GÜVENLİKÇİ VE RECEP.
Oturduğum site 4 ayrı bloktan oluşuyor. İlk ikisi, Danimarka, Hollanda, Norveç… gibi ülkelerden gelip, dünyanın Cenneti yakıştırmasını hak etmiş olan Akdeniz sahillerimizde ev satın alıp, 1 ay tatil yaptıktan sonra evlerini ( yine yabancılara ) kiralayanlara ait. Yukarıda saydığım ülkelerin emeklileri. İşçi, memur… sıradan vatandaşları bunlar. Ama, demokrasi adı verilen olguyu özümsemiş, haklarını sonuna dek aramasını, zorla almasını bilenler. Yani; oy verip seçtiklerine, maaşlarını ödediklerine, her türlü lüksünü karşıladıklarına “Devlet büyüğümüz…” diyerek kul köle olmayan insanlar. Hesap sorma kültürünü bilenler.
İşte bu yüzden bu insanlar, bizim tatil bile yapmaya gücümüzün yetmediği kendi ülkemizin Akdeniz kıyılarını parselleyip, kiraya verebilecek kadar para kazanıyorlar. Hazır bu ülkenin başında kendi yerleştirdikleri işbirlikçiler varken de, parsayı bölüşüyorlar.
Gelelim asıl konuya.
Sitemizin güvenliğinden sorumlu ( ya da sorunlu…) bir dostumuz var. Site giriş kapısı gece – gündüz açık olsa da, kapı otomatiği uzun süre çalışmamaktan iflas etmiş olsa da, siteye giren çıkan belli olmasa da… belinde biber gazı spreyi ve yanında kesinlikle korku salan kedisi ile güvenlik görevlisi kardeşim, görevini aksatmadan yerine getiriyor.
Bu genç dostumla arada bir laflıyoruz. Hem vakit geçiriyor, yarenlik ediyor, hem de o’nun sosyal yaşamı, köyü, gelenekleri… hakkında bilgi sahibi oluyorum.
Aklıma nereden takıldı bilmiyorum ama bir ara, sitede, bizim bloklardan birinde yangın çıkarsa ne yapacağını sorma gafletine düştüm.
“ Ben karışmam hocam…” dedi.
“ Neden..?”
“ Sizin kapıcınız var. O’nun görevi. Sonra, benim maaşımı bizim gavurlar veriyor. Ben, sizden kuruş almıyorum ki…”
Görülen o ki, ülkemin halkı kendi arasında bölünmekten de öte bir yerlere çekilmiş.
Genç arkadaşım, bizim site’nin güvenlik görevlisi. Bu görevi kendisine verenler, o’nu işe alanlar, maaşını ödeyenler…
Yabancılar.
Ne tesadüftür ki, Recep ve Gül’ ü işe alanlar, makam sahibi yapanlar, ekstradan maaş ödeyip, kendilerini dünyanın en zengin devlet adamları sınıfına sokanlar da “gavurlar…”
Güvenlik görevlisi arkadaşım, görevini layıkıyla yerine getiriyor. Recep ve Gül’ de öyle.
Ne diyor Recep; “Sabrımız taşmak üzere. Esad, görevden çekilmeli…”
Esad’ ı görevde tutan kim?
Suriye halkı.
Diktatör de olsa Kaddafi’yi görevde tutan kim ?
Libya halkı.
Recep, Gül, Davutoğlu… kimin adına sözcülük görevi üstleniyor ? “Gavur…” ların.
Bugün bazı kanalların Libya ile ilgili haberlerini izledim. Kaybolduğunu sandığımız Dışişleri Bakanı bay Davutoğlu’ nun Etiyopya’da ortaya çıkması, yüreğimize su serpti. Bay Davutoğlu’nun yüzünden, neden oralarda olduğuna kendisinin de bir anlam verememesinin şaşkınlığı okunuyordu. Ama, yine de Libya konusunda bir konuştu, bir konuştu ki; Recep bey’in kopyası olduğunu gizleme gereği bile duymadı.
Ne demişti Recep; “Kaddafi, halkın taleplerine kulak vermelidir. Halkının taleplerine kulak tıkayan bir hükümet, bunun hesabını bir gün mutlaka verir…”
Peki, Suriye konusunda ne demişti “SAYIN” Recep;
Bir iki kelimenin dışında, neredeyse kopya.
Davutoğlu da aynı. Kopya ama, biraz daha sönük.
Hiçbir karbon kağıdı bu kadar sık kopyalamaya dayanamaz değil mi ?
Gül, Recep, Çiçek, Arınç…
Ve, okyanus ötesi…
Söylemler, aynı kalemden çıkmış hissi veriyor. Üstelik, yıllardır kullanıla kullanıla, çürümüş hıyar kadar kötü kokuyor.
Yine de kullanıyorlar.
Söylemleri de, Recep, Gül, Davutoğlu, Arınç, Çiçek, yargı, polis, inanan halk…
Ve bizim sitenin güvenlik görevlisini de.
Necmettin Tanju SÜAR.
22 Ağustos 2011 Pazartesi