BİZANS İMPARATORLUĞU

9 views
Skip to first unread message

Birol Çetin

unread,
Apr 23, 2011, 8:35:41 AM4/23/11
to KUR'ANDAN NE ANLIYORUM?
06.10.2010 / Takvim Gazetesi - Arda Uskan









Bizans İmparatoru Konstantin rüyasında 'In Hoc Signo Vinces' (Bu
işaretle zafere) sözlerini gördü. Konstantin Haç'ın zaferine
inanıyordu. Bugünlerde de buna inananlar var. Örneğin Pall Mall marka
sigaranın bağlı bulunduğu şirket

İstanbul'un o müthiş tarihi gizemlerini, casuslarını, gizli
örgütlerini günlerce konuştuk da, ilk İstanbul'dan, yani Bizans
İmparatorluğu'ndan pek söz etmedik.
Önce bir yanlışı düzeltelim. Biz 'Bizans İmparatorluğu' diyoruz ama
böyle bir imparatorluk yok aslında. Bizans, Haliç'ten Sirkeci'ye kadar
olan küçücük bölgenin adı. İmparatorluğun esas adı Büyük Roma. Bu da
ikiye bölünüyor sonra... Bizans'ın bulunduğu bölge Doğu Roma
İmparatorluğu oluyor.
Bildiğimiz Roma da, batı topraklarında kalıyor. Bizim İstanbul
bölgesinin İmparatoru da Konstantin. O dönemde burada yirmiye yakın
din var. Bu arada yeni türeyen Hıristiyanlar'ın genel nüfusu sadece
yüzde 3 ve dinlerinin kabul edilmesini istiyorlar haliyle.

Peki ya Hıristiyanlık ile özdeşleşen Haç?
O dönemde çıkıyor işte. Konstantin, "Bir imparatorlukta iki imparator
olmaz" diye Batı'ya savaş açınca, Hıristiyanlar'a "benimle savaşa
katılırsanız sizin dininizi de kabul ederim" diyor.
Onların da bir şart var; "Biz savaşmayız ama savaşa en önde simsiyah
kefenle ve elimize de haçlarımızı alıp gideriz!' Ama Haç denen
nesnenin nasıl bir şey olduğunu kendilerinden başka bilen kimse yok.

Gidiyorlar mı en önde öyle salak gibi?
Gidiyorlar ama efsaneye göre bak ne oluyor? Tiber nehrinin iki
yakasında, bu iki ordu karşı karşıya geliyor. Batı Romalılar, nehrin
karşı yakasında siyah kefenler giymiş ellerinde garip şeyler olan
birilerini görünce şaşkına dönüyorlar. Batı Roma, Pagan dininden ve o
zamana kadar, haliyle onlar da Haç'ı görmemiş.

Köprüden hücum etmeye başladıkları zaman köprü çöküyor ve Batı Roma
imparatoru düşüp ölüyor. Paganlar paniğe kapılıp dağılıyorlar. Doğu
Roma ordusu içindeki Hıristiyanlar diyor ki, 'bizim tanrımız yardım
etti, sayemizde savaşmadan kazandık.' Böylece Konstantin savaşmadan
tek imparator oluyor. Bir süre sonra Konstantin, bir rüya gördüğünü
söylüyor. Rüyasında gökyüzünde güneşin önünde bir haç varmış, bir de
Latince bir cümle: "İn Hoc Signo Vences!" "Bu işaretle zafere" demek.

(Bu arada Aytunç, masanın üzerinde duran ve yıllardır hiç
değiştirmediği Pal Mall sigarasını bana uzatıp üzerindeki küçük yazıyı
gösteriyor) Bak burada ne yazıyor?

"İn Hoc Signo Vences"... İnanılmaz! Peki bu cümlenin Pal Mall'in
üzerinde ne işi var?
Sen düşün işte. Konstantin efendi 325 yılında söylemiş bunu, bugün
sigara paketinin üzerinde duruyor.

Neden 'Yeni Harman' değil de Pall Mall'in üzerinde? Özellikle bu Pall
Mall grubu doğrudan doğruya 'haçın zaferine inanan' insanların
yönettiği bir şirket. Sadece sigara değil bir sürü şey üretiyorlar.

Bütün paketlerinde var mı? Yok sadece bir türünde var. 'Hangisinde ve
neden' diye sorma...

Sormuyorum. Peki savaşa dönelim, o sırasında Konstantin hangi dinden?
O sırada güneşe tapıyor. Unvanı da bu yüzden 'Sol Vinctus' yani
'Güneşin oğlu'. Karısını ve oğlunu bile Hıristiyanlar'a
yakınlaştıkları için öldürmüş, öyle de gaddar biri. Sonra o ünlü
'İznik Konseyi'ni topluyor.
Bütün dinlerin temsilcileri oradalar. Hıristiyanlar'a, 'Ne
istiyorsunuz' diye soruyor. Onların bir kısmı 'İsa diye biri var, bu
tanrıdır, bunun kabul edilmesini istiyoruz' diyor.
Diğer kısmı ise, 'İsa tanrı değil peygamberdir' diyor. Konstantin de
düşünüyor, 'Varsın Tanrı daha olsun, ben nasılsa güneşin oğluyum,
zaten yirmi tane tanrı var, İsa da tanrı olsun bakalım' diyor.

İsa'nın resmi kabulü yani... Öyle... "İsa tanrı değil, peygamberdir"
diyen Hıristiyanlar'a Arianist, onun tanrı olduğuna inananlara da
Apostolik denir. Bu ayrışma sonunda, Katolikler'i ve Protestanları
yaratıyor. İsa'yı tanrı olarak kabul eden Katolikler uzun yıllar
Protestanlar'ı öldürüyor, yakıyor, asıyor, kesiyor...

BÜYÜLER VE SİHİRLER
İşin içinde mutlaka tarikatlar da vardır... Olmaz mı? İşte o dönemde
kurulmuş olan tarikatlardan biri 'Konstantin imancıları.' Bu tarikat,
İsa'nın tanrı değil, peygamber olduğuna inananların tarikatı.
Diğerleri, 'İsa Tanrı değildir' diyenleri öldürüyorlar ya...
'Konstantin imancıları'da onlardan kurtulmak için yer altına iniyor,
gizleniyor ve tarihteki birçok tarikatın da başlangıcı oluyorlar.
Gül ve Haç, Tapınak Şövalyeleri ve Masonlar dahil hepsinin geldiği
yer burası. Bunlar 'aykırı düşünen' anlamına elen Gnostik
Hıristiyanlık diye bilinen akımı oluşturuyorlar.

Gnostik'lerin İsa ile ilgili başka düşünceleri var mı? Var tabii.
'İsa, şifreler, büyüler ve sihirle uğraşmıştır' diyorlar. Onlara göre
İsa büyücü. Neden? Öldükten sonra diriliyor, suyun üzerinde yürüyor,
bakireden doğuyor... 'Bunları ancak bir büyücü yapabilir' diyorlar.

Bunların arasında hiç mantıklı bir adam yok mu yahu? O dönem
yaşasaydın görürdük seni de! Dolayısıyla bunları açıkça
söyleyemedikleri için gizli tarikat kuruyorlar. Gizli kelimesi de
'okült', okültizm yani. Gizlenmeleri ise mecburiyetten. Eskiden nasıl
bizim solcular, komünistler gizlenirdi, o da okülttü işte. Açıkça
söylediğin zaman kelle gidiyor.
Yeraltına inmelisin.

Peki gelelim Hristiyanlar'ın İskenderiye'yi ve oradaki tarihin en
büyük kütüphanesini yakma hikayesine... İsa'dan sonra 500'lü yıllarda
Hıristiyanlar, İskenderiye'yi ele geçiriyorlar. Her zaman olduğu gibi
fikirlerine karşı olan herkesi öldürüyorlar. Hatta insanları
yakıyorlar.
İsa'nın tanrı olduğuna inananlar kurtuluyor sadece. Kütüphaneyi ve
yakınındaki mabedi koruyanlar ise malum Pagan dininden olanlar. Ve
Hipestesia diye bir rahibe var aralarında.
Kadın, filozof, bakire ve evlenmesi mümkün değil. Sene 578...

O dönemdeki yasaklar fazla. Bildiğim kadarıyla astrolojik bilgiler
konusunda da zorluk yaşamış bilim adamları... Tabii... Kilise diyor ki
mesela, 'İsa yeryüzüne indiği için, dünya kainatın merkezidir, güneş
onun etrafında dönmektedir.' Oysa Kilise'nin karşısındaki görüş, yani
'Konstantin İmancıları'ndan gelen gelenek yüzyıllardır bunun tersini
söylüyor.

Hocam Galileo'nin 'Dünya güneşin etrafında döner" teorisi 1600'lü
yıllarda ortaya atılmış.
Adamı bunu söylediği için az kalsın asıyorlarmış.
Şimdi sen diyorsun ki, bu bilgi Galileo'den yüzyıllar önce
biliniyor... Peki bu bilgiler Galileo'ya nereden geliyor sanıyorsun?
Ya da Gül ve Haç Şövalyeleri'ne.

Galileo da bir Gül ve Haç üyesi... Peki nereden geliyor? Bırak da
nasıl olduğunu anlatayım; Kilise, kendi karşıtı olan örgütlerin bütün
önemli buluşların, bilgileri ve belgeleri yok ediyor. Dolayısıyla
diğerleri de yer altına iniyorlar. Çok daha sonra Gül ve Haç üyesi
olan Galileo'nun eline ulaştırılıyor bu bilgiler. Çünkü hepsi aynı
geleneğin, gizli örgütlerin uzantısı. İsa'dan önce 420 civarında
Arisdarcus diye bir bilim adamı var. İşte bu adam ilk kez, 'dünyanın
güneşin etrafında döndüğünü' o yıllarda ortaya koymuş anlayacağın...

GERÇEK ORTAYA ÇIKARSA
Ben anlayacağıma keşke lisede, bunu bilemedim diye bana sıfır veren
hocam anlasaydı. Peki o zamanlarda yeraltını mesken tutmuş başka
alimler de var mı?
Olmaz mı, Isaac Newton var mesela. O da bir Gül ve Haç üyesi.
Dolayısıyla bütün o büyük buluşlar da, Gül ve Haç'a yüzyıllar sonra
aktarılan sırlar...

Şuna mı geliyoruz? Dünyanın güneşin etrafında döndüğü ortaya çıkarsa,
kilisenin 'İsa'nın tanrı olduğu' tezi tamamen çökecek! Evet inanış bu.
Bu nedenle kilisenin korkusundan bunlar saklanıyor ve yer altı
örgütleri kuruluyor. Gül ve Haç gibi, Tapınak Şövalyeleri gibi... Bu
bilgileri bize veren ise Gül ve Haç, üstelik yüzyıllar sonra.

Ben asıl, dünyanın güneş etrafında döndüğü' gerçeğinin Galileo'dan bin
yıl önce bilindiğine şaştım! O kadar şaşırma... İstanbul'da kurulan
Müserrin adlı bir gizli örgüt vardı mesela, buna benzer bir sürü
şaşırtıcı bilgilere sahiptiler. O dönem, İstanbul İngiltere
büyükelçiliğinde görevli bir soylu var, adı Paul Rycaut... Bu adam,
15. yüzyılda İngiltere'ye gönderdiği bir raporda, 'Müsserrin
örgütünün, sarayda bile Ateizmi yaydığını' söylüyor.

Ateizm ne alaka şimdi? Çünkü bu Müserrin'ler, güneş, ay ve dünyanın
hareket halinde olduğunu savunuyorlar! O zaman Hıristiyan alemine göre
biliyorsun böyle bir şey imkansız. Dolayısıyla Müserrin'lerin
görüşleri, dinsizlik ve ateistlik olarak adlandırılıyor.

1001 GECE MASALLARI

O dönemin Türkler'i bile uyanmışlar dünyanın düz olmadığına,
medeniyetin sembolü kilise hala inat ediyor... Çünkü bütün
öğretilerini bunların üzerine kurmuşlar. İşkenceleri, baskıları bu
veya benzer sebeplerden yapıyorlar. Sana daha ilginç ve matrak bir şey
anlatayım. 1001 Gece Masalları var ya...

Bir Fransız tarafından yazılmıştı galiba... Bunun aslı 13. yüzyılda
Şam'da yazılmış. Sonra 1700'lü yıllarda İstanbul'da yaşayan Mennan
Diab isimli bir haham, senin söylediğin o Fransız yazarına bu el
yazmalarını gösteriyor. Adam da uyanık, bu orijinallerden '1001 Gece
Masallarını' yazarak Fransa'da bastırıyor. Sözü geçen haham, tabii çok
büyük bir kabalist ve ökülist...

Galileo'dan sonra, 1001 gece masallarıyla da uyutmuşlar bizi yani...
Eh biraz öyle oldu. Daha sonra 1820 yılında bir İngiliz yazar, bu
Fransız'ın yazdıklarını İngilizce'ye çevirip yayınlıyor ve hikayeler
bütün dünyaya yayılıyor. Daha sonraki yıllarda Richard Burton bile
filminde oynamıştı... Neler vardı bu masallarda hatırlıyor musun?

Uçan halı, Ali Baba Kırk Haramiler, Açıl susam açıl... İşte bütün
bunlar ve daha fazlası, mesela Sihirli Lamba, Parmak Çocuk masalları,
aslında 13. yüzyılda İslami ökülist örgütlerinin geleceğe yönelik
projeksiyonlarıydı. Yüzyıllar sonra Batı bunları aldı, bazı bilimsel
kavramlarla birleştirip insanlara sundu.
Uçan halıları tasavvur edebilen, cam tüpler içindeki parmak çocukları
düşünenler hep İslamcı simyacılar ve okültislerdi. Ve hatırlatırım,
üstat Jules Verne'nin ortaya çıkmasına daha 400 yıl var.



Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages