GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ.
2 yıla yaklaşıyor. Sevgili kalp doktoru Davran bey sayesinde yaşama döndüm. Alanya Başkent hastanesinin kalp uzmanları için beni tamir etmek, değerli prof. Mehmet Haberal’ı TBMM’ ye yerleştirmekten daha kolay bir iş olsa gerek.
Dostlarım sıklıkla, “Aman diyeyim Necmi hoca sakın sinirlenme. Sen kalp hastasısın…” diyorlar ama adam ( ! ) bir dakikalığına olsun rahat durmuyor ki. Adam, üst katımda oturan komşular kadar azimli. Gecenin 3 ü, 5 i dinlemiyorlar. Komşular çalıştıkça, adam da çalışıyor. Adam “konut” unda, benim komşular da “atölye” lerinde çalışıyor. Üstelik “zaman kavramı” tanımadan. Olan, bana oluyor. Zaman zaman, bu denli güçlü “çalışma azmi” karşısında gözlerim yaşarmıyor değil hani.
“Adam” görevinin adamı. Hani demişti ya, “Ben, BOP projesinin eşbaşkanıyım…” diye. İşte öyle. Yiyenler yedi. Yemeyenler ise “içeride”ler.
İlginç olaylar silsilesi yaşanıyor. Tarihin bile başı dönmüş, hangi olaya öncelik vereceğini şaşırmış durumda. Bir alay yalan yanlış “belge” ortaya seriliyor, halkın direnci kırılmak isteniyor. Komutanları derdest edilerek, ordunun zayıflatılması isteniyor. Emperyalist oyunlara karşı direnç gösterecek her kişi, her örgüt, her kurum… ortadan kaldırılmak isteniyor.
Hukuk mu ?
Haydi canım, siz de.
Bir zamanlar vardı elbet. Güvenirdik te. Ama…
Adam balkona çıktı, konuştu…
“Toplumun her kesimini kucaklayacak…” mış.
Anacıklarımızın hatırını sormak yetmedi, şimdi de sıkı bir kucaklaşma dürtüsü hakim oldu desenize. Fena. Çok fena. Hep ilgimi çekmiştir. Yunanlılarla, Yahudilerle, Obama ile her “kucaklaşma”sının ardından bizleri de kucaklamak istemesi neden ola ki ?
Neyse…
Sırada Suriye var, sonra biz.
Irak katliamı öncesi olduğu gibi, şimdi de Suriye’ den “göçmen” kabul etmeye başladık. “İnsaniyet namına…” ama, Irak’tan gelen binlerce “insaniyet sahibi” peşmergeyi de unutmamalı.
Yargı kurumları çökmüş, ordu komutanlarının neredeyse tamamı tutuklanmış, halkının bir bölümünün diğer bir bölümüne peşinen “terörist” damgasını vurduğu ama Meclis’inde gerçek teröristlerin cirit attığı bir ülkenin iç savaşa götürülüp, parçalanmasının tek önleyici unsuru “halk” tır. Eğer “Başkomutan” sıfatı taşıyan zat, Başbakan koltuğuna yerleştirilmiş zat, hukukun en önemli kurumunun başındaki hukuktan habersiz zat… ülkenin parçalanması operasyonunun görevlisi iseler ve bu, belgelerle kanıtlanmış ise…
Birileri Yüce dinimizi, Allah’ımızı, Peygamberimizi… çıkarlarına alet etmekten kaçınmıyor, diğerleri, bütün bu aşağılık oyunun ayırdında olmalarına rağmen ( sadece artıkları yalamak uğruna ) alkış tutmaya devam ediyorlarsa…
Görev, bize düşüyor.
12 Haziran’ da yaptığımız hatayı yenilememeli, daha bir yurtseverlik, devrimcilik, Atatürk Milliyetçiliği duygularıyla donanımlı olarak güçlerimizi birleştirmeliyiz.
Görev, bize düşüyor dostlar.
Silivri zindanlarındaki tutsak devrimcileri özgürlüklerine kavuşturmanın, ordumuzu Atatürkçü, yurtsever komutanları ile buluşturmanın sırasıdır.
Güneşin sofrasında Türkü söylemeye hazırlanın !!!
Necmettin Tanju SÜAR.
24 Haziran 2011 Cuma