Kiev'deki IFJ konferansında ne anlattım?

0 views
Skip to first unread message

Mustafa Kuleli

unread,
Nov 22, 2013, 4:29:27 AM11/22/13
to tgsis...@googlegroups.com, tgsistanb...@googlegroups.com, tgsog...@googlegroups.com
Merhaba Arkadaşlar,

IFJ, EFJ, NUJU ve IMTUU'nun düzenlediği bölgesel konferansta sendikamız adına yaptığım konuşmanın Türkçe özetini ilginize sunuyorum.

Yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum.

Selamlar



2013 yılının Haziran ayında Türkiye, tarihinin en büyük toplumsal ayaklanmasını yaşadı. “İstanbul’un kalbi” Taksim meydanının hemen yanındaki Gezi Parkı’nda başlayan direniş, kısa sürede yaygınlaştı ve hükümetin otoriterleşen politikalarına karşı bir başkaldırıya dönüştü.

Lideri/örgütü olmayan bu barışçıl eylemler farklıydı, akılcıydı, enerjikti, mizah doluydu. Değişik siyasi görüşlerden insanlar ilk kez bir araya gelmişti. Kürt ile Türk, içki içenle namaz kılan aynı sokaklarda direniyordu. Duvarlardaki esprili sloganlar, ‘sizi takmıyoruz’ diyor ve on yılda ince ince inşa edilmiş egemen siyasi söylemi sarsıyordu.

Ancak sokaklar yanarken, televizyon ekranları soğuktu. CNN Türk adlı haber kanalının prime time’da “Penguins: Spy in the Huddle” belgeselinden bölümler yayınlaması, anaakım medyadaki sansürün sembolü oldu.

Sansür karşısında habercilikte ısrar edenlerse işini kaybetti. Gezi direnişinin başladığı 27 Mayıs’tan bugüne 14 gazeteci kovuldu, 22 gazeteci istifa etti.

Tabii gazetecilerin tek sorunu sansür değildi. Bu dönemde, sokaktaki devlet terörü görülmemiş biçimde arttı. Polis habercilere gaz ve su sıktı, plastik mermiyle ateş etti, yerlerde sürükledi, darp etti. Yani devlet bizlere açıkça “Sokağa çıkmayın, haber yapmayın” mesajı verdi. Bu 4 aylık sürecin bilançosu ağırdı. 10’u uluslararası basından tam 153 gazeteci yaralandı, 39 gazeteci gözaltına alındı, üç gazeteci tutuklandı. Üstelik gazetecilere fiziksel şiddet uygulayan polislerden biri bile ceza almadı. Gazetecilere yönelik sözlü taciz ve hakaret ise sıradan hale geldi.

Peki tüm bunlar yaşanırken Türkiye Gazeteciler Sendikası ne yaptı?

-Her şeyden önce sahadaki üyelerimiz, polise karşı muhabirlerin dayanışmasını ördü. Gazeteciler, meslektaşlarının fiziksel şiddet görmesini ya da gözaltına alınmasını engellemeye çalıştı ve bazen bunu başardı.

-Genç sendikal kadrolarımız hastane, karakol ve adliye önlerindeydi. Her bir vak’a takip edildi, bilgiler anlık olarak tweet’lendi.

-Gazetecilere yönelik sansür ve şiddet, günü gününe yapılan açıklamalarla kayda alındı, kamuoyuna duyuruldu, kınandı.

-Şiddet gören gazetecilerle beraber suç duyurularında bulunuldu.

-Valilik ve Emniyet yetkilileriyle görüşmeler yapılarak gazetecilerin şikâyetleri bildirildi.

-İşten atılan ya da istifa etmek zorunda kalan gazetecilerin, yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşması teşvik edildi.

-Gezi protestocularının sansür sonucu oluşan öfkesinin medya emekçilerine yönelmemesi için özel açıklamalar yapıldı. Gezi parkı içinde “Direniş medyayı da özgürleştirecek” pankartıyla bir yürüyüş düzenlendi.

-Gezi hareketinin yerel halk meclisleri sayılabilecek “park forumları”na katılındı. Yurttaşlarla medyanın durumu tartışıldı.

-Haber yapabilmek isteyen gazetecilerle haber alabilmek isteyen yurttaşların mücadelesini birleştirme perspektifiyle hareket edildi.

-Hâlihazırda sendikaya üye olmayan gazetecilerle beraber “Penguen kutupta güzel” sloganıyla kitlesel bir eylem örgütlendi. Taksim / İstiklal Caddesi’ndeki bu yürüyüş polis tarafından engellendi ancak son yılların en kalabalık gazeteci eylemi oldu.

Bu özel dönemin sıcaklığı ve hareketliliği içinde elbette cezaevlerindeki 62 meslektaşımızı da unutmadık:

-Kamuoyu ilgisini bu konuya çekmek için ünlü gazetecilerin mesajlarından oluşan 44 saniyelik bir video-klip hazırladık. Youtube’a yüklenen ve sosyal medya ağlarında yayılan bu klibin başlığı “Gazetecilere özgürlük, hemen şimdi” idi.

-Yurttaşları ve habercileri gazeteci davalarını izlemeye çağırdık. Sendika olarak davaları takip ettik, öncesinde ve sonrasında açıklamalar yaptık.

-Cezaevlerindeki gazetecilere kart atılması / mektup yazılması için çağrılarda bulunduk.

-Gazetecilere Özgürlük Platformu’yla beraber "İkinci Gazetecilere Özgürlük Kongresi”ni topladık. Kongre sonunda yayınlanan bildirgeyle, hükümete bir kez daha meslektaşlarımızı serbest bırakması yönünde çağrı yaptık.

-Tüm bu çalışmalarımızda cezaevlerindeki gazetecilerin terörist olduğuna yönelik kanaatin yanlışlığını vurguladık.

Elbette yaptıklarımızı yeterli görmüyoruz. Örgütlü bulunduğumuz işyerlerine dayanan, daha geniş tabanlı ve daha etkili bir çalışma yapacağımızdan eminiz. Çünkü Türkiye’de çok sevilen ve yerli yersiz kullanılan o söz şimdi gerçekten söylenebilir: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

“Sakin bir görünüş altında her şey değişiyor. Her sınıf içinde her şey değişiyor…” 1972 yapımı Tout va bien (Her şey yolunda) filminde yönetmenler Godard ve Gorin, karakterlerine bunu söyletmekle kalmaz bir de şu soruyu sordurur: Her şeyi değiştirme nereden başlarsın? Yanıt nettir: Her yerden.

Hemen herkes, Gezi direnişinin bir şeyleri değiştirmekte olduğunda hemfikir. Sendikalar ve meslek örgütleri de bundan muaf değil. Kimileri bu değişimi korkuyla beklerken biz yelkenimizi Gezi’nin rüzgârıyla doldurmayı seçtik: Yönetim kademelerimiz hızla gençleşiyor, kadın temsili artıyor, sosyal medyada aktifiz, konuşma sürelerimiz kısaldı, açıklamalarımız artık daha yaratıcı ve iletişimimizi profesyonel bir ajansın desteğiyle tasarlamaya çalışıyoruz. Tüm bunların gazeteciler tarafından görüldüğünü ve takdir edildiğini de biliyoruz.

Nereye gideceğini bilmeyen kaptan için tüm rüzgârlar terstir. Dolayısıyla artık nasıl bir medya düzeninde yaşayacağımızdan bağımsız olarak diyoruz ki, her şeye hazırız ve hedefimizi biliyoruz. Direnişle beraber popülaritesi artan alternatif medyalar, direnişin kendi medyaları ve anaakım medya… Biz tüm bu mecralarda varız ve bunların hepsinde örgütlenmek zorundayız.

Çünkü basın özgürlüğü ancak gazetecilerin örgütlülüğüyle mümkün.


MUSTAFA KULELİ
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages