Redskins ile bir pazar günü
Tolga TANIŞ
New York'un beyzbolcu Yankees'i varsa, Washington'ın da futbolcu
Redskins'i var. Bandosu... Ligin en büyük stadyumu...
Seyirci ve gelir rekorlarıyla... Amerikan futbolunun para basan
kızılderilileri. Geçen hafta bugün, FedEx Field'daydım. Amerika'da
toplumsal yaşamın en baskın unsuru sporun en azgın oyuncularından
Redskins'in stadyumunda...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16060720.asp?yazarid=322
Uğultu, hayvanat bahçesi Washington'ın politik hayvanlar kaçmasın diye
yapılmış çiti, yüzük yol 495'den çıkıp stadyuma doğru ilerlerken
kulağınızı tırmalamaya başlıyor. Ataköy 9. Kısım büyüklüğünde, 22 bin
araçlık otoparkta yerinizi buluyorsunuz. Sonra 92 bin kişilik arenaya
giriyorsunuz.
Yankees'in açık tribünü bleachers'ta bütün stadyumu domine eden
'Yaratıklar' oturur. Bir süre önceye kadar grubu stadın diğer
tribünlerinden izole edip, alkol almalarını yasaklamışlardı. Çarşı'nın
Bronx görmüş marjinal hali... İşte Redskins'in tribün seyircisi, o
Yaratıkların bir tık üstü.
1966'dan beri takımın sezonluk biletleri yok satıyor. 200 bin kişilik
devasa bir bekleme listesi var. Seyircinin gelir seviyesi yüksek. Ama
stada girin... En tepede, hiçbir şey göremeyeceğiniz kısımlar için
sezonluk 500 dolar verenden... En öndeki rüya koltuklarına maç başına
400 dolar ödeyene... Binlerce kişiyi ellerindeki Bud Light şişelerini
demirlere vurup, bağırıp küfür ederken görüyorsunuz.
Benim izlediğim geçen haftaki maçta Redskins'in oynadığı Green Bay
Packers'ın taraftarları daha derli toplu duruyorlardı. Öyle deyince
biri düzeltti: "Sen gel, bizim Wisconsin'deki maçlarımızı izle.
Deplasman taraftarı farklıdır!.."
Kural, Amerikan futbolu için de değişmiyor. Bütün diğer Amerikan
sporları gibi... Bu aslında bir pazar eğlencesi. Biraz oyunu
izliyorsun... Çokça acılı kanat yiyip bira içiyorsun.
Oyunun büyük bölümünü basın tribününden izledim. Bir camın
arkasındasınız. Hiçbir gürültü yok. 200 kişi önlerinde laptop bir
yandan hoparlörden okunan istatistikleri dinliyor... Bir yandan yazı
yazıyor.
Gazeteciler, dört sıra oturmuş. En öndekiler kıdemliler. En
arkadakilerse Twitter yazarları. Bu arada salondaki tek gürültü,
yazısını hâlâ daktiloyla yazan yaşlı bir gazeteciden çıkıyor. Kimseyle
konuşmaz, sakın deneme dediler. Hikâyesini soramadım.
Birkaç gazeteci Redskins forması giymişti. Ve Redskins sayı yapınca
sessizce seviniyorlardı. Kulüp sorumlusu Mike Pehanich'e sordum.
"Basın odasında sevinç gösterisi yasaktır, bağıramazlar" dedi. Tamam
çok büyük bir kulüp Redskins. Ama 20 yıldır da şampiyon olamıyor.
Gazeteci-yönetici gerginliği nasıl yaşanmaz, bir Avrupalının anlaması
çok zor.
Daha da garibi... Oyun bitti. Basın toplantısı yapılacak. Ama önce
bütün gazeteciler soyunma odasına gittik. İçeri giriyorsunuz. Bütün
oyuncular çırılçıplak. Yeni duş almış ya da almak üzere... Etrafta
dolaşıyorlar. Televizyoncular da giyiniklerle röportaj yaparken
arkadakileri olduğu gibi çekiyor. 20 yıldır NFL yazan Donna Hopkins'e
sordum bu durumu. Özellikle bir kadının bu koşullarda çalışması nasıl
bir şey diye... "Giyinmelerine zaman kalsın diye genelde içeri geç
girerim" dedi. "Ama hâlâ giyinmeyen varsa da işimi yapmak zorundayım.
Dikkat etmemeye çalışıyorum."
Kulaklarındaki 3 kıratlık pırlantalarla kapıdan zor geçen irikıyım
siyahlar... Gazetecilerle konuşurken oyuncuların hepsi çok heyecanlı.
Etrafta menajerleri de yok. Pehanich'e oyuncuları nasıl bu kadar
serbest bırakabiliyorsunuz, dedim. "Basın toplantısına
çıkarmadıklarımıza haksızlık olur, herkese izin vermek zorundayız"
dedi.
PİKNİK OTOPARKI
O gün öğlen 1'de başladı maç. Stadyumdan çıkarken 6'yı geçiyordu. Son
bir saati basın toplantısı deyin. Bir de kısa bir uzatma oldu. 15'er
dakikadan 4 devre oynanan maç, tam 4 saat sürdü. İçeride herkes içti
zaten. Ama demek kesmemiş, çıkarken otoparkta onlarca insan piknik
yapıyordu. Ciplerin bagajlarını açmışlar. Hatta bazıları yola tente
kurmuş. Barbekü yapıp bira içiyorlardı.
Hafta içi Amerika'nın en ünlü spor psikiyatrlarından Dr. David
McDuff'ı aradım. Maryland'de yaşıyor ve Baltimore'un hem beyzbol hem
futbol takımlarının danışmanlığını yapıyor. "Spor, Amerika'da ulusal
bir kimliktir" dedi. "Daha lise döneminde öğrencilerin yüzde 50'den
fazlası spor yapar. Çünkü spor sosyal buluşma aracıdır. Otoparkta
parti yapanlar da bunun kanıtı."
"Peki neden" dedim. Amerikalı bir lise öğrencisinin spor yapmasındaki
temel motivasyon ne?.. "Çevre edinme ihtiyacı. Tenis okul dışında
popülerdir örneğin. Ama okulda takım sporu yapılır. Böylece
üniversiteye gittiğinde hangi sporu yapıyorsa onun grubuna katılır."
Biraz da Al Pacino'nun Any Given Sunday filminin finalinde yaptığı
konuşmadaki gibi... "Ya takım olarak toparlanırız ya da birey olarak
ölürüz."
KADININ YERİ
Bir yerde ne kadar çok kadın olursa, erkekler de o kadar çoğalıyor.
Dr. McDuff'a Fedex Field'da kadınların nasıl en az erkekler kadar çok
olabildiğini sordum. İki sebep söyledi. Birincisi, feminist dalganın
etkisiyle sporda kadınların ayrımcılığa uğramasının önüne geçen ve
70'lerde gerçekleştirilen yasal düzenleme yani 9. Başlık. Spor yapan
kadın, doğal bir spor izleyicisi oluyor. İkincisi de televizyon
devrimi. Evde neredeyse hemen hemen bütün spor müsabakalarını
televizyondan takip edebiliyorlar. Devamlılık sağlanınca da
tribünlerin potansiyel alıcısı oluyorlar.
PARANIN GÜCÜ
Sporda sosyal boyut hep daha önde. Manevi unsurlar önemli. Ancak bunun
altyapısının maddiyata dayandığıyla artık herkesin yüzleşmesi gerek.
Özellikle şu sıralar Galatasaray'ın yeni stadının isminin Türk Telekom
olmasını istemeyenler için söylüyorum...
O gün Fedex Field tribünlerinde binlerce kişi müsabakayı izlerken,
binlerce kişi de içerideki loca koltuklarında oturmuş oyunu
televizyondan takip ediyordu. Yapılan yatırım sayesinde, evdeymiş
gibi. Dr. McDuff, bugün Maryland Üniversitesi'nin bile yıllık 50
milyon dolar spor bütçesi olduğunu anlattı. Ve Maryland
Üniversitesi'nin stadyumunun bile bir sponsoru olduğunu... Comcast...
Redskins'in maçından çıkarken bir kez daha şuna karar verdim. Eğer
sporu bir eğlenceye... Bir pazar pikniğine... Sosyal bir buluşmaya
dönüştürmek istiyorsanız... Altyapısını da sağlamak zorundasınız.
Dışarıda kedi köfte yedirip içeride pis tuvaletleri kullandırma
pahasına gelenlere takım ruhu aşıladığınızı düşünebilirsiniz elbette.
Ama... Niye biletleri daha iyi paraya satamıyoruz?.. Niye ürün
gelirimiz düşük, dendiğinde... Verecek bir cevap bulamazsınız!..