ESKİ TÜRKÇENİN (TARTIŞILAN) SÖZ VARLIĞI
Son zamanlardaki bilinen tartışmalarda Eski Türkçenin (Göktürkçe ve
Uygurca) söz varlığı konu edilmiştir.Eskiye dayanan kimi düzeysiz
tartışmalar yüzünden yozlaştırılan bir terim haline getirilen "Öz
Türkçe" çevresinde kopartılan fırtına sonucunda "Türkçeyi Afrika
kabile dillerine mi döndüreceksiniz?" gibi konuyu özünden ayırıcı
sorular sorulmuştur.
Tarihi-kültürel bilgi,bulgu ve belgelerin gerçekliğine göre anlatılmak
istenen şey,Türkçenin en eski dönmelerinde bile güçlü bir edebi dil
olduğudur.
Burada savunulan şey,bugünkü Türkçede,dile yerleşmiş yabancı
sözcükleri atmak değildir.
Konular:
Eski Türkçenin Söz Varlığından Küçük Bir Demet
1.) Genel Bir Bakış :
a.) Göktürkçe :
Türkçenin eldeki en eski ürünleri (yazıtlar) tek tek 900 sözcüğü
içermektedir.İlk bakıldığında çok az gibi görünen bu dağarcık aslında
bir buzdağına (aysberg) benzetilebilir. Buzdağına uzaktan bakıldığında
küçük görünür;ama asıl büyüklüğü su altındadır.
Bu bağlamda,900 sözcük içinde birçok soyut ve somut anlamlı,eş
anlamlı,çok anlamlı sözcükler bulunmaktadır.
Dilbilimcilere göre bir dilde eş anlamlı sözcüğün oluşması için veya
bir sözcüğün çok anlamlılık (yan ve mecaz anlamlar) kazanması için çok
çok uzun bir süre gerekir.
Orhun yazıtlarında bu tür sözcüklerin fazla olması,uzun bir zaman
diliminin geride bırakıldığını gösterir ki,bu da Türkçenin 8.
yüzyıldan çok daha eskilere (en az 1000-2000 yıl önceye) dayanan,
köklü ve soylu bir dil olduğunu kanıtlamaktadır.
900 sözcük,8. yüzyıla rağmen az ve yetersiz bulunuyorsa,bunu Orhun
yazıtlarını örnek alarak açıklayalım : Burada kullanılan dilin taşlara
yazıldığını,bunun ne denli zor ve zahmetli bir iş
olduğunu,yazıtların,Türk milletine öğüt vermek amacıyla yazılan birer
söylev olduğunu hesaba kattığımızda o dönem için 900 sözcük,yüksek
sayılabilecek bir orandır.
Yukarıda belirttiğimiz soyut ve somut kavramlardaki zenginliği,eş
anlamlı ve çok anlamlı sözcüklerin fazlalığı,ikilemelerin çok sık
kullanılmasıyla sanatlı bir anlatıma önem verildiğini de düşünürsek,o
zamanki Türkçe zengin bir edebiyat dili olarak karşımıza çıkar.
(Göktürkçede yabancı sözcük oranı ise, % 1 dolaylarındadır.)
Bütün bunların yanında en önemli bilimsel gerçek "ileri ögeler"
denilen yapılardır."İleri ögeler" deyimi,yazıtlarda türevleri olduğu
halde kök sözcüklerin bulunmadığı durumlar için kullanılır.Kökü
geçmediği halde türevi bulunan sözcükler "ileri öge" olarak
adlandırılır.
(Günümüzden bir örnek vererek açıklayalım : Mesela,"yazı,yazım,
yazılım,yazıcı..." gibi örnekler bir "yaz-" eylem kökünün ve daha birçok
türevinin bulunduğuna işaret eder.Bir parçada yalnızca "yazıcı"
geçiyor da "yaz-" eylemi geçmiyorsa,bu "yazıcı" sözcüğüne "ileri öge"
denir. Parçada geçmese bile "yaz-" eylem kökünün varlığı kabul
edilir.)
Yazıtlara bakacak olursak;
Yazıtlarda "yanıl-" eylemi geçmekteyken bunun kökü olması gereken
"yan-" eylemi yoktur.Aynı dönemde "sözleş-" eylemi varken, "söz"e ;
"pişman olmak" anlamındaki "ökün-" eylemi varken "ök-" eylemine ;
"tamamıyla" anlamındaki "tüketi" sözcüğü varken "tük-" eylemine ;
bulganç (karışıklık) sözcüğü varken bunun kökü olan "bulga-" eylemine
rastlanmamaktadır. (Örnekler çoğaltılabilir.)
Dilbilimciler,türevleri olduğu halde,kök biçimleri geçmeyen sözcükleri
de söz varlığına ait kabul ederler.
Yukarıdaki gibi türevlerin yazıtlarda olmasına rağmen,bunların
köklerinin bulunmayışı yazıların taşlara yazılmış olmasının getirdiği
kısıtlamalardan dolayıdır.Sözlü dilde bu köklerin ve daha başka
türevlerin,başka başka sözcüklerin ve çok anlamlılıkların bulunduğu
gerçeğini düşündüğümüzde sözcük sayısı 900'ün üstüne çıkacaktır.
b.) Uygurca :
Türklerin yerleşik yaşama geçtiği Uygur döneminde Türkçenin söz
varlığı çok fazla zenginleşir.Değişik dinlerin benimsendiği bu dönemde
dini metinlerin çevrilmesi sırasında yabancı kavramlar için birçok
sözcük türetilmiştir.
Söz varlığının bu denli zenginleşmesinin sebebi,elbette yalnızca
yabancı sözcüklere karşılık bulmakla sağlanmamıştır.Göktürkçeden gelen
söz varlığına birçok yeni sözcük eklenmiştir.Orhun ve Yenisey
yazıtlarında geçen suv (su) (yazıtlarda "sub" olarak geçer) , öd
(zaman) , yir (yer) , kün (gün,gündüz,güneş) , köl (göl) , tenri
(tanrı) , ulug (ulu) , yil (yel) ... gibi birçok sözcüğe Uygur
metinlerinde de rastlanmaktadır.
Yalnızca "adır(mak)" [bugünkü "ayır(mak)" - "d>y değişimi"] eyleminden
türetilen sözcük sayısı çok fazladır : adınmak (değişmek,iyileşmek) ,
adınagu (başka,başkaları) , adınta (öte yandan) , adınsıg (başka,daha
başka,özel...) , adınsıgrak (bütünüyle,başka) , adınsıgsız
(değiştirilemez) , adrumak (seçmek) , adrok (ayrım,üstün,üstünlüğü
olan) , adroklug (en üstün,ilahi) , adırt (ayrı,ayrılık) , adırtsız
(ayrımsız,aynı) , adrutmak (ayrılmış olmak)...ve buraya alamayacağımız
diğerleri.
Bunların yanında - her dilin tarihi sürecinde olduğu gibi - yabancı
kökenli sözcükler, özellikle dini metin çevirileriyle dilimize girmeye
başlamıştır.Fakat,yabancı sözcüklerin sayısı asla Türkçenin benliğini
tehdit edecek boyutlara ulaşmamıştır.Uygurca döneminde birçok yabancı
sözcüğe karşılık bulmak için, dilimizin kendi olanaklarından
yararlanılmıştır.
2.) Eski Türkçenin Soyut Kavramlardaki Zenginliği:
Göktürkçede soyut kavramlardaki zenginlik çok dikkat çekicidir.Bir
dilin zengin ve yetkin sayılmasında önemli görülen soyut kavramalardan
kimileri şunlardır:
bun (dert,sıkıntı) , armakçı (aldatıcı,hilekar) , küregü
(itaatsizlik) , bengü (sonsuz,ebedi) , bulgak (buhran,karışıklık) ,
küni (kıskançlık) , emgek (eziyet) , kut (talih,baht) , ıduk
(kutlu) , kü (şöhret,ün) , bilge (bilge) , anıg (fena kötü) , kıyın
(ceza) , yazuk (hata) , törü (töre,yasa) , tarkınç
(huzursuzluk) , ülüg (pay,hisse,talih) , yablak (kötü,fena) , kür
(hile,fesat) , umug (umut,dayanak) , yolı (kez,sefer) , ötüg (rica) ,
kergek (gerek,ihtiyaç) , öd (zaman) , sayu (her) , teblig
(aldatıcı,hilekar) , tüz (doğru)...
Uygurcadan örnekler :
sezik (kuşku) , seziksiz (kuşkusuz) , sezinmek (kuşkulanmak) , istem
(arzu) , arıg (temiz,saf) , küvenç (güveç,gurur) , ög (zeka,akıl) ,
ögretig (öğrenme,alıştırma) , kakınmak (pişman olamak) , tözün
(asil,soylu) , ukmak (anlamak,bilmek) , ögrünç (sevinç) , ögrünçlüg
(sevinçli) , busuş (keder) , mengi (zevk,neşe) , ölütçi (katil)...
Hepsini buraya alamayacağımız diğer örneklerle birlikte Eski Türkçenin
çok zengin bir soyut kavramlar dünyasına sahip olduğunu görürüz.Kimi
sözcüklerin eş anlamlı olduğuna dikkat edilmelidir.Dilbilim
araştırmalarına göre bir dilde eş anlamlı sözcüklerin oluşması çok
uzun bir zaman ister.Buna göre Türkçe,bilinenden çok daha eski bir
dildir.
3.) Somut Kavramlardaki Zenginlik:
Eski Türkçe somut kavramlar yönünden de son derece zengin bir
dağarcığa sahiptir.Yerli ve yabancı birçok dilcinin "ayrıntılı
anlatımların dili" dediği Türkçe,birbiriyle ilgili bulunan her varlık
için ayrı ayrı sözcükler türetmiştir.
Bunu kanıtlamak için Uygurcadan bir örnek vermekle yetinelim :
Uygurcada,bugün "aş" (yemek) olarak bildiğimiz sözcükten birçok kavram
türetilmişti : aşçı (aşçı) , aşlık (mutfak) , aşatmak / aşanturmak
(yemek yedirmek) , aşanmak (yiyip içip tüketmek) , aşlıg (yemekle
donatılmış) , aşamak (yemek)...
4.) İkilemelerdeki Olağanüstü Zenginlik
(İkileme : Aralarında belirli bir ses düzeni bulunan,biçim ve anlamca
birbirleriyle ilişkili olan;aynı,yakın veya karşıt anlamlı iki
sözcüğün yan yana gelmesiyle oluşan sözcük öbeğidir : "birer
birer,köşe bucak,yorgun argın,düğün dernek,baka baka,yalan yanlış,iyi
kötü,soy sop"...)
İkilemeler dilimizde güçlü anlatımı sağlayan en önemli
ögelerdendir.Türkçe,eski dönemlerde bile,ikilemeler yönünden başka
dillerle karşılaştırmaya gerek duyulmayacak kadar zengindir.
İkileme kullanmadaki amaç anlatımı pekiştirmek ve güçlendirmektir.Bu
özelliğin eski Türkçede sıklıkla bulunması o dönemdeki
Türkçenin,sanatlı ve güçlü bir anlatıma yönelen "edebi bir dil"
olduğunun göstergesidir.
Eski Türkçede sık kullanılan ikilemelerden kimileri :
busuş kadgu (kaygı keder) , aş içgü (yiyecek içecek) , kutlug ülüglüg
(kutlu bahtlı) , tilemek istemek (dilemek istemek) , sansız tümen
(sayısız) , tirig öz (yaşam) , yaruk yaşuk (ışıklı parıltılı) , uçuz
yinik (değersiz) , eb bark (ev bark) , yok çıgan (yoksul) , agı barım
(varlık,servet) , ukturmak ötkürmek (açıklamak,aydınlatmak) , uçuz
yinik (değersiz)...
5.) Eşsiz Türetme Gücü
Bunun için yalnızca bir örnek verelim:
Uygurcada "körmek" (bugünkü "görmek") fiilinden türetilmiş sözcükler :
körmek (görmek) , körünmek (görünmek) , körkitmek (göstermek) , körmez
(kör) , körülmek (görünmek) , körügsemek (görmek istemek) , körünç
(görünüş) , körünçlemek (sergilemek) , körüm
(bakış,görüş,manzara,kısmet,rüya...) , körümçi (falcı) , körgülük
(görülesi) , körk (güzellik,resim,görünüş) , körkle (güzel) ,
körklemek (güzelleşmek) ,körklüg (güzel görünüşlü)...
Sonuç :
Tartışmalar sırasında "Orta Asya'dan ne getirdik ki?" biçiminde
sorulan kimi sorular,Orta Asya'daki Türk kültür ve uygarlığını
küçümsemekten başka bir anlam taşımaz.
Bu garip düşünüş biçimi;Türklerin dünya uygarlığına hiçbir katkısının
olmadığı,Türkçede yabancı kökenli sözcüklerin az bulunduğu dönemlerde
asla zengin bir dil olmadığı,dolayısıyla da Türkçenin kendi başına
kaldığında yetersiz bir dil olduğu görüşünü savunan bazı Batılı
tarihçilerin yalan yanlış kuramlarını desteklemekten başka bir şey
değildir.
Türkçe,dünya üzerindeki birçok dilin henüz yazılı bir tek belgesi bile
yokken,8. yüzyılda adını taşlara yazdırmış bir dildir.
Yukarıda,Eski Türkçenin söz denizinden ancak birkaç damla
oluşturabilecek olan örnekler, Türkçenin bilinen en eski zamanlarında
bile güçlü,ayrıntılı ve sanatlı bir anlatıma yönelen "edebi dil"
olduğunu kanıtlamaktadır.
Bugün yapılan birçok dilbilimsel çalışmada Türkçenin bu en eski
kaynaklardaki söz varlığının küçük değişiklikler göstermekle birlikte
bugüne kadar korunduğunu kanıtlamaktadır. Türkçemiz en karanlık
çağlardan başlayarak gittikçe artan söz dağarcığı ile çağları
kucaklayarak bugünlere kadar gelmiştir.
Türkçe soylu,zengin ve yetkin bir dildir.Türkçe bir kültür ve edebiyat
dilidir.
Türkçemiz,bizim ses bayrağımızdır.Ne mutlu,onu gururla taşıyanlara.
Ozan AYDIN
TürkCAN Araştırma Öbeği Başkan Yardımcısı
www.edebiyatogretmeni.net