ALLAHTAN HAKKIYLA İTTİKA ETMEK

72 views
Skip to first unread message

İQRA

unread,
May 18, 2007, 1:01:21 PM5/18/07
to
ALLAHTAN HAKKIYLA İTTİKA ETMEK



Al-i İmran 102. "Ey inananlar! Allah'tan sakınılması gerektiği gibi sakının, sizler, ancak müslüman olarak can verin."

Ey iman edenler, anladınız mı? Buna inandınız mı? Ey buna ina-nanlar, ey bunu kabul edenler, ey Allah'a sımsıkı sarılması gerektiğini kabul edenler, ey Allah ve Rasûlüyle iç içe olunca, Allah'ın âyetleri ve Rasûlünün sünnetiyle diyalogu kesmeyince küfürden korunacağına inananlar, ey ehl-i kitabı dinlemeyip sadece Rablerini dinledikleri zaman ancak korunabileceklerini bilenler, böylece inananlar, onları dinledikleri takdirde dinden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarına inananlar, ey bunun mümini olanlar, ey bunun şuurunda olanlar:

"Allah'tan hakkıyla ittika edin"

Allah'a karşı takvalı davranın. Yolunuzu Allah'la bulun. Hayatı-nız konusunda Allah'tan başkasına müracaat etmeyin. Hayatınızı Al-lah için, Allah'ın belirlediği ölçüler içinde yaşayın. Yaptıklarınızı Allah'ın sizi gördüğü şuuru içinde ve Allah'a lâyık olarak yapın. Yaptıklarınızı Allah dedi diye yapın. Yapmayıp terk ettiklerinizi Allah yasakladı diye yapmayın. Allah nasıl istiyorsa, nasıl gerekiyorsa, nasıl icab ediyorsa öylece yapın ve bunu böylece de sürdürün:

Muttaki olun. Allah için vermeniz gereken yerde vererek, vurma-nız gereken yerde vurarak, sevmeniz gereken yerde severek, küsmeniz gereken yerde küserek, konuşmanız gereken yerde konuşarak, susmanız gereken yerde susarak Allah için bir hayat yaşayın.

Evet, bu âyet müminlerin yollarını Allah'a sormalarını emrediyor. Allah'a sorarak, Allah'tan olur alarak bir hayat yaşamalarını istiyor. Çünkü bu hayatı var eden Allah'tır. Bu hayatın yasasını koyan da elbette Allah olacaktır. Bu hayat ona sorulmadan asla yaşanılmamalıdır. Bu konuda pek çok hadis var. İnşallah burada onlardan bir kaçını okuyalım.

Ebû Ümâme Sudayy ibn Aclân el Bâhilî radıyallahu anhtan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi veda hutbesinde şöyle buyururken işittiğini söylemiştir:

"Ey insanlar Allah'a karşı sorumluluk bilincinde olunuz, yolunuzu O'nun kitabıyla bulmaya çalışınız, beş vakit namaza devamlı ve duyarlı olunuz, ramazan orucunu tutunuz, mallarınızın zekâtını veriniz, sizden olan müslüman yöneticilere itaat ediniz ki; doğruca cennete giresiniz." (Tirmîzî, Cum'a 80)

Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle demiştir: Bazı insanlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme:  -Ey Allah'ın Rasûl'ü insanların hayırlısı ve değerlisi kimdir? dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

-"Yolunu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışanlardır" buyurdu.

-Ey Allah'ın Rasûl'ü biz bunu sormuyoruz dediler.

-"O halde Allah'ın sevgilisi İbrahim'in oğlu Allah'ın nebisi İshâk'ın oğlu Allah'ın nebisi Yâkub'un oğlu Allah'ın nebisi Yûsuf'tur" buyurdu.

-Ey Allah'ın Rasûl'ü biz bunu da sormuyoruz dediler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

-"O halde siz benden Arap kabilelerini soruyorsunuz. Bilin ki cahiliye döneminde hayırlı ve şerefli olanlar İslâm'ı iyi anlayıp yaşarlarsa İslâm döneminde de hayırlıdırlar" buyurdu. (Buhârî, Enbiyâ 8; Müslim, Fedâil 168)

"Başka değil sadece müslümanlar olarak ölün."
Yâni hayatınızın tümünde hep müslüman olun ki ölüm sizi müslüman olarak bulsun. Müslümanca bir hayat yaşayın ki müslümanca bir ölüme muvaffak olun. Çünkü hayatın

ve ölümün Allah'ın istediği gibi olanı makbuldür. Allah'ın istemediği bir hayatı yaşayanın Allah'ın kabul edip razı olacağı bir ölümle ölmesi mümkün değildir.

Allah'ın kendine has bir ismi var, Rahmân. Allah kullarına karşı merhamet sahibidir. Merhamet sadece Allah'a aittir. Kullarına karşı Allah öyle merhametli ki, öyle Rahmân ki onun için size kitap göndermiştir. Bu dünyada sizi yolsuz, yordamsız, vahiysiz, kitapsız bırakmamıştır.

Öyle Rahmân ki Allah sizi yaratıyor, size rızık veriyor, sizi doyuruyor, sizin hayatınızı sürdürüyor, kendisine lâyık kulluk yapmadığı-nız halde, pek çok günahlar işlediğiniz halde sizi affediyor. O Rahmân olan Allah'ın bize karşı rahmetinin tecellisine bir bakın ki bize burada şöyle dememiş: Ey müminler, ey kullarım, Konya'da iken ölün! Gözünüzde gözlük varken ölün! Ya da Ankara yolunda da ölün! Ya da başınızda siyah bir eşarp varken ölün! Beyaz gömlekli olarak ölün dememiş. Ölüm size geldiği zaman sizi böylece bulsun dememiş. Eğer böyle deseydi işimiz çok zordu. O zaman hep göz-lüklü olmak yahut beyaz gömlekli olmak ve öyle ölmek zorunda kala-caktık ki gerçekten bu bizim için çok zor olacaktı. Meselâ gözlüğü gözümüzden çıkardığımız bir anda ölüm bizi yakalayacak ve işimiz bitecekti. Ama dikkat ederseniz öyle demiyor Allah. Ya ne diyor? Müs-lüman olarak ölün. Ölüm sizi müslüman bulsun. Yemek yerken, otururken, ayaktayken ölün dememiş, müslüman olarak ölün demiş. Yâni en kolayını söylemiş, en kolayını istemiş Rabbimiz bizden.

Yeryüzünde bir insanın yapabileceği en kolay, en rahat iş bu. Çünkü kul bu işi yapmaya başladı mı, en yüce varlık, en güçlü varlık onun destekçisidir. Ben müslüman olmak istiyorum ya Rabbi, ben se-nin istediğin hayatı yaşamak istiyorum ya Rabbi, ciddiyim bu işte de-din mi, mutlak sûrette Allah sana yardım edecektir, senin yardımında olacaktır, ciddiyetine göre tabii. E müslüman olmak bu kadar kolay olduğuna göre, bunu sürdürürken de ölüm seni ne zaman bulursa bulsun ne fark eder? Ama öteki türlü olsaydı meselâ gözünde gözlükle ölün deseydi Allah, şeytan ve dostları bir an gözünden alıverince gözlüğü kâfir olarak ölme tehlikesiyle karşı karşıya olurduk.

Müslüman olarak ölme emri:

"Kim Allah'ın Kitabına sarılırsa şüphesiz doğru yola erişir" (Âl-i İmran 101) ayetinden sonra gelmiştir. Öyleyse diyeceğiz ki, bu iş, sırat-ı müstakim üzere bir hayat yaşarken ölmektir. Müstakim sırat kişiyi hedefe götüren yol demektir. Yâni hedef demektir. Bizi cennete götüren yol müstakim sırattır. Bunun iniş ve çıkışları olabilir. Dönüşleri, virajları da vardır. Bazen yürünür, bazen durulur, bazen geri de gidilir. Günah anlamına, günahlardan kaçma anlamına geri gidilir. İnsan şaşırabilir bazen, hata edebilir, unutabilir. Ama bu şaşırması gaflettense, yâni uyanır uyanmaz vazgeçiyor, aynı sapaktan bir daha sapmıyorsa, tamam Allah affederim diyor. Ama bu yol öyle bir yol ki, bu yoldan giden insanlar hem o yolda Allah'ı bulurlar, hem de şeytanları bulurlar. Çünkü Hûd sûresinin 56. âyetinde söyle buyurulur:

"Muhakkak ki Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir" (Hud 56)

Allah bu yol üzerindedir ama şeytan da bu yol üzerindedir. A'râf sûresi 16. âyette de:

"Yemin olsun ki (kullarını saptırmak için) senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım!"

Evet, demek ki hem Allah'ın, hem de şeytanın üzerinde bulunduğu bir yoldur sırat-ı müstakim. Peygamberler, nebiler, sıddîklar, şehidler de bu yol üzerinde yürümüş, gitmiş, onlar da bize örnek olmuşlar, böyle garip bir yol işte. Bu yolda giderken bu yolun sapakları ve sapış yerleri de var. Yâni bu yol insanı hem madde hem ruh olarak bilen bir yoldur, ama insanı sadece madde farz ettiren, insanın sadece madde olduğunu ona empoze edip böylece onu saptıran yahudice sapış yolları vardır, tarihte hep olagelmiştir.

Bir de insanı sadece ruh zannettiren öylece saptıran hıristiyanca sapış yolları da vardır. Biz sanki şöyle bir gaflet içinde oluyoruz bazen: Diyelim böyle bir yola girmiş, bu yolda giderken, aman ne kadar da çok ihtiyacımız var diye ev sapağına, ev yaptırma sapağına, evlenme, ev edinme sapağına sapıveriyoruz, sanki ölüm gelmeyecekmiş gibi uzun bir süre oyalanıveriyor, eğleniveriyoruz. Biraz sonra para, pul sapağı vardır, mal mülk sapağı vardır, dükkân tezgâh işi, sosyal hayatla ilgiyi kesmek, insanlarla alâkayı kesmek, inzivaya çekilmek, gibi böyle sağlı sollu sapış noktaları var ya, ya oralarda ölüverirsek? Allah korusun çok korkunç bir netice ile karşı karşıya gelmiş olacağız.

Rabbimiz bizden müslümanca bir hayat yaşayarak müslümanca can vermemizi, ölümü müslümanca bir hayatın içinde karşılamamızı istiyor. İbrâhim aleyhisselam ve onun torunlarından Yakub aleyhisselam oğullarına, aynı şeyi tavsiye ediyorlardı:

"İbrâhim ve Yakub bunu oğullarına vasiyet etti. "Oğullarım! Şüphesiz ki Allah size bu dini seçti. O halde sizde zinhar müslümanlar olarak can verin." (Bakara 132)

İşte Rabbimiz anlatıyor, Allah'ın İbrâhim için seçtiği din İslâm'dı, İbrâhim aleyhisselam müslümandı, Yakub aleyhisselam da müslümandı ve Allah'ın Hz. Âdem aleyhisselamdan bu yana tüm elçilerine, tüm toplumlara gönderdiği din de İslâm'dı. Hz. Âdem aleyhisselamdan bu yana tüm toplumlara emredilen din elbette müslümanlara da emredilecekti.

İşte Rabbimiz burada müslümanca bir hayat yaşayıp müslümanca ölmeyi Muhammed ümmetinden de istiyordu.

Şimdi, biz İsrâil oğullarıyız diyen ve İslâm'ı bırakıp sapıklık içine düşen bu yahudi ve hıristiyanlara ne demek lâzım? Bu adamlar nasıl olur da biz haklıyız deme hakkına sahip oluyorlar? Bunlar İslâm'dan, haktan ayrılıp, sapık yollara girerek bu peygamberlerin yolunu terk ettikleri halde nasıl olur da Yakub aleyhisselamın ve İbrâhim aleyhisselamın yolunda olduklarını iddia edebiliyorlar? Buna hiçbir zaman hakları olamaz. Çünkü İbrâhim aleyhisselam müslümandı, çünkü Yakub aleyhisselam müslümandı ve oğullarını İslâm'a dâvet ediyordu.

Öyleyse sizler de ey müslümanlar, sadece müslüman olarak ölün. Adınız sadece müslüman olsun. Çünkü bu ismi size Allah verdi. Bu ismin dışında kendinize başka şeref aramayın. Sizi müslüman diye çağırsınlar ve siz müslüman olarak ölün. Akıncı olarak değil, Süleymancı, nurcu, falancı, filâncı olarak değil. Zin-har müslüman olarak ölün. Bir de aman Allah'a kulluk ortamında ölün. Ölüm size geldiği zaman sizi müslüman olarak bulsun. Adınızla, amelinizle, halinizle müslüman olarak ölün.

Şunu kesinlikle bilelim ki müslüman olarak ölmenin yolu, sürekli o yolda olmaya bağlıdır.

Yazar:

ALİ KÜÇÜK
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages