HÜSEYİN AKIN
Milli Gazete 43. yılını geride bıraktı. Neredeyse yarım asırdır Müslüman
camianın gören gözü işiten kulağı oldu. Türkiye bir yerlerden bir
yerlere doğru evrilirken, süreçler birbirini kovalarken Milli Gazete
“sabite” üzerinde durdu. Ayakların kaymaması için geçtiğimiz yerlere
uyarı levhaları yerleştirdi. “Dikkat Kaygan Zemin” uyarısını dikkate
alanlar konjonktürel ayartmalardan salimen kurtuldular. Aksi hareket
edenler ise kaygan zeminin kurbanı oldular.
Türkiye’nin son yarım yü zyılında hiçbir şey yokken Milli Gazete vardı.
Necip Fazıl’dan Sezai Karakoç’a, İsmet Özel’den Rasim Özdenören’e kadar
daha birçok önemli isim ya bu mektepte öğretmen olmuş ya da öğrencilik
yapmıştır. Milli Gazete kıyamet aşısı olmuş yazarların istikametini
tayin ettiği, niyetini eylemine denk kıldığı bir platform olmuştur hep.
Bugün faklı gazetelerde yazan birçok kalem için Milli Gazete adeta
“Acemi Birliği” fonksiyonunu icra etmiştir.
Bugün için bunu hatırlayan vefalı kalemler kadar görmezden gelen vefasız
kalemler de çoktur. Yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyen civcivler
Milli Gazete’ye izafe edilmekten bile içtinap ederler. Şuurlu
birlikteliklerin yığınlaştığı, kitleye ve kamuya dönüştüğü bir ortamda
siyasi analizler yerlerde sürünürken, içi boş sloganlar havada uçuşuyor.
Yazılı ve görsel basın sürekli yarını olmayan kavgaların fitilini
ateşlemekle meşgul. Milli Gazete bu medyatik hengâme içerisinde
kalabalıklardan güç bela kafasını uzatırcasına su bardağını tartışanlara
inat denizi işaret ediyor. Denize bakmak yerine denizi işaret eden
parmağa dikkat kesilenlerin sayısı yine daha fazla. İşaret edilen denizi
görenlerin sayısının az olması hiç dert değil. Doğru yeri görenlerin
uçsuz bucaksız azınlığı denize değil parmağa bakanların kesretinden çok
daha önemli ve de hayırlıdır. Tiraj dalgalanmaları ile dağılabilecek
kalabalıklar ancak hayal kırıklıklarının mimarı olabilirler. Anadolu
Gençlik başta olmak üzere geleneksel Milli Gazete okuyucularına bu
anlamda çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Akılda daha kalın bir çizgi
olarak kalması için madde madde ve üzerine basa basa söyleyelim o
halde:
Milli Gazete’ye karşı duyarsız olanların yanlış giden şeyler konusunda
şikâyet etme hakkı da asgari seviyeye düşer. Gazetesini küçük gören
okumayan birinin bir şeyleri değiştirip geliştirme gücü laftan öteye
gidemez.
Anadolu Gençlik teşkilatlarının Milli Gazete okuyucuları ile tanışma
programları yapmaları gerekir. Milli Gazete’yi okumama, çekinceli
yaklaşma gibi durumların sebeplerine inmeli ve mutlaka bu konuda
anketler düzenlenmelidir.
Milli Gazete okullara daha fazla girmeli. Üniversitelerde daha çok
okunan bir gazete haline gelmelidir. Eli Milli Gazete’de, ama gönlü
başka gazetede çok insan tanıdığımı söyleyebilirim.
Milli Gazete ülke gündemini belirlemelidir. Bu gerçekleşmediği
zamanlarda hiç olmazsa Milli Gazete okuyucusunun kültürel ve siyasi
gündemini belirleyen bir gazete olmalıdır.
Milli Gazete hakikatin faklı renk ve desenlerini bünyesinde
barındırmalı, farklı nüanslara sahip kalem sahiplerine de sayfalarını
açmalıdır.
Hakikat sabittir; lakin onu kavrayacak idrak nerdeyse her on yılda bir
değişip dönüşmektedir. Bu sebepten özellikle gençlerin seviyesine ve
idrakine uygun bir dil geliştirilmeli, bu konuda Anadolu Gençlik nabız
yoklaması yapmalıdır.
Milli Gazete evi terk etmeyen tek kişidir. Herkes çeşitli sebep ve
bahanelerle evden ayrılır, gider; fakat Milli Gazete “Hak geldi, batıl
zail oldu” ilahi gerçeği ile bu hakikatin bekçiliğini yapar. Partiler
biter, oluşumlar söner, iktidarlar yıkılır, dernekler kapatılır, ama
Milli Gazete ülküsü mutlak hakikatten aldığı enerjiyle şarkısını
söylemeye devam eder.
Milli Gazete karamsarlık ve yeis dönemlerinde omurgamızın sapasağlam
olduğunu ‘aynada iskeletini görme cesaretine sahip’ olanlara anlayacağı
dilden anlatan, sönmeyen ümit ışığıdır.
Milli Gazete hem camii altı çay ocağıdır, hem fakülte kantinidir, hem de
Boğaziçi Üniversitesi düşünce kulübüdür. Belki de bu üç platformun bir
araya gelmiş şeklidir. Üniversite profesörünün ya da mülkiyeli
öğrencinin veya bir siyaset analizcisinin konuştuğu bir ortamda onlarla
birlikte aynı masayı paylaşan ve yeri geldikçe söze karışan camii
cemaati yani bir nevi hacı amca’dır.
Unutulmamalıdır ki gazete okuyucuyla birlikte kurulur, çatısı okuyucuyla
birlikte çatılır hatta manşeti birlikte atılır. Okuyucu bir gazetenin
görünmeyen personeli, en istikrarlı jeneriğidir.
Milliliğin kavram kargaşasına kurban edildiği şu günlerde Milli
Gazete’ye sahip çıkalım, çıkmayanları nazikçe uyaralım. Sevgili okur,
sanıyor musun ki ben bu yazıyı sadece sen okuyasın diye yazdım; yazının
gereğini hemen yerine getiresin diye yazdım. Haydi öyleyse…