için
gerçek bir gurur vesilesi. Ama merhabamız “müzik”li mi, yoksa
“mûsikî”li mi olacak? Ilk yazımızda, arzu ederseniz güzel sanatların
en tatlısı olan bu meşgalenin adı üzerinde konuşalım biraz. Müzisyen
veya müzik meraklısı olup da —yahut sadece tesadüfle— mesela Meydan—
Larousse Ansiklopedisi’nde bu kelimeye rastlamışsanız,MÜZIK ve
MUSIKI’nin iki ayrı madde olarak yeraldığını, iki ayrı uzmana
yazdırıldığını ve tabii iki değişik tarif verildiğini herhalde
görmüşsünüzdür. Ama nasıl olur, ikisi de aynı kelimenin değişik
söylenişi değil mi? diyen çok haklı itirazlarınızı duyar gibiyim. Ben
de sizin gibi düşünüyorum, ama ansiklopedi böyle demiyor. Bakın MÜZIK
neymiş: “Melodi, ritm ve armoni bakımından ele alınan sesler bilimi.”
Peki ya MUSIKI (onlar, hem kök, hem anlam bakımından zaruri olan uzatma
—inceltme işaretlerine aldırmadıklarından böyle “Buzuki” uyumunda
yazarlar)? Onun da tarifi şu: “Alaturka müzik” Yani mûsiki, melodi ve
ritmi olup da armonisi olmadığı için müzik değil, müzik de alaturka
olmadığı için mûsiki değil! Beğendiniz mi? Ilahi ansiklopediciler! Şu
tutumunuz var ya, Tanzimat zelzelesinden bu yana Türk aydınının içine
düştüğü “beyin travması”nı o kadar güzel anlatıyor ki! Bir kere mûsiki
seslerin bilimi değil, sanatıdır. Ses bilimine herhalde biraz
“akustik” denir. Bu bir. Ikincisi, sizin “alaturka” dediğiniz Türk
mûsikisinin değil, beyin özürlülerdeki düşünce ve davranış
bozukluğunun adıdır: Misafiri pijamayla karşılamak, arabanın camını
açıp kül tablasını yola boşaltmak, konserde yanındakiyle sohbet etmek
veya cak—cak ciklet çiğnemek, oruçlunun yüzüne sigara üflemek
gibi.Belli bir yaşın üstündeki insanlar, çok defa ağız alışkanlığıyla,
bir kısmı bilgisizlikten, bir kısmı da kendilerini “alafranga”
saydıkları için, kendi mûsikilerinden “alaturka helâ” der gibi
(affedersiniz) “alaturka mûsiki” diye bahsederler. Bu sanatın
mensupları buna alınırlarsa da üzerinde durmazlar; bu yanlış
alışkanlığın bir gün kaybolacağını umar, sabrederler. Ama koca bir
ansiklopedi, koskoca bir milletin 2000 yıllık mûsikisini “alaturka”
diye nasıl tanımlar? Bu ne küstahlık, bu ne haramzâdeliktir? 10 ila 18
yaşlarım arasında 8 yıl bana Italyanca, Latince ve Fransızca hocalığı
yapmış olan merhum Prof. Dr. G. Garino (1910—1979) bir gün derste
şöyle demişti: “Sevgili çocuklar, şunu hiç unutmayın; kendi
değerlerinin farkında olmayan veya bunları küçümseyen milletlerin,
başka milletlerin gözünde değeri olmaz.” “Alaturka” sözünün
Batılılarca ilk defa ne zaman ve hangi amaçla kullanıldığını da
izninizle gelecek yazımızda konuşalım.Aksiyon, Sayı: 2 - 17.12.199
DEĞERLENDİRME
 Örnek makalede ‘müzik’ ve ‘musiki’ sözcüklerinin ayrı kullanımı ve
birçok kaynakta farklı tanımlanmaları konusundan bahseden
Tanrıkorur,musiki sözcüğünün ‘alaturka’ anlamdaymış gibi
algılanmasındaki yanılgıdan,ve kelimenin gerçek manasından söz
etmekte;bunu yanlış algılamış ve kalıplaştırmış olan zihniyetlere yine
öfkeli bir üslupla yaklaşmaktadır.
Cinuçen Tanrıkorur Albümleri
§ “Cinuçen Tanrıkorur I”, Kervan Plakçılık
§ “Turquie - Cinuçen Tanrikorur, Lute / Oud, Male Vocal”, Ocora - OCD
580045, C 5580045 (1986)
§ “Cinuçen Tanrikorur / Murat SalimTokaç / Fahrettin Shükrü Yarkin:
Turquie - Fasil - Concert De Musique Classique Ottomane”, Le Chant Du
Monde - CMT 2741013 (1995)
§ “Cinuçen Tanrıkorur’un Bestelerinde Yahya Kemal”, İstanbul Kültür ve
Sanat Ürünleri, A.Ş., (1996)
§ “Cinuçen Tanrıkorur’un Bestelerinde Aziz Mahmud Hüdâyi”, İBB,
(1996)
§ “Şedd-i Sabâ Faslı ve İlâhiler”, İBB
KAYNAKÇA

2003,Saz Ü Söz Arasında-Cinuçen TANRIKORUR’un hatıraları
Cinuçen Tanrıkorur OSMANLI DÖNEMİ Türk Musikisi-
Ahmet Şahin AK 20052003,Türk Musikisi Tarihi-
”(2)Hilmi YAVUZ,”Gelenek,Müzik ve Tanrıkorur”,Zaman Gazetesi,1996
Aksiyon, Sayı: 2 - 17.12.1994
BARDAKÇI,-CİNUÇEN TANRIKORUR’un ‘’Saz ü Söz arasında’’ isimli
hatıralarındaki mesnedsiz iddialara bir cevap
(Bestekar, ud sanatçısı ve dergimizin ‘biraz da müzik’köşesi yazarı
Cinuçen TANRIKORUR ile ‘bestecilikte 45 yıl’ dolayısıyla konuştuk.
(Aksiyon Dergisinde yapılmış mülakat
…” Hilmi YAVUZ,”İkinci Ölüm Yıldönümünde Cinuçen Tanrıkorur”,Zaman
Gazetesi,28 Haziran 2002
(1)Beşir AYVAZOĞLU,”Şairler ve Bestekârlar”,Zaman Gazetesi,1996


SORULAR:

Cinuçen TANRIKORUR’un Türk Müziğine ve Türk Müzik Eğitimine dair
düşünceleri; bu bağlamda Batı Müziğine ve batılı tanımlamalara bakış
açısı nedir?

Cinuçen TANRIKORUR’un makalelerindeki Üslubu hakkında düşünceleriniz
nedir?Kimi zaman daha öfkeli,kimi zaman bilimsel bir tavrı olmasının
nedenleri ne olabilir?Okuduğunuz bir makalesinden örnekler veriniz.


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages