TÜRKİYE'Yİ YÖNETEN GÜL VE HAÇ ŞOVALYELERİ

8 views
Skip to first unread message

Birol Çetin

unread,
Apr 23, 2011, 8:53:46 AM4/23/11
to KUR'ANDAN NE ANLIYORUM?
Fahrettin Kerim Gökay'dan İhsan Sabri Çağlayangil'e kadar pekçok Gül
ve Haç Şövalyesi ve mason, Manevi Cihazlanma Derneği adlı örgütü kurup
Türkiye'nin kaderinde rol oynamışlardı.

Yıllardır Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri konusunda çok önemli ve
ilginç iddialarda bulunuyorsun. Kısaca özetlemek gerekirse Avrupa
Birliği'nin kökeninde aslında sadece Hristiyanlık değil gnostik-
okültik ve masonik bir yapılanma olduğunu söylüyorsun! Yani kabaca
söylersek mason ağırlıklı...
Dinle de karar ver.. Bugünkü Avrupa Birliği'ni kuran Almanya ve
Fransa, biliyorsun II. Dünya Savaşı sonrasında düşman kardeşlerdi.
Onları yan yana getiren, barıştıran ve AB'nin temellerini atan da
böyle bir örgüttür. Adı; Moral Rearmament... Kısaca MRA yani.

Sorması ayıp ama ne demek bu?
Manevi Cihazlanma... Aynı Türkçe isimle İstanbul'da da faaliyet
göstermişlerdi...

Avrupa Birliği ile bağlantısı ne?
Örgütün kurucusu Amerikalı Lüteryan papazı Frank Bushman'dı. Bu örgü,
ilk önce 1929'da I. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'de, 'Oxford
Grubu' adıyla kurulmuştu. Daha sonra II. Dünya Savaşı patladı. Bunlar
savaş yıllarında Almanya'da bazı Hitler karşıtı Nazilerle çok gizli
ilişkiler kurmuşlar. Nazi askerleri de MRA üyesiydi, tabii bazıları.
Bunlardan Von Tott diye biri, Hitler'e düzenlediği başarısız bir
suikast sonunda idam edilmişti. Savaştan sonra Almanya ve Fransa'yı
barıştırmak isteyen bu örgüt olmuştur.

Bu barıştırma Avrupa Birliği'ne mi yol açtı diyorsun?
Dahasını söylüyorum. Örgütün ana felsefesi perde arkasında kalmaktı.
Avrupa Birliği'nin temelleri, 1950'li yıllarda örgütün İsviçre'nin
Caux kentindeki şatosunda atıldı. Bu gizli toplantıya Almanya ve
Fransa tarafından çok önemli devlet adamları katılmıştı. İşin ilginci
bunların ikisinin, bu iki ülkenin başbakanı olacaklarının daha önceden
bilinmesi ve gerçekten de onlar seçildi.

Kimdi onlar?
Bildiğin isimler... Biri genç François Mitterand. Diğeri ise, sonradan
Alman devlet başkanı olacak olan Konrad Adenauer. Fransız tarafına da,
daha sonra Avrupa Birliği'nin manevi babası bayılan Robert Schuman ve
AB'nin baş mimarı olarak bilinen Jean Monnet başkanlık ediyordu.
Biliyorsun Mitterand, başbakan olduktan sonra AB ruhunu yaymaya
çalıştı.

Peki bu adamlar, Mitterand ve Adenauer'ın daha sonra devletin başına
geçeceklerini neye dayanarak öngörüyorlar ve buradaki hesap ne?
İşte işin bağlantı noktası da burada... Her ikisi de Gül ve Haç
bağlantılı Mason localarının üyeleri! Fikir babası Robert Schuman da
öyle... Güçlerini düşünebiliyor musun? AB aslında, Kilise
Hristiyanlığı birliği değil, Gnostik-Masonik Hristiyanlığı Birliği...
Robert Schuman o toplantıda, Fransa-Almanya kömür ve çelik
ortaklığının kurulmasını önermiş. Böylece Ortak Pazar'ın da fikir
babası olmuş.

Bu masonikgnostik örgütün Türkiye ayağına gelirsek, bildiğimiz isimler
var mı?
Olmaz mı? Derneğin kurucularından biri, eski İstanbul Valisi Prof.
Fahrettin Kerim Gökay mesela.

Gökay mı? 'Mini mini valimiz ne olacak halimiz' diye tekerlemelere
konu olmuştu...
Kısacık boyu var ama müthiş bir adam. Elinin uzanmadığı yer yok...
Örgütün ismini de aynen almışlar; Manevi Cihazlanma. Beyoğlu
Asmalımescit Sokağı'nda bir apartmanın üst katında faaliyet
gösteriyorlardı.

Fahrettin Kerim de masondu değil mi?
Hem de 33. dereceden. Derneğin en gizli ve özel toplantıları onun
Kadıköy, Göztepe'deki köşkünde yapılırdı. Derneğin tüm üyeleri masondu
ve hepsi de aynı zamanda Circle d' Orient (Büyük Kulüp) üyeleriydi...

Peki bunların ne tür faaliyetleri olmuştu?
1960'daki 27 Mayıs askeri darbesinden önce Adnan Menderes hükümetine
ilginç bir proje götürmüşlerdi. Projeye göre, İstanbul 'Dünya Dinler
Başkenti' yapılacaktı. Fener Patrikhanesi'ni de, Vatikan gibi ayrı bir
devlet yapmayı önermişlerdi.

Uçmuşlar abi bunlar!
Devamı da var... Kariye Camii, bir çeşit Hilafet merkezi haline
getirilecek, Ayasofya'da da Ortodoks ibadetine açılacaktı...

Menderes idam edildikten sonra her şey rafa kalktı herhalde! Ya da
mantıksız bulundu.
Bunlar gerçekleşmedi ama 1963'den sonra örgüt, 'Dünya dinler arası
diyalog ve hoşgörü' toplantılarına resmen başladı.

Son yıllarda da buna benzer şeyler moda oldu...
Evet, işte 'Üç dinbirliği' yani 'İbrani dinler' denen proje ilk kez bu
mason derneği tarafından ortaya atılmıştır.

Manevi Cihazlanma'nın başka baba isimleri kimlerdi?
Türkiye tarihinde çok önemli rol oynayan ama adı az bilinen Prof.
Hazım Atıf Kuyucak vardı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a en yakın
isimlerden biriydi ve masonların en etkili locası olan Nur Loca'sının
Maşrık-ı Azamı'ydı. Türkiye'nin bütün petrol tasarımları ve
anlaşmalarından sorumluydu. Aynı zamanda 1964 yılına kadar da Gül ve
Haç kardeşliği örgütünün başkanlığını yürütmüştü. Ünlü Bilderberg
toplantılarının, 1959'da İstanbul'da yapılan gizli oturumunda
Türkiye'yi o temsil etmişti.

O zaman örgütün toplantıları da Teşvikiye'deki Gül ve Haç binasında,
yani İzmir Palas'ta mı yapılıyordu?
Bir kısmı orada, bir kısmı İzmir'de. 1964 yılında Gül ve Haç
şövalyeliğine yeni bir isim getirildi; 17. dereceden mason olan Cemal
Birik. Birik'i önce 17. dereceden hemen Tapınak Şövalyeliğine, oradan
da 33. dereceye atlatıp Gül ve Haç şövalyesi tayin eden, yukarıda
sözünü ettiğimiz işte bu Profesör Kuyucak. Ve yanında da çok ilginç
bir isim; Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı vekili İhsan Sabri
Çağlayangil olmuştur.

O da sıkı masonmuş değil mi?
Çok enteresan bir adamdı. 33. derecedeki mason siyasetçilerden
biriydi. Aynı zamanda istihbaratçıydı. 'Manevi Cihazlanma'
teşkilatının Türkiye'deki en güçlü isimlerinden biriydi. Biliyorsun
bir ara Humeyni Türkiye'ye geldi ve Bursa'da zorunlu oturmaya tabii
tutuldu. Ayetullah Humeyni ile ilgili gizli bilgilerin hepsi onda
toplanıyordu.

Bir de Karaköy'de Ziraat Bankası üzerindeki mason heykellerinin
hikayesini dinleyelim senden!
Ziraat Bankası'nın kurucusu Mithat Paşa da büyük mason üstadı.
Bankacılık da para alışverişi demek. Bu, mason prensiplerine çok
uygundur. Çünkü tarihte bankacılık dediğimiz zaman görürüz ki hadise
11. yüzyıldan itibaren şövalye tarikatları tarafından keşfedilmiş bir
para alış veriş yöntemi. Bu adamlar Kudüs'e hacca gidiyorlar atlar
üzerinde, tabii yolda hırsızı uğursuzu var...

Kim bu Kudüs yolcuları?
Dönemin Tapınak Şövalyeleri. Hacca gidecekler atlar üzerinde. Yolda
malum eşkıyalar var. Adam gitmeden önce İtalya'da birine 500 altın
veriyor, 'ben bu parayı Kudüs'ten alayım' diyor. Bir kağıt veriyorlar.
İlk kredi kartı kullanımı buradan çıkıyor. Yolda beş kuruş yok
üzerinde. Ama elindeki kağıtla, yolda her türlü alışverişini yapıyor.
Yolculuk edebiliyor.

Bugün takside geçmiyor, o atlıdeveli dönemde geçiyormuş demek...
Geçmez mi? Sonra kağıdı Kudüs'teki adama götürüyor. Kaç para
harcadıysa hesaptan düşüyorlar, kalan parasını alıyor.

Mithat Paşa'ya dönelim mi?
Mithat Paşa'ya... Mason olduğu için o binanın üzerine yaptırdığı
heykellere 'dul kadın kesesi' deniyor. Diyelim ki bir mason öldü.
Karısı, çocukları güç durumda kaldılar. Bütün masonlar para toplamak
için bir kase dolaştırıyorlar aralarında. Toplanan parayı kadına
veriyorlar. İşte bunun adı 'dul kadın kesesi.' Mithat Paşa da bunun
sembolü olan heykelleri, Ziraat Bankası'nın üzerine diktirmiş. Bu
arada altını çizelim, yine yer yerinden oynamasın; Mithat Paşa, Gül ve
Haç üyesi değil, sadece mason.

TÜRKİYE'YE YÖN VEREN 'ŞÖVALYELER'
SON yüzyılın Türkiye'sine damgasını vurmuş olan siyasilerin en elit
çekirdeği, hep mason ve Gül ve Haç şövalyesi unvanlı kişilerdi. İlk 20
kişiyi sayalım: Prens Halim Paşa, Prens Aziz Hasan Paşa, Yargıtay
Başkanı Fuat Hulusi Demirelli, Dr. Mim Kemal Öke, Prof. Hazım Atıf
Kuyucak, DP Milletvekili ve Manevi Cihazlanma Derneği Başkanı Dr.
Ekrem Tok, Mukbil Gökdoğan, Prof. Sahir Erman, Dr. Enver Necdet
Egeran, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü
Aras, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, İstanbul Valisi Prof. Fahrettin
Kerim Gökay, Meclis Başkanı Kazım Özalp, Celal Bayar, Ali Kemren, Şeyh
Ataullah Efendi, Amiral Mehmet Ali Paşa, Servet Yesari, Başvekil Hasan
Saka, Devlet Şurası Başkanı Mustafa Reşit Mimaroğlu, Muhip Nihat
Kuran.

'VER BİR FAHRETTİN KERİM..'
1900'de Eskişehir'de doğan Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul Tıp
Fakültesi'ni bitirdi. Münih, Hamburg ve Viyana'da uzmanlık eğitimi
gördü. 1933'te profesör, 1942'de ise ordinaryus profesör oldu. 1949'da
CHP iktidarınca İstanbul Valiliği ve Belediye Başkanlığına getirilen
Gökay bu görevini 1957'ye değin, yani DP iktidarı döneminde de
sürdürdü. Bern büyükelçiliği (1957-1960), YTP İstanbul milletvekilliği
(1961- 1965), Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı (1963) görevlerinde
bulundu. Gökay, İstanbul'a klakson yasağı getirdi. Beyoğlu'nda
sarhoşları toplayarak Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne
yatırdı. Bu yönüyle Gökay mizaha da bolca malzeme olmuş, o dönemde
küçük rakı isteyenler bunu "Ver Bir Fahrettin Kerim" diye dile getirir
olmuştu. Küçük rakı - Gökay benzetmesi onun kısa boylu olmasından
kaynaklanıyordu. Ve halk tarafından çok sevilirdi.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages