TÜRK D L NDE SÖZCÜK TÜRLER
TASN F SORUNU ÜZER NE
Mustafa LEVENT YENER
Ege Üniversitesi
Türk Dünyasý Ara týrmalarý Enstitüsü
Türk Dili ve Lehçeleri Anabilim Dalý
Bornova- zmir
0 505 7971325
0 538 9613986
lye...@hotmail.com
mly...@gmail.com
ÖZET
Sözcük türleri, Türk dilinde tartý malý konulardan biridir.
Günümüze kadar pek çok bilim adamý b u
konu üzerinde durmu ve farklý dü ünceler ortaya koymu tur.
Bu dü üncelerin bazýlarý Türkçenin do al
yapýsý dikkate alýnmadan ngilizce, Fransýzca, Almanca gib i dillerin
dilbilgisi anlayý ýna göre ortaya konmu ,
bu da kesin ve sa lam bir sonuca varýlmasýný engellemi tir. Bir
Altay dili olan Türkçenin Hint-Avrupa dil
ailesine üye dillerin yapýlarýyla açýklanmasý çok zor görünmektedir.
Sözcük türleri sorunu Türkolojide old u u
gibi, Türk dili ö retiminde de tartý malý bir konudur. Söz
konusu bildirimizde Türkolojinin popüler bir
konusu tekrar tartý maya açýlacak, bugüne kadar yapýlan çalý
malarýn kýsa bir özeti sunu lduktan sonra
Türkçenin kendi yapýsýndan hareketle olu turulan tasnif
ilkelerinin ý ý ýnd a bir tasnif önerisi getirilmeye
çalý ýlacaktýr.
0. G R
Sözcük türleri, Türkiye Türkçesi için tartý ýlan konulardan biridir.
Birçok ara týrmacý,
sözcük türleri üzerinde çalý mý , çe itli görü ler ortaya koymu tur;
ancak bu görü lerin pek
ço u Türkçenin do al yapýsý dikkate alýnmadan, Almanca, Fransýzca,
ngilizce gibi dillerin
dilbilgisi kurallarýna göre ortaya konmu , bu da sa lam
sonuçlar elde edilmesini
engellemi tir. Altay Dilleri ailesine üye Türkçenin dilbilgisi
kurallarýnýn Hint-Avrupa Dil
Ailesine üye herhan gi bir dilin yapýsýyla açýklanmasý
olanaksýzdýr. Sözcük yapýmý ve
dizimi bakýmlarýndan oldukça farklý olan bu ik i dil
ailesinin dilbilgisi çalý malarýnda
birbirlerini açýklamakta yetersiz olacaklarý k esindir.
Biz, bu çalý mamýzda sözcük türleri ve sýnýflandýrmalarý
hakkýnda bugüne kadar
yapýlan çalý malarýn kýsa bir özetini verecek ve belirledi
imiz birkaç noktadan hareketle
1
sýnýflandýrmanýn Türkçenin yapýsýna uyan/ u ymayan yönlerini
gösterecek ve Altay Dilleri
Ailesinin yapýsýna göre bir sýnýflandýrma önerisi sunaca ýz.
I. Günümüze Kadar Yapýlmý Tasnif Denemeleri
Türkiye Türkçesi üzerine günümüzde yapýlan dilbilgisi çalý
malarýný de erlendiren
Zeynep Korkmaz konu ile ilgili unlarý ifade eder:
“Arap gramerinde konular ba lýca isim, fiil ve harf olmak
üzere üç ana bölüme
ayrýlmý týr. Bu bölümler Osmanlý Türkçesi gramerlerine isim,
fiil ve edat olarak
aktarýlmý týr. Edatlar, isimler ve fiiller gibi anlamlý de il,
görevli sözler olduklarý için
Türkiye Türkçesi gramerlerinde de konularýn bir bölü ü edatlar
kalýbý altýnda ele alýnmý
ve bu gruba giren konular kendi içlerinde “son çekim
edatlarý” (gibi, için, kadar, göre,
dolayý, sonra vb.), “ba lama edatlarý” (ve, ile, dahi,
ya ... ya, hem ... hem, ne ... ne, vb.),
“cümle ba ý edatlarý” (ama, ancak, fakat, lakin, yani vb.)
ve “ünlem edatlarý” (arkada !,
haydi!, hey, i te, hay hay vb.) gibi bir sýnýflamadan
geçirilmi tir. M. Ergin’in “Türk Dil
Bilgisi” adlý gramerinde ve N. Hacýemino lu’nun “Türkçede
Edatlar” ba lýklý
ara týrmasýnda bö yle bir sýnýflandýrma yer almý týr. Ayný
durum daha ba ka gramer ve
çalý malarda da görülmektedir.
Bir kýsým gramerlerimizde, Türkiye Türkçesinin dil malzemesi
eski alý kanlýkla yine
Arap grameri ile Fransýz ve dolayýsýyla batý gramerleri
kalýplarýna sokulmu ve konularýn
sýnýflandýrýlmasýnda bu yönteme dayanýlmý týr. 1921 yýlýnda
yayýmlanmý olan J. Deny’nin
grameri konularýn ele alýný ve i leni i bakýmýndan bir dönüm
noktasý olu turur. Ancak,
Deny, bu hacimli eserini Fransýz üniversite ö rencilerine
Türkçeyi ö retmek amacý ile
yazdý ýndan, eserde Fransýz dilinin kalýplarý egemendir.
Sözcüklerin sýnýflandýrýlmasý
bakýmýndan da Arap dilinin kalýplarýna uyulmu tur.
Türkçenin bütünü üzerinde duran Danimarkalý Türkolog K.
Grönbech ise,
Türkçedeki bütün kelimeleri isim ve fiil olarak iki ana gruba
ayýrmý týr. Grönbech, konuya
gramer ö elerinin kökeni açýsýndan yakla tý ý için edat, zarf, zarf-
fiil gibi gramer ö elerini
de asýl yapýlarý açýsýndan isim ya da fiil grubuna sokmu tur.
Türkiye Türkçesinin gramer konularýný sýnýflandýrýrken hem genel
çizgileri ile türler
hem de kelime sýnýflarýnýn gösterdi i farklý belirtiler üzerinde
durmu olan A. N. Kononov
da ikili bir sýnýflamayý benimsemi görünür. Ancak, Kononov
gramerinde de yöntem
bakýmýndan Rus dilinin etkisi göze çarpmaktadýr.
Yerli gramer yazarlarýnýn bir kýsmý da konularý Türkçenin yapý ve i
leyi özelliklerine
göre de erlendirerek do rudan do ru ya isim (veya ad), sýfat,
zamir, zarf, fiil, edat, ba laç
ve ünlem olmak üzere sekiz söz sýnýfýna ayýrmý lardýr.
2
Konularýn sýnýflandýrma ve adlandýrýlmalarýnda yer yer Fransýz
gramer kalýp ve
terimlerinin etkisi de gö rülmektedir. Söz geli i alt, üst,
için, gibi, kadar, göre gibi, ad
çekimi eklerinin yerlerini tutan geçici i levdeki edatlar için, bazý
ara týrma ve gramerlerde,
sýnýflandýrmaya ko ut olarak son çekim ed atlarý terimi
kullanýlmaktadýr. Böyle bir ayýrým
ve adlandýrma Türkçede bir ön çekim edatlarýnýn da varlý ýný gerekli
kýlar. Oysa Türkçede;
Alman, Fransýz ve n giliz dillerinde oldu u gibi preposition niteli
inde bir ön çekim edatý
yoktur. Yalnýz postposition kar ýlýk ve görevinde adlarýn sonuna
eklenen edatlar vardýr. O
halde, hem sýnýflandýrma hem de terimlendirme açýsýndan böyle
bir adlandýrma yanlý týr.
Yalnýzca edat kullanýmý yeterlidir.”1
Bir komisyon tarafýndan Türkçedeki sözcük türleri konusu üzerine
hazýrlanan eserde
tasnif u ekilde yapýlmý týr. Eserde, öncelikle sözcükler, “ad
soylular” ve “eylem soylular”
olarak ikiye ayrýlmý , daha sonra bunlar da kendi arasýnda
tasnif edilmi tir. “sýfat”,
“belirteç”, “adýl”, “ilgeç”, “ba laç”, “ünlem” ad soylu
sözcükler grubunda yer alýrken,
“eylem” ve “eylemsi”ler de eylem so ylu sözcükler grubunda de
erlendirilmi tir.2
II. Tasnif Denemesi
II.1. tirazlar ve Baký Açý ý
Türk dilinde sözcüklerin dilbilgisel sýnýflarý sözcü ün
sözcükle ili kisinden do ar.
Altay Dillerinin ve eklemeli dillerin tipik bir örne i olan
Türkçede sözcü ün türü
kolaylýkla belirlenememi , bu konuda türlü dü ünceler öne
sürülmü tür. Genel kaný
sözcü ün 8 türünün oldu udur: Ad (isim), adýl (zamir), eylem
(fiil), önad (sýfat), belirteç
(zarf), ilgeç (edat), ünlem, ba laç. Oysa bu sýnýflandýrma
Türkçe için pek de sa lýklý
de ildir. Bizim itirazýmýz da bu noktada olacaktýr; çünkü bildi
imizi udur ki Eski Hint dil
okulundan, Aristoteles ve Platon’dan beri sözcük türlerinin
sýnýflandýrýlmasý üzerinde
birçok çalý ma yapýlmý týr. Bunlarýn arasýnda en yetkin
sýnýflandýrmayý yapan Trak yalý
Diyonisios’tur. Onun Yunanca üzerinde yaptý ý bu sýnýflandýrma
bugün Batý dilleri, hatta
Türkçe için de geçerli sayýlmaktadýr. te yukarýdaki
sýnýflandýrmanýn kökeni budur. Bu
sýnýflandýrma, Antik Yunan dili ve onun takipçisi olan Latin
kökenli diller için geçerli
olabilir; fakat bir Altay Dili olarak Türkçe için ayný
sýnýflandýrma do ru olabilir mi?
Bükümlü diller olan Yunanca ve Latince, ngilizce, Fransýzca,
Almanca, Rusça gibi
dillerde yapýlmý sözcük sýnýflandýrmalarý, ki onlarda bile bu
tartý malar sürmektedir,
1 Zeynep Korkmaz. “Türkiye Türkçesi Üzerindeki Gramer Çalý malarý ve
Bu Çalý malarýn Günümüzdeki
Durumu”, V. Türk Kültürü Kongresi, Cilt I, 2005 (Dil), 17-21
Aralýk 200 2, Atatürk Kültür Merkezi
Yayýnlarý, Ankara 2005, s. 11.
2 Daha geni bilgi için bk. Do an Aksan. Sözcük Türleri (Ne e
Atabay, brahim Kutluk, Sevgi Özel),
Ankara 1983.
3
eklemeli bir dil olan Türkçeye aynen alýnýp uygulanabilir mi?
Bugüne kadar süren
tartý malar sanýrým u ygulanamayaca ýný göstermek için yeterli olmu
tur.
Türkçede bir sözcü ün türünün ne oldu unu belirleyebilmek için
çe itli ölçütler
konulmu tur. Genel olarak klasik dilbilgisinde bir adý
niteleyen sözcü ün türüne önad
(sýfat) denir. imdi a a ýdaki örneklere bir bakalým:
TDK’nin yayýnladý ý Türkçe Sözlük’te pek sözcü ü “katý, sert”
anlamýyla sýfat
türünde gösterilmi tir.3 Ancak, a a ýdaki örneklere bakýldý ýnda
pek sözcü ünün
kullanýmýnýn her zaman sýfat tanýmýna uymadý ý görülmektedir:
Örnekler Kullanýlý ý
Yava atýn tekmesi pektir. Ad.
Toplantý pek kalabalýk de ildi. Ön ad.
Pek yoruldun, biraz dinlen. Belirteç.
Pek güzel i yaptýk. Ön adý belirten belirteç.
Pek iyi görünmü yorsun. Belirteci belirten belirteç.
Ayný ekilde, bir ba ka örne e de bakalým. Sözlükte, “sayý,
nicelik, de er, güç,
derece vb. bakýmýndan büyük ve a ýrý olan, az kar ýtý”
anlamýyla k aydedilen çok sözcü ü
de sýfat türünde de erlendirilmi tir.4
Örnekler Kullanýlý ý
Çocuklarýn ço u hasta. Ad.
Bu yýl çok ürün var. Ön ad.
Çok çalý týk. Belirteç.
Ahmet, çok iyi bir insandýr. Ön adý belirten belirteç.
Çok fazla gezme. Belirteci belirten belirteç.
Di er bir örnek de güzel örne idir. Bu sözcük de yapýsýnda
de i ikli e u ramadan
farklý türlerde kullanýlabiliyor:
Örnekler Kullanýlý ý
Ben güzeli severim. Ad.
Bu güzel bir kitap. Ön ad.
Güzel konu mu . Belirteç.
Bu örneklere bakýldý ýn da sözlüklerimizde önad olarak
sýnýflandýrýlan ‘pek, çok ve
güzel’ sözcüklerinin ekil de i tirmeden tümcenin (cümle) içinde
çe itli sözcüklerle
3
www.tdk.gov.tr
4 Sözlükte çok sözcü ünün sýfat olarak kullanýmý için u örnek
verilmi tir: “Bana matematik çok kolay
geldi.”- F. R. Atay. Hâlbuki burada sözcü k, belirteç
görevindeki kolay sözcü ünü dereceleyen bir
belirteçtir. Bu duru mda sözcü ün açýklamasýyla verilen örnek arasýnda
bir tutarsýzlýk göze çarpmaktadýr.
4
ili kiye girerek, de i ik görevler üstlendi i görülebilir.
Peki, bu durumda ‘pek, çok ve
güzel’ sözcüklerine tek ba larýnayken önad diyebilmek, yani bu
sözcü ü tür bakýmýndan
önad olarak sýnýflandýrmak mümkün müdür? Belki de Trak yalý
Diyonisios’un ve onu takip
edenlerin ve di er yabancý kökenli dilbilgisi yazarlarýnýn dil
yapýlarýna gö re ‘pek, çok ve
güzel’ sözcüklerine tek ba ýnayken tür bakýmýndan önad olarak
sýnýflandýrmak
mümkündür. Çünkü bu dillerin pek ço unda bir sözcük sözlükbirimi
(lexis) olarak önad ise
ba ka bir türe geçmesi ya da daha açýk bir ekilde
söyleyecek olursak ba ka bir görevde
kullanýlmasý olanaksýzdýr. A a ýda çe itli dillerde güzel sözcü
ünün farklý türlerde
kullanýmlarýna bakalým. Öncelikle, güzel sözcü ünün Batý
dillerinde önad olarak
kullanýmýný örnekleyelim:
ng. It is a good book.
Alm. Es ist ein gutes Buch.
Fra. C'est un bon livre.
imdi de güzel sözcü ünün bazý Batý dillerinde belirteç olarak
kullanýlmasýyla ilgili
örneklere bakalým:
ng. You speak English well.
Alm. Sie sprechen Englisch gut.
Fra. Vous parlez anglais bien.
ngilizcede güzel sözcü ünün belirteç olarak kullanýlabilmesi için
yapýca de i ip well
olmasý gerekir. Bükümlü dillerin tipik özelliklerinden biridir.
Almancaya baktý ýmýzda,
önad olarak kullanýlan gut sözcü ü çekimde artikellere ba lý
olarak yapý bakýmýndan
de i mekte; ama belirteç olarak kullanýldý ýnda bir de i iklik
göstermemektedir.
Fransýzcada ise, güzel sözcü ü ad olarak kullan ýlýnca beau,
önad olarak kullanýldý ýnda
bon, belirteç olarak kullanýldý ýnda da bien biçimini
almaktadýr. Yani, sözcük türünün
de i mesi, sözcü ün de yapý bakýmýndan de i mesine neden olmaktadýr.
Bu örneklere bakýlarak, Türkçedeki sözlükbirimlerle ngilizce,
Fransýzca veya
Almancadaki sözlükbirimler kar ýla týrýlarak yapýlacak bir
sýnýflandýrmanýn sa lýksýz
oldu u görülecektir; çünkü ayný sözcü ün ad, önad ya da
belirteç olarak kullanýmlarýnda
söz-söz ili kisi temel olarak de i mese de sözcü ün göreviyle
birlikte yapýsýnýn da
de i ti i görülür. Bu durumda bu dillerde ön ad, belirteç ve
di erleri birer tür olarak
sýnýflandýrýlabilirler; ancak Türkçede durum böyle midir? Hayýr,
hangi sözcü ü ele alýrsak
alalým ad, önad ya da belirteç olarak kullanýmlarýnda yalnýz
söz-söz ili kisi de i mekte
yapýda herhan gi bir de i iklik görülmemektedir. Bu durumda ad
olarak k ullanýlan ‘güzel’
sözcü ünü, önad olarak kullanýlan ‘güzel’ sözcü ünü ve
belirteç olarak kullanýlan ‘güzel’
5
sözcü ünü farklý sözlükbirimler olarak mý kabul etmeliyiz?
Böyle bir dü ünce hem
ö renenler hem ö retenler hem de bir dilin yapýsýný çözmeye
çalý an biz Türkologlar için
oldukça kafa karý týrýcý olacaktýr.
Öyleyse bizim sözcük türlerini de erlendirmedeki ölçütümüz
Türkçenin kendi iç
yapýsý olmalýdýr. Bu iç yapýya uygun söz-söz ili kileri
ortaya çýkarýlmalýdýr. Bu ili kiler
bize sözcü ün sýnýfýný ve di er sözcüklerle ili kisinden do acak
görevini ( fonksiyon, i lev)
verecektir ki ancak bu ekilde sa lýklý bir sýnýflandýrma
yapýlabilir.
Ayrýca anlamlý ve anlamsýz (görevli) sözcükler olarak yapýlan bir
ba ka sýnýflandýrma
da eksik, h atta hatalý sayýlabilir. Sözcü ün tek ba ýna
sözlüksel anlamý dü ünüldü ünde bu
tip bir sýnýflandýrma mantýklý gelebilir; ancak etraflýca dü
ünüldü ünde bir dilin içinde
anlamsýz sözcük bulunamayaca ý, anlamsýz bir sözcü ün dilin
içinde barýnamayaca ý
rahatlýkla anla ýlabilir. Anlam, sözcü ün zihnimizde yarattý ý
tasarým (resim) ve/ veya
ça rý ýmlarýn birle mesinden olu an bir yapýdýr. Kimi
sözcüklerin tasarým ve ça rý ýmlarý
ya da bunlardan herhangi biri tam olarak zihnimizde olu mayabilir.
Bu durumda, sözcükler
anlamsýzdýrlar diyebilir miyiz? Hayýr, bu sözcükler artýk tek ba
larýna anlamlarý unutulmu
ya da bulanýkla mý sözcüklerdir, bir ba ka sözcükle ili
kilendiklerinde zihnimizde bir
tasarým ve ça rý ýma ula ýrlar ki bu da onlarýn anlamlarýnýn
netle mesine neden olur. Hiç
kimse bir sözcü ün tamamen anlamsýz oldu unu ve dilde hâlâ
barýndý ýný iddia edemez.
‘Gibi’ sözcü ünü ele alalým. Birço umuz bu sözcü ün anlamsýz
oldu unu dü ünmeden
söyleyecektir, ama dili tarihî geli imi içinde bilenlerimiz ve
dü ünenlerimiz bu sözcü ün
Eski Türkçedeki kip “biçim, ekil” sözcü ünün bir türevi oldu
unu rahatlýkla
söyleyecektir.5 Peki, bu sözcü ü bugün anlamsýz, ancak görevli bir
sözcük yani ilgeç (edat)
olarak sýnýflandýranlar sözcü ün bir ba ka sözcükle ili kiye
girerek benzerlik ( ekilce,
boyutça vs.) anlamý kattý ýný hesaplamadan mý bu sözcü e anlamsýz
demektedirler? Bunun
böyle olmadý ýný a a ýdaki birkaç örnek açýkça göstermektedir:
Canavar gibi çocuk. (Canavara benzer ekilde davranan)
Canavar gibi çalý ýyor. (Çok çalý ýyor)
Bize arkada gibi davrandý. (Arkada a yara ýr ekilde)
Romaný okumu gibi anlattý. (Okumu çasýna, okumu a benzer)
Bu örneklerde ‘gibi’ sözcü ünün kendisinden önce gelen sözcükle
ilgi kurarak ilgeç
oldu unu görü yoruz, yani klasik sýnýflandýrma yöntemine göre
anlamsýz sözcükler (!) Bir
de unlara bakalým:
5 Sir Gerard Clauson. An Ety molo gical Dictionary of Pre-
Thirteenth Century Turkish, Oxford 1972,
p. 686.
6
Onun gibisini görmedim.
Onun gibilerden hayýr gelmez.
imdi bu tümcelerdeki ‘gibi’ sözcü üne bak arak bu kullaný
larýnýn anlamsýz oldu u
nasýl söylenebilir? Bir tümcede anlamsýz bir sözcü ün ne i i
olabilir? Burada açýkça ‘e , ve
benzerleri’ anlamý söz konusudur. Sözcü ün türü olarak bu iki
örnek için, hâlâ ilgeç
denilebilir mi? Hayýr, týpký ön adlar ve belirteçler gibi ilgeçler
de ek almaz. Bu durumda bu
iki örnekte ‘gibi’ sözcü ü ‘ad’ olarak kullanýlmý týr.
Sözcük türleri sýnýflandýrýlýrken yapýlacak ilk i genel
olarak dili tanýmlamak,
anlamak olmalýdýr: “Dil, yapý tasla ý olarak ortak merkezli
dairelerden olma bir örgüte
benzer. Her dilin merkezinde bir sistem v ardýr ki bu, dilin
kurulu u, modeli, düzeni ve bu
modele göre dil ö elerinin dizili i ve kar ýlýklý durumu
demektir; bir dili ana dili gibi
konu anlarýn “dil bilinci” ya da “dil du ygusu” buna dayanýr. Bu
dilin de i meyen esasýdýr.
Bunun dý ýnda norm denilen bir bölüm vardýr ki her ö enin de
i me gücü sistemine
dayanan ve bu de i me sýnýrlarýný saptayan kurallarýn
bütünüdür. Dilin kurulu unda
sözcükler, ana direkleri te kil etmez.”6
‘Peç, peçi peçte peçlemi ti.’ ya da ‘Barukçý, urna ý
erzinlikten vedirletti.’
tümcelerine bakýldý ýnda bunlarýn anlamsýz sözcüklerden olu
salar da yukarýda söz
etti imiz kurulu , model ve örgütlenmeye sahip olduklarýný ve
bu kurulu örgütlenme ve
modelin Türkçeye ait oldu unu hemen herkes kabul edecektir.
Ses bilgisi, kök, ek ve
sözdizimi kurallarý bakýmýndan bu iki tümce açýkça Türkçedir.
Yukarýda itiraz etti imiz noktalarý burada biraz açalým:
“Türkçeyi di er Avrupa
dillerinden ayýran en esaslý fark bazý yapý özellikleriyle
sözdizimidir. Biti kenlik ve vokal
uyumu ikinci planda k alýr. Yapý yollarýný ele aldý ýmýzda ön ek,
pr everb (eylemin anlamýný
renkleyen ön-ek) ve preformatif ö e (kelime ba ýna gelen yapý
ya da çekim ö esi) gibi
imkânlarýn yoklu unu görürüz. Ev kapýsý tipinde ad tamlamasý,
güzel kapý tipinde
niteleme tamlamasý, gördü üm kapý tipinde ortaç tamlamasý, bu
kapý i aret tamlamasý,
benim kapý tipinde iyelik tamlamasý birer tümleç olup edatlýk
nitelikleri yoktur. Avrupa
dillerinde edatlýk ön-ekler bulundu u halde Türkçeye bu imkân
verilmemi ba ka yollar
gösterilmi tir. (…) Türk çede, kavram sýralamasý, dü ünce
zincirlemesi, buna göre cümle
bölüklerinin yönü, ikincilden birincile, belirtend en
belirtilene do ru olup, fiil de sona
konur. Bu de i meyen kavram-dü ünce- anlatým sýrasý ve
kalýbýdýr. Belirtilen gen ellikle
cümlede sýnýrlý bir yer tutar, belirten ö eler söylenmeden önce
belirtme görevinde bulunan
6 A. Dilaçar. Dil, Diller ve Dilcilik, TDK Yayýnlarý, Ankara 1968,
s. 2 8.
7
bütün ö eleri, bir düzene göre toplamak gerekir. Bu toparlama
çok kere üst üste yý ýldý ý
için, Türkçenin sözdizimi ‘kompleksiftir’. Avrupa dillerindeki
esas ve yön ise, bunun tam
tersine olup belirtilen öne alýnýr, belirten ö eler de teferruat
olarak onun sonuna zincirleme
olarak ba lanýr. Bu nedenle, bu çe it sözdizimine ‘akýcý’ sözdizimi
denir.”
ng. I went to stanbul to see my friend wh o had returned from
America
ASL Ö ELER K NC L BEL RT C LER
after studying medicine.
Tk. Amerika’d a be yýl týp okuduktan sonra geri dönen arkada ýmý
görmek için
K NC L BEL RT C LER
stanbul’a gittim”7
ASL Ö ELER
imdi temel farklarý bu ekilde ortaya kon abilecek iki dil
arasýnda birbirlerinden
örneklemeler yapýlarak yapýlacak herhangi bir çalý manýn
yeterli ve geçerli olmayaca ý
anla ýlabilir.
Genel olarak Türkolojide kullanýlan klasik dilbilgisi
yöntemleri dilin sistemine göre
yazýlmý dilbilgisidir ki kurulu modelindeki ana ilkeleri ve yön
gösterici ana yollarý saptar,
gizli kalmý özellikleri meydana çýkarýr.
Bir dili, ana dili gibi konu an konu urlarýn her zaman tümce
biçiminde dü ündükleri
ve tümce biçiminde konu tuklarý ana bir ilke olarak kabul
edilecek olursa ‘dü ünceden
ekle varmak’ do ru yöntemdir: “Dilin dinamik halinde cümle esas
oldu u için bir gramer
kitabýnda ele alýnacak ilk konu üphesiz cümle ko nusudur; çünkü
dilin birimi kelime fakat
sözün birimi daima cümledir. Bir sözlükteki kelimeler, ba
ýmsýz ve soyut olarak “dil”in,
cümle içine girmi kelimeler de “söz”ün malýdýr. Kelimeler ba
ýmsýz olarak mantýk
kategorilerine göre de “söz bölükleri” denilen çe itlere
ayrýlýp sýnýflandýrýlabilir. Fakat bu
kelimeler dinamik hale gelerek cümle içerisin e girerlerse,
artýk statik ve soyutlanmý
“sýnýf” fikri silinerek, dinamiklik, kar ýlýklý ba ýntý, görev ve
anlatý psikolojisi fikirleri yer
alýr. Bu hale gelmi olan kelimeler için artýk “söz bölükleri”
esasýndan dah a ziyade “cümle
bölükleri” esasý önem kazanýr. te gramercilikte asýl güçlük bu
“dil” ve “söz” ikili inden
do maktadýr.”8
Basit birer örnek olarak u ikisine bakalým:
güzel kapý
ev kapýsý
7 A. Dilaçar. Dil, Diller ve Dilcilik, TDK Yayýnlarý, Ankara 1968,
s. 4 5-47.
8 A. Dilaçar. Dil, Diller ve Dilcilik, TDK Yayýnlarý, Ankara 1968,
s. 5 5.
8
Birçok dilci, elimizdeki, kabul edilmi sýnýflandýrma sistemine
göre birinci öbekteki
‘güzel’ sözcü ü için sýfat derken ikinci öbekteki sözcükler
için “Ben bunlara ne
diyece im?” diye soracaktýr. Bu radaki eksiklik Dilaçar’dan
alýntýladý ýmýz tespitinden
kaynaklanan bir sorundur. Dilcilerimizin pek ço unun bu
noktada ya adýklarý sorun,
sözcükleri tek tek ele alarak, onlarý dilin içindeki ‘de i
meyen kavram-dü ünce-anlatým
sýrasý ve kalýbý’ içerisinde dü ünmeden, ‘dil’ ve ‘söz’ ayrýmýný
yapmayýp sözcüklerin statik
ve dinamik yapýlar içinde olu turduklarý ba ýntýlarý ve bu ba
ýntýlara ba lý olarak
üstlendikleri görevleri gözden kaçýrmalarýndan kaynaklanmaktadýr.
Hâlbuki bu kýstaslar göz önünde tutuldu unda bu sözcüklerin
hepsinin “dil” içindeki
statik sýnýflarýnýn ‘ad’ oldu u, “söz” içindeki dinamik
görevlerinin ise kurduklarý
ba ýntýlara göre birinci öbekte sýrasýyla “ön ad, tamlanan”,
“tamlayan, tamlanan” olduklarý
açýkça ortadýr. Bu gibi bir mantýk hem dilin yapýsýný
incelemeye çalý an bizler hem de
e itimin çe itli basamaklarýndaki ö renciler için daha anla
ýlabilir olacaktýr. Bu, ki inin
gördü ü herhangi bir sözcü ü önad ya da belirteç olarak
tanýmlamadan önce, o sözcü ün
bir sözlük malzemesi olarak sýnýfýný ve tümcenin içinde di er
sözcüklerle kurdu u ili kiye
bakarak görevini belirlemesi gerekti ini anlamasýný sa layacaktýr.
Dilbilimsel bir birimi etiketlemenin iki yolu bulunmaktadýr.
Biri onu bir sýnýfa dâhil
etmek, di eri ona bir gö rev (fonksiyon, i lev) atfetmektir.
Böylece, dilbilgisel bir birimi
tanýmlayabilece imiz iki ilke ortaya çýkar: a. sýnýf; b. görev.
II.2. Bir Tasnif Denemesi
Tüm bu söylediklerimizden sonra bizim önerece imiz
sýnýflandýrma sistemine
geçelim. Öncelikle dilin ve sözcü ün tanýmýný yapmayý uygun
görüyoruz.
Aristoteles “dil evrenin söze dönü türülmesidir” der. Gerçekten
de insanýn evreni
anlamasý, onu “kategori” adý verilen belli kalýplara döküp
algý ve anla a geçirip birer
kavram haline getirmesi, dili ve onun unsurlarýný olu turur.
te evrend eki kavramlarýn
kar ýlýklarý da ‘sözcük’lerdir.
Yine Aristoteles, evreni ‘varlýk’ ve ‘hareket’ten olu an bir
ikilik olarak tasarlar. te,
‘varlýklar’ ‘ad’, ‘hareketler’ ‘eylem’ olar ak dilde kar
ýlýklarýný bulurlar. Bu durumda
yukarýda verdi imiz örneklere bakýldý ýnda ‘pek, çok, gibi, güzel,
kapý’ sözcüklerinin dâhil
edilebilecekleri sýnýfýn ‘ad’ oldu u açýktýr.
Dilbilimsel bir birimi etiketlemenin prensipte iki yolu oldu
unu ve sözcüklerin dil
içinde statik ver dinamik konumlarý bulundu unu söylemi tik.
Öyleyse, örneklerdeki
sözcüklerin statik konumlarý, onlarýn ‘ad’ oldu unu
göstermektedir: “Adlar çe itli alt
bölümlere ayrýlýr. Bunlar içinde sayýlar ve zamirler bazý
ekil ve sentaks özellikleri
9
gösterirler. Bunun sebebi, bunlarýn mana bakýmýndan da
birbirlerinden ayýrt
edilememelerinde. Adlar bir mahiyet veya nesne ifade etmezler,
manalarý belirsiz bir
çerçevededir ve ne isim ne de sýfat olarak tesp it edilmi
lerdir. (…) Sýk sýk bir vasýf
gösterdi i için sýfat dedi imiz kelimeler, hiçbir zaman geriye
kalan adlardan ayýrt
edilmezler; tek ba ýna olduklarý zaman di er adlar gibi
çekilirler. (…) O halde ad kavr amý
bizim dil kategorilerimizin ço unu kapsayacak kadar çok yönlüdür.
Bundan dolayý Türkçe
bir ad, ne isim ne de sýfattýr, aksine ayný zamanda her
ikisidir de. Türkçe d il dü üncesinde
bir ve ayný tasavvur olarak görünen eyi, biz bazen u, bazen
öteki baký açýsýndan
gözlüyoruz. Türk’ün tür olarak dü ündü ünü, biz ya teklik
yahut da çokluk olarak ifade
ederiz; onun kavram olarak tasavvur etti ini de ya nesne
yahut da vasýf olarak vermek
durumundayýz, çünkü bir ad, bir yerde Almancada bazen bir
isim bazen de sýfatla çaký ýr.
(…) Almancada bazen bir isime tekabül eden Türkçe bir adda,
ilk sýrada ne bir tekli i ne
de bir çoklu u, aslýnda türü yahut kavramý dü ünmek gerekir.
Tersine bize sýfat gibi gelen
bir addan da daima bir vasfý beklememek lazýmdýr. Bütün a
ýzlarda bizim sadece isim
olarak mütalâa edebilece imiz sýfatlara rastlanabilir. Ço
unlukla, insan bir kelimenin
kar ýsýnda çaresiz kalýr.”9
Grønbech, burada bizim itirazlarýmýzý haklý çýkaracak dü üncelerini
belirtmi tir. E er
Türkçedeki sözcükleri Almancadaki, Fransýzcadaki sýnýflandýrma
ilkelerine göre
de erlendirecek olursak ço unlukla bir kelimenin kar ýsýnda çaresiz
kalaca ýmýz kesindir.
Oysa i levsel dilbilgisine göre sözcü ü bir sýnýfa dâhil edip
ona bir i lev atfederek
çaresizli imizi çözebiliriz.
Türkçede sözcü e i lev atfetmenin en geçerli ve kesin yolu
sözcü ün sözcükle olan
ili kisini yani Türkçenin morfo-sentaktik yapýsýný
çözümlemektir. Eklemeli bir dil olan
Türkçede sözcüklerin anlam ve görev kazanmalarý kendilerinden
önceki ya da sonraki
sözcüklerle kurduklarý ili kiye ba lýdýr. Yani, Dilaçar’ýn
dinamiklik, kar ýlýklý ba ýntý,
görev ve anlatý psikolojisi fikirleri olarak ifade etti i
yapýlar ortaya çýkar. Bu dü ünceyle
Grønbech’in yukarýda andý ýmýz dü ünceleri birle tirilecek
olursa bir tür sýnýflandýrmasý
de il, sözcük-sözcük ili kisinden do an bir görev ili kisi
ortaya koyulmalýdýr. Görev;
‘yapýlacak, yapýlan i , i lev, fonksiyon’ olarak basitçe
tanýmlanabilir.
Buradan yola çýkarak; sözcü ün türünün yanýnda bir de görevinden
söz etmek do ru
olacaktýr. Yukarýda verdi imiz örneklere bakar ak açýklamaya çalý
alým:
9 Karl Grønbech. Türkçenin Yapýsý, Çev. Mehmet Akalýn, TDK
Yayýnlarý, Ankara 2000 , s. 22-23.
10
PEK
Yava atýn tekmesi pektir.
Toplantý pek kalabalýk de ildi.
Pek yoruldun, biraz dinlen.
Pek güzel i yaptýk.
Pek iyi görünmü yorsun.
ÇOK
Çocuklarýn ço u hasta.
Bu yýl çok ürün var.
Çok çalý týk.
Ahmet, çok iyi bir insandýr.
Çok fazla gezme.
GÜZEL
Ben güzeli severim.
Bu güzel bir kitap.
Güzel konu mu .
Örneklerdeki sözcükleri tek tek, ba ýmsýz ve statik olarak ele
aldý ýmýzda onlarýn ya
‘ad’ ya da ‘eylem’ olduklarýný görüyoruz.
Dinamik olarak, yani sözcük-sözcük ili kisi içinde, kar ýlýklý
ba ýntý, görev olarak
baktý ýmýzda iki tip görev ortaya çýkacaktýr. Biri yargý
bildirme özelli i içinde, sözcü ün
çekimli bir eylemle yani yüklemle ili kisinden do an
‘tümcedeki görev’, di eri ise
sözcü ün bir ba ka sözcükle ili kisinden do an ‘dilsel
görev’dir. Zaten sözcü ün
tümcedeki görevi –sözcü ün özne, nesne, yer tamlayýcýsý,
belirteç tümleci, yüklem–
tartý masýz olarak kabul görmü bir konu ve hedefimiz sözcü
ün sýnýflandýrýlmasý
konusunda dü üncelerimizi söylemek oldu undan bu ba lý ý geçiyoruz.
Konuya bu açýdan yakla ýldý ýnda Türkçede sö zcük türlerinden
de il, sözcü ün
görevlerinden söz edilebilir. Yani bir sözcü ün bir ba ka sözcükle
ili kilenmesinden do an
ba ýntýlardan söz edilebilir. Örneklere bir bakalým:
TABLO 1
Tümce Yava atýn tekmesi pektir.
Tür AD AD AD AD
Tümcedeki Görev ÖZNE YÜKLEM
Dilsel Görev SIFAT AD AD AD
TAMLAYAN TAMLANAN
11
Örnek tümcemizdeki pek sözcü ü sözlüklerimizde önad olarak
gösterilmektedir.
Oysaki bir sözcü ün önad olabilmesi için bir ‘ad’ý
nitelemesi, addan önce gelmesi
gerekmektedir. Ayrýca yapýca bakýldý ýnda bir ön adýn çekim
ya da yapým eki almamasý
yani yalýn durumda bulunmasý gerekmektedir. Oysa tümcemizdeki
pek sözcü ü ek
eylemin geni zaman üçüncü tekil ki i ekini alarak tümcede yüklem
görevine girmi tir.
TABLO 2
Tümce Toplantý pek kalabalýktý.
Tür AD AD AD
Tümcedeki Görev ÖZNE YÜKLEM
Dilsel Görev AD SIFAT AD
Örnek tümcemizdeki pek sözcü ü bir ‘söz öbe i’ olu turmu tur.
te ‘dinamik’
yapýnýn ortaya çýkardý ý bir söz-söz ba ýntýsý burada devreye
girer ve sözcü ün dilsel
görevi ortaya çýkar. Söz öbe i anlamca ve yapýca birbirlerini
tamamlayan bir öbek
olu tururlar. Tek tek dü ünüldüklerinde ‘varlýk’ýn kar ýlý ý olan bu
sözcükler olu turduklarý
dilsel mantýk içinde ilk sözcük ikinci sözcü ü nicelik olarak
tamamlamý týr. Dilde bir
sözcü ün niteli ini ya da niceli ini gösteren sözcükler ‘ön
ad’ görevini üstlenirler. pek
sözcü ü i te burada önad olarak i görmektedir.
TABLO 3
Tümce Pek
yoruldun.
Tür
AD EYLEM
Tümcedeki Görev BEL RTEÇ TÜMLEC YÜKLEM
Dilsel Görev BEL RTEÇ EYLEM
Bu tümcede pek sözcü ünün ili kilendi i sözcü e dikkat
edilirse bu sözcü ün tür
olarak ‘eylem’ oldu u görülür. Dilde bir eylemi niteleyen,
onu benzerlerinden ayýran
sözcüklere ‘belirteç’ adý verildi ini biliyoruz. Burada pek
sözcü ünün önad oldu unu
iddia etmeye devam etmek yanlý olacaktýr; çünkü bir kez
önad için kabul edilen tanýmý
sa lamamaktadýr. Bu sözcü ü farklý bir pek sözcü ü olarak
algýlamak da imkânsýz
oldu undan bu sözcü ün kullanýmýndan çýkan bir görev olarak on
a ‘belirteç’ demek daha
mantýklýdýr.
TABLO 4
Tümce Pek güzel i yaptýk.
Tür
AD AD AD EYLEM
Tümcedeki Görev ÖZNE YÜKLEM
Dilsel Görev BEL RTEÇ ÖN AD AD
12
Bu tümcede pek sözcü ü yine biçim ve yapý de i tirmeden ba
ka sözcükle
ili kilenmi yeni bir görev kazanmý týr. Dilin ‘statik’ unsuru
olarak türü ‘ad’ olarak
belirlenebilecekken ‘dinamik’ bir unsur olarak bir ön adý
dereceleme, onu benzerlerinden
ayýrma i i yaptý ýndan belirteçlerin bir ba ka gör evi olan
ön adý belirtme görevi
kazanmý týr. Öyleyse, b u sözcü ün türü olarak de il, ‘ön
adý belirten belirteç’ olarak
görevinden söz edebiliriz.
TABLO 5
Tümce Pek iyi görünmüyorsun
Tür
AD AD EYLEM
Tümcedeki Görev BEL RTEÇ YÜKLEM
Dilsel Görev BEL RTEÇ BEL RTEÇ AD
Bu tümcede yine pek sözcü ünü ele alýrsak ‘görünmek’
eylemini belirten ‘iyi’
sözcü ü yle ili kilendi i yani görevi ‘belirteç’ olarak gö rev
yapan bir sözcükle ba ýntý
kurdu u görülür. pek sözcü ü burada belirteci dereceleyen bir
sözcük olarak görev
yapmaktadýr. Bir belirteci belirterek onu ben zerlerinden
ayýrma i i yaptý ýndan bu
sözcü ün görevi burada ‘belirteci belirten belirteç’ olarak
adlandýrýlabilir.
TABLO 6
Tümce Canavar gibi çocuktu.
Tür
AD AD AD
Tümcedeki Gör ev
YÜKLEM
ÖN AD
AD
Dilsel Görev
LGEÇ ÖBE
AD LGEÇ AD
Bu tümceye baktý ýmýzda tümcenin bir ‘ilgeç tamlamasý’ ve
‘ad’dan olu tu unu
söyleyebiliriz. ‘canavar gibi’ öbe i ‘çocuk’ adýný nitelemi
ve önad görevini kazanmý týr.
Ancak önad görevindeki öbe i yine kendi içinde açacak olursak
‘canavar’ sözcü ünün bir
ad ve ‘gibi’ sözcü ünün kendisinden önceki sözcükle benzerlik
ili kisi kuran bir ‘ilgeç’
oldu unu görürüz. Burada ‘gibi sözcü ünün kazandý ý görevin
‘ilgeç’ oldu unu söylemek
gerekmektedir.
TABLO 7
Tümce Canavar gibi çalý ýyor.
Tür
AD AD EYLEM
Tümcedeki Görev BEL RTEÇ YÜKLEM
LGEÇ ÖBE
Dilsel Görev
AD LGEÇ
13
Bu tümceye baktý ýmýzda tümcenin bir ‘ilgeç tamlamasý’ ve
bir ‘eylem’den
olu tu unu söyleyebiliriz. ‘canavar gibi’ öbe i ‘çalý mak’
eylemini belirtmi ve ‘belirteç’
görevini kazanmý týr. Ancak önad görevindeki öbe i yine kendi
içinde açacak olursak
‘canavar’ sözcü ünün bir ad ve ‘gibi’ sözcü ünün kendisinden
önceki sözcükle benzerlik
ili kisi kuran bir ‘ilgeç’ oldu unu görürüz. Bur ada gibi
sözcü ünün kazandý ý görev yine
‘ilgeç’tir.
TABLO 8
Tümce Onun gibisini görmedim.
Tür
AD AD EYLEM
Tümcedeki Görev NESNE YÜKLEM
AD TAMLAMASI
Dilsel Görev
TAMLAYAN TAMLANAN
AD ADIL
Burada gibi sözcü ü kendisinden önceki sözcükle benzerlik ilgisi
kurmak için de il;
onu aitlik ili kisi içerisinde tamamlamak yani ‘ad tamlamasý’ kurmak
görevini üstlenmi tir.
Daha bilindik olarak ekilde ifade edecek olursak ad tamlamasýnda
tamlanandýr. Peki bizim
‘ilgeçler ek almaz’ bilgimize ne olacak? Yoksa buna da ‘adla mý
edat’ mý diyece iz? E er
bu sözcü ün temelde bir ‘ad’ oldu unu kabul edersek sözcü ün
belirsizlik yoluyla bir
kimseyi temsil etti ini anlayabiliriz. Öyleyse sözcü ümüzün görevi
‘adýl’ olacaktýr.
TABLO 9
Tümce
Onun gibilerden korkarým.
Tür
AD AD EYLEM
Tümcedeki Görev YER TAMLAYICISI YÜKLEM
AD TAMLAMASI
Dilsel Görev
TAMLAYAN TAMLAYAN
AD ADIL
Bu tümcede de mantý ýmýz farklý olmayacaktýr. Yine yaygýn
olarak ‘ilgeç’ olarak
sýnýflandýrýlan ‘gibi’ sözcü ü hem ço ul hem de uzakla ma
durumu eki almý týr. Yine
ilgeçlerin tanýmýna uymayan bir kullanýmla kar ý kar ýyayýz. Hem
bir adýn i ini yapan hem
de anlamca ki i ya da ki ilerin yerine belirsizlik yoluyla
geçen ‘gibi’ sözcü ü ‘adýl’
göreviyle kullanýlmý týr.
Bu örnekler üzerine biz bir sýnýflandýrma önerisi sunalým:
Bizim sýnýflandýrmamýzda sözcük tek ba ýnayken ya ‘ad’ ya da
‘eylem’dir. Yani
Türkçede iki tür sözcük vardýr. ‘ad’ ve ‘eylem’.
14
Bugüne kadar yaygýn bir biçimde tür olarak sýnýflandýrýlmý
adýl, ön ad, belirteç,
ilgeç, b a laç, ünlem tür de il; sözcü ün, dil içinde sözcük
sözcük ili kisinden edindi i
‘dilsel görevleri’dir. Bu nedenle bu sözcükler ‘sözcü ün
dilsel görevi’ ba lý ý altýnda
de erlendirilmelidir.
Sözcü ün Dilsel Görevleri
a) ADIL: Bir adýn, ba ka bir adýn yerine geçmesi görevi.
b) ÖNAD: Bir adýn, bir ba ka adýn nitelik ve niceli ini bildirme
görevi.
c) BEL RTEÇ: Bir adýn, bir eylemin nitelik ya da niceli ini
bildirmesi görevi.
d) LGEÇ: Bir adýn, kendisinden önceki bir sözcükle anlam ili kisi
kurma görevi.
e) BA LAÇ: Bir adýn, sözcükleri ya da tümceleri ba lamasý görevi.
f) ÜNLEM: Duygu ve seslenme görevi. 10
Böylece görülebilir ki Türkçede ‘ad’lar tümcede, kendilerinden
önceki ya sonraki
sözcüklerle ili kiye girerek görev kazanýrlar. Bunlar da sözcü
ün türleri de il; görevleri
olarak anla ýlmalý ve sýnýflandýrma bu ekilde yapýlmalýdýr.
Ayný ekilde ‘ad’lar tümcede çekimli bir eylemle ili kilenerek
görev kazanýrlar. Bu
da ‘sözcü ün tümcedeki görevi’ olarak incelenmelidir. Gerçi
itilaf bu konuda de ildir,
hepimiz bu konuda hemfikiriz:
Sözcü ün Tümcedeki Görevi
a) YÜKLEM: Tümcede hareket (yargý) bildiren sözcü ün görevidir.
Adlar ve adýllar
kimi zaman yüklem olabilirler. Ancak eylemlerin tek görevi, tümcede
yüklem olmaktýr.
b) ÖZNE: Yüklemin bildirdi i eylemi yapan sözün ya da sözcü
ün gö revidir.
Türkçe’ de ‘ad’ türündeki tüm sözcükler özne olurlar; ancak ‘eylem’
türündeki sözcüklerin
gerekli yapým eklerini alarak ilk önce tür de i tirmeleri; yani ‘ad’
olmalarý gerekmektedir.
c) TÜMLEÇ: Yüklemin anlamýný tamamlama görevi. Bu görevdeki
sözcükler
yüklemin anlamýný çe itli ekillerde tamamlarlar. Yine ‘ad’
türündeki sözcükler bu görevi
üstlenirler. ‘Eylem’lerinse bu görevlere girebilmeleri için
‘ad’ türüne geçmeleri
gerekmektedir.11
III. SONUÇ
Çalý mamýzda verdi imiz örnekler v e b enzerleri daha etraflýca
gözden geçirildi inde
Türkçedeki bir sözcü ün tek ba ýnayken ne sýfat ne zarf ne
de ilgeç olarak
sýnýflandýrýlamayaca ýný göstermektedir. Bugüne kadar yapýlmý
tasnif çalý malarýnda
10 Daha geni bilgi için bk. Feyza Hepçilingirler. Ö
retenlere ve Ö renenlere Türkçe Dilbilgisi, Remzi
Kitabevi, stanbul 2004.
11 Daha geni bilgi için bk. Feyza Hepçilingirler. Ö
retenlere ve Ö renenlere Türkçe Dilbilgisi, Remzi
Kitabevi, stanbul 2004.
15
örnek alýnan yabancý dillerin dilbilgilerinin bizi bu konuda
çeli kiye ve çýkmaza soktu u
açýktýr. Bu çýkmazdan kurtulabilmenin tek yolu Türk dilinin kendi
iç yapýsýný temel alacak
çalý malarýn yapýlmasýdýr.
Bugüne kadar yapýlan tasniflerin hem ilk hem orta hem de
yüksekö retimde
ö renciler ve ö retmenler için bir faydasý olmadý ý açýkça
ortadadýr. Tür ve görev ayrýmý
ortaya konularak yapýlacak ve ili kilerin gösterildi i bir
tasnif, hem ö rencilerin hem
ö retmenlerin hem de ara týrmacýlarýn kar ýla tý ý sorunlarý
çözecektir. Bu amaçla
yapýlacak tüm çalý malar, varýlacak her sonuç bugün kullanýlan
ders kitaplarýna, her
seviyedeki dilbilgisi kitabýna yansýtýlmalýdýr. Bu bir
görevdir. Kendi dilini ö renemeyen,
kendi dilini kullanarak dü üncelerini ifade edemeyen ku aklarýn
yeti tirilmesine ancak bu
ekilde engel olunabilir.
Ayrýca bugün kabul edilen sýnýflandýrma sisteminin bir ba ka
yansýmasý da
sözlüklerimizdir. Sözlüklerimizde sözcükler ‘sýfat, zarf, isim,
fiil…’ gibi ekillerde
etiketlenmektedir; ancak madde ba ýnda sýfat olarak etiketlenen
sözcü ün ikinci ya da
üçüncü anlamlarýnda ‘isim’ olarak etiketlendi ini de
görmekteyiz. E er sýnýflandýrma,
bilginin mantýklý olarak düzenlenmesi ise ‘sýfat’ýn de il
‘isim’in madde ba ý olmasý
gerekmez mi? Çünkü ‘ön ad’lar hep ‘ad’larýn alt ba lý ý
olarak sýnýflandýrýlmazlar mý?
Aslýnda bu sorun d a sözcüklerin madde ba larýnda ‘ad’ ya da
‘eylem’ olarak etiketlenmesi
ve daha sonra ‘ön ad’, ‘belirteç’ vs. olarak kullanýmlarýnýn
örneklendirilmesi bilimsel
bilginin sýnýflandýrýlmasý ilkelerine daha uygun olacaktýr.
KAYNAKÇA
Aksan, Do an. Sözcük Türleri (Ne e Atabay, brahim Kutluk, Sevgi
Özel), Ankara
1983.
Sir Gerard Clauson. An Etymological Dictionary of Pre-
Thirteenth Century
Turkish, Oxford 1972.
Dilaçar, A. Dil, Diller ve Dilcilik, TDK Yayýnlarý, Ankara 1968.
Grønbech, Karl. Türkçenin Yapýsý, Çev. Mehmet Akalýn, TDK
Yayýnlarý, Ankara
2000.
Güncel Türkçe Sözlük,
www.tdk.gov.tr.
Feyza Hepçilin girler. Ö retenlere ve Ö renenlere Türkçe
Dilbilgisi, Remzi
Kitabevi, stanbul 2004.
Korkmaz, Zeynep. “Türkiye Türkçesi Üzerindeki Gramer Çalý
malarý Ve Bu
Çalý malarýn Günümüzdeki Durumu”, V. Türk Kültürü Kongresi, Cilt I,
2005 (Dil), 17–
21 Aralýk 2002, Atatürk Kültür Merkezi Yayýnlarý, Ankara 2005.
16