stajyer arkadaşlar özel sözleşmenin hiçbir bağlayıcılığı yok. tabi bu sözleşmelerle genelde boş senet imzalatırlar ki buna sakın yanaşmayın. ben de bir dersaneci olarak, zamanında da mecburen türlü sözleşmelere ve senetlere imza atan biri olarak aman uzak durun diyorum. gelelim yıl ortasında dersaneden ayrılmaya. milli eğitimin staj kaldırma yönetmeliğinde bu tür bir durumda stajın yanacağı belirtiliyormuş. sadece çalıştığınız kurum batarsa ve 3 ay içinde başka kurumda çalışmaya başlarsanız stajınız devam edebiliyor. bu yüzden staj kalkarken dersaneler öğretmenlere her türlü angarya işleri yaptırıyorlar. çok güzel bağlayıcılığı var anlayacağınız. bu nedenle anlaştığınız kurumda en az 1 yıl çalışacağınızı gözönünde bulundurun ve ona göre anlaşın. iyi çalışmalar
adnan hocam dershanelerde stajyerliği 2 kere yanan 2 yıl boyunca başka bir kurumda resmi olarak çalışamıyor diye duymuştum. kesin bi bilgisi olan varsa paylaşsın lütfen. iyi çalışmalar
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI VE KAMUOYU,
Özel öğretim kurumlarında çalışanlar, yaşadığı sorunları ve sözleşmelerle ilgili taleplerini sermaye sahiplerine, yasaları uygulayanlara ve kamuoyuna duyurur.
Bizler iş güvencesinden yoksun, geleceği, hem belirsiz hem de işverenlerin iki dudağı arasında olan eğitim emekçileriyiz.
Taleplerimiz insanı ve eğitimci onurunu kurtarmayı hedeflemektedir. Bu nedenle çalıştığımız kurumları insanca çalışılabilen, çalışanlarının sosyal ve ekonomik gereksinimini giderebilen işyerleri haline getirene kadar mücadelemiz sürecektir.
Bugün gelinen noktada dershane sektörü, vahşi kapitalizmin en rahat hareket edebildiği, hiçbir sınır ve kanun tanımadan istediği her şeyi yaptığı garabet bir sektör haline gelmiştir. Dershane sektöründe artık daha çok iş, daha az ücret mantığı gelişmiştir. Bu sektörde asgari ücret üzerinden yatırılan sigorta primleri ile ödenmeyen tazminat ve telif haklarıyla eğitim emekçilerinin hem bugünü hem de yarınları ipotek altına alınmıştır.
Bizce en acı olan taraf, öğretmenlik niteliği ve onurunun vahşice katledilmesidir.
Evrensel ve temel eğitim-öğretim ilkelerinin uzağında kalan, kurucularının kâr hırsı ile işin özünü ve mantığını kaybettiği dershane sektörü çalışanlarını yavaş yavaş çağdaş köleler durumuna getirmiştir. Eğitim emekçileri zorlukla bulduğu işini kaybetmemek için tüm hak kayıplarını sineye çekmiştir. Çalışanlar sustukça işverenler daha ileri giderek iş kanununun verdiği kazanılmış hakları adım adım gasp etmeye başlamışlardır.
Özel öğretim kurumlarında çalışan eğitim emekçileri olarak içinde bulunduğumuz koşullar iş kanunları ile tanınan hakların bile altındadır.
Eğitim, öğretim ve dolayısıyla ülkemizin geleceğinin, bir avuç özel girişimcinin kâr hırsına heba edilmesinin önlenmesinde birinci görev Milli Eğitim Bakanlığı’na düşmektedir. Ulusal eğitim politikalarının üretilmesi, yönetilmesi ve denetlenmesi gibi asli görevleri olan MEB’in bu temel sorunda da duyarlı ve çözümleyici olmasını bekliyoruz.
Bünyesinde öğretmen, hizmetli, büro işçileri gibi binlerce çalışanları barındıran bu sektörde, her türlü yasal araçla hak arayışımız devam edecektir.
İş güvencesinin pamuk ipliğine bağlı olduğu önümüzdeki yeni sözleşme döneminde, krizin faturasını biz emekçilerin ödemeyeceğini ilan ediyoruz.
Eğitim emekçilerinin saygınlığının ve onurunun yeniden kazanılmasında yardımlaşma, dayanışma, üretme, paylaşma ve örgütlenme kültürünün geliştirilmesinin temel araçlarımız olduğunu biliyoruz.
Gerginlikleriyle, stresiyle, acabaları ve keşkeleriyle bir sözleşme dönemine daha giriyoruz..
Üretimden gelen gücümüzü sendika çatısı altında birleştirmeye davet ediyoruz.
Önümüzdeki dönem için taleplerimiz:
Resmi olmayan ve bireysel sözleşmelerin kaldırılması,
Sigorta primlerimizin asgari ücret üzerinden yatırılmaması,
Etüt adı altında yapılan ücretsiz derslerin kaldırılması,
Telif ücretlerimizin ödenmesi,
Güvencesiz çalışma koşullarının kaldırılması,
Stajyer öğretmenlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi,
Sözleşmelerde iş tanımının net yapılması.
Tüm özel öğretim kurumlarında çalışan eğitim emekçilerini insanca yaşayacak ücret, özlük ve sosyal haklar, iş güvencesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve en önemlisi birlikte hareket edebilmek için KOOP-İŞ sendikasında örgütlenmeye çağırıyoruz
KOOP-İŞ SENDİKASI EĞİTİM ÇALIŞANLARI
Özveren Sk No:6 Maltepe/ANKARA
Tel: 0 312 232 09 10-11
Faks: 0 312 229 58 36
Bugünkü statülerini 1965 yılında çıkarılan 625 sayılı yasa ile kazanan özel dershanelerin sayısı 1970’li yıllarda 150 civarında iken 1993 yılında 952, 2000 yılında 1864 ve 2008 yılında 4270’e ulaşmıştır. 1975 yılında dershanelere giden öğrenci sayısı 45.582 iken 1993 yılında bu sayı 297.234’e, 2005 yılında ise 1.071.827’ye yükselmiştir. Kontrolsüz, plansız, yalnız kurucuları olan, işverenlerin kâr hırsını doyurmaya dönük olarak büyüyen bu devasa sektör, bilimsel, kültürel, sosyal ve toplumsal projeksiyondan yoksundur.
Dershaneler başlangıçta çalışanlar açısından ekonomik getirisi iyi olan, temel mantık olarak öğrencilerin okulda aldıkları eğitim ve öğretimi destekleyen, konuyu baştan öğreten değil okulda öğretilen konuyu veya dersi pekiştiren, pratik çözüm yolları bulan, öğrenciyi daha çok test tekniği ve sınav yönünden eğiten kurumlardı. Bundan dolayı çalışanların ders saatleri, sorumlulukları ve sıkıntıları daha azdı.
Ancak dershaneciliğin gelişmesi ve kontrolsüz büyümesiyle diğer ticaret alanlarında kâr elde edemeyen ya da daha çok kâr elde etmek amacı güden birçok tüccar, işin özü olan “eğitimi” bir kenara iterek yalnız kâr amaçlı ticari kuruluşlar olarak dershaneciliğe yöneldiler.
İşin özünü ve mantığını kaybeden, ulusal eğitim ve öğretim ilkelerini kazanamayan dershanecilik sektörü akıl almaz bir rekabete girişti.
Bu rekabet ortamı dershane patronlarını öyle telaşlandırmış olmalı ki bakın ÖZ-DE-BİR yönetim kurulu başkanı Faruk Köprülü yaptığı bir açıklamada ne diyor: “Kontrolsüz şekilde açılan dershaneler umduğunu bulamadı. Bu durum da haksız rekabeti doğurdu. Öğrenci kapasitesini doldurmak isteyen dershaneler fiyatlarıyla beraber eğitim kalitelerini de düşürdü. Öğrenci bulabilmek için ücretle rekabet eder hale gelindi.”
Rekabet büyüdükçe öğrenci kaybetmek istemeyen kurucular öğrencilere ve velilere akıldışı olanaklar sundular. Bu rekabet ortamında herhangi bir eğitim uzmanının kesin olarak karşı koyacağı, eğitim anlamında yararından çok zararı olan “bire bir etüt” adı altında uygulanan, öğrenciyi ve öğretmeni gereksiz yere yoran, öğrenciyi okuldan ve dersten uzaklaştıran bir yöntem geliştirildi. Başlangıçta yalnız soru çözümü adı altında yapılan bire bir etüt uygulaması zamanla bire bir konu anlatımına dönüştü. Bu durum kısa vadede veli ve özellikle öğrenciyi hoşnut ederken, uzun süreçte öğrencide giderilmesi olanaksız yanlış çalışma alışkanlıklarının, kendisinin yerine birilerinin düşüneceği ve sorunlarını çözeceği “öğrenmeme” ilişkilerinin doğmasına neden oldu. Okulda dersi dinlemeyen, öğretmenini önemsemeyen öğrenci, nasıl olsa dershanede öğrenirim mantığıyla okuldan ve dersten uzaklaştı.
Dershane sektörünün kâr amaçlı açılımları dershane öğretmenlerine çok büyük yük getirmeye başladı. Bu kâr amaçlı kuruluşlar kendi düzenlerini ve yapılarını bozmakla kalmayıp okul disiplin ve yapısını da olumsuz etkiledi.
Dönüştürücü, üretken, psikomotor veya sosyal becerileri kazandıran, bilimsel bilgi üretebilme yeteneği oluşturan bir eğitim öğretim anlayışını hiçbir zaman kazanamamış olan dershane sektörü, kurucularının ve içerisinde çalışanlarının dünya görüşleriyle sınırlı olan eğitim öğretim anlayışlarıyla, merkezi ilke ve planlamalardan kopuk olmasının yanında birbirleriyle de bir örüntü oluşturamamaktadır. Bu nedenle neredeyse her biri ayrı bir eğitim öğretim anlayışı içerisindedir.
Rekabet ve öğrenci sayısı arttıkça, dershane sayısı fazlalaştıkça, öğrenci kaybeden patronlar kayıt ücretlerini düşürdü. Kayıt ücretlerinin düşmesi o kurumda çalışan sadece öğretmen değil tüm emekçileri etkiledi. Artık daha çok iş, daha az ücret mantığı gelişmeye başladı. Bu arada MEB öğretmen alımlarını KPSS adı altında sınava dönüştürünce devlet kapısında iş bulamayan binlerce öğretmen adayı, son bir umutla dershane sektörüne yöneldi. Bu durum dershane kurucularının arayıp da bulamadığı ucuz iş gücü ordusu yarattı.
Gelinen bu süreçte kurucular daha az ücretle daha çok iş yapan öğretmenleri tercih eder oldu. Dershane çalışanları, yavaş yavaş çağdaş köleler durumuna geldi. Zorlukla bulduğu işini kaybetmemek için tüm hak kayıplarını sineye çekti. Dershane çalışanları sustukça, işverenler daha da ileri giderek kanunların ve iş yasalarının vermiş olduğu kazanılmış çalışma haklarını adım adım geri almaya başladılar.
ÖZ-DE-BİR yönetim kurulu başkanı Faruk Köprülü ÖZ-DE-BİR olağan genel kurulunda yaptığı açıklamada “Bugün çağdaş, demokratik, laik eğitim ilkelerimizden ödün vermeden gücümüzü koruyup artırabilmek için daha çok kenetlenmeye, güçlerimizi birleştirmeye her zamankinden çok ihtiyacımız var.'' diyor. Köprülü çağdaşlık, demokrasi, laiklikten dem vururken, ÖZ-DE-BİR danışma kurulu başkanı Arıkan, aynı toplantıda özel öğretim kurumları ile ilgili derneklerin (TÖDER, GÜVENDER…) bir araya gelerek federasyon kurmalarını öneriyor.
İbrahim Arıkan ÖZ-DE-BİR yönetim kurulu başkanlığı sırasında yaptığı bir açıklamada ise, AB’ye uyum için özel öğretim kurumlarında çalışanların da sendikaya üye olabilmesini öngören özel öğretim kurumları yasa tasarısının eğitimi aksatacağını savunuyor.
Köprülü’nün açıklamasından, patronların kötüleşen rekabet koşullarında zarar etmemek için birlikte davranmanın gerekliliğine inandıklarını, örgütlü olurlarsa kötüleşen rekabet koşullarıyla baş edebileceklerini düşündüklerini anlıyoruz. Arıkan’ın açıklamasındansa kendilerine hak saydıkları örgütlenme özgürlüğünün çalışanlara tanınmaması gerektiğini, çalışanlar örgütlü olursa kârlarının azalacağını, çalışanların örgütsüz ve dağınık hallerinin onların daha çok işine geldiğini anlıyoruz. Sonuç olarak patronların çıkarları söz konusu olunca farklı dünya görüşlerine sahip olsalar bile bir araya gelmeleri mübah!
Bugün gelinen noktada dershane sektörü vahşi kapitalizmin en rahat hareket edebildiği, istediği her şeyi hiçbir sınır ve kanun tanımadan yaptığı, kocaman “sanal” bir dünya haline gelmiştir. Bu sanal dünyada asgari ücret üzerinden yatırılan sigorta primleriyle, ödenmeyen tazminatlarla emekçilerin hem bugünü hem de yarınları ipotek altına alınmıştır.
Tabiî ki bütün bu sorunlar yumağının ve sektörün bu durumunun en önemli sorumlusu dershane çalışanlarının birbirinden uzak, birbirinden korkar yapısıdır. Bu noktada sorunun temelinde çalışanların örgütsüzlüğü yatmaktadır.
Bizler örgütlenmedikçe biz bu gidişi tersine çeviremedikçe sektördeki keyfi ücret politikalarının, her geçen gün ağırlaşan çalışma koşullarının, dağınıklık ve başıboşluğun ortadan kalkacağına inanmak akıl dışıdır.
Hak arama mücadelesi zor, çetin ve sıkıntılı bir süreçtir. Ancak bu süreç aynı zamanda eğitici ve öğreticidir. En önemlisi onurlu bir duruştur. Boyun eğmemektir. Kendinden başkasını da düşünmektir ve çözüm üretmektir. Biz bu süreçte kurtuluşun bireysellikten değil birliktelikten geçtiğini, birlikte olunursa sorunların aşılabileceği inancındayız.
Öğretmenlik mesleğinin saygınlığının ve onurunun yeniden kazanılmasında yardımlaşma, dayanışma, üretme, paylaşma ve örgütlenme kültürünün geliştirilmesinin temel araçlarımız olduğunu bilmeliyiz.
Bünyesinde öğretmenler dışında binlerce hizmetli çalışanı da barındıran bu sektördeki her türlü araçla hak arayışlarımız, tüm çalışanları kavrayan ve bütünleştiren bir doğrultuda olmak zorundadır. Bu örgütlenme sürecimizdeki temel hedefimiz, tüm çalışanların üretken ve onurlu bir çalışma ortamına kavuşmasıdır.
Editör : oz-der