Kaynak: Silahlı Kuvvetler Dergisi
Yıl 103
Mayıs 1984
Sayı:291
Em. Hava Albay Kemal İntepe' nin yukarıda tarih ve sayısı yazılı Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde yayınlanan yazısı aşağıda bilginize sunulmuştur. Ayrıca ekte de derginin ilgili sayfalarının fotokopisi bulunmaktadır.
Bu yazı, Kurtuluş Savaşımızın başladığı gün 19 Mayıs 1919 sabahı gerçekleşen tarihi bir olayı anlatmaktadır. Daha Samsun'a çıkış esnasında Kurtuluş Savaşını başlamadan bitirmek isteyen İngilizlerin, kimsenin aklına gelmeyecek bir hadisenin gerçekleşmesiyle bu emellerine ulaşamamalarını bizzat yaşayan kişinin ağzından okuyacaksınız. İnsan bu yazıyı okuyunca Sarı saçlım mavi gözlüm nerdesin... demekten kendini alamıyor...
********************************************
19 MAYIS 1919
SAMSUN
YAZAN : Em. Hava Albay Kemal İntepe
1941 yılında İngiltere’ye uçuş eğitimi için gönderilmiştik. Londra’ya vardığımızda, grubumuzun İngiliz makamları ile irtibatnı sağlamak üzere yaşlı bir İngiliz hava binbaşısını irtibat subayı olarak atamışlardı. Adı Mr. Salter olan bu subay Türkçeyi bizlerden daha iyi konuşuyordu. Mr. Salter’i birkaç defa eşi ile birlikte ikindi çayına davet ettim. O da beni akşam yemeklerine evine çağırıyordu. Bir akşam bana şunları anlattı:
1919 yılında Piyade Binbaşı Salter olarak Samsun’daki İngiliz işgal Tabur komutanı idim. 18 Mayıs1919 günü İstanbul’daki İngiliz işgal kuvvetleri komutanlığından şifreli bir telsiz telgrafı aldım. Bu telgraf; “16 Mayıs 1919 günü , Mustafa Kemal adında bir Türk generalinin, Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan görevli olarak ayrıldığını ve fakat vapurdan gönderdiği telgrafta istifa ettiğini, eğer Samsun’a inecek olursa tutuklanarak İstanbul’a gönderilmesini” istemekte idi. Kumandanlığımın bu emrini en iyi şekilde yerine getirebilmem için ilk iş olarak tabur subaylarımı toplayarak kendilerine telsiz emrini okudum ve gerekli emirleri verdim. Şehirdeki durumu görmek için Samsun’a indim. Şehir her zamankinden daha kalabalıktı.
Bu kalabalık pazar kalabalığından farklı bir görünümde idi. Siyah çizmeli, kilot pantolonlu ve siyah kalpaklı, sert bakışlı kimselerin çokluğu dikkat nazarımı çekti. Sonradan, bunların Türk subayları olduğunu öğrendim. Durum çok nazikti. Dört gün önce Yunanlılar İzmir’i işgal etmişler Türkler buna çok sert bir tepki göstermişlerdi. Rum tercümanım çok korkuyor. Bütün gece hiç uyumadan yatağımda döndüm durdum.
19 Mayıs günü sabah erkenden iskeleye gittim. Sabah namazından çıkan herkes sahile inmişti. Kurtarıcılarını bekliyorlardı. Bir olay çıkmaması için taburumla bütün iskele ve civarını kordon altına aldım.
Denizde, batı tarafında bir duman göründü. Sahildeki kalabalığın heyecanı son haddini buldu. Bir de gördüm ki her askerimin arkasında siyah çizmeli kara kalpaklı bir Türk subayı duruyor. Hepsinin silahlı olduğu muhakkak.
Vapur iyice göründü. Bazı il ve belediye görevlileri sandallarla vapurun demirleyeceği yere doğru gitmeye başladılar.
Görevimi, iskele üzerinde yapamayacağımı düşünerek ben de motoruma atlayıp vapura doğru hareket ettim. Vapura ilk varan benim motorum oldu. Beraberimde getirdiğim iki erimi motorda bırakarak tercümanımla birlikte vapurun iskelesine tırmandım. İskelede beni selamlayan iki tayfaya ; “Vapurdaki generali görmek istediğimi” söyledim. Bir tanesi önümüze düşerek bizi salonun kapısına kadar götürdü. Kapıdaki görevli, durumu içeriye bildirdi ve geriye dönüp bizi içeriye aldı. Herkes ayakta idi. Ortadaki mavi gözlü, sert bakışlı kişi ile göz göze gelince ne söyleyeceğimi şaşırdım. Sert bir asker selamı verirken ağzımdan şu sözler döküldü: “Taburum emrinizdedir.”
Bunu nasıl söylemiştim? Daha önce hiç böyle bir şeyi aklımdan dahi geçirmemiştim. Tercümanım bir an durakladı. Kendisine dönüp bakınca hemen toparlandı ve Türkçe olarak generale iletti. Mustafa Kemal Paşa’nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Teşekkür etti ve beni de yanına alarak dışarıya çıktık. Öteki sandallar da vapurun etrafına varmışlardı. Gemiye çıkmış olan birkaç kişiyle tokalaştıktan sonra vapurdan benim motorumla ayrıldık. İskeleye vardığımızda muavinim koşarak yanıma geldi. Kendisine; Taburu safta toplamasını, silah çattırmasını ve Türk makamlarına teslim olmalarını söyledim. Biraz durakladıktan sonra emir tekrarı yaparak selam verip ayrıldı ve emrimi aynen yerine getirdi. Taburu o siyah çizmeli, kara kalpaklı kişiler teslim almıştı. Yanılmamıştım. Onlar hakkında edinmiş olduğum bilgiler doğru çıkmıştı. Mustafa Kemal Paşa; benim yanıma, o siyah çizmeli kara kalpaklı kişilerden birini vererek kendi makam otomobilimle –tabi kendi şöförümle birlikte- misafir edileceğimi söyledikleri Ankara’ya gönderdiler. Taburumun erleri de ; Çorum, Çankırı ve Kastamonu’da kurulan esir kamplarına yerleştirilmişler.
Kurtuluş savaşımızın sonuna kadar Ankara’da, Ogüstüs Mabedi’nin yanındaki Hacıbayram Camii’nin önündeki cadde üzerinde bulunan iki katlı ahşap bir evde kaldım. Hizmetimi göreceğini söyledikleri, fakat aslında gardiyanım olan ve sıksa suyumu çıkaracak kuvvetteki bir kadınla dört seneye yakın bir süre bu evde oturdum.
Savaşın sonunda imzalanan anlaşma gereğince ben ve taburum, Malta’daki Türk esirlerle değiştirildik. İngiltere’ye döner dönmez tutuklandım ve divanı harbe verildim. Ben askeri hapishanede tutuklu iken ziyaretime gelen ailem ve ebeveynim, savunmamı yapabilmem için bana birçok gazete ve kitap getirmişlerdi. Onlardan yararlanarak, kısa, fakat öz bir savunma hazırladım. Bana isnad edilen suç taburumu hiç direnmeden teslim edişim idi. Yüksek Askeri Mahkeme’nin önüne çıktığımda savunmamı büyük bir soğukkanlılıkla okudum ve şu cümlelerle bitirdim :
“ Sayın hakimler Başbakanımız Lıoyd George’e Avam Kamarası’nda şöyle bir soru sorulmuştur : Yunanlıları silahlandırarak 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkardık ve o tarihten bu yana milyarları bulan (sterling) masraflar yaptık. Sonuç ne oldu? Yunanlılar İzmir’de denize döküldüler ve Anadolu’daki bütün Rumlar atıldılar veya muhacerete zorlandılar. Bizim kazancımız nedir?”
Bu soruya karşılık Başbakan Lıoyd George şunu söylemiştir: ‘Yüzyıllar bir veya iki dahi yetiştirir. XX. Yüzyılın dahisinin Türkiye’den çıkacağını ben nereden bilebilirdim?’
Görüyorsunuz sayın hakimler, karşınızdaki bu subay, Başbakanımızın bahsettiği, XX.Yüzyılın dahisi ile hiç beklemediği bir anda karşı karşıya ve göz göze gelmişti. Ne yapabilirdi? Eğer ben başka türlü hareket edecek olsa idim, bugün benimle beraber bütün taburumun mezarlarını ziyarete gidecektiniz. Fakat şimdi, eceli ile ölmüş olan üç erimizin dışında hepimiz sağ salim yurdumuza dönmüş, ailelerimize kavuşmuş durumdayız. Karar yüksek adaletinizindir.”
Beraat ettim ve terhise tabi oldum. Sivil hayatta bir tütün şirketinde iş buldum. Şirketim “Abdullah Cigarette” adındaki Türk tütünü ve Virginia karşımı sigarayı çıkartıyordu. Ben Türkçeyi çok iyi konuştuğum için beni bir kursa tabi tutarak tütün eksperi yaptılar ve Türkiye’ye gönderdiler. İlk iş olarak Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret ettim.Beni kabul buyurdular ve ilgililere, Türkiye’deki ikametim hususunda yardımcı olmalarını ve kolaylık göstermelerini emir buyurdular. Ailemle birlikte ikinci Dünya Savaşı’na kadar, tütün üreten köylerde, Türk köylüsü ile birlikte yaşadım. Ben ve ailem Türk köylüsünü o kadar çok sevdik ve o kadar çok benimsedik ki eğer hükümetimiz tarafından resmen İngiltere’ye çağrılmasaydık Türkiye’de kalmayı tercih ederdik.
İngiltere’ye döndüğümüzde beni hava bakanlığından çağırdılar ve yeni görevimi bildirdiler. Çok sevindim ve müjdeyi aileme büyük bir zevkle bildirdim. Beni terhis olduğum rütbe ile Kraliyet Hava Kuvvetleri ( RAF )’ne almışlardı. Görevim istihbarat Başkanlığında idi. Türkiye ile İngiltere arasında 1939’da yapılan bir anlaşmaya göre İngiltere’ye uçuş eğitimine gönderilecek olan subayların RAF ile irtibatını sağlayacaktım yani yine Türklerle birlikte olacaktım….
Mr. Salter ile iki yıldan fazla bir süre birlikte bulunduk. Bu süre içerisinde bizleri daima savundu ve kendisini daima bizden saydı.
Sayın Çoşkun İştip.
Silahlı Kuvvetler dergisinde yayınlanmış olsa dahi gönderdiğiniz olay gerçek değildir. Mail ortamında yapılan en büyük hata gönderilmiş her iletiyi gerçek gibi kabul edip, araştırma yapmadan paylaşmaktır. Ufak bir araştırma yaparak şu sonuca ulaştım.
Saygılarımla...
Aşağıda verdiğim yazıyı bu linkten de okuyabilirsiniz. http://www.ahmetakyol.net/index.php?option=com_content&task=view&id=3131&Itemid=45
Böyle bir olayı daha önce hiç duymamıştım.Konu hakkında haberim, böyle bir olay olup- olmadığını soran maillerden oldu.İnceleyince, önce bir TV programında söz edildiğini, daha sonra da Yeniçağ gazetesinde gündeme getirildiğini öğrendim. Olay, pek çok internet sitesinde de yer alıyor.
İlgimi çekti, biraz araştırdım.
Bu konu, daha önce Kemal İntepe tarafından “Mr. Salter Adlı Bir İngiliz Subayın Anlattıkları” başlığıyla, Silâhlı Kuvvetler Dergisi’nde yer almış. (Bakınız: Silâhlı Kuvvetler Dergisi, 103(291), 5. 1984, 85-87)
Konuyu ilk defa okuduğumda, olaya, anlatılanlar sanki gerçekmiş (tarihi önemli bir belgeymiş gibi) gibi yaklaşıldığını fark ettim.
Şimdi, anlatılanları incelemeye başlayalım.
İddialardan Satır Başları:
1. Mr. Salter, 1919 yılında Piyade Binbaşı olarak Samsun’daki İngiliz İşgal Tabur Komutanı imiş.
2. M. Kemal Paşa, Bandırma Vapuru ile Samsun’a gelirken, vapurdan çektiği bir telgrafla istifa etmiş.
3. İstanbul’daki İşgal Kuvvetleri Komutanlığı, Samsun’daki İngiliz Komutan’a bir telgraf çekerek, M. Kemal Paşa’nın tutuklanmasını istemiş.
4. 19 Mayıs sabahı, sabah namazından çıkan herkes sahile inmiş.
5. Kentin ileri gelenleri ve halk sandallarla vapura doğru akın etmeye başlamışlar.
6. Mr. Salter, yardımcıma gerekli talimatları verdikten sonra motoruna atlayıp vapura doğru hareket etmiş. Vapura ilk kendi varmış. İki silâhlı erini motorda bırakıp Rum tercümanıyla birlikte vapurun merdivenlerine tırmanmış.
7. Mr. Salter, M. Kemal Paşa ile göz göze gelince ne diyeceğini unutmuş ve ‘Ben ve Taburum emrinizdeyim’ demiş.
Şimdi, bu iddialara ne yanıt verdiğimizi görelim:
1.Prof. Dr. Gotthard Jaeschke, “Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri” isimli kitabında, Samsun’da 9 Mart 1919’dan beri 200 kişilik bir İngiliz- Hint birliği bulunduğunu, 17 Mayıs günü de 100 kişilik bir kuvvetle takviye edildiğini, Kontrol Subayı’nın Yüzbaşı Salter olduğunu, Yardım Subayının Yüzbaşı L. H. Hurst olduğunu, belirtir. (Ancak, bu kuvvetlerin bir kısmı Merzifon’a gönderilmiştir.)
Prof. Jaeschke yine aynı eserinde, Yüzbaşı Hurst’un, Calthorpe’a yazdığı bir raporda, “…Haziran’ın 1 nci günü tercümanım, Capt.(Yüzbaşı) Salter…ve Capt. (Yüzbaşı) Elliott ile birlikte Samsun’dan ayrıldım” dediğini belirtmektedir.
Samsun Mutasarrıfı Ethem Bey, M. Kemal Paşa’nın geleceğini anlayınca, Samsun Muhasebe-i Hususiye Müdürü Osman Bey’i, karşılama ve uğurlama konusuyla ilgili olarak görevlendirir. Bu şahıs, daha sonra hatıralarında “O zaman Samsun’da bir İngiliz Yüzbaşısının komutasında küçük bir birlik vardı” der.
R. Salahi Sonyel’in, “1919 yılı İngiliz Belgelerinin Işığında Mustafa Kemal ve Milli Mücadele” isimli eserinde, o zaman Samsun’da bulunan Yedek Subay Yüzbaşı L. H. Hurst’un, İngiliz Yüksek Komiserliği’nin en yetkili bilgi kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Hurst’un, adı geçen çalışmada, M. Kemal Paşa ile ilgili kendi komutanlıklarına gönderdiği pek çok evrakı yer almaktadır.
Sonuç: 19 Mayıs 1919 günü, Samsun’da bulunan İngiliz- Hint birliği, bir Taburdan küçük bir kuvvetti. Adı geçen Salter, Binbaşı değil Yüzbaşıydı ve Kontrol Subayı’ydı, Yedek Subay Yüzbaşı L. H. Hurst ise İstanbul’daki İşgal Kuvvetleri Karargâhı’nın haberleştiği görevliydi.
2. M. Kemal Paşa, Amasya Tamimi (22/23 Haziran 1919) yayınlandıktan sonra, Erzurum Kongresi öncesi günlerde, 7/8 Temmuz 1919 günü, hem görevinden, hem de askerlikten istifa etmiştir.
Sonuç: M. Kemal Paşa’nın, 18 Mayıs 1919 günü istifa ettiği doğru değildir.
3. M. Kemal Paşa, İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’nın 21 Nisan 1919 günü, Osmanlı Devleti’ne verdiği nota üzerine, Samsun bölgesinde meydana gelen karışıklıkları önlemek için, görevlendirilmişti.
M. Kemal Paşa’nın görevi, özetle, Karadeniz kıyılarındaki asayişsizliği ve Doğu Anadolu halkının Şûra Hükûmetleri kurmasını engellemekti.
İngilizlerin, kendi istediklerini yapmak için görevlendirilmiş bir insanı, daha hiçbir söylemde ve eylemde bulunmadan tutuklamak istemeleri mantıklı değildir.
İngilizler, M. Kemal Paşa’yı tutuklamak isteselerdi, İstanbul’da bulunduğu zaman içinde, ya da daha vapura binmeden önce tutuklarlardı.
İngiliz İşgal Kuvvetleri Karargâhı, M. Kemal Paşa ve Karargâh mensuplarının Anadolu’ya geçiş evraklarını vize etmiştir. Eğer bir tutuklama kararı olsaydı, Bandırma Vapuru’nun hareketine hiç izin verilmezdi.
İngilizler, önce M. Kemal Paşa’nın Samsun’da ve Anadolu içlerinde ne söylediğine ve neler yaptığına baktılar.
Karadeniz Ordusu Başkomutanı General Milne, gelişen durum üzerine, Osmanlı Harbiye Nezareti’ne, 6 Haziran 1919 gün ve 33/2097 sayılı yazıyla, “…Kemal Paşa ile maiyeti erkânının derhal İstanbul’a avdeti için emir buyurmalarını talep ettiğini..” bildirdi.
Bunun üzerine, Harbiye Nazırı Şevket Turgut imzasıyla, 8 Haziran 1919 günü çekilen telgrafla, “M. Kemal Paşa’nın maiyetinde bulunan istimbotlardan biriyle İstanbul’a dönmesi..” istendi. M. Kemal Paşa bu isteği yerine getirmedi.
Sonuç: İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı, 18 Mayıs 1919 günü, M. Kemal Paşa’nın tutuklanmasını istememiştir, böyle bir olay yoktur.
4. M. Kemal Paşa’yı, 19 Mayıs 1919 sabahı karşılamakla görevli Muhasebe-i Umumiye Müdürü Osman Bey, hatıralarında diyor ki:” 19 Mayıs sabahı, M. Kemal Paşa ve arkadaşlarını alelusul bir bando mızıka ile bir müfreze asker, rüesâ_yi memurin ve şehir ileri gelenleri karşıladı. Halk hiçbir şeyin farkında değildi. Öyle ümitsiz günlerdi ki, bir hatta birkaç Paşa Samsun’a gelmiş…Bundan ne çıkardı?”
Sonuç: 19 Mayıs 1919 sabahı, namazdan çıkan herkes iskeleye inerek M. Kemal Paşa’yı karşılamadı. Sadece resmi görevli memurlar ve kentin ileri gelenleri vardı. Halk, olanlara karşı ilgisizdi.
5. Bandırma Vapuru, 19 Mayıs 1919 sabahı, saat 04 30 sularında Samsun’a vardı ve açıkta sabah olmasını bekledi.
Sonuç: Kentin ileri gelenleri ve halk sandallarla vapura doğru akın etmedi.Sadece görevlendirilen bir iki sandal vapura gitti.
6. Anlatımlardan derlenen bilgilere göre, M. Kemal Paşa ve arkadaşlarını ilk olarak Havuzlu İsmail’in kullandığı sandalla vapura çıkan Kurmay Binbaşı Mahmut Ekrem Bey karşıladı.
Mustafa Kemal Paşa’yı karaya Karakaş Mustafa olarak tanınan kayıkçı çıkardı. (Not: Uzun yıllar M. Kemal Paşa’yı karaya Havuzlu İsmail’in mi, yoksa Karakaş Mustafa’nın mı çıkardığı tartışılsa da, daha sonra resmi olarak Karakaş Mustafa’nın çıkardığı kabul edilerek Karakaş’a ölümünde resmi tören yapıldı. Bugün, Asrî Mezarlık’ta yatan Havuzlu İsmail’in (Yurtsever) de Mustafa Karakaş’ın da mezar taşlarında ‘Atatürk’ü Samsun’da karaya çıkaran kişi’ oldukları yazılıdır.)
Sonuç: Mr. Salter’in motoruyla vapura ilk çıkan kişi olduğu doğru değildir.
7. Gerek Bilâl Şimşir’in, gerek Salahi R. Sonyel’in İngiliz arşivlerinde yaptıkları araştırmalardan sonra yazdıkları kitaplarda, M. Kemal Paşa ve arkadaşlarının Bandırma Vapuru’nda tutuklanacaklarına dair bir evrak ya da bir bilgi yoktur.
İşgal yıllarında, İstanbul’da, Siyasi Memur ve Tercüman olan Andrew Ryan, hatıralarını 1951 yılında “Last of Dragomans”(Son Tercüman) başlıklı eserde toplamıştır. Burada M. Kemal Paşa’nın 18 Mayıs 1919 günü tutuklanmasıyla ilgili bir bilgi yoktur.
Osmanlı Harbiye Nezareti’nin döneme ait belgelerinde- ki bunların çoğu yayınlanmıştır- M. Kemal Paşa’nın 18 Mayıs 1919 günü tutuklanacağına dair İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’nın bir yazısına rastlanmamıştır. Olması gerekirdi.
Karadeniz Ordusu Başkomutanı General Milne’nin, M. Kemal Paşa’nın derhal İstanbul’a dönmesini istediği 6 Haziran 1919 tarihli yazısında bile tutuklama talebi yoktur.
Dönemin Osmanlı Genelkurmay 2 nci Başkanı Diyarbakırlı Kazım İnanç Paşa’nın konuyla ilgili anlatımlarında böyle bir tutuklama talebi yoktur.
Atatürk, NUTUK’ta, Samsun’a çıkışını ayrıntılı olarak anlatır. Burada, bir İngiliz Binbaşının Bandırma Vapuru’na çıkarak kendisine ‘emrinde olduğunu belirttiği gibi’ bir konu yoktur.
M. Kemal Paşa ile birlikte Samsun’a çıkan 9 ncu Ordu Karargâhı’nda (daha sonra 3 ncü Ordu Karargâhı adını aldı) görevli olanların anılarında, böyle bir tutuklama teşebbüsüyle ilgili tek satır yoktur. Böyle önemli bir olayın mutlaka yer alması gerekirdi.
Örneğin, Karargâh Kurmay Başkanı Kurmay Albay Kâzım Dirik’in, Kur. Bnb. Mehmet Arif (Ayıcı Arif)’in, Kur. Bnb. Hüsrev Gerede’nin, Yaver Cevat Abbas Gürer’in anılarında böyle bir tutuklama teşebbüsünden tek söz yoktur.
Önay Yılmaz’ın kaleme aldığı “Bandırma Yolcuları” isimli kitapta, M. Kemal Paşa ile Samsun’a çıkanların yakınlarının anılarına yer verilmesine rağmen, sözü geçen olayla ilgili bir anlatım yoktur.Yani, M. Kemal Paşa ile Samsun’a çıkanların yakınlarına anlattıkları anıları içinde böyle bir olaydan hiç bahsedilmediği için, hatırlayan ve hatırlatan da yoktur.
Can Dündar’ın, hatıralardan yola çıkarak hazırladığı “Seyir Defteri 1919” de, bu olayla ilgili tek kelime yoktur.
Dr. R. Salahi Sonyel, “Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika “isimli çalışmasında, Yunan tarihçi Sakellaropulu’nun bir iddiasından söz eder.
M. Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçeceğini, bunu daha önceden öğrenen İstanbul’daki Yunan Askeri Heyeti Başakanı Albay Yeoryios Katethakis’in, İngiliz Askeri Kuvvetleri Başkomutanı General Milne’e bu konuda bilgi vererek, M. Kemal’in tutuklanmasını istediğini, fakat General Milne’nin buna itiraz ederek, “Bırakın gitsin. Daha iyi. Böylece Türk direnmesini kökünden temizleme fırsatını buluruz” dediğini ileri sürer.
M. Kemal Paşa, 9 Mayıs 1919 günü çektiği telgrafla, Sivas’ta bulunan 3 ncü Kolordu Komutanı Albay Selahattin Bey’i Samsun’a çağırmıştı.
O karşılama ortamında, M. Kemal Paşa’nın tutuklanabilmesi düşünülemez.
Bir İngiliz Binbaşısının, iki silâhlı eri motorda bırakıp silâhsız bir tercümanla birlikte gemiye çıkıp, adamlarının arasındaki bir generali tutuklama düşüncesi, mantıktan da öteye, hayal gücünü zorlayacak bir davranış modelidir.
Mr. Salter’in, , M. Kemal Paşa ile göz göze gelince ne diyeceğini unutarak “Ben ve Taburum emrinizdeyim” dediğini iddia etmesi ise, (eğer böyle bir söz, bu olayı nakledene söylenmişse) hayal gücünün zenginliğini gösterir.
Bu konuda bir başka olayı unutmayalım: M. Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmeden önce vize evraklarını imzalayan İngiliz İrtibat Bürosu görevlisi İngiliz Yüzbaşı John Godolphine Bennett’in hatıralarının nasıl yanlışlıklarla ve gerçek olmayan hayali olaylarla dolu olduğu sonradan anlaşılmıştı.
SON SÖZ: Duyulan her
sözü, tarihin ışığında mantık süzgecinden geçirmeden doğruymuş gibi
kabul etmek, insanı yanlış yola sürükler.

Ahmet AKYOL