A. Mican Zehiroğlu
azehi...@hotmail.com
Karadeniz'in doğu sahillerinde, bölgenin doğal yapısı gereği, tarih
boyunca ağaç ve ahşap kültürünün ağırlıkta olması, en eski dönemlere
ait kalıntıların günümüze ulaşmasını büyük ölçüde imkansız kılmıştır.
Güneyindeki ve kuzeyindeki sıradağlar, bu sahillere kapalı bir havza
özelliği vermiş ve bu durum, bölgede en eski çağlardan beri var olduğu
bilinen insan topluluklarının izole bir kültürel gelişim sürecine
sahip olmalarına zemin hazırlamıştır. Tamamen, bölgenin kendi doğası
içinde gelişim gösteren bu özgün yerli kültüre ait bazı arkeolojik
veriler, bu sahillerin eski Sovyet topraklarında kalan kısmında kısmen
elde edilebilmiştir. Yontma taş el aletlerinden bronz baltalara kadar
uzanan bu nadir bulgular, bölge kültürünün taş devrinden, tunç
devrine kadar uzanan geçmişine dair arkeolojik verileri içermektedir.
Bölge yerli kültürünün, batı dünyasıyla ilk tanışmasına dair
efsaneler, geç bronz çağı dönemine atfedilen ve mitolojik Yunan
kahramanlarının bu gizemli sahillere gerçekleştirdikleri yolculukları
anlatan öyküler üzerine kuruludur. Eski Yunan mitolojisinde önemli bir
yer tutan bu öykülerde, Karadeniz'in Doğu sahilleri " Kolchis "
adıyla, burada yaşayan insanlar ise " Kolchi " adıyla anılır. Eski
Yunan denizcilerinin bu yolculuklarının, zamanla düzenli ticari
faaliyetlere dönüştüğü ve daha sonra bu amaçla bölge sahillerinde
pazar yerleri kurulduğu düşünülmektedir.
MÖ 500 lü yıllarla birlikte bu pazar yerleri, kolonici tüccarlara ait
iskelelere dönüşmeye başlamış ve muhtemelen Trapezos da bir ticari
koloni yerleşimi olarak bu dönemde kurulmuştur. Doğu Karadeniz'de
Trapezos isimli bir Yunan koloni yerleşiminden bahseden ilk yazılı
kaynak Anabasis'tir ve aynı zamanda Doğu Karadeniz'e dair en eski, en
sağlıklı gözlemleri aktaran bu eser Xenophon'a aittir.
MÖ 400 yılında Doğu seferinden dönen bir Yunan ordusunun, Doğu
Anadolu’yu güneyden kuzeye geçerek Karadeniz'e ulaşması ve
Trapezos'daki Yunan kolonisinin yardımıyla Yunanistan’a geri dönmesi,
bu sefere katılan Xenophon'un Anabasis isimli eserinde ayrıntılı
olarak anlatılmıştır. Trapezos kentine ulaşmak için, Bayburt
üzerinden Surmene yaylalarına varmaları ve Madur tepesinden denizi
görmeleri, Xenophon'un heyecenla aktardığı sefer notları arasında yer
alır ;
"...Beşinci gün Thekes isimli bir dağa vardılar. İlk askerler doruğa
varır varmaz büyük bir çığlık yükseldi. Xenophon ile artçılar bunu
işitince cephenin saldırıya uğradığını sandılar. Çünkü kendilerini,
yakmış oldukları bölgenin halkı izliyordu. Ama çok geçmeden askerlerin
“Deniz, deniz” diye haykırdıkları duyuldu. Tüm askerler doruğa
varınca, komutanlar gözleri yaşararak birbirlerini
kutladılar..” (Anabasis - 4.7)
Bugünkü Madur tepesini aştıktan sonra, daha sonraki çağlara ait
tarihsel kayıtlarda Tzani adıyla anılacak olan Doğu Karadeniz dağlı
yerlileri ile karşılaşan Yunanlılar, onlarla bir tercüman aracılığıyla
iletişim kurarak, amaçlarının istilâ değil, denize ulaşmak olduğunu
söylemişler ve onların geleneklerine göre mızraklarını karşılıklı
değiştirerek, tanrıların tanıklığında barış yapmışlardı. Onlar da
kendilerine yol açarak sahile ulaşmalarına yardım etmişlerdi. Ancak
daha aşağıda, sahile yakın kesimlerde yaşayan yerli halk, Yunanlılara
onlar kadar dostca davranmamışlardı. Xenophon’un Kolşi adıyla
bahsettiği bu insanlar, Yunanlıları tuzağa düşürmüşler ve terk
ettikleri köylerinde bol miktarda deli bal bırakarak, Yunanlıların
kitle halinde komaya girmelerine neden olmuşlardı. Yunanlılar, ölümcül
olmayan bu balın etkisinden ancak üç dört gün sonra kurtulup yollarına
devam edebilmişlerdi.
Daha sonra iki günlük bir yürüyüşle Trapezus’a ulaşan Yunan ordusunun,
burada erzak sıkıntısına düşmesi ve bu nedenle yerli halka saldırarak
köylerini yağmalaması da, Anabasis’de ayrıntılı şekilde
anlatılmıştır ;
"...Karadeniz kıyısındaki Trapezus , Sinope’nin Kolşi ülkesindeki
kolonisidir. Yunanlılar orada otuz gün kadar Kolşi köylerinde
kaldılar. Bu köyleri üs olarak kullanıp Kolşilerin memleketini talan
ettiler..." (Anabasis 4.VIII.23)
Xenophon, eserinin sonraki bölümlerinde de Kolşi adıyla bahsettiği
Trapezos civarındaki yerli halkın, Yunanlı askerlerle ilişkilerine
değinir ve kendi askerlerine hitaben bir konuşma yaparak yağma
faaliyetlerini daha düzenli bir şekilde yapmaları gerektiğini
anlatır ;
"...pazar ihtiyaçlarımıza yetmiyor ve birkaç kişi dışında yiyecek
satın alacak paramız yok. Oysa düşman ülkede olduğumuzdan, yiyecek
sağlamaya tedbirsizce gidersek çok adam kaybetmemizden korkarım. Bence
yiyecek aramaya mangalar halinde gitmeli, sağ salim geri dönmek
istiyorsanız kırlarda rastgele dolaşacağınıza bu akınların
tertiplenmesini bize bırakmalısınız..." (Anabasis 5.I.5)
Xenophon'un bu uyarısını dikkate almayan Yunan askerleri, Trapezos
civarındaki yerleşim bölgelerine yönelik yağmalama faaliyetlerine
devam ederler ve bu saldırılardan birinde komutanlarıyla birlikte iki
bölük askerin tamamı yerliler tarafından imha edilir. Yerli Kolşilerle
Yunanlılar arasındaki bu çatışmalar, Yunanlılar bölgeden ayrılıncaya
kadar devam eder. Xenophon eserinin bir başka yerinde de taşlanarak
öldürülen yerli Kolşi elçilerinden ve muhafızlarından bahsederek,
kendi askerleriyle ilgili özeleştirilerde bulunur. Xenophon, bugünkü
Trabzon civarındaki yerli halk olarak bahsettiği Kolşilerin yaşam
biçimlerine dair ayrıntılı bilgiler vermemiştir. Ancak, ondan asırlar
sonra çağının en önemli coğrafya kitabını yazan Strabon'un, daha
doğuda, Phasis nehri civarında yaşayan Kolşilerle ilgili verdiği
bilgiler bize bu konuda bazı ipuçları vermektedir ;
"Gerektiğinde teknelerini süratle bir araya toplayarak, korsan
filoları oluştururlar; ticari gemilere, ülkelere ve sahil kentlerine
saldırılar düzenlerler, bu şekilde denizdeki hakimiyeti ellerinde
tutarlar.(...) Memleketlerine döndüklerinde ise, teknelerini sahilde
bırakmayarak omuzlarında karaya çıkarırlar ve onları ormanların
arasında yer alan barınaklarına kadar götürürler. Yeni bir sefere
çıkacaklarında da , teknelerini tekrar sahile indirirler. Ve bu
sahillerde yerleşik kabilelerin tümü, her zaman bu tür korsanlıklarla
geçinirler...” (Strabon 11.2.12)
"Bu ülke, hem ürünleriyle, hem de gemi inşasına yönelik her konuda
mükemmel düzeydedir; -balları hariç, zira balları oldukça serttir-
üretilen keresteler nehirlerin üzerinde aşağılara taşınır ve halk
başta keten olmak üzere, kendir, balmumu ve zift üretimi ile uğraşır.
Eski zamanlardan beri dış ülkelere kendir ihraç ettiklerinden, kendir
kumaşı imalatında yaygın bir ün kazanmışlardır.” (Strabon 11.2.17)
MÖ 335 yılına doğru derlendiği tahmin edilen Pseudo-Scylax' ın
coğrafya kitabında, bölgeye ve yerel kültürüne ilişkin bilgilerin
ötesinde, özel olarak bugünkü Surmene civarı ile
ilişkilendirilebilecek en eski kayıt yer alır. Pseudo-Scylax 'ın bu
eserinde Trapezos kentinin doğusunda, Psoron isimli bir limandan
bahsedilmektedir. Daha sonraki çağlarda Surmene'nin ilk kuruluş yeri
olacak olan, bugünkü Karadere nehri ağzının gemiler için uygun
korunaklı yapısı dikkate alındığında, Psoron limanının burası
olabileceği düşünülmektedir. Bu dönemde kendi parasını basan Yunan
koloni kenti Trapezos, uzunca bir süre serbest bir ticaret kenti
statüsünde varlığını devam ettirmiş ve bölgenin yerli halkıyla, batı
dünyası arasındaki ticari ilişkilerde köprü görevi üstlenmiştir.
MÖ144 yılına kadar olan gelişmeleri yazan tarihçi Polybius, eserinin
bir yerinde Yunanistan ile Karadeniz memleketleri arasındaki ticari
ilişkilerden bahsederken, buralardan temin edilen malları; büyük baş
hayvan, köle, bal, balmumu ve tuzlanmış balık olarak sıralar. Aynı
bölgeye ihraç edilen başlıca ürünler ise zeytinyağı ve şaraptır.
MÖ114 yılından itibaren Karadeniz Kapadokyasını merkez alarak,
Anadolu'da Romalılara karşı egemenlik mücadelesine girişen, İran
menşeli Mithridat VI, bir süre sonra Trapezos kentini ve çevresini de
hakimiyeti altına alır. Bir sonraki yüzyılda bu hanedanın egemenliğine
son veren Romalılar, Trapezos ve çevresi de dahil olmak üzere tüm Doğu
Karadeniz sahillerinde hakimiyet kurarlar. Ancak tüm bu gelişmelerden,
Trapezos kenti dışındaki yerli halkın fazlaca etkilenmediği, sonraki
asırlara ait kayıtlardan anlaşılmaktadır. İzleyen yıllarda Trapezos
kenti ve çevresi, Amasya'da Roma imparatorluğuna bağlı olarak kurulan
Karadeniz Polemonia kralığının topraklarına dahil edilmiştir.
MS1. yüzyıla ait bir haritadan geliştirildiği düşünülen Tabula
Peutingeriana isimli bir Roma yol kılavuzu, muhtemelen, günümüzdeki
Surmene ile ilişkili gibi görünen yerleşime dair en eski bilgiyi
içermektedir. Orta çağa ait bir kopyası günümüze ulaşan bu çalışmanın
bir çok kısmı yüzyıllar içinde güncellenerek genişletilmiştir. Ancak,
diğer verilerden açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır ki, Doğu
Karadeniz ile ilgili kısımlarında, MS.1 yüzyıla ait bilgiler, orjinal
şekilleriyle kalmışlardır. Bu nedenle, bu belgede geçen Hyssilime
adının, bugünkü Surmene kasabası ile ilgili en eski yazılı kayıt
niteliğini taşıdığı söylenebilir. Bu belgeye göre Trapezunte'den sonra
Hyssilime, daha sonra da Opiunte gelmektedir ve Hyssilime; sahilde
Trapezunte ile Opiunte arasında bir Roma askeri istasyonu olarak
görünmektedir.
MS69 yılının sonlarına doğru bugünkü Surmene çevresinin de dahil
olduğu sahiller, büyük bir ayaklanmaya sahne olur. Tacitus' un
aktardığı bilgilere göre, Aniketus isimli yerli bir denizcinin
önderliğinde Romalılara karşı ayaklanan yerli halk, tekneleriyle
Trapezus kentini kuşatarak limandaki Roma gemilerini yakarlar ve
kentteki kolonicilerin mallarını mülklerini yağmalarlar.
Tacitus’ a göre, isyancı yerlilerin kullandığı tekneler ; çift
pruvalı, her iki yöne hareket edebilecek şekilde ve metal bağlantı
elemanları kullanılmadan, tamamen ahşaptan yapılmıştı. Fırtına ve
büyük dalgalara karşı üst kısımları tamamen kapanabiliyor ve böylece
dalgalar arasında yuvarlansalar bile batmıyorlardı. Roma imparatoru
Vespasianus, bölgeye bir ordu ile bir deniz filosu göndererek bu
ayaklanmayı bastırır. Bu ayaklanma, tarih boyunca Doğu Karadeniz
halkının egemen devletlerin otoritelerine karşı gerçekleştirdikleri
sayısız isyanlardan biri olarak tarih sayfalarındaki yerini almıştır.
MS130' lu yılların başında Roma imparatorluğunun Kapadokya valisi olan
Arrianus, gerçekleştirdiği Karadeniz seyahati ile ilgili olarak,
imparator Hadrianus’a hitaben bir rapor yazmış ve bu raporun bir
bölümünde de Trapezus’dan itibaren sahil boyunca, doğuya doğru
gerçekleştirdiği bir deniz yolculuğunun notlarını aktarmıştır. Buna
göre, Trapezus'dan ayrıldıktan sonra, önce küçük bir Roma askeri
birliğinin konuşlandırılmış olduğu Hyssu limanına uğramış, oradan
sonra da Ophis deresine ulaşmıştır. Arrianus’a göre bu dere, Kolşi
bölgesi ile Thiannika (Tzanika) arasındaki sınırı oluşturmaktadır.
Arrianus'un mezar taşında, MS 2. yüzyıla ait bir Karadeniz teknesi.
MS150 yılına doğru yayınlandığı düşünülen coğrafya atlasında
Ptolemeus, başta çağdaşı Marinus olmak üzere, diğer eski
coğrafyacıların eserlerinden yararlanmıştır. Hazırladığı bu atlasta,
derlediği coğrafi bilgileri kendi geliştirdiği bir koordinat sistemine
aktarmıştır. Bu çalışmanın günümüze ulaşan oldukça geç tarihli bir
kopyasında, önceki ve sonraki tüm kaynaklarda Trapezus'un doğusunda
gösterilen Hyssi limanı muhtemelen bir hata sonucu Trapezus'un
batısında işaretlenmiştir. Ptolemeus'un haritasına göre, Trapezos ve
bugünkü Surmenenin bulunduğu bölge Roma imparatorluğunun "Karadeniz
Kapadokyası" eyaletine bağlıdır.
MS407 yılına tarihlendirilen bir Roma askeri raporu Notitia
Dignitatum'da da, uzunca bir süre tarihsel kayıtlarda adı pek geçmeyen
Hyssi limanından tekrar bahsedilir. Bu belgede, Ysi Porto olarak geçen
askeri garnizon Trapezus'un 30 km kadar doğusunda gösterilmiştir.
MS470 li yıllara ait bir başka bilgi de, Antakyalı Johannes tarafından
aktarılır. Buna göre, Trapezus çevresinde yaşayan yerli Tzani halkının
Romalılara büyük zararlar verdikleri, imparator Leo'nun da bunun
üzerine bölgeye destek kuvvet gönderdiği belirtilmektedir.
MS540 lı yıllarda Bizans ile İran arasındaki savaşlar sırasında
bölgeye dair bir kayıt da tarihçi Prokopius'a aittir. Buna göre,
Trapezus çevresinde yaşayan Tzani halkından bin kişilik bir kuvvet de
Bizanslıların yanında İranlılara karşı savaşa katılmıştır.
MS550 li yılların başında gemiyle Trapezus'dan doğuya doğru seyahat
eden Prokopius, bu sahillerle ilgili gözlemlerini ve bilgilerini de
seyahat notlarına ekler ;
“…Buradan, Trapezunt bölgesinden Susurmena köyüne ve Rize denilen yere
varılır(…) Trapezunt civarındaki tüm yerlerde üretilen ballar, oldukça
serttir(…) Bu bölgenin sağ tarafında, yukarıda, Tzanika’nın dağları
yükselir, ve onların arkasında da Ermeniler yer alır, ki bunlar
Bizanslılara bağlıdırlar…” ( Prokopius VIII. ii. 3-5 )
Prokopius, Tzanika memleketi olarak adlandırdığı bölgenin yüksek
kesimleri ile ilgili gözlemlerini de daha sonraki yıllarda imparator
adına gerçekleştirdiği bir teftiş gezisi sırasında aktarmıştır. Onun
bu gözlemleri ve seyahat notları, bugünkü Trabzon çevresinin dağlık
kesimine ve yerli halkına dair oldukça sağlam bir tarihsel tanıklık
niteliği taşır. Asırlar önce Xenophon'un izlediği güzergahı kullanarak
Bayburt tarafından bugünkü Soğanlı dağlarını aşan Prokopius, Surmene
ve Of yaylalarının bulunduğu yerleri geçerek Trapezus'a ulaşmıştır. Bu
yolculuğu sırasında, bugünkü Surmene, Of yaylaları ile ilgili
gözlemleri ve orada karşılaştığı dağlı yerlilerin yaşam biçimleri ile
ilgili aktardığı bilgiler, bölgenin bugünkü kültürel dokusunun
kökleriyle ilgili önemli ipuçları içerir ;
“Tzaniler, kadim zamanlardan beri, herhangi bir hükümdara bağlı
olmayan bağımsız bir halk olarak yaşamışlardır. Vahşice bir yaşam
biçimi sürdürerek, ağaçlara, kuşlara ve çeşitli mahluklara tanrıları
gibi hürmet ederler ve onlara taparlar. Ömürlerinin tamamını gökyüzüne
doğru uzanan ve ormanlarla kaplı olan bu dağlarda yaşayarak
geçirirler, ama hayatlarını, ziraat ile değil, haydutlukla ve
eşkiyalıkla kazanırlar. Zira, toprağı işleme konusunda usta
değillerdir ve memleketleri, sarp dağların en az olduğu yerlerde bile
oldukça engebelidir. Bu yaylalar, engebeli olmanın ötesinde, son
derece taşlık, işlenmesi zor ve hiç bir mahsule uygun olmayan bir
toprak yapısına sahiptir. Onlar tarım yapacak olsalar bile, ürün
yetiştirmek için yeterli toprak bulamazlar. Burada, ne araziyi
sulamak, ne de tahıl yetiştirmek mümkün değildir; çünkü bu bölgede düz
bir arazi bulunmaz ve hatta buralarda ağaç da yetiştiği halde, bunlar
meyve vermeyen ağaçlardır. Zira bu bölge; bitmek bilmeyen kışın
etkisiyle, uzun süre kar altında kaldığından, ilkbaharın başlangıç
dönemi son derece belirsiz ve düzensizdir. Bu nedenlerden dolayı
Tzaniler eski çağlarda bağımsız bir yaşam sürmüşlerdir, ama şimdiki
imparator Justinianus’un saltanatı sırasında, general Tzittas’ın
komutasındaki bir Roma ordusu tarafından bozguna uğratıldılar ve hepsi
kısa sürede mücadeleden vazgeçerek boyun eğdiler. Böylece, tehlikeli
bir özgürlüğün yerine, sıkıntısı daha az olan esareti tercih etmiş
oldular. Ve onlar hemen Tanrıya itaat ederek, Hristiyanlığı kabul
ettiler. Böylece, her tür haydutluktan vazgeçerek yaşam biçimlerini
huzurlu bir yola sokmuş oldular ve -daha sonra- düşmana karşı sefere
çıkıldığında, her zaman Romalıların yanında yer aldılar. Ve imparator
Justinianus, Tzani’lerin bir zaman sonra yaşam biçimlerini tekrar
değiştirerek, daha ilkel olan eski geleneklerine dönebilecekleri
endişesiyle, aşağıdaki önlemleri tasarladı:
Tzanika ulaşılması zor bir memleketti, özellikle de atlılar için bu
kesinlikle mümkün değildi, zira belirtmiş olduğum gibi her taraf
uçurumlarla çevrili ve ormanlarla kaplıydı. Bu nedenle Tzanilerin
komşuları ile ilişki kurmaları mümkün olmuyordu ve yabani hayvanlar
misali, kendi aralarında izole bir yaşam sürüyorlardı. Bu durumu
değiştirmek için, imparatorun emri ile ulaşıma engel olan ormanlarda
ağaçlar kesilerek yollar açıldı ve engebeli yerler düzeltilerek,
atların ilerleyebilmesi için uygun hale getirildi. Bu şekilde onların
komşularıyla ilişki kurmaya yönelmeleri ve normal insanlar gibi diğer
toplumlarla biraraya gelmeleri sağlanmış oldu. Daha sonra imparator,
Skhamalinişi adıyla bilinen bir yerde onlar için bir kilise inşa
ettirdi ve böylece onlara, ayinlerini gerçekleştirmeleri, kutsanmış
ekmeği bölüşmeleri, dualarla tanrıya sığınmaları ve diğer dini
vecibeleri yerine getirebilmeleri için imkan sağlamış oldu. Bu sayede,
artık onlar da insan olduklarını bileceklerdi. Ve memleketin her
tarafına kaleler inşa etti, Roma ordusunun bu güçlü garnizonlarında
onlara görevler vererek, diğer toplumlarla ilişki kurmalarını
kolaylaştırdı. Şimdi Tzanika’da inşa edilen bu kalelerin yerlerini
sayacağım...” (Prokopius,Yapılar,III.vi.1-14)
Prokopius'un bahsettiği Hristiyanlaştırma çalışmaları, bölge yerli
halkının Hristiyanlıkla gerçek anlamda tanışmasının, Justinianus
döneminde gerçekleştiğini göstermektedir. Bölgede devlet hakimiyetini
kurmak için önemli bir araç olarak kullanılan Hristiyanlık, sonraki
yıllarda da bölge kırsal kesiminin Rumlaşması ve bölgede Bizans
egemenliğinin kökleşmesi açısından önemli bir rol üstlenecektir. Bugün
hala bölgede aynı şekilde devam ettirilen yaylacılık geleneği de
Prokopius'un söz ettiği bir başka ilginç ayrıntı olarak dikkat
çekmektedir ;
“...Ve buradan biraz doğu tarafına gidildiğinde, kuzeye doğru uzanan
sarp bir vadi vardır; -imparator- burada da Barkhon isimli büyük bir
yeni kale inşa ettirdi. Söylediklerine göre, bu kalenin ötesinde,
dağların aşağı tarafları Okeniti Tzanilerinin sığırlarını
barındırdıkları köylerin bulunduğu yerlerdir. Onlar bu sığırları,
toprağı sürüp işlemek için değil, sürekli bir süt kaynağına sahip
olmak ve etleriyle beslenmek için
yetiştirirler.” (Prokopius,Yapılar,III.vi.20-21)
Kaynakça :
Blockley, R.C.
“The Fragmentary classicising Historians of the Later Roman Empire,
vol.II”, Wiltshire, 1983
Church, A.J. ve Brodribb, W.J.
“The Complete Works of Tacitus”, 1942
Dewing, H.B.
“Procopius : The Persian Wars, Vol I”, LOEB, 1914
“Procopius : The Gothic War, Vol.V”, LOEB, 1928
“Procopius : On Buildings, Vol VII”, LOEB, 1940
Glombiowski, K.
“The Campaign of Cyrus the Younger and the Retreat of the Ten
Thousand: The Chronology” , Pomoerium 1, 1994
Gökçöl, T.
“Ksenophon : Anabasis, Onbinlerin Dönüşü” İstanbul, 1974
Grumbles, G.
“C. Ptolemy and Geography”, Austin, 1995
Janssens, E.
“Trébizonde en Colchide” , Bruxelles, 1969
Jones, H.L.
“The Geography of Strabo” LOEB, 1917
Koshelenko, G. A. ve Kuznetsov, V.D.
“Colchis and Bosporus: Two models of Colonisation?” , New studies
on the Black Sea Littoral, 1996
Müller, K.
“Geographi Graeci Minores”, Paris, 1855
Paton, W.R.
“The Histories of Polybius, Vol. II”, London, 1922
“The Histories of Polybius, Vol. III”, London, 1926
Seeck, O.
“Notitia Dignitatum”, Berlin, 1876
Silver, M.
“ Ancient Economies: The Argonaut Epos and Bronze Age Economic
History”, Newyork, 1999
Stevenson, E.L.
“Claudius Ptolemy: The Geography”, Newyork, 1932
Zuckerman, C.
“The Early Byzantine Strongholds in Eastern Pontus”, Travaux et
mémories, 11, 1991