Hayrullah Mahmud Özgür: Sırtını dönmek?!

856 views
Skip to first unread message

İstiklâl Türker

unread,
Apr 19, 2011, 11:47:12 AM4/19/11
to ne_mutlu_turkum_dyene, temizelle...@googlegroups.com, tegmen-mehmet-ali-celebi...@googlegroups.com, nazim güven


---------- Forwarded message ----------
From: Hayrullah Mahmud Özgür <hmahm...@gmail.com>
Date: 2011/4/19
Subject: Sırtını dönmek?!
To:

Sırtını dönmek?!

 

“Eder tedvir-i alem, bir mevkinin kuvve-i azmi

Cihan titrer sebat-ı pay-i erbab-ı metanetten…”

“Evet, değil üç, hatta inanan ve direnen bir tek adamın bile ayaklarının altında dünya titreyebilir. Böyle bir tek adamın bile azmi ve kuvveti alemi idare edebilir.”

(Tek Adam, Mustafa Kemal, 1881 – 1919, Şevket Süreyya Aydemir, Cilt I, 1881 -1919,

Sayfa 92)

 

……………………….

 

Flashforward!

Rüşdü Erdelhun, Genelkurmay Başkanı’dır!

Menderes, Bayar, “Tak” diye emreder, Genelkurmay Başkanı Erdelhun da “Şak” diye yerine getirir!

Buna rağmen DP mutlu değildir!

Menderes hem içte hem de dışta köşeye sıkışmıştır.

Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel, “Cumhurbaşkanı’nı görevden al, ihtilal ortamını o hazırlıyor” diye mektup yazmıştır.

Çaresizdir!

Yüzde 222’lik devalüasyon da bu sürecin üzerine ekilen tuz biber olmuştur.

İhtilal’in iki gün öncesidir!

http://www.sonsayfa.com/Gunun-Yorumu/Menderes-suclu-muydu-Nicin-idam-edildi-104.html

Menderes, yine istifa eder!

Yaşı nedeniyle idam edilmeyen Bayar, istifayı kabul etmez!

İşgüzar Fatin Rüşdü Zorlu, çaresi bulunur der.

Bu Menderes’in aynı yıl içinde verdiği üçüncü istifadır.

1957 seçimlerinden bu yana, işler hiç de iyi gitmemektedir.

Halkın dinci – muhafazakar kesimi Menderes’i bağrına basarken, laik eksenli kesimi bıkmıştır.

“Diktatörleştirilen” Menderes, yalnızdır.

Bunalmıştır.

Hal böyleyken…

Takvim yaprakları, 25 mayıs 1960 tarihini göstermektedir.

Menderes, moral bulmak için kendini güçlü hissettiği “Eskişehir”e gider.

Bir grup gazeteci ile birlikte Eskişehir Askeri Havaalanı’na iner.

Bu sırada alanda, bir grup hava subayı alanda beklemektedir.

Menderes tebessüm ile selamlar.

Başvekil, subayların arasındayken bir komut sesi duyulur:

“Geriye dön”!

Subaylar hep birlikte “Diktatörleştirilmiş” Menderes’e sırtlarını, kıçlarını dönerler.

Menderes sararır:

Bu ne hal?” diye sorar cevap alamaz!

Beklenen cevap, 24 saat sonra gelir!

 

……………………….

 

Urla!

Kekliktepe!

http://kardelenazbuzcom.azbuz.ekolay.net/blog/yazi/oku/5000000009258526/Urlali-Olmak

Osmanlı parçalanırken, “medeniyetler vahası” idi!

Bir yanda Yahudi, diğer yanda Hıristiyan, öbür yanda Müslüman din adamı iç içe yaşardı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında ise Babacan’da “Halk Kürsüsü” vardı, vatandaş düşüncesini özgürce söyleyebilsin diye kurulmuş.

Halk evleri, balolar, cumhuriyet şölenleri vb…

Ne var ki, Kekliktepe öyle değil!

Şeytan tepesi olmuş!
Ne kadar zengin, varsıl var ise orada!

Hal böyleyken…

Merak edilen soru şu:

Keklik nasıl avlanır?!

http://www.yasamvesaglik.com/forum/avcilik-ve-doga-sporlari/4063-keklik-avi-nasil-yapilir.html

Elcevap:

“Keklik sonbahar ve kış başlangıcına kadar sürüler halinde yaşar Kış ortaları veya sonlarına doğru ise çift-çift ayrılırlar Nisan dolaylarında, keklik 9-20 arası yumurta yapar Keklik çok iyi işiten ve hızlı koşan (seken) bir kuştur Kendisini tehlikede hissedince kaçar ya da pısarak tehlikenin geçmesini bekler Hareketli olduğu zamanlar, sabahın erken saatleri ve akşam üstleridir Sıcak saatlerde fazla gezinmez Kekliğin düşmanları tüm yırtıcı kuşlar, kargalar, tilki, sansar, gelincik vb hayvanlardır

Keklik genelde üç tip arazide bulunur ve avlanır Bunlardan birincisi taşlık ve çalısı az olan dağlardır Böyle yerlerin kekliği diğer yerlerin kekliğine göre küçük olmakla birlikte avlanması da güçtür Bunlar avcıyı ve köpeği uzaktan görünce saklanacak çalı bulamadıklarından sekmeğe başlarlar ve bir müddet sekip uzaklaştıktan sonra saçma menzilinden uzakta uçarlar İkincisi kısa meşelikler arasında tarlalar bulunan arazidir Böyle araziler keklik avının en iyi yapılabileceği arazilerdir Bu tip arazilerin kekliği diğerlerine göre daha iri olur Çünkü kısa meşeler arasında keklik çok iyi pısar Bundan sonrası artık av köpeğinin marifetine kalmıştır Pısan kekliği yakından fermalıyarak teker teker kaldırır Üçüncü arazi tipi ise tarlalık ve çalılık, otluk bazı yüksek yerlerdir Bu gibi yerlerin de kekliği iri olur Ancak fazlaca ot olduğundan çok iyi bir köpeğe ihtiyaç vardır Keklik bu gibi yerlerde avcının hemen ayağının dibinden fırlar ve avcıyı şaşırtır Keklik avında mevsimine göre 7-6-5 numara saçma kullanılır

Hülasa, keklik düz ovada sabırla avlanır!

“Siber savaş” dönüşü Kekliktepe’de gördüm ki, ne evimiz var ne de barakamız!:))

Milyon dolarlık lüks evler!

Karacaoğlan bu garabeti görse, muhakkak şöyle derdi:
Bu ne saçma hayat, bu ne serkeş hayat, bu ne dingil hayat ya? Bu ne kopuk hayat, bu ne manyak yaşam tarzı ya, bu ne bohem ya?

http://tr.wikiquote.org/wiki/Recep_%C4%B0vedik

Demem o ki, artık Kekliktepe üzerinden Urlalı değilim!

Kapattım o defteri!

Sözün özü:

Bizim tanıdığımız Almanlar, sizin tanıdığınız o materyalist Almanlar’a hiç benzemiyor.

O Almanlar, aynen bizim gibi sert ve de net!

http://www.askerhaber.com/kose-yazisi/355/notam-ya-da-amaricano-.html

Nokta!

 

……………………….

 

Derin Avrupa!

Erdoğan, diktatörleştiriliyor!

Türkiye, destabilize ediliyor!

İÇ SAVAŞ!

İngiliz arka planlı Gül, RTE’yi tasfiye etmek istiyor!

(…)

Suikast çemberi!

http://tvrehberi.milliyet.com.tr/Suikast_%C3%87emberi/Yabanci_Sinema/Kanalturk/460751/tv/index.htm

(…)

Bedri Baykam’a bıçaklı saldırı!

http://haber.gazetevatan.com/baykami-bicaklayip-patronundan-200-lira-istemis/372092/1/Gundem

(…)

Arabasını kanlanmasın diye Bedri Baykam’ı ölüme terk eden Allah’sız!

http://haber.gazetevatan.com/Haber/371965/1/Gundem

(…)

Fransa’da İsviçre’ye kapak olsun!

http://www.hurriyet.com.tr/planet/17582408.asp?gid=382

(…)

Özgürlük operasyonunun perde arkası!

http://www.hurriyet.com.tr/planet/17583953.asp?gid=381

(…)

YSK’dan BDP’ye veto!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17582411.asp?gid=386

(…)

El Cezire’de “Boykot”!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17582413.asp?gid=386

(…)

İpler AKP ile “Kazan & Kazan” pazarlığı yapan Apo’da!

http://haber.gazetevatan.com/veto-krizinin-ardindan-imraliya-gidiyor/372132/1/Gundem

(…)

 

………………………….

 

Tuncay Özkan!

Mustafa Balbay!

Nedim Şener!

Ahmet Şık!

Vb!

Okur haklı olarak soruyor:

“Neden senin de o gazeteciler gibi destekleyenin yok?”

Birkaç satırlar cevaplamaya çalışalım:

Son çalıştığım, maaş aldığım işyeri star Medya Grubu idi!

Başyazarı, Medya Grup Ankara Temsilcisi vs.

Can Ataklı ile birlikte çalışıyorduk.

Hakan Uzan patrondu!

GP lideri Cem Uzan!

Can Ataklı, 14 Şubat’ta TMSF yönetime el koyunca, “Bunlar Cem Uzan’ın kalemidir” deyip star’dan bizi kovan, karşı devrimcilerin işini kolaylaştıran kişidir.

TMSF yönetime el koyduktan sonra, bir buçuk yıl daha star’a danışmanlık yaptı, her ay düzenli olarak maaşını aldı.

Şimdi davalık olduğu TMSF’nin atadığı Adem Gürses’e danışmanlık yaptı!

http://www.medyarazzi.com/haber/20110128/308156/0/can-atakli-uzan-i-savundu-adem-gurses-i-hedef-aldi.html

Cem Uzan, AKP ile “Kazan & Kazan” oyunu oynadı!

Davalar üzerinden 20, sonra 50, en son 200 milyar dolar alacağına inandı ve/veya inandırıldı.

AKP’yi yıkmayı kabul etmedi.

Hal böyleyken…

Ankara’da ilk hapse girdiğimde, duymazdan görmezden geldiler, tek kelime etmediler.

Gözlem’den Hocam Öcal Uluç yazdı, sahip çıktı!

Sabah’tan, dostum, arkadaşım, ağabeyim, yöneticim, meslektaşım İlker Sarıer yazdı!

Genç gazeteci arkadaşlarım, kendi internet sitelerinde haber yaptılar!

Sonra, Ergenekon’dan gözaltına alındım, haberler çıktı gazetelerde!

Yine, ne Can Ataklı ne de Cem Uzan tek kelime etti!

Star’da yazdığım ve yüzde 100 haklı olduğum halde “Aydın Doğan’a hakaretten” mahkum olduğumda dava üzerinden 10 gün hapis yattım.

Ne Cem Uzan, 2022 liralık para cezasını yatırıp dışarı çıkartmak istedi, ne de Can Ataklı!

Sevgili dostum, ağabeyim İlker Sarıer, Ben yatırayım ceza parasını ne olur içeri girme” diye çok çırpındı, ben kabul etmedim.

Görüldüğü üzere, bir zamanlar birlikte yürüdüğüm, Can Ataklı & Cem Uzan beni satmıştı!

Hem de hakkımda çıkan onca “Uzan’ın adamı” yazısına rağmen!:))

Onun için bu sorunun muhatabı ben değilim!

 

………………………..

 

Kaldı ki, star’da yazarken, ilerde başıma bir şey gelir diye kalemimi ürkek tutmamış, yanlışa yanlış, haksızlıkların altını çizmişim.

Cem Uzan ise 2004 Haziran’ında, Aydın Doğan ile anlaştığımı düşünüp, davalardan avukatlarını çekmişti.

Ne büyük insanlık!:))

Sonra aynı Cem Uzan, Yeditepe’de Aydın Doğan ile Doğan Medya Grubu’nun tamamını satın almak için masaya oturmuş (3 milyar dolar) ve “Hayrullah Mahmud benim adamım, alamazsın” demişti.

Doğan da, “Genç adam Hayrullah’ı ben de araştırdım” dedikten sonra, şöyle devam etmişti:

“Bana da çok sert çaktı ama nev-i şahsına münhasır bir adam o! Çok farklı bir hayat hikayesi var! Biliyorum ki, senden maaş ya da başka bir destek almıyor, birlikte değilsiniz! Hayatta parasını ödemediğin hiç kimse senin adamın değildir, bunu sakın unutma genç adam!”

Sonrasında bu gizli anlaşma patlatılınca, Vatan, Star Tv Uzan adına Doğan’a verilmiş, aynı zamanda “Fatih Çekirge, Yılmaz Özdil, Can Ataklı” vb isimlerin alımı ve yayın üzerinden destek anlaşması imzalamışlardı.

Hatta yollarımız ayrıldıktan sonra, 2005’te, Cem Uzan çok bunalımlı bir gününde Can Ataklı ile kavga etmiş, “Yeterli değilsin, hiçbir şey yapmıyorsun” diye çıkışınca, Can Ataklı da “Merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler” misali, “Daha ne yapayım, Hayrullah varken yaptıklarımız ortada, adamı sattık, iktidarın önüne attık, öldürülebilirdi, daha ne yapayım, her yerde durumu anlatıyorum” diye kendini savunmuştu.

Star’da çalışırken, yazarken, bir Ankara Temsilcisi nasıl yaşaması gerekir ise öyle yaşadım.

Gereklerini yaptım.

Harcamalarım en yüksek seviyede idi!

Can Ataklı ise masraf yapmayıp, tasarruf üzerinden Cem Uzan’ın gözüne girip “bonus” kopartma telaşında idi.

(Milyon dolar almak istiyor, Cem Uzan ise parayı versek kaçacak o kadar salak mıyım diyordu! Ki, o sırada Cem Uzan bana para teklif etmiş, ben kabul etmemiştim. Yolumuz aynı ise mücadelemiz devam eder, yoksa ayrılır demiştim!)

Cem Uzan masraflarım üzerinden beni şikayet eden genel müdürlerine, “Hayrullah özel harcama mı yapıyor yoksa işinin gereğini mi, o adam benim gençlik halim, bana benziyor, karışmayın, ne yapıyorsa doğru yapıyor” deyip konuyu kapatmış ve Can Ataklı için “Bu adam Ecevit gibi ne yiyor ne de yediriyor” diye dalgasını geçmişti.

Benim Can Ataklı’nın yerine geleceğim dedikoduları ayyuka çıkınca, Can Ataklı rahatsız oldu!

Aslında benim tarafımdan böyle bir şey yoktu!

BOP operasyonu bağlamında, MİT ve Emniyet ortalığı karıştırıyor, araya nifak sokup “Direniş”i bölmeye çalışıyordu!

Ki, o sırada netice almaya çok yakındık!

http://www.medyaradar.com/haber/gundem-35235/uzani-kurtaracak-son-care-ne-cem-uzanin-hatasi-neydi.html

Hem Uzan Grubu sorununu çözebilir hem de AKP düşürülebilirdi!

(AKP, Cem Uzan’ın GP’si sayesinde, 2003’te TBMM’de mutlak iktidar olmuştu!)

Ne var ki, MİT’in adamı ve GP’yi yönlendiren İsmet Kalafatoğlu kendi koltuğu gideceğine grup gitsin dedi ve iç operasyon yaptı!

O dedikoduları çıkarttı!

Can Ataklı’yı etki altına aldı!

Hayrullah Mahmud’a karşı güç birliği!:))

Hülasa, çıkan dedikoduların perde arkasında gizli işsiz, Cem Uzan’ın yanında asalak gibi dolaşan Kalafatoğlu vardı.

Cem Uzan’ın, Hayrullah Mahmud’un “çözüm ekseni”ne (SESAR) kaymış olmasından çok rahatsız oldular.

 

………………………

 

Cem Uzan, AKP’yi tasfiye edemeden, Cüneyd Zapsu üzerinden kurgulanan “Kazan & Kazan” oyunu üzerinden önce “star Medya Grubu”nu, sonra Uzan Grubu’nu tasfiye ettiler.

Şimdi Paris’te rehin, operasyonu patlamış ve kalp hastası!

Kaldı ki, star’a geldiğimde yazarlık da yapmıyordum.

Sadece Tv’nin Ankara Temsilcisi idim.

Ekrana da çıkmıyordum.

RTÜK önünde, temsilci olarak konuşmam gerektiği için ve Ataklı istediği için konuştum!

İnternette dolaşan elinde mikrofonlu resmim o günlerden kalmadır!

Uzan Grubu’nun sorununu çözüp “bonus” alma telaşında olan Can Ataklı idi!

Ankara’ya vefa borcum olduğuna inandığım bir dostuma, Ataklı’nın ihtiyacı var diye, yardım için gitmiştim.

Fatih Altaylı’nın köşesinde yayınladığı o çözüm teklifini de, yine Can Ataklı’nın isteği üzerine birçok görüşme ve/veya bana ulaşan önerileri İstanbul’a iletmiştim.

(Sonra iki temiz gazeteci Ataklı ile Altaylı yan yana geldiler!:))

http://www.medyafaresi.com/haber/9222/medya-flas-flas-fatih-altayli-tmsf-baskani-ahmet-erturk-ile-ne-konustu.html

Can Ataklı zarar görmesin diye de direkt Cem Uzan’ın okul arkadaşı Engin Saydam’a göndermiştim.

O da MİT’in grupta kullandığı haber elemanı olarak, maili polis vermiş, yakalatmış!:))

Operasyonu da Hanefi Avcı yapmıştı!

O günlerde telefonların dinlendiğine inanmayan Can Ataklı bunu kendisini aşmak olarak algıladı.

Bu yüzden Ankara güvenlik bürokrasisindeki lakabı “Genel yayın yönetmeni”dir.

Ne duysa anında yaydığı, ağzında bakla ıslanmadığı ve çok kolay sattığı için!

(Sonra Sırrı Çağlar’ı içeri aldıklarında, kendisini de içeri alacakları korkusu içinde İstanbul Emniyet’in kapısında beklemişti!)

http://www.haber3.com/ii-star-operasyonu-can-atakli-murat-celik-erdogan-suzer-ve-sirri-caglar-gozaltin-268h.htm

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=219770

Arınç gibi “Duygusal dengesiz” olduğu için her şeyi ters anladı.

Sonra gazetede yazmaya başladım ve kendimi kendim savundum.

Aydın Doğan’ın, Cem Uzan’dan rüşvet istediği haberini Can Ataklı üç defa söyledi, ısrar etti, en sonunda yazdım.

Sonra dava açıldı, yargılandım!

Ne Uzan ne de Ataklı sahip çıktı!

Hikaye uzun!

Can Ataklı ile birlikte başladığımız yolda, yollar ayrıldı!

Ataklı, AKP’yi rahatsız eden isimleri atıp kendi mesleki yaşamında yeni bir sayfa açtı.

Şimdi her gün ekranda!

Kendisinin yerine geleceğime inandırılmıştı, aradan geçen sürede görüldü ki, kimsenin yerinde gözüm olmamış!

Ki, Hayrullah Mahmud, Ataklı’nın yerine gelecek dedikodularının bir diğer kaynağı da, Uzan operasyonu üzerinden telefonlarımızı dinleyen “güvenlik bürokrasisi”nin, “Can Ataklı, Hayrullah Mahmud ile saatlerce konuşuyor, hep ona akıl soruyor, gizli yönetmen Hayrullah” diye fısıltı gazetesine düşürdüğü dedikodulardı.

Cem Uzan, star gazetesinin başına geç dediğinde de, Ankara Temsilciliği”ni bırakmadan seçim bitene kadar “vekaleten olabilir”, demiştim, çünkü Ataklı ağır paranoyak olmuş, bu yüzden ciddi tartışmalar yapıyorduk, hatta bir defa da istifa etmiştim.

Filhakika, Can Ataklı, “Cem Uzan tam yetki verdiği halde”, “imzası Cem Uzan imzasıdır” dediği halde grubu yönetemiyordu, yetkilerim az diyordu!:))

Kilitlenmişti!

 

………………………

 

Ki, 28 Şubat sürecinde ortaya koyduğu muhalefetten dolayı büyük bir sempati vardı kendisine!

İsmail Yıldız da, “En az yüzde 5 oyun var” deyince, GP’den İstanbul belediye başkan adayı olup, katkı yapmak istemişti.

İsmail Yıldız ile iki hafta sonra konuşurken, bu sözü Yıldız’ın söylediğini unutmuş olacak ki, “Yüzde 5 oyum var, aday olmayı düşünüyorum” demişti!:))

Yıldız ise “kim söyledi onu” diye sorunca hatırlamamış, yüzü de hiç kızarmamıştı.

“Taşıma akıl ile işgören” eski dostumuz Can Ataklı, bir süre sonra medyadaki işlerini bırakıp Cem Uzan’ın yöneten, kontrol eden adam olmak istiyordu!

Güler misin ağlar mısın?!

14 Şubat 2004’te star’a el konuldu, sonrasında yollarımız tamamı ile ayrıldı!

Bu ayrılışta suç Ataklı’nındır!

Ki, kendisi zaten kısa bir süre sonra o tarihi itirafını yaptı:

“En büyük hatam Hayrullah Mahmud'u Star'a almaktı.”

http://www.gazetemen.com/can-ataklidan-tarihi-itiraf-297n.htm?page=6

Hülasa, hayatın kendisi zaten bir serüven.

Ben ise kendimi yıllardır, uzun gemi yol kaptanları gibi görmüşümdür.

Her limanda ayrı bir hikaye, her yolculukta yeni bir serüven, dostluklar vb!

Böyle geçti ömür, bir sürü iş ve aralıklarla devam eden iş yaşamım!

Ki en anlamlı ve onurlu mücadelemdir şu anda verdiğim mücadele ve ölsem de gözüm açık gitmez şu saatten sonra!

Yaşamım boyunca, şartlar ne olursa olsun, hiç kimse bana; Allah yolundan ayıracak, şaşırtacak bir teklifte bulunamaz, kabul etmedim de!

Vatanımın bölünmez bütünlüğünü, rejimini zora sokacak, hiçbir operasyonun içinde olmam, olmadım da!

Hiç kimse, çalıştığım iş yerine ihanet etmemi teklif dahi edemez, mazim ortada!

Hülasa, ustalarımızdan böyle gördük, mayamız ortada!

Uzun yazdım anlaşılsın, meraklar dinsin diye…

Para her şey değildir.

İnsan ne zaman “fakir” olur, parasız kaldığında mı, yoksa doğru yoldan, doğru dostlardan, inandıklarından uzak kaldığında mı?!

Parasız kalmak demek, sadece maddeye karşı yoksunluktur; ki, burası Türkiye!

Muhakkak yatacak bir yer bulursun, yiyecek bir lokma ekmek de!

O halde bu neyin kavgası!?

Bu kavga:

Allah yolundan, kula kulluk etmeden yürümeye devam etmenin kavgası!

Vatan kavgası!

İşini adam gibi yapma kavgası!

 

…………………………..

 

Demem o ki:

Tuncay Özkan’ı eski patronu savunuyor!

Partilileri savunuyor!

Medyasını sattığı “adres” koruyor!

Verdiği mücadele “ortak” mücadeleleri!

“Kazan & kazan”!

Mustafa Balbay’ı çalıştığı gazetesi koruyor!

Makamını olmasa da, köşesini koruyor!

Ailesini mağdur ettirmiyor.

Ahmet şık, sosyalist arkadaşları, “Radikal”ci çalışma arkadaşları savunuyor!

Nedim Şener’i ödül veren uluslar arası basın kuruluşları Erdoğan’ın diktatörleştirilmesi süreci bağlamında koruyor!

Kendi gazetesi, Doğan medyası, iş ortağı Uğur Dündar vb sahip çıkıyor!

Yani bunlar olması gereken şeyler!

Ne var ki, benim bir siyasi partim yok!

Star’dan atıldığımızda “star Mağdurları Komitesi” kurup başına da basın gazisi Emre Aygen’i getirmiştim.

Genç Parti’den internet medyasında haber çıkınca randevu alabildiler.

GP’ye en büyük desteği veren star çalışanların sahip çıkmayan bir siyasi parti, benim mağduriyetime mi, iktidarın arka planındaki güçlerle mücadeleme mi sahip çıkacaktı?!

Can Ataklı’ya gelince…

Sabah’tayken, “Amiral battı” başlığı altında yaşadıklarını anlatıp, çalışma arkadaşlarının ipliğini pazara çıkardı.

Şimdi Zafer Mutlu’nun yönettiği, sayfa kirasını Cem Uzan’ın ödediği sayfada yazıyor!

Ekran ekran dolaşıp, patronlar kendisini yeniden keşfetsin, ekran versin diye dolaşıyor.

Bilmiyor ki, patronlar televizyon izlemez, o kararlar öyle verilmez!

Bu arada, CD ve AKP’yi yıkmaya dair mahkemede anlattığım şeyleri tekrar olmasın diye burada anlatmıyorum.

Özetle diyeceğim şudur:

Aydın Doğan’a hakaret davasından hapis yattığımda, hiç kimsenin sesi çıkmadı!

http://www.medyaradar.com/haber/polemikkulis-22049/bu-devran-donecek-herkes-gibi-sen-de-gununu-goreceksin-ergenekon-davasinda-sok-hangi-anchorman-tehdit-edildi.html

http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:w_10L6e2GpYJ:www.medyarazzi.com/other.asp%3Fkategori%3D%26sayfa%3D585+hayrullah+mahmud,+FUAT+KOZLUKLU+YALAN+MI+S%C3%96YL%C3%9CYOR&cd=2&hl=tr&ct=clnk&gl=tr&source=www.google.com.tr

Aydın Doğan bir gazeteciyi hapse attırmıştı!

Doğan medyası da, Erdoğan Medyası da, F Tipi medya da üç maymunu oynarken, susanlara sormak gerekmez miydi, “Hayrullah Mahmud’un mağduriyetini neden görmezden geliyorsunuz?” diye.

Hülasa, hayatım boyunca sürüden ayrı kaldım.

Hocam Özal Uluç, “Şimdi Domuzluk Zamanı” kitabımın girişine yazdığı önsöz”de “Sürüden ayrılanı kurt kapmaz sözüne inanan ve buna göre yaşayan” diye not düşmüştü.

Anlaşıldığı üzere, o sorunun muhatabı ben değilim!

AKP’li olmadığım için AKP sahip çıkmadı!:))

CHP’li olmadığım için CHP sahip çıkmadı!:))

MHP’li olmadığım için MHP sahip çıkmadı!:))

GP’li olmadığım için GP sahip çıkmadı!:))

İP’li olmadığım için İP sahip çıkmadı, vb!:))

Ezcümle, milli takımın taraftarı olduk her daim!

Aydın Doğan’la, ilk zamanlar Uzan üzerinden kavgalı olduğumuz için onlar sahip çıkmadı!

Can Ataklı’ya gelince, gitti Tayfun Devecioğlu adına Emniyet’e rehin düşen Aylin Duruoğlu’na sahip çıktı!:))

http://www.odatv.com/n.php?n=bravo-zafer-mutlu-2302101200

Ataklı, temsilci olarak Ankara’ya ilk ayak bastığımda kurumları ziyaret ediyorduk. MİT’i de ziyaret ettik.

Korgeneral Şenkal Atasagun Müsteşar’dı.

Çok ince, diplomatik konuşmalar yapılıyordu.

Atasagun, Galatasaray mezunu olduğunu söyleyince, ben de “Galatasaray’dan bu ülkeye faydalı adamı mezun etmezler, sevmem” demiştim.

Neyse, Ataklı, o görüşmede “Bizi kullanın” deyince, MİT Müsteşarı oturduğu koltukta gitti geldi.

Normalde istihbarat medyayı direkt ya da dolaylı olarak kullanır!

Adam, kendisine yoklama mı çekiliyor, yoksa Ataklı bilmedikleri bir servisin adamı mı diye çarpıldı!:))

Neticede o Ataklı idi!

Şimdi MİT, tepe tepe kullanıyor, hayrını görsün!

Ergenekon operasyonu başlayınca, gözaltına alınmasın diye ne biliyorsa gidip ötmüş, köşesinde yazıp paçayı kurtarmaya çalışmıştı.

http://www.balikligol.com/Guncel-pasa-emretti,-atakli-''emredersiniz''-dedi-6343.html

Şimdi ekran ekran dolaşıp sözde AKP’ye muhalefet ediyor!

Hülasa, “neden?” sorusunun cevabı ortada!

Cem Uzan’a gelince…

Vakti zamanında söylemiştim.

“Çok zenginim, varlıklıyım diye gerinme, öyle bir an gelir ki, sırtımı dönerim bitersin” diye!

Sadece “mabadımı dönmem yeter” demiştim.

O gün anlamadı ise şimdi anlamıştır sanırım.

Kemal Uzan’ın Cem Uzan’a o günlerde verdiği öğütte olduğu gibi “Hiç kimsenin canını acıtmayacaksın, paranın da gücün de canın da makamın da emanet olduğunu bileceksin!”

Hakkıyla kullanmayanın elinden gün gelir onca gücüne rağmen gelip alırlar!

Menderes örneğinde olduğu gibi!

Maxwell örneğinde olduğu gibi!

Doğan örneğinde olduğu gibi vs!

Sözün özü:

Cem Uzan çok bozuk olsa da, art arda mesajlar yollasa da, ben kimseyi satmadım!

Satanlar ortada!

Yalnız kalsam da doğru bildiğim yolda yürüdüm!

Kin, intikam duyguları bana göre değil!

Ne var ki, an geldi, döndüm sırtımı!

Paniğe gerek yok!

Hepsi budur!

Nokta!

 

………………………….

 

Her  paşa doğru adam mıdır?

Ben böyle bir şey demedim!
İlhami Erdil, Özden Örnek, Çetin Doğan, Çevik Bir vb…

Her paşa kendi bacağında asılır.

Karşı çıktığım şu:

Yanlız, “Suça, rüşvete bulaşmış” isimler üzerinden “TSK’yı baskı altına alıp” Atatürk Türkiyesi’ni tasfiye etmeye çalışıyorlar, dedim.

Hepsi bu!

Nokta!

 

……………………..

 

 

Kitaplar nerde?!

Şu anda okuduğunuz ne?!

Yayınlanmamış bir kitaptan pasajlar, bölümler değil mi?!

Hızlı yazarım, hızlı okurum!

“Belge” kısmına gelince, yurtdışından düşer maile, sonra da kitaba eklenir o belgeler, baskıya girmeden az önce!

Hanefi Avcı’nın “kitap operasyonu”nda olduğu gibi!

Nasıl eklendi, o 200 sayfa, F tipi Polis’in onca takibine rağmen!:))

Hülasa:

“Kitap benim”!

http://www.intersinema.com/tanrinin-kitabi-filmi/

Hala anlamadınız mı?!

İstediğim an yazıyor, ekliyor, çıkartıyorum!

Hard Disc’i kopyalayanlar, beynimi, beyninizi nasıl kopyalayacaklar?

Ezcümle, aslında yazmasını bilen herkes bir kitap: İsmail Yıldız da bir kitap! Levent Ersöz de! Hanefi Avcı da! Şenkal Atasagun, RTE de, Cem Uzan da, vb de!

Vs vs vs…

 

………………………

 

Devletler oyunu!

İstihbarat savaşları!

Laik yazılım!

Soru – cevap:

Ulus devlet projesi niçin çıktı?

Osmanlı’yı parçalamak için değil mi?!

Vatikan’a karşı olan Protestanlar, Kanuni zamanında ve öncesinde kiminle işbirliği içindeydi?!

Osmanlı!

Haçlı seferi kime karşı yapıldı?!

Osmanlı & Türk’e!

Niçin?!

Roma’da Kilise’nin otoritesini tehdit edenleri yenmek, tasfiye etmek için!

Osmanlı zaten tüm dinleri, kavimleri kucaklaması ile bir hoşgörü, huzur adası değil miydi?!

Evet!

Osmanlı dağılırken, gizli cemiyet (İttihat Terakki) nerede kuruldu?

Selanik!

Selanik’te hangi güç merkezleri vardı?!

Alman, Fransız, Yahudi!

I. Dünya Savaşı’nı Almanlar kaybedince kimlerle uzlaştık, anlaşma imzaladık?

Fransız ve İngilizlerle!

Almanlar kiminle işbirliği yaptı?

Oyunda kalmak için dincilerle, muhafazakarlarla, radikallerle!

Laik yazılım kimin için lazım?

Batı için! Bu topraklarda huzur içinde dolaşmaları bu yazılımın çalışması şart!

Cumhuriyet kurulurken, Batı içindeki gizli müttefiğimiz kimdi?!

Fransa!

Yeni kurulan Cumhuriyet hangi yazılımı kullandı?

Osmanlı’yı tasfiye edip, laik esaslara dayalı bir devlet kuruldu! İşletim sistemi eklektikti. Aradan geçen zaman içinde o yüzden birçok sıkıntı yaşandı!
Şimdi olan, yaşanan ne?!

BOP operasyonunda Batı, laik Türkiye’yi tasfiye etme operasyonu yaptı! Türkiye, tarihinin en büyük baskısına, kuşatmasına, ekonomik çöküntüsüne maruz kaldı!

Gazi bu işin neresinde?

Gazi, Atalarımızın mirasına sahip çıkan bir lider, önder! Teorisyen değil, eylem adamı! Ulus devlet, laik devletin yazılımını yapanlar Fransız düşünürler! Jön Türkler üzerinden Türkiye’ye geldi o düşünceler. Gazi, o günün “yok” şartları içinde bireye dayalı bir devlet kurmuş ve yaşatmaya çalışmış! Başarmış! Başaramasaydı sonu Enver Paşa’dan da kötü olurdu!

Neden laik?!

Batı, yani laik yazılım üzerinden bu topraklarda başlarına bir bela gelmeden yaşamak isteyen laik Avrupa, laik Yahudiler, laik ABD bunun bedelini ödemek zorunda! AKP’yi Yüce Divan’da yargılasan da, çalınan iç edilen parayı birileri yerine koyacak ki sistem çalışsın vs!

“Çelik Çekirdek” laik mi?

“Çelik Çekirdek” saftır! Rengi, kokusu olmaz! Partisi olmaz, tüm partileri kullanır! Devletin bölünmez bütünlüğünü korumak için her kılığa girer, gardırobu geniştir, milletinin refahını, hürriyetini korumak için operasyon yapar, yön gösterir, oyun kurar, oyun bozar! Batı, laiklik üzerinden Türkiye’yi yönlendiren devlet olarak tutmak istiyor ise yarım metre sakal bırakıp, şalvarı da altına çekip meydanlara çıkar! Batı’nın görmek istediği resim ne ise onu verir, netice alır!

Gazi’nin farkı?

Atatürk, camiye abdest almak zor geliyor, ayakkabı çıkarmak zor geliyor diye yakınan bir kitleyi, ne olursan ol gel diyerek Meclis’ten içeri soktu! Şimdi bizler de devletin içindeki yabancı, dış odakları, mutfakları, virüsü temizleyip “çağdaş uygarlık seviyesi”ni aşmak için aralıksız yelken basıyoruz! Hülasa, “Okey”e dönüyoruz!

Netice?

Türkiye’de laiklik elden gidiyor ise bundan en fazla rahatsız olması gereken Yahudiler’dir! Laik ABD’dir. Vatikan’dan rahatsız olan Avrupa’dır vs! Neo Roma’da savaş “1 numara” savaşı! Teşbihte hata olmaz: deve büyük olsa da, onu bir eşek çeker! Neo Roma - ABD’yi İsrail mi yoksa Vatikan & İngiltere mi yönlendirecek kavgası var? Biz laik dünyadan yana tarafız! Neticede “eşek”i de birisinin çekmesi lazım ki, gitsin! ABD, İsrail, Fransa, Türkiye!

Sözün özü:

Neyin ne olduğunu bilenler anlıyor da, anlamayanlar için söylüyorum, bu satırları 2004, 2005, 2007’de yazsam anlar mıydınız?

Anlaşılır mıydı?!

Bilinç yarılması ve/veya bulanık zihin ile dolaşanların anlaması mümkün değil!

Zor olan önyargıyı kırmaktır!

Ki, İngiliz istihbaratı, pasif milliyetçilik, ulusalcılık, öğretilmiş çaresizlik üzerinden zaten mevcut medya üzerinden o havayı yaymaya devam etmek istiyor!
Süper Patronlar, Doğan, E. Özkök geçenlerde bu yüzden ağır fırça yedi!

Hülasa, hepimizi bebekleri leyleklerin getirmediğini bilecek yaştayız!

Zamanı gelmeden ağaçlar çiçek açmıyor!

Vs!

Nokta!

 

…………………………

 

 

Günün sorusu:

Enerji baronu, nüfuz tüccarı, İ. Melih Gökçek’in ABD üzerinden finanse ettiği ve MİT’in yönlendirdiği danışmanı Erhan Göksel hangi ülkede öldü?

a- ABD

b- ABD

c- ABD

d- ABD

e- Hepsi!

Sözün özü:

Dünya Türkiye oldu, Türkiye dünya!

Bumerang etkisi!

 

…………………………..

 

Günün pembe sorusu:

Arda’nın giydiği “pembe pantolon”u başka kimler giyse çok yakışır?

a- Gökçek, Gül, Gülen 

b- Doğan, Ciner, Çalık

c- E. Özkök, F. Altaylı, E. Dumanlı, F. Koru

d- Ç. Bir, F. Çekirge, Ç. Doğan

e- Hepsi!

 

…………………………..

 

 

HM?!

Daha önce de yazdım!

Geçmişte de önemli, ünlü, kahraman vb bir şey olmadım.

Şimdi de değilim!
Bir “HİÇ” olarak yazıyorum!

Kendi halinde, işini doğru yapıp, kendi inandığı doğrular doğrultusunda yaşayan biri idim!

Bugün de öyleyim.

Geçmişime dair, 2003’ten bu yana MİT, Emniyet vb adresler çok araştırma yaptı.

Geçmişi olmayan meçhul bir fanidir” kaydı dışında bir şey çıkmadı!

Daha fazla bilgi için müracaat Öcal Uluç, İlker Sarıer vb!

Hülasa, ne zaman bu toprakların ihtiyacı olsa, geçmişi olmayan bir faniyi muhakkak Allah çıkartır.

Zannımca mücadelenin büyüklüğü ve şartların çetinliği nedeni ile birçok kişi bu sorunun cevabını merak ediyor olabilir.

Söylüyorum ya, 6 yaşından beri zorlu hayat mücadelesinin içindeyim.

O zamanlar da merak ederdim, neden bu kadar çetin, zorlu geçiyor yaşam mücadelem diye!
Demek ki, Allah bu günler için hazırlıyormuş!

Küçük yaşlarda başlayan o zorlu yaşam mücadelesi olmasa, bugünkü zor şartları aşmam tüm samimiyetimle söylüyorum “imkansız” olurdu!

Yüce Rabbim ne eylerse güzel eyler diye boşuna söylememişler!

Sözün özü:

Mücadele sert ve çetin olsa da, kişilerle kaim değil!
HM gider, Allah da yürü derse, muhakkak bir başkası gelir!

Onun için abartmamak lazım!

Bugünün hikayesi geçmişte yazıldı!

Ölmek var, sürünmek var, Atalarımızın yolundan dönmek yok!

Nokta!

 

……………………………

 

Kimden yardım alıyorsun, kimler yardım ediyor?” diye soranlar için cevap:

Cinler ile ben, biz değil, AKP & Gülen çalışıyor!

Bizim tek yardımcımız Allah ve O’na koşulsuz itaat edenMelek”ler!

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam'da_melek

Cebrail: Vahiy meleğidir. Allah'tan aldığı buyrukları, emirleri peygamberlere iletmekle görevlidir.

Azrail: Eceli gelen insanların ruhlarını teslim alır. Melekü'l-Mevt, yani, ölüm meleği adı da verilir.

Mikail: İnsanların rızıklarını ulaştırmak ve Allah'ın iradesine göre tabiat olaylarını düzenlemekle görevli melektir.

İsrafil: Kıyamet günü, Sur borusunu üfleyecek olan melektir.

Sözün özü:

“Gordion Düğümü”, Türk “Çelik Çekirdek”inin önderliğinde çözülmez ise “2012 Kıyamet”!

Anlaşılan o ki, öncesinde Azrail’e, Hakk yolunda, Hakkın hakkı adına çok iş düşecek!

Nokta!

 

…………………………

 

Fetullah Gülen, müritleri, izleyenleri var!

Kul hakkı yiyenlerle ortak!

ABD’de debdebe içinde yaşıyor!

Turkuaz darbecilerle iş tutuyor!

25 milyar dolarlık bir cemaat!

(…)

Hayrullah Mahmud, gazeteci - yazar, okurları var!

Hakk yolunda, halk yolunda, hülasa doğru bildiği yolda yürüyor.

AKP & Gülen iktidarında mağdur, işsiz vs…

(…)

Gazetecinin okuru olur.

Hocanın müritleri!

Komutanın emir erleri, askerleri!

Bizde imamın dediği olmaz!

Kimsenin de emir eri değiliz.

Bizimkisi sadece, İMECE usulü yapılan “Milli Mücadele” ortamında okur – yazar ilişkisi!

Sözün özü:

“Amfibi”, post modern savaş ortamında “çift yaşamlı”:

Emir almayız emir veririz, zamanı gelince adrese teslim fatura keseriz!

Hepsi budur!

 

………………………..

 

Gözlem’de aynı zamanda Briç & Satranç köşesini de hazırlayan, analitik düşünmeyi öğreten Hocam Öcal Uluç’tan bir katkı geldi.

Dünkü yazımda, hızlı ve kısa yazma kaygımdan kaynaklanan eksik bir anlatım olmuş.

Şöyle ki:

“Piyon, rakip sahayı aşınca ne oluyordu?”

“Bilesin ki ‘şah değil’, çoğunlukla ‘vezir’ olur, ‘satranç tahtası üzerindeki duruma göre’ de, o taşlarla oynayan satranççı, zaman zaman ve de ‘isterse’ o piyonu ‘vezir yapmaz’, mesela ‘kale yapar, at yapar, fil yapar’; sonunda ‘işte o vezir, o at, o kale, o fil’ de ‘mat yapar’ ya da ‘mat yapmasını sağlar!..” Şah tektir ve piyon nereyi aşarsa aşsın, şah olmaz!

Sözün özü:

Benim kastetmek istediğim, neticede şah ve de mat, yani oyunu biz kazandık.

“Piyon, rakip sahayı aşınca ne oluyordu?” sorusundan sonra, aşsanız da kazanamazsınız mesajı idi.

İnsanın hocası, arkasından eksiklerini tamamlayan, hatalarını düzelten dostları olmasından daha büyük zenginlik olabilir mi?!

 

…………………………

 

Ve…

Son olarak…

Final!

1950 – 1960!

Menderes’in serüveni darağacında son buldu!

2002 – 2012!

AKP & Gülen’in serüveni nerede son bulacak?!

Sözün özü:

“Tak & Şak” zamanlar da bir yere kadar!

TSK, ne zaman, kime, nerede, “kıçını dönecek” çok iyi bilir!

Nokta!

 

Sevgiler

19 Nisan 2011

Hayrullah Mahmud Özgür


Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages