Mehmet Agar Istanbul'da görev yaptigi sirada üç emniyet müdürünün emrinde
çalisti. Bunlar Sükrü Balci, Mustafa Yigit ve Ünal Erkan'di.
Istanbul Emniyet Müdürlügü'ndeki ilk yillarinda Istanbul Emniyet Müdürü
Sükrü Balci idi. Mehmet Agar'i iyi tanimak için onun yetismesinde ve
basarisinda büyük rolü oldugu söylenen Sükrü Balci'yi da bir parça tanimak
gerekir. Zira Agar daha sonralari Sükrü Balci'nin veliahti olarak
anilacaktir.
Sükrü Balci devletin üst kademesi tarafindan terörle mücadelede önemli bir
isim olarak taniniyordu. Ancak bu terör uzmani polis müdürü ayni zamanda
poliste rüsveti organize eden ve sistematik hale getiren kisi olarak da ün
salmisti. Trafik Sube Müdürlügü yaparken aldigi bu ününü 70'li yillarda
Istanbul'da Emniyet Müdür Muavinligi yaparken hem terörle mücadele alaninda,
hem de silah ve uyusturucu kaçakçilari ile ortakliklar kurarak daha da
arttirdi.
1973 yilinda, Istanbul Sikiyönetim Komutanligi'nin talimati ile silah ve
uyusturucu kaçakçiligi yapan Muhammet Akil Çubukçu, Hüseyin Ugurlu (Nam-i
diger Malatyali Hamal Hüseyin, Abuzer Ugurlu'nun babasi), Abuzer Ugurlu,
Mustafa Sabri Ugurlu, Zihni Ipek, Haci Mirza, Mustafa Mirza, Ömer Mirza,
Süleyman Abdullahoglu, Süleyman Sevket Yavuz, Sefer Bezal, Ali Bezal, Mehmet
Cantas, Nusret Demir, Fahri Bank, Nail Araz, Abdullah Sap, Hayrettin Yagci,
Necmettin Karadeniz, Nurettin Ormanci, Fahrettin Soysal, Süleyman Inan,
Dogan Yonucuoglu, Ali Yenigün, Mehmet Kapanoglu gibi taninmis kaçakçilar
gözaltina alinarak sorgulandi.
Sorusturma Istanbul Harbiye'deki Merkez Komutanligi'nda, MIT, polis ve
askerden kurulu bir karma ekip tarafindan yürütüyordu. Kaçakçilar 1966-1973
yillari arasinda Türkiye'ye 45 ayri parti halinde 27 milyon mermi ve 70 bin
civarinda silah sokmuslardi. Silah ve merminin kaynagi genellikle
Bulgaristan, müsterisi ise Türkiye'deki teröristlerdi. Yani gelen kaçak
mermilerin hedefi, MIT'i, askeri ve polisi ile güvenlik güçleriydi ve o
günlerde hemen hemen gün asiri bir görevli sehit veriliyordu.
Tahkikati yürüten ekip, o tarihte terörden sorumlu Emniyet Müdür Muavini
Sükrü Balci'nin Hüseyin Ugurlu ile ortaklik kurdugunu ve müteaddit kereler
para aldigini sahislarin ifadeleri ile tespit etti.
Istanbul'da "hamalbasi"liktan mafya patronluguna yükselen Hüseyin Ugurlu,
parasal yönden çok güçlü bir kisiydi. Gözaltina alinirken bulunan evraklari
arasinda valilerden, kaymakamlardan gelen yardim talepleri ile ilgili
mektuplar, bürokratlar ve askeri sahislarla beraber çekilmis bir çok
fotograflar bulundu. Sirkeci'deki is haninda arama yapan güvenlik
görevlileri, odalardaki çelik dosya dolaplarinin evrak yerine tepeden asagi
para desteleri ile dolu oldugunu görünce sasirmislar, paranin sayilmasi
saatlerce zaman almisti.
03 Aralik 1979 ila 11 Nisan 1980 arasinda Emniyet Genel Müdürlügü yapan eski
Malatya Valisi Rafet Küçüktiryaki'yi o makama Hüseyin Ugurlu'nun getirttigi
yaygin bir söylentiydi. Mehmet Agar'in Istanbul'a tayinini imzalayan da
Rafet Küçüktiryaki idi.
Emniyet Genel Müdürlügü Istihbarat Dairesi eski Baskanvekili ve
Genelkurmay'a bagli Bati Çalisma Grubu'nun belgelerini çalmak ve ordu
hakkinda istihbarat toplamakla suçlan "Köstebek Davasi" saniklarindan Bülent
Orakoglu ile ilgili bir haberde Orakoglu hakkinda söyle deniliyordu:
O, meslekteki "acemiligi"nin ilk bedelini, poliste rüsveti organize bir hale
getirdigi ileri sürülen eski Istanbul Emniyet Müdürü Sükrü Balci'yi,
uyusturucu kaçakçisi Abuzer Ugurlu ile iliskisi olan polis müdürü Rafet
Küçüktiryaki'ye sikayet ederek ödedi; terfi beklerken, Bismil'e "tayini"nin
çikartilmasini "kimi kime sikayet edecegimi bilememisim" diye degerlendirdi.
(Milliyet, 3 Kasim 2000)
Ugurlu ailesinin en taninmisi Abuzer Ugurlu idi. Adi birçok silah, sigara ve
uyusturucu kaçakçiligi olayinda duyuldu. Bulgaristan gizli servisine
çalistigi, 1970'li yillarda sag ve sol örgütlerin tümüne silah sattigi
belirtilen Abuzer Ugurlu, emekli jandarma astsubay Harun Gürel'in, Ipsala
Gümrük Müdürlügü'ne atanmasi için dönemin Gümrük Bakani Tuncay Mataraci'ya
rüsvet vermekten Yüce Divan'da yargilandi ve iki yil hapis cezasina
çarptirildi. Milliyet Gazetesi eski Basyazari Abdi Ipekçi'nin 1 Subat 1979
günü Istanbul'da öldürülmesi olayinin saniklarindan olan Abuzer Ugurlu,
Ipekçi suikastinin tetikçisi olmakla suçlanan ve Sikiyönetim Mahkemesi'nce
idam cezasina çarptirilan Mehmet Ali Agca'nin, 24 Kasim 1979 günü tutuklu
bulundugu Maltepe Askerî Cezaevi'nden kaçirilmasina yardim suçlamasiyla
Dogan Yildirim ile birlikte yargilanmis, Papa suikasti olayinda Mehmet Ali
Agca'ya yardim ettigi gerekçesiyle Italyan yargiçlar tarafindan ifadesine
basvurulmustu.
Sükrü Balci'nin ortaklarinin gücünü daha iyi anlamak için Abuzer Ugurlu'nun
esinin akrabasi olan uyusturucu kaçakçisi Süleyman Necati Topuz'un, Nurnberg
Baskonsoloslugumuz vasitasi ile alinan ifadesine bir göz atalim; "Türkiye'de
çok güçlü bir mafya teskilati var. Bu teskilat politikada etkili rol
oynuyor. Birçok politikaci sahsi menfaat veya politik kariyer için, bu mafya
teskilati ile isbirligi yapmaktadir. Abuzer Ugurlu bana 'yakinda her sey
eskisinden daha iyi olacak, zira hükümet degisecek. Bizimkiler bakan olacak'
dedi. Agustos 1978'de tekrar Istanbul'a gittigimde gümrük sefleri, gümrük
muhafaza memurlari, gümrük muayene memurlari, ki çogunu eskiden sahsen
tanirim, her gün Ugurlu'nun evine gelerek, bakan nezdinde tavassutta
bulunarak kendilerinin su veya buraya tayin edilmelerini istiyorlardi."
(Milliyet, 19 Haziran 2002, Ekrem Marakoglu'nun anilari)
Terörle mücadele ile görevli Istanbul Emniyet Müdür Muavini Sükrü Balci,
terörü yaratan önemli bir unsur olan silah ve uyusturucu kaçakçilarina ortak
olmustu. Bunun affedilecek yani yoktu. Görevliler, gözaltinda bulunan
kaçakçilarin beyanlarini ifadelere ve fezlekeye geçirdiler. Sükrü Balci o
tarihlerde ABD'de kurstaydi. Türkiye'de olsaydi gözaltina alinip ifadesinin
alinmasi ve yüzlestirilmesi gerekecekti. Bu sebeple fezlekede "yakalanamayan
saniklar" arasinda ismi yer aldi.
Dönemin Sikiyönetim Komutani, yakin tarihte vefat eden Faik Türün'dü.
Sorusturmayi yapanlari makamina çagirarak o anda Istanbul Emniyet Müdür
Muavini olan Sükrü Balci'nin terörle mücadele etmis ve asiri sola karsi çok
darbe vurmus bir kimse oldugunu, yolsuzluklarinin duyulmasi halinde bunun
sol mihraklarca istismar edilebilecegini belirtti. Görevlilerden yumusak bir
üslupla Sükrü Balci ile ilgili kisimlarin ifade ve fezlekeden çikarilmasini,
ayri bir dosya haline getirilerek kendisine iletilmesini rica etti. Konuyu
bizzat takip edecek ve Sükrü Balci'ya gereken cezayi verecekti.
Görevliler yüzlerce sayfalik ifadeleri ve fezlekeyi yeniden düzenleyerek
komutanin talimatini yerine getirdiler.
Amerika'dan dönen Sükrü Balci görevine devam etti ve herhangi bir isleme
tabi tutulmadi. 16 Aralik 1976'da "geçici görevle" Mardin'e Emniyet Müdürü
olarak atandi ve 1979'un son günlerinde Basbakan Süleyman Demirel tarafindan
Istanbul'a Emniyet Müdürü olarak atandi.
Ayni günlerde Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi Zahit Avcibasioglu,
Ankara'da kirk torba eroinle yakalaniyordu. Yeralti dünyasi Avcibasioglu'nun
uyusturucu cenneti Istanbul'un Narkotik Sube Müdürlügü'ne atanmasini
beklerken o bir sanssizlik neticesinde yakalanmisti. Daha önce Istanbul
disina tayini çikan Zahit Avcibasioglu'nun tayini bir bakanin ricasi ile
durdurulmustu. Avcibasioglu'nun özlük dosyasinda bakanin, 'Istanbul disina
yapilan atamanin durdurulmasi ricasi' notu duruyordu. Bakan, 3.ncü Ecevit
Hükümeti'nin Devlet Bakani, Sivas milletvekili Enver Akova idi. Istanbul
Yüksek Islam Esntitüsü mezunu Akova, 14,15 ve 16. dönem Sivas
milletvekilligi yapmis, Sivas Müftülügünde de bulunmustu.
Ünlü uyusturucu kaçakçisi Hüseyin Baybasin, Sükrü Balci ile birlikte is
yaptigini iddia edenler arasindaydi. Baybasin'e göre 1982 yilinda dönemin
Istanbul Emniyet Müdürü Sükrü Balci kendisinden " uyusturucu islerini
Avrupa'da yürütmesini" istiyordu. Uyusturucu kazanci Avrupa'da yasayan
Türkler için kurulacak sosyal kültürel derneklere aktarilacakti. Baybasin
1984'te bir ihbar üzerine Londra'da tutuklanincaya kadar isleri söylendigi
gibi yürüttü. Ingiltere'de Necdet Yilmaz sahte ismiyle cezaevindeyken
devletle iliskisi kesilmiyordu. Baybasin Ingiltere'de cezaevinde yatarken
Türkiye'de bir askeri hastaneden çürük raporu alip,askerlik subesine
gönderebiliyordu. ( Radikal -12 Kasim 1996, Gazete Pazar -26 Ocak 1997)
Baybasin, Türkiye'de kumar oynatanlar, fuhus isi yapanlar, hirsizlik
yapanlar, uyusturucu kaçiranlar rüsvet vermeden is yapamazlar diyor ve
"Benim verdiklerimin banka numaralari var. Verebilirim. Halen Emniyette üst
düzeyde olan sahislar var, getirtip konustururum" diyor, söyle devam
ediyordu:
"Ben o zaman Sükrü Balci'yla görüsüyordum. Istanbul Emniyet Müdürüydü.
Narkotik Sube Müdürü, Müdür muavini ve ekipler amiriyle görüsüyordum. Onlar
bana diyordu kiminle görüs, kiminle ne yap. Mesela o zaman bana emniyet
yetkilileri gelir bir telefon numarasi verirlerdi. Hollanda'dan, Almanya'dan
onlari ara "Ben Hüseyin Baybasin'im" de, "Sizi yakarim, keserim, parayi
verin" de derlerdi. Ben de yapiyordum.
Baybasin, Mehmet Agar ile birlikte, bir yemekte çekilmis fotografi
göstererek, "Bana kimlik veren bizzat Mehmet Agar'in kendisidir. Benim elime
kaç kez Mehmet Agar'in kendisi verdi pasaportu, ...ama benim size anlattigim
dönemlerde 1983'lerde Istanbul'da en üst Sükrü Balci'ydi. Balci, Agar'a
söylerdi, o da bize getirirdi." diyor.
Gazeteci Mehmet Barlas, Sükrü Balci ile ilgili bir anisini söyle anlatiyor:
"12 Eylül askeri rejiminin en yogun günlerindeydik.. 1981 veya 82 olmali
yil.. Ben "Millilyet"te basyazilari yaziyordum.. Bir sabah, simdi rahmetli
olan Örsan Öymen'in, gözaltina alinip, Gayrettepe'deki Emniyet Müdürlügü'ne
götürüldügünü söylediler.. Otomobile atlayip, Gayrettepe'ye gittim.. Emniyet
Müdürü, rahmetli Sükrü Balci'ydi.. Onun makamina aldilar beni.. Balci'yi,
ben Cumhuriyet gazetesinde yazarken ve o Istanbul Trafik Müdürü'yken
tanimistim.. Sükrü Balci'ya sordum.. - Neden Örsan Öymen'i gözaltina
aldiniz?. Anlatti.. Rahmetli Örsan'in Almanya'daki bir radyoda, 12 Eylül
rejimini elestiren yayinlarini biri ihbar etmis.. Onun üzerine, Örsan Öymen
Türkiye'ye gelince gözaltina almislar.. Siki Yönetim Komutanligi'nin emriyle
olmus bu islem.. Sikiyönetim komutanini aramasini rica ettim Balci'dan..
Arayip, telefonu bana verdi.. "Alo, ben Mehmet Barlas" dedim.. Karsimdaki
ses de, " Alo, ben Kemal Ilicak" dedi. Meger rahmetli Kemal Ilicak, o
zamanki Sikiyönetim Komutani'ni ziyaret ediyormus.. Komutan odadan bir an
için çikmis.. Telefon çalinca Ilicak açmis.. Demek sans bizden yanaydi..
Tabiî çok sevindim.. Kemal Bey'e durumu anlattim.. Komutana söylemesini ve
Örsan'i kurtarmak için çaba göstermesini rica ettim.. Ilicak,
meslekdaslarinin zor aninda, hep yanlarinda olan bir gazeteci-patrondu..
Komutan odaya dönünce, ona Örsan için sefaatte bulundu.. Ikna etmis olmali,
komutan telefonu aldi.. Örsan Öymen'in birakilacagini söyledi bana.. Sonra
telefona Sükrü Balci'yi istedi.. Ona, "Öymen'i birakin" talimatini verdi..
Bir polis esliginde, en asagi kata indim.. Siyasi Sube'de sorgusunu bekleyen
Örsan Öymen'i aldim.. Dogru, bizim eve getirdim.. Ertesi gün Almanya'ya
giden bir uçak varmis.. O uçaga, telefonla yer ayarladik.. Örsan o gece
bizim evde kaldi.. Ertesi sabah, hava alanina gitmeden, Milliyet gazetesinin
Cagaloglu'ndaki binasina ugramak istedi. Gittik.. Yaziislerindeki
arkadaslar, Örsan'in çevresini sardi.. Herkes, Örsan kurtuldugu için, çok
sevinçliydi.. Örsan da, bu sevgiden ötürü coskuluydu.. Arkadaslarla
konusurken, Sükrü Balci'yi elestiren, biraz agir ifadeli sözler söylüyordu.
O sirada, Milliyet mensuplarindan bir genç arkadas geldi yanima.. - Sizi
telefondan istiyorlar, dedi.. Telefonu aldim.. Karsimda Sükrü Balci vardi..
Söyle dedi.. - Su anda Örsan Öymen benim hakkimda ileri geri konusuyormus..
Söyle kendisine.. Bir daha elime geçerse kurtulamaz.. Örsan'a gidip,
Balci'nin sözlerini aktardim.. Hemen sustu.. Sonra onu uçaga bindirip,
Almanya'ya yolcu ettik. Iste böyle bir anim var.. Milliyet'in
yazi-islerindeki bir konusmayi, aninda, Istanbul Emniyet Müdürü'ne "biri"
duyurmustu özetle.." (18.Haziran 2000)
Bir diger ani da Gazeteci Ugur Dündar'dan:
"Yanilmiyorsam o tarihlerde Istanbul Televizyonu'nda Program Müdürü olarak
görev yapiyordum. Oraya bir protokol görevi için gitmistim. Tarik Akan'in
gözaltina alindigini herkes duymustu. Dostum olmamasina ragmen Sayin Tarik
Akan'i görüp, ona elimden gelen yardimi yapmak için çirpindigimi çok iyi
hatirliyorum. Ayrica görüsebildigim tüm yetkililere Akan'a büyük haksizlik
yapildigini, sorumlularin tarih önünde çok zor durumda kalacaklarini
anlattim.
Kaldi ki dönemin Istanbul Emniyet Müdürü merhum Sükrü Balci'nin benim
görüsümle ilgili bakis açisi da Tarik Akan'a olandan farksizdi. Beni de
içeri almak için çok ugrasti. Bu sözlerimin canli tanigi, Içisleri eski
bakani Sayin Sadettin Tantan'dir.
Sükrü Balci bu kanaaatini, dönemin Istanbul Mali Sube Müdürü Tantan'in
makaminda, tehdit dolu sözlerle ifade etmekten çekinmemisti. Tehditlerine
pabuç birakmadigimi ve TRT'ye yaptirmak istedigi güdümlü programlara karsi
çiktigimi görünce, çesitli tuzaklar kurdu. Hatta TRT'deki odama yasa disi
örgüt mensubu görünümünde sivil polisler bile gönderdi. O yillarda sadece
Tarik Akan degil hepimiz derin acilar çektik.Gerçegi tam olarak görebilmek
için ona degisik açilardan da bakmak gerekir. (Milliyet 18 Mart 2002)
.........