“Her bir şeyde, hususan zîhayatlarda öyle hârika bir nakış, öyle mu'cizekâr bir sanat var ki onu öyle yapan ve öyle manidar nakşeden, bütün eşyayı yapabilir ve bütün eşyayı yapan, elbette o olacaktır. Demek bütün eşyayı yapamayan, bir tek şeyi icad edemez.” (Sözler, Otuz Üçüncü Söz) |
Ey her şeye, kendine ve çevresine münasip suret giydiren mutlak Musavvir, Ey küçük, büyük her mevcudun her şeyini ölçülü yapan mutlak Mukaddir, Ey dilediği herkesi ve her şeyi maddî ve manevî kirlerden pak ve temiz kılan, mutlak Mutahhir, Ey maddî ve manevî nurlu her şeyi tenvir eden, aydınlatan mutlak Münevvir, Ey dilediği her şeyi öne geçiren, şereflendiren mutlak Mukaddim, Ey dilediği her şeyi arkaya alan, geri bırakan, erteleyen Muahhir, Ey mahlûkatın doğma ve büyümesinde hayra yönelmesinde kolaylıklar ihsan eden Müyessir, Ey kullarını günâh ve kötülüklerin ceza ve akıbetinden sakındırıp uyaran Münzir, Ey kendine iman edip uğrunda ibadet ve sabredenleri cennetle müjdeleyen Mübeşşir, Ey bütün mevcudatı her şeyiyle en güzel tarzda intizam ve ahenk içinde tek başına idare eden mutlak Müdebbir, Sen aczden ve şerikten, kusurdan münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman el-aman! Bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar. |