Google Groups no longer supports new Usenet posts or subscriptions. Historical content remains viewable.
Dismiss

Rahmi Koç, Aydın Doğan ve Kara Kedi

587 views
Skip to first unread message

okeyci

unread,
Feb 23, 2009, 2:41:48 PM2/23/09
to
"Henuz iddia mertebesine cikmamis (yakinda iddia olarak karsimiza
cikabilecek) bir-iki hissimden bahsetmek istiyorum. Birincisi, Rahmi
Koc, "is bittikten sonra tetikcinin isi bitirilir" kurali geregi, hem
siyasetteki muhaliflerinin hem de is dunyasindaki rakiplerinin ayagini
kaydirmak icin kullandigi Aydin Dogan'in ipini cekmeye calisiyor.
Ikincisi, ayni tezgahta calistigi icin tezgahin inceliklerinden haberdar
olan Dogan, Koc'un bu planindan haberdar; tedbirini coktan almis, bir
eli Koc'un bogazindaki ipte.


Ismi Ergenekon klasorlerinde siklikla gecen, Ergenekonculara olan ozel
muhabbetini saklamayacak kadar pervasiz olan Koc ve Ergenekon'un ustunu
ortme bulteni gorevi yapan medyanin patronu Dogan soz konusu olunca
haliyle soru isaretleri belirir zihinlerde. Her ikisi de Ergenekon'la su
veya bu sekilde hasir nesir olan bu ikilinin birbirinin mezarini
kazmalari mumkun mudur? Normal durumlarda sorulabilecek yerinde ve hakli
bir soru fakat kiraliklarin bir muddet kullanildiktan sonra kirli birer
mendil gibi cope atildiklari, hukuk, vicdan, insaf, insanlik ve
ozellikle de vefanin olmadigi bir alemde hersey mumkundur. Bu karanlik
alemde tek belirleyici unsur guc ve paradir. Bu unusurlar kullanilarak
tetikciler tutulur, kargasa ortamlari olusturulur, darbeler yaptirilir,
siyasi ve faili mechul susu verilen cinayetler isletilir... Bu surecte
maddi ve manevi rant elde edildikten, yani misyon tamamlandiktan sonra
tetikcilerin kimisi ebedi olarak (oldurulerek) kimisi de
pasiflestirilerek bertaraf edilir.


Kendi penceremden olaylara baktigimda sunu goruyorum. Dogan'i zengin
isadami ve medya imparatoru yapan Koclar'dir. Aydin Dogan'in arkasindaki
asil gucun Rahmi Koc oldugu, Hurriyet Gazetesi'nin aslinda Dogan'in
degil Rahmi Koc'un oldugu bilgisi hepimizin malumudur. Hurriyet'in
satisi konusunda "patron bile Hurriyeti satamaz" sozu bu gercegi ifade
eder, cunku gercek patron Dogan degil. Koclar, ozellikle Rahmi Koc,
Dogan'dan intikam almak icin onu zengin edip yuceltti. Zengine verilecek
en buyuk cezanin onu fakirlestirmek oldugu malum; simdi Dogan'i
fakirlestirmenin, yani cikardiklari minarenin tepesinden asagi atarak
cezalandirmanin planini yapiyor Koc. Yillarca Dogan'a kotu adam rolu
oynatan Koc aslinda bugunun planini yapiyordu. Kendi ajandasini Dogan'a
yaptirarak, Dogan'i gerek siyasetci gerek isadamlarinin ustune salarak
herkesin nefret ettigi birisi yapti. Bugun hic kimse Dogan'in iflasina
uzulmez, hatta imkani olan Dogan'in batmasi icin yardimci olur. Dogan,
butun bu nefreti Rahmi Koc'a borcludur.


Koc ile Dogan arasindaki henuz acikca konusulmayan cekismenin kaynagi,
Serdar Kuru isimli bir yazarin gundeme getirdigi bir iddiaya dayaniyor.
Koclar iddiaya sessiz kaldi (sukut ikrardan gelir). Aydin Dogan ise
iddiayi yalanlamak yerine "nesebi ve şahsiyet haklarına tecavüze yönelik
ifadelerin engellenmesi" istemiyle Kuru aleyhinde 200 bin YTL manevi
tazminat davasi acmayi tercih etti. Bildigim kadariyla mahkeme henuz
sonuclanmis degil. Aydin Dogan ve Koc yalanlamadigi, mahkeme de henuz
sonuclanmadigi icin iddiayi ciddiye aliyorum. Normalde iki aile arasinda
olan sahsi bir konuyla ilgilenilmemesi gerekir ama bu konu sadece
sozkonusu iki aileyi degil butun Turkiye'yi alakadar ettigi icin
(asagida ornekleri verilecek) bu meseleyi takip etme hakkimizin olduguna
inaniyorum.


Kuru'nun iddiasina gecmeden once Aydin Dogan'in resmi biyografisinden
kisa bir alinti yapmak istiyorum
(http://www.aydindoganvakfi.org.tr/AydinDogan.aspx) "1936 yılında
Kelkit'te, bölgenin köklü ailelerinden birinin oğlu olarak dünyaya
geldi. İlk ve orta öğrenimini Kelkit'te, lise öğrenimini Erzincan'da
tamamladı. 1956-1960 yılları arasında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret
Mektebi'nde okudu. Öğrencilik yıllarında 'Talebe Cemiyeti' başkanlığı
yaptı. 1959 yılında Mecidiyeköy Vergi Dairesi'ne kaydolduktan sonra
nakliyecilik, müteahhitlik, otomobil, ticari araç ve inşaat makinaları
gibi değişik sektörlerde ticaret yaptı. 1961 yılında ilk şahsi şirketini
kurdu, 1970 yılına kadar şirket toptan ticaret alanında varlık gösterdi."


"1974'te yeni şirketiyle, sanayi alanına adım attı. 1974'ü izleyen
yıllarda İstanbul Ticaret Odası Meclis ve Yönetim Kurulu Üyeliği'ne,
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği'ne seçildi.
1979 yılında Milliyet Gazetesi'ni devralarak, basın ve yayıncılık
dünyasına girdi, 1994 yılında Hürriyet Gazetesi'ni de satın alarak
medyadaki varlığını pekiştirdi, çalışmaları ile bu alanda yükselen bir
grafik çizdi. 1986-96 yılları arasında Türkiye Gazete Sahipleri
Sendikası Başkanlığı'nı yürüttü. 2004 yılında Dünya Gazeteler Birliği
(World Association of Newspapers -WAN) toplantısında seçimle Yönetim
Kurulu Başkan Yardımcılığı'na getirilen ilk Türk oldu."


"Aydın Doğan, 1977 yılından bu yana İstanbul Ticaret Odası vergi
rekortmenleri arasındadır. 1961 yılında üç kişiden oluşan şirketini
bugün 18.000'i aşkın çalışanıyla Türkiye'nin en büyük üç grubundan biri
haline getirmiştir. Doğan Grubu'nun medyadan enerji dağıtımına,
endüstriden turizme, telekomünikasyondan finansal hizmetlere kadar geniş
bir sektörel yelpazede üretim yapan ya da hizmet veren şirketleri
bulunmaktadır."


Goz kamastirici bir yukselis... 23 yasindaki bir ogrencinin sifirdan bir
sirket kurarak Turkiye'nin en buyuk sirketleri arasina girmesi bircok
soru isaretini de beraber getiriyor. Vehbi Koc'un genc Turkiye
Cumhuriyeti tarafindan, Sabancilar'in Adnan Menderes doneminde
zenginlestiklerini biliyoruz. Kelkit'li bir toprak agasinin mechul
sermayesinden bugunku Aydin Dogan'in cikmasi cok zayif bir ihtimal.
Dogan'in ya calip cirpmasi ya da Vehbi Koc gibi Turkiye'nin en zengini
olan sahsinin Dogan'in elinden tutmasi gerekir. Kuru'nun iddiasi da tam
bunun uzerine kurulmus zaten. Vehbi Koc'un Dogan'a desteginden
bahsediyor. Tabi onemli bir soru akla geliyor: neden bir baskasi, mesela
Ayhan Sahin (kim oldugunu bilmiyorum, oylesine yazdim) degil de Aydin
Dogan?


Kuru'nun iddiasi su: yıllar önce Vehbi Koç'un Anadolu'da bir yerde bir
oğlu olmus (anlasilan gencligin verdigi halet-i ruhiye ile, 1926'da
evlendigi teyze kizi Sadberk Hanim'a bir ihanette bulunmus, CA). Koç
uzun yıllar bu çocuğu kabul etmemis; nihayetinde bir şekilde mecburen
kabullenmek zorunda kalmis ama ailesinden (Koclardan) gizlemis. Aydın
Doğan tam da bu kabul edilisten sonra imparatorluk merdivenlerine
tirmanmaya, palazlanmaya baslamis.


Kuru'nun bos biraktigi bazi yerleri doldurarak iddiaya devam edelim:
Gercekleri bir sekilde ogrenen genc Aydin, Turkiye'nin en zengini olan
babasina gidip, uvey ablasi Semahat Koc (1928), uvey abisi Rahmi Mustafa
Koc (1936) ve uvey kardesleri Sevgi Koc (1938) ve Suna Koc (1941) gibi
kendisinin de oz evlat oldugunu, diger cocuklarin sahip oldugu
servetiden pay almak istedigini soyler. Biraz cimriligiyle un yapan
Vehbi Koc kabul etmez ama genc Aydin hazirlikli gitmistir, "Aksi halde"
diyerek baba Koc'u kabule zorlar. Koc, mala duskunluk konusunda
kendisine ceken evladinin isteklerini kabul etmek zorunda kalir. Zaten
Adnan Menderes Hukumeti ile basi belada olan Koc, genc Aydin'in ailesini
sarsacak, is dunyasindaki itibarini yerle bir edecek bir adim atmasindan
cekinir.


Vehbi Koc, isteklerini kabul eder ama genc Aydin'in sahip oldugu mal
sevgisi ve ihtirasini gorunce rahatlıkla kullanabileceği ve dikkat
çekmeden rakiplerine çelme takabileceği birisini kesfettigini farkeder.
Resmi olarak Koc'larin aile kutugune bagli olmadigi icin rakipler butun
kotulugu Koclar'dan degil Dogan'dan bileceklerdi. Cok kurnazca ve zekice
bir taktik.


Kuru'nun iddiasina devam edelim: Vehbi Koc, Aydin Dogan'a once otomobil
bayiligi verir. Diğer otomobil bayilerine üretim kısıtlı diye günde 3
araba göndertirken Doğan'a günde 300 araba gönderterek ise koyulur baba
Koc. İstanbul'un buyuk arac talebini tek basina karşılayabilecek bayi
haline getirilen Doğan kısa zamanda zenginleşir. Dogan'in sadece bir
arac bayiligi veya diger islerle zengin olmasi biraz zor. Genc Aydin
para kazandikca daha fazla kazanma hirsi kabarir, ticaretten elde
edemediginde acigi mecburen Koc karsilamak zorunda kalir. Bir nevi
mirasindan genc Aydin'a dusen payi aktarmis olur.


Vehbi Koc'un Kelkit'li bir gence asiri yakinligini ve ticaret
bahanesiyle ona asiri derecede para aktarmasi ailesinin de dikkatini
cektigi icin Koc bir muddet sonra sirrini ailesiyle paylasmak
mecburiyetinde kalir. Bu sir karsisinda Koç ailesi yıkılıverir. Kızları
üzüntüden hastalanır (daha sonra kanserden vefat eden Sevgi Koc'un
hastaliginin bu uzuntuyle bir alakasi olup olmadigindan tam emin
degilim), Rahmi Koç elini iş ve gucten tamamen çeker, "gayri mesru"
olarak gordukleri yeni kardeşlerini kabul etmek istemezler ama yapılacak
fazla bir şeyleri de yoktur. Ozellikle Rahmi Koc'un isi birakacak kadar
kizgin oldugu meselesine dikkatinizi cekmek isterim. Cunku bu kizginlik
Aydin Dogan'in akibetiyle yakindan alakali olacaktir.


Aydın Doğan, Vehbi Koc sayesinde zenginlesmistir ama asil amaci resmi
olarak evlatliga kabul edilmek ve servetin ortagi olmaktir. Fakat bir
turlu "Aydin Koc" oldugunu resmi olarak belgeleyemez. Vehbi Koç,
meselenin aile icinde kalmasini, ailesine zaten söylediğini, maddi
destek saglamaya devam edecegini, Dogan'in bununla yetinmesini, resmi
olarak oglu oldugunu soylemesinin ticari iliskilerini zedeleyecegini
söyler. Dogan resmi evlatlikta israr eder. Derken Vehbi Koç ölür. Bu
güne kadar bunca siyasetçi, devlet adamı, sanatçı, işadamı öldüğünde
yaşanmayan bir ilk yaşanır. Vehbi Koç'un cesedi çalınır!


Kuru'nun iddiasina gore Vehbi Koç'un cesedini Aydin Doğan caldırmış, DNA
testi yaptirdiktan sonra da geri yerine biraktırmıs (bu mezar soygunu
hemen ortbas edilmisti). Dogan, çok istediği resmi belgeyi eline
gecirmisti. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştu bu. Durumu kimseyle
paylaşamazlar, susarlar. Bu sirrin aralarinda kalmasi konusunda soz
alirlar, bunun karsiligi olarak maddi ve manevi destege devam
edeceklerine dair soz verirler ama Dogan bir muddet sonra sozunde
durmayip etrafindaki itibarli birkac aileye sirrini anlatarak Koc
Ailesi'ni zor durumda birakir. Rahmi Koc, Aydin Dogan'in bu tavrindan
sonra harekete gecer. Dogan'la karsi karsiya gelmekten cekindigi icin
babasi Vehbi Koc'un taktigini kullanir; yani Dogan'i tetikci olarak
kullanip nefretleri ona yoneltmek, mumkunse ipini baskasina cektirmek ...


Ilk is olarak Aydin Dogan'a sessiz ve mermisiz ama tahrip gucu cok
yuksek bir silah bulurlar: Medya. O zamanin tahrip gucu en yuksek silah
Milliyet oldugu icin onu satin almaya karar verip sahibi Ercüment
Karacan'a teklif verirler. Gazetenin esas gücü olan Abdi İpekçi ve ekibi
bu satisa karsidirlar. İpekçi'nin zavallı bir delinin üstlendigi son
derece profesyonelce islenmis bir suikastla ortadan kaldırılmasından
sonra Milliyet kullanilmak uzerine Aydin Dogan'in eline verilir. Oysa
1979 yılında kadar Türk basınında Babıali dışında medya patronu yoktu.
Gazete patronlugu babadan oğula geçer, dışarıdan kimsenin gazete patronu
olmasına izin verilmezdi. Kural Aydin Dogan icin degistirilir.


Hurriyet Gazetesi'nin satin alinmasi da bir cok soru isaretleriyle
doludur. Simavi ailesinin, babadan oğlu geçen yönetimle idare ettiği
Hürriyet'e goz diken Rahmi ve Aydin kardesler Genel Yayın Yönetmeni
Çetin Emeç'in sert itiraziyla karsilastilar. Çetin Emeç 1990 yılında bir
suikaste kurban gittikten 4 sene sonra Hurriyet Aydin Dogan'in (aslinda
Rahmi Koc'un) oldu.


Bu on bilgiden sonra Vehbi ve Rahmi Koc'un Dogan'i tetikci olarak
kullanma seruvenlerinden bahsedelim biraz. Serdar Kuru, bir cogumuzun
bildigi bilgiyi sozkonusu iddiasini yazdigi yazida aktariyor. Bilgi su...
Koç'larin tenekeden araba uretip fahis fiyata millete sattigi yillarda,
Japon Mazda firması Türkiye'de bir fabrika açmaya niyetlenir; ortak
olarak da Halis Toprak tercih edilir. Japon heyeti gerekli görüşmeleri
yapmak için Türkiye'ye gelir. Japonlarin Toprak Holding'le araba
fabrikasi kuracagi haberini alan Koclar, Aydin Dogan'i Halis Toprak'in
uzerine salarlar. Dogan'in elindeki Milliyet Gazetesi, bir taraftan
Toprak Holding'e ait bir firmanin vergi yolsuzluğu iddialarıni yazarken
diger taraftan da Toprak Holding'in zor durumda olduğu haberlerini
gundeme pompalar.


Panikleyen müşteriler alacaklarını isteyince firma krize girer; zaten
tetikte bekleyen maliye firmaya el koyarak firmanin defterini durer.
Toprak Holding ve Mazda arasindaki ilişki kesilince Milliyet'in
haberleri de kesiliverir. Koc, kus ismini verdigi (bir markanin ismi
Dogan, tetikcilerinin gonlunu oksayip daha randimanli kullanmak icin
olsa gerek) tenekeden ve ineklerin rizki olan samandan urettigi
arabalari millete yuksek fiyatla satmaya devam eder. Koclar'in kurdugu
tetikcilik duzeni cok zekice oldugu icin kurbanlar butun kotulugu
Koclar'dan degil direk Dogan'dan bilirler. Halis Toprak da ayni hataya
dustugu icin Koclari degil Dogan'i hedef alir (caresiz bir cirpinis
tabi). Mesela, 1 Kasim 2002'de Akşam Gazetesi'nde "Sayın Aydın Doğan"
başlıgıyla yayinladigi ilanda kendisini iflas sürecine getiren olayları
anlatır. Aydın Doğan'ın medyanın yüzde 60'ına, dağıtım şirketlerinin de
yüzde 90'ına sahip olarak büyük bir tekeli elinde tuttuğunu ve her
fırsatta kendisini hortumcu ilan ettiğini soyledigi yaziya soyle devam
eder (http://arsiv.sabah.com.tr/2003/07/25/y01.html):


"Doğan ile aramızdaki sürtüşmenin başlangıç olayı Milliyet Gazetesi'ne
40 bin dolarlık reklam vermememle başladı. Biz yönetim olarak reklam
yapılması amacıyla 100 bin dolarlık bir bütçe ayırmıştık. Reklam
karşılığında Akşam 10 bin dolar, Vatan 10 bin dolar, Sabah Gazetesi ise
20 bin dolar istedi. Hürriyet Gazetesi 39 bin dolar isteyince bana çamur
atmasınlar diye kabul ettim ancak Milliyet Gazetesi'nin ısrarla 40 bin
dolarlık teklifine karşılık reklam vermedik. Doğan'a ait Milliyet
Gazetesi bir gün sonra hakkında birinci sayfadan 'Bu insanı tanıyın.
Yavuz hırsız' diye bir haber çıktı. Keşke o parayı verseydim. Çünkü biz
ticaret yapıyoruz, itibarımız sarsılınca çok etkilendik." Koc, Aydin
Dogan'i kullanarak bir rakibini rekabet sahnesinden boylece silmis oldu.
Kukla ile kuklaciyi ayird edemeyen Toprak (ve onun gibiler) yanlis
adrese karsi cirpindilar, cirpiniyorlar. Oysa onu (ve onun gibileri)
iflas ettiren Koc'tur, Dogan'in gorevi sadece tetikciliktir (tabi
tetikciligine karsilik birseyler kazaniyordur mutlaka).


Asli gorevi insanlari bilgilendirmek olan medyanin Koc ve Dogan'in
elinde, rakipleri silmek icin kullanilan kirli bir silah haline
donusturulmesi uzerinde ciddi olarak dusunulmesi gereken bir konudur.
Daha cok dusundurucu olani ise, aralarindan, utanilacak, yuz kizartacak
bu durum karsisinda yuzu kizaran birilerinin cikmiyor olmasi. Mesela,
ilgili ilgisiz her konuda kinama karari veren Basin Konseyi'nin baskani
Oktay Eksi'nin bu ciddi durum konusunda soyleyecek bir seyi yok mudur?
Mutlaka vardir ama patrona karsi gelmek cesaret ve curet ister;
kirlilige karsi olmak durust olmayi gerektirir. 28 Subat cuntacilarinin
Andiclarindan feyizlenip 25 Nisan 1998'de "Alcaklari taniyalim" diye
durust gazeteleri hedef alan Eksi, medyanin kirli islerde kullanilmasi
karsisinda sessiz. Sessiz oldugu icin, ya o da bu kirli carkin bir
parcasi ya da sanildigi gibi cesur ve durust degil. "Kirli makinenin
carki degilim, durust ve cesurum" diyorsa cikip bu kirlilik hakkinda bir
iki laf etsin de gorelim.


Ergenekon'un cinayet listesine yazilan ama Koc ve Dogan'la yakinda veya
uzaktan bir iliskisi olup olmadigini bilmedigim (gelismeleri okuduktan
sonra karari okuyucular versin) otomotiv sektorune girdigi icin ebediyen
susturulan baska birisini daha gundeme getirmek istiyorum: 9 Ocak
1996'da, guvenligi had safhada olan Levent'teki Sabanci Towers'da
DHKP-C'liler tarafindan katledildigi susu verilen Sabanci Holding
yonetim kurulu uyesi Ozdemir Sabanci. Onunla birlikte TOYOTA-SA Genel
muduru Haluk Gorgun ve sekreter Nilgun Hasefe de hayatlarini
kaybettiler. Kurban giden her uc kisi de, ozellikle Ozdemir Sabanci,
otomotiv sektoruyle yakindan ilgilenen kisilerdi!


Sabanci Vakfi'ndaki bilgiye gore (www.vaksa.org.tr) Ozdemir Sabanci,
Sabancı Topluluğu'nun en büyük sanayi birimlerinden SaSA şirketini kuran
ve geliştiren kişidir. Otomotive olan özel ilgisi ile TemSA'da
Mitsubishi Maraton otobüsleri, minibüsleri ve ticari araçlarının
üretimini başlattı. Japonlarla % 50-50 ortaklıkla ToyotaSA ve YazakiSA
fabrikalarının kuruluşunu sağladı. Sabancı Holding Sentetik Elyaf
Otomotiv ve Plastik Grubu Başkanı olan Özdemir Sabancı'ya SaSA, TemSA,
ToyotaSA, PilSA, YazakiSA, SapekSA ve AkkardanSA şirketleri bağlıydı.
Yakin cevresine "ToyotaSA ile 100 milyar dolari asan Japon sermayesini
Turkiye'ye cekmeyi hedefliyorum" dedigi biliniyor. Sabanci'lar arasinda
otomotiv alaninda buyuk projelere sahip oldugu icin hem uluslararasi
otomotiv trostlerini hem de onlarin rekabetten hoslanmayan Turkiye'deki
yerli uzantilarini rahatsiz ediyordu."
\\\\\\\\\\\\\////////////////

Vay anacanasina sayin seyirciler :-)

Neler olabiliyormus hayatta...

Array

unread,
Feb 23, 2009, 4:27:51 PM2/23/09
to
Buradaki bazı şeyler, çok ucuz dezenformasyonlar ve daha önce başka bir
platformda da tartışıp, akla uzaklığını ortaya koymuştuk.

Buna göre;

1. Koç herkese üç günde bir araba verirken, bu adama günde 300 araba veriyor
iddiası

Olay için 70'lerin başından bahsediliyor. Doğan'a günde 300 araba demek,
senede 110bin aracın Doğan'a veriliyor olması demek. Diyelim ki fabrika
üretiminin yarısı bu Doğan'a tahsis edilmiş olsun, bu da Koç'un o dönemde
220bin civarı araç ürettiğini söylemek demektir. Oysa o dönemde Türkiye'de
toplam otomobil penetrasyonu (tüm markalar) bırakın yüzbinleri, bırakın
onbinleri, binler seviyesindeydi anca. Yani iddianın bu kısmı kökten
sallamasyon.

2. Ceset kaçırma iddiası

Doğan konumundaki bir adam zaten Koç ile sürekli bir araya gelebilirken, bir
saç kılını dahi elde edemeyip, ölüyü neden kaçırsın ? Basitçe Vehbi Koç'un
hizmetçisine rüşvet verip tarağını tırtıklaması bile aynı sonucu üretirken,
neden ceset kaçırılsın ? Büyük bir suç olduğu gibi, ceset kaçırma yoluyla
"kanıt" elde etmek zaten hukuken geçersiz. Ben o ceset kaçırma olayının
arkasında, bir "din değişikliği" hikayesi olduğunu ve cesedin bir kilise
mezarlığına gömülebilmek için kaçırıldığını da duymuştum ama o da akla pek
yatkın değil. Ama ceset kaçırma olayında bir "esrar perdesi" olduğu
muhakkak. Fakat bu esrar perdesinin genetik testlerle ilgisi pek yok.

3. Abdi İpekçi'nin Milliyet için öldürülmesi hikayesi

Bu da akla pek yatkın değil. İpekçi öldükten 10-15 yıl sonra el değiştirdi
Milliyet. Öldürüp, 10 sene sonra gazeteyi alırız demenin bir anlamı yok.
Kaldı ki, genel yayın yönetmeni nedir ki, gazetenin satışını etkilesin ?

4. Çetin Emeç iddiası

Bu, diğerinden daha komik bir iddia zira Çetin Emeç, son derece silik bir
şahsiyetti. Yani Abdi İpekçi gibi bir rolü de yoktu. Bakmayın körün ölüp
badem gözlü olduğuna, Hürriyet öncesinde bir "bulvar gazetesi" yönetmeni,
bir magazinciydi o kadar. Böyle bir konumdaki adam, nasıl olup da Hürriyet
gibi bir gazeteyi Koç'un almasına engel olabilir ?

Yazıda başka iddialar da var ama benim ilk etapta gözüme çarpanlar bunlar.
Yani yazı, hayli uydurma. Rasyonel tabana oturtulmamış iddialar söz konusu.
Koç-Doğan ortaklığı ana ekseni belki doğru olabilir ama buna dayanak olarak
sunulan iddialar fasarya...


"okeyci" <oke...@okey.ci>, haber iletisinde şunları
yazdı:49a2fbff$2...@news.x-privat.org...

okeyci

unread,
Feb 23, 2009, 8:29:46 PM2/23/09
to
Array schrieb:
> Buradaki bazý þeyler, çok ucuz dezenformasyonlar ve daha önce baþka bir
> platformda da tartýþýp, akla uzaklýðýný ortaya koymuþtuk.

>
> Buna göre;
>
> 1. Koç herkese üç günde bir araba verirken, bu adama günde 300 araba veriyor
> iddiasý
>
> Olay için 70'lerin baþýndan bahsediliyor. Doðan'a günde 300 araba demek,
> senede 110bin aracýn Doðan'a veriliyor olmasý demek. Diyelim ki fabrika
> üretiminin yarýsý bu Doðan'a tahsis edilmiþ olsun, bu da Koç'un o dönemde
> 220bin civarý araç ürettiðini söylemek demektir. Oysa o dönemde Türkiye'de
> toplam otomobil penetrasyonu (tüm markalar) býrakýn yüzbinleri, býrakýn
> onbinleri, binler seviyesindeydi anca. Yani iddianýn bu kýsmý kökten
> sallamasyon.

Gün kelimesi belki de ay olacak. Bir de böyle hesap etmekte fayda var :-)


> 2. Ceset kaçýrma iddiasý
>
> Doðan konumundaki bir adam zaten Koç ile sürekli bir araya gelebilirken, bir
> saç kýlýný dahi elde edemeyip, ölüyü neden kaçýrsýn ? Basitçe Vehbi Koç'un
> hizmetçisine rüþvet verip taraðýný týrtýklamasý bile ayný sonucu üretirken,
> neden ceset kaçýrýlsýn ? Büyük bir suç olduðu gibi, ceset kaçýrma yoluyla
> "kanýt" elde etmek zaten hukuken geçersiz. Ben o ceset kaçýrma olayýnýn
> arkasýnda, bir "din deðiþikliði" hikayesi olduðunu ve cesedin bir kilise
> mezarlýðýna gömülebilmek için kaçýrýldýðýný da duymuþtum ama o da akla pek
> yatkýn deðil. Ama ceset kaçýrma olayýnda bir "esrar perdesi" olduðu

> muhakkak. Fakat bu esrar perdesinin genetik testlerle ilgisi pek yok.

Olay zaten hukuki degil. Koc ailesinin iknasi icin gibi görünüyor.
Sagliginda rahmetliden DNA örnegi tabi ki alinabilirdi ama bu Koc
ailesini ikna etmeyebilirdi. Belki de denendi ve ikna etmedi. Fakat
cesetten alinan DNA örnegi ikna eder. Sanirim bunun VTR'si falan vardir :-)

> 3. Abdi Ýpekçi'nin Milliyet için öldürülmesi hikayesi
>
> Bu da akla pek yatkýn deðil. Ýpekçi öldükten 10-15 yýl sonra el deðiþtirdi
> Milliyet. Öldürüp, 10 sene sonra gazeteyi alýrýz demenin bir anlamý yok.
> Kaldý ki, genel yayýn yönetmeni nedir ki, gazetenin satýþýný etkilesin ?

Burda bir olayin 'üzerini örtme' olabilir, katiliyorum.

> 4. Çetin Emeç iddiasý
>
> Bu, diðerinden daha komik bir iddia zira Çetin Emeç, son derece silik bir
> þahsiyetti. Yani Abdi Ýpekçi gibi bir rolü de yoktu. Bakmayýn körün ölüp
> badem gözlü olduðuna, Hürriyet öncesinde bir "bulvar gazetesi" yönetmeni,
> bir magazinciydi o kadar. Böyle bir konumdaki adam, nasýl olup da Hürriyet
> gibi bir gazeteyi Koç'un almasýna engel olabilir ?

Belki engel olabilir ama burda da yukaridaki gibi bir durum var sanirim.

Serdar Kuru hakkinda daha fazla bilgi sahibi olmak lazim, bunlari niye
böyle yazdi acaba sorusuna cevap bulmak icin.

> Yazýda baþka iddialar da var ama benim ilk etapta gözüme çarpanlar bunlar.
> Yani yazý, hayli uydurma. Rasyonel tabana oturtulmamýþ iddialar söz konusu.
> Koç-Doðan ortaklýðý ana ekseni belki doðru olabilir ama buna dayanak olarak
> sunulan iddialar fasarya...
>
>
> "okeyci" <oke...@okey.ci>, haber iletisinde þunlarý
> yazdý:49a2fbff$2...@news.x-privat.org...

>> iddiayi yalanlamak yerine "nesebi ve þahsiyet haklarýna tecavüze yönelik

>> ifadelerin engellenmesi" istemiyle Kuru aleyhinde 200 bin YTL manevi
>> tazminat davasi acmayi tercih etti. Bildigim kadariyla mahkeme henuz
>> sonuclanmis degil. Aydin Dogan ve Koc yalanlamadigi, mahkeme de henuz
>> sonuclanmadigi icin iddiayi ciddiye aliyorum. Normalde iki aile arasinda
>> olan sahsi bir konuyla ilgilenilmemesi gerekir ama bu konu sadece
>> sozkonusu iki aileyi degil butun Turkiye'yi alakadar ettigi icin (asagida
>> ornekleri verilecek) bu meseleyi takip etme hakkimizin olduguna
>> inaniyorum.
>>
>>
>> Kuru'nun iddiasina gecmeden once Aydin Dogan'in resmi biyografisinden kisa
>> bir alinti yapmak istiyorum

>> (http://www.aydindoganvakfi.org.tr/AydinDogan.aspx) "1936 yýlýnda
>> Kelkit'te, bölgenin köklü ailelerinden birinin oðlu olarak dünyaya geldi.
>> Ýlk ve orta öðrenimini Kelkit'te, lise öðrenimini Erzincan'da tamamladý.
>> 1956-1960 yýllarý arasýnda Ýstanbul Yüksek Ýktisat ve Ticaret Mektebi'nde
>> okudu. Öðrencilik yýllarýnda 'Talebe Cemiyeti' baþkanlýðý yaptý. 1959
>> yýlýnda Mecidiyeköy Vergi Dairesi'ne kaydolduktan sonra nakliyecilik,
>> müteahhitlik, otomobil, ticari araç ve inþaat makinalarý gibi deðiþik
>> sektörlerde ticaret yaptý. 1961 yýlýnda ilk þahsi þirketini kurdu, 1970
>> yýlýna kadar þirket toptan ticaret alanýnda varlýk gösterdi."
>>
>>
>> "1974'te yeni þirketiyle, sanayi alanýna adým attý. 1974'ü izleyen
>> yýllarda Ýstanbul Ticaret Odasý Meclis ve Yönetim Kurulu Üyeliði'ne,
>> Türkiye Odalar ve Borsalar Birliði Yönetim Kurulu Üyeliði'ne seçildi. 1979
>> yýlýnda Milliyet Gazetesi'ni devralarak, basýn ve yayýncýlýk dünyasýna
>> girdi, 1994 yýlýnda Hürriyet Gazetesi'ni de satýn alarak medyadaki
>> varlýðýný pekiþtirdi, çalýþmalarý ile bu alanda yükselen bir grafik çizdi.
>> 1986-96 yýllarý arasýnda Türkiye Gazete Sahipleri Sendikasý Baþkanlýðý'ný
>> yürüttü. 2004 yýlýnda Dünya Gazeteler Birliði (World Association of
>> Newspapers -WAN) toplantýsýnda seçimle Yönetim Kurulu Baþkan
>> Yardýmcýlýðý'na getirilen ilk Türk oldu."
>>
>>
>> "Aydýn Doðan, 1977 yýlýndan bu yana Ýstanbul Ticaret Odasý vergi
>> rekortmenleri arasýndadýr. 1961 yýlýnda üç kiþiden oluþan þirketini bugün
>> 18.000'i aþkýn çalýþanýyla Türkiye'nin en büyük üç grubundan biri haline
>> getirmiþtir. Doðan Grubu'nun medyadan enerji daðýtýmýna, endüstriden
>> turizme, telekomünikasyondan finansal hizmetlere kadar geniþ bir sektörel
>> yelpazede üretim yapan ya da hizmet veren þirketleri bulunmaktadýr."


>>
>>
>> Goz kamastirici bir yukselis... 23 yasindaki bir ogrencinin sifirdan bir
>> sirket kurarak Turkiye'nin en buyuk sirketleri arasina girmesi bircok soru
>> isaretini de beraber getiriyor. Vehbi Koc'un genc Turkiye Cumhuriyeti
>> tarafindan, Sabancilar'in Adnan Menderes doneminde zenginlestiklerini
>> biliyoruz. Kelkit'li bir toprak agasinin mechul sermayesinden bugunku
>> Aydin Dogan'in cikmasi cok zayif bir ihtimal. Dogan'in ya calip cirpmasi
>> ya da Vehbi Koc gibi Turkiye'nin en zengini olan sahsinin Dogan'in elinden
>> tutmasi gerekir. Kuru'nun iddiasi da tam bunun uzerine kurulmus zaten.
>> Vehbi Koc'un Dogan'a desteginden bahsediyor. Tabi onemli bir soru akla
>> geliyor: neden bir baskasi, mesela Ayhan Sahin (kim oldugunu bilmiyorum,
>> oylesine yazdim) degil de Aydin Dogan?
>>
>>

>> Kuru'nun iddiasi su: yýllar önce Vehbi Koç'un Anadolu'da bir yerde bir
>> oðlu olmus (anlasilan gencligin verdigi halet-i ruhiye ile, 1926'da

>> evlendigi teyze kizi Sadberk Hanim'a bir ihanette bulunmus, CA). Koç uzun

>> yýllar bu çocuðu kabul etmemis; nihayetinde bir þekilde mecburen
>> kabullenmek zorunda kalmis ama ailesinden (Koclardan) gizlemis. Aydýn
>> Doðan tam da bu kabul edilisten sonra imparatorluk merdivenlerine

>> tirmanmaya, palazlanmaya baslamis.
>>
>>
>> Kuru'nun bos biraktigi bazi yerleri doldurarak iddiaya devam edelim:
>> Gercekleri bir sekilde ogrenen genc Aydin, Turkiye'nin en zengini olan
>> babasina gidip, uvey ablasi Semahat Koc (1928), uvey abisi Rahmi Mustafa
>> Koc (1936) ve uvey kardesleri Sevgi Koc (1938) ve Suna Koc (1941) gibi
>> kendisinin de oz evlat oldugunu, diger cocuklarin sahip oldugu servetiden
>> pay almak istedigini soyler. Biraz cimriligiyle un yapan Vehbi Koc kabul
>> etmez ama genc Aydin hazirlikli gitmistir, "Aksi halde" diyerek baba Koc'u
>> kabule zorlar. Koc, mala duskunluk konusunda kendisine ceken evladinin
>> isteklerini kabul etmek zorunda kalir. Zaten Adnan Menderes Hukumeti ile
>> basi belada olan Koc, genc Aydin'in ailesini sarsacak, is dunyasindaki
>> itibarini yerle bir edecek bir adim atmasindan cekinir.
>>
>>
>> Vehbi Koc, isteklerini kabul eder ama genc Aydin'in sahip oldugu mal

>> sevgisi ve ihtirasini gorunce rahatlýkla kullanabileceði ve dikkat
>> çekmeden rakiplerine çelme takabileceði birisini kesfettigini farkeder.

>> Resmi olarak Koc'larin aile kutugune bagli olmadigi icin rakipler butun
>> kotulugu Koclar'dan degil Dogan'dan bileceklerdi. Cok kurnazca ve zekice
>> bir taktik.
>>
>>
>> Kuru'nun iddiasina devam edelim: Vehbi Koc, Aydin Dogan'a once otomobil

>> bayiligi verir. Diðer otomobil bayilerine üretim kýsýtlý diye günde 3
>> araba göndertirken Doðan'a günde 300 araba gönderterek ise koyulur baba
>> Koc. Ýstanbul'un buyuk arac talebini tek basina karþýlayabilecek bayi
>> haline getirilen Doðan kýsa zamanda zenginleþir. Dogan'in sadece bir arac

>> bayiligi veya diger islerle zengin olmasi biraz zor. Genc Aydin para
>> kazandikca daha fazla kazanma hirsi kabarir, ticaretten elde edemediginde
>> acigi mecburen Koc karsilamak zorunda kalir. Bir nevi mirasindan genc
>> Aydin'a dusen payi aktarmis olur.
>>
>>
>> Vehbi Koc'un Kelkit'li bir gence asiri yakinligini ve ticaret bahanesiyle
>> ona asiri derecede para aktarmasi ailesinin de dikkatini cektigi icin Koc
>> bir muddet sonra sirrini ailesiyle paylasmak mecburiyetinde kalir. Bu sir

>> karsisinda Koç ailesi yýkýlýverir. Kýzlarý üzüntüden hastalanýr (daha

>> sonra kanserden vefat eden Sevgi Koc'un hastaliginin bu uzuntuyle bir

>> alakasi olup olmadigindan tam emin degilim), Rahmi Koç elini iþ ve gucten
>> tamamen çeker, "gayri mesru" olarak gordukleri yeni kardeþlerini kabul
>> etmek istemezler ama yapýlacak fazla bir þeyleri de yoktur. Ozellikle

>> Rahmi Koc'un isi birakacak kadar kizgin oldugu meselesine dikkatinizi
>> cekmek isterim. Cunku bu kizginlik Aydin Dogan'in akibetiyle yakindan
>> alakali olacaktir.
>>
>>

>> Aydýn Doðan, Vehbi Koc sayesinde zenginlesmistir ama asil amaci resmi

>> olarak evlatliga kabul edilmek ve servetin ortagi olmaktir. Fakat bir
>> turlu "Aydin Koc" oldugunu resmi olarak belgeleyemez. Vehbi Koç, meselenin

>> aile icinde kalmasini, ailesine zaten söylediðini, maddi destek saglamaya

>> devam edecegini, Dogan'in bununla yetinmesini, resmi olarak oglu oldugunu
>> soylemesinin ticari iliskilerini zedeleyecegini söyler. Dogan resmi
>> evlatlikta israr eder. Derken Vehbi Koç ölür. Bu güne kadar bunca

>> siyasetçi, devlet adamý, sanatçý, iþadamý öldüðünde yaþanmayan bir ilk
>> yaþanýr. Vehbi Koç'un cesedi çalýnýr!
>>
>>
>> Kuru'nun iddiasina gore Vehbi Koç'un cesedini Aydin Doðan caldýrmýþ, DNA
>> testi yaptirdiktan sonra da geri yerine biraktýrmýs (bu mezar soygunu
>> hemen ortbas edilmisti). Dogan, çok istediði resmi belgeyi eline
>> gecirmisti. Koç ailesi için ikinci bir yýkým olmuþtu bu. Durumu kimseyle
>> paylaþamazlar, susarlar. Bu sirrin aralarinda kalmasi konusunda soz

>> alirlar, bunun karsiligi olarak maddi ve manevi destege devam edeceklerine
>> dair soz verirler ama Dogan bir muddet sonra sozunde durmayip etrafindaki
>> itibarli birkac aileye sirrini anlatarak Koc Ailesi'ni zor durumda
>> birakir. Rahmi Koc, Aydin Dogan'in bu tavrindan sonra harekete gecer.
>> Dogan'la karsi karsiya gelmekten cekindigi icin babasi Vehbi Koc'un
>> taktigini kullanir; yani Dogan'i tetikci olarak kullanip nefretleri ona
>> yoneltmek, mumkunse ipini baskasina cektirmek ...
>>
>>
>> Ilk is olarak Aydin Dogan'a sessiz ve mermisiz ama tahrip gucu cok yuksek
>> bir silah bulurlar: Medya. O zamanin tahrip gucu en yuksek silah Milliyet
>> oldugu icin onu satin almaya karar verip sahibi Ercüment Karacan'a teklif

>> verirler. Gazetenin esas gücü olan Abdi Ýpekçi ve ekibi bu satisa
>> karsidirlar. Ýpekçi'nin zavallý bir delinin üstlendigi son derece
>> profesyonelce islenmis bir suikastla ortadan kaldýrýlmasýndan sonra

>> Milliyet kullanilmak uzerine Aydin Dogan'in eline verilir. Oysa 1979

>> yýlýnda kadar Türk basýnýnda Babýali dýþýnda medya patronu yoktu. Gazete
>> patronlugu babadan oðula geçer, dýþarýdan kimsenin gazete patronu olmasýna

>> izin verilmezdi. Kural Aydin Dogan icin degistirilir.
>>
>>
>> Hurriyet Gazetesi'nin satin alinmasi da bir cok soru isaretleriyle

>> doludur. Simavi ailesinin, babadan oðlu geçen yönetimle idare ettiði
>> Hürriyet'e goz diken Rahmi ve Aydin kardesler Genel Yayýn Yönetmeni Çetin
>> Emeç'in sert itiraziyla karsilastilar. Çetin Emeç 1990 yýlýnda bir

>> suikaste kurban gittikten 4 sene sonra Hurriyet Aydin Dogan'in (aslinda
>> Rahmi Koc'un) oldu.
>>
>>
>> Bu on bilgiden sonra Vehbi ve Rahmi Koc'un Dogan'i tetikci olarak kullanma
>> seruvenlerinden bahsedelim biraz. Serdar Kuru, bir cogumuzun bildigi
>> bilgiyi sozkonusu iddiasini yazdigi yazida aktariyor. Bilgi su...
>> Koç'larin tenekeden araba uretip fahis fiyata millete sattigi yillarda,

>> Japon Mazda firmasý Türkiye'de bir fabrika açmaya niyetlenir; ortak olarak
>> da Halis Toprak tercih edilir. Japon heyeti gerekli görüþmeleri yapmak

>> için Türkiye'ye gelir. Japonlarin Toprak Holding'le araba fabrikasi
>> kuracagi haberini alan Koclar, Aydin Dogan'i Halis Toprak'in uzerine
>> salarlar. Dogan'in elindeki Milliyet Gazetesi, bir taraftan Toprak

>> Holding'e ait bir firmanin vergi yolsuzluðu iddialarýni yazarken diger
>> taraftan da Toprak Holding'in zor durumda olduðu haberlerini gundeme
>> pompalar.
>>
>>
>> Panikleyen müþteriler alacaklarýný isteyince firma krize girer; zaten

>> tetikte bekleyen maliye firmaya el koyarak firmanin defterini durer.

>> Toprak Holding ve Mazda arasindaki iliþki kesilince Milliyet'in haberleri

>> de kesiliverir. Koc, kus ismini verdigi (bir markanin ismi Dogan,
>> tetikcilerinin gonlunu oksayip daha randimanli kullanmak icin olsa gerek)
>> tenekeden ve ineklerin rizki olan samandan urettigi arabalari millete
>> yuksek fiyatla satmaya devam eder. Koclar'in kurdugu tetikcilik duzeni cok
>> zekice oldugu icin kurbanlar butun kotulugu Koclar'dan degil direk
>> Dogan'dan bilirler. Halis Toprak da ayni hataya dustugu icin Koclari degil
>> Dogan'i hedef alir (caresiz bir cirpinis tabi). Mesela, 1 Kasim 2002'de

>> Akþam Gazetesi'nde "Sayýn Aydýn Doðan" baþlýgýyla yayinladigi ilanda
>> kendisini iflas sürecine getiren olaylarý anlatýr. Aydýn Doðan'ýn medyanýn
>> yüzde 60'ýna, daðýtým þirketlerinin de yüzde 90'ýna sahip olarak büyük bir
>> tekeli elinde tuttuðunu ve her fýrsatta kendisini hortumcu ilan ettiðini

>> soyledigi yaziya soyle devam eder
>> (http://arsiv.sabah.com.tr/2003/07/25/y01.html):
>>
>>

>> "Doðan ile aramýzdaki sürtüþmenin baþlangýç olayý Milliyet Gazetesi'ne 40
>> bin dolarlýk reklam vermememle baþladý. Biz yönetim olarak reklam
>> yapýlmasý amacýyla 100 bin dolarlýk bir bütçe ayýrmýþtýk. Reklam
>> karþýlýðýnda Akþam 10 bin dolar, Vatan 10 bin dolar, Sabah Gazetesi ise 20

>> bin dolar istedi. Hürriyet Gazetesi 39 bin dolar isteyince bana çamur

>> atmasýnlar diye kabul ettim ancak Milliyet Gazetesi'nin ýsrarla 40 bin
>> dolarlýk teklifine karþýlýk reklam vermedik. Doðan'a ait Milliyet Gazetesi
>> bir gün sonra hakkýnda birinci sayfadan 'Bu insaný tanýyýn. Yavuz hýrsýz'
>> diye bir haber çýktý. Keþke o parayý verseydim. Çünkü biz ticaret
>> yapýyoruz, itibarýmýz sarsýlýnca çok etkilendik." Koc, Aydin Dogan'i

>> Sabancý Topluluðu'nun en büyük sanayi birimlerinden SaSA þirketini kuran
>> ve geliþtiren kiþidir. Otomotive olan özel ilgisi ile TemSA'da Mitsubishi
>> Maraton otobüsleri, minibüsleri ve ticari araçlarýnýn üretimini baþlattý.
>> Japonlarla % 50-50 ortaklýkla ToyotaSA ve YazakiSA fabrikalarýnýn
>> kuruluþunu saðladý. Sabancý Holding Sentetik Elyaf Otomotiv ve Plastik
>> Grubu Baþkaný olan Özdemir Sabancý'ya SaSA, TemSA, ToyotaSA, PilSA,
>> YazakiSA, SapekSA ve AkkardanSA þirketleri baðlýydý. Yakin cevresine

Array

unread,
Feb 24, 2009, 10:23:26 PM2/24/09
to
>> Olay için 70'lerin başından bahsediliyor. Doğan'a günde 300 araba demek,
>> senede 110bin aracın Doğan'a veriliyor olması demek. Diyelim ki fabrika
>> üretiminin yarısı bu Doğan'a tahsis edilmiş olsun, bu da Koç'un o dönemde
>> 220bin civarı araç ürettiğini söylemek demektir. Oysa o dönemde
>> Türkiye'de toplam otomobil penetrasyonu (tüm markalar) bırakın
>> yüzbinleri, bırakın onbinleri, binler seviyesindeydi anca. Yani iddianın
>> bu kısmı kökten sallamasyon.

>
> Gün kelimesi belki de ay olacak. Bir de böyle hesap etmekte fayda var :-)

Bu, daha uygun. Ama matematiksel uygunlugu, "gerçekte öyle olup olmadigi"
konusundaki süpheleri gidermiyor malesef. Olayin matematiksel uygunsuzluguna
takilip, fiilen "dogrulugunu" arastirmadan, sadece matematiksel problemin
giderilmesiyle açiga düsmek istemem. Yani ben hala bu Aydin Dogan - Koç
"nesep iliskileri" konusundan emin degilim. Olabilir de, olmayabilir de. Ama
olma ihtimali düsük olan bir sey olarak gördügüm gibi, bunun üzerine siyasal
projeksiyon kurmanin riskleri de var.


>> "kanıt" elde etmek zaten hukuken geçersiz. Ben o ceset kaçırma olayının
>> arkasında, bir "din değişikliği" hikayesi olduğunu ve cesedin bir kilise
>> mezarlığına gömülebilmek için kaçırıldığını da duymuştum ama o da akla
>> pek yatkın değil. Ama ceset kaçırma olayında bir "esrar perdesi" olduğu

>> muhakkak. Fakat bu esrar perdesinin genetik testlerle ilgisi pek yok.
>
> Olay zaten hukuki degil. Koc ailesinin iknasi icin gibi görünüyor.

Koç ailesinin iknasi çok kolay yapilabilirdi. Bir saç kili ya da Vehbi
Koç'tan kan örnegi buna yetiyor. Neden ceset kaçirilsin ki ?

> Sagliginda rahmetliden DNA örnegi tabi ki alinabilirdi ama bu Koc ailesini
> ikna etmeyebilirdi. Belki de denendi ve ikna etmedi. Fakat cesetten alinan
> DNA örnegi ikna eder. Sanirim bunun VTR'si falan vardir :-)

Farketmez ki, sagligindaki testi "kabul etmeyenler", ceset testini neden
kabul etsin ? Bir delilin delil olma niteligi, zaten "kanundisi yolla" elde
edildiginden artik mümkün degil. Bunun yerine Aydin Dogan çikip "benim
babamdir kardesim, mezarini açip inceleyin" dese, daha mantikli olurdu.

Fakat bunu derken aklima ilginç birsey geldi simdi. Olaya bir de tersten
bakalim ve varsayalim ki bu "ceset üzerinden test" mantigi dogru. Peki
birileri cesedi kendileri (güya çaldirip), sonra onu ortadan yoketmek
istemis olamaz mi ? Mesela su anda ceset nerede ? Biliniyor mu ? Resmen
deklare edilen yerde, gerçek cesedin oldugu ne malum ? Koç ailesinin
hirsizlari "affedivermesi" de çok ilginç gelmiyor mu ?

Yani olayda bir esrar perdesi olduguna katiliyorum ama bak bu tez, yazarin
öngördügünden daha egzantrik ve daha akla yakin duruyor. Ama bu da sadece
"ayaküstü" yazdigim birsey. Yani üzerinde etraflica düsünmedim.

Ben daha bilimsel bakmak gerektigini düsünüyorum. Buna göre;

1. O ceset oradan çikarilmak istendi. Bunu isteyenler "çok güçlü" insanlar,
bu kesin.
2. Ceset, iki garibana çaldirildi ama sonra affedilerek susturuldu. Ben bu
kisilerin ileride bir trafik kazasi ile ortadan kaldirilma ihtimalini bile
uzak görmüyorum.
3. Ceset baska yere nakledildi ve neden ?

Meseleyi DNA'ya baglamak da mümkün, dinsel sebeplere baglamak da mümkün ama
önce "somuttan" yola çikmak lazim. Ceset neden bulundugu konumdan
uzaklastirilip, gözlerden uzak hale getirildi ? Hayir adam çok yasli olmasa,
diyecegim ki "ölmedi ama ölü taklidi yapiyor" ama çok yasliydi.

Öte yandan VTR de delil olamaz. Çünkü al oradan, götür, tahlil yaptir, su
bu, tüm bu asamalar kesintisiz kaydedilemeyecegine göre, görüntüden sonuç
üretemeyiz.


>> 3. Abdi İpekçi'nin Milliyet için öldürülmesi hikayesi
>>
>> Bu da akla pek yatkın değil. İpekçi öldükten 10-15 yıl sonra el
>> değiştirdi Milliyet. Öldürüp, 10 sene sonra gazeteyi alırız demenin bir
>> anlamı yok. Kaldı ki, genel yayın yönetmeni nedir ki, gazetenin satışını

>> etkilesin ?
>
> Burda bir olayin 'üzerini örtme' olabilir, katiliyorum.

Bu daha akla yakin evet. Burada akla su soru geliyor;

Ipekçi'yi öldürenler ile bu "baba koç-ogul dogan" iddiasini ortaya atanlar
ayni odaklar mi ? Eger ayniysa, baska bir tezgahin tellali durumuna da
düsmemek lazim, aman dikkat. Yani Türkçe'siyle konusursak, dikkat et,
Ergenekon tarafindan "kullanilma" :)


>> 4. Çetin Emeç iddiası
>>
>> Bu, diğerinden daha komik bir iddia zira Çetin Emeç, son derece silik bir
>> şahsiyetti. Yani Abdi İpekçi gibi bir rolü de yoktu. Bakmayın körün ölüp

>> badem gözlü olduğuna, Hürriyet öncesinde bir "bulvar gazetesi" yönetmeni,
>> bir magazinciydi o kadar. Böyle bir konumdaki adam, nasıl olup da
>> Hürriyet gibi bir gazeteyi Koç'un almasına engel olabilir ?


>
> Belki engel olabilir ama burda da yukaridaki gibi bir durum var sanirim.
>
> Serdar Kuru hakkinda daha fazla bilgi sahibi olmak lazim, bunlari niye
> böyle yazdi acaba sorusuna cevap bulmak icin.

Evet. Yazilanlarda sifir delil var. Mantik örgüsü de yok ama olaganüstü
spekülatif. Neden yaziyor bunlari ? Ona da mi para verip yazdiriyorlar ? Ya
da baska bir tezgah mi var, iyice bir arastirmak lazim.


okeyci

unread,
Feb 25, 2009, 5:18:53 AM2/25/09
to
Array schrieb:

>>> Olay için 70'lerin baþýndan bahsediliyor. Doðan'a günde 300 araba demek,
>>> senede 110bin aracýn Doðan'a veriliyor olmasý demek. Diyelim ki fabrika
>>> üretiminin yarýsý bu Doðan'a tahsis edilmiþ olsun, bu da Koç'un o dönemde
>>> 220bin civarý araç ürettiðini söylemek demektir. Oysa o dönemde
>>> Türkiye'de toplam otomobil penetrasyonu (tüm markalar) býrakýn
>>> yüzbinleri, býrakýn onbinleri, binler seviyesindeydi anca. Yani iddianýn
>>> bu kýsmý kökten sallamasyon.

>> Gün kelimesi belki de ay olacak. Bir de böyle hesap etmekte fayda var :-)
>
> Bu, daha uygun. Ama matematiksel uygunlugu, "gerçekte öyle olup olmadigi"
> konusundaki süpheleri gidermiyor malesef. Olayin matematiksel uygunsuzluguna
> takilip, fiilen "dogrulugunu" arastirmadan, sadece matematiksel problemin
> giderilmesiyle açiga düsmek istemem. Yani ben hala bu Aydin Dogan - Koç
> "nesep iliskileri" konusundan emin degilim. Olabilir de, olmayabilir de. Ama
> olma ihtimali düsük olan bir sey olarak gördügüm gibi, bunun üzerine siyasal
> projeksiyon kurmanin riskleri de var.
>
>
>>> "kanýt" elde etmek zaten hukuken geçersiz. Ben o ceset kaçýrma olayýnýn
>>> arkasýnda, bir "din deðiþikliði" hikayesi olduðunu ve cesedin bir kilise
>>> mezarlýðýna gömülebilmek için kaçýrýldýðýný da duymuþtum ama o da akla
>>> pek yatkýn deðil. Ama ceset kaçýrma olayýnda bir "esrar perdesi" olduðu
>>> muhakkak. Fakat bu esrar perdesinin genetik testlerle ilgisi pek yok.
>> Olay zaten hukuki degil. Koc ailesinin iknasi icin gibi görünüyor.
>
> Koç ailesinin iknasi çok kolay yapilabilirdi. Bir saç kili ya da Vehbi
> Koç'tan kan örnegi buna yetiyor. Neden ceset kaçirilsin ki ?
>
>> Sagliginda rahmetliden DNA örnegi tabi ki alinabilirdi ama bu Koc ailesini
>> ikna etmeyebilirdi. Belki de denendi ve ikna etmedi. Fakat cesetten alinan
>> DNA örnegi ikna eder. Sanirim bunun VTR'si falan vardir :-)
>
> Farketmez ki, sagligindaki testi "kabul etmeyenler", ceset testini neden
> kabul etsin ? Bir delilin delil olma niteligi, zaten "kanundisi yolla" elde
> edildiginden artik mümkün degil. Bunun yerine Aydin Dogan çikip "benim
> babamdir kardesim, mezarini açip inceleyin" dese, daha mantikli olurdu.

Buradaki mantik, A.Dogan'in fazla etrafa yayilmadan, kendi nesebini Koc
ailesine kabul ettirme istegi olabilir.

> Fakat bunu derken aklima ilginç birsey geldi simdi. Olaya bir de tersten
> bakalim ve varsayalim ki bu "ceset üzerinden test" mantigi dogru. Peki
> birileri cesedi kendileri (güya çaldirip), sonra onu ortadan yoketmek
> istemis olamaz mi ? Mesela su anda ceset nerede ? Biliniyor mu ? Resmen
> deklare edilen yerde, gerçek cesedin oldugu ne malum ? Koç ailesinin
> hirsizlari "affedivermesi" de çok ilginç gelmiyor mu ?
>
> Yani olayda bir esrar perdesi olduguna katiliyorum ama bak bu tez, yazarin
> öngördügünden daha egzantrik ve daha akla yakin duruyor. Ama bu da sadece
> "ayaküstü" yazdigim birsey. Yani üzerinde etraflica düsünmedim.

Bravo, bunu düsünmemistim.

Burda Koc ailesinin amaci, o güne kadar yapilmadigindan emin oldugu
icin, muhtemel bir DNA testini tamamen devre disi birakmak amaciyla
cesedi ulasilamayacak bir yere götürüp gömmek olabilir. Fakat bu dahi
Aydin Dogan'in baba Koc'un oglu oldugu iddiasini güclendirir, hatta
kanitlar.

> Ben daha bilimsel bakmak gerektigini düsünüyorum. Buna göre;
>
> 1. O ceset oradan çikarilmak istendi. Bunu isteyenler "çok güçlü" insanlar,
> bu kesin.
> 2. Ceset, iki garibana çaldirildi ama sonra affedilerek susturuldu. Ben bu
> kisilerin ileride bir trafik kazasi ile ortadan kaldirilma ihtimalini bile
> uzak görmüyorum.
> 3. Ceset baska yere nakledildi ve neden ?
>
> Meseleyi DNA'ya baglamak da mümkün, dinsel sebeplere baglamak da mümkün ama
> önce "somuttan" yola çikmak lazim. Ceset neden bulundugu konumdan
> uzaklastirilip, gözlerden uzak hale getirildi ? Hayir adam çok yasli olmasa,
> diyecegim ki "ölmedi ama ölü taklidi yapiyor" ama çok yasliydi.
>
> Öte yandan VTR de delil olamaz. Çünkü al oradan, götür, tahlil yaptir, su
> bu, tüm bu asamalar kesintisiz kaydedilemeyecegine göre, görüntüden sonuç
> üretemeyiz.
>
>

>>> 3. Abdi Ýpekçi'nin Milliyet için öldürülmesi hikayesi
>>>
>>> Bu da akla pek yatkýn deðil. Ýpekçi öldükten 10-15 yýl sonra el
>>> deðiþtirdi Milliyet. Öldürüp, 10 sene sonra gazeteyi alýrýz demenin bir
>>> anlamý yok. Kaldý ki, genel yayýn yönetmeni nedir ki, gazetenin satýþýný

>>> etkilesin ?
>> Burda bir olayin 'üzerini örtme' olabilir, katiliyorum.
>
> Bu daha akla yakin evet. Burada akla su soru geliyor;
>
> Ipekçi'yi öldürenler ile bu "baba koç-ogul dogan" iddiasini ortaya atanlar
> ayni odaklar mi ? Eger ayniysa, baska bir tezgahin tellali durumuna da
> düsmemek lazim, aman dikkat. Yani Türkçe'siyle konusursak, dikkat et,
> Ergenekon tarafindan "kullanilma" :)

Haklisin. Biz entrika konusunda tecrübeye sahip degiliz. Bunlarin kodunu
cözmeye calisiyoruz. Gene de bir soru takiliyor kafama, diyelim ki
Ipekci'yi öldüren baska bir odak, neden olayi Koc'un üzerine yikmaya
calissin? Sessiz kalir, biter cünkü zaten cinayeti isleyip amaci neyse
ona ulasmis.


>>> 4. Çetin Emeç iddiasý
>>>
>>> Bu, diðerinden daha komik bir iddia zira Çetin Emeç, son derece silik bir
>>> þahsiyetti. Yani Abdi Ýpekçi gibi bir rolü de yoktu. Bakmayýn körün ölüp

>>> badem gözlü olduðuna, Hürriyet öncesinde bir "bulvar gazetesi" yönetmeni,
>>> bir magazinciydi o kadar. Böyle bir konumdaki adam, nasýl olup da
>>> Hürriyet gibi bir gazeteyi Koç'un almasýna engel olabilir ?


>> Belki engel olabilir ama burda da yukaridaki gibi bir durum var sanirim.
>>
>> Serdar Kuru hakkinda daha fazla bilgi sahibi olmak lazim, bunlari niye
>> böyle yazdi acaba sorusuna cevap bulmak icin.
>
> Evet. Yazilanlarda sifir delil var. Mantik örgüsü de yok ama olaganüstü
> spekülatif. Neden yaziyor bunlari ? Ona da mi para verip yazdiriyorlar ? Ya
> da baska bir tezgah mi var, iyice bir arastirmak lazim.

Arastirma olanagimiz maalesef cok kisitli. 'Iceriden' itiraf gelmedikce
aciklamak zor görünüyor. Ben bu yaziyi dogru kabul ederek degil, bir
ipucuna ulasabiliriz belki diye astim buraya. Görünen o ki bu sekilde de
netice alinamayacak.

Fakat Garih cinayetinde kodlar cözülüyor gibi. Bakalim bakalim...

0 new messages