> ogrencileri dunyanin cesitli yerlerine okutmaya gonderiyor. Bu
> ogrencileri dogru durust takip etmiyor. 1980'li yillara kadar
> bu ogrencilerden J-1 vizesi almalari bile istenmiyordu (F-1 aliyorlardi).
>
> Evvelki sene o zamanki basbakanimiz (Prof. Dr. Tansu Ciller )
> universite sinavinda ilk 100'e giren ogrencilerin hepsini ABD'ye
> okumaya gonderecegini aciklamisti. Allahtan (!) 5 Nisan ekonomik
> krizi cikti da bu vaat unutuldu. :-)
Bu vaat unutulmadi. OYS Fen ve Matematikte ilk 200 e giren ogrenciler
kendi bolumlerinde, America daki yada baska yabanci ulkelerdeki ilk 20
universiteye basvurdular ve MIT ye giden bile oldu.
3 seneden beri her yil 18-20 arasinda undergrad yabanci ulkelere
gonderiliyor. J-1 vizesi verilerek.
> :
> :
> >5. Yurtdisina motive olmus, nitelikli burslu ogrenciler gonderilmesi,
> >(Ornegin ABD'ye gidecek ogrencilere, en iyi 40 universitenin birinden
> >kabul almalari burs verilmesine bir kosul olarak istenebilir), ve destegin
> >surmesinin basarilarina baglanmasi. En onemlisi bu burslar uzun donemli
> >borclar olarak duzenlenmelidir, garanti edilmis is imkani olarak degil!
> > :
> > :
> > :
S.C.T'de Prof. Selman Akbulut'un yazisi ile ilgili bir tartisma oldu mu
bilemiyorum. SCT'yi pek iyi takip etmiyorum. Bu konuda baska yazilar
yazildiysa, yazarlar yazilarini bana yollarlarsa memnun olurum.
Asagida kendi goruslerimi yaziyorum.
A. Enis Cetin
Bilkent Universitesi
>TURKIYE YUKSEK OGRETIMDE ULUSLARARASI PLATFORMDA YARISMALI MI?
Bence baslik 'Turkiye'de Universite Olmali mi' olmaliydi. Turkiye'de
maalesef gercek anlamda bir universite hic bir zaman kurulamadi [1].
Ornegin su anda ziyaretci ogretim uyesi olarak bulundugum 'Univ of
Minnesota gibi bir okul Turkiye'de yok. Bazi iyi girisimler gecmiste
olmus ama bunlar kalici olamamis. Herhalde en kapsamli girisim
Mustafa Kemal'in Almanya'dan kacan yahudi ve sosyalist profesorleri
Turkiye'ye getirdigi sirada olmus. Daha sonra ODTU kurulmus. Daha
onceleri Osmanlilar Fransa'dan Almanya'dan adamlar getirtmisler
ama girisimler hep yarim kalmis [2].
Turkiye Cumhuriyeti'nin iyi bir universite kurmak konusunda
kesin bir karar verip boyle bir okula yilda en az 250 milyon dolar
ayirmasi lazim. 'Farkli gazete Zaman'da gecen hafta
'Petrol Universitesi yolda' diye bir haber vardi. Sevine sevine
Petrol Universitesi'nin yakinda acilacagi anlatiliyordu. Memleketin
her tarafinda universite adi altinda yerler acarak hic bir yere
ulasilmaz. Paralar carcur olur. Bir sehirde 'universite' acilmasi
demek yuzlerce hademe, memur kadrosu cikmasi demek. 'Universite'
diye acilan kurumlar, 'wellfare' ofisi gibi calisip, milletvekillerinin
kendi taraftarlarini isdihdam ettirebilecekleri yerler olarak
gorulmektedir.
>Turkiye'deki universitelerin problemlerine cogumuz asinayiz. Bir problemin
>cozumune yonelik baslangictaki en onemli adim problemin anlasilmasi,
>bundan sonraki en belirleyici adim ise probleme uygun cozumun bulunmasi ve
>uygulanmasidir. Bu dogrultuda basariya ulasmak icin de mutevazi, ortak bir
>hedef cercevesinde gorus birligine varmaliyiz. Yukaridaki hususlari
>hatirda tutarak, asil konumuza su soruyu sorarak girmek istiyorum:
>"Turkiye'de uluslararasi standartlarda ust duzeyde bir-iki universite ve
>arastirma enstitusu olmali midir?" Kisaca "Turkiye'nin bir Princeton'i
>veya Harvard'i olmali midir?"
Koc Universitesi 'Darthmouth College' olmayi hedefliyor. Bilkent
Universitesi 'dunyanin en iyi iki uc universitesi arasina girmeyi'
hedefliyor. 80. ilimizin parlementerleri 80. 'universiteyi'
kurmayi hedefliyor. Hedef cok da arastirmaci ve para yok. Ne Koc
Universitesi'nin butcesi Darthmouth olmaya ne de Bilkent'in en iyi
uc okuldan biri olmaya yeter. Bilkent Provost'una gore okulun en iyi
bolumlerinden biri olan Elektrik Muh Bolumu. Bolumun ogretim uyesi
sayisi 15'tir (Bu bolum su and TR'nin 3. buyuk EE bolumudur). Bu sayinin
25'in ustune cikmasi lazimdir. Ama para yoklugundan yeni ogretim
uyesi alinamamaktadir. Bilkent'in yillik butcesi $50 - 60 M civarinda.
Bunun $15 M dolarini devletten aliyormus. Koc Univ'in butcesi
5-10 M civarinda idi. ODTU'nun veya diger devlet okullarinin
butcesini bilemiyorum ama bu paralar cok dusuk paralar.
Devlet ise elindeki parayi lise denemeyecek kurumlarda carcur ediyor.
Her acilan 'universite' para emiyor. Devlet iki yillik turizm
okulu ya da bilgisayar egitimi kursu acmak isteyene izin vermiyor,
ama kendisi Anadolu'daki her hastaneyi cekinmeden tip fakultesi
(hic bir akreditasyon yok) yapiyor. Hukuk fakulteleri , muhendislik
fakulteleri hep boyle. 'Universite' acacaklarina 'bize
oy verenler gelin size asgari ucret verelim' deseler ekonomiye
pozitif katkilari olur. Hic olmazsa okulda 'calisacak' olan hademe
belki baska bir is daha yapar. :-)
>Bu, "buyuk bir bilgisayarda yuksek
>performansa sahip mikro-islemci kullanmaya oncelik verilip verilmemesine"
>benzerdir; "oncelik vermeli miyiz?" Eger cevabiniz evet ise, asagidaki
>mutevazi onerilerimi okuyabilirsiniz; aksi taktirde onerilerim gercek disi
>gorunecektir. Bu noktadan itibaren cevabin "evet" oldugunu varsayarak
>devam ediyorum. Turkiye'deki matematik bolumlerinin sorunlarina bir derece
>asina olan bir matematikci olarak, diger disiplinlerle ilgili yanlis gorus
>sunmamak icin kendimi daha dar bir cerceveyle sinirliyorum: "Turkiye
>uluslararasi matematik camiasina yarisma esaslari cercevesinde katilmali
>midir?", eger cevap evet ise, "nasil bir yol izlemeliyiz?" Matematik
>Bolumleri hakkindaki yazdiklarimin genel olarak diger disiplinler icin de
>gecerli olacagini saniyorum. Yukaridaki hedefe ulasma dogrultusundaki
>mutevazi onerilerim asagida siralanmistir:
>1. Dunyanin ust duzey universiteleri ile yarisacak, ortak isler yapacak,
>ve iliskiler kuracak; yurt icinde de uluslararasi standartlari duzenleyen
>bir kac model universite ve enstitunun kurulmasi. Ozellikle bu,
>universitelerin "Kurum Disi Degerlendirme" surecine acilmasi demektir,
>tipki iyi bilimsel makalelerin yayinlanabilmesi icin konuda uzman dis
>hakemlerin degerlendirmesinden gecirilmesi gibi, dunyanin buyuk bir
>bolumundeki gelismekte olan kaliteli universiteler, periyodik olarak dis
>degerlendirme surecinden gecirilir). Mamafih, bu dis degerlendirme
>sureciyle, sadece "derslerin akredite edilmesini" degil; ogretim uyesinin,
>arastirma, ogretim, ve akademik programlarinin kapsamli periyodik
>degerlendirilmesini kastediyorum. Dis degerlendirme icin dunyadaki saygin
>akademisyenlerin yardimini istemeden once kapsamli bir "ic degerlendirme
>sureci" tamamlanmalidir. Amerika'da cogu arastirma universitelerinin,
>aldiklari mali destegi savunabilmek icin bu surecten periyodik olarak
>gecmeleri gereklidir. Tabii ki, "arastirma projesi destegi", "lisans ustu
>ogrencisinin yetistirilmesi", "servis" ve de genel olarak ogretim, bir
>bolumun degerlendirilmesindeki ana ogelerdir.
Kurum Disi Degerlendirme Bilkent Universitesi'nde 4 sene once yeni
gelen rektor Ali Dogramaci tarafindan baslatildi. 4 yildir butun
atamalar bu sekilde yapiliyor. Bu yuzden de bazi bolumlerde yukselmelerin
cok yavasladigini biliyorum. Son 4 yilda bizim bolumden (Elektrik
Muhendisligi ) yapilan yayin ( uluslararasi dergilerde) sayisi
cok artti. Kisi basina yayin galiba ABD'deki iyi universitelerin
duzeyine ulasti. Turkiye'deki diger universitelerle karsilastirilmayacak
bir duzeye ulasti (Cumhuriyet gazetesi Bilim ve Teknik ekinin
yaptigi bir istatistige gore). Universitenin diger bolumlerini tam
bilemiyorum. Kurum Disi Degerlendirmenin basarili olabilmesi icin
once bolumdeki ogretim uyelerinin ve ogrencilerinin belli bir
potansiyele sahip olmasi lazim. Eger bu potansiyel yoksa okulun
bazi bolumlerini tamamen ders veren bolumler duzeyine de indirebiliyor.
(Ogretim uyesinin yukselme sansi kalmayinca dersini verip okuldan cekip
gidiyor. Isten de atilamiyor. Cunku yerini dolduracak eleman yok. Selman
'yarisma' kelimesini seviyor ben de benzer bir ornek vereyim: Yuksek
atlama yarismasinda cita cok yukseltilince yarismacilar citanin
ustunden gecmeyi denemek yerine altindan gecmeyi tercih ediyorlar.)
Bolumlerin akredite edilmesi meselesini ise ODTU baslatti. ODTU'de
boyle bir is olunca Bilkent'tekiler 'ODTU'de olurda bizde olmaz mi
deyip' onlar da akreditasyon isine giristiler. Sonucta bu islem bizim
Elektrik Muhendisligi Bolumunun verdigi 'undergrad' egitimine pozitif
yonde bir katkida bulundu. Ama cok da buyuk bir faydasi oldugu
soylenemez.
Bir baska onemli husus da 'Provost' makami. Bu makam Turkiye'de sadece
Bilkent'te var. Bolumleri vs'yi degrlendirecek, onlara 'feedback'
verecek bir makam obur okullarda maalesef yok.
>2. Bu model universite ve enstitulerde calisanlara dunyadaki benzeri ust
>duzeydeki kuruluslarda verilene esdeger maas verilmesi, bolum
>kutuphaneleri, ve bilgisayar aglari seviyelerinin "ust duzey dunya
>standartlarinda" kurulmasi, ogretim yukunun de dunyadaki ileri arastirma
>universiteleri seviyesine ayarlanmasi. Dunyadaki kuvvetli akademisyenlere
>gorev verilmesi, ve bunlardan ustun performans beklenmesi. Ornegin, bir
>arastiricinin ucretindeki artis hakkinda karar verilirken, arastirmalari,
>uluslararasi uzmanlarca degerlendirilebilir, (ayrica ogretim ve servis
>duzeyleri yerel olarak degerlendirilebilir.)
Bunlar Bilkent'te yapiliyor.
> 3 ve 4. kisimlari sildim. [aec]
>Yurt disina gonderdigimiz binlerce yuksek lisans ve doktora ogrencisine
>okul masraflarinin yanisira ayda 1000'er dolar oderken,
Bu da baska bir para carcur etme yolu. Devlet ani kararlarla olur olmaz
ogrencileri dunyanin cesitli yerlerine okutmaya gonderiyor. Bu
ogrencileri dogru durust takip etmiyor. 1980'li yillara kadar
bu ogrencilerden J-1 vizesi almalari bile istenmiyordu (F-1 aliyorlardi).
Evvelki sene o zamanki basbakanimiz (Prof. Dr. Tansu Ciller )
universite sinavinda ilk 100'e giren ogrencilerin hepsini ABD'ye
okumaya gonderecegini aciklamisti. Allahtan (!) 5 Nisan ekonomik
krizi cikti da bu vaat unutuldu. :-)
>yurt icinde saygin
>arastirmalar yapan bir avuc dinamik ogretim uyemizin (yerli veya yabanci)
>500 dolarlik maasla (bu satirlar Haziran 1996'da yazilmistir) perisan
>durumlarini gozlemek beni huzne bogmaktadir, bu son derece adil olmiyan
>bir durumdur, hatta bu bir kiyimdir!
:
:
>5. Yurtdisina motive olmus, nitelikli burslu ogrenciler gonderilmesi,
>(Ornegin ABD'ye gidecek ogrencilere, en iyi 40 universitenin birinden
>kabul almalari burs verilmesine bir kosul olarak istenebilir), ve destegin
>surmesinin basarilarina baglanmasi. En onemlisi bu burslar uzun donemli
>borclar olarak duzenlenmelidir, garanti edilmis is imkani olarak degil!
> :
> :
> :
>Pozitif taraftan bakacak olursak TUBITAK bu problemlerin cogunun farkinda
>olarak, bazi reformlari baslatmis gozukuyor. Ornegin, TUBITAK gecmis 5
>yilda uluslararasi birtakim ust duzey konferanslari her yil desteklerken
>bu tur arastirma konferanslarina uluslararasi standartlar getirmeyi
>basardi.
TUBITAK Ankara'nin merkezinde sehrin en buyuk gokdelenlerinden
birini isgal etmektedir. Yuzlerce burokrat bu binada caylarini
icmekte. TUBITAK butcesinin sadece %10'unu universitelerde arastirma
yapanlara dagitmaktadir (NSF ise %80'ini). (Binayi satarak
$30-40 Milyon dolar kaynak saglayabilirler :-).
TUBITAK'taki burokratlari proje ya da arastirma laboratuvari
degerlendirilmesi konusunda cok basarisizdir.
(Bu konuda ornek isteyene n tane ornek verebilirim).
"Leopar tanklarinin mucidi , bilim adami , milletvekili,
milli teknolojiye ilgisi olan Basbakan Prof. Dr. Necmeddin
Erbakan [3]" TUBITAK yonetimini degistirmek icin calismaktadir.
Insallah ehil kisileri yonetime getirir.
> :
> :
>yukseltilmesi, gibi konular burada ele alinmadi. Burada vurgulanan genelde
>yuksek ogretimimizde model teskil edebilecek uluslararasi duzeyde birkac
>universite ve arastirma merkezine olan ihtiyacimizdir.
Bu gorusunuze yurekten katiliyorum. Boyle bir seyin gerceklesmesi
icin politik iradenin karar vermesi gereklidir. Ancak simdiki
Millet Meclisi'nin gundeminde uluslararasi duzeyde bir universite [4]
kurmak gibi bir seyin oldugunu hic sanmiyorum.
Bahsettiginiz turde bir kurumu kurmak icin gerekli olan
250 milyon dolar/yil (benim tahminim) gibi bir para Turkiye icin
cok buyuk bir para degildir. Turkiye bu parayi cok cesitli sekillerde
saglayabilir.
[1] Cahit Arf. Cumhuriyet Gazetesi 1988 yilinda bir yazi disizi.
[2] Adnan Adivar, Osmanli Turklerinde Ilim, Remzi Kitabevi, (orijinali
Paris Univ Press tarafindan 1945 de basilmistir).
[3] Basbakan Necmettin Erbakan'i tasvir eden bu cumleyi
Zaman Gazetesi'nin , 18 Kasim 1996 sayisindan aynen aldim.
[4] Universite kurmak icin Meclis'ten kanun cikmasi gerekiyor.
>
>Bahsettiginiz turde bir kurumu kurmak icin gerekli olan
>250 milyon dolar/yil (benim tahminim) gibi bir para Turkiye icin
>cok buyuk bir para degildir. Turkiye bu parayi cok cesitli sekillerde
>saglayabilir.
>
Olaya birde su acidan bakalim. Devlet diyelim yilda 250 milyon dolar
harcamayi goze alip, "elitist" bir universite kurdu. Eger, bu universite
yilda 2000 ogrenci alirsa, devletin "tek" bir ogrencinin yetismesi icin
yaklasik 150 bin ile 200 bin dolar para harcamasi gerekir. Kisi basina
milli gelirin 2,500 dolar oldugu bir ulkede, devletin secmece bir kac
kisiye bu kadar buyuk paralar harcamasi ne kadar mantikli bir karar.
Sonra, bu insanlar aldiklari egitime uygun bir is arayip,
Amerika veya Avrupaya gitmeye karar verirlerse ne olacak?
Mehmet GULSEN,
In article <328FEA...@usc.edu>, Zahir Yilmaz Alpaslan <alpa...@usc.edu> writes:
|> A. Enis Cetin wrote:
|> ..
|> ..
|> ..
|>
|> > ogrencileri dunyanin cesitli yerlerine okutmaya gonderiyor. Bu
|> > ogrencileri dogru durust takip etmiyor. 1980'li yillara kadar
|> > bu ogrencilerden J-1 vizesi almalari bile istenmiyordu (F-1 aliyorlardi).
|> >
|> > Evvelki sene o zamanki basbakanimiz (Prof. Dr. Tansu Ciller )
|> > universite sinavinda ilk 100'e giren ogrencilerin hepsini ABD'ye
|> > okumaya gonderecegini aciklamisti. Allahtan (!) 5 Nisan ekonomik
|> > krizi cikti da bu vaat unutuldu. :-)
|>
|>
|> Bu vaat unutulmadi. OYS Fen ve Matematikte ilk 200 e giren ogrenciler
|> kendi bolumlerinde, America daki yada baska yabanci ulkelerdeki ilk 20
|> universiteye basvurdular ve MIT ye giden bile oldu.
|> 3 seneden beri her yil 18-20 arasinda undergrad yabanci ulkelere
|> gonderiliyor. J-1 vizesi verilerek.
Bizim universiteye de (Iowa State Univ.) benim bildigim 2 kisi oyle geldi.
Fakat, onlarin bilmedigi benim de anlamadigim bu ogrencilerden beklenen nedir?
Lisans egitimleri bitince Turkiye'ye donup ne yapacaklar, yoksa
lisansustu egitime devam etmeleri mi bekleniyor?
--
Tankut Atan
tan...@iastate.edu
"Achtung, baby!"
Bu olaya bu kadar basit yaklasmsamak lazim. Ornegin Israil'in
Technion (Israiel Inst. of Tech)'in civarindaki sirketler (spin-off
companies) yilda 400 milyon dolar;lik ekonomiye katma deger
uretiyorlar.
Boyle bir okulu 'elitist' olarak gormeniz de yanlis. Bu universite
Turkiye'nin ihtiyaci olan insanlari uretecek okul olacaktir. Sadece
undergrad egitim degil Turkiye'de dogru durust verilmeyen graduate
egitimi baslatacaktir. Turkiye'de hic bir universitenin kapsamli
bir graduate programi yoktur. Disariya gidenler gider, kalanlar
kalir. Uluslararasi duzeyde insan yetistirirseniz baska yerlerden
insanlar da Turkiye'dye gelirler. Bilkent'in bazi bolumlerinde oldugu
gibi.
Turkiye'de bilgisizlikten dolayi buyuk paralar carcur edilmektedir.
Ornekler : Keban Baraji : Yanlis yere kuruldugu icin omrunu cok kisa
zamanda tamamlayacak.
Gokova Santrali: Yanlis yere kuruldugu icin dogru durust
calismiyor.
Bolu Tuneli: Bolu daginda fay oldugu icin tunel bir turlu
bitirilemiyor.
DPT'de iyi yetismis elemanlar olsaydi bu kararlar alinirken dogru
yerleri secerler ve memlekete 1 milyar dolar zarar vermemis olurlardi.
Yukaridaki ornekleri cogaltmak mumkun. Gecen sene bir devlet kurumundan
bizi aradi bir memur. Efendim bizim SUN is-istasyonlarimiz var.
bunlarla 'telefon hatlari uzerinden data transferi mumkun
degil diyorlar, bir ihale acacagiz,
iki binamiz arasinda (Eskisehir ve Ankara) ozel data hatti kuracagiz.
Siz sartname yazilmasinda yardimci olur musunuz ? iBoyle bir
isin maliyetini dusunebiliyor musunuz ? Eskisehir ile Ankara arasina
kablo doseyecekler. Halbuki bir modem yazilimi ile halledilebilecek
mesele. Bu iyi niyetli memur olmasa durumu dusunun. vs vs.
Turkiye'de 2500 dolar kadar da kayitsiz ekonomi vardir. Turkiye'nin
GNP'si 259 milyar dolardan fazladir. Onun icin 250 milyon dolar
cok para degil.
Dunya;daki gelismis ulkeler GNP'lerinin onemli bir kismini R&D'ye
harciyorlar. Ben burada Turkiye'nin R&D'ye harcadigi GNP'sini
yuzde bir evet sadece %1 artirmasini oneriyorum.
A. Enis Cetin
ODTU'nun, Bogazici'nin vs. universitelerin bu kadar
bariz hatalari bile goremiyecek insanlar yetistirdigi ortada.
Fakat, yilda 250 milyon Dolar yiyecek universitenin tum bunlara
derman olacaginin garantisi nerede? O da sizin yukarida yazdiginiz
listeye bir ek olmaktan oteye gidemez ise n'olacak?
>Turkiye'de 2500 dolar kadar da kayitsiz ekonomi vardir. Turkiye'nin
>GNP'si 259 milyar dolardan fazladir. Onun icin 250 milyon dolar
>cok para degil.
Aslinda devlet harcamalarini butceden yapar. Bildigim
kadariyla devletin yilda harcadigi para 25 - 30 milyar Dolar.
Butce'nin %1'nin tek bir kuruma harcanmasi hic de azimsanmayacak
bir olay. Bahsettiginiz rakam, devletin tum orta egitim kurumlarina
harcadigi para seviyesinde olabilir (personel giderleri haric).
>Dunya;daki gelismis ulkeler GNP'lerinin onemli bir kismini R&D'ye
>harciyorlar. Ben burada Turkiye'nin R&D'ye harcadigi GNP'sini
>yuzde bir evet sadece %1 artirmasini oneriyorum.
Haklisiniz. Hatta belki de daha fazlasinin harcanmasi gerek.
Ama onemli olan nasil, nereye ve ne zaman harcamak. Yani, beklenen getiriyi
dogru olarak tanimlayabilmek ve o getiriyi saglayabilecek kurumlara
mali destegi saglamak. Keban barajinin yanlis tasarlandigi iddiasi
ile "super universite" arasinda cok muphem bir iliski var gibi.
Mehmet GULSEN,
>A. Enis Cetin
>
> > Selman:
> >TURKIYE YUKSEK OGRETIMDE ULUSLARARASI PLATFORMDA YARISMALI MI?
> >......
> >1. Dunyanin ust duzey universiteleri ile yarisacak, ortak isler yapacak,
> >ve iliskiler kuracak; yurt icinde de uluslararasi standartlari duzenleyen
> >bir kac model universite ve enstitunun kurulmasi. Ozellikle bu,
> >universitelerin "Kurum Disi Degerlendirme" surecine acilmasi demektir,
> >tipki iyi bilimsel makalelerin yayinlanabilmesi icin konuda uzman dis
> >hakemlerin degerlendirmesinden gecirilmesi gibi, dunyanin buyuk bir
> >bolumundeki gelismekte olan kaliteli universiteler, periyodik olarak dis
> >degerlendirme surecinden gecirilir). Mamafih, bu dis degerlendirme
> >sureciyle, sadece "derslerin akredite edilmesini" degil*; ogretim uyesinin,
> >arastirma, ogretim, ve akademik programlarinin kapsamli periyodik
> >degerlendirilmesini kastediyorum. Dis degerlendirme icin dunyadaki saygin
> >akademisyenlerin yardimini istemeden once kapsamli bir "ic degerlendirme
> >sureci" tamamlanmalidir. Amerika'da cogu arastirma universitelerinin,
> >aldiklari mali destegi savunabilmek icin bu surecten periyodik olarak
> >gecmeleri gereklidir. Tabii ki, "arastirma projesi destegi", "lisans ustu
> >ogrencisinin yetistirilmesi", "servis" ve de genel olarak ogretim, bir
> >bolumun degerlendirilmesindeki ana ogelerdir.
> Enis Cetin:
> Kurum Disi Degerlendirme Bilkent Universitesi'nde 4 sene once yeni
> gelen rektor Ali Dogramaci tarafindan baslatildi. 4 yildir butun
> atamalar bu sekilde yapiliyor.
Simdilik baska bolumlerin isine burnumu sokmadan sorayim: Eger Bilkent
Matematik "Outside Review" olduysa bu "Outside Review" komitesi uyeleri
kimlerdir? ve yazdiklari rapor nerededir? bana iletebilir misiniz?? Benim
tahminim: Bilkent Matematik bu prosesden gecmemistir, hataliysam bu konuda
duzeltilmeye hazirim...
> Enis Cetin:
> Bu yuzden de bazi bolumlerde yukselmelerin
> cok yavasladigini biliyorum. Son 4 yilda bizim bolumden (Elektrik
> Muhendisligi ) yapilan yayin ( uluslararasi dergilerde) sayisi
> cok artti. Kisi basina yayin galiba ABD'deki iyi universitelerin
> duzeyine ulasti. Turkiye'deki diger universitelerle karsilastirilmayacak
> bir duzeye ulasti (Cumhuriyet gazetesi Bilim ve Teknik ekinin
> yaptigi bir istatistige gore). Universitenin diger bolumlerini tam
> bilemiyorum. Kurum Disi Degerlendirmenin basarili olabilmesi icin
> once bolumdeki ogretim uyelerinin ve ogrencilerinin belli bir
> potansiyele sahip olmasi lazim. Eger bu potansiyel yoksa okulun
> bazi bolumlerini tamamen ders veren bolumler duzeyine de indirebiliyor.
> (Ogretim uyesinin yukselme sansi kalmayinca dersini verip okuldan cekip
> gidiyor. Isten de atilamiyor. Cunku yerini dolduracak eleman yok. Selman
> 'yarisma' kelimesini seviyor ben de benzer bir ornek vereyim: Yuksek
> atlama yarismasinda cita cok yukseltilince yarismacilar citanin
> ustunden gecmeyi denemek yerine altindan gecmeyi tercih ediyorlar.)
>
> Bolumlerin akredite* edilmesi meselesini ise ODTU baslatti. ODTU'de
> boyle bir is olunca Bilkent'tekiler 'ODTU'de olurda bizde olmaz mi
> deyip' onlar da akreditasyon* isine giristiler. Sonucta bu islem bizim
> Elektrik Muhendisligi Bolumunun verdigi 'undergrad' egitimine pozitif
> yonde bir katkida bulundu. Ama cok da buyuk bir faydasi oldugu
> soylenemez.
Turkiye'deki Universitelerde cok izledigim bir sey akademik "Outside
Review" prosesinin bolum (yani ders) akredidasyonu islemi ile
karistirilmasidir, onun icin yukarida (*):
"..bu dis degerlendirme sureciyle, sadece "derslerin akredite edilmesini"
degil; ogretim uyesinin, arastirma, ogretim, ve akademik programlarinin
kapsamli periyodik degerlendirilmesini kastediyorum."
diye yazmistim.....
> > Selman:
> >2. Bu model universite ve enstitulerde calisanlara dunyadaki benzeri ust
> >duzeydeki kuruluslarda verilene esdeger maas verilmesi, bolum
> >kutuphaneleri, ve bilgisayar aglari seviyelerinin "ust duzey dunya
> >standartlarinda" kurulmasi, ogretim yukunun de dunyadaki ileri arastirma
> >universiteleri seviyesine ayarlanmasi. Dunyadaki kuvvetli akademisyenlere
> >gorev verilmesi, ve bunlardan ustun performans beklenmesi. Ornegin, bir
> >arastiricinin ucretindeki artis hakkinda karar verilirken, arastirmalari,
> >uluslararasi uzmanlarca degerlendirilebilir, (ayrica ogretim ve servis
> >duzeyleri yerel olarak degerlendirilebilir.)
> Enis Cetin:
> Bunlar Bilkent'te yapiliyor.
En son baktigimda Bilkent Universitesi Matematigin hala bir bolum
kutuphanesi yoktu.... Tekrar yazayim hataliysam lutfen duzeltin.. Eger
simdi Bilkent Matematikde bir bolum kutuphanesi acildiysa yillik butcesi
nedir?? (journal butcesi? ve kitap butcesi?) ona gore Bilkent'in Dunya
standartlarinda kabul edilen bir "standard" bolum kutuphanesi olup
olmadigini anlayalim.
Selman
----
Okulun butun ogretim uyeleri gibi Matematik Bolumundeki ogretim
uyelerinin hepsi dis degerlendirmeden gecmek zorundadirlar. Yalniz
benim hic bir idari gorevim olmadigi icin "Review" komitesi uyelerinin
kimlerden olustugunu bilmem mumkun degil.
>
>En son baktigimda Bilkent Universitesi Matematigin hala bir bolum
>kutuphanesi yoktu.... Tekrar yazayim hataliysam lutfen duzeltin.. Eger
>simdi Bilkent Matematikde bir bolum kutuphanesi acildiysa yillik butcesi
>nedir?? (journal butcesi? ve kitap butcesi?) ona gore Bilkent'in Dunya
>standartlarinda kabul edilen bir "standard" bolum kutuphanesi olup
>olmadigini anlayalim.
>
>
>Selman
Bunlari da benim bilmem mumkun degil. Hatta matematik bolumunde
kac ogretim uyesi vardir onu bile bilmiyorum. Bu bolumun pek de
iyi bir durumda oldugunu da zannetmiyorum.
Ancak ogretim uyesi ve arastirma gorevlileri yabanci bir
dergiye uye olursa uyelik aidatinin %75'i okul tarafindan karsilaniyor.
Ornegin ben IEEE (Inst. of Elect.and Electronics Eng) ve EURASIP
(European Signal Processing Soc) uyesiyim. Bu iki kurulusun cikardigi
dergileri aliyorum. Diger dergiler icin de YO"K Kutuphanesine
gitmemiz isteniyor ama bu iki kurulusun dergileri benim konumdaki onemli
yayinlarin %95'ini iceriyor diyebilirim.
A. Enis Cetin
Not: YO"K kutuphanesi 1995 yilinda hemen hemen hic dergi almadi.
Aslinda 1994 yilinda tasarruf kararnamesi yayinlandi. Her dis alim icin
bir yerlerden onay alinmasi gerekiyordu galiba. YO"K kutuphanesinin
onay almasi gereken kurum YO"K kutuphanesine 'alacaginiz dergiler
kitap mi dir falan gibi bir soru sormus yazi ile' ama YOK kutuphanesi
buna cevap vermemis. Para oldugu halde dergilerin aidatlari odenmemis.
Yeni YOK baskani eski dergileri alacaklarini ve kolleksiyondaki
boslugu dolduracagini soylemisti. Ama ben YOK kutuphanesine yaklasik
1 senedir gitmedigim icin ne oldu bilmiyorum.
> In article <akbulut-0212...@akbulut.mth.msu.edu>,
> Selman Akbulut <akb...@math.msu.edu> wrote:
> >
> >> Enis Cetin:
> >> Kurum Disi Degerlendirme Bilkent Universitesi'nde 4 sene once yeni
> >> gelen rektor Ali Dogramaci tarafindan baslatildi. 4 yildir butun
> >> atamalar bu sekilde yapiliyor.
> >
> > Selman:
> >Simdilik baska bolumlerin isine burnumu sokmadan sorayim: Eger Bilkent
> >Matematik "Outside Review" olduysa bu "Outside Review" komitesi uyeleri
> >kimlerdir? ve yazdiklari rapor nerededir? bana iletebilir misiniz?? Benim
> >tahminim: Bilkent Matematik bu prosesden gecmemistir, hataliysam bu konuda
> >duzeltilmeye hazirim...
> >
>
> Okulun butun ogretim uyeleri gibi Matematik Bolumundeki ogretim
> uyelerinin hepsi dis degerlendirmeden gecmek zorundadirlar. Yalniz
> benim hic bir idari gorevim olmadigi icin "Review" komitesi uyelerinin
> kimlerden olustugunu bilmem mumkun degil.
Ben burada bir bolumun "Kurum Disi Degerlendirme surecinden" bahsediyorum,
yani "Outside Review" prosesinden bahsediyorum, ogretim uyelerinin
"outside evaluation" olmasindan degil... Tabii ki ogretim uyelerinin
surekli "outside evaluation" dan gecmesi gerekir..(mesela ogretim uyesi
degerlendirmesi "outside review" prosesinin de bir parcasidir).
> >En son baktigimda Bilkent Universitesi Matematigin hala bir bolum
> >kutuphanesi yoktu.... Tekrar yazayim hataliysam lutfen duzeltin.. Eger
> >simdi Bilkent Matematikde bir bolum kutuphanesi acildiysa yillik butcesi
> >nedir?? (journal butcesi? ve kitap butcesi?) ona gore Bilkent'in Dunya
> >standartlarinda kabul edilen bir "standard" bolum kutuphanesi olup
> >olmadigini anlayalim.
> >
> >
> >Selman
> Bunlari da benim bilmem mumkun degil. Hatta matematik bolumunde
> kac ogretim uyesi vardir onu bile bilmiyorum. Bu bolumun pek de
> iyi bir durumda oldugunu da zannetmiyorum.
> Ancak ogretim uyesi ve arastirma gorevlileri yabanci bir
> dergiye uye olursa uyelik aidatinin %75'i okul tarafindan karsilaniyor.
> Ornegin ben IEEE (Inst. of Elect.and Electronics Eng) ve EURASIP
> (European Signal Processing Soc) uyesiyim. Bu iki kurulusun cikardigi
> dergileri aliyorum. Diger dergiler icin de YO"K Kutuphanesine
> gitmemiz isteniyor ama bu iki kurulusun dergileri benim konumdaki onemli
> yayinlarin %95'ini iceriyor diyebilirim.
Ben burada normal "uluslararasi standardlardaki" matematik bolum
kutuphanelerinden bahsettim (mesela ABD'deki Grup-I Universitelerdeki
bolum kutuphaneleri). Boyle bir seyin simdi yilda takriben $200,000
-$250,000 a mal olacagini tahmin ettim... Ben bunun EE bolumunde nasil
olmasi lazim geldigi hakkinda fikir yututmedim (cunku o konuda bilgim
eksik).
> Not: YO"K kutuphanesi 1995 yilinda hemen hemen hic dergi almadi.
> Aslinda 1994 yilinda tasarruf kararnamesi yayinlandi. Her dis alim icin
> bir yerlerden onay alinmasi gerekiyordu galiba. YO"K kutuphanesinin
> onay almasi gereken kurum YO"K kutuphanesine 'alacaginiz dergiler
> kitap mi dir falan gibi bir soru sormus yazi ile' ama YOK kutuphanesi
> buna cevap vermemis. Para oldugu halde dergilerin aidatlari odenmemis.
> Yeni YOK baskani eski dergileri alacaklarini ve kolleksiyondaki
> boslugu dolduracagini soylemisti. Ama ben YOK kutuphanesine yaklasik
> 1 senedir gitmedigim icin ne oldu bilmiyorum.
Bu kutuphaneyi bilmiyorum..., orasi hakkinda duydugum bir kritik: oranin
(herkesin-her ogrencinin istedigi gibi istedigi kadar kitap-makale
"chec-out" edebildigi) bir kutuphaneden ziyade "sinirli" bir "muze"ye
benzemesi...
Selman
----
Turkiyede YOK'un kutuphanesine ve her universiteye alinacak gelismis
FAX makinalari ile Yeni kurulan ve hicbir kutuphane imkani olmayan
universitelerdeki arastirmacilar aradiklari makaleleri telefon, email, fax
vs. yoluyla YOK'un kutuphanesine bildirler ve bir kutuphane gorevlisi
derhal makalenin fotokopisini cekip faxlayabilir. (Sonra da fotokopi
adrese postalanabilir istenirse) Boylece yarim saat icinde aranilan makale
arastirmacinin eline ulasir.
Gelecek yirmi yil icinde muhtemelen butun dergiler internetle
ulasilabiliyor olacak. O zamana kadar makaleler faxlayarak arastimacilara
aninda ulastirilabilir. Bircok arkadasimiz doktoralarini bitirdikten sonra
yeni acilan ve imkanlar acisindan cok fakir olan universitelere
gidecekler. Arastirmadan kopmamak icin dergilere hizli ulasim onemli.
Teorik calisan arastirmacilarin (Matematik, teorik fizik,
muhendisligin teorik kisimlari filan gibi) ihtiyaci bilgisayar, kutuphane
ve ayni konuda calisan insanlarla iletisim imkanidir. Artik bigisayarlar
oldukca ucuzladi. Birde email, ve dergilere hizli ulasim imkani saglanirsa
imkanlarin cok zayif oldugu yeni universitelerde bile teorik calisma
yapilabilir.
Deneysel calisan arastirmacilarin isi cok daha zor. Amerikadaki
universitelerinde surekli kullandiklari cok temel aletler bazen
yuzbinlerce dolara maloluyor. Ama bu konuda da samimi gayret gosterilirse
az para ile bilim yapma konusunda orijinal cozumler bulunabilacagina
eminim.
Birde kitap meselesi var. Genelde buradan doktorasini alip Turkiyeye
donen bir arkadas kendi konusunda onemli kitaplari almis oluyor. Tabiiki
yeni kitaplari takip edebilmak icin epey masraf etmek zorunda. Belirli bir
kac universitenin kutuphanesine daha fazla yatirim yapilarak diger
universitelerin 'interlibrary loan' sistemi ile yararlanmasi
arastirmacilarin kitap ihtiyacini kismen karsilayabilir.
Ogrencilerin kitap ihtiyacini karsilama ise daha zor bir problem.
Turkce teknik kitap sayisi cok az ve ogrencilerin cogu iyi derecede
yabanci dil bilmiyor. Dolayisi ile kutuphaneler ingilizce kitaplarla dolu
olsa bile ancak Bilkent, ODTU, Bogazici gibi universitelerin ogrencileri
yararlanabiliyor. Burada problem yeterli butce olmamasi degil, cok daha
derin. Bence bu problemin uzerine iki yondende gidilmeli. Biryandan
ingilizce egitimi yayginlastirilip kalitesi artirilirken diger yandan
kitap yazma ve tercumesi tesvik edilmeli ve teknik terimlerin
standartlastirilmasina calisilmali.Bu konuda yazilabilecek cok sey var ve
bence cok onemli bir problem.
SCT kufurlu kavgalarin yapildigi bir ortam olmaktan cikarilip bu gibi
konular daha agirlikli tartisilirsa cok faydali olacagini zannediyorum.
Aramizdan bazilari bu konularda karar verme makaminda olarak gelecekte.
> Bu konuda benim bir fikrim var fakat uygulanabilirligine pek emin
> degilim. Her derginin her universiteye alinmasi mumkun degil Turkiye
> sartlarinda. Buradaki buyuk universitelerin milyarlik butceleri var ve
> bolum kutuphaneleri yuzlerce dergi alabiliyor. Biz bunu Turkiyedeki her
> universite icin yapamiyorsak bir alternatif bulmaliyiz.
Biz Turkiye'de *1* tane universitenin "uluslararasi standartlarda" bolum
kutuphanelerinin olmasindan bahsediyoruz!..., mesela bu ABD deki Group1-2
Univertsitelerinde var (en azindan birkac yuz universite).
> Turkiyede YOK'un kutuphanesine ve her universiteye alinacak gelismis
> FAX makinalari ile Yeni kurulan ve hicbir kutuphane imkani olmayan
> universitelerdeki arastirmacilar aradiklari makaleleri telefon, email, fax
> vs. yoluyla YOK'un kutuphanesine bildirler ve bir kutuphane gorevlisi
> derhal makalenin fotokopisini cekip faxlayabilir. (Sonra da fotokopi
> adrese postalanabilir istenirse) Boylece yarim saat icinde aranilan makale
> arastirmacinin eline ulasir.
>
> Gelecek yirmi yil icinde muhtemelen butun dergiler internetle
> ulasilabiliyor olacak. O zamana kadar makaleler faxlayarak arastimacilara
> aninda ulastirilabilir. Bircok arkadasimiz doktoralarini bitirdikten sonra
> yeni acilan ve imkanlar acisindan cok fakir olan universitelere
> gidecekler. Arastirmadan kopmamak icin dergilere hizli ulasim onemli.
Evet yakinda epey dergiye "internet" den erisilebilecek ABONE OLDUKCA...
Yani bedeva bir sey yok!...Kisacasi bolum kutuphanesi ya dergiye "normal"
abone olacak, yahut da "internet" den abone olacak (mesela web ile). Sonuc
olarak iki turdede abone parasini verecek (ayrica bazi dergilere
internetden erisilemeyecek)...
> Teorik calisan arastirmacilarin (Matematik, teorik fizik,
> muhendisligin teorik kisimlari filan gibi) ihtiyaci bilgisayar, kutuphane
> ve ayni konuda calisan insanlarla iletisim imkanidir. Artik bigisayarlar
> oldukca ucuzladi. Birde email, ve dergilere hizli ulasim imkani saglanirsa
> imkanlarin cok zayif oldugu yeni universitelerde bile teorik calisma
> yapilabilir.
>
> Deneysel calisan arastirmacilarin isi cok daha zor. Amerikadaki
> universitelerinde surekli kullandiklari cok temel aletler bazen
> yuzbinlerce dolara maloluyor. Ama bu konuda da samimi gayret gosterilirse
> az para ile bilim yapma konusunda orijinal cozumler bulunabilacagina
> eminim.
>
> Birde kitap meselesi var. Genelde buradan doktorasini alip Turkiyeye
> donen bir arkadas kendi konusunda onemli kitaplari almis oluyor*. Tabiiki
> yeni kitaplari takip edebilmak icin epey masraf etmek zorunda. Belirli bir
> kac universitenin kutuphanesine daha fazla yatirim yapilarak diger
> universitelerin 'interlibrary loan' sistemi ile yararlanmasi
> arastirmacilarin kitap ihtiyacini kismen karsilayabilir.
"kendi konusunda onemli kitaplari almis olmak" diye bir sey yok, bilimde
kitaplar devamli degisiyor, devamli yenileniyor... Ayrica bolum
kutuphaneleri birbirlerine e-mail ile FaX ile dergi makaleleri aktaramaz,
bu yasa disi (bunu ancak gerekli PARAYI ODEYEREK yasal kurallar icinde
yapabilir). Yani sonuc olarak "elit" bir arastirma Universitesi (veya
bolumu) kurmak istiyorsak "elit" para harcamamiz lazim gelecek..
> Ogrencilerin kitap ihtiyacini karsilama ise daha zor bir problem.
> Turkce teknik kitap sayisi cok az ve ogrencilerin cogu iyi derecede
> yabanci dil bilmiyor. Dolayisi ile kutuphaneler ingilizce kitaplarla dolu
> olsa bile ancak Bilkent, ODTU, Bogazici gibi universitelerin ogrencileri
> yararlanabiliyor. Burada problem yeterli butce olmamasi degil,
Burada haklisin bu buyuk universitelerimizin kitap butceleri hicte fena
degil, problem onlarin eski "merkezi kutuphane" sistemi... ve bolumlerdeki
hocalarin bolum kutuphanesi bakimindan diretmemeleri...
> SCT kufurlu kavgalarin yapildigi bir ortam olmaktan cikarilip bu gibi
> konular daha agirlikli tartisilirsa cok faydali olacagini zannediyorum.
> Aramizdan bazilari bu konularda karar verme makaminda olarak gelecekte.
Bu konuda bizlerin yapabilecegi: ornek olup burada faydali konulari tartismak..
Selman
-----
Bilimsel dergilere senelik abone olmakla internet uzerinden munferit
makaleleri ucret karsiligi download etmek arasinda bayagi bir maliyet
farki oldugu kesin:
(a) Herhangi bir konuda hangi makalenin ise yarayip yaramayacagi mevcut
CD-ROM database'leri kullanilarak ve abstract'lar okunarak tespit
edildikten sonra yalnizca ve yalnizca o makalelerin internet uzerinden
satin alinmasi ile derginin tamaminin hard copy formatinda Amerika'dan
satin alinmasi, getirtilmesi, raflanmasi, ciltlenmesi gibi islemlerin
bir universiteye yukleyecegi maliyetler bayagi farkli.
(b) Gunumuzde dergilere abone olundugu vakit her sayi icerisindeki
makalelere esit oranda talep olmuyor. Bazi makaleler yayinlanmis oldugu
sayi alindigindan itibaren hic okunmayabiliyor bile. Oysa ki, dergiye
odenen abone ucreti ve takip eden kutuphane masraflari butun makaleler
tarafindan esit olarak cekiliyor. Bunun otesinde, dergiler internete
gectiginde buyuk bir olasilikla kutuphaneler dergi alma uygulamasindan
tamamen vazgececekler. Cesitli konulardaki literaturleri iyi bir sekilde
takip edebilmek icin o kadar cok dergiye abone olmaktansa, bilgiyi
kullanacak olan arastirmacilarin munferit makaleleri internet'ten yukleme
masraflarini finanse etmek universiteler icin cok daha hesapli olacak.
--
_________________________________________________
Kerimcan Ozcan, Doctoral Program in Marketing
University of Michigan Business School
701 Tappan Street, Ann Arbor, MI 48109
Gelismis ulkelerde arastirma yapan insan sayilarina bakarsaniz Fransa,
ingiltere gibi turkiye nufusuna yakin nufusu olan ulkelerde arastirma
yapan insan sayisi yuzbinlerle ifade ediliyor. Bu rakamlari bizimde
yakalayabilmemiz icin her universitede (ve de endustride) aktif arastirma
gerekiyor. Bu da asgari arastirma ve kutuphane imkanlarinin her
universiteye saglanmasi ile mumkun. Bu sizin elit universitenize tamaman
karsi degil. Ornegin Ankara gibi bir kentte kurulacak bir elit
universitenin imkanlarindan ankaradaki diger universitelerde
yararlanabilir. Ancak bu elit imtiyazli universitenin kampusunu kucuk bir
kente veya merkezden uzak bir yere kurarsaniz daha az sayisaki kisinin
ulasmasi mumkun olur.
Makalelerin fax ile ulastirilmasina gelince, bu sadece bir fikirdi.
Yukarida da izah ettigim gibi imkanlarindan olabildigince cok kisinin
yararlanabilecegi sekilde dizayn edilmis bir
elit universiye karsi degilim ancak bunun diger universitelere asgari
arastima ve kutuphane imkanlarinin saglanmasina engel olmamasi sartiyla!
Bu asgari imkanlari saglamanin bir merkezden makalelerin kopyasini cekip
gondermekten veya faxlamaktan daha baska yollarida olabilir elbette. Ama
bir yol bulunmasi gerekli. Yani, birsuru yeni universite acacaksiniz fakat
kutuphaneleri tamtakir olacak, birakin arastima laboratuarini ogrenci
laboratuarlari bile dogru durust olmayacak ve ogrncilerin yuzde doksan
sekizi ve doktorali insanlarin yuzde doksan besi buralarda curuyecek ve
siz imkanlarin buyuk bir bolumunu bir bir tek universiteye yatiracaksiniz!
Kapisina universite tabelasi asilan her yere asgari imkanlari goturmek
daha oncelikli. Bundan sonra imkanlarindan cok kisinin yararlanabilecegi
sekilde dizayn edilmis, liderlik yapabilecek bir veya iki elit universite
kurulmasi cok yararli olabilir.
Neyse, "uluslararasi standartlardaki bir bolum kutuphanesinin" ne demek
oldugu bugun herkesce bilinen bir seydir, onun icin ben makaleme "outside
review" tavsiyesi ile basladim... Bir "outside review" raporu bu
kutuphanenin detayli olarak boyutlarini cizecektir (ben makalemde boyle
bir matematik bolum kutuphanesinin bugun takriben yillik $200,000 -
$250,000'a mal olacagini tahmin ettim). "Network" kutuphanelere bazi
kolayliklar saglayacaktir. "Network" un klasik anlamda bir kutuphanenin
yerini almasi beklenemez, "print journal" lar daima olacaktir, "network"
"print journallar"in yerini almaktan ziyade, onlari tamamlayici bir vazife
gorecektir.....
> (Kerimcan Ozcan) wrote:
> Bilimsel dergilere senelik abone olmakla internet uzerinden munferit
> makaleleri ucret karsiligi download etmek arasinda bayagi bir maliyet
> farki oldugu kesin:
> (a) Herhangi bir konuda hangi makalenin ise yarayip yaramayacagi mevcut
> CD-ROM database'leri kullanilarak ve abstract'lar okunarak tespit
> edildikten sonra yalnizca ve yalnizca o makalelerin internet uzerinden
> satin alinmasi ile derginin tamaminin hard copy formatinda Amerika'dan
> satin alinmasi, getirtilmesi, raflanmasi, ciltlenmesi gibi islemlerin
> bir universiteye yukleyecegi maliyetler bayagi farkli.
Bence, bu cesit, yeterli bilgiye sahip olmayan bilincsiz tahminler
yapmanin en iyi alternatifi bir universite bolumunun kendisini "outside
review" ettirmesi ve bu vesileyle bir kutuphane bilirkisi raporu
almasidir...
> (b) Gunumuzde dergilere abone olundugu vakit her sayi icerisindeki
> makalelere esit oranda talep olmuyor. Bazi makaleler yayinlanmis oldugu
> sayi alindigindan itibaren hic okunmayabiliyor bile. Oysa ki, dergiye
> odenen abone ucreti ve takip eden kutuphane masraflari butun makaleler
> tarafindan esit olarak cekiliyor. Bunun otesinde, dergiler internete
> gectiginde buyuk bir olasilikla kutuphaneler dergi alma uygulamasindan
> ----------------------------------------------------------
> tamamen vazgececekler.
--------------------
Yukarida yazdigim sebeplerden dolayi altini cizdigim cumleyi epey anlamsiz
buluyorum. Ayrica yazarin bazi dergiler okunmuyor veya az okunuyor diye
onlari mali olarak yuk gormesi bilimsel gorusle uzlasmaz (belki ancak
yuzeysel bir i$adami gelir-gider hesabiyla uzlasir); aksi takdirde
dunyadaki universite bolum kutuphaneleri bilimsel dergiler yerine popular
dergilerle dolu olurdu (evet bazen cok kiymetli bir derginin belli bir
sayisi cooook nadir okunabiliniyor).
> Cesitli konulardaki literaturleri iyi bir sekilde takip edebilmek
> icin o kadar cok dergiye abone olmaktansa, bilgiyi kullanacak olan
> arastirmacilarin munferit makaleleri internet'ten yukleme masraflarini
> finanse etmek universiteler icin cok daha hesapli olacak.
Bu da gunumuzde Turkiye'de bolum kutuphanesi kurmak istemeyen
burokratlarin cok kullandiklari bahanelerden biri...Ben, bu yazarin
yazdigi fikirleri asagidaki (b) sikkini savunmaya benzetiyorum: Farz edin
uluslararasi kuvvetli bir futbol takimi kurmak istiyoruz, bunun icin iki
sik ortaya suruluyor:
(a) En iyi antrenoru, en iyi futbolculari transfer edip, en iyi cim saha
duzenleyip cok fazla calismak ve genc futbolcu yetistirmek...
(b) Yok yok zaman coook degisti artik hersey bilgisayarla yapiliyor
"virtual realite" ile "network" den futbol takimini daha ucuza
cikaririz...
Bu konuda daha once yazi yazan Hasan bey bu tip kesin bir tavir almadan,
fikirlerini "Bu konuda benim bir fikrim var fakat uygulanabilirligine pek
emin degilim" diyerek mutevazi bir sekilde tartismaya acmis, onun icin
kendisini kutlarim...
Selman
-----
IBM'in 1950'lerde bilgisayarlarin gelecegi le ilgili vardigi tahmin
soyleydi: "Dunyanin bilgisayar talebi 3-4 adetten oteye gidemez."
1800'lerde ucagin teknolojik fizibilitesi icin bilim cevrelerinde yaygin
olarak kabul edilen gorus: "Havadan agir cisimlerin ucmasi mumkun
degildir."
Sessiz sinema doneminde filmlerin seslendirilmesi ile ilgili sinema
otoritelerinin inanci: "Kim filmlerde sesli diyalog duymak ister ki?"
Selman Bey'de kendince print journallarin ilelebet varolacagi kehanetinde
(!) bulunmus. Yukaridaki "quote"larin sahipleri su an icin aklima
gelmedigi icin veremedim. Ama gerektigi takdirde kaynaklari karistirip
buraya gecebilirim. Hepsi de konularinda Selman Bey'den cok daha meshur ve
saygi goren kimseler idi ama yanildilar. Selman Bey'in tahmininin
tutacagini, hele ki gelecege yonelik tutucu kehanetlerinin tutacagini,
safliktan oteye gidemez.
>Yukarida yazdigim sebeplerden dolayi altini cizdigim cumleyi epey anlamsiz
>buluyorum. Ayrica yazarin bazi dergiler okunmuyor veya az okunuyor diye
>onlari mali olarak yuk gormesi bilimsel gorusle uzlasmaz (belki ancak
Bilimsel gorusu akademik yayinin illa da printed media'da olmasi ile
birebir tutan anlayisi "dogma" olarak adlandirmak yerinde olacaktir.
Hasan bey bu universite konusunda hakli olarak bazi endiselerini dile
getirmis, bunlarin bir kismini ben orijinal makalemde yanitlandirmistim.
Bu makalemi ben Kasim ayinda SCT'e koymustum (ayrica bu makale ufak
kisaltmalarla 9 kasim Cumhuriyet gazetesinin Bilim-Teknik ekinde de
yayinlandi). Belki bu makalenin kopyasi SCT de silinmistir diye,
hatirlatmak icin bir daha "post" ediyorum.
> Hasan Karabulut:
> Neden bahsettiginizden haberim var! Gene de kutuphane olayini degisik
> acilardan tartismamiza engel degil bu. Bence mesele ne kadar para
> harcanacak ve kac kisi yararlanabilecek meselesi. Butun imkanlar bir tek
> universitede toplanirsa Turkiyedeki bir-iki milyon universite ogrencisinin
> herhalde yuzde bir-ikisi filan bu imkandan faydalanabilecek.
Haklisiniz, fakat benim ortaya attigim soru: Turkiye'de en az BIR tane
uluslar arasi standartlara haiz bir universite olsun mu? (tabii esasinda
temmenimiz bir degil 100 tane olmasi).....Yoksa fakir universitelerin
olmasi bizim bu ILK adimi atmamiza engel mi olsun ? (ben orada "Hakkari
spor gibi fakir futbol kulupleri varken ne hakla Galatasaray, Fenerbahce
kendini gelistirir?" tarzi dusunceye karsi uyarmistim).
> Doktorasini
> bitirip geri donen arkadaslarin cogu imkanlarin cok fakir oldugu yeni
> acilan universitelere gidecegine gore bu insanlara dergilere ulasma imkani
> saglanmazsa arastirmadan kopacaklari kesin. Ya da ayda bir iki defa bu
> 'imtiyazli' universitenin bulundugu kente seyahat edip bir kac makalenin
> fotokopisini cekip geri gitmeleri lazim herhalde. Turkiyenin altmisin
> uzerinde universitesi oldugunu dusunurseniz, toplam ogretim uyesi
> sayisinin ancak belki yuzde ucu-besi bu imtiyazli universitede calisma
> imkani bulabilecek. Digerleri ise imkanlarin olmayisindan dolayi
> arastirmadan kopup sadece undergraduate egitimi verilen yerlere donusecek
> ve arastirma potansiyeli olan biri bu 'imtiyazli' universiteye kapagi
> atamazsa sonuklesecek!
Iste onun icin en azindan standartlari tayin edecek bir iki yerin olmasi
sart...Simdiki durumda neyin sahici arastirma, neyin sacmalik oldugunu
ayirmakta zorluk cekiyoruz...
> Gelismis ulkelerde arastirma yapan insan sayilarina bakarsaniz Fransa,
> ingiltere gibi turkiye nufusuna yakin nufusu olan ulkelerde arastirma
> yapan insan sayisi yuzbinlerle ifade ediliyor.
Bu tam dogru degil, onlarinda kendi beyinleri olarak bakip el ustunde
tuttugu uluslararasi bilimsel rekabet yapan birkac elit arastirma
enstutuleri ve universiteleri var...
> Bu rakamlari bizimde
> yakalayabilmemiz icin her universitede (ve de endustride) aktif arastirma
> gerekiyor. Bu da asgari arastirma ve kutuphane imkanlarinin her
> universiteye saglanmasi ile mumkun. Bu sizin elit universitenize tamaman
> karsi degil. Ornegin Ankara gibi bir kentte kurulacak bir elit
> universitenin imkanlarindan ankaradaki diger universitelerde
> yararlanabilir. Ancak bu elit imtiyazli universitenin kampusunu kucuk bir
> kente veya merkezden uzak bir yere kurarsaniz daha az sayisaki kisinin
> ulasmasi mumkun olur.
Bu tip sorunllari (nerede kurulmasi, faydalanmayi nasil maximize edilmesi
gibi) cozebilmemiz icin ilkten birkac elit universitemiz olmasi lazim
degil mi?
> Makalelerin fax ile ulastirilmasina gelince, bu sadece bir fikirdi.
> Yukarida da izah ettigim gibi imkanlarindan olabildigince cok kisinin
> yararlanabilecegi sekilde dizayn edilmis bir
> elit universiye karsi degilim ancak bunun diger universitelere asgari
> arastima ve kutuphane imkanlarinin saglanmasina engel olmamasi sartiyla!
Bu gorusunuze ben de katiliyorum, bunu makalemde soyle dile getirmistim:
"Tekrar tekrar sorumu vurguluyorum: "Uluslararasi standartlara uygun,
Turkiye'de bir veya iki akademik merkez yaratmak istiyor muyuz, istemiyor
muyuz?" Tabii ki, "Junior College" turunde ogretim agirlikli
universitelerin, endustriyel teknik egitim okullarinin, yuksek meslek
okullari vs onemine ve gerekliligine inaniyorum. Fakat, bu tur kurumlarin
ihtiyaclariyla ust duzey universite ve arastirma enstitulerinin
ihtiyaclarini karsi karsiya koyarak birinden digeri lehine odun vererek
duzeyden feragat etmemeliyiz. Bu, spor orneginde "Cok az transfer ucreti
alan oyunculardan kurulu Hakkarispor Kulubu gibi zayif bolgesel takimlar
mevcutken, Galatasaray ve Fenerbahce futbol takimlarinin kendilerini
uluslararasi standartlara cikarmalari adil degildir" demeye benzerdir."
> Bu asgari imkanlari saglamanin bir merkezden makalelerin kopyasini cekip
> gondermekten veya faxlamaktan daha baska yollarida olabilir elbette. Ama
> bir yol bulunmasi gerekli. Yani, birsuru yeni universite acacaksiniz fakat
> kutuphaneleri tamtakir olacak, birakin arastima laboratuarini ogrenci
> laboratuarlari bile dogru durust olmayacak ve ogrncilerin yuzde doksan
> sekizi ve doktorali insanlarin yuzde doksan besi buralarda curuyecek ve
> siz imkanlarin buyuk bir bolumunu bir bir tek universiteye yatiracaksiniz!
> Kapisina universite tabelasi asilan her yere asgari imkanlari goturmek
> daha oncelikli. Bundan sonra imkanlarindan cok kisinin yararlanabilecegi
> sekilde dizayn edilmis, liderlik yapabilecek bir veya iki elit universite
> kurulmasi cok yararli olabilir.
Simdi Turkiye'de yapilan hatalari guzel dile getirmissiniz... Burada benim
uyardigim: elit bir universite olusturmak demek, diger universitelerin
acil problemleri unutmak demek degildir (tabii ki onlarinda ayni zamanda
halolmasi lazim)
Selman
-----
TURKIYE YUKSEK OGRETIMDE ULUSLARARASI PLATFORMDA YARISMALI MI?
Selman AKBULUT
Michigan State University, Department of Mathematics,
East Lansing, Michigan, 48824, USA
Turkiye'deki universitelerin problemlerine cogumuz asinayiz. Bir problemin
cozumune yonelik baslangictaki en onemli adim problemin anlasilmasi,
bundan sonraki en belirleyici adim ise probleme uygun cozumun bulunmasi ve
uygulanmasidir. Bu dogrultuda basariya ulasmak icin de mutevazi, ortak bir
hedef cercevesinde gorus birligine varmaliyiz. Yukaridaki hususlari
hatirda tutarak, asil konumuza su soruyu sorarak girmek istiyorum:
"Turkiye'de uluslararasi standartlarda ust duzeyde bir-iki universite ve
arastirma enstitusu olmali midir?" Kisaca "Turkiye'nin bir Princeton'i
veya Harvard'i olmali midir?" Bu, "buyuk bir bilgisayarda yuksek
performansa sahip mikro-islemci kullanmaya oncelik verilip verilmemesine"
benzerdir; "oncelik vermeli miyiz?" Eger cevabiniz evet ise, asagidaki
mutevazi onerilerimi okuyabilirsiniz; aksi taktirde onerilerim gercek disi
gorunecektir. Bu noktadan itibaren cevabin "evet" oldugunu varsayarak
devam ediyorum. Turkiye'deki matematik bolumlerinin sorunlarina bir derece
asina olan bir matematikci olarak, diger disiplinlerle ilgili yanlis gorus
sunmamak icin kendimi daha dar bir cerceveyle sinirliyorum: "Turkiye
uluslararasi matematik camiasina yarisma esaslari cercevesinde katilmali
midir?", eger cevap evet ise, "nasil bir yol izlemeliyiz?" Matematik
Bolumleri hakkindaki yazdiklarimin genel olarak diger disiplinler icin de
gecerli olacagini saniyorum. Yukaridaki hedefe ulasma dogrultusundaki
mutevazi onerilerim asagida siralanmistir:
1. Dunyanin ust duzey universiteleri ile yarisacak, ortak isler yapacak,
ve iliskiler kuracak; yurt icinde de uluslararasi standartlari duzenleyen
bir kac model universite ve enstitunun kurulmasi. Ozellikle bu,
universitelerin "Kurum Disi Degerlendirme" surecine acilmasi demektir,
(tipki iyi bilimsel makalelerin yayinlanabilmesi icin konuda uzman dis
hakemlerin degerlendirmesinden gecirilmesi gibi, dunyanin buyuk bir
bolumundeki gelismekte olan kaliteli universiteler, periyodik olarak dis
degerlendirme surecinden gecirilir). Mamafih, bu dis degerlendirme
sureciyle, sadece "derslerin akredite edilmesini" degil; ogretim uyesinin,
arastirma, ogretim, ve akademik programlarinin kapsamli periyodik
degerlendirilmesini kastediyorum. Dis degerlendirme icin dunyadaki saygin
akademisyenlerin yardimini istemeden once kapsamli bir "ic degerlendirme
sureci" tamamlanmalidir. Amerika'da cogu arastirma universitelerinin,
aldiklari mali destegi savunabilmek icin bu surecten periyodik olarak
gecmeleri gereklidir. Tabii ki, "arastirma projesi destegi", "lisans ustu
ogrencisinin yetistirilmesi", "servis" ve de genel olarak ogretim, bir
bolumun degerlendirilmesindeki ana ogelerdir.
2. Bu model universite ve enstitulerde calisanlara dunyadaki benzeri ust
duzeydeki kuruluslarda verilene esdeger maas verilmesi, bolum
kutuphaneleri, ve bilgisayar aglari seviyelerinin "ust duzey dunya
standartlarinda" kurulmasi, ogretim yukunun de dunyadaki ileri arastirma
universiteleri seviyesine ayarlanmasi. Dunyadaki kuvvetli akademisyenlere
gorev verilmesi, ve bunlardan ustun performans beklenmesi. Ornegin, bir
arastiricinin ucretindeki artis hakkinda karar verilirken, arastirmalari,
uluslararasi uzmanlarca degerlendirilebilir, (ayrica ogretim ve servis
duzeyleri yerel olarak degerlendirilebilir.)
3. Aktif ziyaretci programi duzenlenmesi. (Bir yerde duzenini kurmus
uluslararasi uzmanlar, baslangicta gelismekte olan universitelerde uzun
donemli gorev kabul etmekde isteksiz olabilirler, ancak bir donem, bir
yil, veya birkac yil icin ziyaretci ogretim uyesi statusunde, kendi
arastirma konularinda, dinamik bir ortamda, ders vermeyi kabul
edebilirler.)
4. Aktif doktora sonrasi ziyaretci ve yardimci docent pozisyonlari
saglanmasi, ve dunyadaki yeni doktorali elemanlarin bu pozisyonlara
cekilmesi. Ayrica, "tenure(devamli pozisyon) sistemi" kurulmasi. Turk
lisans ustu ogrencileri ve genc ogretim uyelerine bir mesaj ileterek, is
imkanlarinin, ucret seviyelerinin, ve "tenure almalarinin" tamamiyla
onlarin akademik performanslarina bagli oldugunun bildirilmesi. (Akademik
performanslari kidemli ogretim uyelerince dunyada konusunda uzman kisilere
danisarak degerlendirilecektir). Tabii ki, bu akademik yarismanin tum
dunyaya acik oldugunu ayrica soylemeye gerek yok.
Yurt disina gonderdigimiz binlerce yuksek lisans ve doktora ogrencisine
okul masraflarinin yanisira ayda 1000'er dolar oderken, yurt icinde saygin
arastirmalar yapan bir avuc dinamik ogretim uyemizin (yerli veya yabanci)
500 dolarlik maasla (bu satirlar Haziran 1996'da yazilmistir) perisan
durumlarini gozlemek beni huzne bogmaktadir, bu son derece adil olmiyan
bir durumdur, hatta bu bir kiyimdir!
Turk Universitelerinin kuvvetli yonlerinden biri, acik ogretim uyesi
pozisyonunun coklugudur (yeterince pozisyon olmamasi, cogu ABD
universitesinin matematik bolumlerindeki gelismeleri son 15 senede oldukca
yavaslatmistir; daha kotusu Avrupa Universitelerinde ciddi durgunluklara
yol acmis, bunu asip genc akademisyenlere destek olmak icin de, gecici ve
pahali cozumlere zorlanmislardir). Cogu Turk Universitesinin yurt disina
gonderdikleri doktora ogrencilerine, donduklerinde baslamak uzere is
garantisi verdiklerini gorunce soke oluyorum. Gelecekteki pozisyonlarini,
ileride yapacaklari calismanin kalitesine bakmaksizin ogrencilere vermesi;
Universitenin kendisini akademik mukemmeliyet merkezi olmaya ve yarismaya
kapamasi demektir! Bu da mediokrasinin (vasatligin) basarisi icin en
garantili yaklasimdir. Iyi universite, uzun donem pozisyonlarini boylesine
suphe dolu bir yolla ipotek ederek akademik kis uykusuna girmek yerine;
surekli olarak dunyadaki en iyi doktorali kisileri arayip bulup
calistirmaya caba sarf etmelidir.
5. Yurtdisina motive olmus, nitelikli burslu ogrenciler gonderilmesi,
(Ornegin ABD'ye gidecek ogrencilere, en iyi 40 universitenin birinden
kabul almalari burs verilmesine bir kosul olarak istenebilir), ve destegin
surmesinin basarilarina baglanmasi. En onemlisi bu burslar uzun donemli
borclar olarak duzenlenmelidir, garanti edilmis is imkani olarak degil!
Aksi taktirde bu suistimale aciktir (tabii ki, ogrencilere kuvvetli bir
doktora tezi ile en iyi model universitelerde is bulabilecekleri, aksi
taktirde bursu geri odemek zorunda kalacaklari veya onceden belirlenmis
bolgesel universitelerde mecburi hizmet yapacaklari belirtilmelidir;
gidecekleri yerde "tenure" almalari da orada yapacaklari calismanin
niteligine baglanmalidir.)
Yukarida belirtilen hedeflerin gerceklestirilmesinin bir para meselesi
degil, fakat KARAR ve ONCELIK konusu olduguna inaniyorum. Yani, butcemizin
%1'ini (sembolik, tahmini bir deger) bu hedefte harcamak isteyip
istemedigimize karar vermeliyiz. Daha mutevazi yaklasimla, bu, Turkiye'de
dunya akademik standartlarina erisen BIR veya IKI akademik merkez
kurulmasi kararidir. Bu karar dunyanin cesitli yerlerinde asirlar once
verilmistir. Mesela bu karar Turkiye'de sporda verilmis gibi gorunuyor.
Galatasaray, Fenerbahce, Besiktas, Trabzonspor gibi futbol takimlari; Efes
ve Ulker gibi basketbol takimlari uluslararasi arenada yarismaya karar
vermis gozukuyorlar; bu amacla en iyi antrenor, en iyi oyunculari aliyor,
ileri duzeyde antreman imkanlari yaratiyor, ve uluslararasi seviyede para
oduyorlar, ve sonucta mutevazi de olsa uluslararasi basarilar elde edecek
duruma geldiler. Bu tur tartismalarda cok sik karsilasilan:
"Bu kadar fakir bir ulkede, bir suru insan dusuk maas alirken, cok fakir
bolgesel universiteler mevcutken, vs, bahsettigin turden bir luks icin,
yatirim yapilmasini nasil beklersin?"
tipinden itirazlardan kacinmak icin, bilerek mutevazi "bir veya iki" model
akademik merkez hedefinini ortaya attim. Tekrar tekrar sorumu
vurguluyorum: "Uluslararasi standartlara uygun, Turkiye'de bir veya iki
akademik merkez yaratmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz?" Tabii ki,
"Junior College" turunde ogretim agirlikli universitelerin, endustriyel
teknik egitim okullarinin, yuksek meslek okullari vs onemine ve
gerekliligine inaniyorum. Fakat, bu tur kurumlarin ihtiyaclariyla ust
duzey universite ve arastirma enstitulerinin ihtiyaclarini karsi karsiya
koyarak birinden digeri lehine odun vererek duzeyden feragat etmemeliyiz.
Bu, spor orneginde "Cok az transfer ucreti alan oyunculardan kurulu
Hakkarispor Kulubu gibi zayif bolgesel takimlar mevcutken, Galatasaray ve
Fenerbahce futbol takimlarinin kendilerini uluslararasi standartlara
cikarmalari adil degildir" demeye benzerdir.
Turkiyedeki universitelerin bolum kutuphanelerinin bulunmamasini
uluslararasi akademik standartlarin eksikligine isaret etmek ve bunun
nelere sebep olacagini vurgulamak icin ornek olarak veriyorum: Yakinlarda
ziyaret ettigim belli basli universitelerimizin matematik bolumlerinden
hic birinin bolum kutuphanesine (burada, kapisina kutuphane yazilmis bos
odalari kastetmiyorum) sahip olmadiklarini uzulerek gozledim; diger
bolumlerdeki durumun da benzer oldugu anlasiliyor. Daha da kotusu, bazi
ogretim uyeleri bundan rahatsiz gozukmuyor (ogrencilerin niye sikayet
etmediklerini simdi daha iyi anliyorum, cunki daha iyisini bilmiyorlar.
Kotu bir modele bakarak, universitenin boyle bir sey olacagini
dusunuyorlar, neticede aktif kutuphane kullanma aliskanliginin
gerekliligini bile hissetmiyorlar). Gene yakinlarda, Michigan State
Universitesinden (MSU) bir ogrencimiz, Turkiye'de bir ust duzeydeki
universitelerimizin birisinin kampusunu ziyaret ederken bana bunu soguk
dus tesiri yapan bir sekilde soyle ifade etmisti:
"Bu kampus MSU kampusune cok benziyor, hatta cok daha guzel gorunuyor;
fakat en buyuk fark MSU'da 40 kutuphane ve 1 kafeterya (aslinda 2)
mevcutken, bu kampuste 40 kafeterya ve 1 merkezi kutuphane var."
Bir bolum kutuphanesi luks degil, sarttir. Bir "arastirma universitesinin"
(ornegin ABD'de birinci veya ikinci sinif universiteler) matematik bolumu
icin dinamik bir bolum kutuphanesinin nasil olmasi gerektigi hususunda
asagi yukari belirlenmis uluslararasi standartlar mevcuttur. Ornegin,
yeterli bir matematik kutuphanesi icin, simdi yaklasik kabaca senede
150-200 bin dolarlik dergi butcesine (kitaplar dahil edildiginde 200-250
bin dolar) gerek duyulacagini tahmin ediyorum, bu konuda uluslararasi dis
degerlendirme komitesi daha dogru rakam verebilir. Kutuphanesiz ve ileri
seviyede bilgisayar agina sahip olmiyan bir bolume sahip olmak, motorsuz
bir araba uretmeye esdegerdir, bu kadar basit. Turkiye'deki bazi ogretim
uyelerimizin "Bizim bolum kutuphanesine ihtiyacimiz yok, merkezi
kutuphanemiz var, isteyen gider kitabini orada okur" seklinde
sikayetlerini duydum. Bu, bir lise veya meslek yuksek okulu icin dogru
olabilir, ust duzeyde arastirma yapan universiteler icin hicbir zaman
kabul edilemez. Bu, bana 10-15 sene oncesini hatirlatiyor, ogretim uyesi
ofislerinde bilgisayar olmasi gereksiz bir luks sayiliyor ve "bilgisayar
bolumleri ve merkezlerinde herkesin kullanabilecegi yeteri kadar
bilgisayar var" seklinde dusunuluyordu. Bazan merak ediyorum, Ulus'taki
merkezi bir kafeterya disinda Ankara'daki butun lokantalari kapatip bu
sehrin vatandaslarina "Eger acsan, git merkezi kafeteryada ye!" desek ne
tur bir tepki alirdik?
Esasinda universitelerdeki kutuphanelere ciddi bir sekilde oncelik
verilmemesi; bir nevi, uzun vadede, butun toplumda, kitap okumama
aliskanligina kotu bir ust duzey ornegin olusturulmasi demektir. Ornegin:
Ders kitaplarinin disinda universite ogrencilerimiz ne kadar akademik
kitap ve dergi okur? Parklarda, kahvelerde, otobus ve tren
yolculuklarinda kac kisiyi gunluk gazeteler ve haftalik aktuel mizah
dergilerinin disinda elinde bir kitap okurken gorebiliriz? Buyuk sehirler
dahil, neden carsilarda dogru durust bir kitapci bulamayiz?
Kisacasi, bilgi agina sahip olmak ogrenme surecinin yarisidir; diger
onemli yarisi ise bilgiye kolayca ulasacak ve etkilesimi saglayacak bir
ortami yaratmaktir. Ornegin, canli bir bolum kutuphanesinde gunluk gelen
dergi ve kitaplar bir bakista gorulebilmeli, ve kolayca konrol
edilebilmelidir. Bir baska ornek, bir kac yil once, Turkiye guzel ve
yeterli internet baglantiya sahipti; bugunku 128 kB'lik hat tahammul
edilemiyecek kadar yavaslamis dosya transferi, ve internet islemleri
yapmak hemen hemen imkansiz hale gelmistir (Bilkentin 256 kB'lik ozel
hattinin biraz daha iyi durumda oldugu anlasiliyor). Boylece, bir kere
daha kendimizi teknik olarak bir bilgi kaynagina sahip olup da, ona pratik
olarak erisemedigimiz bir ortamda buluyoruz.
Sosyal problemlerle ugrasmanin en buyuk riski, bir cozum onermektir;
cunki hic bir cozum herkesi memnun etmez; aksi taktirde zaten en basta
problem olmazdi. Ornegin, Turkiye'nin guney bati kiyilarinin cevresel
bakimdan en narin yerlerinden Gokova Korfezinde bir termik santral insa
etmekle hata yapildigini hepimiz biliyoruz. Gene hepimiz biliyoruz ki,
cozum bu termik santrali endustri yogun veya cevresel acidan nispeten
problemsiz bir bolgeye tasimaktir. Herkes bunu kabul ediyor,
politikacilarimiz konusmalarinda dile getiriyor, fakat hic kimse "Peki,
santrali bugunden itibaren kapatin veya tasiyin" deme cesaretini
gosteremiyor; cunku bu, kisa donem parasal kayiplara yol acacagi gibi,
birinin gecmisteki planlama hatasini veya hesap yanlisini kabul etmesine
neden olacaktir. Benzer bicimde, Turkiye'de bazi gelismelere karsilik,
universitelerimizle ilgili ciddi hatalar yaptigimizi goruyoruz. Bunun
sonucu akademisyenlerimizi dis dunya ile etkilesim ve yarismadan
soyutladik, onlari aclik duzeyindeki maaslara mahkum ettik; boylelikle
akademik yarismayi oldurup, akademik mukemmeliyet calismalarini yikmis
olduk. Yuzme havuzlu, tenis kortlu, alis-veris merkezlerine benziyen buyuk
binali kampusler kurarken, zengin kutuphane ve bilgi aglarini, bina
iclerindeki arastiricilari tesvik etmeyi, ihmal etmis gozukuyoruz (ben
burada guzel spor tesislerini ve binalari degil, carpik oncelikleri
elestiriyorum). Gecmisteki hatalari kabul etmek ve rotayi yeniden
ayarlamak bence simdi atilmasi gereken en acil adimdir.
Pozitif taraftan bakacak olursak TUBITAK bu problemlerin cogunun farkinda
olarak, bazi reformlari baslatmis gozukuyor. Ornegin, TUBITAK gecmis 5
yilda uluslararasi birtakim ust duzey konferanslari her yil desteklerken
bu tur arastirma konferanslarina uluslararasi standartlar getirmeyi
basardi. Son 4 senedir, yaz donemi arastirmalarimi yapmak icin
Turkiye'deki bazi universiteleri ziyaret ediyorum, ve her yil akademik
kosullarda biraz daha iyilesme gozluyorum. Kolayca erisilen ve onerilere
acik bazi rektor ve universite yoneticileri ile karsilasmak
cesaretlendirici. Son olarak, burada ele aldigim konunun genel universite
sorunlarindan sadece bir tanesi olduguna isaret etmeliyim; ornegin, lisans
duzeyi ogretim, ders icerigi, ve diger kosullardaki niteligin
yukseltilmesi, gibi konular burada ele alinmadi. Burada vurgulanan genelde
yuksek ogretimimizde model teskil edebilecek uluslararasi duzeyde birkac
universite ve arastirma merkezine olan ihtiyacimizdir.
------
Kimsenin kalkip da sorunuza hayir diyecegini zannetmiyorum. Ancak,
Princeton ve Harvard'in her ikisinin de ozel universiteler oldugunu gozden
kacirmamak lazim. Bu universitelerin devlet tarafindan kurulmamis oldugu,
devlet tarafindan kontrol edilmedigi, vergi veren yurttaslarin paralariyla
finanse edilmedigi, ve senelik ogretim harclarinin $20,000 civarinda
oldugunu da gozonunde bulundurmak lazim. Bu kosullar dikkate alindigi
vakit kullandiginiz "buyuk bir bilgisayarda yuksek performansa sahip
mikro-islemci kullanmaya oncelik verilip verilmemesi" benzetmesiyle ilgili
olarak Harvard ve Princeton'un kurulmasina kimin oncelik verdigi ve
onculuk etmis oldugu sorusu akla geliyor. Amerikan Hukumeti cevabini
verebiliyorsaniz, o vakit benzetmeniz uygun olacak aksi takdirde yanlis
bir metafor kullanmis olacaksiniz. Devlet destekli bir mukemmeliyet
merkezi kurulmasi ile ilgili ornek verecekseniz belki de daha yerinde
ornekler ve hedefler, University of Texas at Austin veya University of
California at Berkeley gibi okullar olacaktir.
>cekilmesi. Ayrica, "tenure(devamli pozisyon) sistemi" kurulmasi. Turk
>lisans ustu ogrencileri ve genc ogretim uyelerine bir mesaj ileterek, is
>imkanlarinin, ucret seviyelerinin, ve "tenure almalarinin" tamamiyla
>onlarin akademik performanslarina bagli oldugunun bildirilmesi. (Akademik
Tenure sisteminin mukemmeliyetcilikle uzaktan yakindan ilgisi olmadigini
"Game Theory" dersinde "Moral Hazard" konusu anlatilirken uyumamis olan
herkes bilir. Orneklerini ise Amerika'nin pek cok universitesinde gormek
mumkundur. Mediokrasiye yol acan temel sebeplerden biri tenure sistemi
olup Turkiye'deki universitelerde kadrolu calisan butun akademisyenlerin
dahil oldugu sistem tenure sisteminin genisletilmis bir seklidir.
>Universitenin kendisini akademik mukemmeliyet merkezi olmaya ve yarismaya
>kapamasi demektir! Bu da mediokrasinin (vasatligin) basarisi icin en
>garantili yaklasimdir. Iyi universite, uzun donem pozisyonlarini boylesine
>suphe dolu bir yolla ipotek ederek akademik kis uykusuna girmek yerine;
>surekli olarak dunyadaki en iyi doktorali kisileri arayip bulup
>calistirmaya caba sarf etmelidir.
Mukemmeliyetci yaklasimin akademik kadronun tumu tarafindan destur olarak
kabul edilebilmesi icin tenure sisteminin tamamen kaldirilarak tam bir
rekabet ortaminin tesis edilmesi gerekmektedir. Kaynaklarin zaten sinirli
oldugu bir kurumda tenure'unu aldiktan sonra akademik uretkenligini
kaybeden insanlarin kuruma mali yuk olmasinin onune gecilmekligi lazim
gelir.
>kurulmasi kararidir. Bu karar dunyanin cesitli yerlerinde asirlar once
>verilmistir. Mesela bu karar Turkiye'de sporda verilmis gibi gorunuyor.
>Galatasaray, Fenerbahce, Besiktas, Trabzonspor gibi futbol takimlari; Efes
>ve Ulker gibi basketbol takimlari uluslararasi arenada yarismaya karar
>vermis gozukuyorlar; bu amacla en iyi antrenor, en iyi oyunculari aliyor,
>ileri duzeyde antreman imkanlari yaratiyor, ve uluslararasi seviyede para
>oduyorlar, ve sonucta mutevazi de olsa uluslararasi basarilar elde edecek
>duruma geldiler. Bu tur tartismalarda cok sik karsilasilan:
Zikredilmis spor takimlarinin uluslararasi arenada yarismasi kararini
kimin vermis oldugu gozden kacan baska bir husus olmus olsa gerek.
Vatandasin verdigi vergilerin bu spor takimlarina gittigini iddia etmek
gulunc olacaktir. Ismi gecen butun spor takimlari ozel kuruluslardir ve
taraftarlarinin maclarda biraktigi hasilat, reklamlardan ve televizyon
yayinlarindan saglanan gelirler, uyelerin verdigi aidat ve bagislara ek
olarak kar amacli kurulmus sirketleri vasitasiyla sagladiklari hasilat
yoluyla kendilerini finanse etmektedirler. Uluslararasi arenada yarisma
kararini veren kendi yonetim kurullaridir, TC devleti degil.
Bu arada, bahsolunan elit enstitu kurulurken TC'nin mevcut
universitelerine haksizlik edilmis olmayacak mi? Mevcut universitelerde
calisan bazi uretken ve vefakar profesorlerin durumu ne olacak? Bu
insanlari da alip elit universiteye koyacaksaniz geride ne kalacak?
Kim acaba buradaki yazismalarda "Bilimsel gorusu akademik yayinin illa da
printed media'da olmasi ile birebir tutmus?"... Daha once benim burada
"dergilere network vasitasiyla erisim" konusunda yazdiklarim:
>> Selman:
>> Evet yakinda epey dergiye "internet" den erisilebilecek
>> ABONE OLDUKCA...Yani bedeva bir sey yok!...Kisacasi bolum
>> kutuphanesi ya dergiye "normal" abone olacak, yahut da
>> "internet" den abone olacak (mesela web ile). Sonuc
>> olarak iki turde de abone parasini verecek (ayrica bazi
>> dergilere internetden erisilemeyecek)...
Sonuc olarak: para verip dergileri BIR kanalla onumuze getirtecegiz
(dogrudan "print" olarak alacagiz, yahut da 'network" den "printout"
edecegiz...vs..) Bunun bir matematik bolum kutuphanesi icin bugunku
maliyeti takriben $200,000 civarinda....
Selman
-----
Bu dogru... Bu konuda az bilinen bir gercekte bilimsel dergi fiyatlarinin
maliyetle pek dogru orantili olmadigidir (burada benim bildigim matematik
dergileri). Mesela bir derginin aidati yillik $300 olurken, ayni
seviyedeki digeri $4,000 olabiliyor. Cunku dergiyi basip dagitan
yayinevleri biliyorlar ki bu dergileri zaten kisilerden ziyade "mecburen"
(eger dergi iyi ise) Universiteler ve Enstutuler kendi kitap "fund"
lariyla aliyor. Onun icin "publisher" ler koparabildikleri parayi
koparmaya calisiyorlar (tabii bu konuda rekabetin cok az olmasida islerine
yariyor)....
Bu konuda bircok akademisyenin dusunceleri: "Bu dergilerdeki makaleleri
zaten bizler yaziyoruz, yani bu dergilerin ham-maddesi biziz, dergi
basimevleri ise sadece yazilari kagit uzerine koyup bunlari tekrar bizim
universitelerimize, yani bizlere fahis fiyatla satiyorlar...". Ayrica
dergilerin prestijlerini oraya yazan bilim adamlarinin makaleleri tayin
ediyor, fakat bu "prestijden" kar eden basimevleri olurken - zarar edenler
bilim adamlari olmus oluyor (cunku bilim adaminin universitesi prestijle
fiyati artan dergilere daha fazla aidat vermek mecburiyetinde kaliyor).
Bu konu son zamanlarda universitelerde cok konusuluyor, bazi
akademisyenler fahis fiyat bicen dergileri uyariyorlar (hatta prestijden
feragat ederek makalelerini vermeyebiliyorlar) Bu problemin cozumu su an
cok zor, problem yavas yavas zamanla cozulecektir.... Bu yondeki bazi umit
verici gelismeler:
(1) Bazi universiteler kendi basimevinde bastiklari dergileri "upgrade"
edip yazarlari oraya davet ediyorlar (tabii bir derginin onemini "prestij"
ve onun "distribution" u tayin ediyor).
(2) Son zamanlarda bazi basimevleri universiteleri tedirgin etmenin uzun
vadeli zararlarini fark edip gonullu olarak fiyat kontrolu yapmaya
basladilar.
(3) Uzak-dogu'dan bazi basimevleri ABD ve Avrupa yayinevleriyle rekabete
girerek bircok bilimsel dergileri basip ucuza dagitmaya basladilar.
(4) Bazi universiteler ikili anlasmalar yaparak, kendi basimevlerinde
bastiklari dergileri ucuz fiyat bicmek sartiyla "distribution network" u
genis basimevlerine dagittiriyorlar (ornek: TUBITAK'in yillik
"Geometry-Topology Proceedings" lerini Harvard'tan International Press
dagitiyor) ...
(5) Bazi akilli ucuncu dunya ulkeleri (ornek: Cin) ikili anlasmalarla
Bati'da basilan dergi ve kitaplari, sadece kendi ulkelerinde kullanmak
sartiyla, cok ucuza kendi ulkelerinde basma hakkini aliyorlar (Selim beyin
dedigi gibi kagit masrafi maliyetin ufak bir kismi, duymussunuzdur
bazilarimizin $80 lik kitaplari Cinden $8 aldiklarini soyliyen Cinli
arkadaslari olmustur)... Ah keske ABD ye milyonlarca dolarlik silah
anlasmalari yapmak icin gelen ust duzey devlet adamlarimiz yanlarina bir
tane de "scientific advisor" alip (mesela bir TUBITAK yoneticisi) bu
anlasmalarin altina Cin'in yaptigi gibi ufak bir "scientific" yardim
anlasmasi ekleseler (o milyonlarca dolarlik silah anlasmalarin yaninda bu
ufak bir "footnote" ufak bir damladir).
Her halikarda, bence biz Turkiye'de 1-2 tane, bolum kutuphaneleri dunya
standartlarinda olan, Enstutu veya Universite kurmaya mecbur oldugumuzu
gozden cikarmamaliyiz..
Selman
-----
> koz...@centipede.rs.itd.umich.edu (Kerimcan Ozcan) wrote:
>
> Tenure sisteminin mukemmeliyetcilikle uzaktan yakindan ilgisi olmadigini
> "Game Theory" dersinde "Moral Hazard" konusu anlatilirken uyumamis olan
> herkes bilir. Orneklerini ise Amerika'nin pek cok universitesinde gormek
> mumkundur. Mediokrasiye yol acan temel sebeplerden biri tenure sistemi
> olup Turkiye'deki universitelerde kadrolu calisan butun akademisyenlerin
> dahil oldugu sistem tenure sisteminin genisletilmis bir seklidir.
Bu yazar yazilani anlamamis.. Makalemde kritik edilen konu da buydu:
Turkiye'de herkezin otomatik "tenure" u var... Asistanlar bile devlet
memuru olarak isleri temerli, yani otomatik olarak "tenure" lari var....
Benim makalemde elestirdigim de buydu, orada tavsiye ettigim "tenure"
sistemi: Simdiki sistemi degistirip (calisma motivasyonunu artirmak icin)
"tenure" almayi zorlastirmak, yani verilen "tenure" u akademik ozveri ile
orantili yapmak (bilime olan katkiyla orantili yapmak)....
> Zikredilmis spor takimlarinin uluslararasi arenada yarismasi kararini
> kimin vermis oldugu gozden kacan baska bir husus olmus olsa gerek.
> Vatandasin verdigi vergilerin bu spor takimlarina gittigini iddia etmek
> gulunc(*) olacaktir. Ismi gecen butun spor takimlari ozel kuruluslardir ve
> taraftarlarinin maclarda biraktigi hasilat, reklamlardan ve televizyon
> yayinlarindan saglanan gelirler, uyelerin verdigi aidat ve bagislara ek
> olarak kar amacli kurulmus sirketleri vasitasiyla sagladiklari hasilat
> yoluyla kendilerini finanse etmektedirler. Uluslararasi arenada yarisma
> kararini veren kendi yonetim kurullaridir, TC devleti degil.
(*) Boyle bir iddia olmadi (bunu kim iddia etmis yazarsaniz memnun
olurum)... Yukaridaki yaniti ancak "akademiyi" tuccarlikla karistiran
"businessman"ler verebilir... Bir ulkenin bilime yaptigi mali katkinin
karsiligi hemen kisa vadeli getirdigi para (hasilat) geliriyle olculemez,
bilimin kisa vadeli kendisini "finanse" etmesi beklenemez...Bilime yapilan
yatirim ulkenin kazanacagi tum direk-indirek (bilhassa uzun vadeli)
faydalarla olculur. Ornek: Bilimin yeni seyler ogrenmeye yeni buluslar
yapmaya (yani bilime olan) katkisi, ogrenime olan katkisi (genc nesilleri
egitmek, biraz dusunun her yil yurt disinda okuyan ogrencilere odedigimiz
milyonlarca dolari), sanayide RD'ye (research/development) a olan katkisi,
milli savunmaya olan katkisi (mesela Turkiye'deki roket sanayii, veya
TUBITAK "coding teory" grubunun kirilamayacak milli sifreler uretme
calismalari)...
Ayrica bu yazar ABD'deki ozel universitelerin bilimsel ve egitim
basarilariyla dogru orantili olarak ayaletlerden ve "federal" hukumetten
aldigi milyonlarca dolarlik "matching-fundlari" gozardi ediyor (ornek "NSF
fund"lari, "Education fund" lari...vs)... Baska bir ekleme: ABD'deki
bircok ozel universiteler ogrencilerden aldigi "tuition" lari ogrencilerin
mali durumu ve onlarin yeteneklerini goz onune alarak ayarlarlar (Bruke
Shields Princeton'a $30,000 vererek gidebilir, fakat Cin'den veya
Hindistan'dan gelen son derece zeki dahi bir ogrenci icabinda orada
bedavaya okur, hatta okul ona burs verir...
> Bu arada, bahsolunan elit enstitu kurulurken TC'nin mevcut
> universitelerine haksizlik edilmis olmayacak mi? Mevcut universitelerde
> calisan bazi uretken ve vefakar profesorlerin durumu ne olacak? Bu
> insanlari da alip elit universiteye koyacaksaniz geride ne kalacak?
Bunun cevabi daha once verildi (makalemde + Hasan bey'e yanit olarak).
Selman
-----
Cok kisaca moral hazard bizim Turkce'de suistimal diye gecen olay
(suistimal kelimesinin Turkce karsiliginin olmamasi da bir talihsizlik,
yabanci lisandaki bir kavrami aciklamak icin yine Turkce olmayan bir
kelime kullaniyoruz!). Suistimal ve oyun teorisi ile ilgili guzel bir
kaynak hatirladigim kadariyla Eric Rasmussen'in Games and Information adli
kitabi. Oradan daha detayli bilgi alabilirsiniz.
Siz de benim ne demek istedigimi anlamamissiniz. Bir tarafta rekabetin
arttirilmasi yoluyla mukemmeliyete ulasilmasini savunuyorsunuz ote tarafta
mediokrasiye davetiye cikaran tenure sisteminin faziletlerinden dem
vuruyorsunuz. Eger cidden mukemmeliyetcilikten yanaysaniz tam bir
entellektuel rekabetci ortamin tesis edilmesinin onunde engel olarak duran
tenure sisteminin tamamen ortadan kaldirilmasini onermeniz gerekirdi.
Amerika'da da tenure'ini aldiktan sonra kendini danismanlik islerine
veren, doktora ve master ogrencilerinin calismalarinin basina kendi ismini
koyarak yayinlayan, torun torba sahibi olup kendini onlara adayan pek cok
insan var. Bu insanlarin tenur'lerini 35-40 yasinda aldigini dusunurseniz
emeklilik yasi olan 65'ine kadar universitenin sirtinda yuk olmalari sizce
mukemmeliyetci anlayisla bagdasiyor mu?
>> Zikredilmis spor takimlarinin uluslararasi arenada yarismasi kararini
>> kimin vermis oldugu gozden kacan baska bir husus olmus olsa gerek.
>> Vatandasin verdigi vergilerin bu spor takimlarina gittigini iddia etmek
>> gulunc(*) olacaktir. Ismi gecen butun spor takimlari ozel kuruluslardir ve
>> taraftarlarinin maclarda biraktigi hasilat, reklamlardan ve televizyon
>> yayinlarindan saglanan gelirler, uyelerin verdigi aidat ve bagislara ek
>> olarak kar amacli kurulmus sirketleri vasitasiyla sagladiklari hasilat
>> yoluyla kendilerini finanse etmektedirler. Uluslararasi arenada yarisma
>> kararini veren kendi yonetim kurullaridir, TC devleti degil.
>
>
>(*) Boyle bir iddia olmadi (bunu kim iddia etmis yazarsaniz memnun
>olurum)... Yukaridaki yaniti ancak "akademiyi" tuccarlikla karistiran
Zaten iddia eden olmadi. "Iddia etmek gulunc olacaktir" dedim.
Kullandigim mantik silsilesini takip edemiyor olmaniz benim
sucum degil. Yeterince berrak bir argumentasyon izledigimi
zannediyorum ama sizin icin tekrar daha acik acik anlatayim. Vatandasin
verdigi vergiler ornek verdiginiz spor takimlarini finanse etmek icin
kullaniliyor olsaydi belki o zaman bu takimlarin devlet eliyle
uluslararasi arenada yarismasina "karar verilmis" olabilirdi, sizin
argumaninizdan dolayli olarak anlasildigi uzere. Oysa ki benim soyledigim
de bu takimlarin ozel tesebbus oldugu ve bu nedenle uluslararasi arenada
yarisma kararini verenlerin devlet degil kluplerin yonetim kurullari
oldugu. Bu nedenle de, devlet eliyle uluslararasi arenada yarisacak elit
universite kurulmasi ile uluslararasi arenada yarisacak kluplerin ortaya
cikmis olmasi tamamiyla farkli seyler. Elma ile armutu
karsilastirmissiniz. "Iddia etmek gulunc olacaktir" lafini kullanmis
olmamin sebebi de sizin bu uygunsuz benzetmenizin ancak ve ancak
"vatandasin verdigi vergilerin bu spor takimlarina gittigi" seklindeki
(kendi kandimca gulunc olan) iddianin gercek olmasi halinde anlam
kazanacagidir. Siz de, kendi agzinizla bu iddiada bulunmadiginizi
soylediginize gore bu iddianin gerceklesmesi halinde anlam kazanacak
benzetmenizin uygunsuz oldugunu kabul etmis oldunuz.
>"businessman"ler verebilir... Bir ulkenin bilime yaptigi mali katkinin
>karsiligi hemen kisa vadeli getirdigi para (hasilat) geliriyle olculemez,
>bilimin kisa vadeli kendisini "finanse" etmesi beklenemez...Bilime yapilan
>yatirim ulkenin kazanacagi tum direk-indirek (bilhassa uzun vadeli)
>faydalarla olculur. Ornek: Bilimin yeni seyler ogrenmeye yeni buluslar
>yapmaya (yani bilime olan) katkisi, ogrenime olan katkisi (genc nesilleri
>egitmek, biraz dusunun her yil yurt disinda okuyan ogrencilere odedigimiz
>milyonlarca dolari), sanayide RD'ye (research/development) a olan katkisi,
>milli savunmaya olan katkisi (mesela Turkiye'deki roket sanayii, veya
>TUBITAK "coding teory" grubunun kirilamayacak milli sifreler uretme
>calismalari)...
Tartismada nereden nereye geldik diye soyle bir dusunecek olursak,
bilimsel yayinlarin hard copy formunda butun dergi olarak alinmasina
karsi oneri olarak yalnizca ihtiyac duyulan makalelerin telif haklari
odenerek download edilmesini savundugum icin "businessman" kafasiyla
dusunmekle itham ediliyorum. Bana kalirsa sizde dergi fetisizmi var. Sizin
icin onemli olan derginin kagit hamurundan mutesekkil maddesel varligi mi
yoksa derginin icindeki bilimsel fikirler mi? Ustelik bir de gelecege
yonelik olarak dergilerin saltanati kesinlikle kirilamayacaktir gibisinden
bir fetva verdiniz. Ben de size gecmiste sizin karsi geldiginiz fikirden
cok daha cilginca buluslar veya teknolojilere atfen bazi otoritelerin
yaptigi kehanetleri ornek verdim. Nasil balon gibi sonduklerini de hep
birlikte gorduk tarih boyunca.
Bilimin kendini kisa vadede finanse etmesi konusuna gelince. Kendini
kisa vadede finanse edemeyecek bir bilimsel projeye Turkiye'nin kol
sivamasini oneriyorsaniz Turkiye'nin gerceklerinden haberdar olmadiginizi
soylemek zorundayim. Sozkonusu olan, bilim gibi, bu ise gonul vermis
insanlarin pek cok seyden ustte tuttugu bilimsel ideallerin kararli bir
bicimde takip edilmesi ile ilerleyen bir ugrasi olsa bile dunya uzerindeki
butun devletler bilime ayni amortizasyon cercevesi icinde bakamazlar.
Kabul etmeliyiz ki, butun devletler bilimsel projeleri desteklerken belli
bir getiri beklerler. Devlet eger ozkaynaklari guclu bir devlet ise uzun
vadeli dusunebilir, eger ozkaynaklar zayif ise daha orta ve kisa vadeli
projelere agirlik verilmesi kacinilmaz olur. ABD gibi dunyanin supergucu
bir ulke bile parcacik hizlandiricisi yapimindan vazgecebiliyorsa bilimsel
faaliyetlerin en yogun olarak gerceklestigi bir ulkede bile bilimsel
projeleri destekleme karari vermeden once belli kriterlerin izlendigi
anlasilacaktir.
Bu arada roket sanayinden ve TUBITAK'in sifre uretme calismalarindan ornek
vermissiniz. Turkiye'de yapilan bu iki somut bilimsel orijinal calismanin
ikisinin de savunma yonelimli olmasi devletin onceliklerinin nerede
oldugunu gosteriyor. Amerika'da da devlet destekli bilimin hemen hemen hep
savunma alaninda olmus olmasi ve bugun bilimsel cevrelerde yasanan kaynak
sikintisinin ardinda devletin bu calismalara yaptigi yardimlari kismis
olmasi da devletin bilime bakis acisinin amortizasyon ve getiri
yonlerinden nasil oldugu hakkinda belli bir bilgi veriyor.
>Ayrica bu yazar ABD'deki ozel universitelerin bilimsel ve egitim
>basarilariyla dogru orantili olarak ayaletlerden ve "federal" hukumetten
>aldigi milyonlarca dolarlik "matching-fundlari" gozardi ediyor (ornek "NSF
>fund"lari, "Education fund" lari...vs)... Baska bir ekleme: ABD'deki
>bircok ozel universiteler ogrencilerden aldigi "tuition" lari ogrencilerin
>mali durumu ve onlarin yeteneklerini goz onune alarak ayarlarlar (Bruke
>Shields Princeton'a $30,000 vererek gidebilir, fakat Cin'den veya
>Hindistan'dan gelen son derece zeki dahi bir ogrenci icabinda orada
>bedavaya okur, hatta okul ona burs verir...
Yukaridaki yorumlarin benim hangi argumanima karsi yapilmis oldugu
konusunda en ufak bir fikrim yok. Gozardi ettigimi de neye dayanarak iddia
ediyorsunuz anlayabilmis degilim.
> >Selman:
> >Ayrica bu yazar ABD'deki ozel universitelerin bilimsel ve egitim
> >basarilariyla dogru orantili olarak ayaletlerden ve "federal"
> >hukumetten aldigi milyonlarca dolarlik "matching-fundlari" gozardi
> >ediyor (ornek "NSF fund"lari, "Education fund" lari...vs)...
> >Baska bir ekleme: ABD'deki bircok ozel universiteler ogrencilerden
> >aldigi "tuition" lari ogrencilerin mali durumu ve onlarin yeteneklerini
> >goz onune alarak ayarlarlar (Brooke Shields Princeton'a $30,000 vererek
> >gidebilir, fakat Cin'den veya Hindistan'dan gelen son derece zeki ve
> >dahi bir ogrenci icabinda orada bedavaya okur, hatta okul ona burs
> >verir...
> Kerimcan Ozcan:
> Yukaridaki yorumlarin benim hangi argumanima karsi yapilmis oldugu
> konusunda en ufak bir fikrim yok. Gozardi ettigimi de neye dayanarak iddia
> ediyorsunuz anlayabilmis degilim.
Anlayabilmeniz icin kendi yazdiginiz yazilari gondermeden once okumaniz
lazim gelir:
>> Kerimcan Ozcan:
>> Ancak, Princeton ve Harvard'in her ikisinin de ozel universiteler
>> oldugunu gozden kacirmamak lazim. Bu universitelerin devlet
>> tarafindan kurulmamis oldugu, devlet tarafindan kontrol edilmedigi,
>> vergi veren yurttaslarin paralariyla finanse edilmedigi, ve
>> senelik ogretim harclarinin $20,000 civarinda oldugunu da gozonunde
>> bulundurmak lazim.
Tabii dilediginiz sekilde Princeton, Harvard gibi ozel universite
orneklerine Berkeley, Texas, UM, MSU gibi "public" universiteleri de
ekliyebilirsiniz...
Selman
------
Yukarida yazilanlarin hepsi gecerlidir. Harvard ve Princeton'u ne
eyaletler ne de federal hukumet kurmustur. Ne eyalet ne de federal
hukumetler bu universitelerin yonetimlerine karisirlar. Hicbir hukumet bu
universitelere finansman saglamaz. Sizi finansman sagliyor yanilgisina
dusuren NSF grant'leri ise bu ozel universitelere sartsiz surtsuz
verilmez (dogrusu universitelere de verilmez, arastirmacilara verilir).
NSF grant'leri icin arastirmacilarin arastirma teklifleri ile
basvurmasi gerekir, fund'larin taksimi ise universite ismine bakilarak
degil, teklifin NSF'in o an icin oncelik verdigi alanlarda yapacagi
katki potansiyeli ve fizibilitesine gore icra edilir. Bu tur fund'larin
Harvard ve Princeton gibi universitelere degil, NSF'in fon vermeye layik
buldugu arastirma teklifi ve teklif sahibi arastirmacilara verildigini
tespit etmek lazim. Bu grant'lerin ekseriyetle Princeton, Harvard gibi
ozel universitelerdeki arastirmacilara gitmesi NSF'in bilincli bir
politikasi degil bu okullarin top arastirmacilari kendi bunyesine
cekebilmesinin bir sonucudur. Dolayisiyla, neyin sebep neyin sonuc
oldugu konusundaki ayrimi iyi yapmak gerekiyor.
Bu okullardaki senelik ogretim harclarinin $20,000 uzerinde oldugu bilinen
bir gercektir. Soylediginiz burslarin cok buyuk bir cogunlugu ise doktora
ogrencilerine verilir. Bu doktora ogrencileri de zaten okula mali bir yuk
olmaz. Tam tersine, ucuza kapatilan arastirma elemanlaridir ve sayilari
toplam ogrenci yuzdesine vuruldugunda kucuk bir azinliktir. Lisans ve
master derecesi icin okuyan ogrencilerin hemen hepsi de pasa pasa $20,000
civarindaki harclari oderler, daha onceden mezun olduklari lise ve
kolejlerde siniflarinin ilk %10'unda yer almis olmalari da cabasi.
Boylelikle, bu okullar ogrencilerden topladiklari ogretim harclari, ve
mezunlardan ve ozel sirketlerden aldiklari bagislar ile her sene
milyonlarca dolarlik "endowment" olusturarak vergi mukelleflerinin bes
kurus bile vergisine muhtac olmadan mevcudiyetlerini devam ettirirler.
Princeton ve Harvard ornekleriniz uzerinde bu kadar durmus olmamin sebebi
yine futbol klubu orneginizdeki gibi konu itibariyla uygun dusmeyen
ornekler vermis olmaniz. Basindan beri soylemeye calistigim sey su:
Turkiye'nin bir Harvard veya Princeton'u olmaz (cunku bu buyuk bir
hayalperestlik, dunyada bile Harvard veya Princeton statusundeki
universite sayisi sinirli) ama olsa bile bu devlet eliyle olmaz. Cunku
Harvard ve Princeton devlet universiteleri degil. Harvard'i Harvard,
Princeton'u Princeton yapan ozellik devlet veya eyalet universitesi degil,
bilakis ozel universite olmalaridir. Basindan beri ozel bir huviyet ile
isliyor olmalarinin kumulatif etkisi ile bugunku durumlarina gelmislerdir.
Devlet veya eyalet kontrolunun disinda olmalari sebebiyle akademik
kaliteleri konusunda kendi kaderlerini tayin etme serbestisini akillica
kullanarak bugunku statulerine erismislerdir. Bu statulerinin meyvalarini
ise ogrencilerine fahis ogretim harclari bindirebilme gucunu kullanmak
suretiyle toplamaktadirlar.
> Kimsenin kalkip da sorunuza hayir diyecegini zannetmiyorum. Ancak,
> Princeton ve Harvard'in her ikisinin de ozel universiteler oldugunu gozden
> kacirmamak lazim. Bu universitelerin devlet tarafindan kurulmamis oldugu,
> devlet tarafindan kontrol edilmedigi, vergi veren yurttaslarin paralariyla
> finanse edilmedigi, ve senelik ogretim harclarinin $20,000 civarinda
> oldugunu da gozonunde bulundurmak lazim. Bu kosullar dikkate alindigi
> vakit kullandiginiz "buyuk bir bilgisayarda yuksek performansa sahip
> mikro-islemci kullanmaya oncelik verilip verilmemesi" benzetmesiyle ilgili
> olarak Harvard ve Princeton'un kurulmasina kimin oncelik verdigi ve
> onculuk etmis oldugu sorusu akla geliyor.
Bu universiteler ozel tabii. Ama bazi olaylar var. Birincisi ozellikle
lisansustu seviyesinde burs meselesi sayesinde pek ogrencilerinden
$30000 almadiklari. Ikincisi lisans seviyesinde dahi "need blind
admissions" oldugu ve genelde burs/borc paketi ile eger bir ogrenci
Stanford'a girebiliyorsa gidebilecek imkanin saglandigi. Ben lisans
ogrencilerine egitimlerinin masraflarini ileride odeme kosulu
getirilmesini cok olumlu buluyorum. Bu egitiminin finans sorumlulugunu
ogrenciye verdigi icin bence hayata hazirlik bakimindan yararli bir
olay. Ileride ne gibi yukumluluklerinizin oldugunun, universiteyi 4
senede bitirmezseniz finansmaninizin biteceginin, bu universitede okumak
icin belli bir bedel odediginizin (anne babanin odemesinden daha kisisel
bir olay bu, 18 yasinizda onunuzdeki 14 yil icerisinde faiziyle beraber
odemek icin senet imzaliyorsunuz, ve oturup olur mu olmaz mi diye
dusunuyorsunuz) farkina variyorsunuz.
Sonra cesitli projeler dahilinde Amerikan hukumetinin arastirma
programlari icin bu ozel universitelere yapmis oldugu finansman var.
Bunlar tabii belli bir proje kapsaminda verilen paralar olmakla beraber
"overhead" kavrami ile bu universitenin arastirma masraflarinda yalnizca
XXX projesi laboratuar masraflari + asistanlarin ve profesorun ucreti
disinda universitenin bir bilim merkezi olabilmek icin gereken
kutuphane, yonetim, vs gibi masraflarinin da oldugu gozetiliyor. Tabii
bu overhead yuzunden Stanford ve MIT hakkinda sorusturma acilmisti bir
ara, rektorun yatinda verilen bir yemegin cicek masraflarinin arastirma
overhead'ine yazilmasi olayi olmustu Stanford'da.
Turkiye kosullarinda daha eyalet universitesi tipinde bir yaklasimdan
bahsetmenin daha dogru oldugunda haklisiniz. Fakat eyalet
universiteleriyle ozel universiteler arasinda proje finansmani saglamak,
arastirma yapmak bakimindan cok buyuk farkliliklar oldugunu sanmiyorum.
> Mukemmeliyetci yaklasimin akademik kadronun tumu tarafindan destur olarak
> kabul edilebilmesi icin tenure sisteminin tamamen kaldirilarak tam bir
> rekabet ortaminin tesis edilmesi gerekmektedir. Kaynaklarin zaten sinirli
> oldugu bir kurumda tenure'unu aldiktan sonra akademik uretkenligini
> kaybeden insanlarin kuruma mali yuk olmasinin onune gecilmekligi lazim
> gelir.
Dogru. Tenure sistemi akademisyenlerin arastirma ve sorgulama
ozgurlugunu korumak icin ortaya atilmis bir kavram. Ornegin Amerikan
dis politikasi konusunda arastirma yapan bir eyalet universitesi
profesorunun bu arastirma Amerikan hukumetinin hosuna gitmezse isinden
atilmasi korkusu olmamasi icin konulmus. Temel bilimlerde ve
muhendislikte bence bu kadar "suya sabuna" dokunan arastirma az. Belki
insan cenini uzerine yapilan arastirmalar sayilabilir. Belki "tenure"
sistemi yerine X senede hic "peer review" lu dergilerde yayini cikmamis
olan akademisyenlerin isten atilmasi soz konusu edilebilir. Bu sekilde
hem arastirmanin konusunun birinin hosuna gidip gitmemesi meselesi
onlenmis olur hem de tenure aldiktan sonra hic is cikarmayan
akademisyenler bertaraf edilir.
> Bu arada, bahsolunan elit enstitu kurulurken TC'nin mevcut
> universitelerine haksizlik edilmis olmayacak mi? Mevcut universitelerde
> calisan bazi uretken ve vefakar profesorlerin durumu ne olacak? Bu
> insanlari da alip elit universiteye koyacaksaniz geride ne kalacak?
Zamaninda Ankara Fen Lisesi vardi, elit bir liseydi, belli kalitede,
belli amaca uygun egitim verirdi. Benim okudugum yillarda Istanbul ve
Izmir Fen Liselerini actilar, Izmir'deki uygulamada Bornova Anadolu
Lisesinin ve Ataturk Lisesinin iyi ogretmenlerini orada toplayarak bir
okul olusturdular. Anladigim kadariyla daha sonra baska Fen liseleri de
acilmis, ve genelde izlenen yontem civarin iyi hocalarini toplamak.
Simdi Fen liselerinin 20 sene onceki Ankara Fen Lisesi ile ayni seviyede
egitim verip vermedikleri bence tartisilir. Diger okullardaki iyi
ogretmenler gidince o okullarin seviyesine ne oldugu da baska konu.
Bu bir sorun. Iyi, elit bir universite olmali, ve en azindan onumuzdeki
50-60 sene boyle bir yer daha kurmayacagiz karari verilmeli. Bu
universitenin ogrenci kapasitesini bir senede iki katina cikarmayacagiz
karari verilmeli. O zaman ne universite ihtiyaca cevap verememekten
seviyesini dusurur, ne de diger universitelerdeki iyi profesorler hep
bir yere toparlanir.
Esen kalin,
Deniz Akkus
Daha once: "SCT de stil bakimindan bir elestiri yapayim: Olgunlugun temeli
tevazuu degil midir?... Yazilara bakiyorum bizim milletde bir bilmisliktir
gidiyor,...yakinlarda aldigim bazi yanitlara bakinca kendimi adeta bir
bas-ogretmenin huzurunda hissediyorum" diye yazmistim. Bu durumun devamini
son gunlerdeki yazismalarda hala izlemekteyim, ornekler :
"Suistimal" kelimesini aldigimiz dersle aciklamak:
---------------------------------------------------
>> Kerimcan ozcan:
>> Tenure sisteminin mukemmeliyetcilikle uzaktan yakindan
>> ilgisi olmadigini "Game Theory" dersinde "Moral Hazard"
>> konusu anlatilirken uyumamis olan herkes bilir.
> Hasan Karabulut:
> >Kerimcan Bey:
> >Benim alanimla ilgili olmadigi icin bu Game Theory konusunda fazla
> >birsey bilmiyorum. Netteki birkac postingden Game Theorynin nasil
> >bir sey oldugu hakkinda biraz fikrim var. Bu bahsettiginiz
> > 'moral hazard' meselesini biraz acarmisiniz lutfen. Merak ettigim
> > ve ogrenmek istedigim icin soruyorum.
> Kerimcan Ozcan:
> Cok kisaca moral hazard bizim Turkce'de suistimal diye gecen olay
> (suistimal kelimesinin Turkce karsiliginin olmamasi da bir talihsizlik,
> yabanci lisandaki bir kavrami aciklamak icin yine Turkce olmayan bir
> kelime kullaniyoruz!). Suistimal ve oyun teorisi ile ilgili guzel bir
> kaynak hatirladigim kadariyla Eric Rasmussen'in Games and Information adli
> kitabi. Oradan daha detayli bilgi alabilirsiniz.
Onyargi :
-------
> Kerimcan ozcan:
> Bana kalirsa sizde dergi fetisizmi var....
> Selman Bey'in tahmininin tutacagini, hele ki gelecege yonelik
> tutucu kehanetlerinin tutacagini, safliktan oteye gidemez.
(Aciklama: Ben makalemin hicbir yerinde bilgisayar aleyhinde bir sey
yazmis degilim,... aksine universitelerimizdeki Bilgisayarlarin, "network"
baglantilarinin onemini ve Turkiye'nin halihazir yetersiz "network"
baglantilarinin gelistirilmesinin son derece gerekli oldugunu yazmistim,
ayrica universitelerimizde Dunya standartlarinda bolum kutuphanelerinin
kurulmasinin onemini yazmistim).
Bilim konusunda ogutler (onceki yazilar):
----------------------------------------
> what <wha...@aol.com> wrote:
> Bundan ote, bilim ve fen nasil gunluk yasama uygulanir, bir sanatci ya
> da bir belediye iscisi bilimi nasil gunluk isinde kullanir ogrenmek
> istiyorsaniz lutfen Tubitak tarafindan yayinlanan Genc Bilim Adamina
> Ogutler isimli kitabi okuyun. Yazari (adini isterserseniz sonra
> verebilirim) Nobel Tip odullu bir ingiliz molekuler biyolog. Bilim
> adamligi apayri bir meslek hatta bir yasam bicimidir, herkes bilimadami
> olamaz ama bilim herkes tarafindan kullanilirsa toplumlar
> cagdaslasabilir. Yorumlarimizda lutfen dikkatli olalim.
> Hele hele bilmeden bilimden hic konusmayalim.
Ben bilirim - "laf aramizda onemli universiten de gelmisim" tavri:
---------------------------------------------------------------
>> Kerican Ozcan:
>> Bahsettiginiz kitabi Turkiye'deyken Tubitak yayinlarindan
>> almis ve iki defa okumustum. Hatta ve hatta doktora yapmaya
>> ciddi ciddi karar vermem o kitabi okumamdan sonra olmustur
>> (Fen Lisesi ve Bogazici Elektrik Muh.'deyken bu kadar ilerisini
>> hedeflememistim). Asagida kitabin bibliyografik bilgileri var...
Ben bilirim - "amacim sizi dusunmeye sevketmek" tavri:
----------------------------------------------------
>> Kerican Ozcan:
>> Benim amacim sizi dusunmeye sevketmek...
>>..........
>> Sosyal bilimler ile tabii bilimler arasindaki nuansi
>> yakalamayi deneyin tavsiyesinde bulunacagim....
>>...........
>> Francis Fukuyama'nin "Tarihin Sonu" calismasinda ortaya
>> attigi tarihin gelebilecegi son evreye geldigi tezini savunuyor
>> olabilirsiniz ....
Selman
-----
> >Selman:
> >Daha once: "SCT de stil bakimindan bir elestiri yapayim: Olgunlugun temeli
> >tevazuu degil midir?... Yazilara bakiyorum bizim milletde bir bilmisliktir
> >gidiyor,...yakinlarda aldigim bazi yanitlara bakinca kendimi adeta bir
> >bas-ogretmenin huzurunda hissediyorum" diye yazmistim. Bu durumun devamini
> >son gunlerdeki yazismalarda hala izlemekteyim, ornekler : ..
> Kerimcan Ozcan:
> Su soylediginiz laflarla kendi davranisiniz oyle bir celisiyor ki. Bundan
> once bu celiskiye dikkat cekmistim. Halen anlamamis gozukuyorsunuz.
> Tekrar tekrar cam sakizi gibi telaffuz etmeyi cidden istemiyorum ama su
> tepkisellik listesi midir ne karin agrisidir ikide bir sikisinca ortaya
> surup "hah iste yine yakaladim, bu tur davranislari izlemeye devam
> ediyorum" seklinde kendi kendinizi hakli cikartan yorumlarla ukalalik
> yapmanizin tevazu ile uzaktan yakindan ilgisi yok. Kendinizi SCT'nin ahlak
> zabitasi zannetme triplerine girme egiliminiz bayagi ciddi boyutlara
> ulasti. Bu sekilde ona buna terbiye ve tavir takinma ogutleri vermeye
> devam ederseniz kendinizi tek basiniza monolog yapiyor bulacaksiniz.
Ben "Turkiye'nin Universitesi olmali mi ?" serisindeki yazismalarda
"tepkisellik" davranislarindan bahsetmemistim. Sordugunuz icin soyliyeyim,
bu yazmis oldugunuz paragrafta gordugum (12), (10), (7) ve (11) uncu
davranislar:
(12) Biri size "Sen....falan-filan..." elestirisi
yaptiginda, reaksiyonunuz derhal reflexive olarak
"Sen daha....falan-filan..." yaniti mi oluyor ?
(10) Cok cabuk mu aliniyorsunuz?, yani olaylara
"High Context Behaviour"ile mi bakiyorsunuz?
(7) Bir kisi ile yazisirken "terbiyesiz", "tuh ayip"
gibi ahlaki degerlendirmeler ve azarlamalarla mi
soze giriyorsunuz?
(11) Kendi hatanizi duzeltmeyi gururunuz elvermiyor mu?..
Selman
-----
Nihayet. Nihayet!
Mehmet Yagci
Welcome to my kill file!!
> Deniz Akkus:...
> Dogru. Tenure sistemi akademisyenlerin arastirma ve sorgulama
> ozgurlugunu korumak icin ortaya atilmis bir kavram. Ornegin Amerikan
> dis politikasi konusunda arastirma yapan bir eyalet universitesi
> profesorunun bu arastirma Amerikan hukumetinin hosuna gitmezse isinden
> atilmasi korkusu olmamasi icin konulmus. Temel bilimlerde ve
> muhendislikte bence bu kadar "suya sabuna" dokunan arastirma az. Belki
> insan cenini uzerine yapilan arastirmalar sayilabilir. Belki "tenure"
> sistemi yerine X senede hic "peer review"* lu dergilerde yayini cikmamis
> olan akademisyenlerin isten atilmasi soz konusu edilebilir. Bu sekilde
> hem arastirmanin konusunun birinin hosuna gidip gitmemesi meselesi
> onlenmis olur hem de tenure aldiktan sonra hic is cikarmayan
> akademisyenler bertaraf edilir.
Guzel (bu yazarin akademik hayati, yanit verdigi yazidan cok daha iyi
idrak ettigi ortada), yani burada dikkat edilmesi lazim gelen husus
tamamen "tenure" u kaldirirsak akademisyenlerin calisma/arastirmalari
kendi is emniyetini ellerinde tutan para kaynagi zenginler (mesela nukleer
firmalar, sigara fabrikalari) ve politikacilar tarafindan kontrol edilmeye
baslanacak (bu sistemi eski Sovyetler birligi bir dereceye kadar basarili
surdurdu fakat daha sonra coktu). Burada bunu onlemek icin yapilanlar:
-Tenure icin YUKSEK standartlar olusturmak, ve bu karar icin (rekabetli
olarak) en az 6-7 yil beklemek..
-Akademisyeni devamli "outside peer review"* (publication/"creativity",
graduate ogrenci yetistirme, undergraduate ogretim, "service" ..vs..)
islemine tabii tutmak, maaslari ve promosyonu buna bagli tutmak (bu yuzden
ayni bir universitede calisan yilda $40,000 alan profesor de, yilda
$120,000 alan professor de olabiliyor).
> Deniz Akkus:
> Bu bir sorun. Iyi, elit bir universite olmali, ve en azindan onumuzdeki
> 50-60 sene boyle bir yer daha kurmayacagiz karari verilmeli(*). Bu
> universitenin ogrenci kapasitesini bir senede iki katina cikarmayacagiz
> karari verilmeli. O zaman ne universite ihtiyaca cevap verememekten
> seviyesini dusurur, ne de diger universitelerdeki iyi profesorler hep
> bir yere toparlanir.
Bu olay (*) zaten kendiliginden hallolacaktir, yani ustune "elit
universite" diye tabela astigimiz her yer bir "elit" universite
olamaz...bunu onun icindeki bilimsel aktiviteler tayin eder (keske bir
yerine onbir elit universite yapabilsek-simdilik bire raziyiz),
universiteye para veren mercii de onlari olcturup ona gore "fund"lari
verir (ABD'den ornek: Michigan'daki UM ve MSU universiteleri ayaletden
yaklasik 260 milyon dolar aliyor, fakat Wayne State universitesi 80 milyon
kadar aliyor, bunu yukarida bahsettigim faktorler tayin ediyor. Bu
universiteler bir bu kadar geliride "tution" lardan aliyorlar, birde
takriben bunun yarisi kadar miktar NSF "fund" lari gibi kaynaklardan
geliyor (belirttiginiz gibi "public/pravite" universitelerin onemli bir
destek kaynagi NSF gibi "fund overhead" leridir)...
Selman
-----
Size eski yazilarimin devami seklinde bir sorum olacak. Siz epeyden
beri nette bu 'imtiyazli' ve 'elit' universite meselesini savunuyorsunuz.
Bu elit universitenin yaninda diger universitelerinde arastima yapmasini
bekleyecekmiyiz? Yani, doktorasini alip Elazig, Denizli, Mugla gibi
imkanlarin olmadigi bir universiteye giden ve uzerine mecburen (yeterli
ogretim uyesi yoklugundan) 3-4 ders yuklenen bir kisinin arastirma
yapmasini bekleyecekmiyiz? Arastirma yapmasini beklersek ve sizin 'elit'
universitenizde calisan ve her turlu imkani olan insanlarla karsilastirip
"arkadas, senin performansin dusuk, bak bu elit universitede ki bir
arastirmaci senin uc mislin yayin cikariyor" demek adil olacakmi?
Eger arastirma yapmasini beklemeyecek isek, doktorali insanlarin yuzde
doksanbesini istihdam edecek bu 'elit olmayan' universiteler bir cok
arastirma potansiyeli olan kisinin 'full time' ogretmene donusturulecegi
akademik mezbahalar olmayacakmi?
Eger yuzde doksan besimiz arastirma yapan akademisyen olmak yerine
ogretmen olmak icin bu kadar masrafla yurt disina gonderiliyorsak doktora
yapmaya ne luzum vardi? Iki yillik bir masterdan sonra hepimiz bir yada
iki lisans seviyesindeki dersi iyi seviyede verebilecek ogretmen olurduk.
Eger diger universiteler 'junior college' nevinden sadece lisans
egitimi verilen yerler olacak ise butun Turkiyenin sadece *bir* tane
arastirma yapilan universitesi mi olacak? Baska universitelere benzer
imkanlar tanimadan arastirma yapmalarini ve de bu elit universite ile
yarismalarini bekleyecekmiyiz?
Bu elit olmayan universitelerin doktora programlari ne olacak? (veya
doktora programlari olacakmi?) Doktora programlari olmayacak ise gene
hepsi hepsi *bir* tane elit universitede arastirma olacak demektir. Eger
doktora programlari olacak ise bu arastirma beklendiginin bir isaretidir.
O zaman arastima imkanlari da saglanmalidir.
Gordugunuz gibi arastirma yapabilecek doktorali insanlarin buyuk cogunu
harcayan ve ancak kendini elit universiteye atabilen insanlarin aktif
arastirma imkani oldugu bir sistem ile ancak universite diyebilecegimiz
bir tanecik yerimiz oluyor. Bu tur bir yaklasimin altindaki varsayim
kendilerinden yenilik beklenen 'top' arastirmacilarin bu elit universitede
toplanacagi ve bu sekilde sinirli imkanlardan maximum fayda elde
edilecegidir. Yani her arastirmaciya yeterli arastirma imkani
saglayamiyorsak bari en iyilere saglayalim gibisinden. Tabiki iyi
universite iyi ogrencileri de cekecektir ve faydayi daha da maximize
edecektir. Aslinda bu tamamen mantikli bir yaklasim. Doktorasini alip
geri donenleri piyango ile universitelere atasak belli bir universiteye
daha fazla imkan saglamanin anlami olmayacak. Sizin gozden kacirdiginiz
nokta bu tur bir seyin Turkiyede kolay civiyacagidir. Yani beklendigi gibi
top arastirmacilarin toplanacagi bir yerden ziyade baglantilari iyi ve
arkasi kuvvetli olanlarin toplandigi bir yer haline gelmesi cok muhtemel.
Arkasi kuvvetli olmayanlar ise, yuksek arastirma potansiyeli olsa bile,
solugu akademik mezbahalarda alir.
Ben bu meselelere cok kafa yordugumu soyleyebilirim ve bazi fikirlerim de
var. Bu yazi cok uzadi, simdi girmeyeyim. Ileride dusuncelerimi derli
toplu olarak yazmayi umuyorum.
Hoscakalin.
Omer Saricilar
Game theory hakkindaki sorumu cevapladiginiz icin tesekkur ederim.
Mehmet Yagci
Mehmet Yagci
Hayir ama burada da teaching college'lar mevcut degil mi? MIT'de tenure
sahibi bir profesorun altinda laboratuari, grant'leri, 4-5 tane doktora
ogrencisi, 4-5 tane master ogrencisi, kendi laboratuari icin calisan
post-doc'lari, arastirma kutuphanesi, yalvar yakar verdigi, bir tane
lisans-ustu seviyesinde dersi (o dersin de haftada 3 saat lecture'ina
girer, recitation'i genelde henuz tenure'unu almamis baska bir prof
anlatir, odev ve test kontrollerini de teaching assistant yapar) buna
karsin XXX College'da 4 derse giren, test kontrollerini kendi yapan
profesorler yok mu?
Universitelerin muhakkak profesorlerine esitlik saglamasi gerektigini mi
savunuyorsunuz? Ben yalnizca giriste firsat esitligi saglamasi
gerektigini savunuyorum. Yani bir universitenin bir ogrenci gonderip
daha sonra o ogrenciye kadro hazirlamasi yerine (esasinda sanirim YOK'un
getirmeye calistigi sistem bir olcude buydu) her sene belli sayida
ogrencinin (kadro guvencesi olmadan) gonderilip daha sonra mulakat ile
islerine alinmalarini savunuyorum. Bu sekilde sistem kendi cabasi ile
(ornegin gittigi universitenin research assistantship'iyle) giden
ogrencilere de haksizlik etmemis olur. Benim ITU'den mezun olup ITU
veya YOK araciligiyla degil, MIT'den aldigi research assistantship ile
ogrenimini yapan bir arkadasimin basina doktorasinin son senesinde gidip
bir ITU'yu ziyaret edip "acaba neler olabilir" diye arastirdigi zaman
"burada kalip emek vermis olan insanlarin onceligi var, kadrolar
onlarin" cevabini almasi gelmisti. Japonya'da simdi.
Su anda performans cabasi tenure alinca falan da degil, universitede
asistan olunca bitiyor. Herhangi bir yere doktora yapmak icin
gidebilirsiniz. Yazdiginiz doktora kil payi doktor unvanina layik
olabilir. Doktora teziniz disinda hic paper yayinlamamis
olabilirsiniz. Kadronuz hazir. Yapacaginiz tek sey bir doktora
diplomasi ile donmek.
Onun yerine kadro guvencesi olmadan doktora yapmaya gonderilse insanlar
ve geldikten sonra su hayali "elit" universiteye de basvurma hakkina
sahip olsalar, bence olay daha adil olurdu. Selman Bey daha ziyade
universiteye giristen sonraki is guvencesinden bahsediyor, bence daha
onceden, universiteye girme guvencesi de olmamali. Tabii kalkip daha
ziyade egitim agirlikli bir universitedeki profesoru "niye arastirma
yapmiyorsun" diye isten atmayacaksiniz. Ama belki "niye derse
girmiyorsun, ogrenciler asistanindan baska kimsenin yuzunu gormuyor"
diye isten atabilirsiniz belki.
> Bu elit olmayan universitelerin doktora programlari ne olacak? (veya
> doktora programlari olacakmi?) Doktora programlari olmayacak ise gene
> hepsi hepsi *bir* tane elit universitede arastirma olacak demektir. Eger
> doktora programlari olacak ise bu arastirma beklendiginin bir isaretidir.
> O zaman arastima imkanlari da saglanmalidir.
Bence kimi universitelerin doktora programlari olmamali. Kimilerinin
yalnizca lisans, kimilerinin yalnizca lisans ve master programlari
olmali.
Esen kalin,
Deniz Akkus
Tekrar kutuphane konusu: Kagida basilan dergiler ile, onlarin "electronic"
sekilleri (eger varsa) arasindaki abone olma fiyatlarini karsilastirmak
isteyenlere bir ornek:
AMS (American math society) dergileri icin su andaki durum: (a) Normal
seklinin abone fiyatina 100 dersek, (b) Normal dergi + electronic sekli
110, (c) Sadece electronic sekli 90 oluyor.
Sadece electronic seklinin bilgisayara bagimliligi vede uzerine
"print-out" masraflarini eklersek (okur gordugu bir makaleyi "print-out"
edip ofisine veya evine okumaya goturecek) o zaman sadece electronic sekli
karli gorunmuyor (fakat electronic seklinin de bir ufak avantaji var, oda
bir makaleye birden fazla kisinin ayni anda bilgisayar ekranindan
bakabilmesi). Sonuc olarak: Su anda buradaki universiteler yukaridaki (c)
seklini pek tercih etmiyorlar, genelde (a) veya (b) secimini yapiyorlar
(tabii en fazla arzulanan yol (b) sekli)...
Daha once yazdigim gibi bu dergilerin abone fiyatlari ile maliyetleri
arasindaki baginti cok az...Ha birde sadece "electronic" dergiler var,
tabii onlarada genelde hepimiz uye oluyoruz..
Selman
-----
Son yazima Deniz hanim ve Selman beyden aldigim dusundurucu cevaplar
icin tesekkur ederim. Simdi kaldigimiz yerden devam edelim. Deniz hanim ve
Selman bey geri donen bursiyerlere, hatta kadrolu ve profoserlere is
garantisi verilmemesi konusunda haklilar. Ayrica Deniz hanimin bazi
universitelerin sadece lisans veya lisans+master egitimi verilen yerler
olmasi konusundaki fikrine katiliyorum. Fakat bu onceden ilan edilmeli.
Yani "bu universite sadece lisans egitimi vermek icin kurulmustur,
arastirma imkanlari ummayin, sizden beklenen lisans ders programlarini
gelistirmek ve lisans egitiminde mukemmelligi yakalamanizdir, Physical
Review'e makale yazmaniz degil" denmeli.
Problemi soyle ortaya koyalim. Hepimizin bildigi gibi son on senede
once mevcut universitelerin kontenjanlari genisletildi sonrada mantar gibi
yeni universiteler acilmaya basladi. Bu bir zaruretin sonucu idi.
Hatirladigim kadari ile universite giris sinavlari 1973 yilinda merkezi
olarak yapilmaya baslandi ve yetmisli yillarin ortalarinda bu sinava
50,000 kisi giriyor ve ve onbin kisi kazaniyordu. Seksenli yillarin
ortalarinda ise yarim milyon ogrenci giriyor ve acik ogretim kontenjanlari
ile birlikte 150,000 kisi kazaniyordu. Simdi bildigim kadari ile 1.5
milyona yakin ogrenci giriyor, Turkiyenin artan nufusu, nufusunun buyuk
bolumunun genc olmasi ve egitimin oneminin genis halk kitleleri tarafindan
anlasilmasi ile yuksek ogretime bir talep patlamasi yasiyor. Bu talebi
onceden gorulup yeterli universite acilmasi ve eleman yetistirilmesi isi
maalesef yapilamadi. Hatta bazi yillar yurtdisina burslu ogrenci
gonderilmedigi oldu. Tabiiki o yillarda Turkiyenin basinda daha onemli
problemleri vardi. Seksenli yillarin ortalarinda ihtiyac kapiya vurunca
birden universitelerin kontenjanlari ikiye katlandi ve alelacele
universiteler acilmaya baslandi. Problemin bir kismi bu. Turkiyeye
kaliteli lisans egitimi veren cok sayida okul gerekli. Bu amac icin sadece
lisans egitimi vermeye yonelik okullarin acilmasi dogru bir yaklasim
olabilir
Bu birinci onemli nokta. Yeni acilan bir yerin arastirma amacli olup
olmadigi bastan belirli olmali. Tabiiki arastirma amacli universitelerin
sayisinin *bir* olmasini dogru bulmuyorum. Turkiyenin nufusuna gore bu en
az yirmi civarinda olmali. Bunun yaninda lisans egitimine yonelik 50-100
civari universite yukarida bahsettigim talebi karsilamali.
Problemin ikinci boyutu ise arastirma ve egitime ayrilan butcenin
dusuklugudur. Turkiye milli gelirinin ancak binde birini
arastirma-gelistirmeye (AR-GE) ayirmaktadir. Bu oran gelismis ulkelerde
(hani su GNP/capita si bizimkinin 8-10 kati olanlarda) yuzde 5-10'a kadar
cikmaktadir Egitime ayrilan para ise ancak yeni universitelerin bina
yapimina ve profosorlerin 500$ maasina ve baska zaruri ihtiyaclara
yetmektedir. Turkiyede devletin arastirmaya ve egitime ayirdigi kaynaklar
biraz daha artirilabilir belki ama Amerikada gordugumuz cinsten yatirimlar
hayal olacaktir. (UW-Madison'un butcesi iki milyar dolar civarinda.)
Butun bu problemler icinde arastirma yapmak isteyen ve kisitli imkanlar
icinde cabalayan bir miktar insan var. Turkiye bugun hala milyonlarca
dolar masrafla alinan aletlerin sonucunun sadece bir kac yayin oldugu
turden harcamalara hazir degil. Bu yuzden de Turkiyede temel bilimler
muhendisligin coook gerisinde. Cunku muhendislik ve tip acil ihtiyaclar.
Elektronikte en gelismis ve AR-GE yapilabilen yerin Aselsan olmasi
rastlanti degil. Silah alimina milyarlarca dolar zaten veriyoruz, yani bu
teknolojiye kuvvetli devlet talebi var. Bu tur talep olan alanlarin
gelismesi kacinilmazdir. Ancak bircok alan da varki (temel bilimler en
bariz olani) yatirim kisa surede kar olarak geri donmuyor, gorunen sonuc
sadece birkac yayin.
Iste bu tur alanlar icin benim dusundugum model bir degil ama en az
yarim duzine bolgesel merkezlerin kurulmasi. (Bu daha fazla yatirim
yapilan bir universite, veya bir arastirma merkezi olabilir) Bu
merkezlerin cevredeki universitelere (yukarida bahsettigim sayisi en az
yirmi olmasi gerekenlere) hizmet vermesi. Yani asgari temel arastirma
imkanlari her universiteye saglandiktan sonra ( universite icinde ayni
konuda calisan bir kac profesor ve bazi doktora ograncilerinden olusan
gruplara az para ile alinabilecek bilgisayar ve temel laboratuar
aletlerinin alinmasi gibi seyler) daha buyuk paralar isteyen yatirimlarin
(milyon dolarlik aletler gibi) bu merkezlere yapilmasi. Profesorlarin ve
doktora ogrencilerinin bu merkezlerle surekli temasta bulunmasi ve hafta
sonlarini, yaz aylarini ve ders vermedikleri bazi semesterleri buralarda
gecirmeleri. Iyi yer secimi ile bu merkezler en az 3-4 arastirma
universitesine yakin yerlerde kurulabilir ve arastirmacilar hafta sonlari
bile gidebilirler. Boylece arastirma yapma arzusu olan herkesin
arastirmadan kopmamasi daha az para ile saglanmis olur.
Toparlayacak olursak, benim onerdigim model en az yirmi civarinda
arastirma universitesi olmasi. Bu universitelerdeki arastirma gruplarina
asgari kutuphane ve laboratuar imkanlarinin verilmesi. Daha fazla para
gerektiren yatirimlarin bolgesel ve en az 4-5 arastirma universitesine bir
kac saatlik mesafeki (ulasim kolayligi onemli) arastima merkezlerine
yapilmasi ve arastirmacilarin bu merkezlerle surekli temasi ve ortak
calismasi. Diger universitelerde doktora programlarinin acilmamasi ve ders
vermenin disindaki aktivitenin ders programlarini gelistirmeye yonelik
olmasi.
Daha once bir merkezden isteyene makalelerin faxlanmasini onerirken de
aklimda bu model vardi. Yani bu arastirma universitelerinin hepsine her
dergiyi alamiyorsak buralara bir merkezden YOKun dokumantasyon merkezi
gibi) makaleleri faxlayalim. Boylece yarim saat gibi kisa bir surede
arastirmacinin eline makale ulasir.
Bu modelin amaci kisitli imkanlarla olabildigince cok kisinin arastirma
yapmasina imkan saglamaktir. Tabiiki gene uygulanabilirligine emin degilim
ama bana sadece bir elit universite kurmaktan daha mantikli gorunuyor.
Sizlerinde bu husustaki goruslerinizi bekliyorum.
> Selman Bey,
>
> Size eski yazilarimin devami seklinde bir sorum olacak. Siz epeyden
> beri nette bu 'imtiyazli' ve 'elit' universite meselesini savunuyorsunuz.
> Bu elit universitenin yaninda diger universitelerinde arastima yapmasini
> bekleyecekmiyiz? Yani, doktorasini alip Elazig, Denizli, Mugla gibi
> imkanlarin olmadigi bir universiteye giden ve uzerine mecburen (yeterli
> ogretim uyesi yoklugundan) 3-4 ders yuklenen bir kisinin arastirma
> yapmasini bekleyecekmiyiz? Arastirma yapmasini beklersek ve sizin 'elit'
> universitenizde calisan ve her turlu imkani olan insanlarla karsilastirip
> "arkadas, senin performansin dusuk, bak bu elit universitede ki bir
> arastirmaci senin uc mislin yayin cikariyor" demek adil olacakmi?
>
> Eger arastirma yapmasini beklemeyecek isek, doktorali insanlarin yuzde
> doksanbesini istihdam edecek bu 'elit olmayan' universiteler bir cok
> arastirma potansiyeli olan kisinin 'full time' ogretmene donusturulecegi
> akademik mezbahalar olmayacakmi?
>
> Eger yuzde doksan besimiz arastirma yapan akademisyen olmak yerine
> ogretmen olmak icin bu kadar masrafla yurt disina gonderiliyorsak doktora
> yapmaya ne luzum vardi? Iki yillik bir masterdan sonra hepimiz bir yada
> iki lisans seviyesindeki dersi iyi seviyede verebilecek ogretmen olurduk.
>
> Eger diger universiteler 'junior college' nevinden sadece lisans
> egitimi verilen yerler olacak ise butun Turkiyenin sadece *bir* tane
> arastirma yapilan universitesi mi olacak? Baska universitelere benzer
> imkanlar tanimadan arastirma yapmalarini ve de bu elit universite ile
> yarismalarini bekleyecekmiyiz?
>
> Bu elit olmayan universitelerin doktora programlari ne olacak? (veya
> doktora programlari olacakmi?) Doktora programlari olmayacak ise gene
> hepsi hepsi *bir* tane elit universitede arastirma olacak demektir. Eger
> doktora programlari olacak ise bu arastirma beklendiginin bir isaretidir.
> O zaman arastima imkanlari da saglanmalidir.
>
> Gordugunuz gibi arastirma yapabilecek doktorali insanlarin buyuk cogunu
> harcayan ve ancak kendini elit universiteye atabilen insanlarin aktif
> arastirma imkani oldugu bir sistem ile ancak universite diyebilecegimiz
> bir tanecik yerimiz oluyor. Bu tur bir yaklasimin altindaki varsayim
> kendilerinden yenilik beklenen 'top' arastirmacilarin bu elit universitede
> toplanacagi ve bu sekilde sinirli imkanlardan maximum fayda elde
> edilecegidir. Yani her arastirmaciya yeterli arastirma imkani
> saglayamiyorsak bari en iyilere saglayalim gibisinden. Tabiki iyi
> universite iyi ogrencileri de cekecektir ve faydayi daha da maximize
> edecektir. Aslinda bu tamamen mantikli bir yaklasim. Doktorasini alip
> geri donenleri piyango ile universitelere atasak belli bir universiteye
> daha fazla imkan saglamanin anlami olmayacak. Sizin gozden kacirdiginiz
> nokta bu tur bir seyin Turkiyede kolay civiyacagidir. Yani beklendigi gibi
> -----------------------------------------------------------------
> top arastirmacilarin toplanacagi bir yerden ziyade baglantilari iyi ve
> ---------------------------------------------------------------------
> arkasi kuvvetli olanlarin toplandigi bir yer haline gelmesi cok muhtemel.
> ----------------------------------------------------------------------
> Arkasi kuvvetli olmayanlar ise, yuksek arastirma potansiyeli olsa bile,
> ---------------------------------------------------------------------
> solugu akademik mezbahalarda alir.
> --------------------------------
Yukarida altini cizdigim sey bilim dunyasindan isole olmus, arastirmanin
ne oldugunu olcup degerlendirecek guncel bilimle irtibatli bilim
adamlarindan yoksun ulkelerde olur, ve malesef bir dereceye kadar bu
Turkiye'de oluyor (bu yazi serisine basladigimizdan beri dahi matematik
dunyasinda oneli degisiklikler oldu desem inanir misiniz?). Bence
Turkiye'deki universiteleri uluslararasi degerlendirme surecine acmak en
cok arastirmayi yillar once birakarak yozlasmis, bir nevi patron veya
politikaci kesilmis akademisyenleri tedirgin edecektir.
Kisacasi benim makalemde yazdigim (*): "I$e Turkiye'de dunya
standartlarinda bir universite/bir arastirma enstutusu kurmakla
baslayalim, yani yapilan bilmi dunya standartlarinda degerlendirmeye ve
rekabete acmaya baslayalim", sizin yazdiginiz: "O zaman diger
universiteler ne olacak ?". Ben bir universitenin gelismesini bir
digerinin cokusu olarak gorurmekten ziyade, diger universitelerin de
tekamul etmesi olarak gorelim derim... (cunku yani-baslarinda esas bilmi
hurafeden ayirabilen dunyaya penceresi acik bir ilim yuvasi tabii ki diger
universiteleride dogru yolda harekete gecirecektir). Tekrar "futbol"
ornegine doneyim: bizim mahalle takiminda mi "arkasi kuvvetli"
torpilli-topun sahibi futbolcunun santrfor oynamasi ihtimali fazladir,
yoksa Fenerbahce veya Galatasaray'da mi??
Peki "top" olmayan universitelerde kafasi calisan, iyi seyler yapan
genclere ne mi olacaktir?: Onlar ya "top" universiteler tarafindan
kapilacaktir (akademik rekabet), yahutta onlar bulunduklari universiteleri
gelistirmeye baslayacaklardir (yani oraya diger kafasi alisan
arastirmacilari cekmeye basliyacaklardir ve bunun sonucu, bulunduklari
universiteler "outside review" de kuvvetli gorulup aldiklari mali destek
de onunla orantili olarak artacaktir...)
(*) "Tekrar tekrar sorumu vurguluyorum: "Uluslararasi standartlara uygun,
Turkiye'de bir veya iki akademik merkez yaratmak istiyor muyuz, istemiyor
muyuz?" Tabii ki, "Junior College" turunde ogretim agirlikli
universitelerin, endustriyel teknik egitim okullarinin, yuksek meslek
okullari vs onemine ve gerekliligine inaniyorum. Fakat, bu tur kurumlarin
ihtiyaclariyla ust duzey universite ve arastirma enstitulerinin
ihtiyaclarini karsi karsiya koyarak birinden digeri lehine odun vererek
duzeyden feragat etmemeliyiz. Bu, spor orneginde "Cok az transfer ucreti
alan oyunculardan kurulu Hakkarispor Kulubu gibi zayif bolgesel takimlar
mevcutken, Galatasaray ve Fenerbahce futbol takimlarinin kendilerini
uluslararasi standartlara cikarmalari adil degildir" demeye benzerdir."
Selman
------
Bu gunku guzel yazilardan gordugum sey: temelde biz ayni seyleri istiyoruz
sadece cozmek istedigimiz problemin degisik yanlarini vurguluyoruz. Burada
benim sayin Karabulut ve Akkus'un yazilarina eklemek istediklerim:
> Deniz Akkus:
> Bunu kar amacli yapmamaliyiz, yoksa Nobel odullu teorik
> fizikcimiz de olsa, bu adamin Turkiye'nin GNP'sine bir
> katkisi olmayacaktir. Ama akademik standardi dunya capinda
> olan bir fizik enstitumuz olsa bence bu Turkiye'nin hic
> bir sey icin olmasa bile gururu ve kendisine guveni icin
> yararli olur.
Bu konuyla ilgili daha once yazdigim bir paragrafi hatirlatmak isterim:
"Bir ulkenin bilime yaptigi mali katkinin karsiligi kisa vadeli getirdigi
para (hasilat) geliriyle olculemez, bilimin kisa vadeli kendini "finanse"
etmesi beklenemez...Bilime yapilan yatirim ulkenin kazanacagi tum
direk-indirek (bilhassa uzun vadeli) faydalarla olculur. Ornek: Bilimin
yeni seyler ogrenmeye yeni buluslar yapmaya (yani bilime olan) katkisi,
ogrenime olan katkisi (genc nesilleri egitmek.., biraz dusunun her yil
yurt disinda okuyan ogrencilere odedigimiz milyonlarca dolari), sanayide
RD'ye (research/development) a olan katkisi, milli savunmaya olan katkisi
(mesela Turkiye'deki roket sanayii, veya TUBITAK "coding" teori grubunun
kirilamayacak milli sifreler uretme calismalari ..vs..)
---------
> Hasan Karabulut:
> Problemin ikinci boyutu ise arastirma ve egitime ayrilan butcenin
> dusuklugudur. Turkiye milli gelirinin ancak binde birini
> arastirma-gelistirmeye (AR-GE) ayirmaktadir. Bu oran gelismis ulkelerde
> (hani su GNP/capita si bizimkinin 8-10 kati olanlarda) yuzde 5-10'a
> kadar cikmaktadir Egitime ayrilan para ise ancak yeni universitelerin
> bina yapimina ve profosorlerin 500$ maasina ve baska zaruri
> ihtiyaclara yetmektedir. Turkiyede devletin arastirmaya ve egitime
> ayirdigi kaynaklar biraz daha artirilabilir belki ama Amerikada
> gordugumuz cinsten yatirimlar hayal olacaktir. (UW-Madison'un butcesi
> iki milyar dolar civarinda.)
Bugun bilinen bir gercek: eger Turkiye butcesinin %1 ni yuksek ogretim'e
ayirsa bahsettigimiz bircok problemler cozulecektir, yani problemimiz su
an para degil... Biz istesek bir tane UW dan daha kuvvetli bir universite
kurabiliriz (burada ben tekrar matematigi baz olarak aliyorum).
---------
> Hasan Karabulut:
> Tabiiki arastirma amacli universitelerin sayisinin *bir*
> olmasini dogru bulmuyorum. Turkiyenin nufusuna gore bu en
> az yirmi civarinda olmali. Bunun yaninda lisans egitimine
> yonelik 50-100 civari universite yukarida bahsettigim
> talebi karsilamali.
> Deniz Akkus:
> Bir fikri 20 taneye paramiz yok, bari bir tane olsun kuralim'dan
> cikmisti. Gonul isterki Turkiye'nin her ilinde dunya capinda bir
> universite olsun...
Burada istenen sey ayni: Hasan bey "Turkiye'de universiteler ideal olarak
nasil olmali?" sorusunsa cevap yazmis, Deniz hanim ise "Biz simdi BUGUN
Turkiye'deki universite problemini cozmek icin hangi adimi atalim?"
sorusuna dikkati cekmis (yani makalemin konusu). Bu konuda ben once
asagidaki satirlari yazmistim:
"Kac tane "elit" universite acalim problemi zaten kendiliginden
hallolacaktir, yani ustune "elit universite" diye tabela astigimiz her yer
bir "elit" universite olamaz,... bunu onun icindeki bilimsel aktiviteler
tayin eder (keske bir yerine onbir elit universite kurabilsek,..simdilik
bire raziyiz). Universiteye para veren mercii de onlari degerlendirip ona
gore "fund"lari verir (ABD'den ornek: Michigan'daki UM ve MSU
universiteleri ayaletden yaklasik 260 milyon dolar aliyor, fakat Wayne
State universitesi 80 milyon kadar aliyor, bunu yukarida bahsettigim
faktorler tayin ediyor. Bu universiteler bir bu kadar geliri de "tution"
lardan aliyorlar, birde takriben bunun yarisi kadar miktar NSF "fund" lari
gibi kaynaklardan geliyor (belirttiginiz gibi "public/private"
universitelerin onemli bir destek kaynagi NSF gibi "fund overhead"
leridir)...
------
> Hasan Karabulut:
> Ayrica Deniz hanimin bazi universitelerin sadece lisans
> veya lisans+master egitimi verilen yerler olmasi konusundaki
> fikrine katiliyorum. Fakat bu onceden ilan edilmeli. Yani
> "bu universite sadece lisans egitimi vermek icin kurulmustur,
> arastirma imkanlari ummayin, sizden beklenen lisans ders
> programlarini gelistirmek ve lisans egitiminde mukemmelligi
> yakalamanizdir, Physical Review'e makale yazmaniz degil" denmeli.
Ben buradaki "Junior College" turunden ogretim agirlikli universitelerin,
endustriyel teknik egitim okullarinin, yuksek meslek okullari disinda,
sadece "lisans egitimi" icin universiteler kurmayi sakincali buluyorum (bu
daha once mezbahalara benzetilmemis miydi?). Kurdugumuz (simdilik sadece
lisans egitimine kuvveti yeten) her universite bilmeli ki calisip kendini
gelistirirse, ona gore destekleri artacaktir (bir gun gelistiginde lisans
ustu egitimi verebilecektir)...
Mesela (matematik konusunda) burada universiteler Grup1,2,3,4,5,..diye
siniflandirilmislar, ornek: Aralik/96 ya gore ABD'de 48 Grup-1 (23 ozel +
25 ayalet), 51 Grup-2, ve 62 Grup-3 universitesi var....Bu gruplamalar
Universitelerin kendilerini gelistirmesi icin bir motivasyon olabiliyor
(ornek: universitemizin benim bulundugum bolumu 10 yil once Grup-2 idi
simdi Grup-1).
Bir baska bir husus: Bu gruplamalar butun konularin avarajlari alinarak
yapiliyor. Onun icin sadece bir konuda ozellesmis bir Grup-2 universitesi
o konuda baska bir Grup-1 universitesinden kuvvetli olabilir... Bu da
zengin olmayan universitelerin kendilerini cabuk gelistirme metodu, yani
bir konu secip (mesela cebirsel geometri veya sayilar teorisi gibi) o
konuda en iyi hocalari ve merakli kuvvetli "graduate" ogrencileri toplamak
(bunu olimpiyatlara tum 50 branstan katilip her birinden bir bronz madalya
almaya calismak yerine, sadece gures ve halterde katilip altin madalyalar
icin mucadele etmeye benzetebiliriz).
Selman
------
Bu konudaki goruslerimiz birbirine yakin. Ben bir tane Amerikadaki
milyar dolarlik butcesi olan universitelere benzer universite kuracagimiza
en az yirmi tane ODTU, bogazici benzeri 50-100 milyon dolarlik devlet
yardimi alan arastirma amacli universitemiz olmasi gerektigini
dusunuyorum. Bu universiteler ile birlikte calisan en az 5-6 tane
arastirma merkezi (daha fazla yatirim yapilan bir bolgesel universite veya
'national lab' gibi) kurulmasi da gerekli. Az masrafla yapilabilecek
bilimsel calisma turlerinin bu universitelerde yapilmasi gerekli ve buyuk
yatirim gereken calismalarin bu arastirma merkezlerinde ve yakin
universiteler ile isbirligi icinde yapilmasi gerekli. Ornegin Erzurumda
kurulacak bir milli lab Erzurum universitesi yaninda cevre illerdeki yeni
kurulan universitelerdeki arastirmacilara da arastirma imkani sunabilir ve
bolgeye bir bilimsel canlilik getirebilir. Sayilari hergun artan mevcut
altmisin uzerindeki universitenin hepsine 50-100 milyon dolarlik butce
verilmesi mumkun degil. Bunlarin cogunun sadece lisans veya lisans+master
egitimine sinirli olmasi gerekli.
Ozellestirme konusunda da size katiliyorum. Devletin saglayacagi 50-100
milyon dolarlik bir butcenin otesinde kendileri kaynak arayip bulsunlar.
Yani yilda 1 milyar dolari butceden ayirip bir anda bir super universite
cikarmaya calismak yerine, 20 tane buyuyup super universite olmaya aday
ve birbirleri ile yarisan universiteler olsun. Bazilari zamanla kendi
kaynaklarini bulup ve parlak kisileri cekip buyuyeceklerdir. O noktaya
ulastiklarinda bu bedavadan (devletten) gelmis bir sey olmak yerine o
universite komunitesinin uzun zaman calismasi ile elde edilmis birsey
olacaktir. Bunun daha saglikli bir gelisme olacagini dusunuyorum.
> Yani "bu universite sadece lisans egitimi vermek icin kurulmustur,
> arastirma imkanlari ummayin, sizden beklenen lisans ders programlarini
> gelistirmek ve lisans egitiminde mukemmelligi yakalamanizdir, Physical
> Review'e makale yazmaniz degil" denmeli.
Dogru. Egitim ve arastirmanin ayni akademik cati icerisinde olmasi
tarihten gelen bir olay, universitelerde toplanmis. Bunun ayrilmamasi
icin pek bir sebep goremiyorum. Bu arada iyi arastirmacilarin iyi
egitimci olduklari anlamina gelmedigini soyleyebilirim. Her ne kadar
ogrencinin ufkunun acilmasi, guveninin gelmesi, prestij gibi nedenlerle
iyi arastirmacilarin oldugu okullara lisans icin talep varsa da, bence
Turkiye kosullarinda her universiteden doktora programi beklemek yerine
her universiteden iyi lisans egitimi, kimi universitelerden de arastirma
beklemek bence daha mantikli.
Bu arada universite kapilarindaki izdihami azaltmak icin lise
programlarinin daha belirgin bir sekilde mesleki ve universiteye
hazirlayici olarak ikiye ayrilmasini savunuyorum. Universite egitiminin
gerekliligini savunmakla beraber meslek lisesi mezununun is bulma sansi
daha artabilse ve mevcut meslek liselerinin egitim programlari daha
guncellestirilebilse (sekreterlik bence meslek lisesi programinda
olmali, agir arac suruculugu meslek lisesi programinda olmali, insaat
ustaligi meslek lisesi programinda olmali, hatta kuaforluk meslek lisesi
programinda olmali vs. (kuaforluk deyip gecmeyin, bir isyeri acmanin,
bunun getirecegi ne tip sorumluluklar oldugunu iyi kotu ogrenmenin,
aletlerin sihhi nasil tutulabileceginin, kullanilan kimyasal maddelerin
nasil karistirilacaginin, ne gibi zararlari olabileceginin ogretilmesi
gerekli)) lise mezunu olup universiteye girmeyen veya giremeyen fakat
bir meslek sahibi olamamis insanlarin problemleri azaltilacagi gibi
vasifsiz isci ve universite mezunu muhendisin arasindaki bosluk
doldurulabilir.
En fazla ilginin muhendislikte oldugunu soyluyoruz ama zaman zaman
"kimya muhendisi insaat iscisi" gibi haberler de boyali basinda yer
almakta. Ya lisans egitimini gerektigi gibi veremiyoruz ve diplomali
bilgisiz eleman cikariyoruz ortaya, ya da Turkiye'nin ihtiyaci
rafineride ustabasi iken ve meslekten yetisme bir kac ustabasinin yerine
koyacak eleman bulamazken beklentileri cok daha fazla olan bir suru
kimya muhendisi cikariyoruz ortaya. (kimya muhendisliginde boyle bir
sey var mi yok mu bilmiyorum, ornek olarak verdim. Boyle bir haber
okumustum, ne kadar izole, ne kadar yaygin bilmiyorum).
> Bu birinci onemli nokta. Yeni acilan bir yerin arastirma amacli olup
> olmadigi bastan belirli olmali. Tabiiki arastirma amacli universitelerin
> sayisinin *bir* olmasini dogru bulmuyorum. Turkiyenin nufusuna gore bu en
> az yirmi civarinda olmali. Bunun yaninda lisans egitimine yonelik 50-100
> civari universite yukarida bahsettigim talebi karsilamali.
Bir fikri 20 taneye paramiz yok, bari bir tane olsun kuralim'dan
cikmisti. Gonul isterki Turkiye'nin her ilinde dunya capinda bir
universite olsun. Universiteye olan talebin de Turkiye'nin universite
mezunu elemana olan ihtiyacindan mi, yoksa insanlarin lise egitiminden
cikip bir meslek sahibi olamayacaklarini bildiklerinden "bari bir
meslegim olsun" diye universiteye girmeye cabaladiklarindan mi
oldugundan emin degilim. Ornegin Almanya'nin cok iyi bir meslek lisesi
programi var, buna karsit ABD'de butun meslege hazirlik gorevi
universitelere yuklenmis durumda, kuaforluk egitimi veren (on-lisans)
universiteler bile var. Bence bu ABD'de de iyi calisan bir sistem
degil, mesleki egitim veren yuksek okullar lisede bu meslegi ogrenmis
olan insanlarin daha kalifiye teknisyen olabilmeleri icin saglanan bir
imkan halinde olmali, omrunde eline cekic almamis 18 yasindaki insana
iki senede marangoz olmayi ogretmeye (boyle programlar var ABD'de)
calismak bence kaynak kaybi.
> Problemin ikinci boyutu ise arastirma ve egitime ayrilan butcenin
> dusuklugudur. Turkiye milli gelirinin ancak binde birini
> arastirma-gelistirmeye (AR-GE) ayirmaktadir. Bu oran gelismis ulkelerde
> (hani su GNP/capita si bizimkinin 8-10 kati olanlarda) yuzde 5-10'a kadar
> cikmaktadir Egitime ayrilan para ise ancak yeni universitelerin bina
> yapimina ve profosorlerin 500$ maasina ve baska zaruri ihtiyaclara
> yetmektedir. Turkiyede devletin arastirmaya ve egitime ayirdigi kaynaklar
> biraz daha artirilabilir belki ama Amerikada gordugumuz cinsten yatirimlar
> hayal olacaktir. (UW-Madison'un butcesi iki milyar dolar civarinda.)
Peki durum bu merkezdeyken 20 tane elit arastirma amacli universiteyi
nasil kuracagiz?
> Butun bu problemler icinde arastirma yapmak isteyen ve kisitli imkanlar
> icinde cabalayan bir miktar insan var. Turkiye bugun hala milyonlarca
> dolar masrafla alinan aletlerin sonucunun sadece bir kac yayin oldugu
> turden harcamalara hazir degil. Bu yuzden de Turkiyede temel bilimler
> muhendisligin coook gerisinde.
Ben teorisyen degilim ama ornegin teorik fizik ve matematikte Ruslar
basarili oldular, bu bilimlerin altyapi ihtiyaclari daha az. Bilgisayar
muhendisligi daha az yatirim gerektiyor ve ornegin Bulgarlar cok da fena
degiller bu konuda. Bence universitelerden birine (veya birkacina)
arastirma icin oncelik tanidiktan sonra bir de Turkiye kosullarinda
hangi dallarda basarili olabiliriz diye de bir degerlendirme yapilmali.
Cok imkansizliklarimiz var ama bence bilincli bir sekilde calisirsak iyi
bir teorik fizik enstitumuz, dunya capinda bir psikoloji bolumumuz vs.
olmamasi icin bir neden yok.
Bunu kar amacli yapmamaliyiz, yoksa Nobel odullu teorik fizikcimiz de
olsa, bu adamin Turkiye'nin GNP'sine bir katkisi olmayacaktir. Ama
akademik standardi dunya capinda olan bir fizik enstitumuz olsa bence bu
Turkiye'nin hic bir sey icin olmasa bile gururu ve kendisine guveni icin
yararli olur.
Esen kalin,
Deniz Akkus
In article <32B1B9...@tigerfund.com>,
Deniz Akkus <deniz...@tigerfund.com> wrote:
>
>20. yuzyilda kurulup adi duyulan okul sormussunuz. 19. yy'in ikinci
>yarisinda kuruldu MIT ama uzun yillar mesleki yuksek okul seviyesinde
>faaliyet gosterdi. MIT'nin MIT olusu 2. Dunya savasinda MIT Radiation
>Lab adi altinda Amerikan radarinin gelistirilmesidir. O zamana kadar o
Eger dediginiz sekilde olduysa (MIT'nin tarihcesini pek bilmedigim icin
detayli yorumda bulunamayacagim) oldukca olaganustu tarihsel bir olay
okulun kaderini tayin etmis. Benzeri bir gelisimin Turkiye'de kurulacak
bir universite icin gerceklesmesi 3. Dunya Savasi ciktiginda mumkun
olacak gibime geliyor. :))
>kadar prestijli, taninan bir okul degildi. Rusya'da Akademgorodok
>kentinin kurulmasi da 20yy. Bayagi adlari da duyulmustu. Beijing
Izin verin de 1 milyari askin nufusu olan bir ulkenin baskentinden ismini
almis bir universitenin ismi duyulsun. Beijing Universitesi'ni hangi
alandaki "cutting-edge" arastirmalari ile taniyorsunuz? Ismi
hatirlamanizin sebebi okulun bilimsel ciktisi mi yoksa isminde Beijing
olmasi mi? Zaten Cince isimleri hatirlamada ve telaffuz etmede batililarin
ne kadar basarili oldugu malum. Sahi, acaba kacimiz Beijing ve
Shanghai'dan baska Cince yer ismi biliyor? Bu baglamda Ankara
University'nin belli bir avantaji olabilirdi belki.
>universitesinin o kadar eski veya IIT (Indian Institute of
>Technology)'nin o kadar eski oldugunu da sanmiyorum.
Bildigim kadariyla Hindistan'da birden fazla Indian Institute of
Technology var. Hangi birinden bahsediyorsunuz? Turkiye'deki teknik
okullarin hepsine biz de Turkish Insitute of Technology ismini koysak
dogal olarak Turkiye'den muhendislik diplomasi alan herkesin
diplomasinda otomatik olarak TIT yazacak. Bu takdirde yabancilar
karsilarina cikan her Turk ogrencisinin diplomasinda TIT'yi gorup "vowww,
bu okuldan da amma cok iyi adam cikiyormus" deyip etkilenecekler belki ama
amaclanan okul isimlerini "generic"lestirerek aslinda belirli bir okula
atfedilemeyecek sahte bir sayginlik kazandirmak degil herhalde.
>Technion ne zaman kuruldu Israil'de?
Technion'un oldukca specifik bir ornek oldugu ortada. Dunyanin dort bir
kosesindeki universitelere yayilmis yuzlerce Yahudi bilim adaminin
surekli destegini alan bir universitenin ismini duyurmasi, ustelik o kadar
kuvvetli bir yahudi lobisi arkasindayken, pek de zor olmasa gerek.
>Bu arada okul adi duyurmak o kadar da zor degil bence. Bilkent ilk kez
>1986'da ogrenci almasina ragmen adini bilen Amerikali profesor sayisi
>bence ODTU'nun adini bilen profesor sayisi ile hemen hemen aynidir.
>Sonucta mezunlari burada bir departmana giriyorsa, departmanin
>profesorleri okulun adini biliyor/ogreniyor. Eski bir okulu alip daha
Pardon ama, departmana giren ogrencisi vasitasiyla Bilkent'in ismini
taniyan bir profesorun Bilkent hakkinda edindigi gorus, ayni departmana
Twin Cities'teki Macalister College'den gelen ogrencisi vasitasiyla
Macalister hakkinda edindigi gorusten pek farkli olmayacaktir herhalde.
>fazla destek altina almak da bence guzel bir sey olurdu. Benim
>savundugum sey prensip olarak yeni bir okul kurulmasi veya bu okulun
bir
>veya birden fazla olmasi gibi seylerden daha ziyade Turkiye'nin bu
>kaynaklari icerisinde dahi kimi branslarda, kimi okullarda dunya
capinda
>bir performans yakalayabilecegi -- eger kisitli kaynaklarini bilincli
>kullanabilirse. Diger okullarin vasatlastirilacagi konusuna da
Kisitli kaynaklarin bilincli kullanilmasi bence parantez icine alinmaktan
cok daha fazlasini hakkeden belki de olayin ozundeki kriter. Bugunun
kosullarinda yeni bir universite kurulmasinin, isletilmesinin, dunya
standartlarinda Harvard ve Princeton ile yarisacak seviyeye getirilmesinin
kac milyar dolara mal olacagi konusunda tahminde bulunmanin ne
kadar guc oldugu ortada. Harvard, Princeton, Stanford, Berkeley, MIT,
Yale, Michigan gibi okullarin 100-350 sene icerisinde tesis, kurumsal
yapilanma, personel, mezun potansiyeli acisindan yapmis oldugu
yatirimlarin bugunku net degerinin milyarlarca dolarin cok otesinde
oldugunu gozden kacirmamak lazim. Bu okullar bugun ne ise gecmis 100-350
sene icerisinde yapmis oldugu bu yatirimlarin temettulerini biciyor.
Turkiye'de de IU, ITU, ODTU, BU gibi koklu kuruluslarin bugune kadar
yapmis oldugu tesis, personel, mezun potansiyeli yatirimlari dururken
sifirdan bir universite kurmanin, ustelik de devlet imkanlarinin (firsat
maliyeti dusunuldugunde) mevcut okullara gidecegi yerde temelden bir
universite insa ve tesis etmeye kanalize edilmesinin, ne kadar irrasyonel
bir karar oldugunu gorebilmek icin finansci olmak gerekmiyor. Bugun bir
okula bina insa edip icini dekore etmek istedigimizde milyonlarca dolardan
bahsediyoruz. Bunun gibi binalardan olusan bir kampus kompleksine sirf
altyapi bazinda (kanalizasyon, su, elektrik, yol, cevre duzenlemesi,
sogutma, isitma dahil) yapilacak harcamanin yarim milyar dolari bulmasi
bana imkansiz gelmiyor.
Hadi diyelim binalariniz hazir. Icine laboratuvar, bilgisayar gibi elzem
enstrumanlari da koydunuz mu fatura galiba 750 milyon dolara
yaklasacaktir. Kutuphaneyi olusturmak zaten basli baslina bir olay. Sirf
matematik bolumu icin 200 bin dolar rakami telaffuz edildi gecenlerde. Bu
rakam bana iyimserligin otesinde gulunc geliyor. Bugun ortalama bir
kitabin 50 dolar oldugu gozonune alinirsa matematik koleksiyonunuza ancak
ve ancak 4000 kitap alabileceksiniz demektir. Nedir yani? Matematik gibi
temel bir bilim icin kitap koleksiyonunuzun 4000 oldugu yerde toplam
koleksiyonun (100 tane disiplin oldugunu farzedelim) 400,000'u gecmesi
mumkun gozukmuyor. Bu kadar ufak bir koleksiyonla University of
Michigan'in 6.5 milyon ciltlik kutuphanesinin yarattigi arastirma
potansiyelini nasil yakalayacaksiniz??? Bana kalirsa bu tur
universitelerle yarisan bir super universitenin en asagi bir milyon
ciltlik kutuphanesi olmali. Bunun maliyeti nedir? 50-100 milyon dolar. Ha,
bu arada daha super universitemizin icine hoca falan koymadik. Bu
insanlari da bir yerlerden bulup bulusturup dunya standartlarinda maas
verdiginiz takdirde ilk sene icinde isler hale gelmis kampusumuzun
maliyeti 1 milyar dolara yaklasiyor. Tabii ki ikinci sene, ucuncu sene ve
ileriki senelerde de bu degirmenin suyunu bir yerlerden dondurmek
gerekecek. Tesislerin bakimi, yeni arac-gerec ve kitap-journal alimi,
personel ve profesor maasleri, ogrenci burslari falan yani. Bu yeni
universiteye ilk yirmi otuz senede de varlikli mezunlarinizin bagis
yapmasini falan da beklemeyin cunku olmayacak. O kadar kisa surede hangi
mezununuz palazlanip size bagis yapacak varliga ulassin? Ote tarafta
endustri zaten kendi universitesini kurmakla mesgul. Oradan da cok fazla
sey ummayin. Dolayisiyla ilk 20-30 sene icinde devletin bu universiteye
oluk oluk para akitmasi gerekecek.
O nedenle sifirdan bir super universite kurmanin Turkiye icin
yapilabilecek en buyuk savurganliklardan biri oldugunu dusunuyorum.
Bunun otesinde mevcut akademik sorunlari daha da derinlestirecegi
konusunda ciddi tereddutlerim var. O yuzden boyle super universite gibi
mali rasyonaliste ve fizibiliteden uzak fantastik hayalleri birakalim da
elimizde avucumuzda halihazirda ne var onu etkin sekilde kullanmaya
bakalim.
Cesitli universitelere getirmis oldugunuz yorumlari sildim. Peki siz ne
yapmamizi tavsiye ediyorsunuz? Harvard'in kurulus amaci da rahip
yetistirmekti 400 sene once. Medreseleri kapatmis oldugumuza gore ne
yapilacak simdi? Bizim butun universitelerimiz 20 yy'den kalma.
Ruslarin 20yy'a kadar dogru durust fizikcileri yoktu, adamlar iyi insan
yetistirmeyi basardi.
Yeni universite kurmanin cok masrafli bir sey oldugundan
bahsediyorsunuz. Peki ne yapilacak? Simdiye kadar yapilan yatirimlar
(ODTU, BU vs bosa gitmesin diyorsunuz. Peki, gitmesin. Universite
kuracaginiza, alin ODTU fizik bolumunu, buradan cok iyi teorik fizikci
yetistirecegiz deyin. Yapabilir miyiz sizce? Yine haksizlik mi olur
Sutcu Imam Universitesi fizik fakultesine ODTU'ye 50 milyon dolarlik
fizik kutuphanesi kurarsak? Yetistirilecek fizikcinin zengin olup okula
bagista bulunmasi da soz konusu degil, buna ragmen boyle bir yatirimi
yapmali mi Turkiye? Eger yapmamali diyorsaniz ben Turkiye'deki butun
lisansustu programlarini kapatalim, bari kendimizi kandirmayalim derim.
Ulkenin AR-GE'ye verecek parasi kisitli, universitelerde ders verecek
akademisyenleri yurtdisinda egitecegiz, yalnizca mesleki egitim veren
lisans ve master programlari uygulayabiliyoruz diyelim. Yok, AR-GE
yapacaksak, o zaman bari buna harcanan parayi hem artiralim hem de
odaklarda toplayalim. Dunya capinda bir bolum yaratmak icin X milyon
dolar gerekiyorsa, 20 universiteye bunu X/20 olarak paylastirmanin bir
manasi yok.
Esen kalin,
Deniz Akkus
---------
---------
------
%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%
Bugunku haliyle bu universiteler devekusuna benziyor. Ne deve nede kus.
Arastirma yapacaklari varsayiliyor ama birakin arastirma laboratuarlarini,
dogru durust ogrenci laboratuari bile yor. Kutuphaneleri lisan
seviyesindeki derslere hitap eden az miktarda kitap var ve butun kampuse
hitap eden bir merkezi kutuphane Amerikada gordugumuz tek bir bolum
kutuphanesi kadar bile yok. Dergi, bilimsel yayin (conference preceedins
vs.) filan da almiyorlar veya cok sinirli. Ama Doktora programlari var ve
en azindan arastirma yapacaklari varsayiliyor.
Bahsedilen turden universiteler ise bastan lisans egitimi icin
kurulacak yerler. Yani arastirmadan kopmus veya vaktini bilim egitimini
gelistirme isine adamak isteyen bir cok kisi icin ideal yerler olabilir.
Arastirma yapmak isteyen kisiler ise buralarin egitim amacli oldugunu
bilir ve ona gore secimini yapar.
%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%
Hic dikkat ettiniz mi, Amerika'da banyolarda isik aynanin hemen uzerinde;
Turkiye'de ise cogunlukla tavandadir. Aynalar burada biraz one dogru
cikintilidir. Mutfaklarda bankonun altinda bes on cm girinti vardir.
Bir de tuvaletler nedense hic kir tutmaz. Bunlarin nedenleri hic
akliniza geldi mi?
Biraderin Ankara'da Konutkent sitesindeki iki sene once yapilan evinde
bunlarin hic birini goremedim. Benim oturdugum evin 1950 model oldugunu
gozonune alirsak banyo tasarimi konusunda Amerika'nin en az 40 yil
gerisindeyiz.
In article <58t2ur$n...@lastactionhero.rs.itd.umich.edu> Kerimcan Ozcan,
koz...@seawolf.rs.itd.umich.edu writes:
>Ha bu
>arada, doktora icin yurt disina adam gonderiliyor. Tamamen israf. Bu olayi
>defalarca burada tartistik. O kadar para keske yurt disindan profesor
>getirilip Turkiye'de ders verdirmek icin harcansa, buradaki bazi
>bolumlerin laboratuvar ve kutuphane ihtiyaclarini karsilamak icin harcansa
>hem cok daha fazla doktora adayini cok daha ucuza egitmis hem de cok daha
>kaliteli bir egitimi yurt disina para kacirmadan vermis oluruz. Bu doktora
koz...@seawolf.rs.itd.umich.edu (Kerimcan Ozcan) writes:
> [... deleted text...]
> ise endustri muhendisliginde ayricalikli yardim alacak. Bu okullarin
> ayricalikli yardim almayan bolumlerini kapatalim demiyorum. Ama her okulu
> bir sekilde memnun etmek lazim. ^^^^^^^^^^^^^
^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^
Nicin?
Yazar, daha onceki yazilarinda "pro-competition" fikirleri
savunuyordu. Yukaridaki gorusunuz onceki fikirlerinizle tezat teskil
etmiyor mu?
Mustafa
Ruslarin bu isin tohumlarini 19. yy.da attigini unutmamak lazim. 19. yy.da
kultur ve sanat alaninda dunya saheserleri yaratmis onca insan, 20. yy.in
basinda Nobel odulu kazanan bilim adamlari/kadinlari vardi . Yaniliyor
muyum? 20.yy. icerisinde bilimsel acidan gelmis olduklari noktada
totaliter sosyalist rejimin etkisi kesinlikle yadsinamaz. Onceki yazimda
da dikkat cekmistim. Ornek verirken verilen ornegin tartisma konusu
yapilan konu, nesne, kisi, ulke, sistem, surec gibi seyler icin
karsilastirilabilir derecede uygunluk gosterip gostermedigini iyi dusunmek
gerekiyor. MIT'nin 2. Dunya Savasi sonrasinda akademik haritada boy
gostermesi, Technion'un kendine isim yapmasi oyle olagan seyler degil.
Birinde 2. Dunya Savasi gibi dunyanin gorup gecirdigi en buyuk savas ve
bunun icin seferber olan ekonomilerden en guclusu olan ABD'nin butun
kaynaklarini savas teknolojisine kanalize etmesi sonucu "yuru ya kulum"
denilen bir enstitu var. Digerinde ise dunyanin pek cok ulkesinde gerek
entellektuel gerekse de finansal acidan son derece kuvvetli bir varligi
olan yahudilerin yaratmis oldugu elit bir enstitu var. Her iki ornegin de
kendine has olagandisi bazi kosullariyla birlikte ele alinmakligi
gerekiyor. Gelisiguzel ornekleri secip Turkiye'nin kendine has kosullarina
gore ornek gosterdiginizde afaki tartismalar yapmis oluyoruz. Bu hatayi
yalnizca siz degil pek cogumuz yapiyor. Gecenlerde yine ayni threadde
devletin uluslararasi bilimsel arenada yarisacak bir universite kurma
tercihini yapmasi ile "futbolde bu tercih yapilmis gibi gozukuyor"
denilerek bir benzerlik kurulma denemesinde bulunulmus, "bu tercih
futbolde yapildiysa artik akademik alanda da yapilmali" gibisinden bir
sonuca varilmisti. Benzetmenin tamamen uygunsuz olmasi sebebiyle varilan
sonuc da haliyle anlamsizlasmis idi. Bu nedenle ornek secerken cok
dikkatli olmaliyiz.
>Yeni universite kurmanin cok masrafli bir sey oldugundan
>bahsediyorsunuz. Peki ne yapilacak? Simdiye kadar yapilan yatirimlar
Ne yapilacagini soyledim. Mevcutlari kullanarak bir cozum bulacagiz.
>(ODTU, BU vs bosa gitmesin diyorsunuz. Peki, gitmesin. Universite
>kuracaginiza, alin ODTU fizik bolumunu, buradan cok iyi teorik fizikci
>yetistirecegiz deyin. Yapabilir miyiz sizce? Yine haksizlik mi olur
Denebilir pekala. Okullar arasinda bir orta yol bulunacak. Mesela ODTU'de
fizik bolumu devletten ayricalikli olarak yardim alacaksa diyelim ki
ITU'de de elektrik muhendisligi bolumu ayricalikli yardim alacak, Bogazici
ise endustri muhendisliginde ayricalikli yardim alacak. Bu okullarin
ayricalikli yardim almayan bolumlerini kapatalim demiyorum. Ama her okulu
bir sekilde memnun etmek lazim. Ayricalikli yardim almayan bolumler mevcut
butce tahsisatindan para almaya devam edecekler (yani onlar icin durum
bugunkinden farkli olmayacak). Ayricalikli yardim dedigim paralar ise
(hani super universite kurmak icin kenarda kosede TC devletinin 1 milyar
dolarcigi vardi ya) oradan verilecek. Hic olmazsa 1 milyar dolari sifirdan
universite kurmak icin tasa topraga yatirmamis olacagiz. Direk olarak
mevcut universitelerdeki ayricalikli departmanlarin "center of excellence"
olmasina harcanacak. Yatirimin meyvalarini cok daha kisa surede alacagiz.
Cunku yerlesik bir sistem zaten oldugu icin direk ekipman yenilenmesi,
kutuphane guncellenmesi, profesor temini gibi amaclarla harcanacak. Ha bu
arada, doktora icin yurt disina adam gonderiliyor. Tamamen israf. Bu olayi
defalarca burada tartistik. O kadar para keske yurt disindan profesor
getirilip Turkiye'de ders verdirmek icin harcansa, buradaki bazi
bolumlerin laboratuvar ve kutuphane ihtiyaclarini karsilamak icin harcansa
hem cok daha fazla doktora adayini cok daha ucuza egitmis hem de cok daha
kaliteli bir egitimi yurt disina para kacirmadan vermis oluruz. Bu doktora
adaylarini bahsettigim "center of excellence" departmanlarda egitmekten
daha uygun bir strateji olamaz. Bes on sene icerisinde "center of
excellence" bolumlerin etkisi bolum disina tasacak ve ayni universite
icerisindeki komsu departmanlar da "spill-over" etkisinden yararlanarak
durumlarini duzeltecekler. Sanayi de hangi konuda hangi universiteye
yatirim yapacagini cok daha iyi gorecegi icin senelerdir arzulanan
universite-endustri isbirligi gercek anlamiyla devreye girmis olacak.
Endustrinin yapacagi bu yatirimlar universitelerin ayricalikli yardim
almayan departmanlarina da dolayli olarak yansiyacak.
>Sutcu Imam Universitesi fizik fakultesine ODTU'ye 50 milyon dolarlik
>fizik kutuphanesi kurarsak? Yetistirilecek fizikcinin zengin olup okula
Sutcu Imam Universitesi gibi okullarin kurulmasi zaten basindan yanlis bir
populist karardi. Yol yakinken yapilan yanlisin duzeltilerek burada
sizlerin de onerdigi sekilde bu okullarin "junior college" ya da
"community college" turunden amaci yalnizca ogretim yapmak olan kurumlara
donusturulmesi gerekiyor. Bu okullarin ogretim elemani ihtiyaclarinin
ABD'de doktora yaptirilmak suretiyle karsilanmasi ise tamamiyla
dusunulmeden verilmis bir karar. Zaten MEB gonderdigi doktora
ogrencilerinin %30'unun nerede oldugundan bile haberdar degil.
>bagista bulunmasi da soz konusu degil, buna ragmen boyle bir yatirimi
>yapmali mi Turkiye? Eger yapmamali diyorsaniz ben Turkiye'deki butun
>lisansustu programlarini kapatalim, bari kendimizi kandirmayalim derim.
Boyle bir sey demedim. Mevcutlarin kullanilmasi, iyilestirilmesini
onerdim. Her seferinde mevcudu silip sifirdan baslamak galiba millet
olarak karakterimizde var. Ne zaman zor bir problemle karsilasilsa
hemen sifirdan baslayalim diyoruz. Demokrasi tarihimiz bunun ornekleriyle
dolu. Olmadi bastan. Olmadi bastan. Otuz senede uc darbe gecirdik. Ekonomi
tarihimiz keza. Yap boz. Yap boz. Paradan sifir atalim hersey duzelecek
yutturmacalarini telaffuz eden basbakanimiz var. Egitimde de her gelen
bakanla birlikte yeni bir sistem gelmis. Problem cozmekten hoslanmayan
insanlarimiz onlerindeki problemi tamamen ortadan kaldirip aceleyle daha
baska bir problem yaratiyor. O kadar yapboz esnasinda yapilan israflarin
haddi hesabi yok elbet. Kamu hizmeti yapacak insanlarimizin mevcut
problemler ne kadar zor olurlarsa olsunlar ulkenin menfaatinin en iyi
gozetilecegi sekilde cozmek uzere yola cikmis olmalari gerekiyor. Yoksa,
devlet, sirasi gelen kamu gorevlisinin kendi recetesini test edecegi bir
kobay olarak gorulmemeli. Problemlerin zorlugu problemi cozme vaadiyle
gelenleri yildirmamali. Problemi cozmek icin sistemleri altust ederek
kendi sistemini koyma heveslisi olan insanlari da mumkun oldugunca devlet
yonetiminden uzak tutmamiz gerekiyor. Devlet sureklilik gerektiren bir
mekanizma. Nasil ki devlet gunun birinde "iflas ettim konkordato ilan
ediyorum yeni bir sayfa aciyorum" diyemiyorsa ayni sekilde bir gunden
digerine yaptigi icraatleri "nullify" edemez. 1965'te ODTU'yu elit teknik
okul kurmak amaciyla baslatan devlet bugun tekrar "yok ben vazgectim bu
sefer cok ciddi yeni bir elit universite kuracagim" derse ben bu adamlarin
30 sene sonra ayni seyi yapmayacagina nasil inanayim? Belki de isin daha
aci yonu aynen bazilarinizin onerdigi sekilde elit universite olarak
kurulan ODTU'nun bugun amaclanan misyona ulasamamis olmasinin kabul
edilmesi ve yeni bir elit universite kurulmasi icin tartisma baslatilmis
olmasi. ODTU kurulduktan sonra buyuk bir olasilikla o zamanki mevcut
universiteler de bundan olumsuz olarak etkilendiler. ITU'nun gozden
dusmesi de o zamanlara rastliyor asagi yukari. Hani bazilariniz buna cok
kizacak biliyorum ama soylemeden edemeyecegim. Turkiye'nin elit
universitesi denecek bir yer varsa o da galiba halen Bogazici
Universitesi. 1971'de millilestirilene kadar Amerikan yonetimi altinda
kaliteli bir undergraduate egitimi veren Robert College, sonradan TC
hukumetinin her turlu uvey evlat muamelesine ve YOK'un bilincli
"degradation" politikasina ragmen OYS sinavlarinda her departmanda ulkenin
ilk 200-300 ogrencisini almis ve almaya devam ediyorsa, bu, ulkenin hangi
universitenin elit oldugu kararini vermis olduguna bir isarettir. Bu
konumunu koruyabilmis olmasinin en onemli sebeplerinden biri de kendine
has gelenek ve kulturunu surdurebilmis olmasi, vermis oldugu mezunlarin
bir kisminin daha sonra Amerika'nin elit universitelerinde doktora
aldiktan sonra geri donup Bogazici'nde ders vermeye baslamis olmalaridir.
Tarih, gelenek, yerlesik sistemden kastettigim buydu. Ha, son
olarak hatirladigim Bogazici Universitesi 60'a yakin universite arasinda
30. sirada butce tahsisati aliyor devletten. Gercek bir elit universiteye
devletin muamelesi boyle oluyorsa devlet eliyle sifirdan elit universite
yaratildigi vakit geride kalan universitelere gosterilecek muamele nasil
olacak merak ediyorum dogrusu.
>Ulkenin AR-GE'ye verecek parasi kisitli, universitelerde ders verecek
>akademisyenleri yurtdisinda egitecegiz, yalnizca mesleki egitim veren
>lisans ve master programlari uygulayabiliyoruz diyelim. Yok, AR-GE
>yapacaksak, o zaman bari buna harcanan parayi hem artiralim hem de
>odaklarda toplayalim. Dunya capinda bir bolum yaratmak icin X milyon
>dolar gerekiyorsa, 20 universiteye bunu X/20 olarak paylastirmanin bir
>manasi yok.
Cok dogru bir saptama. Benim de yukarida soyledigim buna paralel.
Yapilacak bir ekleme varsa o da dunya capinda N bolumu olan elit bir
universite yaratmak icin NX milyon dolar gerekiyorsa bu N*X milyon
dolarin mevcut universitelerdeki "center of excellence"lara verilmesi
yoluyla "startup" maliyetlerinden tasarruf edilmesi sonucu a*N (a>1)
departmanin dunya capinda bolum yapilabilecegi. Bu arada mevcut
universitelere gidebilecek paranin elit universiteye harcanmasinin onune
gecilmesi ile firsat maliyetlerinden saglanacak tasarruf ise yanimiza kar
kalacak.
Saygilar,
Hasan Karabulut wrote:
%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%
Deniz hanim:
Yazimda belki iyi bir sekilde ifade edemedim. Ben yirmi tane
milyar dolarlik butceli super, elit, imtiyazli vs.. universitemiz olsun
demiyorum. Kerimcan beyin yazisina cevap olarak da yazdigim gibi, yirmi
kadar ODTU, Bogazici, ITU gibi arastirma universitemiz olsun. Bu
universiteler devletten 50-100 milyon dolar gibi bir yardim alsinlar ve az
masrafla arastirma yapilabilen konulardaki arastirmalar buralarda
yapilsin. Bunun yaninda Daha buyuk yatirim gereken arastirmalar icin yarim
duzine civarinda bolgesel arastirma merkezleri kurulsun ve bu merkezler
yakin universiteler ile birlikte calissinlar. Yani, bir super universite
yerine yirmi tane ileride kendi kaynaklarini bulup buyumeye ve arzu edilen
elit universiteler olmaya aday orta capli arastirma universiteleri olsun.
Bugun turkiyenin bu olcekte ODTU, Bilkent, Bogazici, ITU vs. gibi bazi
okullari var zaten. Biraz daha iyi bir organizasyonla yirmi tane ODTU ve
bunlarla koordineli calisan bes national lab bence bir-iki tane Harvarddan
daha iyidir. Zamanla bunlarin bazilari kendi kaynaklarini bulacaklar ve
buyuyup Harvard vs. gibi elit universite olacaklardir. Ama bunu kendileri
KAZANMALARI gerekli. Devletten kucaklarina dusen milyar dolarlik
butcelerle degil.
%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%%
> Butun bu problemler icinde arastirma yapmak isteyen ve kisitli imkanlar
> icinde cabalayan bir miktar insan var. Turkiye bugun hala milyonlarca
> dolar masrafla alinan aletlerin sonucunun sadece bir kac yayin oldugu
> turden harcamalara hazir degil. Bu yuzden de Turkiyede temel bilimler
> muhendisligin coook gerisinde.
Ben teorisyen degilim ama ornegin teorik fizik ve matematikte Ruslar
basarili oldular, bu bilimlerin altyapi ihtiyaclari daha az. Bilgisayar
muhendisligi daha az yatirim gerektiyor ve ornegin Bulgarlar cok da fena
degiller bu konuda. Bence universitelerden birine (veya birkacina)
arastirma icin oncelik tanidiktan sonra bir de Turkiye kosullarinda
hangi dallarda basarili olabiliriz diye de bir degerlendirme yapilmali.
Cok imkansizliklarimiz var ama bence bilincli bir sekilde calisirsak iyi
bir teorik fizik enstitumuz, dunya capinda bir psikoloji bolumumuz vs.
olmamasi icin bir neden yok.
################################
Bu konuda hemfikiriz. Daha oncede Selman beye cevap olarak yazmistim.
Matematik, teorik fizik, muhendisligin teorik kisimlari ve daha bircok
teorik alanda calisan kisilerin ihtiyaci Bilgisayar, kutuphane imkanlari
ve ayni alanda calisan kisilerle iletisim imkanidir. Bilgisayarlar artik
cok ucuzladi. Internet iletisim ihtiyacini kismen de olsa gideriyor. Bugun
dunyanin uzak koselerinden insanlar emaille haberlesetek ortak arastirma
yapip makale yaziyorlar. Birde dergilere hizli ulasim imkani saglandi mi
Agri daginin tepesinde yasayan birinin bile teorik calisma yapmasi mumkun.
Bu netteki ilk yazimda YOK'un dokumantaston merkezinden makalelerin
FAX ile universitelere yarim saat icinde ulastirilmasini onermistim.
Diyelimki siz elazig universitesinde calisiyorsunuz ve universiteniz hemen
hemen hic dergi almiyor. Size lazim olan bir makaleyi YOK kutuphanesine
telefon veye email ile iletirsiniz ve bir gorevli hemen makaleyi size fax
ile gonderir. Bu ilk yazimdan sonra bir arkadasimiz YOK kutuphanesinin
zaten simdi de isteyene makalelerin fotokopisini posta ile gonderdigini
yazdi. Tabiiki bu isin fax ile yapilmasi cok daha hizli olacaktir.
Bu uc imkan, Bilgisayar, kutuphane, iletisim (ve de ogretim uyesinin
gecinebilecegi tatmin edici maas) saglandiktan sonra teorik calisma
yapilmasinin onunde fazla bir engel kalmiyor. Bunlar saglandiktan sonra,
"Harvard gibi milyar dolarlik butcemiz yokki iyi matematik yapabilelim"
demek bence oynayamayan gelinin "yerim dar" demesine benziyor.
Ancak deneysel calismalar icin cok daha fazla para gerekli. Bu konuda
bile birseyler yapilabilecegine inaniyorum. Bazi deneysel alanlar
digerlerine gore cok daha az para gerektiriyor. Az masraf isteyen deneysel
calismalar bahsettigim yirmi civari ODTU dengi arastirma universitelerinde
yepilabilir. Cok masraf isteyen arastirmalar ise kurulacak arastirma
merkezleri ve milli laboratuarlarda (Marmara arastirma enstitusu benzeri)
yapilmali ve bu merkezler cevre universiteler ile koordineli calismali.
###################################
Bunu kar amacli yapmamaliyiz, yoksa Nobel odullu teorik fizikcimiz de
olsa, bu adamin Turkiye'nin GNP'sine bir katkisi olmayacaktir. Ama
akademik standardi dunya capinda olan bir fizik enstitumuz olsa bence bu
Turkiye'nin hic bir sey icin olmasa bile gururu ve kendisine guveni icin
yararli olur.
Esen kalin,
Deniz Akkus
Cevabiniz icin tesekkur ederim.
Hasan Karabulut.
Bu universite konusu saniyorum burada bir sureden beri var, ve konunun tam
ortasinda konunun basini sonunu bilmedenicine dalmak niyetinde degilim,
ama asagidaki birkac konuya deginmek istiyorum.
In article <01bbea57$00c8e200$01010101@none>, "kanca" <ka...@ibm.net> wrote:
> Ozel universitelerin devlet universitelerinden daha verimli olacagini
> soylemek bence cok da gecerli degil.
>
> Birincisi, elde yeterli veri yok. Yani yeteri kadar zaman gecmis degil
>
> Ikicisi, bu universitelerin kendi yaglariyla kavruldugunu iddia etmek de
> cok fazla yerinde degil.
>
> Bu universitelere devletin katkisi hem daha fazla, hem de alisilmis
> yatirim realizasyonu hizlarinin cok daha uzerinde. Baska bir deyisle,
> bu universitelere, devlet, kurulus asamasinda cok daha yuklu yatirim
> 'yardimi' yapiyor. Bu da iki yoldan oluyor: Birincisi dogrudan dogruya
> devletin yardim adinda yaptigi bir odeme; digeri de kisi veya
> kurumlarin devlete verecegi vergiyi bu yatirimlari yapmak yoluyla
> vergiden dusmeleri (dikkat: kar^dan degik, vegiden). [Holdinglerin
> universite kurmaga yeni yeni yanasmaga baslamasi da ozellikle
> bu yuzden -cunku eskiden bu tur yardimlar yatirim indirimi/tesvik
> kapsamina girmiyordu.]
>
> Isletmeye acildiktan sonra da ogrenci basina devlet katkisi rakkamlari
> ozel universitelerde devletin kendi universitelerinden cok daha fazla.
> (Bkz DIE rakkamlari)
>
> Bunlarin yanisira, ozel universiteler basli basina bircok esitsizliklere
> yol aciyor.
>
> Ben 'devletciligi' savunmak amacinda degilim, ama eger butun ozel
> universiteler bula bula Bogaz sirtlarini ya da Ankara'nin gobegini
> kuruluyorsa, bu universitelere Anadoludan gelecek ogrenci tipi de
> cok daha farkli (ozellikle ekonomik anlamda) olmak zorunda.
>
> Ustelik, ozel universitelerde egitim kalitesinin ve o kalitenin
> standardinin saglanabilecegine yonelik cok yogun endiselerim
> var. Gunun birinde durup baktigimiz zaman, bugun Sutcu Imam
> Universitesi ile (mesela) ODTU arasindaki farktan cok daha vahim
> noktalarda egitim veren ozel universitelerimiz olabilir.
>
> Turkiye her ne kadar kucuk-ABD olmak yolundaysa bile, ozellikle
> denetleme imkan ve yontemlerimizin ne kadar 'larj' oldugunu dikkate
> alirsak, ozel universiteler basimiza bela bile olabilir.
>
> 'Birakalim da ozel sektor rekabet yoluyla dogruyu mutlaka
> bulur' dusuncesi bir yanilsamadir. Mutesebbisin amaci hic
> bir zaman 'kalite' degildir. Olamaz da. Kalite, sadece ve
> sadece pazar sartlarinin zorlamasi halinde ortaya cikabilecek
> bir yan unsurdur. Birinci oncelik pazar payi ve kar^dir.
>
> ABD'deki havayollari ya da televizyonlarinin kalitesi
> ornekleri verilebilir. Veya, hastanelerde acil servislerin nicin
> cok iyi odugu fakat onleyici tedavinin neden bu kadar yetersiz
> (neredeyse hic) oldugu sorularinin cevaplari da bu yondedir.
Turkiye birakin kucuk Amerika olmayi, su haliyle Amerika'nin kucuk tirnagi
bile olamaz. Bu kucuk ABD imaji saniyorum onu ortaya atan ve benimseyen
kesimlerin dusunce yapilarindan geliyor. Aciklamak gerekirse ornegin su an
buyuk sehirlerimizde gayet yaygin olan imaj hastaligi. Bireyden basliyor,
aileye sicriyor, derken is hayati ve toplumun tum kesimine yayiliyor.
Ornegin bir kisiyi giydigi seyin markasindan, kullandigi cep telefonundan,
kullandigi arabadan -kalite olarak- degerlendirme. Bu kisilerden basliyor
(marka giyinme hastaligi mesela), derken topluma oyle bir sicriyor ki,
ornegin Turkiye'nin aslinda ne kadar gelismis ve dunya buyugu ulke oldugu,
Turkiye'deki cep telefonu kullanimi, veya luks mal tuketimi referans
verilerek ileri suruluyor. Buna goz boyamak derler, ki daha degisik
boyuttaki orneklerini toplumun her kesiminde goruyoruz: Curuk binaya cila
cekiyorlar, sonra minicik bir depremde binalar cokuyor, vah vah deniyor.
Manavdan elma aliken uste iyileri, alta curukleri konuyor, ki millet hepsi
iyi sansin. Dandik bir mal bile Avrupa markasi diye en yuksek fiyattan
satilir, ustune de en amerikan veya avrupa mali oldugu sloganla yazilinca
gel keyfim gel, herkes alir. Nicin herkes ayni marka ve ayni model giyinip
birbirine poz vermeye calisir? Nicin bu insanlar cep telefonlarini veya
kullandiklari markalari kendilerini en iyi bicimde ifade etme yolunu
secerler?
Ornekler cok daha gelistirilebilir.
Amerika'yi Amerika yapan degerler ne havayollarinin kalitesidir, ne de
para ve teknoloji gucudur. Oyle olsaydi Amerika ve japonya, hatta Cin
birbirine esit ulkeler olurdu. Halbuki birbirlerine gayet yakin olmalarina
ragmen Avrupa ile Amerika arasinda da yine daglar kadar fark var. Amerika
bu degerlere zengin olarak sahip olmadi, cunku bulutlardan para
yagmiyor.Para ve guc sonradan geldi.
Saniyorum bunlar Turkiye'deki universite sorunu ve diger sorunlara isik
tutabilir. Bu, ayni zamanda Avrupa birligi konusunda da ayni rolu oynuyor
Turkiye adina.
>
> Aslinda, benim sormak istedigim baska bir soru var:
>
> Bugune kadar elit okullarimizdan yetisen kisiler sizce nerededir?
>
> Bu 'thread'da bahsedilen Fen Lisesi mezunlarinda kac tanesi acaba
> Turkiye'dedir? ODTU, ITU, Bogazici gibi universiteleri en iyi
> derecelerle bitirenlerin kahir cogunlugu nerededir?
>
> Yurtdisindaki akademisyenlerimizin (hatta diger beyaz yakalilarimizin)
> kendilerini amortize etme hizlari ile (mesela) Almanya'ya gonderilen
> iscilerimizin mukayesesi nasildir?
>
> Baska bir deyisle, bir tarafta kit kaynaklarla yatistirdigimiz kiymetli
> beyinlerimizin (Turkiye'de is bulamamam gibi hakli bir gerekce ile)
> yutdisina gitmeleri, ile neredeyse emeksiz peydahlayip beygirgucu
> niyetine yurtdisina yolladigimiz iscilerimizin $/kisi veya $/(kisiye
> yatirim) cinsinden geri odemeleri sizce nasildir?
>
> Merak ediyorum: Yilda 20-30, ,000 USD'ye yurtdisinda okuttugumuz
> bir kisi ortalama olarak (ve butun omru boyunca, paranin bugunku
> degeri cinsinden) acaba ne kadar geri odeme yapar?
>
> Boyle bir soruya muhatap olmagi gururuna yediremeyenler olabilir (bence
> olmamasi gerekir ya, neyse), o zaman baska bir soru sorulabilir:
Bugune kadar devletten hic para almamis oldugum icin cevap veremem,
bilmiyorum. Ama burada buna cevabi olacak cok insan cikacaktir eminim.
>
> Yurtdisina giden aydinlarimizin, parasal geri odeme yerine (bundan daha
> kiymetli) baska yollardan kendini amortize ettigi kanatinde misiniz?
>
> 'Gurur kaynagimiz' oldukari soylenegelir; peki ne yapmislardir da
> gurur kaynagimiz olmuslardir? Gurur kaynagi reel kaynak midir?
>
> [Hani dilim varsa, hukumete bir de bu 'kaynak paketini' onermek
> de var ya, neyse :-), siyasete girmeyeyim. ]
>
> Mesela Almanya'daki 20,000 Turk isvereni daha az gurur
> kaynagimiz midir?
>
> Yoksa kendini kurtaran kaptan midir?
>
> ArGe ve ArGe'ciler konusuna baska bir zaman deginmek
> istiyorum, cunku o konuda da dertliyim...
Gurur kaynagindan kastiniz nedir? Hep duyarim, neyin veya kimin gurur
kaynagidir, ne icin?
Eger yurt disinda herhangi bir basari ise kastiniz, buna vermek istedigim
iki cevabim var:
Birincisi yurt disinda basari ile yurt icinde basarinin fazla bir farki
oldugunu sanmiyorum. Eger yurt icinde buyuk bir basari elde etsek bu
basari zaten yurt disina da tasar. Oyle olmasaydi bugun dunyanin butun
buluslari, harikalari tek bir ulkede veya kulturde toplanirdi (ornegin
hersey ABD'de var, diger hepsi avuclarini yaliyorlar gibi bir durum, ama
dogru degil tabi).
Ikincisi birincisiyle baglantili. Basari insanin icinde yatar. Ornek
olarak mesela film seyrediyorum, film bitince isimler, kadrolar,
calisanlarin isimleri geciyor. Binbir milletten insanin ismini gordum, ama
bugune kadar tek bir Turk ismine rast gelmedim. Burada Turkiye'yle ilgili
genel public gozuyle tek tuk bilinen seylerden biri Midnight Express
filmi. Turkler genelde taninmiyor. Halbuki diger milletlerden insanlar
cesitli basarilara ulasarak kendilerini baska sekillerde de duyurmuslar.
Genelde insanlarin kazandiklara basarilara daha onem verilir, ve fazla
Turk ismine veya basarisina denk gelmiyoruz. Belki de insanimizin icinde
yok oyle bir arzu, bilemiyorum. Cunku bir insan aman Turkiye'yi temsil
edeyim, meshur olayim diye basarili olmaz, kendisi icin basarili olur.
Ovunmek istedigimiz seyler cok, ama sanki bir hayal dunyasinda yasar
gibiyiz. Onun icin basinimizda "elimizden alindi, hakkimiz yenildi" gibi
kilif uydurmalara sik sik rastlariz. Bu nette bile basarisizligin sucunu
baskalarinda bulan ve allahtan medet uman cok insanlara rastlayabiliriz.
Saniyorum uyumsuzluk gibi sorunlarin altinda da ayni temeller yatiyor.
Kendine guveni ve hedefi olan insanlarimizin sayisi belki de cok az,
bazisininki de dis imaja bakiyor (yukarida bahsettigim sey, birbirleriyle
de gayet baglantili). Yurt disi ile yurt ici arasinda fark yok. Futbol
takimlarimiza bakarak ayni seyleri gorebilirsiniz. Veya muzik
gruplarimizin basarili olmak icin baskalarinin realitesini taklit
etmeleri. Saniyorum hepsi temelde alinan degerlere dayaniyor, ve basladigi
gibi gidiyor, eger kisi kendine mudahale etmezse. Kendine mudahale edip
basarili olan insanlar da var. Ziya Ozel gibi.
Aslinda burada doktora yapanlarin icinde gayet basarili insanlarin
olduguna eminim, ama bunlarin yuzdesi nedir?
Yazdiklarim bazilarina yanlis gelebilir, ama sadece gozlemlerime dayali
dusuncelerdir.
Murat
>
> Basri
> ka...@ibm.net
Aslinda, benim sormak istedigim baska bir soru var:
Bugune kadar elit okullarimizdan yetisen kisiler sizce nerededir?
Bu 'thread'da bahsedilen Fen Lisesi mezunlarinda kac tanesi acaba
Turkiye'dedir? ODTU, ITU, Bogazici gibi universiteleri en iyi
derecelerle bitirenlerin kahir cogunlugu nerededir?
Yurtdisindaki akademisyenlerimizin (hatta diger beyaz yakalilarimizin)
kendilerini amortize etme hizlari ile (mesela) Almanya'ya gonderilen
iscilerimizin mukayesesi nasildir?
Baska bir deyisle, bir tarafta kit kaynaklarla yatistirdigimiz kiymetli
beyinlerimizin (Turkiye'de is bulamamam gibi hakli bir gerekce ile)
yutdisina gitmeleri, ile neredeyse emeksiz peydahlayip beygirgucu
niyetine yurtdisina yolladigimiz iscilerimizin $/kisi veya $/(kisiye
yatirim) cinsinden geri odemeleri sizce nasildir?
Merak ediyorum: Yilda 20-30, ,000 USD'ye yurtdisinda okuttugumuz
bir kisi ortalama olarak (ve butun omru boyunca, paranin bugunku
degeri cinsinden) acaba ne kadar geri odeme yapar?
Boyle bir soruya muhatap olmagi gururuna yediremeyenler olabilir (bence
olmamasi gerekir ya, neyse), o zaman baska bir soru sorulabilir:
Yurtdisina giden aydinlarimizin, parasal geri odeme yerine (bundan daha
kiymetli) baska yollardan kendini amortize ettigi kanatinde misiniz?
'Gurur kaynagimiz' oldukari soylenegelir; peki ne yapmislardir da
gurur kaynagimiz olmuslardir? Gurur kaynagi reel kaynak midir?
[Hani dilim varsa, hukumete bir de bu 'kaynak paketini' onermek
de var ya, neyse :-), siyasete girmeyeyim. ]
Mesela Almanya'daki 20,000 Turk isvereni daha az gurur
kaynagimiz midir?
Yoksa kendini kurtaran kaptan midir?
ArGe ve ArGe'ciler konusuna baska bir zaman deginmek
istiyorum, cunku o konuda da dertliyim...
Basri
ka...@ibm.net
Soylediginiz turde okuttugumuz insanlarin zaten teorik olarak Turkiye'ye
donup mecburi hizmet yapmalari gerekiyor. Yani bir geri odeme sistemi
mevcut. Zaten o kadar sene Turkiye'de mecburi hizmet yaptiktan sonra
tekrar yurt disina gitme sanslari da oldukca azaliyor (ailevi ve mesleki
sebeplerden).
>Yurtdisina giden aydinlarimizin, parasal geri odeme yerine (bundan daha
>kiymetli) baska yollardan kendini amortize ettigi kanatinde misiniz?
Oncelikle, "giden" ile "gonderilen" arasindaki farki iyi belirlemek lazim.
Yurtdisindaki okullardan burs almak suretiyle "giden"lerle Turk
hukumetinden burslu "gonderilen"leri ayni gruba koymuyorsunuz herhalde?
> Ustelik, ozel universitelerde egitim kalitesinin ve o kalitenin
> standardinin saglanabilecegine yonelik cok yogun endiselerim
> var. Gunun birinde durup baktigimiz zaman, bugun Sutcu Imam
> Universitesi ile (mesela) ODTU arasindaki farktan cok daha vahim
> noktalarda egitim veren ozel universitelerimiz olabilir.
>
> Turkiye her ne kadar kucuk-ABD olmak yolundaysa bile, ozellikle
> denetleme imkan ve yontemlerimizin ne kadar 'larj' oldugunu dikkate
> alirsak, ozel universiteler basimiza bela bile olabilir.
>
Buna hem katiliyorum, hem katilmiyorum. Universitelerin
ozellestirildigi zaman verilecek derecenin ne kadar degerli oldugu,
programlarin denetlenmesi onem kazaniyor. Son yillarda lise egitiminde
buyuk olcude "ozellesme" olmusa benziyor Turkiye'de. Mantar biter gibi
ozel okullar acilmakta. Bunlarin ne kadar basarili olduklari, ne kadar
devlet standardinin uzerinde egitim verdikleri tartisilir ama rekabet
(en azindan disaridan bakinca) calisiyor gibi. Giris puanlarindan bir
farklilasma, velilerin memnuniyetinden bir farklilasma oluyor gibi.
Ozel universiteler arasinda da bir farklilasma bence olur ve bu
universitelerin kiminin iyi kiminin kotu olmasinda bir problem
gormuyorum. Caveat emptor :).
> Yurtdisindaki akademisyenlerimizin (hatta diger beyaz yakalilarimizin)
> kendilerini amortize etme hizlari ile (mesela) Almanya'ya gonderilen
> iscilerimizin mukayesesi nasildir?
>
> Baska bir deyisle, bir tarafta kit kaynaklarla yatistirdigimiz kiymetli
> beyinlerimizin (Turkiye'de is bulamamam gibi hakli bir gerekce ile)
> yutdisina gitmeleri, ile neredeyse emeksiz peydahlayip beygirgucu
> niyetine yurtdisina yolladigimiz iscilerimizin $/kisi veya $/(kisiye
> yatirim) cinsinden geri odemeleri sizce nasildir?
>
> Merak ediyorum: Yilda 20-30, ,000 USD'ye yurtdisinda okuttugumuz
> bir kisi ortalama olarak (ve butun omru boyunca, paranin bugunku
> degeri cinsinden) acaba ne kadar geri odeme yapar?
>
Bunu rakamlara dokmek zor ama, ilkokuldan beri devlet okulunda okumamis,
liseden beri de Turkiye Cumhuriyeti denetiminde ve dolayli olarak o
cumhuriyetin katkisi olan bir ortamda olmamis, birak TC'den para almayi,
TC doviz rezervinden para cekmemis, fakat is/guc ortamini daha
duzenleyip donmemis olan biri olarak en azindan is nedeniyle
karsilastigim insanlarin kafasinda "bir Turk buna benzer, normal bir
insandir, isini iyi yapar" imaji yaratmissam o bile TC'ye kardir derim.
Amortizasyondan kastiniz nedir? TC'de yatirim yapmak mi? Kafasinda
Turk imaji olarak yalnizca Turk bayragi uzerinde kurukafa gosterilen bir
haber programi veya Geceyarisi Ekspresini gormus insanlara baska bir
Turk imaji sunmak mi?
Benim bildigim kadariyla devletin gonderdigi insanlarin disarida
bulunduklari surenin iki kati kadar mecburi hizmetleri var. Bu mecburi
hizmeti yapmamayi tercih ederlerse o zaman almis olduklari parayi geri
odemek mecburiyetindeler. Kimsenin hakkinin pek kimsede kaldigini
sanmiyorum. Ama, biz bu insani yetistirdik, 5 sene icinde geri donecek
diye gonderdik, simdi akademisyen acigimiz (geri gelip yapmasi icin
gonderdigimiz is) devam etmekte, bir de insani kacirdik diyebilirsiniz.
Ben yurtdisinda yasayan beyaz yakali veya degil diger Turklerin yararli
oldugunu dusunuyorum. Belki daha tanimlanmasi zor bir sekilde yararli
ama bence Turkiye'nin dunyaya entegrasyonunda yararli oluyorlar. "Beyaz
yakali"larin Turkiye'ye direkt katkisi nasil olabilir yurt disinda
calisirken diye bir dusunelim. Iscilerimiz doviz aktariyor. Beyaz
yakalilarin gelirlerinin ayni orandaki bolumunu Turkiye'de
degerlendirdigini pek sanmiyorum. Turkiye'de emlak aliyorlardir.
Almanya'daki ikinci kusak kendi isyerlerini acmaya ve Turkiye ile
ticarete basladi. Beyaz yakalilar henuz birinci kusak, cogu buyuk
sirketlerde veya akademide. Bunlarin spin-off turu sirket kurmalari
bence 20 yil daha alir. Daha henuz yurtdisinda kendi sirketini (ornegin
high-tech start-up) kurmus olan, gelip bu sirketin bir kolunu da
Turkiye'de kuranlarimiz pek yok ama ABD'de kendi yatirim fonunu kuran,
Turk borsasinda da yatirim yapan birini taniyorum. Basit bir ornek de
olsa, daha bir iki ay once Turkiye'den bir yatirim bankasindan gelip
benden bilgi aldilar, ABD'de cesitli yatirim fonlarina Turk borsasinda
yatirim yapmalari icin prezentasyon yapmak istiyorlardi. Ben olmasaydim
da yaparlardi ama Turk olmanin hatrina belki 3-4 ay arastirip bulmalari
gereken isimleri, kisa bilgiyi, buradaki yatirimcilarin aradiklarini
verdim kendilerine. Bunun fiyati kac ve bu Turkiye'ye bilgi transferi
sayildi mi? Benim tanidigim bir genc (Amerikan vatandasi,
Turkish-American) Amerikan kongresinde bir parlamenterin maiyetinde. Bu
kisinin ABD dis politikasina bir olcude de olsa Turkiye lehine bir
faydasi var. Illa bakkal dukkani acip burada yasiyan Turklere
Turkiye'den ithal Yeni Raki mi satmak lazim kendini amortizasyon
icin?
> [Hani dilim varsa, hukumete bir de bu 'kaynak paketini' onermek
> de var ya, neyse :-), siyasete girmeyeyim. ]
:). Ben bu islerle ilgilenebilen biri olsam devlette, butun disarida
yasiyan Turk kokenli insanlarin bir listesini hazirlar, akademisyenleri
ders vermeye davet eder, konferans icin Antalya'da toplanmalarini
onerir, cesitli meslek gruplarini Turkiye'deki meslektaslariyla kontakt
haline sokar, bu insan kaynagini know-how transferi ve kontakt olarak
kullanmaya calisirdim. Mesele yalnizca emeklilik icin ayirdiginiz
paranin Turkiye'de doviz hesabinda durmasi degil, bazen yeni bir sey
yapmak istediginiz zaman nereden baslayacaginizi bilmiyorsunuz. Belki
ABD'den ithal etmeyi dusundugunuz telekomunikasyon sistemi uzerinde
calisan bir Turk muhendis var ve bulabilseniz adami size degisik bir
perspektif verebilecek. Belki Turkiye'de yeni kullanilmaya baslayan bir
tip aletini yillardir kullanmis olan doktor ABD'den Marmaris'e tatile
giderken Izmir'de meslektaslariyla bir yemek yiyip kendi izlenimlerini
paylasabilecek. Daha fazla fayda icin bence bir 20-30 yil daha burada
yasayanlarin palazlanmasini beklemeniz gerekli. Daha burada isveren
olmadilar, universitede dekan olmadilar, kongreye secilmediler. Ilk
kusak daha henuz buraya kok salmakla ugrasiyor. Turkiye'de direkt
etkilerini gormeniz icin cok erken.
Esen kalin,
Deniz Akkus
Turkiye'nin yeni bir super universitesi olmasindan ziyade mevcutlarinin
gelistirilmesi fikrine katiliyorum. Fakat eskilerinin gelistirilmesi
gereken yonlerine(benim icin en onemlileri oldugunu belirteyim) iki ilave
yapmak istiyorum:
1. Universitenin siyasetin kontrolunde oldugunu gosteren bir ornek gibi
gorulebilir fakat idarecilerin ozellikle de bilim adami(kadini) grubunun
on yargilarini bir yana birakip insanlara dunya gorusleri acisindan
degilde bilimsel seviye acisinda yaklasmayi ogrenmeleri. Bir Ars. Gor.
alinirken onun siyasi dusuncesi yerine bilimine bakilmasi gibi. Bu nokta
bence TR deki universitelerin en zayif noktasi ozellikle de scientist
dedigimiz grup icinde.
2. Mucadelelerini destekledigim ve isteklerini hakli gordugum halde
(kendimde bu gruptayim) her basarisizligin veya eksikligin arkasinda 300$
ars. gor. 600$ profesor maasinin gosterilmesi hastaligi. Yani
universitelerdeki bilimsizlik sadece maaslarin azligindan veya ar-ge ye
ayrilan para yetersizligi degil. Ya bilimcilerimiz yetersiz ya da calisma
yapmak istemiyorlar.(Istisnalar mevcut, onlara diyecek birseyim yok)
Bu yaziyla sadece tartismaya yapici birkac ilave yapmak istedim.
No offence aimed.
Osman OZ
OSU CS Department
Basri Bey, hakli elestirileriniz ve goruslerinize katilmakla beraber bu
kadar kotumser olmak gerekli mi bilmiyorum. Pek cok sey calismiyor,
bunlarin problemleri var, kurulup isletilemeyen kurumlar var etc. etc.
Peki ne yapalim, havluyu atip ringden cekilelim mi? Elestirilerinizi
hakli buluyorum fakat yazilarinizi okuduktan sonra insanin "degismez bu
dunya, ben bastan batmisim" tipi arabesk muzikle raki icip aglayasi
geliyor. :) Is arasinda ciziktirilmis bir kac "half-baked" fikre hakki
olan elestiriyi getiriyor, "bu denendi, sunu dusunmemissiniz"
diyorsunuz, haklisiniz. Fakat sizin onerileriniz nelerdir, ogrenmek
isterdim.
> Kim denetleyecek? Devlet mi? Madem devlet hem destekleyecek hem de
> denetleyecek o zaman ogretim uyelerini de tayin etsin.. (sonucta paranin
> onemli bir kismini devlet verdigine gore, bunu da yapsin diyebiliriz) Yok,
> kendileri biraraya gelsin ve onlar yapsin diyeceksek. Unutmayin, bizim
> benzer bir Basin Konseyimiz var. Varligi ile yoklugu arasinda da cok
> seffaf <g> bir fark var.. Ayni sey muhendis birlikleri (TMOB), doktor
> birlikleri (TTO), Barolar filan icin de gecerli ve hic biri YURUMUYOR,
> yani vatandasin gozunde pek kiymetleri yok gibi...
Her onune gelenin tip doktoru diplomasi vermesi biraz sakincali bence.
YOK tipi bir kurum belli meslekler icin program akreditasyonu saglamali
ve bu kurum akreditasyon calismasini cesitli meslek kuruluslari ile
birlikte yapmali. Universitelerin bu akreditasyonu belli araliklarla
gozden gecirilmeli. Hatta diploma ile hemen meslek icrasina baslama
hakkinin da verilmemesi ve meslek kuruluslarinin sinav ve mulakat
yontemi ile lisans vermeleri taraftariyim. Burada hukuk fakultesini
bitirince baro sinavindan gecmeden avukat olarak calisamamaniz gibi.
> Ben ozel sektordeyim. Ama, ozel sektore cok fazla iman etmiyorum.
> Size basit ve yakin zamandan bir ornek vereyim: Bankalarimiz birer
> ozel bankadirlar degil mi? Peki %100 devlet garantisinde mevduat
> alip faiz vermek ne menem ozel sektordur? Oyle bankaciligi dedem
> (rahmetli) de yapardi... hem de ne bicim bir ozel sektor olurdu :-)
Turk bankacilik kanunlarini bilmiyorum. Burada devlet garantisinde olan
nedir? Mevduata yatirilan para ise bu kucuk yatirimciyi korumak icin
alinmis olan bir kanundur ve ABD'de de FDIC kucuk yatirimcilara
($150,000'e kadar olan hesaplar icin gecerli) bankanin batmasi halinde
yatirimcilara parasini geri alabilmeyi garantiler. Eger faiz ise
garantide olan, bu cok yanlis bir uygulama.
Ozel sektorun genel olarak uygulanisi ve devletle olan iliskisi ilginc
bir konu tabii. Benim gorusum su: Devletin bir takim politikalari
vardir. Ornegin devlet sanayi konusunda eksiginin oldugunu dusunebilir
ve bu konuda ozel sektoru destekleyebilir. Devlet ozel sektordeki 2
buyuk otomotiv sirketinin birinin batma tehlikesi oldugu zaman mudahele
edebilir -- A sirketini sevdiginden degil, eger devlet politikasi
otomotiv sanayinin kuvvetli olmasini gerektiriyorsa veya bir tekel
olusmasi tehlikesi varsa (ve bu devletin politikasina aykiriysa) devlet
karisabilir. Devletin gorev ve yukumlulugu nasil bir ekonomi, nasil bir
duzen olduguna karar vermek ve bu duzenin yurumesi icin ozel sektorun
tekledigi yerlerde mudahele etmektir. Eger bir bankanin batmasi
devletin 10 milyon vatandasinin butun parasini kaybetmesi demek olacaksa
ve devlet bu paranin altin veya emlak veya yastik alti yerine para
piyasasinda durmasini istiyorsa devlet o zaman mevduat garantisi verir,
vatandasinin bankanin batma tehlikesi nedeniyle parasini para
piyasasindan cekmemesi icin.
> Birincisi, liselerin basari durumu daha kestirmeden (cabuk)
> olabiliyor. Ve, sonuclar daha elle tutulabilir (tangible). Cunku
> hemen akabinde UYS/USS var. Hepsi kendini Universiteye
> giden ogrencisi sayisi cinsinden degerelndirebiliyor (Dershaneler
> konusu da var, ama bunu dikkate almayalalim simdilik)
>
> Ote yandan, kurulmakta olan bircok ozel okul filan sayesinde
> parayi bastirinca diplama almaga baslaniyorsa bu durumda kime
> nasil guveneceksiniz. Isveren olarak ise alacaginiz
> kisinin okuldan yeni mezun oldugunu dusunun, bu kisiyi nasil
> degerlendireceksiniz. Firsat esitliginde carpiklasmayi artirmasi
> bir yana oldukca gerimsiz bir eleme surecine de ayrica
> yol acacaktir bu.
Simdi nasil insan ise aliniyor bilmiyorum ama her Bogazici mezununu
degerlendirmeye tabi tutmadan almiyorlar herhalde. Ve Bogazici Elektrik
muhendisligi diplomasi ile 9 Eylul Elektrik muhendisligi diplomasi
arasinda fark var. Devletin okullari arasinda mevcut olan bir fark bu.
Belli bir akreditasyon programindan gecmis olan bir ozel universite
mezununun degerlendirmesi iki ayri devlet universitesinden mezun
arasinda yapilan degerlendirmeden neden farkli olsun?
Universitelerin mezunlarinin is bulma oranini, ortalama maas oranini
aciklamaya ve bu istatistikleri tutmaya mecbur edebilirsiniz. Benim
hatirladigim kadariyla ben basvurdugum yil MIT bana mezunlarinin yuzde
kacinin lisansustu programlara devam ettigini, universitede kac sirketin
MIT mezunlarini almaya geldigini, universiteden ciktiginda is bulma
oranini basvuru paketiyle beraber gondermisti. Stanford MBA programi
ortalama her mezunun 3.3 is teklifi aldigini, her sene 240 sirketin
kampuse mezunlarini ise almak amaciyla geldigini, mezunlarindan
orneklerle kimin ne tip isler yaptigini WEB sayfalarinda yaziyor. MIT
MBA programi mezunlarinin ilk islerini sektore gore ayirip her sektore
kac kisinin girdigini, sektore gore MIT MBA mezunlarinin averaj
maaslarin ne oldugunu bildiriyor. Bunlar "reklama" ihtiyaci olmayan
okullarin iyi egitim verdiklerine ve bu egitimin bir ise yaradigina dair
basvuranlara verdikleri bilgiler.
> Ozel universitelerin potansiyel (ve latent) mahsurlari da olabilir:
> Yakinda belli bir siyasi gorusu (etnik/dini grubu) hedef kitle
> olarak secen bir universite yapilanmasi gorursek ne olacak?
> Bunun bugun bile emmareleri var. Bunu kabul edecek miyiz?
> [Kotu birsey olup olmadigi ayri bir konu]
Turkiye'de bir kisinin temel haklari belirsizligi mevcut. Bu nedenle bu
ilginc bir soru. Benim kisisel gorusum belli firsat esitligi
saglandiktan sonra bu tip okullarin olmasinda bir sakinca olmadigi.
Ornegin Turkiye'de *tek* olan bir fakultenin bir dini/siyasi grubun
elinde olmasi bence sakincali (yine devletin politikalari dogrultusunda
ozel sektore mudahele etmesine geliyoruz) fakat tek secenek olmayan
(ornegin Isletme fakultesi, her universitede var) bir egitim dalinda bir
dini/siyasi grubun kendi goruslerine uygun egitim vermesini
(akreditasyon saglayabildikten sonra) sakincali bulmuyorum. Acikcasi,
su devamli adini duydugumuz Islami ekonomi modeli uzerine arastirma
yapan bir ekonomi fakultesinin bir yerlerde olmasi ilginc olurdu. En
azindan paper falan yayinlanirdi, biz de bakar ogrenirdik, neymis, ne
degilmis diye. Veya boyle bir isletme fakultesinden yetisen
yoneticilerin "Islami duzende" sirket idare edip edemediklerine
bakabilirdik.
> Ayrica, devletin okullarindaki basarili ogretim gorevlilerini
> komprime tablet misali bir araya getirip, sonunda da sadece
> zengin ve/veya vasat ogrencilere ders verdirtmenin ne kadar
> verimlilik artisi olabilecegini de cok iyi anlamiyorum..
Yine liselerden ornek vereyim, Robert Kolej belli bir kesime hitap eder
(gerci burs imkanlari vardir da pek bilmez Anadolu'daki halk). Vasat
midir mezunlari? Universiteye giris oranlari nedir, kac puanla
ilkokuldan ogrenci alirlar? Eger cocugunuzun egitimine sarf edecek
paraniz varsa, ve cocugunuz ilkokuldan sonra sinavi kazanip Robert
Kolej'e girebiliyorsa, para odemez misiniz cocugunuz cok iyi bir okulda
okusun diye? Bu para meselesi bizim ulkemizde devamli konusulan bir
sey, neden bu kadar anlamiyorum. Parasi olmayan insanlara devletin iyi
kalitede parasiz egitim imkani vermesi guzel bir sey. Ama bu
"baseline". Eger bunun uzerine biri cikip ben bundan iyi hizmet
verecegim, parasi da su kadar diyorsa bu niye kotu? Alan memnun, veren
memnun. Egitim temel hak. Ama eger bu temel hak olarak saglananin daha
otesine gitmek istiyorsaniz, ve bunun bir fiyati varsa bu neden tepki
cekmekte?
Ben UYS'ye girdigim yil Bilkent ilk defa ogrenci aldi. Parali okuldu,
ve bu o zaman bayagi konusulmustu. Ilk 50'ye girmis olan herkese
dekanlardan biri (adini hatirlamiyorum simdi) telefon etti ve bizlerle
uzun uzun konustu. Bilkent icin burs teklif etti. Anlayabildigim
kadariyla simdi bu her sene yaptiklari uygulama. Bu bence firsat
esitligini saglayan bir sey ve guzel bir uygulama.
Diger yazdiklariniza sonra cevap verecegim, malum ozel sektorde rekabet
yukumlulugum var :).
Esen kalin,
Deniz Akkus
PS. Deniz Hanim olacak. Deniz de diyebilirsiniz.
Akreditasyonu verecek kurulus ile universiteleri yoneten, yonlendiren ve
butcelendiren kurulusun birbirinden ayri olmasi daha iyi olur galiba.
>tekledigi yerlerde mudahele etmektir. Eger bir bankanin batmasi
>devletin 10 milyon vatandasinin butun parasini kaybetmesi demek olacaksa
>ve devlet bu paranin altin veya emlak veya yastik alti yerine para
>piyasasinda durmasini istiyorsa devlet o zaman mevduat garantisi verir,
>vatandasinin bankanin batma tehlikesi nedeniyle parasini para
>piyasasindan cekmemesi icin.
Bir bankanin veya sirketin batmasi salt bu kurumlarin musterileri ve
calisanlarina zarar vermekle kalmaz, ayni zamanda multiplier effect
sebebiyle bu kurumlarla is yapan diger sirketlerin de zarar gormesine,
bunun da otesinde psikolojik olarak bir buhranin olusmasina sebebiyet
verebilir. "Small perturbations may lead to unexpectedly dramatic
consequences." Kisaca kaos ve katastrofun tarifi. Ozellikle de ekonomi
gibi birbirine bagli milyonlarca mubadele zincirinin nonlinear etkilesimi
gozonune alindigi vakit. O nedenle devletlerin iflas eden banka ve buyuk
sirketlere karsi hassas davranmalari gayet anlasilir bir sey.
>Universitelerin mezunlarinin is bulma oranini, ortalama maas oranini
>aciklamaya ve bu istatistikleri tutmaya mecbur edebilirsiniz. Benim
>hatirladigim kadariyla ben basvurdugum yil MIT bana mezunlarinin yuzde
>kacinin lisansustu programlara devam ettigini, universitede kac sirketin
>MIT mezunlarini almaya geldigini, universiteden ciktiginda is bulma
>oranini basvuru paketiyle beraber gondermisti. Stanford MBA programi
Tabii de MIT ve Stanford dediginiz istatistikleri mecbur birakildigi icin
mi yayinliyor yoksa reklam amaciyla mi?
>Ornegin Turkiye'de *tek* olan bir fakultenin bir dini/siyasi grubun
>elinde olmasi bence sakincali (yine devletin politikalari dogrultusunda
>ozel sektore mudahele etmesine geliyoruz) fakat tek secenek olmayan
>(ornegin Isletme fakultesi, her universitede var) bir egitim dalinda bir
>dini/siyasi grubun kendi goruslerine uygun egitim vermesini
>(akreditasyon saglayabildikten sonra) sakincali bulmuyorum. Acikcasi,
>su devamli adini duydugumuz Islami ekonomi modeli uzerine arastirma
>yapan bir ekonomi fakultesinin bir yerlerde olmasi ilginc olurdu. En
>azindan paper falan yayinlanirdi, biz de bakar ogrenirdik, neymis, ne
>degilmis diye. Veya boyle bir isletme fakultesinden yetisen
Dediginiz turde paper'lar baska ulkelerdeki universitelerde calisan
akademisyenlerce yayinlaniyor. Ustelik onlarin pratik tecrubeleri de
oldugu icin data toplamakta zorluk cekmiyorlardir. Bu ise merakli olan
biri istedigi takdirde bu tur paper'leri yayinlandigi yerlerden temin
edebilir.
>Ben UYS'ye girdigim yil Bilkent ilk defa ogrenci aldi. Parali okuldu,
>ve bu o zaman bayagi konusulmustu. Ilk 50'ye girmis olan herkese
>dekanlardan biri (adini hatirlamiyorum simdi) telefon etti ve bizlerle
>uzun uzun konustu. Bilkent icin burs teklif etti. Anlayabildigim
>kadariyla simdi bu her sene yaptiklari uygulama. Bu bence firsat
>esitligini saglayan bir sey ve guzel bir uygulama.
Firsat esitligini bozan sey TC'nin Bilkent'e devlet yardimi yapmasi. Bu
devlet yardimi sayesindedir ki Bilkent ilk 50'ye girenlere burs teklif
edebilme luksune sahip oluyor.
> Basri Bey, hakli elestirileriniz ve goruslerinize katilmakla beraber bu
> kadar kotumser olmak gerekli mi bilmiyorum. Pek cok sey calismiyor,
> bunlarin problemleri var, kurulup isletilemeyen kurumlar var etc. etc.
> Peki ne yapalim, havluyu atip ringden cekilelim mi? Elestirilerinizi
> hakli buluyorum fakat yazilarinizi okuduktan sonra insanin "degismez bu
> dunya, ben bastan batmisim" tipi arabesk muzikle raki icip aglayasi
> geliyor. :)
Cok enteresan.. ikimiz de ayni hedefe ulasmak istiyor gibiyiz aslinda.
Yani, ben de sizin onerilerinizi ayni sekilde degerlendiriyordum:
Madem ki surekli birseyleri degistirmek ihtiyacindan bahsediyoruz,
ve yerine yeni birseyler getirmek istiyoruz, o zaman birseyler bozuk
demektir...[Ustelik 'ilmek'in konu basligi da 'Turkiye'nin Universitesi
Olmali Mi?' iken]
Eh.. bozuk oldugunda hemfikirsek, o zaman bu degisikliklerin
nasil uygulanabilecegini konusmak gerekmez mi -Evet. Oyleyse
bunlari devreye alirken (yararlanilabilecek olan) araclari da
degerlendirmek nicin moral bozucu olsun? Aksine, tartismaga
degecek kadar umitvar oldugumuza isaret etmez mi?
Zira, 'hadi bakalim, ismini ben verdim, bahtini Allah versin'
diyerek kurumlar olusturulamaz; en azindan olusturulmamalidir.
Ama, eger bunlar size raki masasini hatirlatiyorsa -ben ne
yapayim.. ben hic bu konularin tartisildigi raki masalarina
denk dusememdim. Kader utansin :-) "ben zaten her acinin
tiryakisi olmusum' dememi bekliyorsaniz daha cok beklersiniz.
<Cunku ben Ferdi abimize 'takiliyorum'> [saka saka]
> Is arasinda ciziktirilmis bir kac "half-baked" fikre hakki
Is arasinda insanin aceleyle yaptigi bazi seyler beklenmedik
sonuclar verebilir: Stalin de daha once hapsettirdigi dostlarinin
bir kisminin artik saliverilme zamani geldigine kanaat getirmis
ve uygun bulduklarini bu listede isaretlemisti. Sonra bir i$ cikmis
ve konuyla ilgili kimseye talimat da vermemisti. Bir kac gun sonra
o listeyi bir daha gormemis odugunu hatirlayip sorunca aldigi
cevap ilginctir: 'Onlari hallettik efendim...' Isaretlilerin tamami
kursuna dizilmisti. Bunu niye anlattim? Hic.. malumatfurusluk i$te...
> olan elestiriyi getiriyor, "bu denendi, sunu dusunmemissiniz"
> diyorsunuz, haklisiniz. Fakat sizin onerileriniz nelerdir, ogrenmek
> isterdim.
Uzun zamandir boyle (nazik, mahcup, fakat yerinde) bir <firca>
yememistim :-) Ustelik (herhalde nezaketinizden dolayi) hakli
oldugumu soyleye soyleye..
Oneride bulunmamis odugum konusunda da siz hakli olabilirsiniz.
[[
Sirf bu yuzden bu yazi digerlerinden de uzun olacak -nereden
akliniza geldi onerilerimi istemek :-)
Yahu durup dururken istenecek sey mi bu.. ne guzel calakalem
yazip geciyordum; simdi dusunerek yazmam gerkecek.. Herneyse;
bu yazinin sonuna kadar okuyabilecek iseniz orada madde madde
var. Kendi dusen aglamaz :-)
]]
Ama, ben size gercek hayattan bir ornek vereyim (niye surekli sizin
onerilerinize 'exception handling' yapageldigimi aciklar belki):
Bir yonetici olarak yanima bir hayli sayida yeni mezun ogrenci gelir,
ve kendilerine birer gorev tarifi filan verilir. Bu arakadaslarin buyuk bir
cogunlugu daha bir hafta gecmeden bana hemen yeni bir yazisma formu
veya bir baska turlu degerlendirme ozeti formu filan oneririler. [Allah
biliyor ya, hic gormediysem en az bir duzine aynisi veya benzeri oneri
ile karsilasmisimdir]. Ben de, oneriyi nelerden kaynaklanarak yaptigini
sorarim, sunu veya bunu dikkate aldin mi diye sorarim. Bunlari sorunca
cogunlukla bu sorularin %70-80'inin dikkate alinmamis oldugu ortaya
cikar -ve arkadasimiz bunlari da dikkate alarak yeni teklif vermek icin
yanimdan ayrilir... Cok nadir olarak bir daha geri gelir ve oneriyi kemale
erdirir.. [Benim amacim onlarin morallerini bozmak degildir; ama
ittihatci pasalar gibi aklina ilk egelen fikri uygulamaya koyunca cogu
zaman sonuclar hem onlar icin hem de kurlusumuz icin fevkalade buyuk
hayal kirikliklarina yol acabiliyor]
> > Ben ozel sektordeyim. Ama, ozel sektore cok fazla iman etmiyorum.
> > Size basit ve yakin zamandan bir ornek vereyim: Bankalarimiz birer
> > ozel bankadirlar degil mi? Peki %100 devlet garantisinde mevduat
<SNIP>
> Turk bankacilik kanunlarini bilmiyorum. Burada devlet garantisinde olan
> nedir?
Hem mevduat hem faizler hem de bizzat bankanin bilancosu..
hepsi devletin %100 garantisinde. Benim bildigim ozel sektor denince
once bankalar gelir. Bankalarimizin anli-sanli sahip(!)leri bol keseden
devletin kuculmesi, liberalizm filan nutuklari atadururlar.
Devlet garantisinde gerdege giren bu 'ozel sektor' bankalri
bizim liberallerimizin hic dikkatini cekmez; ve ikide bir de devlet
bankalarinin ozellestirilmesi gerektigini filan soylerler. Once ozel
bankalar ozellestirimeli degil midir? (Benzer konu da ozel universiteler
icin gecerlidir)
<SNIP>
> > Isveren olarak ise alacaginiz kisinin okuldan yeni mezun oldugunu
> > dusunun, bu kisiyi nasil degerlendireceksiniz?
> Simdi nasil insan ise aliniyor bilmiyorum ama her Bogazici mezununu
> degerlendirmeye tabi tutmadan almiyorlar herhalde. Ve Bogazici Elektrik
> muhendisligi diplomasi ile 9 Eylul Elektrik muhendisligi diplomasi
> arasinda fark var.
Valla <g>.. size bir ornek vereyim: Bogazicilidir ve cok iyi dereceyle
bitirmis diye bir kac sene once bir kisiyi ise almistik.. Guya muhendis
idi.. Hem teorik hem de pratik acisindan sifir oldugunu anlayinca isine
son verdik; daha sonra bir baska yerde calismaya basladigini ogrendik
-bizde calistigini referans olarak gostermis...
> Universitelerin mezunlarinin is bulma oranini, ortalama maas oranini
> aciklamaya ve bu istatistikleri tutmaya mecbur edebilirsiniz. Benim
> hatirladigim kadariyla ben basvurdugum yil MIT bana mezunlarinin yuzde
> kacinin lisansustu programlara devam ettigini, universitede kac sirketin
> MIT mezunlarini almaya geldigini, universiteden ciktiginda is bulma
> oranini basvuru paketiyle beraber gondermisti. Stanford MBA programi
Benim basvurdugum sene bana gelen basvuru formu uzerinde ilk okuldan
beri sinif icindeki siralamalardaki yerim soruluyordu (secenekler soyleydi:
a) First b) Second c) Other !!!). Ustune ustluk bir de ilkokuldan
baslayarak her seneki hocalarimdan kisisel ( + mahrem) rapor istemislerdi.
Insan haklarina, tesebbus hurriyetine aykiri buldum (!) ve reddettim <g>
Eger kabul etseydim, en az yarim milyon dolar filan bir bagista
bulunmami isteyebilirlerdi..
> ortalama her mezunun 3.3 is teklifi aldigini, her sene 240 sirketin
> kampuse mezunlarini ise almak amaciyla geldigini, mezunlarindan
> orneklerle kimin ne tip isler yaptigini WEB sayfalarinda yaziyor. MIT
Universitelerimizin kendi mezunlarinin is bulma oranlari veya hangi bolum
mezunlarinin kac para maasla ise basladigi gibi istatistikleri kamuoyuna
aciklamasi icin oncelikle onlarin bunlari bilmesi gerekir galiba...
Bir de /zinhar/ sanayi ve hizmetler sektorleri ile yakin temasta filan
olmalari gerekir. Sizin akliniz aliyor mu -koca koca kelli felli hocalar
tenezzul edip sektorlere soracaklar 'nasil bir mezun istiyorsunuz?' diye.
> MBA programi mezunlarinin ilk islerini sektore gore ayirip her sektore
> kac kisinin girdigini, sektore gore MIT MBA mezunlarinin averaj
> maaslarin ne oldugunu bildiriyor. Bunlar "reklama" ihtiyaci olmayan
> okullarin iyi egitim verdiklerine ve bu egitimin bir ise yaradigina dair
> basvuranlara verdikleri bilgiler.
Olacak sey degil. Bizim ilmiye/ulema sinifimiz bu tur teferruattan
munezzehtirler. Onlar sadece (ve mutlaka) merkezi bir birimden
talimat gelsin ister; once itaat sonra da isyan ederler. Boylesi cok
daha kolay olur.
> > Ozel universitelerin potansiyel (ve latent) mahsurlari da olabilir:
> > Yakinda belli bir siyasi gorusu (etnik/dini grubu) hedef kitle
> > olarak secen bir universite yapilanmasi gorursek ne olacak?
> > Bunun bugun bile emmareleri var. Bunu kabul edecek miyiz?
> > [Kotu birsey olup olmadigi ayri bir konu]
>
> Turkiye'de bir kisinin temel haklari belirsizligi mevcut. Bu nedenle bu
> ilginc bir soru. Benim kisisel gorusum belli firsat esitligi
> saglandiktan sonra bu tip okullarin olmasinda bir sakinca olmadigi.
Katiliyorum: Saglandiktan SONRA
> Ornegin Turkiye'de *tek* olan bir fakultenin bir dini/siyasi grubun
> elinde olmasi bence sakincali (yine devletin politikalari dogrultusunda
> ozel sektore mudahele etmesine geliyoruz) fakat tek secenek olmayan
> (ornegin Isletme fakultesi, her universitede var) bir egitim dalinda bir
> dini/siyasi grubun kendi goruslerine uygun egitim vermesini
> (akreditasyon saglayabildikten sonra) sakincali bulmuyorum. Acikcasi,
Yine o sihirli kelime: Akreditasyon. Iyi de kim yapacak? Kim? YOK mu?
Ogretim gorevlilerinin kurdugu bir dernek/sendika mi? Onlar nicin
bunlarla ugrassin; bu tip seyler sadece ek yuk getirmek demek
degil mi?
Siyasi sorumluluk almadan siyasetle ugrasmak daha kolay degil mi?
Akademik ilgi alaninizi bilmiyorum (ben muhendisim), ve bugune
kadar ilaclik olsun TMOB'nin dogru durust bir yayinini gormus degilim.
Bir El Kitabi yayinlayacaklar (hala^) bu hizla 10 sene daha surer.
Ote yandan asparagas gundemi teskil eden konularda bol bol demecler
verilir, 'toplumun duyarliligi'na dikkat cekilir... entel gozyaslari
dokulur.. sonra da fildisi kuleye ricat edilir -boyledir bu isler.
Herhalde Cuma/Cumartesi anneleri de oturup bu el kitaplarini filan
yayinlamak icin toplaniyordur -eh.. birisi yapmali, dimi ama :-)
> su devamli adini duydugumuz Islami ekonomi modeli uzerine arastirma
> yapan bir ekonomi fakultesinin bir yerlerde olmasi ilginc olurdu. En
> azindan paper falan yayinlanirdi, biz de bakar ogrenirdik, neymis, ne
> degilmis diye. Veya boyle bir isletme fakultesinden yetisen
> yoneticilerin "Islami duzende" sirket idare edip edemediklerine
> bakabilirdik.
Ilahi Deniz hanim, 'Islami duzende isletilen sirketin' bildigimiz
sirketlerden farkli olabilecegine gercekten ihtimal veriyor musunuz?
[Ayrica 'paper' pek 'Islamca' -Ooops!- olmadi :-) ]
'Islami'lik kisilerin durustlugunu saglayacaksa amenna (cunku bu
giderek hepsinden daha onemli olmaga basladi).. Ama, geriye
kalan hersey ayni. Bkz Istanbul Buyuksehir Belediyesi: Adamlarin
yegane farki oncekilere nazaran biraz daha durust olmalari; ve
aptalca populist olmanin durustluk olmadiginin farkina varmalari.
> > Ayrica, devletin okullarindaki basarili ogretim gorevlilerini
> > komprime tablet misali bir araya getirip, sonunda da sadece
> > zengin ve/veya vasat ogrencilere ders verdirtmenin ne kadar
> > verimlilik artisi olabilecegini de cok iyi anlamiyorum..
>
> Yine liselerden ornek vereyim, Robert Kolej belli bir kesime hitap eder
> (gerci burs imkanlari vardir da pek bilmez Anadolu'daki halk). Vasat
> midir mezunlari? Universiteye giris oranlari nedir, kac puanla
Soruya soru ile karsilik vermege bayilirim: Harp okullarina her sene
ogrenci alinir -sinavla guya. Namaz kildi filan gibi abes sebeplerle
ihrac edilenler haric yaklasik olarak hepsi mezun olur. Mezun
olan(subay)larin icindeki en yeteneklileri de birinci derecenin birinci
kademesine erisir erismez (yani kidemli binbasi olunca) istifayi basar
ve kendine disarda is bulur...
Peki, siz hic (istifa etmeyip orduda kalanlar icinde) albay olamayan
birini duydunuz mu?
Bu bir trene binmege benzer. kapagi bir attiysaniz, sizi
gideceginiz yere kadar goturur... Robert lisesi treni de
(allah icin) hep iyi istasyonlarda durmak uzere yaratilmistir.
[Daha once de sordum: Bana birisi Fen Liselilerin nelerle mesgul
olduguna dair biraz bilgi versin lutfen. Meraktan catlayacagim;
acaba iclerinde Turkce konusup yazmagi unutmayan var mi?]
> ilkokuldan ogrenci alirlar? Eger cocugunuzun egitimine sarf edecek
> paraniz varsa, ve cocugunuz ilkokuldan sonra sinavi kazanip Robert
> Kolej'e girebiliyorsa, para odemez misiniz cocugunuz cok iyi bir okulda
> okusun diye? Bu para meselesi bizim ulkemizde devamli konusulan bir
> sey, neden bu kadar anlamiyorum. Parasi olmayan insanlara devletin iyi
> kalitede parasiz egitim imkani vermesi guzel bir sey. Ama bu
> "baseline". Eger bunun uzerine biri cikip ben bundan iyi hizmet
> verecegim, parasi da su kadar diyorsa bu niye kotu? Alan memnun, veren
> memnun. Egitim temel hak. Ama eger bu temel hak olarak saglananin daha
> otesine gitmek istiyorsaniz, ve bunun bir fiyati varsa bu neden tepki
> cekmekte?
Bakin. Elistism'e ben de taraftarim. Cunku yaradilistan gelen onemli
farklar var ve bunlari gozardi etmek sadece kaynak israfidir.
Ama, elitism'in irsi^ (kalitsal, hereditary) olmasina karsiyim.
Kalitsal elitism 'aile-ici evlilik'ler gibi hilkat garibelerine yol acar.
Bir kisinin bir seyin bedelini odeyebilir olmasi onun ona layik olacagi
anlamina gelmeyebilir. Insanin ebeveynleri hak etmis, layik olmus
(veya alenen calip cirparak eline servet filan gecirmis) diye bir sonraki
neslin diger bireylerini bu tur <simplistic> kabullerle magdur etmek
dogru degildir -diye dusunuyorum.
Ayrica, alan ve verenin memnun oldugu fakat alisverisin ahlaki
olmayacagi sayisiz ornek sayabilirsiniz. Orneklerin coklugu da
onlari ahlaki kilmaz -diye dusunuyorum.
> Ben UYS'ye girdigim yil Bilkent ilk defa ogrenci aldi. Parali okuldu,
> ve bu o zaman bayagi konusulmustu. Ilk 50'ye girmis olan herkese
> dekanlardan biri (adini hatirlamiyorum simdi) telefon etti ve bizlerle
> uzun uzun konustu. Bilkent icin burs teklif etti. Anlayabildigim
> kadariyla simdi bu her sene yaptiklari uygulama. Bu bence firsat
> esitligini saglayan bir sey ve guzel bir uygulama.
Onlarin yaptigi cok amerikanvari bir uygulama.. sort of a public relations
thing... Ankara'nin yuksek burokrat kesimi ile zenginlerinin kendilerine
ait elitist (of the wrong kind, IMHO) bir okula ihtiyaci vardi ve Oldu.
> Diger yazdiklariniza sonra cevap verecegim, malum ozel sektorde rekabet
> yukumlulugum var :).
Cevaplarinizi gercekten merak ediyorum, cunku bunlari yazarken gayem
sizi 'yanlislamak inadi' filan degil. Samimi olarak onerilen fikirlere
samimi katkilarda bulunmak ve katkilardan yararlanmak istiyorum.
Onerilere Giris:
Oncelikli olarak ben (bugunlerdeki modaya aykiri dusmek pahasina) devletin
kuculmesi veya devre disi birakilmasi taraftari degilim.
Evet, ortada yurumeyen birseyler var ama bu mutlaka sistemin yanlis
oldugundan dolayi degil.
Yazili kanunlar uygulanmiyorsa, sistem isletilemiyorsa bunun butun
kabahatinin sistemde aranmamasi gerektigi dusuncesindeyim.
Ha, sunu sorabilirsiniz: iyi de bu sistem degil mi bu insanlari ureten?
Soru haklidir. Ama, unutmayalim ki bu memlekette Tanzimattan beri
ikidebir sistem degistirdik. Onu sevmedik degistirdik, bunu sevmediik
degistirdik. O kadar kisa surelerde degistirdik ki, yeni gelenin ne
oldugu bile anlasilamadan bir baska sisteme gectik.
Guya ismi 'Tanzimat' idi.. tanzim degil boyuna tag~yir ettik..
Degistire degistire bir hal olduk yahu.. Beyazit meydani misali. Her
belediye kendi kafasina gore bir duzenleme yapa yapa meydan herseyini
kaybetti. Sonra bir uzman cagirdilar yurtdisindan, adamin onerisini
uyguladiktan sonra bir de farkettiler ki aslinda o oneri ile ilk hali
ayniymis :-)
Kamu yonetimi 'Time constant'i cok uzun olan bir 'transfer
function'dur. Ikide bir oynanirsa salinima/rezonansa girer -ve girdi.
[[
Bu noktada bence enteresan ve bir nebze aciklayici bir saplama daha
yapmak gerek:
Her ne kadar bu topraklar uzerindeki devlet tecrubeniz 900 seneyi
buluyor gibi gorunse de, durum gercekten oyle sayilmaz. Bu surenin
son 500 senesi icinde Turk unsuru neredeyse yonetimden dislanmis
sadece reaya olarak birakilmistir. Sadece son 100 senedir bu
topraklardan yetismis (adina halk diyebilecegimiz) kitleye mensup
kisilerin yonetimde yer almaga basladigini soyleyebiliriz.
Ve gorulen odur ki 100 sene tamamen cokmus bir devletin yeniden
ve istenildigi gibi tekrar kurulmasi icin tam anlamiyla yeterli
olmayabiliyor.
Anekdot: Vaktiyle Divan-i Humayun'dan donen bir (Turk) katibin
dedigi bir e$ine dostuna soyledigi bir tasvir vardir:
'Esir pazarindan geliyorum'... Kaba, fakat dogru bir tasvirdir.
]]
Ve... Oneriler:
Bircok kisiye ters gelebilir ama, universiteler hakkinda benim
onerilerim anahatlariyla sunlardir:
1) Lise bitirme sinavlari yeniden ihdas edilmelidir.
2) Secmeli dersler, ders gecme ve kredili sistem kaldirilmalidir
3) Universite ogrencilerinin egitim sureleri icerisinde bir sene
kendi branslarinda calismalari mecburiyeti getirilmelidir.
4) Universite mezunlarina yedeksubay olmak gibi ayricaliklar
kaldirilmalidir
5) Maaslarinin yarisini devlete vermek kaydiyla mezunlarin
(askerlik suresi kadar bir sure icin) kendi branslarinda calismalari
halinde normal surenin yarisi kadar askerlik yapmalri saglanmalidir.
6) Mezun oldugu seneyi takip eden iki sene icinde universiteye
giremeyenlerin bu haklari yanmalidir. Bu sureden sonra askerlik tecili
icin de kullanilamalidir.
7) Yurtdisina gidenlerden dogru durust (ve enforcable) kefaletler
alinmalidir.
8) Universite ogretim gorevlilerinin sanayi ile yakin temasta olmalari
tesvik (hatta mecbur) edilmelidir.
9) Ogretim gorevlilerinin basarilari (uygulamali ilimler icin) yazdigi
'paper' filan adedine bakilarak degil, dogrudan dogruya ogrencilerinin
basarilariyla degerlendirilmelidir.
10) Omur boyu kadro kaldirilmalidir. (Mesela) her on senede bir
mutlaka universite disinda 3 yil calismalari sart kosulmalidir.
11) Ogretim gorevlilerinin kendi branslarinda (ve mesela tesvik
kapsamindaki bir proje yaptiklari katkilardan dolayi) elde ettikleri
kazanclar her turlu vergiden muaf olmalidir.
12) Universitelerdeki doner sermaye acuzeleri kaldirilarak gercek
sirket kurmalarina cevaz verilmelidir.
13)...
[[
Son not:
Bunlar 'ciddiye alinmayacak derecede gerekli' onerilerdir. Kimse
tarafindan ciddiye alinmayacaktirlar, cunku herkesi (baslangicta)
acitacaktir. Populisme uymaz, 'politically correct' degil.
]]
Basri
> Akreditasyonu verecek kurulus ile universiteleri yoneten, yonlendiren ^^^^^^^^^^^^^^^^6
????????????
> calisanlarina zarar vermekle kalmaz, ayni zamanda multiplier effect
^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^
> consequences." Kisaca kaos ve katastrofun tarifi.
^^^^^^^^^^^
> gibi birbirine bagli milyonlarca mubadele zincirinin nonlinear ^^^^^^^^^^^ ^^^^^^^^
etkilesimi
Biraz Turkce yazsaniz okuduklarinizi biraz daha fazla insan anlayacak.
Ayirca son zamanlarda moda olan Ingilizce'den sozcukleri yazip bozarak
Turkcelestirme hastaligina sizler de kapilmis durumdasiniz gordugum
kadari ile.. Eger anlasilmak istemiyorsaniz o sizin bileceginiz is. Ama
diger yandan da Turkce'yi katlettiginizin farkindasinizdir umarim.
> Firsat esitligini bozan sey TC'nin Bilkent'e devlet yardimi yapmasi. Bu
> devlet yardimi sayesindedir ki Bilkent ilk 50'ye girenlere burs teklif
> edebilme luksune sahip oluyor.
>
Bu konuda rahatlikla tezinin yanlis oldugunu savunabilirim Kerimcan.
Cunku, Bilkent'in kaynkalrini buyuk bir bolumu vakiflar araciligi ile
saglanmakta. Benim zamaninda ise okul paralari bile ,Bilkent parali
olmasina ragmen, vakif gelirlerine ulasmiyordu.
Ayrica Amerika'da da universitelere devlet (gerek federal gerekse de
eyalet bazinda) tesvik verir. Bilkent'in firsat esitligini bozdugunu
soylemek ise daha cok meyve veren agaci taslamak icin bahane aramak
bence...
Bahadir, sikayetini anlayisla karsiliyorum. Esasina bakarsan ben de mumkun
oldugunca Turkce ya da en azindan Turkcemizde senelerdir kullanilan Arapca
ve Farsca kelimeleri kullanma konusunda titizlik gosteriyorum. Ama
yukaridaki terimleri Turkceye cevirdigimizde yanlis anlasilma ihtimali
daha fazla olacagindan Ingilizcelerini kullandim.
Akreditasyon kelimesi cevap yazdigim postingde kullanildigi icin
degistirmeyi uygun bulmadim.
Mubadele kelimesi bence Turkcede "transaction" kelimesine karsi gelen en
yakin kelime. Kelimenin kendisi Turkce degil ama senelerdir kullaniliyor.
Alternatifin varsa duymak isterdim.
Multiplier effect ve katastrof kelimelerini ise Turkceye cevrildikleri
takdirde anlasilmayacaklari endisesiyle Ingilizce gectim. Zira, yazmis
oldugum yazi ekonomi ve dinamik sistemler ile ilgili terimlerin yogun
olarak gectigi bir yazi degildi. Lafin ortasinda "carpan etkisi" veya
"felaket" kelimelerini kullansam kastedilenden farkli manalar
cikartilabilirdi. Bilmiyorum, bu aciklamam ne kadar inandirici geliyor ama
aklimdan gecenler bunlardi acikcasi.
>> Firsat esitligini bozan sey TC'nin Bilkent'e devlet yardimi yapmasi. Bu
>> devlet yardimi sayesindedir ki Bilkent ilk 50'ye girenlere burs teklif
>> edebilme luksune sahip oluyor.
>>
>Bu konuda rahatlikla tezinin yanlis oldugunu savunabilirim Kerimcan.
>Cunku, Bilkent'in kaynkalrini buyuk bir bolumu vakiflar araciligi ile
>saglanmakta. Benim zamaninda ise okul paralari bile ,Bilkent parali
>olmasina ragmen, vakif gelirlerine ulasmiyordu.
Ben de zaten devletten gelen yardim ile vakifdan gelen bagislarin arasinda
bir karsilastirma yapmis degilim. Dolayisiyla bununla ilgili bir tez ileri
surmedim. Ileri surmedigim bir tezin yanlis veya dogru olmasi beni cok
fazla baglamaz galiba. :)))
> Ayrica Amerika'da da universitelere devlet (gerek federal gerekse de
>eyalet bazinda) tesvik verir. Bilkent'in firsat esitligini bozdugunu
>soylemek ise daha cok meyve veren agaci taslamak icin bahane aramak
>bence...
Vakif gelirleri dedigin kadar yuksek ise o vakit devlet ne diye yardim
yapmaya devam eder? Devletin yaptigi yardim bir yerlerde kullaniliyor ki
buralarda kullanilacakken serbest kalan vakif yardim paralari burslu
ogrenci okutmakta kullaniliyor. Devlet yeni universite diye kurdugu
barakalara dogru durust para vermez iken Bilkent'e yardim yapmaya devam
ederse bunun adi firsat esitsizligi olur.
> Bu sizin dediginiz grup, benim 'guru kaynagi' dedigim gruba giriyor.
> Boyle bir 'iftihar' timsali hem cok nadirdir, hem de iki kisiye
> kendini begendirse bile ucuncuye begendirememe gibi bir cok ihtimal
> var. Yani, entegralinde sonucun notr olma ihtimali hayli yuksek..
Iftihardan daha ziyade kastettigim su idi: Bazi seyler "biz yapalim,
onlar gelir bizi bulur" ile olmuyor. Karsi tarafin aklinda bir isim
olarak bulunmaniz gerekli. Bir isim olarak bulunabilmeniz icin de
karsisina cikmis olmaniz gerekli. Biri bahsetti, filmlerin kredilerinde
hic Turke benzer bir ad gormuyorum diye. Sonuc olarak bakiyorsunuz, bir
suru Amerikan filmi Malta'da, Yunanistan'da, Ispanya'da vs. cekiliyor
(konu olarak degil, bazen hava kosullari vs icin) ama Turkiye'de gelip
de cekilen yok. Niye yok?
Turkiye'ye gelen Alman turistler kendileri mi buldular, "ah vatanimin
havasi suyu ne guzeldir" diyen isciler sayesinde mi kafalarinda bir soru
olustu, Turkiye posteri asmis olan Turk bakkal dukkaninda mi akillarina
geldi. Tamam simdi moda ama turizm Turkiye'de gelen Almanlarla
basladi. Nereden akillarina geldi bu adamlarin Turkiye'ye gelmek?
Bir suru danismanlik sirketi Dogu Avrupa merkezlerini Moskova'da
kuruyor. Posta calismadigindan dogru durust Londra'dan kurye ile posta
servisi yapiyorlar. Kendi telefon hatlarini cekiyorlar -- normal hattan
faks cekmeniz biraz zor. Vs. vs. Moskova Turkiye arasi uzun bir yol
degil, faks calisiyor, posta calisiyor, Dogu Avrupa'ya gitmek ayni
kolaylikta, Rusya'ya kiyasla New York'in gobegi sayilir, altyapi
bakimindan, insanlarin aklina Istanbul bir alternatif olarak gelmiyor.
Iclerinde bir tanesi Dogu Avrupa merkezini Istanbul'da kurdu, bir kac
tane Turk calisan varmis anladigim kadariyla. Insan dusunebilir, ya
muhakkak bir fizibilite calismasi vs. diye. Cogu zaman fizibilite
calismalari o ilk toplantida kafadan atilan 5-6 alternatif uzerine
yapiliyor. O alternatiflerin icerisinde var misiniz, yok musunuz?
Anlatmaya calistigim sey aciklik kazandi mi bilmiyorum, "iftihar" falan
degil, bir prezanstan bahsediyorum. Yeni bir sey yapilacagi zaman o her
seyin belirsiz oldugu brain-storming session'da "Turkiye" adi cikiyor
mu, ondan bahsediyorum. Hindistan'da yazilim ureten Amerikan sirketleri
var, Rusya'da da actilar. Adamlarin o yatirimi oraya yapip (ki altyapi
eksikliklerini kendileri tamamlayarak) Turkiye'de yapmamalarinin nedeni
bence Turkiye'de bilgisayar muhendisi bulabileceklerinin akillarinin
kosesine dahi gelmemis olmasi. Eger o yatirim kararini veren takimin
tanidiklari 3-5 (veya 20-30) Turk bilgisayar muhendisi olsaydi Turkiye
adi gelebilirdi akillarina. Belki Hindistan kadar daha ucuz degil ama
altyapisi daha saglam bir ulke olarak o kadar da garip degil bu tip bir
yatirimi Turkiye'de dusunmek.
Insanlarin kafalarinda YOKUZ. Nasil olacagiz? Tek yol bu demiyorum ama
burada calisan her beyaz yakali Turk ayakli bir reklam panosu diyorum.
Gonderilen ve giden ayrimi bence sundan kaynaklaniyor. Gidenlerin belli
bir yeri, onlar icin ayrilmis bir koltuklari, geldikleri zaman yapmalari
dusunulmus ve buna gore hazirlanmis bir yerleri yok. Gonderilenlerin
donmemesi halinde direkt olarak yerini doldurmak zorunda oldugunuz bir
bosluk var. Eger 3 profesor ihtiyaciniz varsa fakultenizde ve bu
nedenle 3 ogrenci gondermisseniz, 5 sene sonra ikisi gelmiyorum demisse,
5 sene bekledikten sonra kapatmayi dusundugunuz ihtiyacinizin halen
devam ettigini ogreniyorsunuz. Bunun gidenler gibi indirekt bir etkisi
olmak yerine direkt olarak planlarin degismesini gerektiren bir etkisi
var.
Yoksa kaynak kullanimi bakimindan giden ve gonderilenlerde (in the
aggregate) bence bir degisiklik yok. Gonderilenler de eger donmezlerse
almis olduklari parayi geri odemek durumundalar. Ikisini de
yetistirmek, okutmak, bulunduklari o duzeni saglamak icin TC'nin yapmis
oldugu yatirim var, bursun parasini geri alsaniz bile kaybettiginiz o
yatirim zaten. Bursun parasi o kadar onemli degil o kayip karsisinda.
Insan yetistirmek icin yapilan yatirimlarin esasinda en buyuk kisminin
insani 18-21 yasina kadar getiren yatirim bence -- o problem cozucu
kafayi, genel terbiye ve ahlaki, bundan sonraki egitimin uzerine
oturtulacagi (ve eksikligini telafi etmenin zor oldugu) tabani vermek
zor, geri kalan ise daha goze batan ve kantifiye edilebilen bir masraf
olmakla beraber o insani oraya getirmek icin gerekli buyuk altyapiyi
kurmaktan daha az masrafli ve daha kolay bir is. Insan yetistirmek
boslukta yapilan bir is degil. Yetistirdiginiz insanlari tutamiyorsaniz
ulkenizde, hem o yatirimi yapmis oluyorsunuz, hem de o yatirimin
meyvesini verecek potansiyeli kaybetmis oluyorsunuz.
Ama eger bazi insanlar ulke disinda yasamayi tercih ediyorlarsa,
yapabilecek pek bir sey yok, mecbur tutamazsiniz. Benim soyledigim,
bunlarin da tamamen kaynak kaybi olmadigi. Bir de tabii, bu vahim
rakamlarda mi degil mi diye arastirilmali (giden veya gonderilenlerin
yuzde kaci donuyor/donmuyor?) ve eger sayica onemli rakamlarda ise
donmeyenlerin neden donmedikleri arastirilmali.
Esen kalin,
Deniz Akkus
: Nihayet. Nihayet!
: Mehmet Yagci
Mehmet senin yazin en kisa olani idi ondan sana takildim. Kusura
bakma.
Bu yazi dizisini zaman zaman takip ettim, arada atladigim bir cok
yerler oldu. Belki soyleyeceklerimin de bir kismini ba$kalari daha
once ifade ettiler. Ama gene de $unlari soylemeden gecemiyecegim. Daha
dogrusu soylemek istediklerimden bazilarina bu yazida dokunacagim,
bazilarina da ilerki gunlerde (tatil sirasinda!).
Turkiye'nin ne tur universitesi olmasi gerektigini tarti$madan once
universitenin ne olmasi gerektigi konusunda bir asgari mu$terekte
anla$mamiz gerekir. Benim anlayi$ima gore universitelerin topluma
katkilari $oyle olmalidir (siranin onemi yok, be$ a$agi be$ yukari
e$it goruyorum).
1. Egitim
Universitelerin gorevlerinden biri yurtta$larin egitimine katkida
bulunmaktir. Bunu yaparken "factual knowledge"den ziyade nasil
du$unulecegi, nasil ara$tirilacagi, nasil ogreneilecegi konularinda
ki$ileri egitmelidir. Bugun ogrendiginiz bir konu, diyelim bir program
dili, diyelim bir elektronik devre, veya diyelim bir mekanik "design"
5-10 sene icerisinde guncelligini kaybetmekte, eskimekte, demode
olmakta. O zaman universite mezunu ki$iler kendilerini yenilemek
zorunda ki parcasi bulunduklar geri kalmasin. Bu bilhassa teknik
alanlarda daha bariz ama bir avukatin da guncel kanunlar hakkinda
fikrinin olmadigini, bir di$ci veya doktorun guncel uygulamalari
bilmemesinin fecaatini du$unebiliyor musunuz? (Ileriki tarti$malarda
bu konu umarim daha da acilacaktir)
2. Ara$tirma
Universiteler mevcut bilgileri ve yontemleri ogrencilere aktarirken
bir yandan da yeni bilgi uretmek zorundadir. Bilhassa "pure science"
diyecegimiz konularda ticari $irketlerin yatirim yapmayacaklari
konularda ara$tirma yapmak universitelere du$mektedir. Kisa vadede
gozle gorulur elle tutulur bir kazanc gozukmese de uzun vadede bunun
yararlari vardir. (Bunu da daha ilerde etraflica tarti$iriz diyorum).
Ayrica gerekli cagda$ egitimin verilebilmesi icin dersleri veren
ki$ilerin bil fiil konularinda "cutting edge" denilene yakin bir yerde
ara$tirma yapmalarinin da faydalari vardir. (Gene ilerde tarti$mak
uzere). Siz derslerinizi gundelik hayatinda o konuyu uygulayandan mi
yoksa bildiklerini ba$kalarinin yazdiklari kitaplardan ogrendeikten
sonra hic bir yere uygulayamami$ olanlardan mi ogrenmek istersiniz?
3. Hizmet
Bu bir nev'i (2)'de dokundugumuz "pure science"'in uygulamali dallara
aktarilmasi. Muhendislik, TIP, bilgi-i$lem bilimleri vs gibi konularda
ozel veya devlet $irketlerinin dani$ip sorunlarina care
arayabilmelerine yardimci olacaklar gene universite cevreleri.
Dani$manlik ve ozel $irketlerden alinabilecek "uygulamali ara$tirma"
"grant"leri hem universitelerde bildigini uygulayabilen prof
yaratacagi gibi bu projelerde cali$an ogrencilerle $irketler arasinda
bir bagin da dogmasina yardimci olacaklardir (gene daha etrafli
tarti$ma sonra).
4. Ar$iv Gorevi
Bu yukardaki maddelere belki hepimizin duydugu katkilari
universitelerin topluma. Ama bunun di$inda universiteler ce$itli
konulardaki uzmanlari bunyelerinde barindirarak bilgi birikiminin bir
sonraki nesillere aktarilmasina yardimci olmaktadirlar. Yani her
konuda o gunun "state of the art" bilgisi universitelerdeki kadro
vasitasiyla korunmakta (ondan ar$iv gorevi dedim) ve ilerletilmekte.
Tabii (4)'un (1)-(3)'e olan baglarini gormek o kadar zor olmasa gerek.
$imdi ilk once bu konularda anla$alim imkanlari SINIRLI bir ulkenin
neler yapmasi geldigine de dokunacagiz.
Nette Eglenen
Orhan Yenen
1. ABD'de 1600'lu yillardan itibaren kurulan universitelerde her turlu
olanak, bolum, bolum kutuphaneleri mevcut muydu?
2. Bu surecte universitelerdeki hocalar yayin yapmaya, arastirma yapmaya
gerekli kaynaklari ne zaman ve nasil buldular?
3. Yine bu surecte bu universitelere alinan ogrenciler nasil bir formal
egitimin sonucuydular? Bu universitelere diger ulkelerden gelen
ogrenciler oncelikle bizim Robert Kolej, Fen Lisesi, Anadolu Lisesi vs.
gibi okullarin mezunlarina denk ogrenciler miydi? Yoksa, Cizre Lisesi vs.
gibi okullarin mezunlarina denk ogrenciler miydi?
4. Henuz emekleme donemini gecememis universitelerden, daha tesekkullu ve
oturmus olanlardan beklenenleri beklemek ne derece gercekci ve dogrudur?
5. Harvard gibi ozel okullara Bilkent'te oldugu gibi sadece "babasinin
parasi oldugu icin" ve 400 puanla girip diploma alan ogrenciler alinir
mi?
6. Robert Kolej, Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, vs.nin akilli ve zeki
mezunlari akademisyenligi sectiklerinde Kafkas Universitesinde calisirlar
mi? (Bolum kutuphaneleri de dahil olmak uzere arastirma yapmalari icin
her turlu olanak saglansa dahi)
7. Turkiye'deki universiteler icin akreditasyon'dan soz ederken, bilim
ozgurlugunden, ogretim uyelerinin sendikalasma haklarindan, vs.,den de
soz edilmeli midir? Yukarida saydigim elit liselerin mezunlari bunlari
zaten elde etmisler midir?
Tahmin ediyorum, bu sorulara bazi yanitlar gelecektir. O zaman gorusmek
uzere, saygilar.
Mehmet Yagci
> Ama eger bazi insanlar ulke disinda yasamayi tercih ediyorlarsa,
> yapabilecek pek bir sey yok, mecbur tutamazsiniz. Benim soyledigim,
> bunlarin da tamamen kaynak kaybi olmadigi. Bir de tabii, bu vahim
> rakamlarda mi degil mi diye arastirilmali (giden veya gonderilenlerin
> yuzde kaci donuyor/donmuyor?) ve eger sayica onemli rakamlarda ise
> donmeyenlerin neden donmedikleri arastirilmali.
Boyle bir arastirmaya ilk olarak bu konuda SCT'de yazilar yazmis olan ve
kendisi de zamaninda bir "gonderilen" olan Selman Akbulut ile baslamanizi
tavsiye ederim. Diger donmeyen "gonderilenler" hakkinda ilk genel bilgiyi
bu spesifik ornekle biraz anlayabilirsiniz.
Saygilar,
Mehmet Yagci
> Iftihardan daha ziyade kastettigim su idi: Bazi seyler "biz yapalim,
> onlar gelir bizi bulur" ile olmuyor. Karsi tarafin aklinda bir isim
> olarak bulunmaniz gerekli. Bir isim olarak bulunabilmeniz icin de
Quantum sicrmalarina (read, talih kusu) inansak bile, bu dediginiz
'thinly-spread' mevcudiyetlerle pek basarili sonuclar vermez, maalesef.
Insan ve maddi kaynaklar acisindan kapitalizasyon gerekir. 3 tane
Turk orada 2 tane Turk de burada diyerek kimseye yeterli guvence
olusturamaz.
Sizin o dediginiz kisileri o yatirimcilar ABD'de tesadufen bulsa bile,
o Turkler Turkiyede is yap(tir)mak icin hic kimseyi tanimiyor.
Zira, 18-20 yaslarinda ulkesinden ayrilmis, bazi yaz tatillerinde
yerli turist olarak ulkesinde hasret gidermis, kisa donem askerlik
haric 3 aydan fazla kalmamis bir kisi Turkiyeyi ne kadar tanir?
> karsisina cikmis olmaniz gerekli. Biri bahsetti, filmlerin kredilerinde
> hic Turke benzer bir ad gormuyorum diye. Sonuc olarak bakiyorsunuz, bir
> suru Amerikan filmi Malta'da, Yunanistan'da, Ispanya'da vs. cekiliyor
> (konu olarak degil, bazen hava kosullari vs icin) ama Turkiye'de gelip
> de cekilen yok. Niye yok?
O tur sektorlerde ispat-i vucut etmek icin hayli gec kalinmis oldugunu
kabul ediyorum... Ayrica, durup durup Turkiye'deki basinda (matbuattta)
ismi cikan (mesela Ertegun'ler gibi) kisilerin de neden kendi
topraklarindan olan insanlara kolaylik saglamadigini cok iyi analamiyorum.
> Turkiye'ye gelen Alman turistler kendileri mi buldular, "ah vatanimin
> havasi suyu ne guzeldir" diyen isciler sayesinde mi kafalarinda bir soru
> olustu, Turkiye posteri asmis olan Turk bakkal dukkaninda mi akillarina
> geldi. Tamam simdi moda ama turizm Turkiye'de gelen Almanlarla
> basladi. Nereden akillarina geldi bu adamlarin Turkiye'ye gelmek?
Bu zannedilenden de enteresan bir soru.. Ayni soru Almanlarin 2.ci
Dunya Savasindan sonra ortaya cikan isgucu acigi konusunu Turkiye'den
karsilamak hakkinda verdikleri karar icin de (ve belki de daha yerinde
olarak) sorulabilir.. Almanya'ya isci gonderildi mi, yoksa adamlar
kendileri mi istediler? Bence ikincisi once geldi.
Ayni sekilde, 1980'lere kadar Turist sayisinin yok denecek kadar
az olmasina karsilik, daha sonra Dunya bankasi kredileri ile bir cok
tesisin yapilip turizmde patlamanin yasanmasi da zannedersem bizim
irademizle olmadi (demek istedigim sudur: belki biz hep istedik, ama
adamlar daha once gelmiyordu; tesis yoktu, yapacak para da yoktu.
Sonra bize kredi verdiler, tesis yaptik; artik geliyorlar. Bunun bir
sebebi de Ispanya, Yunanistan gibi klasik tatil beldelerinin giderek
cazibesini --hem cirkinleserek baslamis hem de pahalilasarak--
yitirmis olmasiydi ..)
Yoksa, yurtici kadrosundan cok yurtdisinda (Disisleri bakanligindan
da fazla) adami olan HDTM nin (ya da Turizm Bakanliginin) o garip
ve dil bilmez (= ahraz) personelinin duvarlara/camlara asmaga lutfen
tenezzul ettigi $u mahut solgun posterlerin katkisi kesinlikle gozardi
edilebilir boyut(suzluk)lardadir.
Ilaveten: Almanyadaki iscilerimizin de reklam katkisi oldugunu
dusunmek muthis yaniltici olur: Oradaki iscilerimizin kahir ekseriyeti
koyu"nden kalkip (sehri bile gormeden) Munih, Frankfurt vb.nin
ortasinda kendisini bulan kisilerdi. Neredeyse tamami Titreyen
Go"l'un ya da Belcegiz Koyunun (ko"y degil KOY) Turkiyede
oldugunu ilk defa Almanlardan duymustur.
> Bir suru danismanlik sirketi Dogu Avrupa merkezlerini Moskova'da
> kuruyor. Posta calismadigindan dogru durust Londra'dan kurye ile posta
> servisi yapiyorlar. Kendi telefon hatlarini cekiyorlar -- normal hattan
> faks cekmeniz biraz zor. Vs. vs. Moskova Turkiye arasi uzun bir yol
> degil, faks calisiyor, posta calisiyor, Dogu Avrupa'ya gitmek ayni
> kolaylikta, Rusya'ya kiyasla New York'in gobegi sayilir, altyapi
> bakimindan, insanlarin aklina Istanbul bir alternatif olarak gelmiyor.
Allah hic bir yeri New York yapmasin diyecegim ama Istanbul da
giderek New York'lasiyor -yani dua/dilek icin gec kaldim galiba...
Heyhat !!
> Iclerinde bir tanesi Dogu Avrupa merkezini Istanbul'da kurdu, bir kac
> tane Turk calisan varmis anladigim kadariyla. Insan dusunebilir, ya
> muhakkak bir fizibilite calismasi vs. diye. Cogu zaman fizibilite
> calismalari o ilk toplantida kafadan atilan 5-6 alternatif uzerine
> yapiliyor. O alternatiflerin icerisinde var misiniz, yok musunuz?
Simdi... Malum darb-i mesel ( = anekdot)dir: Nasrettin Hoca karisina
sormus 'Seni nerenden opeyim' diye.. Karisi da 'Senin opmek niyetin
olsa sormazdin' demis..
Adamlarin (bir kisminin) Turkiyeye gelemeleri temel cikarlari ile
celisir. Cunku bu potansilyeli harekete gecirmek cok fazla islerine
gelmez -diye dusunuyorum. Yoksa, telefon faks vb (sizin de dediginiz
gibi) o kadar da onemli olmadigi ortada.
> Anlatmaya calistigim sey aciklik kazandi mi bilmiyorum, "iftihar" falan
> degil, bir prezanstan bahsediyorum. Yeni bir sey yapilacagi zaman o her
> seyin belirsiz oldugu brain-storming session'da "Turkiye" adi cikiyor
> mu, ondan bahsediyorum. Hindistan'da yazilim ureten Amerikan sirketleri
> var, Rusya'da da actilar. Adamlarin o yatirimi oraya yapip (ki altyapi
Hindistan icin soylenebilecek birkac sey var: Birincisi ABD'de hatiri
sayilir miktarda Hintli bilgisayarci var, bunlar onayak olmus olabilir.
Ayrica Hindistandakilerin resmi (ana?) dili Ingilizce. Dolayisiyla cok da
zor olmadi. Ama, net artik deger olarak Hindistana ne biraktiklarini da
sormak lazim. 0.5 USD/hr bedelle yazdirdiklari programalari kac paraya
satiyorlar dersiniz.
Somuru illa kazma sallayan, civata takan iscileri somurmek midir?
Rusyadaki yatirimlar da (Ingilizce konusmak konusu haric) benzer bir
olgudur.
Ben boyle bir yolla 'varlik gosterme'nin cok fazla taraftari degilim:
EsasOglan'a dublorluk yapmak hadi bir yere kadar da *figuranlara*
dublorluk yapmak olmasa da olur -diye dusunuyorum.
> eksikliklerini kendileri tamamlayarak) Turkiye'de yapmamalarinin nedeni
> bence Turkiye'de bilgisayar muhendisi bulabileceklerinin akillarinin
> kosesine dahi gelmemis olmasi. Eger o yatirim kararini veren takimin
> tanidiklari 3-5 (veya 20-30) Turk bilgisayar muhendisi olsaydi Turkiye
> adi gelebilirdi akillarina. Belki Hindistan kadar daha ucuz degil ama
> altyapisi daha saglam bir ulke olarak o kadar da garip degil bu tip bir
> yatirimi Turkiye'de dusunmek.
> Insanlarin kafalarinda YOKUZ. Nasil olacagiz? Tek yol bu demiyorum ama
> burada calisan her beyaz yakali Turk ayakli bir reklam panosu diyorum.
Hayir. VARIZ. Sadece, sizin bahsettiginiz noktalarda yokuz. Bugun
tekstil konusunda yeni baslayan herkes bile en onde gelen adreslerin
baslarinda Turkiyenin geldigini bilir.
Otomotiv sanayiinde hic de fena degiliz (araba uretiminden bahsetmiyorum,
yan sanayii olarak ihracatimiz sizin tahmininizin en az bir kac defa
uzerindedir). ABD (Ford) haric Alman, Fransiz, Japon. Kore markalari
Turkiye'de tesis kurmus (veya kurmak uzeredir). Bu, bu sektorde
Turkiyede ciddi bir altyapinin oldugunun bir baska sekilde tescilidir.
Insaat konusunda da cok iyiyiz. Ornekleri cok fazla, iyi de doviz
kazandiriyorlar. Turizmi de zaten siz bahsettiniz.
GAP devreye girmedi, ama simdiden yankilari hissedeilmege baslandi bile.
GAP'i kesinlikle kucumsememek lazim. Hayati derecede onemli ve o derecede
de uzun soluklu (kendi oz kaynaklarimizla gerceklestirilen) bir projedir.
Simdiden bir cok yatirimci GAP bolgesine gitmege basladi bile.
Bankalarin bilinen haline nispet, Istanbul Borsasi dur durak bilmeden
ileriliyor. Zannedersem 1980'lerde planlandigi/tahayyul edildigi gibi
sonunda Istanbul gercekten de bir Dunya borsasi (ne demekse) olacak.
Butun begenmeyisime (ve sebebini gercekten de anlamakta gucluk cekisime)
ragmen Turkiyede ozel sektor yatirimlari 'boom' yasiyor. Cati kaplamasi
icin aluminyum panel bulamiyorsunuz, cunku uretim kapasitesi ihtiyaca
yetmiyor. Cimento fabrikalari neredeyse kapasite-ustu calisiyor...
Butun bunlar aslinda bizim VAR oldugumuzu, ve daha da onemlisi VAR
olmak yolunda cok ciddi bir misak'imiz oldugunu gostermezler mi?
[[
Para kazandirdiktan sonra, illa da herseyin high-tech olmasi sart mi?
Universitelerimiz bir de bunun farkinda degiller. Modadir deyu paralel
islemciler uzerinde ogretim yapinca, mezun olanlar da sonunda tabii ki
ya ABD'de ya da AB'de is aramak zorunda kalir... Dolayisiyla hem
ulkesine kizgin, hem de sila ozlemi icinde kavrulur gider..
Ya da ulkesinde kalir ve 'kapi gibi' bir diploma ile 'instruction maual'
mutercimligi yapmak zorunda kalir. Ne aldigi para onu doyurur ne de
yaptigi is isvereni tatmin eder.
]]
Ayrica, yine, universite konusundan bagimsiz olarak, illa da sizin
dediklerinizi Bati'da yaparak havadan para kazananilacak diye bir
onkosul da yok ki..
Haritaya bakinca sag tarafta cok daha buyuk bir dunya var: O dunyaya
ister Ibrahim Tatlises'in kasetlerini satin, ister (batinin sevmedigi)
tuzlu peynirlerimizi... O dunya ile (her anlamda) damak tadlarimiz cok
daha fazla cakisiyor, ve onlari pazar olarak gormek icin cok daha
gecerli sebepler de var...
[[
Inanmayacaksiniz ama onlarda para da var. Hem de hesapsiz -sadece nasil
kullanacaklarini henuz pek bilmiyorlar. Bu noktada, size bir ipucu
vereyim, 1992'den beri batidan kredi alamayan Turkiye'nin neden ve
nasil hala daha tuketemedigi bir doviz rezervi var dersiniz... Bizim
zenginlerimizin Isvicre'ye para kacirdigi gunleri animsayiniz..
Bizim dogumuzdaki paralar nereye gidiyor/geliyor zannediyorsunuz? :-)
]]
> Gonderilen ve giden ayrimi bence sundan kaynaklaniyor. Gidenlerin belli
> bir yeri, onlar icin ayrilmis bir koltuklari, geldikleri zaman yapmalari
> dusunulmus ve buna gore hazirlanmis bir yerleri yok. Gonderilenlerin
> donmemesi halinde direkt olarak yerini doldurmak zorunda oldugunuz bir
> bosluk var. Eger 3 profesor ihtiyaciniz varsa fakultenizde ve bu
> nedenle 3 ogrenci gondermisseniz, 5 sene sonra ikisi gelmiyorum demisse,
> 5 sene bekledikten sonra kapatmayi dusundugunuz ihtiyacinizin halen
> devam ettigini ogreniyorsunuz. Bunun gidenler gibi indirekt bir etkisi
> olmak yerine direkt olarak planlarin degismesini gerektiren bir etkisi
> var.
>
> Yoksa kaynak kullanimi bakimindan giden ve gonderilenlerde (in the
> aggregate) bence bir degisiklik yok. Gonderilenler de eger donmezlerse
> almis olduklari parayi geri odemek durumundalar. Ikisini de
> yetistirmek, okutmak, bulunduklari o duzeni saglamak icin TC'nin yapmis
> oldugu yatirim var, bursun parasini geri alsaniz bile kaybettiginiz o
> yatirim zaten. Bursun parasi o kadar onemli degil o kayip karsisinda.
> Insan yetistirmek icin yapilan yatirimlarin esasinda en buyuk kisminin
> insani 18-21 yasina kadar getiren yatirim bence -- o problem cozucu
> kafayi, genel terbiye ve ahlaki, bundan sonraki egitimin uzerine
> oturtulacagi (ve eksikligini telafi etmenin zor oldugu) tabani vermek
> zor, geri kalan ise daha goze batan ve kantifiye edilebilen bir masraf
> olmakla beraber o insani oraya getirmek icin gerekli buyuk altyapiyi
> kurmaktan daha az masrafli ve daha kolay bir is. Insan yetistirmek
> boslukta yapilan bir is degil. Yetistirdiginiz insanlari tutamiyorsaniz
Tuatamamak? Bence biraz yanlis bir tespit.. Daha dogru olani bekli de
'gerekli olan konularda adam yetistirmegi akil edememkten dolayi
yetistirip is veremekten oturu bedelsiz ihrac etmek' denmeli.
> ulkenizde, hem o yatirimi yapmis oluyorsunuz, hem de o yatirimin
> meyvesini verecek potansiyeli kaybetmis oluyorsunuz.
Evet, benim (daha onceki yazilarimda) belirttigim de bu idi. Bence COK
onemli kaynak israfidir. Bir yolunu bulup onune mutlaka gecmek gerekiyor.
Fakat, bu, Ozal'in denedigi gibi, onlari birer 'Prens/Prenses' olarak
tekrar ithal ederek olmaz.. olmadi. Bu ulkeyi tanimayan ama
buna karsilik 'kapi gibi' MBA'leri olan --hatta bilmem hangi
bankada isgal ettigi masadan hergun bir kac milyar dolar gecen--
bu prenslerin faydadan cok zarari oldugunu dusunuyorum.
[[
Nicin boyle dusundugumu de birinci elden nakil pek cok ornekle
destekleyebilirim -but that topic is beyond the scope of this /volume/.
]]
> Ama eger bazi insanlar ulke disinda yasamayi tercih ediyorlarsa,
> yapabilecek pek bir sey yok, mecbur tutamazsiniz. Benim soyledigim,
> bunlarin da tamamen kaynak kaybi olmadigi. Bir de tabii, bu vahim
> rakamlarda mi degil mi diye arastirilmali (giden veya gonderilenlerin
> yuzde kaci donuyor/donmuyor?) ve eger sayica onemli rakamlarda ise
> donmeyenlerin neden donmedikleri arastirilmali.
Bence vahim rakkamlardadir. Ama istatistiklerini kimsenin yaptigini
(yapmaga curet/cesaret edebildigini de zannetmiyorum).
Tipki 1960'lara kadar Turkiy'de trafik kazalarinin yol actigi milli
servet kaybini kazada olen insanin -eger yasasaydi- ekonomiye ortalama
su kadar katkida bulunurdu, sakatlanmasaydi su kadar faydasi olurdu
gibi yaparken (aniden rakkamlarin korkunc kayiplar anlamina gelmege
baslamasiyla birlikte) istatistik yontemini degistrirmeleri gibi..
Artik trafik kazalarinda olenleri ekenomik kayip olarak saymiyoruz;
cenaze masrafi da 'zaten bir gun yapilacakti' kategorisindeki
notr bir rakkam... Sakatlanani da sadece tedavi masraflari
(ilkyardim) cinsinden degerlendiriyoruz. Boylece trafik kazalari
cok daha <ucuza geliyor>.
Yurtdisinda kalmaga karar verenler de oyle..
[[
Amaaaan !! Biz millet olarak boyle ince hesaplari sevmeyiz..
Bunlar ufak (!) hesaplar...
Yok mu $oyle SIKI bir slogan atacak babayigit. Atsin bir
slogan da problemlerimizi kokunden bir cirpida hallediversin...
]]
Selamlar,
Basri
----------------------------------------------
BSc in Arrogance,
MSc in Ignorance
PhD in Negligence
MPhil in Bliss
EIBSRN w/MLATN-ST* Fellowship,
Whocareswhat Institute of Technology
Somegodforsaken Place, Onearth.
----------------------------------------------
*: Extremely Important Bunch of Self-Respecting Nuts
with Many Letters After Their Names -So There
----------------------------------------------
"Ilmek" kelimesini bayagi tuttum. Bundan sonra "thread" yerine kullanmaya
calisacagim. :))
>bankalarinin ozellestirilmesi gerektigini filan soylerler. Once ozel
>bankalar ozellestirimeli degil midir? (Benzer konu da ozel universiteler
>icin gecerlidir)
Cok dogru. Aynen katiliyorum. Oncelikle Bilkent'i ozellestirerek ise
baslasinlar.
>> Simdi nasil insan ise aliniyor bilmiyorum ama her Bogazici mezununu
>> degerlendirmeye tabi tutmadan almiyorlar herhalde. Ve Bogazici Elektrik
>> muhendisligi diplomasi ile 9 Eylul Elektrik muhendisligi diplomasi
>> arasinda fark var.
>
>Valla <g>.. size bir ornek vereyim: Bogazicilidir ve cok iyi dereceyle
>bitirmis diye bir kac sene once bir kisiyi ise almistik.. Guya muhendis
>idi.. Hem teorik hem de pratik acisindan sifir oldugunu anlayinca isine
>son verdik; daha sonra bir baska yerde calismaya basladigini ogrendik
>-bizde calistigini referans olarak gostermis...
Kendi tecrubeme dayanarak soyleyecegim sey su: bir universiteden alinan
muhendislik diplomasi ile piyasaya ciktiginiz ilk gun gercek muhendislik
yapabilmeniz Turkiye kosullarinda oldukca zordur. Sanayinin kullandigi
cihazlar, sistemler, ve ugrastigi konular ile universitede derslerde
kullanilan cihazlar, sistemler ve islenilen konular arasinda paralellik
kurmak bile bazen oldukca zor oluyor. Universitenin verdigi, o disiplinin
temel kavram, teori, ve metodlaridir. Cogu zaman da ogrencilerin yuksek
lisans yapacagi dusunulerek sanayinin %90'inin hicbir sekilde
kullanmayacagi derecede soyut ve ileri derecede konular ders olarak
verilir. Sanayide hakkiyla muhendislik pratigi yapabilmek icin gereken
ogrenme suresi 6 aydan bir seneye kadar degisebilir. Bogazici gibi bir
universiteden cikan bir mezunun bu sure icerisinde calistigi sirkete
arti katma deger saglayabilmesi azim ve istegine baglidir. Eger gozu baska
seylerde ise isterse bolumunu birincilikle bitirmis olsun sizin de
basiniza geldigi uzere sirketinize bir fayda getirmesini beklemeniz
yerinde olmaz. Bogazici'nden yeni cikmis bir muhendislik mezununun
birikimini cok daha hizli ve etkin bir sekilde kullanabilecegi yer olsa
olsa Ar-Ge turu calisma yapilan bir isletme olurdu.
Bu gorusleri de harbi muhendisyenlik yapmis biri olmanin verdigi
tecrube ve rahatlik ile soyledigimi belirteyim. Bogazici Elektrik Muh'den
mezun olduktan iki ay sonra Unilever'in bir fabrikasinda isletmenin tek
elektrik muhendisi olarak ise basladim. Her turlu elektrik, elektronik,
enstrumantasyon, otomasyon sisteminin bakimi, tasarimi, projelendirilmesi,
ve devreye alimindan sorumlu olarak iki sene calistim. Kompresor veya
enstrumantasyon panolarindaki arizalari gidermeden mikser kazaninin
altindaki termokuplu degistirmeye kadar pek cok isi bizzat yaptim.
Yani gururla ve kelimenin tam anlamiyla "got my hands dirty."
Bogazici'nde ogrendiklerimin ne kadarini bu iste kullandim diye soracak
olursaniz herhalde cevabim sifira yakin olurdu. Ama, Bogazici'nde
ogrendiklerimi temel alarak pek cok seyi cok kisa surede ogrendim.
Calisirken cogu zaman hayiflandigim sey Bogazici'nde ogrendigim o kadar
seyi hic kullanamamam ve kapasitemin cok cok altinda islerle istigal
etmemdi. Turkiye'de muhendislik yapan pek cok insanin da ayni sekilde
dusunecegine eminim.
>[Daha once de sordum: Bana birisi Fen Liselilerin nelerle mesgul
>olduguna dair biraz bilgi versin lutfen. Meraktan catlayacagim;
>acaba iclerinde Turkce konusup yazmagi unutmayan var mi?]
Meraktan catlamayasiniz diye cevap vereyim bari. Fen Lisesi mezunlari
bilim de dahil olmak uzere akliniza gelebilecek her turlu isle mesgul
olurlar. Aralarindan tiyato sanatcisi, rock gitaristi, militan, muhendis,
ekonomist, doktor, bankaci, ogretmen, bakan, bilim adami gibi cok cesitli
meslek gruplarina mensup insanlar cikmistir. Ezici bir cogunlugu
Turkiye'de kalmistir. Pek cogu da Turkceyi gayet iyi konusurlar, zira
Fen Liselerinde ogretim lisani Turkcedir.
>Degistire degistire bir hal olduk yahu.. Beyazit meydani misali. Her
>belediye kendi kafasina gore bir duzenleme yapa yapa meydan herseyini
>kaybetti. Sonra bir uzman cagirdilar yurtdisindan, adamin onerisini
>uyguladiktan sonra bir de farkettiler ki aslinda o oneri ile ilk hali
>ayniymis :-)
Beyazit meydaninin son halini bu yaz gordum. Meydan olmus koca bir cadde.
Bir de Istanbul Universitesi'nin onu Dogu Avrupa pazari.
>Bu noktada bence enteresan ve bir nebze aciklayici bir saplama daha
^^^^^^^
Saplama yerine saptama yapsak daha iyi olur. Bir seyi aciklamak icin
kesici alet kullanmak bizim gibi medeni insanlara yakismaz. :)))
>Bircok kisiye ters gelebilir ama, universiteler hakkinda benim
>onerilerim anahatlariyla sunlardir:
>
>2) Secmeli dersler, ders gecme ve kredili sistem kaldirilmalidir
Bu sistemin yanlis olan bir tarafini goremiyorum. Genclerimize ne diye tek
tip bir egitim verelim ki?
>3) Universite ogrencilerinin egitim sureleri icerisinde bir sene
>kendi branslarinda calismalari mecburiyeti getirilmelidir.
Muhendislik, tip ve hukukta staj mecburiyeti var zaten. Belli bir yerde
araliksiz olarak bir sene calismaktan bahsediyorsaniz isletmelerin isine
gelir mi gelmez mi bilmiyorum.
>4) Universite mezunlarina yedeksubay olmak gibi ayricaliklar
>kaldirilmalidir
Zaten bugunlerde masterli insanlar bile yedeksubay olmak yerine kisa donem
erlik yapmayi tercih ediyor.
>5) Maaslarinin yarisini devlete vermek kaydiyla mezunlarin
>(askerlik suresi kadar bir sure icin) kendi branslarinda calismalari
>halinde normal surenin yarisi kadar askerlik yapmalri saglanmalidir.
Bu soylediginizin gerekcesini anlayabilmis degilim. Ne gibi bir problemi
giderecegini dusunuyorusunuz?
>6) Mezun oldugu seneyi takip eden iki sene icinde universiteye
>giremeyenlerin bu haklari yanmalidir. Bu sureden sonra askerlik tecili
>icin de kullanilamalidir.
Bence pek de demokratik bir uygulama degil. Universiteye girmek ve devam
etmek bir vatandaslik hakki degil mi? Ornegin, 35 yasinda biri icinde ukte
olarak kalmis sosyoloji egitimi yapmak istese engel mi olacagiz?
>7) Yurtdisina gidenlerden dogru durust (ve enforcable) kefaletler
>alinmalidir.
Giden mi gonderilen mi? Yurt disindaki bir universiteden burs ve
asistanlik alarak giden birine devletin kefalet koymasi bana cok zalimce
geliyor. Oldu olacak butun sinirlari kapatalim, girisler serbest cikislar
yasak olsun. :))
>8) Universite ogretim gorevlilerinin sanayi ile yakin temasta olmalari
>tesvik (hatta mecbur) edilmelidir.
Arkeoloji dalinda profesorluk yapan birinin sanayi ile nasil bir temas
icine girebilecegini tahayyul edemiyorum dogrusu.
>9) Ogretim gorevlilerinin basarilari (uygulamali ilimler icin) yazdigi
>'paper' filan adedine bakilarak degil, dogrudan dogruya ogrencilerinin
>basarilariyla degerlendirilmelidir.
Ogrencilerin basarilarini takip etmek oldukca zor. Bir ogrencinin
universite egitimi boyunca almis oldugu 40'a yakin dersten hangisinin
ogrencinin basarisinda rol oynamis olabilecegini tahmin ve tespit etmek,
sonrasinda ona gore o dersin hocasini odullendirmek icin Turkiye capinda
hem mezunlarin kariyerlerini ve basarilarini izleyecek hem de elde
ettikleri basariyi hangi ders ve profesore borclu olduklarini belirleyecek
bir takip ve tespit mekanizmasi kurulmasi gerekecek. Bana University of
Michigan'da profesor John Holland'in ortaya attigi Genetik Algoritmalar
teorisindeki "bucket brigade algorithm"i hatirlatti. :))
>10) Omur boyu kadro kaldirilmalidir. (Mesela) her on senede bir
>mutlaka universite disinda 3 yil calismalari sart kosulmalidir.
Omur boyu kaldirilmasi fikrine katiliyorum ama universite disinda calisma
zorunlulugunu her disipline uygulamaniz mumkun degil.
*Sorular:
*
*1. ABD'de 1600'lu yillardan itibaren kurulan universitelerde her turlu
*olanak, bolum, bolum kutuphaneleri mevcut muydu?
Once sunu accik-seccik ifade edeyim ki, bu konuda herhangi bir supheniz var
ise, siz zaten olsa olsa bir outcast olabilirsiniz ancak. Bu sorunun cevabi
fifti-fifti bir ihtimal bile tasimayacak kadar belliyken hala daha soruyor
olmaniz cok ayip. Ama madem sordunuz cevap vermek gerekir:
Cocuklarimin basi uzerine yemin edrim ki vardi. Hatta her kasabada biri
Ingiliz biri de Kizilderililere ait olmak uzere iki fakulte mevcut olup,
bunlarin hangi ko"ylere kadar yayilmasinin gerekliligi uzerinde
tartisiliyordu. :-) Bunlar belgelerle sabittir. (Yemin ettik daa!!)
*2. Bu surecte universitelerdeki hocalar yayin yapmaya, arastirma yapmaya
*gerekli kaynaklari ne zaman ve nasil buldular?
Bu konuda muhtelif rivayetler vardir, lakin zamanin ulemasi diger bir cok
konuyu arastirmaktan oturu kendileri hakkinda bir calisma yapmaga firsat
bulamamis olacak ki elimizde gecerli sayabilecegimiz bir calisma sonucu
mevcut degildir.
Sadece bu soruya bilimsel bir cevap veremeyecegim icin muteessirim.
*3. Yine bu surecte bu universitelere alinan ogrenciler nasil bir formal
*egitimin sonucuydular? Bu universitelere diger ulkelerden gelen
*ogrenciler oncelikle bizim Robert Kolej, Fen Lisesi, Anadolu Lisesi vs.
*gibi okullarin mezunlarina denk ogrenciler miydi? Yoksa, Cizre Lisesi vs.
*gibi okullarin mezunlarina denk ogrenciler miydi?
Ah.. ustadim, siz de fevkalade garip sorular soruyorsunuz. Teesssuf ederim.
Amerikali olacak da Cizreli ayarinda olacak... hic olur mu; tabii ki her
biri allame-i cihan kalitesinde ay parcasi misali piril piril birer WASP
idi.
Her biri sadece dunyanin nasil daha iyi yasanabilecek bir dunya haline
getirlmesi gibi ulvi konularda zihin yorar, agizlarindan da sadece hayatin
uhrevi gerceklerini analatan hikmetli durr-i gevher dokulurdu... Ahh o
gunler.. ahh ol memleket.. ol devr-i saadet
*4. Henuz emekleme donemini gecememis universitelerden, daha tesekkullu ve
*oturmus olanlardan beklenenleri beklemek ne derece gercekci ve dogrudur?
Burada 'daha tesekkullu ve oturmus' ifadesinden hangi universiteleri
kastettiginizi pek cikaramadim. Hangi ulkeden bahsettiginizi biraz daha
vuzuha kavusturursaniz belki yardimci olacak arkadaslarla sizi irtibata
gecirebilirim.
*5. Harvard gibi ozel okullara Bilkent'te oldugu gibi sadece "babasinin
*parasi oldugu icin" ve 400 puanla girip diploma alan ogrenciler alinir
*mi?
YES. Hem de bal gibi.. Cebinize bir kac yuz bin dolar koyup istediginiz
universiteye gidin; sizden ne puan ne de ekose isteyeceklerdir. Tabii bu
dediklerimin arasinda /zinhar/ ABD univeristeleri yoktur. Cunku kapitalist
ahlagi denilen mefhum boyle bayagiliklara kesinlikle cevaz vermez.
*6. Robert Kolej, Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, vs.nin akilli ve zeki
*mezunlari akademisyenligi sectiklerinde Kafkas Universitesinde calisirlar
*mi? (Bolum kutuphaneleri de dahil olmak uzere arastirma yapmalari icin
*her turlu olanak saglansa dahi)
Hayir. Kafkas Universitesinin dersliklerinden bakinca Camlica gorunmuyorsa
biraz zor. Bu anlamda, iyi haber alan kaynaklara dayanarak, Kafkas
Universitesinin Istanbul'da olmayisi konunun uzmanlarinca buyuk bir
talihsizlik ve yanlis yatirim timsali olarak degerlendirilmektedir.
*7. Turkiye'deki universiteler icin akreditasyon'dan soz ederken, bilim
*ozgurlugunden, ogretim uyelerinin sendikalasma haklarindan, vs.,den de
*soz edilmeli midir? Yukarida saydigim elit liselerin mezunlari bunlari
*zaten elde etmisler midir?
Evet soz edilmelidir. Cunku sendikalilasinca ilk yapacaklari sey mutlaka
egitimin kalitesini yukseltmek uzere gayrete gelmek olacaktir. Zaten
Turkiye'de sendikalar hem urtetim kalitesinin artmasi hem de sendikali
isgucunun sayisinin artmasi icin ellerinden geleni yaptiklari icin bu
konuda supheye kat-i surette mahal yoktur.
Ayrica, ne kadar yuksek rakkamlarda toplu sozlesme bagitlarlarsa o kadar
yuksek uyelik aidati gelirleri olacagi, bu yuzden ucret sendikaciligi
yaptiklari, baska bir deyisle issizlige mani olmak icin disarida bos gezen
insanlarin ise alinmasi icin baski yapmak yerine hal-i hazirda isi olanlari
digerlerine karsi koruyarak dogrudan dogruya isci sinifinin aleyhine tavir
aldiklari konusundaki iddialar kulliyen gercekdisidir.
Ustelik kisiler yillarca sendika aidati odedikten sonra bu paralar -emekli
olduklarinda veya sendikadan ayrildiklarinda- biriken faizleriyle birlikte
kendilerine nakten ve defaten odendigi icin kesinlikle sendika agaligi diye
birsey gorulmedigi gibi, olmayan bu agalarin bir oturusta kumarda birer
servet kaybettikleri gibi soylentiler de sadece birer tevaturden ibarettir.
Dolayisiyla derhal bir sendika kurmalari ve sinifsal milli meselerimizde,
toplumun duyarli oldugu konularda sadece kendi mensuplarina degil butun
proleter prof.lara tercuman olacak sekilde ozenle hazirlanmis bildirileri
bugunden hazir etmelidirler. Boylece memleketin kurtulusuna daha dogrudan
ve anlasilmaz katkilarda bulunacaklardir.
Ote yandan daha onceki paragraflarda dile getirdiginiz elitlerimizin
sendikalilasmalarindan bahsetmek onlarin erdikleri sinifsal pozisyon
acisindan bir cesit hakaret bile sayilabilecegi icin konuyu gecistirmekle
iktifa ediyorum.
*Tahmin ediyorum, bu sorulara bazi yanitlar gelecektir. O zaman gorusmek
*uzere, saygilar.
Bu kadar komprime bilgileri benden aldiginiz icin tesekkur etmenize gerek
yok; bu konuda daha detayli fakat yayinlanmayacak dusunsel bir calismam
yakinda neticelenecektir. O gune kadar, malesef kifayetsiz de olsa elde
mevcut olan en analitik degerlendirmeler bunlardir.
basri
ka...@ibm.net
*Mehmet Yagci
> "Ilmek" kelimesini bayagi tuttum. Bundan sonra "thread" yerine kullanmaya
> calisacagim. :))
Bu da benim katkim olsun. :-) Kelimeyi bilgisayar camiasindan apardim.
> >bankalarinin ozellestirilmesi gerektigini filan soylerler. Once ozel
> >bankalar ozellestirimeli degil midir? (Benzer konu da ozel universiteler
> >icin gecerlidir)
>
> Cok dogru. Aynen katiliyorum. Oncelikle Bilkent'i ozellestirerek ise
> baslasinlar.
Bu beni polemige goturur. Bilekent hakkinda cok fazla 'istihbarat'im yok.
Ama, daha onceki ilmeklerden birinde vakif destegi gordugu yazilmisti;
orada soramamistim, acaba bu vakiflar hangi vakiflardir. Kurucularinin
bagisladigi paralari mi bagislamaktadirlar, hangi sart karsiliginda bu
bagislar yapilmaktadir. Ya da bu vakiflar acaba devletten yardim almak
icin kurulmus olabilen vakiflar midir? Bilmek isterdim.
> >> Simdi nasil insan ise aliniyor bilmiyorum ama her Bogazici mezununu
> >> degerlendirmeye tabi tutmadan almiyorlar herhalde. Ve Bogazici
> >> Elektrik muhendisligi diplomasi ile 9 Eylul Elektrik muhendisligi
> >> diplomasi arasinda fark var.
> >
> >Valla <g>.. size bir ornek vereyim: Bogazicilidir ve cok iyi dereceyle
> >bitirmis diye bir kac sene once bir kisiyi ise almistik.. Guya muhendis
> >idi.. Hem teorik hem de pratik acisindan sifir oldugunu anlayinca isine
> >son verdik; daha sonra bir baska yerde calismaya basladigini ogrendik
> >-bizde calistigini referans olarak gostermis...
>
> Kendi tecrubeme dayanarak soyleyecegim sey su: bir universiteden alinan
> muhendislik diplomasi ile piyasaya ciktiginiz ilk gun gercek muhendislik
> yapabilmeniz Turkiye kosullarinda oldukca zordur. Sanayinin kullandigi
Muhendislik yapmak ne demektir? Bir masa basinda size birisi problemi
tarifleyip getirecek siz de kara kapli Nizami bey misali bir yerlerden
formuller bulup onlari uygulayacaksiniz.. [[burada, bildiginiz gibi 'siz'
ifadesi genel anlamda kullanilmistir]] Olacak sey mi. Tabii ki, sahra
deneyi yasayacak ancak ondan sonra kurmay hizmetlerine gecebilir.
Bu dedigim ArGe kadrosu icin de gecerlidir. Tanimadigi bir isletmenin
bilmedigi bir urununun nesini nasil gelistirir insan?
> cihazlar, sistemler, ve ugrastigi konular ile universitede derslerde
> kullanilan cihazlar, sistemler ve islenilen konular arasinda paralellik
> kurmak bile bazen oldukca zor oluyor. Universitenin verdigi, o disiplinin
> temel kavram, teori, ve metodlaridir. Cogu zaman da ogrencilerin yuksek
> lisans yapacagi dusunulerek sanayinin %90'inin hicbir sekilde
> kullanmayacagi derecede soyut ve ileri derecede konular ders olarak
> verilir. Sanayide hakkiyla muhendislik pratigi yapabilmek icin gereken
Iyi de universiteden mezun olan lisans ogrencilerinin de %90'indan
fazlasi piyasaya gider. Yani, %90'ina lazim olmayan %90'i ogretmek
cok mu akil ka^ri?
> ogrenme suresi 6 aydan bir seneye kadar degisebilir. Bogazici gibi bir
Bizde yaklasik 5-6 ay calisti. Sabrettik, alisir diye bekledik..
> universiteden cikan bir mezunun bu sure icerisinde calistigi sirkete
> arti katma deger saglayabilmesi azim ve istegine baglidir. Eger gozu
baska
> seylerde ise isterse bolumunu birincilikle bitirmis olsun sizin de
> basiniza geldigi uzere sirketinize bir fayda getirmesini beklemeniz
> yerinde olmaz. Bogazici'nden yeni cikmis bir muhendislik mezununun
> birikimini cok daha hizli ve etkin bir sekilde kullanabilecegi yer olsa
> olsa Ar-Ge turu calisma yapilan bir isletme olurdu.
Simdi onyargili oldugum bir konuya temas ettiniz. Bize ne zaman
BU'den bir muhendis basvursa Planlama & Proje bolumunu ister.
Sebebi de temiz cici elbiselerle iki dirhem bir cekirdek gezebilecekleri
bir yerdir. Henuz uretimde calismak isteyen birisi BU'den gelmedi...
> Bu gorusleri de harbi muhendisyenlik yapmis biri olmanin verdigi
> tecrube ve rahatlik ile soyledigimi belirteyim. Bogazici Elektrik Muh'den
> mezun olduktan iki ay sonra Unilever'in bir fabrikasinda isletmenin tek
> elektrik muhendisi olarak ise basladim. Her turlu elektrik, elektronik,
<SNIP>
> Yani gururla ve kelimenin tam anlamiyla "got my hands dirty."
Siz bir istisna gibi geldiniz bana :-)
> Bogazici'nde ogrendiklerimin ne kadarini bu iste kullandim diye soracak
> olursaniz herhalde cevabim sifira yakin olurdu. Ama, Bogazici'nde
> ogrendiklerimi temel alarak pek cok seyi cok kisa surede ogrendim.
> Calisirken cogu zaman hayiflandigim sey Bogazici'nde ogrendigim o kadar
> seyi hic kullanamamam ve kapasitemin cok cok altinda islerle istigal
Benim bir hocam son derece gelismis askeri ucaklar ureten bir firmada
proje grup yoneticiligi yapiyordu (kendisi de akiskanlar mekaniginde
iyi bir prof idi). Ona ayni soruyu sormustum. %5 demisti. O gun
bu gundur, bu konuyu pek kafama takmiyorum. Tavsiye ederim kimse
cok hayiflanmasin.
> etmemdi. Turkiye'de muhendislik yapan pek cok insanin da ayni sekilde
> dusunecegine eminim.
Ah genclik.. acaba ne bekliyordunuz? Rocket science mi? Nerede
yasiyoruz, mezun olmadan staj da yapmamis miydiniz?
> >[Daha once de sordum: Bana birisi Fen Liselilerin nelerle mesgul
> >olduguna dair biraz bilgi versin lutfen. Meraktan catlayacagim;
> >acaba iclerinde Turkce konusup yazmagi unutmayan var mi?]
>
> Meraktan catlamayasiniz diye cevap vereyim bari. Fen Lisesi mezunlari
> bilim de dahil olmak uzere akliniza gelebilecek her turlu isle mesgul
> olurlar. Aralarindan tiyato sanatcisi, rock gitaristi, militan, muhendis,
> ekonomist, doktor, bankaci, ogretmen, bakan, bilim adami gibi cok
> cesitli meslek gruplarina mensup insanlar cikmistir. Ezici bir cogunlugu
> Turkiye'de kalmistir. Pek cogu da Turkceyi gayet iyi konusurlar, zira
> Fen Liselerinde ogretim lisani Turkcedir.
Tesekkur ederim.
Ama endustride bir kisi bile olsun karsilasmadim... Ben AFL (ki esas
Fen lisesi odur) mezunlarinin 'ezici cogunlugunun' Turkiye'de oldugunu
zannetmedigim icin sorup durdum. Madem oyledir diyorsunuz oyle olsun.
> Beyazit meydaninin son halini bu yaz gordum. Meydan olmus koca bir cadde.
> Bir de Istanbul Universitesi'nin onu Dogu Avrupa pazari.
Ama, eski (ilk) hali de oyleymis.. (Eksi Dogu Avrupa pazari, tabii ki)
[[
> >Bu noktada bence enteresan ve bir nebze aciklayici bir saplama daha
> ^^^^^^^
> Saplama yerine saptama yapsak daha iyi olur. Bir seyi aciklamak icin
> kesici alet kullanmak bizim gibi medeni insanlara yakismaz. :)))
Kerimcan bey, iki-uc senedir Turkce uzerine bilgisayarla yaptigim
bir word-parsing calismam var. Sonuna yaklasiyorum. Ilgilenen olursa
bir kopyasini (hazir olunca) verebilirim.
Sizi temin ederim ki 'saplama' 'saptama'dan daha uygun bir kelimedir.
Fiil veya isim kokune '-de' '-da' takisi eklenerek yeni fiil yapimi sadece
nadir ve ses/tavir vb taklitlerini temsil eden durumlar icin gecerlidir:
Tingirdamak, fingirdemek, $angirdamak, zangirdamak filan gibi.
'Sap + da + mak' --> 'sap + ta + mak' gibi baska bir turetme
aklima da gelmiyor. Koku isim midir fiil midir o da belli degil.
Ote yandan, 'saplama' diye kesici bir alet duymadim ('saldirma' var)
'saplama' sanayi argosunda 'wedge' karsiligidir. 'Edge' degil ki
Bu tartismayi dil konusuna cevirmak gibi bir niyetim yok
> kesici alet kullanmak bizim gibi medeni insanlara yakismaz. :)))
Hem medeni oldugumu size ne ilham etmis olabilir ki.. SCT'ye
'takil'digim mi?
]]
> >Bircok kisiye ters gelebilir ama, universiteler hakkinda benim
> >onerilerim anahatlariyla sunlardir:
> >
> >2) Secmeli dersler, ders gecme ve kredili sistem kaldirilmalidir
>
> Bu sistemin yanlis olan bir tarafini goremiyorum. Genclerimize ne diye
> tek tip bir egitim verelim ki?
Cunku o kadar degisik alternatifi destekleyecek kaynak yok. Ayrica,
degerlendirme zorlugu cikariyor. Daha sonra kendilerine haksizlik haline
gelebilir.
>
> >3) Universite ogrencilerinin egitim sureleri icerisinde bir sene
> >kendi branslarinda calismalari mecburiyeti getirilmelidir.
>
> Muhendislik, tip ve hukukta staj mecburiyeti var zaten. Belli bir yerde
Var. Var da kac kisi gercekten staj yapar? Kac kisi de es-dost araciligiyla
staj evraklarini birilerine imzlattirir? Ben en az bir duzine ahbabimi
bu yuzden darilttigim icin tecrubeden konusuyor olabilirim :-)
> araliksiz olarak bir sene calismaktan bahsediyorsaniz isletmelerin isine
> gelir mi gelmez mi bilmiyorum.
Bence gelir; cunku, cogu zaman staj icin gelen ogrencileri mezun
olduktan sonra daha kolay reoriente edebiliyorsunuz.
Ayrica, stajyerler de eger mesleklerini seviyorsa staj yaptigi isyerine
yonelik bazi konulara biraz daha agirlik verip mezun olduktan sonra
donecek sekilde hazirlik yapabiliyorlar.
Eger meslegini sevmiyorsa, vazgecip baska birseye baslamasi icin de
vakit henuz (veya hala^) gecmemis sayilabilir.
> >4) Universite mezunlarina yedeksubay olmak gibi ayricaliklar
> >kaldirilmalidir
>
> Zaten bugunlerde masterli insanlar bile yedeksubay olmak yerine kisa
> donem erlik yapmayi tercih ediyor.
Kisa donem ayricaligi nicin? Universiteye gitmek imkani/sansi/firsati elde
edemeyenler niye 'cezalandiriliyorlar'?
>
> >5) Maaslarinin yarisini devlete vermek kaydiyla mezunlarin
> >(askerlik suresi kadar bir sure icin) kendi branslarinda calismalari
> >halinde normal surenin yarisi kadar askerlik yapmalri saglanmalidir.
>
> Bu soylediginizin gerekcesini anlayabilmis degilim. Ne gibi bir problemi
> giderecegini dusunuyorusunuz?
Iki unsuru. Birincisi askerlikten 'yirtmak' icin universite kapisina
yigilmalari engellemek. Digeri de, zaten universite mezunu olarak dige
yasitlarindan daha yuksek bir kademeden hayata baslayacak olan
bu kisilerin digerlerinin mecbur olduklari bir seyi yapmamalari gibi
bir ayricalik elde etmeleri karsiliginda bir bedel odemeleri.
> >6) Mezun oldugu seneyi takip eden iki sene icinde universiteye
> >giremeyenlerin bu haklari yanmalidir. Bu sureden sonra askerlik tecili
> >icin de kullanilamalidir.
>
> Bence pek de demokratik bir uygulama degil. Universiteye girmek ve devam
> etmek bir vatandaslik hakki degil mi? Ornegin, 35 yasinda biri icinde
ukte
> olarak kalmis sosyoloji egitimi yapmak istese engel mi olacagiz?
Demokratik ya da ploitically correct olmadigini soylemistim. Elde topu topu
bir diyaliz makinasi varsa, ben bu aletin sesini seviyorum diye benim
kullanimima tahsis etmezler herhalde.. 35'inden sonra lisans egitimi gibi
bir konu bizim ulkemiz icin lukstur.
> >7) Yurtdisina gidenlerden dogru durust (ve enforcable) kefaletler
> >alinmalidir.
>
> Giden mi gonderilen mi? Yurt disindaki bir universiteden burs ve
> asistanlik alarak giden birine devletin kefalet koymasi bana cok zalimce
> geliyor. Oldu olacak butun sinirlari kapatalim, girisler serbest cikislar
> yasak olsun. :))
Her ikisinden de. Gidenler bu ulkedeki bir kaynagi yurtdisina aktarmiyor
mu?
[Daha once vermistim ama siz gormediniz demek ki; ayni ornegi kisaltarak
tekrar ediyorum. Benim tarlamdan Hitit donemine ait bir tarihi eser cikinca
bunu istedigim gibi yurtdisina goturup satabiliyormuyum? O da benim
tarlamdan cikmadi mi?]
> >8) Universite ogretim gorevlilerinin sanayi ile yakin temasta olmalari
> >tesvik (hatta mecbur) edilmelidir.
>
> Arkeoloji dalinda profesorluk yapan birinin sanayi ile nasil bir temas
> icine girebilecegini tahayyul edemiyorum dogrusu.
Iste bu olmadi.. benim hangi dallari kastettigim belli degil miydi? Degilse
ben unutmusum: Sosyal bilimler haric. Ama, sadece bunlar haric diye
her yerde mantar gibi 'Arkeoloji' vb fakultelerinin de acilmasini
istemem tabii ki.
> >9) Ogretim gorevlilerinin basarilari (uygulamali ilimler icin) yazdigi
> >'paper' filan adedine bakilarak degil, dogrudan dogruya ogrencilerinin
> >basarilariyla degerlendirilmelidir.
>
> Ogrencilerin basarilarini takip etmek oldukca zor. Bir ogrencinin
> universite egitimi boyunca almis oldugu 40'a yakin dersten hangisinin
> ogrencinin basarisinda rol oynamis olabilecegini tahmin ve tespit etmek,
> sonrasinda ona gore o dersin hocasini odullendirmek icin Turkiye capinda
> hem mezunlarin kariyerlerini ve basarilarini izleyecek hem de elde
> ettikleri basariyi hangi ders ve profesore borclu olduklarini
belirleyecek
> bir takip ve tespit mekanizmasi kurulmasi gerekecek. Bana University of
> Michigan'da profesor John Holland'in ortaya attigi Genetik Algoritmalar
> teorisindeki "bucket brigade algorithm"i hatirlatti. :))
Once su teoriyi bana dogrudan bir eMail ile aciklar misiniz?
Sonra nicin o kadar zor olsun, cok cesitli urun imal eden kuruluslar
hangilerinin daha revacta oldugunu, hangilerini ureten bolumlerin
daha basarili oldugunu hic tespit edemiyor mu?
> >10) Omur boyu kadro kaldirilmalidir. (Mesela) her on senede bir
> >mutlaka universite disinda 3 yil calismalari sart kosulmalidir.
>
> Omur boyu kaldirilmasi fikrine katiliyorum ama universite disinda calisma
> zorunlulugunu her disipline uygulamaniz mumkun degil.
Yine ayni konu: Benim kastettiklerim ozellile is sahasi olanlar. Hemen
burada
bir soru: Is sahasi olamayan mesleklerde nicin insan yetistirilir?
> Once sunu accik-seccik ifade edeyim ki, bu konuda herhangi bir supheniz var
> ise, siz zaten olsa olsa bir outcast olabilirsiniz ancak. Bu sorunun cevabi
> fifti-fifti bir ihtimal bile tasimayacak kadar belliyken hala daha soruyor
> olmaniz cok ayip. Ama madem sordunuz cevap vermek gerekir:
>
> Cocuklarimin basi uzerine yemin edrim ki vardi. Hatta her kasabada biri
> Ingiliz biri de Kizilderililere ait olmak uzere iki fakulte mevcut olup,
> bunlarin hangi ko"ylere kadar yayilmasinin gerekliligi uzerinde
> tartisiliyordu. :-) Bunlar belgelerle sabittir. (Yemin ettik daa!!)
>
> Bu konuda muhtelif rivayetler vardir, lakin zamanin ulemasi diger bir cok
> konuyu arastirmaktan oturu kendileri hakkinda bir calisma yapmaga firsat
> bulamamis olacak ki elimizde gecerli sayabilecegimiz bir calisma sonucu
> mevcut degildir.
>
> Sadece bu soruya bilimsel bir cevap veremeyecegim icin muteessirim.
>
> Ah.. ustadim, siz de fevkalade garip sorular soruyorsunuz. Teesssuf ederim.
>
> Amerikali olacak da Cizreli ayarinda olacak... hic olur mu; tabii ki her
> biri allame-i cihan kalitesinde ay parcasi misali piril piril birer WASP
> idi.
>
> Her biri sadece dunyanin nasil daha iyi yasanabilecek bir dunya haline
> getirlmesi gibi ulvi konularda zihin yorar, agizlarindan da sadece hayatin
> uhrevi gerceklerini analatan hikmetli durr-i gevher dokulurdu... Ahh o
> gunler.. ahh ol memleket.. ol devr-i saadet
>
> Burada 'daha tesekkullu ve oturmus' ifadesinden hangi universiteleri
> kastettiginizi pek cikaramadim. Hangi ulkeden bahsettiginizi biraz daha
> vuzuha kavusturursaniz belki yardimci olacak arkadaslarla sizi irtibata
> gecirebilirim.
>
> YES. Hem de bal gibi.. Cebinize bir kac yuz bin dolar koyup istediginiz
> universiteye gidin; sizden ne puan ne de ekose isteyeceklerdir. Tabii bu
> dediklerimin arasinda /zinhar/ ABD univeristeleri yoktur. Cunku kapitalist
> ahlagi denilen mefhum boyle bayagiliklara kesinlikle cevaz vermez.
>
> Hayir. Kafkas Universitesinin dersliklerinden bakinca Camlica gorunmuyorsa
> biraz zor. Bu anlamda, iyi haber alan kaynaklara dayanarak, Kafkas
> Universitesinin Istanbul'da olmayisi konunun uzmanlarinca buyuk bir
> talihsizlik ve yanlis yatirim timsali olarak degerlendirilmektedir.
>
Sayin Basri Kanca,
Sizi kutlarim. Verebileceginiz en iyi cevaplarin bunlar oldugunu okuyunca
gozlerim doldu. Cok dusunmus olmalisiniz bu "komprime" bilgileri vermek
icin. Detayli calismanizi da bu platformda okumak isterim. Ayrica
"cocuklarinizin basina yemin" etmenize gerek yok. Size cani gonulden
inaniyorum. Ciddiye aliyorum. Okuduklarim benim icin bir ornek teskil
ediyor. Devamini dilerim.
Sevgiler,
Mehmet Yagci
Tasnifli konulara pek girmesek daha iyi olur
*> Hasan Karabulut:
*> Problemin ikinci boyutu ise arastirma ve egitime ayrilan butcenin
*> dusuklugudur. Turkiye milli gelirinin ancak binde birini
*> arastirma-gelistirmeye (AR-GE) ayirmaktadir. Bu oran gelismis
*> ulkelerde (hani su GNP/capita si bizimkinin 8-10 kati olanlarda)
*> yuzde 5-10'a kadar cikmaktadir
ArGe konusu da baslibasina dertli bir konudur; o kadar ki -bence-
Turkiye'de ArGe'cilerin ugrasmak istedikleri ile ihtiyac olunan
konular arasinda anlasilabilir bir iliski yoktur denebilir.
Bir tarafta bir Universitede Robotics, bir baskasinda da CNC konusunda
ArGe yapildigi soylenir ve yetersiz kaynaklardan yakinilirken hic
kimsenin aklina Turkiye'de bu iki konuda da herhangi bir uretimin
olmadigi kimsenin bir adet bile CNC tezgah yapmadigi, bir adetten
fazla robot yapilamdigi gelmez [[Not: Taksan (Kayser)i ve Tezsan,
(Istanbul) aslinda tezgah yapmiyorlar. Dokum ana govde haric geri
kalan butun elektronin/elektromekanik parcalar ithal edilir.
Uzerlerine teknolojik ilave de yapilmaz]]
Benzer bir cok ornek daha verilebilir. Bu tur kopukluklarin olumsuz
baska etkileri de var: Bu -sozde- ArGe sonuclari gercek hayatta hicbir
zaman test edilmedigi icin (veya elde edilen sonuca dayanarak bir
patent veya telif hakki hic ortaya cikmadigi icin) yapilan calismanin
herhangi bir sekilde ise yarayip yaramadigi, bu calismalara binaen
yapilacak calismalarin gerekli olup olmadigi hep muallakta kalir.
Turk sanayiinin 10 sene sonra bile gelemeyecegi konularda ArGe yapmak,
buna karsilik bugun burada ihtiyac olan konularla ilgilenmemk bence
vakit, kaynak ve firsat israfidir. Ama biz bunu hep yapiyoruz.
*"Kac tane "elit" universite acalim problemi zaten kendiliginden
*hallolacaktir, yani ustune "elit universite" diye tabela astigimiz
*her yer bir "elit" universite olamaz,... bunu onun icindeki bilimsel
*aktiviteler tayin eder (keske bir yerine onbir elit universite
*kurabilsek,..simdilik bire raziyiz). Universiteye para veren mercii
*de onlari degerlendirip ona gore "fund"lari verir
Su 'elit universite kuralim' fikri nasil gelisti bilmiyorum, ama
boyle bir yaklasimin cok dogru olduguna inanamiyorum.
Bence dogru olan yaklasim, mevcutlar icinden en iyi durumda (yani
gelecek vaad eden) bir veya birkacina ek destek vermek daha dogru
olur. Aksi halde yeni yeni binlar kurup onalara ruh vermek icin cok
fazla beklemek zorunda kalabiliriz.
Universitenin 'bilimsel aktiviteleri' de devlet ve universiteye
birakilamayacak derecede onemli konudur; eger gunun sonunda bunlarla
mucehhez olarak cephede sanayi savasacaksa, nelere oncelik/agirlik
verilmesi konusunda en az esit oyla karar mekanizmasina katilmalidir.
Devletin uzun vadeli politikalari olabilir, universitenin bilimsel
amaclari olabilir, ama gundelik analmada hosa gitmeyen realitelerle
sanayi muhataptir. Dolayisi ile hangi calismanin one alinmasi
gerektigi, hangi kademenin ne kadar zamanda tamamlanmasi gerktigi gibi
konularda soz sahibi olmalidir.
Basri
ka...@ibm.net
Basri,
> Cok enteresan.. ikimiz de ayni hedefe ulasmak istiyor gibiyiz aslinda.
> Yani, ben de sizin onerilerinizi ayni sekilde degerlendiriyordum:
> Madem ki surekli birseyleri degistirmek ihtiyacindan bahsediyoruz,
> ve yerine yeni birseyler getirmek istiyoruz, o zaman birseyler bozuk
> demektir...[Ustelik 'ilmek'in konu basligi da 'Turkiye'nin Universitesi
> Olmali Mi?' iken]
Cok onemli bir seye deginmissiniz yap-boz, sil bastanciligimizi
vurgulayarak. Ulke olarak yeniceri kislasini topa tutmak, savas
kaybeden vezir-i azam'in basini vurmak, "enkaz devraldik" sloganlari
atmak, sehirlerimizi delik desik harp meydanina cevirmek, temeller atip
secim kaybedilince uzerine bir tas koymamak gibi epey sorunumuz var bu
konuda.
Ayni yazi icerisinde bir de ailevi elitizme karsi oldugunuzu, insanlarin
anne ve babalarinin mevkii nedeniyle bir yerlere gelmesinin sakincali
oldugunu demis, bir de Osmanli divani icin soylenmis "esir pazari"
sozunu nakletmissiniz.
Burada bir konu dagitmasi daha yapmak istiyorum: Acaba yuzyillardan
beri elit sinifin her kusakta tekrar esir pazarindan satin alinmasinin
Turkiye'nin yap-bozculuguna etkisi olmus mudur? Eger Osmanli
Imparatorlugunun (butun sorunlariyla beraber, feodal aristokrasi
sinifinin hayrani degilim, yanlis anlasilmaya) kusaktan kusaga gecen bir
aristokrasisi, yani aileden gecen bir elitizmi olsaydi, bu sinifin
mevkii aldiktan kaybedene kadar olan 10-20 yillik sure icin degil,
dedelerinden torunlarina bir kac yuzyillik bir sure icin dusunmeleri
mumkun olur muydu? Kiracisi oldugunuz bahceye cinar agaci diker
misiniz?
Firsat esitligi saglamakla beraber (yani elit sinifa giris kapisini
kapatmamak gerekli) elit sinifin kendi cocuklarina minimalden daha fazla
imkan saglamalarinin gerekli oldugunu dusunuyorum. Bahsettiginiz hilkat
garibeleri ortaya cikmakla beraber, insanlarin ozunde soylari icin
calismak oldugunu ve ancak kusaktan kusaga miras olarak birakilabilen
seylerin devamlilik saglayabildigini dusunuyorum. Basit bir ornek
olarak yine Osmanli divanini alalim. Istanbul'daki pasa camilerinin ve
imaretlerin sayisina bakin, bir de Anadolu'dakilerin. Ilk kusak soylu
iseniz elbette baskentte bir iz birakacaksiniz. 9. kusak soylu iseniz
ve baskentte 1. kusagin izi varsa, o zaman baska bir yerde bir seyler
yapmaya calisirsiniz.
Sermayedarlarimiza bakin, en eskileri 3. kusak. 1. Kusak isi kurdu, 2.
kusak patron sirketi olarak genisletti, 3. kusak daha yeni yeni
profesyonel kadro ile yonetmenin gerekli bir sey oldugunun idrakine
varmakta. Bu da bir kac sirket. Sonra biz Turkiye'de profesyonel
kadronun degerinin bilinmemesinden yakiniyoruz, isverenlerin cogu 1.
kusak, daha henuz kendi yerinde kendini saglam hissetmiyor ki
profesyonel kadro kursun, kendi yerinden edilmeyeceginin guvencinde
profesyonellere yetki versin.
> Zira, 'hadi bakalim, ismini ben verdim, bahtini Allah versin'
> diyerek kurumlar olusturulamaz; en azindan olusturulmamalidir.
>
> Ama, eger bunlar size raki masasini hatirlatiyorsa -ben ne
> yapayim.. ben hic bu konularin tartisildigi raki masalarina
> denk dusememdim. Kader utansin :-) "ben zaten her acinin
> tiryakisi olmusum' dememi bekliyorsaniz daha cok beklersiniz.
> <Cunku ben Ferdi abimize 'takiliyorum'> [saka saka]
>
Tavsiye ederim. Bir kac arkadas, raki sofrasi ve bol bol gedanken
experiment. :) Gecenlerde biri okudugu bir Islami ekonomi modelinden
bahsediyordu. Anladigim kadariyla mesele "rational investor" argumanini
getirirken "maximize returns" yerine "maximize ethical behavior" gibi
bir degisiklikten ibaretmis. Istedim kaynagi ama herhalde bir dahaki
raki sofrasinda anca gecer elime.
> Universitelerimizin kendi mezunlarinin is bulma oranlari veya hangi bolum
> mezunlarinin kac para maasla ise basladigi gibi istatistikleri kamuoyuna
> aciklamasi icin oncelikle onlarin bunlari bilmesi gerekir galiba...
>
> Bir de /zinhar/ sanayi ve hizmetler sektorleri ile yakin temasta filan
> olmalari gerekir. Sizin akliniz aliyor mu -koca koca kelli felli hocalar
> tenezzul edip sektorlere soracaklar 'nasil bir mezun istiyorsunuz?' diye.
Aliyor tabii!!!! Yapilmasi gereken de bu zaten. Oburu kel basa simsir
tarak. Ben universite son siniftayken endustrinin okula masterli
muhendis almak istediklerini fakat okulun master programinin daha ziyade
arastirma yonelik olup 2.5-3 sene surdugunu ve master alanlarin buyuk
kisminin doktoraya devam ettiginden endustrinin sIkIntI cektigini
iletmesi uzerine universite bolum profesorlerinin ve ogrencilerin
(bendeniz dahil, o siralarda 20 yasindaydim!) katildigi bir dizi oturum
duzenledi. Bir-iki sene icerisinde de normal master programlarinin
yanisira lisans ile birlikte toplam 5-5.5 sene suren (lisansi baska
yerde yapmissaniz 2 sene galiba) bir Master of Engineering vermeye
basladilar. Bana normal gelen de bu. Eger muhendis yetistiriyorsaniz
kimin icin yetistiriyorsunuz?
> Yine o sihirli kelime: Akreditasyon. Iyi de kim yapacak? Kim? YOK mu?
>
> Ogretim gorevlilerinin kurdugu bir dernek/sendika mi? Onlar nicin
> bunlarla ugrassin; bu tip seyler sadece ek yuk getirmek demek
> degil mi?
Bence ogretim gorevlilerinin kurdugu bir kurum olmali ve butce
meselesinden, ogrenci alim meselesinden ayri olmali.
> Akademik ilgi alaninizi bilmiyorum (ben muhendisim), ve bugune
> kadar ilaclik olsun TMOB'nin dogru durust bir yayinini gormus degilim.
Muhendislik okudum diyeyim. Lisans ve master'im elektrik
muhendisliginde ama yatirim sektorunde calisiyorum. 17 yasinda
gozlerimde yildizlarla muhendis olmaya gelip 4. sinifa gectigim yil o
zamanlardaki ilgi alanim IC process synthesis'in Turkiye'de uzaktan
yakindan uygulamasi olmadigini ogrendigime gore Turkiye'deki muhendislik
konusunda ne kadar bilgim oldugunu tahmin edersiniz. Iyi kotu
Turkiye'deki yatirim sektorundeki yapilasmalardan haberim oluyor ama
maalesef Turkiye'de muhendislerin ne yaptigi konusunda bilgisizim.
Turkiye'de benim kusagimdan tanidigim muhendisler pek hendese ile
istigal etmiyorlar.
> Ilahi Deniz hanim, 'Islami duzende isletilen sirketin' bildigimiz
> sirketlerden farkli olabilecegine gercekten ihtimal veriyor musunuz?
Gercekten ihtimal vermiyorum ama muhalefet yapmak, "biz gelince cok (ama
*coooook*) iyi olacak" demek kolay oldugundan acaba bir iki ornegini
deneseler de bir yerlerde gorsek diyorum.
> [Ayrica 'paper' pek 'Islamca' -Ooops!- olmadi :-) ]
Haklisiniz ne deyim? Ilkokuldan beri Turkce matematik gormemis
bendenizin (esasinda bu yanlis kullanim. Galiba bayanlarin cariyenizin
demesi gerekli ama karistirmayalim isi, hem bendeniz Deniz kafiyeli
oluyor) kem-kum anadilinde meslegiyle ilgili bir seyler soylemeye
calistigini gorseniz gozleriniz yasarirdi. Maalesef paper'in Turkcesini
bilmiyorum, "yazi" dan baska, ama o "article"a denk.
> Bakin. Elistism'e ben de taraftarim. Cunku yaradilistan gelen onemli
> farklar var ve bunlari gozardi etmek sadece kaynak israfidir.
> Ama, elitism'in irsi^ (kalitsal, hereditary) olmasina karsiyim.
>
> Kalitsal elitism 'aile-ici evlilik'ler gibi hilkat garibelerine yol acar.
>
> Bir kisinin bir seyin bedelini odeyebilir olmasi onun ona layik olacagi
> anlamina gelmeyebilir. Insanin ebeveynleri hak etmis, layik olmus
> (veya alenen calip cirparak eline servet filan gecirmis) diye bir sonraki
> neslin diger bireylerini bu tur <simplistic> kabullerle magdur etmek
> dogru degildir -diye dusunuyorum.
Digerlerinin magdur edildigine katilmiyorum. Soyle desem: Robert Kolej
kendisini besleyen sinif olmasa idi var olmazdi. Hal bu sekilde iken
Robert Kolej'e girmenin elit sinifin cocuklarina genelde birakildigi bir
durum hak cignemek midir? Turkiye'de bir sil bastan olarak da Robert
Kolej'i parasiz yaptik deyin, Robert Kolej kapanir, oraya ailelerinin
gucu yetismeyen cocuklar da "magdur birakilmamis" olur. Fakirlikte
esitligi saglamis oluruz boylece.
Belki sizin bahsettiginiz bundan daha ziyade kaynaklarin belli odaklarda
birikmesi ve bu odaklarin bu birikimi hakkedip hakketmedikleri. Bununla
ilgili goruslerimi yukarida belirttim.
>
> Ve... Oneriler:
>
> Bircok kisiye ters gelebilir ama, universiteler hakkinda benim
> onerilerim anahatlariyla sunlardir:
>
> 1) Lise bitirme sinavlari yeniden ihdas edilmelidir.
Cok dogru.
> 2) Secmeli dersler, ders gecme ve kredili sistem kaldirilmalidir
Kredili sistemin kaldirilmasina katiliyorum. Ders gecmeyi anlamadim.
Secmeli dersler ise bence olmali.
> 3) Universite ogrencilerinin egitim sureleri icerisinde bir sene
> kendi branslarinda calismalari mecburiyeti getirilmelidir.
Cok dogru.
> 4) Universite mezunlarina yedeksubay olmak gibi ayricaliklar
> kaldirilmalidir
Katiliyorum.
> 5) Maaslarinin yarisini devlete vermek kaydiyla mezunlarin
> (askerlik suresi kadar bir sure icin) kendi branslarinda calismalari
> halinde normal surenin yarisi kadar askerlik yapmalri saglanmalidir.
Bence herkesi askere alacagiz diye ugrasmayip ihtiyac fazlasi asker
adedi icin askerlik yerine mecburi hizmet getirmeli, bu mecburi hizmeti
kendi branslarinda yaptirmali. Ha bu arada simdi kadinlarin ucuz
kurtuldugunu ve bence onlarin da vatandaslik hakkinin karsiligi olarak
mecburi hizmet yapmalari gerektigini savunuyorum.
Ozellikle kirsal kesimde, hic koyunden cikmamis 18 yasindaki kizlara bu
uygulanip nasil pek cok koylu erkek "asker ocagi" icin ilk kez
bolgesinden cikiyorsa, kadinlarin da dunyasi 18inde bir calkalanmali.
Tabii onlara ne mecburi hizmet yaptiracagimiz sorusu var.
6) Mezun oldugu seneyi takip eden iki sene icinde universiteye
> giremeyenlerin bu haklari yanmalidir. Bu sureden sonra askerlik tecili
> icin de kullanilamalidir.
Askerlik tecili icin kullanilmamali da arada sirada da olsa aradan uzun
zaman gectikten sonra universiteye giren insanlar var. Bunun onunun
kapatilmamamasi gerektigine inaniyorum.
> 7) Yurtdisina gidenlerden dogru durust (ve enforcable) kefaletler
> alinmalidir.
Alindigini zannediyordum?
>
> 8) Universite ogretim gorevlilerinin sanayi ile yakin temasta olmalari
> tesvik (hatta mecbur) edilmelidir.
>
> 9) Ogretim gorevlilerinin basarilari (uygulamali ilimler icin) yazdigi
> 'paper' filan adedine bakilarak degil, dogrudan dogruya ogrencilerinin
> basarilariyla degerlendirilmelidir.
>
Yine arastirma mi egitim mi sorusuna donduk. Eger insanlardan arastirma
beklemeyeceksek, kapatalim doktora programini, ondan sonra lisans
ogrencisinin kalitesine gore not verme olabilir.
> 10) Omur boyu kadro kaldirilmalidir. (Mesela) her on senede bir
> mutlaka universite disinda 3 yil calismalari sart kosulmalidir.
Ne yapsin tarihci? O dediginiz biraz zor.
>
> 11) Ogretim gorevlilerinin kendi branslarinda (ve mesela tesvik
> kapsamindaki bir proje yaptiklari katkilardan dolayi) elde ettikleri
> kazanclar her turlu vergiden muaf olmalidir.
>
> 12) Universitelerdeki doner sermaye acuzeleri kaldirilarak gercek
> sirket kurmalarina cevaz verilmelidir.
>
> 13)...
Bunlara da katildim.
Esen kalin,
Deniz Akkus
Bilime gercekten gonul vermis biri icin olanaklar saglandigi surece
calistigi yer Antartika olmus California olmus hic farketmez.
Ancak, olanaklardan kastedilen
(a) literature erisim,
(b) deney arac ve gerecleri,
(c) (tip ve davranissal bilimlerde) denekler,
(d) arastirmanin cesitli safhalarindaki masraflari karsilayacak butce
tahsisati,
(e) bilgisayar imkanlari,
(f) bilimsel konferanslara katilim icin butce,
(g) arastirma yapmaya motive olmus yuksek lisans ogrencileri,
(h) akademik degerlendirme kriterlerinin arastirmayi tesvik etmesi,
ve nihayet,
(i) mutevazi bir hayat standardini tutturacak kadar bir maas
gibi seyler ise elbette. Sahsen, bu tip imkan ve kosullarin saglandigi
yerlere gitmek icin hic tereddut etmeyecegimi soyleyebilirim.
--
Bu universite yazismalarinda konu daha ziyade "Turkiye'de yuksek vasifli
meslek okulu olmali mi?" sorusu etrafinda donuyor. ABD universitelerinin
nasil kurulduguna dair sorularin odaklandigi noktalardan anlasildigi
kadariyla "ornek" universitelerle karsilastirmalar da bu cercevede
yapiliyor.
-Tanju
______________________________________________________________________
ta...@wakeup.org http://www.wakeup.org/tanju/
"Wake up now from your heedlessness before the day
comes when you are awakened without your will" Abdul-Qadir Gilani
>[...]
>'tek-tip' ve son derece sadik 'bende'lerdir. Bir cogu murted
>('donmeh???') oldugu icin, ve cogunlukla efendilerinin (ozelde Sultan,
"murted" degil "muhtedi" olacak.
"murted" Islamdan donen, "muhtedi" hidayete, yani Islama, eren. Yani
birinde ayrilmak digerinde varmak soz konusu.
Jazz muzigi ile ilgili yuzeysel bilgilere dayanarak yapmis oldugunuz
yorumlari buyuk bir talihsizlik olarak kabul ediyorum. Jazz muzigi belki
de evrensel diyebilecegimiz yegane muzik turudur. Armonisini klasik bati
muziginden, ritmik yapisini Afrika'dan, melodilerini sinir tanimadan
dunyanin her tarafindan alarak muzik sanatinda insanoglunun yarattigi en
iyileri kendi potasinda eriten bir de ustune ustluk dogaclama gibi tarifi
imkansiz duygusal bir tecrubenin, yaraticisi ve dinleyenleri tarafindan
ayni anda es-zamanli paylasilmasi esasina dayanan bu muzigin dunyanin her
kosesinde muzikseverlerce dinlenmesini ozenti olarak nitelendirmenizi
kusura bakmayin ama biraz sanatsal cehaletinize veriyorum. Jazz'in muzikal
degerini ve evrenselligini burada uzun uzadiya tartismak istemiyorum cunku
bu konuda her iki tarafinda yazdigi yuzlerce kitap ve makale var. Ancak,
jazz muziginin bugun gelmis oldugu nokta itibariyla kitlelerin muzigi
olmadigi ve ekseriyetle belli bir muzikal egitim almis insanlarca
dinlendigi de bir gercek. Arabesk ile jazz muzigini karsilastirma
denemeniz ise pek kabul edilebilecek gibi degil. Bahsettiginiz
"ezilen kitlelerin rafine olmayan muzigi"nin ismi blues'tur. Jazz ise
form, tonal yapi, armoni, ve dogaclama stili itibariyla blues'dan cok sey
odunc almis olsa da 1890'lu yillarda New Orleans'in cok-kulturlu ortaminda
latin, avrupa, sirk, bando muziklerinden de etkilenerek kendine has
karakterini olusturmus bir muzik stilidir. O zamanlardan baslayarak Swing
donemi haric hicbir zaman kitlelerin muzigi olma statusune de
erisememistir. Bunda muzigi yaratan muzisyenlerin sanatlarindan
ticarilesmeye minimal taviz vermis olmalarinin rolu buyuktur. Amerika'da
bile muzikal egitim almis zencilerin ve bir kisim beyazlarin dinledigi
muzik olarak suregelmistir. Elit kitlenin muzigi olarak lanse edilmesi ise
muzik endustrisinin bir pazarlama stratejisidir. Kuskusuz, jazz muzigini
anlayan, deger veren, ve yasatan kitlenin egitimli, kulturlu, ve varlikli
olmasi bu ilintilendirmenin pek de haksiz olmadigina isaret etmektedir ama
statu kazanmak amaciyla jazz muzigi dinlemenin moda haline gelmesi bir
pazarlama ve sosyoloji vakasidir.
Jazz muzigi 1900'lu yillarin basindan beri cogunlukla saglam muzik egitimi
almis, formal egitimin eksik kaldigi durumlarda da tam anlamiyla "payin'
the dues" felsefesiyle buyuk ustalarin yaninda egitimden gecerek gerek
enstrumantal teknik gerekse de dogaclama ve armoni alanlarinda ustalik
kazanilmadan tek bir parcanin bile plaga kaydedilemeyecegi rekabetci bir
ortam icerisinde gelismistir. Arabesk ise tam anlamiyla ticari kaygilarla,
sinirli muzikal bilgiye sahip insanlarca kitlelere satilmaya calisilmis,
cogu zaman kendini tekrardan kurtaramamis bir sozde-sanat (pseudo-art)
olarak kalmistir. Arabesk yerine jazz dinleme olayini ulusal degerlerin
inkar edilip disa ozenti motivasyonu ile aciklamaya calismaniz ne jazz'dan
ne de arabeskten pek de bir sey anlamadiginizi bunun da otesinde genel
anlamda muzikal kulturunuzun zayif kaldigini gosteriyor. Daha da genel
anlamiyla sanata milliyetci motiflerle deger bicme anlayisinizi sanatcinin
sanat yaratma surecinden ve psikolojisinden bihaber oldugunuz seklinde
yorumluyorum. Sanatin vatani yoktur. Sanat insanin duygularini en saf ve
kisisel bir sekilde ifade ettigi ortamdir. Guzel veya cirkin, neseli veya
acikli olsun, sanatci ile sanatin eristigi bireyler arasinda saf ve durust
bir duygusal akis yaratan her tur aktivitenin sanatsal degeri vardir. Bu
nedenle temel motivasyonu saf ve durust bir duygu iletisimi
degil olsa olsa duygu somurusu yoluyla kitlelerden para kazanmak olan
arabesk veya pop muzigin sanat olarak degil eglence (entertainment) olarak
adlandirilmasi bir tesaduf degildir. Ayni sebepten oturu cogu zaman jazz
kategorisinde ismini gordugumuz Kenny G'nin de sanatseverler nezdinde jazz
ile uzaktan yakindan alakasi yoktur.
Bu tartismayi cok fazla uzatmak istemiyorum ama jazz ile uzunca bir
suredir gerek muzisyen gerekse de dinleyici olarak ilgilenen biri olarak
cevap vermek zorunlulugu hissettim. Bu arada fikr-i sabit bir jazz muzigi
fanatigi olmadigimi, Klasik Bati muzigini Gregorian Chants'dan Anton
Weber'e, Brezilya ve Karayip kokenli muzikleri Samba'dan MPB ve Salsa'ya,
Turk sanat muzigini de daha amator bir anlamda Tanburi Cemil Bey'den
Necdet Yasar'a takip ettigimi belirteyim. O nedenle muzik konusunda
bilmedigim konularda susmayi bildigim konularda ise gerekli gordugum
duzeltmeleri yapmayi uygun buluyorum. Ayni sekilde burada yazan
arkadaslarin da bilmedikleri konularda biraz daha kontrollu davranip ahkam
kesmemelerini tavsiye ediyorum.
[Yazdiktan sonra okudum. Konu basligiyla cok fazla alakali
olmadigina kanaat getirdim. Ama, bu kadar yazdiktan sonra
da /gondermemege kiyamadim/.. Affoluna.. -basri]
> Cok onemli bir seye deginmissiniz yap-boz, sil bastanciligimizi
> vurgulayarak. Ulke olarak yeniceri kislasini topa tutmak, savas
Bu satirlar arasina, Yeniceri'lerden miras kalan 'Soyletmen!! Urun!!'
eklenmezse eksik olabilir... Hem yakin hem de uzak tarihimizde cogu
zaman akl-i selim ile degisik alternatifler gosteren kisiler bu akibete
ugratilmislardir (bahsettiginiz vezirlerin bir kismi da dahil)
Cok $ukur henuz bu ilmekte birisi cikip 'sus ulan' ilmegini boynuma
dolamis degil (henuz/hala). Demek ki, zemane degisiyor. :-)
> kaybeden vezir-i azam'in basini vurmak, "enkaz devraldik" sloganlari
> atmak, sehirlerimizi delik desik harp meydanina cevirmek, temeller atip
> secim kaybedilince uzerine bir tas koymamak gibi epey sorunumuz var bu
> konuda.
>
> Ayni yazi icerisinde bir de ailevi elitizme karsi oldugunuzu, insanlarin
> anne ve babalarinin mevkii nedeniyle bir yerlere gelmesinin sakincali
> oldugunu demis, bir de Osmanli divani icin soylenmis "esir pazari"
> sozunu nakletmissiniz.
>
> Burada bir konu dagitmasi daha yapmak istiyorum: Acaba yuzyillardan
> beri elit sinifin her kusakta tekrar esir pazarindan satin alinmasinin
> Turkiye'nin yap-bozculuguna etkisi olmus mudur? Eger Osmanli
> Imparatorlugunun (butun sorunlariyla beraber, feodal aristokrasi
> sinifinin hayrani degilim, yanlis anlasilmaya) kusaktan kusaga gecen bir
> aristokrasisi, yani aileden gecen bir elitizmi olsaydi, bu sinifin
> mevkii aldiktan kaybedene kadar olan 10-20 yillik sure icin degil,
> dedelerinden torunlarina bir kac yuzyillik bir sure icin dusunmeleri
> mumkun olur muydu? Kiracisi oldugunuz bahceye cinar agaci diker
> misiniz?
Bu, sizin 'konu dagitmasi' dediginiz (ve Allah icin, bu konuda kimsenin
benim elime su dokemeyecegi) $ey aslinda uzerinde bir hayli soylenecek
sozum oldugunu dusundugum bir konudur. Fakat daha basindan $erhimi
de duseyim ki soylediklerim yanlis anlasilmaya: Soylemege gerek bile
yok belki de; tarihci filan degilim; fakat Osmanli tarihine (ozellikle
iktisadi-ictimai yonelriyle) bir hayli ilgili oldugumu soyleyebilirim.
Simdi... Elit (asilzade, zadegan vb) sinifin Osmanli'da olmayisinin
sebepleri, imparatorlugun cesitli donemlerinde fayda ve mahsurlari
konuya ne istikametten baktiginiza bagli olarak degisse de, herseye
ragmen uzerinde mutabik olabilecegimiz bazi noktalar vardir -galiba.
Asagida verecegim (Osmanli ile ilgili) bir cok ornek ile bugunun
ABD'sini mukayase edersek benzerlikleri ve dolayisiyla sartlara
bagli olan tercih(sizlik)leri zannedersem daha iyi gorebiliriz
1) Osmanli'nin 'mulk'u (kurulustan itibaren) surekli fetihlerle
genislemistir; yeni elde edilen yerlerin 'fatih'leri (dolayisiyla
sahipleri) sahislar degil Devlet olmak zorunlulugu vardi.
2) Her ne kadar Sultan Devlet'i temsil ediyor gibi gorunuyor
ise de bu mulk ona da ait degildi. Dolayisiyla herhangi birine
bagislamak luksu yoktu.
3) Ote yandan, fethedilen yerleri kalici olarak fatihlere
vermek genislemenin durmasina bile yol acabilirdi.
4) Ayrica, Osmanli oncesi tarihten de ders almis olmalilar.
Turk tarihleri az bir sey izmihlal emmareleri gosteren hanedanlarin
ne kadar cabuk ve cok sayida beyliklere / devletciklere bolundugunun
ornekleriyle doludur. Bu yuzden, Osmanli (zannedersem, sadece Sultan
degil, butun bir yonetici sinif --derin devlet-- olarak) devlet icinde
su veya bu sekilde tehdit olusturabilecek, iktidar uzerinde hak iddia
edebilecek unsurlara kesinlikle musamaha etmemislerdir.
[[
Bundan dolayi
-seriaten 'kardes katli' uygun OLMAMAKLA beraber,
ulema tarfindan 'vacip' kabul edilmis;
-"Ya Devlet ba$a, ya kuzgun le$e" gibi atasozleri genel kanaatin
zaman icinde damitilmis ozetleri olarak gunumuze kadar kalmistir.
Entersandir: Libya'da yasamis bir ahbabim anlatmisti. Kaddafi bir
gun Cad (Chad?) sinirindaki koylerden birisini ziyeret eder. Orada
100 yasinda birisi oldugunu ogrenince onu da gormek ister. Biraz
konustuktan sonra, bir sey isteyip istemedigini de sorar. Aldigi
cevap (Arapcadan tercume:) 'Allah, Devlet-i Al-i Osmani'ye zeval
vermesin' olmus :-)
]]
5) Iktidar uzerinde irsi^ acidan hak iddia edemeyeck olan 'devsirme'
veya 'esir'lerin devlet kademesinde ezici cogunlugu teskil etmesini de
belki bu yuzden tercih etmisler; hatta yine --belki de ayni sebepten
oturu-- Devlet'in kurucu unsuru olan Turkler de bu olguya bu yuzden
ses cikarmamislardir.
Boyle bir yontemin aslinda --pragmatik bakilirsa-- olaganustu faydalari
vardir. Iktidar uzerinde kesinlikle hak iddia edemeyecek ('siyaseten
hadim') olan bu sinif ayni zamanda merkezi yonnetimin yarattigi birer
'tek-tip' ve son derece sadik 'bende'lerdir. Bir cogu murted
('donmeh???') oldugu icin, ve cogunlukla efendilerinin (ozelde Sultan,
genelde de Turk/Musluman haliyi kastediyorum) gozune girmek icin
normalden daha fazla gayret sarfetmislerdir.
Dusunun, Osmanli'nin en hizli gunlerindeki vezirlerinden birisi
Sokullu'dur (Sokolevic).. Balkanlardaki 'insider information' akisinin
ne yonde olacagini, vezir bile bizdendir diye dusunup Ortacag
Avrupasi yerine Osmanli'yi tercih edeceklerini gormemek de
mumkun degil.
Simdi gelelim sizin "Kiracisi oldugunuz bahceye cinar agaci diker
misiniz?" sorunuza: Soruyu ait oldugu sartlar cinsinden degerlendirmek
gerekiyor. Bahsettigimiz bu kisilerin her biri SIFIR'dan baslayan
kisiler...
Belli bir yere gelebilmek icin muthisbir yaris var... Hem Sultan'in
'iltifat-i sahane'sine mazhar olmak hem de biraz 'dunyalik' (kelimeye
dikkat) edinmek icin ne yapardiniz? Bildiginiz (emin oldugunuz bir sey
var: eger liyakatli ise sizin coluk cocugunuz sizden sonra sersefil
olmayacak, yetenekleri derecesinde belli yerlere gelebilecekler)..
Ustelik, 'kendi bahceniz' dediginiz sey o gunlerde neredyse
namevcut bir mefhum..
O zaman; butun yeteneginizi ortaya serip, olabildigince 'iltifat-i
sahane' biriktirmez miydiniz? Yani, hem Devlet'e gelir getirecek
yeni yeni beldeler fetheder hem de buralarda size lutfedilebilecek
olan 'timar'larin hayalini kurmaz miydiniz?
[[
Yukarida verdigim orneklerin cok buyuk bir cogunlugunun bugunku
ABD'nin yapisi ile ortustugunu dusunuyorum...
'Devsirme' dedigimiz sey bugun belki daha rafine, ama AFS filan
ile baslayan, butun akademik (beyin) kadrosunun %60'ini (galiba
bu rakkam boyleydi) disaridan ithal edisleri;
Corporate America'yi dusunun: Koca koca sirketler. Dunyayi
kasip kavuruyorlar. Bu sirketlerin basindaki insanlar birer
'asilzade' midir? Hayir -ac insanlardir: paraya, guce, iktidara.
Ve, kendilerinden sonra gelen nesilleri ayni makalara oturacak
diye bir sey soz konusu bile degil..
Benze$en noktalar daha da artirilabilir.
Ibadet ozgurlugu, kendi dilini ve kulturunu yasatmak vb. vs.
{Bunlari dusundukce ABD'nin sonunu da gorur gibi oluyorum;
ama herhalde benim omrum vefa etmeyecek -farketmez.}
]]
Butun bu dediklerim kurulus ve yukselis donemleri icin gecerlidir.
Duraklama (ve gerileme) soz konusu oldugu zaman isler degisir..
Anadoludaki bir soz gibi (temsilde hata olmaz derler --acaba
olmamalidir anlaminda midir, bir turlu sokebilmis degilim. Herneyse)
/O"ku"z o"ldu" ortaklik bozuldu/ derler..
Iste.. gelecek endisesi basladigi zaman once 'ait olamayanlar' baska
tedbirler ararlar. Cunku onlarin 'benim' diyebilecekleri --kalici-- fazla
seyleri yoktur (tipik bir 'gocmen' psikozu). Dolayisiyla, kendilerini
emin hissedecekleri, himayesine siginabilecekleri baska efendiler
ararlar.. Aradilar ve buldular.. Avrupa. Asagidaki Robert Lisesi
bahsinde burasi aklinizda olsun :-)
Hikayenin geriye kalan kismini biliyorsunuz. Benim ozetledigim bolum
de sadece sizin degindiginiz acidan alakali gordugum bolumler idi.
[[
Tam da buralarda bir yerde, bir de Osmanli egitim sisteminin
(ulema/ilmiyye vb) bugune kadar yapilmis 'en bir mukemmel'
analizini de 'patlatmak' vardi ama dua edin ki yerim dar
-hatta yenim bile dar..:-)
]]
> Firsat esitligi saglamakla beraber (yani elit sinifa giris kapisini
> kapatmamak gerekli) elit sinifin kendi cocuklarina minimalden daha fazla
> imkan saglamalarinin gerekli oldugunu dusunuyorum. Bahsettiginiz hilkat
> garibeleri ortaya cikmakla beraber, insanlarin ozunde soylari icin
> calismak oldugunu ve ancak kusaktan kusaga miras olarak birakilabilen
> seylerin devamlilik saglayabildigini dusunuyorum. Basit bir ornek
> olarak yine Osmanli divanini alalim. Istanbul'daki pasa camilerinin ve
> imaretlerin sayisina bakin, bir de Anadolu'dakilerin. Ilk kusak soylu
Bu yanilticidir. Bir cok acidan:
1) Payitaht (Anadolu ahalisinin sefalet derecesinde yoksul
birakilamsi pahasina) butun gelirlerine re'sen el koymustur. Dolayisiyla,
Istanbul'da kendisini gosteren zenginlik bambaska sebeplere dayanir;
'bir can icin beni mahcup etme' diye diye Anadoluya ragm edisin
sergilendigi bir zenginliktir.
[[
Bu acidan Anadolu'daki isyan ve kalkismalarin tarihcelerine biraz
goz atinca; en $a$aali donemlerde (Fatih, Kanuni vb) bile Anadoluda
ne sebeplerle, nerelerde sefaletin girtlak seviyesini asmis oldugunu
da gorebiliriz.
]]
2) Daha once de bahsettim, din degistirmis, yeni bir kimlik
(Osmalilik) edinmege ugrasan insanlar bu yolda ne derece mesafe
aldikalrini /ispatlamak/ icin fiili^ (elle tutulur, gozle gorulur) deliller
peydahlamak zorunda hissetmislerdir kendilerini. Camiler vb.
3) Bir vezir-i azam'in (veya baska bir 'devletlu'nun) o"lu"mu"
uzerine (normal sartlar altinda) gayri nakdi serveti zaten Devlet
hazinesine (Hazine-i Hassa'ya degil) geri donecek; dolayisiyla bunu
--hic olmazsa-- boyle 'makbul' eserler yapmak yolunda kullanmak
daha akilci olmustur -zannedersem.
[[
Nitekim, bugun bile --neredeyse her yerde gecerli olan-- yoneticilerin
yonetimleri sirasinda iyi (fakat 'helal') para kazanmalarina kimse pek
itiraz etmezken, bu yolla elde ettikleri servetin onlarin 'ahfad'ina
kalmasi pek hos karsilanmiyor
]]
Ayrica vakiflarin onemli bir kismi da Devletin mudahale sahasindan
servet kacirmak amaciyla (bir cesit 'haven' gibi) kullanilmis; vakfin
mutevelli heyeti filan kendi aile uyelerinden olmustur --yani o kadar
da masum ve insancil sebeplerden dolayi kurulmamistir vakiflar her zaman.
> iseniz elbette baskentte bir iz birakacaksiniz. 9. kusak soylu iseniz
> ve baskentte 1. kusagin izi varsa, o zaman baska bir yerde bir seyler
> yapmaya calisirsiniz.
Bu faraziye herzaman (yani cogunlukla) boyle olmayabiliyor.
Zira, 'aile' ve 'kusak' kavramlarini genetik anlamda belletirseniz,
sonunda ortak gayeye hizmet etmeyecek bir suru 'baron'lar,
'klan'lar filan uretebilirsiniz.
Bilindigi gibi butun devletler (Cumhuriyet dahil) 'aile-maile'den once
kendisine sadik olacak nesiller yetistirmek ister. Cizmeyi asan
bireycilik devletlerin bekasi icin cok fazla cazip olamaz.
Osmanli buna imkan tanimamak icin elinden geleni yapmistir.
Ve, belki de bu arada bazi onemli hatalar da yapmistir; mesela,
Candarogullarinin son temsilcisini de ortadan kaldirip Turk unsurunun
ust rical arasinda temsilini engelleyerek.
> Sermayedarlarimiza bakin, en eskileri 3. kusak. 1. Kusak isi kurdu, 2.
> kusak patron sirketi olarak genisletti, 3. kusak daha yeni yeni
> profesyonel kadro ile yonetmenin gerekli bir sey oldugunun idrakine
> varmakta. Bu da bir kac sirket. Sonra biz Turkiye'de profesyonel
Hangi 3.cu kusak? Daha 2.ci kusaga varmadan [['okuz olunce' :-) ]]
dunyayi yat'la gezmek meraklari basliyor...
Asirlardir ticaretle ugrasmaktan --oyle ya da boyle-- men edilen
bir milletin 50-60 yilda kurumsallasmis aileler olusturmasini beklemek
asiri iyimserlik olur.
'Aha.. tuttum; iste tamam, bu olsun' diyerek bazilarini (bir cins tayin
yoluyla) tuccar/sanayici 'yapmak' da biraz fazla deneme/yanilma ve
hayal kirikliklari yasatacak bir surectir.
Acaba bugunun 'dev'lerinden 50 sene sonraya hangileri kalabilecek?
Bence Anadolu kaplanlari (her ne demekse) haricindekilerin cok azi..
cunku bunlarin (1.ci grubun) buyuk bir bolumu acenta/araci olmak
kulturunu isteseler de uzerlerinden atamiyorlar.
Nitekim, buyuk sermaye gruplarinin 'globallesme' teranesine bu derece
sarilmalari da bana bu tespitimin dogru oldugunu vehmettiriyor :-)
> kadronun degerinin bilinmemesinden yakiniyoruz, isverenlerin cogu 1.
> kusak, daha henuz kendi yerinde kendini saglam hissetmiyor ki
> profesyonel kadro kursun, kendi yerinden edilmeyeceginin guvencinde
> profesyonellere yetki versin.
Aslinda dediklerinizde cok gercek taraflar var. Var da, uzun vadeli
'saglam hissetmek' ile kisa vadeli olanini biraz birbirine karistirmak
gibi bir handikap sezinliyorum. Ozel sektor (isadami, mutesebbis
--ne derseniz deyin) imkan ve firsatin olup olmadigina bakar. Ayni
sey bu kisilerin kadrolari icin gecerlidir, yani onlar da boyle seyler
ararlar (degisik bicimlerde de olsa). Baska bir deyisle, yatirim kendisini
geri odeyip ka^ra gecinceye kadar guvence gerekir. Eger bunu yapmak
icin imkan ve firsatlar elveriyorsa, siz isteseniz de durduramazsiniz.
Amma.. eger orta vadeyi gececek sekilde guvenceler var ise, olaganustu
bir rehavet ortami dogar; kimse mucadele etmenin 'impetus'unu
hissetmez. Yani, heyecan biter...
[[
Bkz Cumhuriyet'in kurulus ve gelismesinde iftihar edilecek kadar
feragatlerle calismis olan KIT'lerin bugunku durumu.. Burada esas
sorun politikacilar filan degildir --bence-- halk (basarili olan,
verimli sirketler yerine; calisir gibi yapip maas alir gibi yapmak
bahasina bile olsa) guvence istiyor, ve bu KIT'ler artik sadece
bu tur 'guvence'ler uretiyor ve halka arzediyor.
Turkiye'de KIT'lesmege baslayan ozel sektor kuruluslari da vardir.
]]
> > Ama, eger bunlar size raki masasini hatirlatiyorsa -ben ne
> > yapayim.. ben hic bu konularin tartisildigi raki masalarina
> > denk dusememdim. Kader utansin :-) "ben zaten her acinin
> > tiryakisi olmusum' dememi bekliyorsaniz daha cok beklersiniz.
> > <Cunku ben Ferdi abimize 'takiliyorum'> [saka saka]
>
> Tavsiye ederim. Bir kac arkadas, raki sofrasi ve bol bol gedanken
> experiment. :) Gecenlerde biri okudugu bir Islami ekonomi modelinden
Biz cok daha vahim mertebelerdeki entel konulari istisare ederiz
genellikle; mesela, 'Tutsi'lerle Hutu'larin baristirilmalari icin
derhal neler yapilmasi gerekir?', 'Hindistandaki kast siteminin aslinda
dokunulmazlarin kendi tercihleri midir?' veya 'Venus'te hayat var
dediklerine gore, orada bir yatirim yapmak icin simdiden hazirliklara
baslanmasi dogru olur mu, yabanci sermaye icin zaman ve atmosfer uygun
mudur?' filan gibi.. Iste, boylesine onemli meseleleri masaya yatiririz
biz.
[Ve ,masadan sadece biz kalkariz; meseleler bir daha belini dogrultup
masadan kalkamaz ;-) ]
> bahsediyordu. Anladigim kadariyla mesele "rational investor" argumanini
> getirirken "maximize returns" yerine "maximize ethical behavior" gibi
> bir degisiklikten ibaretmis. Istedim kaynagi ama herhalde bir dahaki
> raki sofrasinda anca gecer elime.
Beyaz peynir, kavun, raki.. ve 'maximizing ethical behavior'..
Pes dogrusu... "Madem muselmandin.." :-)
Malum hikaye: A. Adnan Saygun'un bir 'Yunus Emre Oratoryosu' vardir.
Gala gecesine davet edilenler arasinda da Yahya Kemal (Beyatli).
Cikis kapisinda sorarlar 'Nasil buldunuz?'. El Cevap: Vatikan'da
mevlut dinlemis gibi oldum..
Ben de hep merak edegelmisimdir; bu memleketin sorunlari niye hep
flu kaliyor diye.. Tevekkeli degil(mis); demek ki herkes elinden geleni
yapiyor ama OLMUYOR iste.. talihsizlik de bu kadar olur.
[[
Su Yahya Kemal ornegine benzer baska bir tane daha var, konuyla alakasiz
ama --zaten bu yazida alakali olan baska cok sey varmis gibi-- anlatmadan
gecemeyecegim. (/Acayip/ hosuma gider):
Vaktiyle (herhalde 30'lu yillar, yani emir altinda muasirlastigimiz ol
saadet donemlerinde) Devlet Operasi Sivas'ta bir eseri sahneye koyar
(galiba 'otantik' ve sozleri de yabanci olan). Butun e$raf da
--tabii ki-- *getirtilir*, seyeredip medeniyete bulansinlar deyi :-)
Cikista, Ankara gazetecilerinden birisi sehrin ileri gelenlerinden birine
eseri nasil buldugunu sorar. Adam da 'Sorma' der
'Timur'dan beri, Sivas Sivas olali boyle zulum gormedi' der :-)
]]
> > Bir de /zinhar/ sanayi ve hizmetler sektorleri ile yakin temasta filan
> > olmalari gerekir. Sizin akliniz aliyor mu -koca koca kelli felli
> > hocalar tenezzul edip sektorlere soracaklar 'nasil bir mezun
> > istiyorsunuz?' diye.
> Aliyor tabii!!!! Yapilmasi gereken de bu zaten. Oburu kel basa simsir
> tarak. Ben universite son siniftayken endustrinin okula masterli
> muhendis almak istediklerini fakat okulun master programinin daha ziyade
> arastirma yonelik olup 2.5-3 sene surdugunu ve master alanlarin buyuk
> kisminin doktoraya devam ettiginden endustrinin sIkIntI cektigini
> iletmesi uzerine universite bolum profesorlerinin ve ogrencilerin
> (bendeniz dahil, o siralarda 20 yasindaydim!) katildigi bir dizi oturum
> duzenledi. Bir-iki sene icerisinde de normal master programlarinin
> yanisira lisans ile birlikte toplam 5-5.5 sene suren (lisansi baska
> yerde yapmissaniz 2 sene galiba) bir Master of Engineering vermeye
> basladilar. Bana normal gelen de bu. Eger muhendis yetistiriyorsaniz
> kimin icin yetistiriyorsunuz?
(Ismet Pasa'nin tavri ve ses tonuyla) 'Hadi canim sen de..' Msc-Eng
vermek' ile 'ucurumun kenarindaki viraja korkuluk yapmak yerine ucurumun
dibine cankurtaran teskilati kurmak' arasinda ne fark var?
Ustelik, sizin verdiginiz ornegi yanlis okumadiysam, --maalesef--
benim dediklerimi teyid ediyorsunuz: Sizin 'kelli felli' hocalariniz
/gidip sormamislar/ ki.. Sanayi _gelmis_ sizinkilerden 'istirham'
etmis, sizinkiler de lutfetmis (ve hasb-el kader) olmus.. Benim
dedigimden ne farki var?..
Bugune kadar henuz benim hic bir musterim gelip benden 'sunu
yaparmisiniz' diye bir ricada bulunmus degil. Biz gidip musterilerimize
bizim neleri yapmamiz gerektigini sorariz -zorundayiz.
> > Yine o sihirli kelime: Akreditasyon. Iyi de kim yapacak? Kim? YOK mu?
> >
> > Ogretim gorevlilerinin kurdugu bir dernek/sendika mi? Onlar nicin
> > bunlarla ugrassin; bu tip seyler sadece ek yuk getirmek demek
> > degil mi?
>
> Bence ogretim gorevlilerinin kurdugu bir kurum olmali ve butce
> meselesinden, ogrenci alim meselesinden ayri olmali.
80 oncesinde benzer yapilanmalar vardi da basimiz goge mi erdi?
Oyle bir yapilanma sayesinde olsa olsa 'loca'lar olustururuz.
Sadece maa$ina daha cok zam isteyen, siyasete luzumundan fazla
maydanoz olan, acik-yesil ogretim gorevlileri ile koyu-yesil ogretim
gorevlilerinin kamplastigi devirlere donmeyecegimizi nereden bileyim..
> > Akademik ilgi alaninizi bilmiyorum (ben muhendisim), ve bugune
> > kadar ilaclik olsun TMOB'nin dogru durust bir yayinini gormus degilim.
>
> Muhendislik okudum diyeyim. Lisans ve master'im elektrik
> muhendisliginde ama yatirim sektorunde calisiyorum. 17 yasinda
> gozlerimde yildizlarla muhendis olmaya gelip 4. sinifa gectigim yil o
> zamanlardaki ilgi alanim IC process synthesis'in Turkiye'de uzaktan
> yakindan uygulamasi olmadigini ogrendigime gore Turkiye'deki muhendislik
> konusunda ne kadar bilgim oldugunu tahmin edersiniz. Iyi kotu
> Turkiye'deki yatirim sektorundeki yapilasmalardan haberim oluyor ama
> maalesef Turkiye'de muhendislerin ne yaptigi konusunda bilgisizim.
> Turkiye'de benim kusagimdan tanidigim muhendisler pek hendese ile
> istigal etmiyorlar.
Bir de Imam Hatip'lilerin baska iskollarina atilmalarina cephe alirlar..
Yahu bu ulkede 'Tibbiye'den once $air, sonra muzisyen, sonra siyasetci
sonra da --bazan-- tabip cikar' misali... Simdi de muhendisler...
Kanun da yaparlar, devlet de yonetirler, ekonomiye de kumanda ederler..
Tevekkeli degil, vaktiyle (universite yillarimda) DPT mustesari ile
karsilasmis ve (Turkiye'nin gelecegini cok daha iyi gordugunu de
dusunerek) 'Ben muhendislik okuyorum, acaba dogru mu yapiyorum, siz
ne dersiniz?' gibi bir soru sormustum. Cevabi yalin ve kisaydi: 'Daha
20 sene daha bu ulkeyi muhendisler yonetecek; siz hic endiselenmeyip
aynen devam edin' demisti.. Hakliydi. O da muhendisti !! :-)
> > Ilahi Deniz hanim, 'Islami duzende isletilen sirketin' bildigimiz
> > sirketlerden farkli olabilecegine gercekten ihtimal veriyor musunuz?
>
> Gercekten ihtimal vermiyorum ama muhalefet yapmak, "biz gelince cok (ama
> *coooook*) iyi olacak" demek kolay oldugundan acaba bir iki ornegini
> deneseler de bir yerlerde gorsek diyorum.
Ayinesi i$tir ki$inin lafa bakilmaz
Gorunur kisinin rutbe-i akli eserinde
Ziya Pasa
> > [Ayrica 'paper' pek 'Islamca' -Ooops!- olmadi :-) ]
>
> Haklisiniz ne deyim? Ilkokuldan beri Turkce matematik gormemis
Zannedersem 'layiha' denilebilir; belki 'teblig' de olabilir; yerine gore.
Ama, bu konuyu daha iyi bilen mutlaka vardir. Bilgilendirebilirlerse
memnun olurum.
Not: yukarida 'Islamca' ibaresi de kasden ve taammuden yanlis kullanilmisti
--'rating' deneyi yapar gibi, bakalim kim duzeltecek diye cok bekledim;
demek ki dusuk 'reyting' aliyoruz. [[Ama, yine de en birinci kanal hep
ve daima biziz]]
> bendenizin (esasinda bu yanlis kullanim. Galiba bayanlarin cariyenizin
'cariyeniz' gibi bir kullanima hic rastalamdim... entersan bir baska
konu.. acaba kadinlarin boyle 'bendeniz', 'sayenizde' vb gibi ifadeleri
kullanmak zorunda olacaklari pozisyonlara konulmamis oldugu icin mi?
Erkek egemen bir toplumda kadinlarin bu tur (zamanla 'nezaket' olmus)
'dalkavukluk' kelimeleri kullanmak geleneginin olmamasi (eger 'ayak ustu
ortaya atmak uzere oldugum' bu iddiam dogruysa) ilginc degil mi?
> demesi gerekli ama karistirmayalim isi, hem bendeniz Deniz kafiyeli
> oluyor) kem-kum anadilinde meslegiyle ilgili bir seyler soylemeye
> calistigini gorseniz gozleriniz yasarirdi. Maalesef paper'in Turkcesini
> bilmiyorum, "yazi" dan baska, ama o "article"a denk.
Bu noktada da ABD'de yerlesmis bir cok Turk'e numune teskil etmek
durumunda kaliyorsunuz. Neredyese Ingilizce (Amerkanca?) dusunmege
baslayan bu insanlarimiz hakkinda (Turkiye'yi tanimak, kerhen sevmek,
Turkiye ile i$ yapmak sartlarini olusturamamak vb gibi) daha once
yazdiklarima rucu edebilirim. O konuda hic yorum duymadim henuz :-))
> > Bir kisinin bir seyin bedelini odeyebilir olmasi onun ona layik olacagi
> > anlamina gelmeyebilir. Insanin ebeveynleri hak etmis, layik olmus
> > (veya alenen calip cirparak eline servet filan gecirmis) diye bir
> > sonraki neslin diger bireylerini bu tur <simplistic> kabullerle
> > magdur etmek dogru degildir -diye dusunuyorum.
> Digerlerinin magdur edildigine katilmiyorum. Soyle desem: Robert Kolej
Eh.. ben Fen Liselerine siz de Robert Koleje... fena halde takmis
durumundayiz :-)
> kendisini besleyen sinif olmasa idi var olmazdi. Hal bu sekilde iken
'Kendisini besleyen bir sinif yaratilmamis olsaydi' demek istiyorsunuz
galiba... Robert Lisesinin ne amacla kuruldugu, ne tip bir insan
yetistirmek istedigini bilmiyormus gibi soyluyorsunuz.
> Robert Kolej'e girmenin elit sinifin cocuklarina genelde birakildigi bir
> durum hak cignemek midir?
E-v-e-t... 'Old boy network' icin iyi bir baslangictir.. Bu da haksiz
rekabet ( = magdur etmek, gadre ugratmak) demektir.
> Turkiye'de bir sil bastan olarak da Robert Kolej'i parasiz yaptik
> deyin, Robert Kolej kapanir, oraya ailelerinin gucu yetismeyen
> cocuklar da "magdur birakilmamis" olur. Fakirlikte esitligi
> saglamis oluruz boylece.
Bir dakika.. ben Yemen'deki ihtilal meraklisi albay degilim..
Fakirlikte esitlik filan da istemis degilim. Butun dedigim $u:
O kadar yaygin ki, teori ile, istatistik ile (bugunlerde, <<galat-i
meshur>> olmus seyler icin bile istenmesi moda olan: 'belgesi var mi') gibi
teferruatlara girmek ihtiyacini hissetmeden suraya yaziyorum (Biraz Aydin
Yalcin'ca oldu ama ossun): Bugun sizin paraniz (veya nufuzunuz) varsa
(evladiniz 'aptallarin feristahi' bile olsa) istediginiz mektebe
sokarsiniz, istediginiz dereceyle bitirmesini de saglarsiniz.. Bu kirk
kulplu
kazan dunyasinda eline bir kulp tutusturturursunuz; iyi kazanc saglayan
bir isi de olur.. vb. vs...
Bu da iyi (yani iyi egirtim veren) okullarin liyakatsiz ogrencilerle
dolmasi (kifayetsizlerden vasatlari yaratmak sendromu) anlamina geliyor.
Ote yandan da bu tur bir egitim alsaydi zirveye erisebilecek olan fakir
Memet ise isportacilik, amelelik veya kapicilik gibi mesleklerde (!)
degerlendirilmektedir(!)
Bu magdur edilmek degilse, bana magdur edilmegi birisi aciklasin da
uygun bir ornek vermege calisayim :-)
> Belki sizin bahsettiginiz bundan daha ziyade kaynaklarin belli odaklarda
> birikmesi ve bu odaklarin bu birikimi hakkedip hakketmedikleri. Bununla
> ilgili goruslerimi yukarida belirttim.
[[
Aslinda, yukarida ('magdur olmak' konusunda) soylediklerimin adilane
(herkesi tatmin eder turden) bir cozumunun mumkun/muhtemel olmadigini
bilmemek safdillik olur. Ama, bu tur 'ozel $u, ozel bu' gibi
kompartmentalizasyona imkan tanimanin (veya engelemenin) ahlaki olup
olmadigi bir yana, benim aslinda cok daha onemli buldugum sey:
Varsil siniflarin giderek kendilerini kendi gettolarina kapatmak yolunda
bu derece kararli adimlar atmasinin basli basina bir sagliksizlik
gostergesi oldugudur.
Zaten gelir dengesinden bile soz etmek yerine 'ucurum'undan bahsedilen
bir noktada bir de sosyal anlamda yoksullari dislarsaniz, bir de bakarsiniz
ki onlar da 'celali' olarak, 'mafya' olarak, 'orgut' olarak karsiniza
cikmislardir.. Hem de cok daha bilenmis olarak...
Tehlike budur..
'Umit varliktan iyidir' derler.. bence dogrudur. Eger yoksul kisilerin
bu yoksulluklarindan kurtulabilecegine dair umitleriyle beraber kendileri
toplumun basamaklarindan asagiya dogru yuvarlandirirlarsa, aciga
cikabilecek olan ofke hepimizi siler supurur..
Evet, bence en ciddi tehlike budur. Gayrisini konusarak cozebiliriz;
ama bu nasil cozulecek??...
Bu konuda hic de iyimser degilim..
Fakir gettolarinin militanlasmaga yuz tutup Refah'a oy vermesini de
muthis yanlis yorumluyoruz. Konu (hic bir zaman) 'Islami' veya baska
seyler olmamistir.. Butun bosanmalarda oldugu gibi, ortada 'siddetli
gecimsizlik' vardir.. Kari-koca dirdiri degil.. gecim derdi...
Bir yanda, dunyanin encok Mercedes'i olan ikinci ulkesi olmak,
ote yanda da 2,000 kisinin (asgari ucrete yakin bir ucretle) alinacagi
ise 100,000 kisinin (hem ki$ mevsimi demeden de Anadolunun her
tarafindan kalkip Ankara'ya gelerek orada 3 gun 3 gece meydanda
sabahlamasi pahasina) basvurmasi..
Bunlar hic de umit verici seyler degil. 'En eski problem' en yogun haliyle
tekrar onumuze gelmistir: PAYLASIM.
Allahin on pulunu bekleyedursun on kul
Bir kisiye tam dokuz; dokuz kisiye bir pul..
NFK
Zannedersem, 'KANLA mi olacak KANSIZ mi' diye ifade edilen de
budur...
Bunu soyleyeni 'Konusturman!! Urun !!' diyerek susturmak problemi
cozemez.. Aktif caresinin aranmasi ve bulunmasi gerekiyor...
]]
> > 2) Secmeli dersler, ders gecme ve kredili sistem kaldirilmalidir
>
> Kredili sistemin kaldirilmasina katiliyorum. Ders gecmeyi anlamadim.
> Secmeli dersler ise bence olmali.
Ders Gecme: Kredili ders ile ayni anlamda kullanilmistir.
Secmeli dersleri destekleyecek alt yapi + kaynak yok.
'Siyah olmak kaydiyla istediginiz rengi secebilirsiniz' demek
pek durustluk degilmis gibi geliyor bana :-)
> > 5) Maaslarinin yarisini devlete vermek kaydiyla mezunlarin
> > (askerlik suresi kadar bir sure icin) kendi branslarinda calismalari
> > halinde normal surenin yarisi kadar askerlik yapmalri saglanmalidir.
>
> Bence herkesi askere alacagiz diye ugrasmayip ihtiyac fazlasi asker
> adedi icin askerlik yerine mecburi hizmet getirmeli, bu mecburi hizmeti
Bence,askerlik ya hep ya hic.. 'Hic' olamayacagina gore (ve erat'in da
profosyonel oldugu yeni bir Yeniceri ocagi yaratmaga benim aklim hic
yatmadigi icin) 'ihtiyac fazlasi' gibi sulandirmalara makul bakmiyorum..
Bu daha derin ayrismalara yol acar..
Bilir misiniz, bilmem; ama 'Seferberlik' yillarina ait oldukca hazin ve
(anlayanina cok agir) sitem ifade eden bir turku vardir:
Kara kazan bakirdandir
Mekanimiz cadirdandir
Zenginimiz bedel verir
Askerimiz fakirdandir
(Tabii TRT'de boyle okunmaz)
Kisacasi, dolambacli yollari halkimiz kolay kolay sineye cekmiyor,
uysal bir at gibi.. ama ciftesi fevkalade pek oluyor... :-)
Basimizin derde girmesi halinde 'zenginlerin mulkunu' korumak
icin gonullu bulamamak sozkonusu olabilir (Bkz Kurtulus Savasi,
veya hemen oncesindeki yillar)
> kendi branslarinda yaptirmali. Ha bu arada simdi kadinlarin ucuz
> kurtuldugunu ve bence onlarin da vatandaslik hakkinin karsiligi olarak
> mecburi hizmet yapmalari gerektigini savunuyorum.
> Ozellikle kirsal kesimde, hic koyunden cikmamis 18 yasindaki kizlara bu
> uygulanip nasil pek cok koylu erkek "asker ocagi" icin ilk kez
> bolgesinden cikiyorsa, kadinlarin da dunyasi 18inde bir calkalanmali.
> Tabii onlara ne mecburi hizmet yaptiracagimiz sorusu var.
Ben hanimlarin erkelerin tabi oldugu bu sartlara tabi olmasina taraftar
degilim. Esitlik olacak diye boylesine bir tahribi kabul edemem. Eksik
kalsin oyle esitlik. (Pardon. Beni eski kafalilikla itham edebilirsiniz.
Ama, bu fikrimden de biraz zor caydirirsiniz..)
[[
Bu konuyu, ve dolayisiyla da --ister istemez-- kadin halkari konusunu
ayri bir ilmek acan olursa orada yukaridaki gibi 'aykiri' ne kadar fikrim
varsa tarisabiliriz. Ama, buraya sigmaz.
]]
> 6) Mezun oldugu seneyi takip eden iki sene icinde universiteye
> > giremeyenlerin bu haklari yanmalidir. Bu sureden sonra askerlik tecili
> > icin de kullanilamalidir.
>
> Askerlik tecili icin kullanilmamali da arada sirada da olsa aradan uzun
> zaman gectikten sonra universiteye giren insanlar var. Bunun onunun
> kapatilmamamasi gerektigine inaniyorum.
Kapisinda milyonlarca kisinin beklestigi, (ve bir kara mizah abidesi gibi
38'ine gelmeden emekli olanlarin oldugu) bir ulkede, 30'unda (lisans icin)
universiteye gitmek imkanini acik tutmak Turkiye icin /LUKS/tur.
> > 7) Yurtdisina gidenlerden dogru durust (ve enforcable) kefaletler
> > alinmalidir.
>
> Alindigini zannediyordum?
Gonderilenlerden bir nebze aliniyor. Onun da bin tane hile-i seriyesi var.
Ama, 'gidenlerden' ???
> > 9) Ogretim gorevlilerinin basarilari (uygulamali ilimler icin) yazdigi
> > 'paper' filan adedine bakilarak degil, dogrudan dogruya ogrencilerinin
> > basarilariyla degerlendirilmelidir.
>
> Yine arastirma mi egitim mi sorusuna donduk. Eger insanlardan arastirma
> beklemeyeceksek, kapatalim doktora programini, ondan sonra lisans
> ogrencisinin kalitesine gore not verme olabilir.
Sanat, sanat icin mi, yoksa, toplum icin mi?
Egitim eksiginiz varsa once onu gidermeniz (yani ona agirlik vermeniz)
gerekmiyor mu? Arastirma sonuclarini uygulayabilecek kadrolar mevcut
degilse, elde edilen sonuclar neye yarar?
> > 10) Omur boyu kadro kaldirilmalidir. (Mesela) her on senede bir
> > mutlaka universite disinda 3 yil calismalari sart kosulmalidir.
>
> Ne yapsin tarihci? O dediginiz biraz zor.
Bu konuda, size, Kerimcan beyin yazdigi (bu ilmekte) yaziya vermege
calistigim cevaba bir goz atmanizi oneririm.
> Bunlara da katildim.
Demek ki korktugum kadar 'politically incorrect' degilmisler..
[600 satiri gectik herhalde..]
Selamlar
Basri
ka...@ibm.net
ABD Anayasasinin ozu devsi$medir "assimilation"..
ABD Ananyasasi sadece birtek dinin kanunlar cikarilarak
kurumla$tirilmasina izin verir, ve yurtta$larin bu dine
_asimile_ edilmesi icin gerekli her turlu kurumla$maya
olanak saglar...diyeceksiniz ki bu din ne dinidir?
I$te o din ABD Anayasi dogrultusunda cikarilan kanunlarla
olu$turalan dindir - isterseniz ben buna "donmelik" dini
diyeyim;-)))
>
> Corporate America'yi dusunun: Koca koca sirketler. Dunyayi
> kasip kavuruyorlar. Bu sirketlerin basindaki insanlar birer
> 'asilzade' midir? Hayir -ac insanlardir: paraya, guce, iktidara.
>
> Ve, kendilerinden sonra gelen nesilleri ayni makalara oturacak
> diye bir sey soz konusu bile degil..
>
> Benze$en noktalar daha da artirilabilir.
> Ibadet ozgurlugu, kendi dilini ve kulturunu yasatmak vb. vs.
Bunlar kozmetik ozgurlukler;-))
Bakin ABD Anayasasinin en onemli maddelerinden biri ne diyor;->
Loop'a girmi$ uluslarin anayasalarindan ornekler:->ROTFL
Steven Weinberg narrates :->
"In 1983, shortly after coming to Texas, I was invited to testify
before a committee of the Texas Senate on a regulation that
forbade the teaching of the theory of evolution in state-purchased
high-school textbooks unless equal emphasis was given to creationism.
One of the members of the committe asked me how the state could
support the teaching of a scientific theory like evolution that
was so corrosive of religious belief. I replied that just as it
would be wrong for those who are emotionally committed to atheism
to give evolution more emphasis than would be otherwise appropriate
in teaching biology, so it would be inconsistent with the First
Amendment to give evolution less emphasis as a means of protecting
religious belief. It is simply not the business of the public
schools to concern themselves one way or the other with the
religious implications of scientific theories. My answer did not
satisfy the senator because he knew as I did what would be the
effect of a course in biology that gives an appropriate emphasis
to the theory of evolution. As I left the committe room, he
muttered that "God is still in heaven anyway.' Maybe so, but
we won that battle;.....but there are many places (today specially
in Islamic countries) where this battle is yet to be won and
no assurance anywhere that it will stay won."
Thus executed Weinberg the First Amandment in the name of scientific
theories which are metamorphosed into revelations of God by his
bewitchment.
> John Rickert writes:
> > In his Farewell Address, Washington said:
>
> > Of all dispositions and habits which lead to political
> > prosperity, RELIGION and morality are indispensable supports.
(political-prosperity,religion,support)
> > and public felicity. Let it simply be asked where is the
> > security for property, for reputation, for life, if the sense
> > of RELIGIOUS obligation _desert_ the oaths, which are the
> > instruments of investigation in Courts of Justice? ...
(religious-obligation,justice)
> > [R]eason and experience both forbid us to expect National
> > morality can prevail in exclusion of RELIGIOUS principle.
(national-morality, religious-principle)
> ... But notice that even the Washingotn quote cited above speaks
> of the value of religious values, not Christianity.
> That's an important distinction.
INDEED SO :->
"The fourth major reform of the National Assembly was the Civil
Constitution of the Clergy. This had nothing to do with the doctrinal
matters but concentrated on the reorganization of the episcopal
structure and the status of the clergymen as civilians. Since the
National Assembly had taken over the curch lands and issued bonds,
certificates, and paper money (_assignats_) with those lands as
security, it now assumed the obligation of clergymen's salaries. In
return, the Civil Constitution required that the clergy be elected and
that they take an oath of loyalty "to be faithful to the nation, to
the law, and to the King, and to maintain with all [their] power
the Constitution decreed by the National Assembly and accepted by the
King [2]."
[2] Garraty, John A. and Peter Gay, ed. _The Columbia History of the
World_. New York: Harper and Row, Publishers, 1981. pg. 767.
[Amendment of ARTICLE ONE]
CONGRESS shall make no LAW respecting an ESTABLISHMENT of RELIGION...
(the Constitution of USA)
(key-words: Congress, law, establishment, religion)
I think it is time to make this Amendment more picturesque ? :->
[Further Amendment of ARTICLE ONE]
CONGRESS shall make no LAW respecting an ESTABLISHMENT of RELIGION -
except of its own as it shall be ESTABLISHED by LAW made by CONGRESS....
(the Constitution of USA)
(key-words: Congress, law, establishment, religion)
Just because Pharaoh said :-> "Moses will alter your RELIGION."
:->ROTFL
> Anatole Wilson
"the recent reform of the constitution in Costantinople
(i.e. the revolution) is entirely due to the American
mission." They have so educated the country (without
touching the politics) that public opinion rejoiced
in reform. They have colleges all over Syria, and Asia Minor,
and in Constantinople (mostly self-supporting) and in
all of them the religious side is emphasised: also
every school is a mission station'.
Lawrence of Arabia; by J Wilson; pp.60.
> {Bunlari dusundukce ABD'nin sonunu da gorur gibi oluyorum;
> ama herhalde benim omrum vefa etmeyecek -farketmez.}
Hehh..heh..heee ABD'nin sonu senin sandigin nedenlerden degil,
belki de onlara tamamen zit nedenlerden olacak, belki bu sonu
gormeye senin bile omrun vefa eder, cunku ABD'liler de kendi
sonlarinin senin sandigindan olacagini sanmaktalar, onun icin
de hemen ko$e ba$inda sotalanmi$ sonlarinin farkina varamami$
bulunmaktadirlar..
"...onlari hic ummadiklari bir yerden yakalariz..." Kuran.
|-| /-\ |-< |-< |||
> Basri
> ka...@ibm.net
"Insan beyni butun bir omur boyunca dur durak vermeksizin surekli
calisir.. ta ki bir toplulugun karsisina cikip bir seyler soylemek
vaktine kadar" derler...
Galiba bana da oyle olmus.. Yazarken aklimda olan uslup yaziya
biraz farkli yansimis olacak. Bunu verilen cevaptan anlamak
durumunda kaldigim icin kendimi kendime kizmaktan alamiyorum.
Efendim, ka$ yaparken goz cikarmak gibi huyum gene depresmis ve
durup dururken Mehmet bey dostumuzu rencide etmis olabilirim.
Cevabindaki nazik uslubunun satir aralarindan oyle anliyorum.
Halbuki, amacim kesinlikle o degildi. Dolayisiyla hem 'sicilli duzeltmek'
( = to put the records right) hem de Mehmet beyi bu tartismaya
yeniden kazanmak icin asagidaki ek aciklamlari yapmak ihtiyaci duyuyorum.
(Ke$ke Mehmet bey itiraz ettigi her paragrafa $erh dusseydi de onlara
aciklik getirseydim diyorum, ama durum oyle olmadigindan her bir paragrafa
ayri ayri ben $erh dusmek zorundayim galiba. Belki de hepsine lazimdir)
Mehmet Yagci wrote:
{MY, 2} kanca wrote:
{MY, 1} Sorular:
{MY, 1} 1. ABD'de 1600'lu yillardan itibaren kurulan universitelerde her
{MY, 1} turlu olanak, bolum, bolum kutuphaneleri mevcut muydu?
{B} Once sunu accik-seccik ifade edeyim ki, bu konuda herhangi bir supheniz
{B} var ise, siz zaten olsa olsa bir outcast olabilirsiniz ancak. Bu
{B} sorunun cevabi fifti-fifti bir ihtimal bile tasimayacak kadar belliyken
{B} hala daha soruyor olmaniz cok ayip. Ama madem sordunuz cevap vermek
{B} gerekir:
Ahh.. burada benim bir mizahi yaklasim denemem var. Zaten kullandigim
kelimelere de dikkat ederseniz anlasilabilir.. Cunku ben de bugun cok
yaygin olan (Bugunku ABD veya AB ilebugunku TC'nin kiyaslanmasi gibi)
yanlislari tenkit etmege calismistim.
{B} Cocuklarimin basi uzerine yemin edrim ki vardi. Hatta her kasabada biri
{B} Ingiliz biri de Kizilderililere ait olmak uzere iki fakulte mevcut
{B} olup, bunlarin hangi ko"ylere kadar yayilmasinin gerekliligi uzerinde
{B} tartisiliyordu. :-) Bunlar belgelerle sabittir. (Yemin ettik daa!!)
Bir tarafta 400 senelik somurgeciligin getirdigi refahi bir mirasyedi gibi
yiyen (AB), veya butun dunyanin urettigi herseyin %40-60'ina el koyan
(ABD) ile basina bir imparatorluk cokmus, yedi duvelle savasmis kendi
elitlerinin neredeyse tamamini Canankkale'de topraga gommek zorunda
kalmis, yani bir imparatorlugun ku"lleri arasindan bir zumruduanka
( = phoenix?) misali yeniden dogamaga calisan bir ulke (TC) nasil
birbiriyle 't' zamani cinsinden kiyaslanabilir ki?
Ama, bunu yapiyoruz. Hem sokaktaki vatandas hem de murekkep
yalamislar olan bizler..
Baska bir deyisle, ben Mehmet beyin sorusunu hakli bulup, sanki onun
sahsindaymis gibi genel yaklasimi tenkit etmege yonelmistim.
[[
Ayrica, evli degilim ve cocugum da yok.
Bunu bildigim icin hem kolayima geldi; hem de $u siralar herkesin
bildigi seyleri --guya-- tersine cevirmek icin kimsenin inanmadigi
kisilerin boyle 'cocuklarimin basina yemin ederim' demesi modasi
var. Halbuki yemin, bilgisine ve durustlugunue inanilir olan bir
kisinin yapmasi halinde gecerlidir.
Bu detayini vermeden sadece 'cocuklarimin basina yemin ederim'
demekle gereksiz yere ciddiye alinmaga yol acmis olabilirim :-)
]]
{MY, 1} 2. Bu surecte universitelerdeki hocalar yayin yapmaya, arastirma
{MY, 1} yapmaya gerekli kaynaklari ne zaman ve nasil buldular?
{B} Bu konuda muhtelif rivayetler vardir, lakin zamanin ulemasi diger bir
{B} cok konuyu arastirmaktan oturu kendileri hakkinda bir calisma
{B} yapmaga frsat bulamamis olacak ki elimizde gecerli sayabilecegimiz
{B} bir calisma sonucu mevcut degildir.
{B} Sadece bu soruya bilimsel bir cevap veremeyecegim icin muteessirim.
Bu da oyle... Bizim aydinimizin bazi $ablonlari vardir. Bu da Bati'nin iyi
dediklerini hic sorgulamadan almak, onlarin ustunlugune pesinen inanmak
vb.
[[
Bkz Jazz muzigi ile ilgili durum... bu muzik turu ABD'deki olusumu
itibariyle bizdeki arabesk'e benzer bir cizgi yasamistir. Yani, ezilen
kitlelerin pek de 'rafine' olmayan bir muzigidir. Ustelik, esasen ABD'deki
baskin kulturu degil de ona zamanla yamanan bir baska kulturu temsil eder.
Halbuki arabesk (her ne kadar koklerinden koparilip bir baska cografi
bolgeye gitmek zorunda kalan, ve orada da toplumun en altindan yeniden
baslamak zorunda kalan kisilerin muzigi olmasi hasebiyle birbirine
benziyorsa
da) butun acilardan Jazz gibi degildir; cunku koklerini bu topraklardaki
muzik zevkinden (kulturunden) alir.
Ama, hem sagcilarimiz (halkin degerlerine sahip cikmak isteyenler) hem de
solcularimiz (halkin tercihlerine saygi gostermek isteyenler) bu muzik
turunu yillardir yok farzetmis, buna ragmen Jazz elitlerimiz (entellerimiz)
arasinda hatirisayilir buyuklukte bir kitle bulabilmistir.
]]
{MY, 1} 3. Yine bu surecte bu universitelere alinan ogrenciler nasil bir
{MY, 1} formal egitimin sonucuydular? Bu universitelere diger ulkelerden
{MY, 1} gelen ogrenciler oncelikle bizim Robert Kolej, Fen Lisesi, Anadolu
{MY, 1} Lisesi vs. gibi okullarin mezunlarina denk ogrenciler miydi? Yoksa,
{MY, 1} Cizre Lisesi vs. gibi okullarin mezunlarina denk ogrenciler miydi?
{B} Ah.. ustadim, siz de fevkalade garip sorular soruyorsunuz. Teesssuf
{B} ederim. Amerikali olacak da Cizreli ayarinda olacak... hic olur mu;
{B} tabii ki her biri allame-i cihan kalitesinde ay parcasi misali piril
{B} piril birer WASP idi.
{B}
{B} Her biri sadece dunyanin nasil daha iyi yasanabilecek bir dunya haline
{B} getirlmesi gibi ulvi konularda zihin yorar, agizlarindan da sadece
{B} hayatin uhrevi gerceklerini analatan hikmetli durr-i gevher
{B} dokulurdu... Ahh o gunler.. ahh ol memleket.. ol devr-i saadet
Bu da bizdeki 'in-built' asagilik duygusuna hitaben soylenmistir. Zaten
bence yeterince de acik yazilmistir; fakat yazinin butunlugu icinde yanlis
anlasilabilir durumda kalmistir.
{MY, 1} 4. Henuz emekleme donemini gecememis universitelerden, daha
{MY, 1} tesekkullu ve oturmus olanlardan beklenenleri beklemek ne derece
{MY, 1} gercekci ve dogrudur?
{B} Burada 'daha tesekkullu ve oturmus' ifadesinden hangi universiteleri
{B} kastettiginizi pek cikaramadim. Hangi ulkeden bahsettiginizi biraz daha
{B} vuzuha kavusturursaniz belki yardimci olacak arkadaslarla sizi irtibata
{B} gecirebilirim.
Turkiye'deki en eski iki universite Istanbul universitesi ile ITU oldugunu
zannediyorum. Ama, eski olmak bunlara bir fayda getirmemis, 'oturmus'
sayilamayacaklari gibi, ayni zamanda da 'tam tesekkullu' de sayilmazlar.
Bunun esas sebebi de --zannedersem-- olmayani yaratmak yerine var olandan
alip daha az olana vermek politikamizdan kaynaklanmistir. Bu politikanin
pragmatik acidan yanlis oldugunu iddia etmiyorum; buyuk bir ihtimalle
zorunluydu (hala daha dogudaki universitelere yeterli hoca bulamayis
problemimiz devam ediyor ve bir cok kiymetli hocalari rotasyon vb
yoluyla yollarda helak ediyoruz. Ama, onlara zul olmasina ragmen bunun
karsisinda degilim). Hakli gerekceleri olan bu durumun fiili bir sonucu
da vardir: Turkiye'de oturmus veya tam tesekkullu bir universitenin
olmamamsi.
{MY, 1} 5. Harvard gibi ozel okullara Bilkent'te oldugu gibi sadece
{MY, 1} "babasinin parasi oldugu icin" ve 400 puanla girip diploma alan
{MY, 1} ogrenciler alinir mi?
{B} YES. Hem de bal gibi.. Cebinize bir kac yuz bin dolar koyup istediginiz
{B} universiteye gidin; sizden ne puan ne de ekose isteyeceklerdir. Tabii
{B} bu dediklerimin arasinda /zinhar/ ABD univeristeleri yoktur. Cunku
{B} kapitalist ahlagi denilen mefhum boyle bayagiliklara kesinlikle cevaz
{B} vermez.
ABD'de (ingiltere'de de) universitelere para bastirip girenlerin ve mezun
olanlarin oldugunu biliyorum. Akademik liyakatle alakali olmayan
gerekcelerele (basketbolcu, kurekci vb) universitelere (hatta uzerine para
vererek) alinan ve ite-kalka mezun edilen cok sayida sporcu da cabasi..
Bizde boyle seyelr dogrudan dogruya olmuyor pek. Bu gune kadar bizde bu tur
seyler daha seyerek oldu. Daha dogrusu ilkogretim seviyesinde daha fazla,
oradan aki$a giren ogrencilerin bir sonraki kademeye gecmelerinin
(neredeyse) otomatik olmasi yoluyla oldu.. Ozel universitelerin
yayginlasmasiyla bu durumun ABD'ye benzer bir hal alacagindan korkarim.
{MY, 1} 6. Robert Kolej, Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, vs.nin akilli ve zeki
{MY, 1} mezunlari akademisyenligi sectiklerinde Kafkas Universitesinde
{MY, 1} calisirlar mi? (Bolum kutuphaneleri de dahil olmak uzere arastirma
{MY, 1} yapmalari icin her turlu olanak saglansa dahi)
{B} Hayir. Kafkas Universitesinin dersliklerinden bakinca Camlica
{B} gorunmuyorsa biraz zor. Bu anlamda, iyi haber alan kaynaklara
{B} dayanarak, Kafkas Universitesinin Istanbul'da olmayisi konunun
{B} uzmanlarinca buyuk bir talihsizlik ve yanlis yatirim timsali olarak
{B} degerlendirilmektedir.
Gitmemek icin turlu cesitli dolaplar (becayisler, raporlar vb) oldugunu
bilmiyor muyuz?
{MY, 1} 7. Turkiye'deki universiteler icin akreditasyon'dan soz ederken,
{MY, 1} bilim ozgurlugunden, ogretim uyelerinin sendikalasma haklarindan,
{MY, 1} vs.,den de soz edilmeli midir? Yukarida saydigim elit liselerin
{MY, 1} mezunlari bunlari zaten elde etmisler midir?
{B} Evet soz edilmelidir. Cunku sendikalilasinca ilk yapacaklari sey
{B} mutlaka egitimin kalitesini yukseltmek uzere gayrete gelmek olacaktir.
{B} Zaten Turkiye'de sendikalar hem urtetim kalitesinin artmasi hem de
{B} sendikali isgucunun sayisinin artmasi icin ellerinden geleni yaptiklari
{B} icin bu konuda supheye kat-i surette mahal yoktur.
Ben sendikalasarak yukseltilen hizmet ve/veya urun kalitesine rastlamadim
bu gune kadar. Olsa olsa urunun fiyati artmistir. Eger rekabet varsa bu
fiyat artisini hakli kilabilmek icin kalitede bazi artislar (daha sonra)
olabilmekle beraber, eger rekabet yoksa bu tamamen toplumun aleyhine
calisan bir cark haline gelmektedir (bkz Kitler ve tekellesmis ozel sektor
kuruluslari).
Soylediklerimi, uzun zamandir hic bir toplu pazarlik imkani olmayan
ciftci/rencber kitlesi ile karsilastirisaniz aradaki ucurumun ne derece
arttigini gorursunuz
[[
Adam, asgari ucrete bile razi olarak evini barkini birakip sehre gocuyorsa,
onun aradiginin 'daha iyi yasamak' oldugu seklindeki teranelerein aslinda
onun ne derece zor durumda oldugunu da aciklar sanirim.
Kimse %5-10'luk bir iyilesme icin yerini yurdunu birakip yollara dusmez.
Dolayisiyla, asgari ucret gibi bir gelirin pesine dusmek ihtiyacini
sergiliyorsa
bu kisinin durumunun asgari ucretin yarisinin bile bir hayli altinda
oldugunu
rahatlikla kabul edebiliriz. Bunun icin oyle uzun boylu istatistikler
vb.nin
de gerekli olmadigini dusunuyorum.
]]
{B} Ayrica, ne kadar yuksek rakkamlarda toplu sozlesme bagitlarlarsa o
{B} kadar yuksek uyelik aidati gelirleri olacagi, bu yuzden ucret
{B} sendikaciligi yaptiklari, baska bir deyisle issizlige mani olmak icin
{B} disarida bos gezen insanlarin ise alinmasi icin baski yapmak yerine
{B} hal-i hazirda isi olanlari digerlerine karsi koruyarak dogrudan dogruya
{B} isci sinifinin aleyhine tavir aldiklari konusundaki iddialar kulliyen
{B} gercekdisidir.
Sendikalarin var olus gerekcesi isci sinifina hizmet etmekti diye
biliyordum (yanlisim varsa duzeltile); bu 'bir isi olan kisi'ye hizmet
demek olmamalidir.
Halbuki, bizde sendikalar issizlikle hic bir zaman ilgilenmemislerdir.
Onlar da bilinen edebiyatlarla 'bordro mahkumlari'nin gelirlerinden
pay almaktan oteye hic bir sey yapmamislardir. Bu gune kadar sadece
ve sadece 'emegin gucu', 'uretimden gelen guc' filan laflariyla 'is
gucu zorbasi' gibi ortalikta dolanmmislar; buna karsilik iscilerden
topladiklari paralarla ne iscilerin (uyelerinin) vasiflarinin artmasi icin
bir egitim calismasi yapmislar ne de uyelerine baska herhangi bir
katkilari olmustur.
Ustelik, disarida milyonlarca kisinin issiz gezdigi bir ortamda vasifsiz
isciler icin yuksek ucret sendikaciliginda direterek sendikasizlastirmaya
bile yol acmislardir.. Bu da isci sinifina hizmet sayilmaz sanirim.
{B} Ustelik kisiler yillarca sendika aidati odedikten sonra bu paralar
{B} -emekli olduklarinda veya sendikadan ayrildiklarinda- biriken
{B} faizleriyle birlikte kendilerine nakten ve defaten odendigi icin
{B} kesinlikle sendika agaligi diye birsey gorulmedigi gibi, olmayan
{B} bu agalarin bir oturusta kumarda birer servet kaybettikleri gibi
{B} soylentiler de sadece birer tevaturden ibarettir.
Evet. Icinizden bir kisi -bir tek kisi.. alinan bu aidat bedellerinin
nereye harcandigini soyleyebilir mi? Nereye gider bu paralar..
Grev fonlari filan. (Grev sirasinda grevdeki iscilere kac kurus odendigini
bilir misiniz.. O para 'efkar dagitmak' icin icilen sigaraya yeter mi?
{B} Dolayisiyla derhal bir sendika kurmalari ve sinifsal milli
{B} meselerimizde, toplumun duyarli oldugu konularda sadece kendi
{B} mensuplarina degil butun proleter prof.lara tercuman olacak sekilde
{B} ozenle hazirlanmis bildirileri bugunden hazir etmelidirler. Boylece
{B} memleketin kurtulusuna daha dogrudan ve anlasilmaz katkilarda
{B} bulunacaklardir.
Sahi.. baska ulkede ismi 'meslek birligi' ya da 'meslek odasi' olup da
kendi meslekdaslari disinda herseyle ugrasan orgutlenmeler var midir?
Muhendisler odasi olur ideolojilerin bayraktarligiyla ugrasir. Mimarlar
odasi olur 'toplumsal' selerle ugrasmaga kalkar. Barolar olur basortusuyle
ugrasir..
Yahu... bunlar meslek odasi mi gizli parti mi? Ya ben meslek deyince
yanlis anliyorum, ya da baska yerlerde yanlisliklar var..
Meslek odasi dedigin meslekdaslarin dertleriyle ve toplumla iliskileriyle
ugrasir diye bilirim: Mesleki konularda MESLEK ile ilgili standartlar
hazirlar, meslek-ici egitim ve yayin calismalari yapar, meslegini
su-i istimal edenleri meslekten men edecek tedbirler alir filan..
Ben mi yanlis biliyorum. Yoksa hic mi bilmiyorum? Benim dedigim mesleki
calismayi Turkiyede yapan bir adet (evet numunelik, bir adet) meslek
orgutu var midir?
{B} Ote yandan daha onceki paragraflarda dile getirdiginiz elitlerimizin
{B} sendikalilasmalarindan bahsetmek onlarin erdikleri sinifsal pozisyon
{B} acisindan bir cesit hakaret bile sayilabilecegi icin konuyu
{B} gecistirmekle iktifa ediyorum.
Bu da zenginlerin zaten boyle bir seye ihtiyac duymadigini dile getirmek
icin soylenmistir.
{MY, 1} Tahmin ediyorum, bu sorulara bazi yanitlar gelecektir. O zaman
{MY, 1} gorusmek uzere, saygilar.
{MY, 1} Mehmet Yagci
{B} Bu kadar komprime bilgileri benden aldiginiz icin tesekkur etmenize
{B} gerek yok; bu konuda daha detayli fakat yayinlanmayacak dusunsel
{B} bir calismam yakinda neticelenecektir. O gune kadar, malesef kifayetsiz
{B} de olsa elde mevcut olan en analitik degerlendirmeler bunlardir.
'Tecahul-i arif' derler.. bunu yapmaga calismis ve yeri geldiginde
kendimizle de dalga gecmege calismistik. Ama olmamis.. anlasilan
elimize yuzumuze bulastirmisiz..
Simdi.. butun bu aciklamalari yaparak iyi mi yoksa kotu mu yaptigimi
simdiden kestiremiyorum. Ba$ka acilardan (ba$ka ki$ilerle ilgili olarak)
zulf-u yare dokunmus olabilirim..
Basri
ka...@ibm.net
{B} basri
{B} ka...@ibm.net
<SNIP>
{MY, 2} Sizi kutlarim. Verebileceginiz en iyi cevaplarin bunlar oldugunu
{MY, 2} okuyunca gozlerim doldu. Cok dusunmus olmalisiniz bu "komprime"
{MY, 2} bilgileri vermek icin. Detayli calismanizi da bu platformda okumak
{MY, 2} isterim. Ayrica "cocuklarinizin basina yemin" etmenize gerek yok.
{MY, 2} Size cani gonulden inaniyorum. Ciddiye aliyorum. Okuduklarim
{MY, 2} benim icin bir ornek teskil ediyor. Devamini dilerim.
<SNIP>
{MY, 2} Mehmet Yagci
Hakli olabilirsiniz..
Belki de universite tanimlarimiz farkli.
Bunu, universitelerin meslege yonelik bilgi vermemesi gerektigi analaminda
mi soyluyorsunuz?
> -Tanju
> ______________________________________________________________________
> ta...@wakeup.org http://www.wakeup.org/tanju/
> "Wake up now from your heedlessness before the day
> comes when you are awakened without your will" Abdul-Qadir Gilani
PS: Ben bu 'quotation'u gercekten anlayabilmis degilim;
Turkcesini yazar misiniz.
'Evrensel'... cok SIK duydugum fakat giderek yorgun dusen bir kelime..
Acilen istirahate ihtiyaci olan bir kac kelimeden biri gibi geliyor bana.
Hem, masil oluyor da 'daha dun bir bugun iki' bile sayilamayacak bir
gecmisi olan bir sey aniden boyle 'ekumenik' bir mertebeye gelebiliyor?
Anadoluda '3 ayda zengin olanio 1 gecede asarlar' derler..
> muziginden, ritmik yapisini Afrika'dan, melodilerini sinir tanimadan
> dunyanin her tarafindan alarak muzik sanatinda insanoglunun yarattigi en
> iyileri kendi potasinda eriten bir de ustune ustluk dogaclama gibi tarifi
> imkansiz duygusal bir tecrubenin, yaraticisi ve dinleyenleri tarafindan
> ayni anda es-zamanli paylasilmasi esasina dayanan bu muzigin dunyanin her
Osmanlica da vaktiyle bu tur bir kulturel herc-u merc sonunda ortaya
cikmis ve cok daha uzun bir sure icin zamanin mutfaginda demlenmisti.
Sonra nedense pek makbul olmaz oldu.. :-)
> kosesinde muzikseverlerce dinlenmesini ozenti olarak nitelendirmenizi
> kusura bakmayin ama biraz sanatsal cehaletinize veriyorum. Jazz'in
Dogaclamanin Turk kulturune yabanci oldugunu soyleyemeyiz. Sozlu Halk
Muziginin buyuk bir kismi /dogaclama/dir. 'A$Ik' geleneginde de
gorulebilir.
Ozenti kelimesini ben kullanmadim. Ama, bu baglamlarda hic kullanilmayan
bir kelime oldmadigini da kabul etmek lazim.
> muzikal degerini ve evrenselligini burada uzun uzadiya tartismak
> istemiyorum cunku bu konuda her iki tarafinda yazdigi yuzlerce kitap ve
> makale var. Ancak, jazz muziginin bugun gelmis oldugu nokta itibariyla
Bu 'iki taraf' arasinda 'biz' de var miyiz; yoksa kendi iclerindeki 'iki
taraf' midir soz konusu olan?
> kitlelerin muzigi olmadigi ve ekseriyetle belli bir muzikal egitim almis
> insanlarca dinlendigi de bir gercek. Arabesk ile jazz muzigini
> karsilastirma denemeniz ise pek kabul edilebilecek gibi degil.
> Bahsettiginiz "ezilen kitlelerin rafine olmayan muzigi"nin ismi
> blues'tur. Jazz ise form, tonal yapi, armoni, ve dogaclama stili
> itibariyla blues'dan cok sey odunc almis olsa da 1890'lu yillarda
> New Orleans'in cok-kulturlu ortaminda latin, avrupa, sirk, bando
Evet, dogru: New Orleans. Ve, New England degil..
> muziklerinden de etkilenerek kendine has karakterini olusturmus bir
> muzik stilidir. O zamanlardan baslayarak Swing donemi haric hicbir
> zaman kitlelerin muzigi olma statusune de erisememistir. Bunda muzigi
> yaratan muzisyenlerin sanatlarindan ticarilesmeye minimal taviz vermis
> olmalarinin rolu buyuktur. Amerika'da bile muzikal egitim almis
> zencilerin ve bir kisim beyazlarin dinledigi muzik olarak suregelmistir.
> Elit kitlenin muzigi olarak lanse edilmesi ise muzik endustrisinin bir
> pazarlama stratejisidir.
Ben de buna isaret etmek istemistim.
> Kuskusuz, jazz muzigini anlayan, deger veren, ve yasatan kitlenin
> egitimli, kulturlu, ve varlikli olmasi bu ilintilendirmenin pek de
> haksiz olmadigina isaret etmektedir ama statu kazanmak amaciyla
> jazz muzigi dinlemenin moda haline gelmesi bir pazarlama ve sosyoloji
> vakasidir.
Bu da demek istediklerimin arasindaydi..
> Jazz muzigi 1900'lu yillarin basindan beri cogunlukla saglam muzik
> egitimi almis, formal egitimin eksik kaldigi durumlarda da tam anlamiyla
> "payin' the dues" felsefesiyle buyuk ustalarin yaninda egitimden gecerek
> gerek enstrumantal teknik gerekse de dogaclama ve armoni alanlarinda
> ustalik kazanilmadan tek bir parcanin bile plaga kaydedilemeyecegi
> rekabetci bir ortam icerisinde gelismistir. Arabesk ise tam anlamiyla
> ticari kaygilarla, sinirli muzikal bilgiye sahip insanlarca kitlelere
> satilmaya calisilmis,cogu zaman kendini tekrardan kurtaramamis bir
> sozde-sanat
Bkz dip not.
> (pseudo-art) olarak kalmistir. Arabesk yerine jazz dinleme olayini ulusal
> degerlerin inkar edilip disa ozenti motivasyonu ile aciklamaya calismaniz
> ne jazz'dan ne de arabeskten pek de bir sey anlamadiginizi bunun da
> otesinde genel anlamda muzikal kulturunuzun zayif kaldigini gosteriyor.
Eger tatmin edici bulursaniz, yukaridaki cumlenin birinci bolumune
(genelleme bolumu haric) katilirim.
> Daha da genel anlamiyla sanata milliyetci motiflerle deger bicme
> anlayisinizi sanatcinin sanat yaratma surecinden ve psikolojisinden
> bihaber oldugunuz seklinde yorumluyorum. Sanatin vatani yoktur.
Milliyetcilik hakkinda: 'her zaman en cengaveriz biziz; biz sizi
doveriz; layn!!' turu bir milliyetcilik kapsaminda kendimi
gormuyorum; ama, 'onlar'da iyi oldugu soylenenin esdegeri bizde
yoksa (ilham alinarak) yaratilmasini (ama kopya edilmemesini), eger
varsa o"ne cikarilmasini isteyenlerdenim. Bu bir kusur ise, kusurlu
oldugumu kabul ediyorum. :-)
Bu konuyla ilgili olarak da: Eger enternasyonalism (evrensellik vb)
acisindan bakilmasi mubah olabiliyorsa, milliyetcilik acisindan da
bakilabilmesi gerekiyor. Ama benim oyle bir iddiam oldugunu
da hatirlamiyorum.
Ayrica, 'Sanatin vatani yoktur' diyorsunuz.. peki, ya sanatcinin?
Ya dinleyicinin?..
Sanatla parayi karistirmiyormusuz gibi geliyor bana :-)
> Sanat insanin duygularini en saf ve kisisel bir sekilde ifade ettigi
> ortamdir. Guzel veya cirkin, neseli veya acikli olsun, sanatci ile
> sanatin eristigi bireyler arasinda saf ve durust bir duygusal akis
> yaratan her tur aktivitenin sanatsal degeri vardir.
Ama arabeskin yoktur ?
> Bu nedenle temel motivasyonu saf ve durust bir duygu iletisimi
> degil olsa olsa duygu somurusu yoluyla kitlelerden para kazanmak olan
> arabesk veya pop muzigin sanat olarak degil eglence (entertainment)
> olarak adlandirilmasi bir tesaduf degildir. Ayni sebepten oturu cogu
Ben 'arabesk eglencesi' denildigini duymamistim...
> zaman jazz kategorisinde ismini gordugumuz Kenny G'nin de sanatseverler
> nezdinde jazz ile uzaktan yakindan alakasi yoktur.
> Bu tartismayi cok fazla uzatmak istemiyorum ama jazz ile uzunca bir
> suredir gerek muzisyen gerekse de dinleyici olarak ilgilenen biri olarak
> cevap vermek zorunlulugu hissettim. Bu arada fikr-i sabit bir jazz muzigi
> fanatigi olmadigimi, Klasik Bati muzigini Gregorian Chants'dan Anton
Ben de fikr-i sabit bir Jazz dusmani filan da degilim. Masum bir ornek
verelim dedik bakin basimiza ne geldi :-)
> Weber'e, Brezilya ve Karayip kokenli muzikleri Samba'dan MPB ve Salsa'ya,
> Turk sanat muzigini de daha amator bir anlamda Tanburi Cemil Bey'den
> Necdet Yasar'a takip ettigimi belirteyim. O nedenle muzik konusunda
Galiba 5-6 ay onceydi.. Ve yanlis hatirlamiyorsam Idil Biret, Nuriye
Akman'la Hurriyet'te yayinlanan bir (tam sayfa) sohbette hem Turk Klasik
Muziginin bes para etmeyecegini soyluyordu hem de /zinhar/ bir tek KTM
parcasini bile bugune kadar dinlememis oldugunu ve asla (mutfakta bile)
dinlemeyecegini filan soyluyordu.. (Ismini tam olarak hatirlayamiyorum,
Suna Kan, Pekinel'lerden birisi veya Idil Biret olabilir, bana lutfen eski
gazeteleri aratmayin; isim yanlisim varsa lutfen birisi duzeltsin). Sizin
yaklasiminiz bizim 'zirve' ('deha', 'prodigy', 'usta', 'medar-i iftihar',
'milli gurur kaynagi') bazi 'bilenlerden' cok daha ilimli. Tesekkur ederim.
> bilmedigim konularda susmayi bildigim konularda ise gerekli gordugum
> duzeltmeleri yapmayi uygun buluyorum. Ayni sekilde burada yazan
> arkadaslarin da bilmedikleri konularda biraz daha kontrollu davranip
> ahkam kesmemelerini tavsiye ediyorum.
Kerimcan bey,
Jazz (ve muzik?) konusunda 'cahil' olarak nitelendirmenizden
alinmam gerekiyor belki ama alinmadim. Cunku hem ben (sizin gibi)
bir muzisyen degilim --oyle bir yetenegim hic olmadi--, hem de
benim amacim geciste bir ornek vermekti.
Onun bizim aydinimizin (halkimizin) var olmak kavga ve macerasinda
yasadiklarini (hissettiklerini, soylemek istediklerini) pek temsil
etmedigini, temellerinin ne bize ne de bazilarimizin ozendigi
Anglo-Sakson kulture dayanmadigini (yani, alirken sorgulanmadigini)
soylemeye calismistim. (Benzer karmasayi Turk Ceza hukugunda da
goruruz; 'batidan olsun da camurdan olsun' misali, bir tutam oradan
bir tutam buradan muhtelif 'hukuk'lar ithal edilmemis midir? Bunlarin
bunyemize uydugunu veya uygun oldugunu soyleyebiliyor muyuz?)
/Ahka^m kesmek/ uzere yola cikilmamisti... Ama, demek ki buradan
gorundugu gibi oradan gorunmuyor :-)
Anladigim kadariyla, siz de bunu cok fazla yadsimiyorsunuz; ama
bir Jazz-sever olarak itiraz ediyorsunuz.
Benim kisisel olarak sizin muzik (veya baska) zevkinize bir dokundurma
yapmak gibi bir amacim yoktu; olamaz. Ben kendi acimdan bir
tespiti dile getirmege calistim.
Ote yanda; bir muzik turunu bir digerine ustun kilan nedir?
Eger aranan sey zamanin imbiginden gecmis, olgunlasmis bir muzik
olsaydi Cin veya Hint muzigi uzerine olaganustu bir hucum olmaliydi..
Bir kac bin yillik kulturun muzikleri degil mi bunlar?...
Yok, 'bugunu' anlatir olmasi ise.. o taktirde Turkiye'deki bir insana
Jazz (veya baska bir muzik cesidin) gibi baska bir mekan ve dildeki
bir muziginin 'kendi bugununu' anlattigini da aciklamak gerekir.
Kisisel anlamda olmasa bile, kitleler acisindan bir tur 'escapism'
degil midir? Yani, 'gibi yasamak', 'gibi hissetmek'...
Arabesk'in prozodi vs acisindan daha zayif oldugunu kabul edebilirim,
uzman iddiasinda da degilim; ister istemez bulundugum 'receiving end'de
gordugum kadariyla Orhan Gencebay disinda arabesk muzik 'usta'lari
arasinda (neyi ne icin yaptigininin $uuruyla) konuya yaklasan da pek yok..
Ustelik birinin 100 sene digerinin ise cok-cok 30-35 senelik bir mazisi var
Sunu da soylemeliyim: Eger hem sag hem de sol aydinlar tarafindan
bu derece uvey evlat muamelesi gormeseydi belki de sizin tenkit ettiginiz
bir cok eksigi bugun olmayabilirdi.
Son olarak da o yazinin sonunda yazdigim paragrafi buraya tekrar almak
gerekiyor galiba:
{B} Simdi.. butun bu aciklamalari yaparak iyi mi yoksa kotu mu yaptigimi
{B} simdiden kestiremiyorum. Ba$ka acilardan (ba$ka ki$ilerle ilgili
{B} olarak) zulf-u yare dokunmus olabilirim..
Selamlar
Basri
ka...@ibm.net
PS: Bu konuda soylenmesi (tartisilmasi gereken) baska seyler de var: mesela
cok uzun yillardir yapilagelen kultur anlasmalari.. bunlarin sonucunda, bu
ulkede, baska ulke /'sanat'ci/larini severek dinleyenlerin (nihai analizde)
o
ulkelerin 'sanat urun'lerine pazar olup olmadigi; durum boyleyse
> [..] tam anlamiyla ticari kaygilarla, sinirli muzikal bilgiye sahip
> insanlarca kitlelere satilmaya [..]
calisilmasi anlamina gelip gelmeyecegi.. vb.
######################################
O 'Buyuk Kapidan' gecmek vakti geldiginde, ben de, dedem gibi,
ruhumu uykuda ve huzur icinde teslim etmek isterim;
yolculari gibi panik icinde ve bar bar bagirarak degil...
######################################
Dogru. Haklisiniz.
Duzelttiginiz icin tesekkurler..
Asagida da hakli oldugunuzu teyiden anlamlari ve yanlis yazildigi
takdirde ne anlama gelecekleri var.
Selamlar
Basri
ka...@ibm.net
Osmalica-Turkce Ansiklopedik Luga^t (Ferit Develioglu):
mu"rtedd (a. s. redd'den) irtida^ededen, yasak olan seylerden kacinan
murtadd (a. s. redd'den) Isla^m dinini birakip baska bir dine giren
muhtedi' (a. s.) hileka^r, dlavereci (bkz muhta^l)
mu"htedi^ (a. s. hida^yet'den) ihtida^ eden, hidayete
erisen, Isla^m dini kabu^l eden. [mu"en : 'mu"htediye'dir]
Okyanus Ansiklopedik So"zluk(Pars Tuglaci):
muhtedi, s. Osm. <Ar. /hud'a/> ihtida^d > muhtedd. esk.
(1) hileka^r, duzenci. [Ing. deceived, cheated]
mu"htedi, s, Osm. <Ar. hida^yet> ihtida^, esk.
(1) Dogru yolu bulan, hidayete eren
(2) Kendi dinini birakarak Muslumanligi kabul eden
[Ing. Who embraces the true faith, converted to Islam,
who obtains and follows a right direction;
Fr. Converti a` L'islam]
ihtida //ihtida^//, i, Osm. <Ar. /huda/ esk.
(1) Dogru yola girme, hidayete erme
[Ing. Finding the right road; Fr. Action de trouver
le droit chemin]
(2) Baska bir dinden cikip, Muslumanligi kabul etme,
Musluman olma
[Ing. Conversion to Islam; Fr. Conversion s l'islamisme,
action de se faire Musluman]
(3) Halini duzeltme.
mu"rted, s. ve. i --> murtet
mu"rtet, -ddi^, s. ve i, Osm., < Ar, /redd/ > /irtida^d/. esk.
(1) Isla^m dinin birakip baska bir dine gecen [kimse]
[Ing. Who apostatizes from Islam. apostate, renegade;
Fr. Qul a abjure' l'lislamisme, rene'gat, -ate]
(2) huk. --> irtidat
Olabildigince her metnin kendi yazim uslubunu aynen aktarmaga
calistim. Umarim ciddi hatalar (burada da) yapmamisimdir.
Basri
ka...@ibm.net
The above pharase in English is: Ottoman Language versus Turkish
Encyclopedic Dictionary by Ferit Develioglu.
I have a copy of its 8th edition, it is over 1500 pages, approximately
7 inches by 9.5 inches in size, and published in 1988 by the publisher
Aydin Kitabevi in Ankara, Turkiye. It is a colossal work for the dead
Ottoman language.
All the entries in this dictioanry are made by writing the Ottoman
words in both Latin and Arabic alphabets. Ottoman language, as all
know, was always written in Arabic alphabet only, never in Latin
alphabet. Therefore, all the historic documents and etc found in
Ottoman achives had been written in Arabic alphabet.
I do not know who needs this dictioanry, besides the people who know
both Turkish and how to read Ottoman language written in Arabic
alphabet and do research in Ottoman history wanting to know Turkish
meanings of Ottoman words. Non-Turkish speaking people obviously
cannot use it. It does not contribute any value what so ever to
Turkish language today.
It has even an ISBN number which is 975-7519-00-6 (for the US Library
of Congress Cataloging-in- Publication) as if it was to be marketed in
the USA or Europe even though there is no text in English or any
European language in it. But may be, this is a minor point even though
interesting to me. It is a colossal work for a dead language.
But the main poin I am trying to make is that by its mere existence,
without looking at its content, it proves the fact that there are two
saparate languages, one Ottoman Language and the other Turkish
Language. A person, looking at all the entries of the dictionary,
cannot find one single Turkish word in it; all the words, every sigle
one of them, for which a Turkish meaning is given are either of
Persian or Arabic origin and totally foreign to Turkish language today.
Another interesting but definetly not a minor point is that the title
contains a word "lugat" which is an Ottoman word of Arabic origin for
the word "dictionary" in English (or "sozluk" in Turkish); the author
who did not neglect to obtain an ISBN number for his work, prefered
to use the Ottoman word "lugat" instead of the Turkish word "sozluk"
for the title of his work; that, to me at least, is a delibarate,
typical and sneaky attempt to link Ottoman language to Turkish
Language.
If the Ottoman language were the language of Turks, Turks, for no
doubts, would be using it today, and there would be no need for an
"Ottoman Language versus Turkish Encyclopedic Dictionary".
Note that I will ignore all the replies the purpose of which is to
swear at me and insult me. Nowadays not many people can express their
opinions without insulting and swearing in most disgraceful and
uncivil ways.
Jazz muziginin cografi evrenselligi Irlanda asilli John McLaughlin'in
Hintli Trilok Gurtu ile, Afrikali-Amerikali Don Cherry'nin Turk Okay Temiz
ile, Danimarkali Palle Mikkelborg'un Miles Davis ile, Stan Getz'in
Brezilyali Joao Gilberto ile ve buna benzer bir sekilde benim de dun bir
Hintli arkadasim Dhananjay ile ayni muzikal lisani konusabilmemizden
geliyor. Jazz'in Amerika'da dogdugu dogru ama gunumuzde vardigi nokta
itibariyla bir dunya muzigi olmustur. Evet, jazz CD'leri hicbir zaman
Madonna CD'leri kadar satmiyor. (Bu arada Compact Disc'in Turkce karsiligi
turetildi mi?) O acidan bakildiginda dunya muzigi degildir belki de.
>
>Hem, masil oluyor da 'daha dun bir bugun iki' bile sayilamayacak bir
>gecmisi olan bir sey aniden boyle 'ekumenik' bir mertebeye gelebiliyor?
>
>Anadoluda '3 ayda zengin olanio 1 gecede asarlar' derler..
Tabii ki jazz muzigi 1895'lerden beri bu isimle aniliyor ama Bati
Afrika'da yuzyillardir jazz muziginin temeli sayilan dogaclama,
"shout-and-response", ve polyritm kullanilagelmistir. Gunumuz jazz
armonisi Bach'dan Stockhausen'a coksesliligin butun gelisiminden
faydalanmistir. Kullanilan enstrumanlar binlerce yildir insanlarin
dunyanin degisik yorelerinde caldigi ve evrimlestirdigi enstrumanlardir.
Melodiler ise folklorik ogelerden ninnilere, populer sarkilardan orijinal
kompozisyonlara kadar genis bir yelpazeden gelmektedir. Dolayisiyla, resmi
olarak gecmisi 100 yil olsa bile tarihsel kokleri itibariyla dunyanin
degisik yorelerindeki muzikal mirasin devami seklindedir.
Bugun halen Louis Armstrong, Duke Ellington ya da John Coltrane'in
CD'leri butun muzik dukkanlarinda bulunabiliyor ve halen satiliyor ise bu
bir gostergedir. Olumunun uzerinden 42 sene gecmesine ragmen Charlie
Parker'in muzigi tazeligini ve modernligini muhafaza edebiliyor ve pek
cok jazz muzisyeni icin mukemmelligin zirvesi olarak goruluyorsa zaman
boyutunda evrensellige ulasilmistir demektir.
>> kosesinde muzikseverlerce dinlenmesini ozenti olarak nitelendirmenizi
>> kusura bakmayin ama biraz sanatsal cehaletinize veriyorum. Jazz'in
>
>Dogaclamanin Turk kulturune yabanci oldugunu soyleyemeyiz. Sozlu Halk
>Muziginin buyuk bir kismi /dogaclama/dir. 'A$Ik' geleneginde de
>gorulebilir.
Zaten ben de dogaclama yalnizca jazz'a ozgundur demedim. Ustelik jazz'in
dunyanin dort bir kosesindeki muzisyenlerce kendi yoresel miraslarindan
faydalanilarak yapildigini zikrettim daha once. Jazz'in belki de en
belirleyici ozelligi hicbir sinirlamanin olmamasi. Isterseniz Bobby
McFerrin gibi vucudunuzun degisik bolgelerine vurarak bir orkestrasyon
yaparsiniz isterseniz sirf Afrika Yoruba vurmali calgilarindan olusan bir
grupla calarsiniz. Turk halk muzigi ogelerini Dave Brubeck parcalarinda
kullanmistir. Ayni sekilde Don Cherry ve Okay Temiz'de bizim ezgi ve
ritmlerimizi jazz muzigi icerisinde kullanmistir. Bu acidan jazz muziginin
capraz-dollenmeye (cross-fertilization) acikligi mustesnadir. Bizde acaba
hangi halk turkusunde jazz muzigi etkisi gordunuz simdiye kadar?
>> muzikal degerini ve evrenselligini burada uzun uzadiya tartismak
>> istemiyorum cunku bu konuda her iki tarafinda yazdigi yuzlerce kitap ve
>> makale var. Ancak, jazz muziginin bugun gelmis oldugu nokta itibariyla
>
>Bu 'iki taraf' arasinda 'biz' de var miyiz; yoksa kendi iclerindeki 'iki
>taraf' midir soz konusu olan?
Bahsettigim taraflardan biri klasik bati muzikciler digeri de jazzcilar.
>> olmalarinin rolu buyuktur. Amerika'da bile muzikal egitim almis
>> zencilerin ve bir kisim beyazlarin dinledigi muzik olarak suregelmistir.
>> Elit kitlenin muzigi olarak lanse edilmesi ise muzik endustrisinin bir
>> pazarlama stratejisidir.
>
>Ben de buna isaret etmek istemistim.
Demek ki siz muzik endustrisinin pazarlama mesajlarini ciddiye alip isin
gercekte de boyle oldugunu farzediyorsunuz.
>> Kuskusuz, jazz muzigini anlayan, deger veren, ve yasatan kitlenin
>> egitimli, kulturlu, ve varlikli olmasi bu ilintilendirmenin pek de
>> haksiz olmadigina isaret etmektedir ama statu kazanmak amaciyla
>> jazz muzigi dinlemenin moda haline gelmesi bir pazarlama ve sosyoloji
>> vakasidir.
>
>Bu da demek istediklerimin arasindaydi..
Burayi acmam gerekecek. Statu kazanmak amaciyla jazz muzigi dinlemeye
baslayanlari gercek bir jazz dinleyicisi olarak nitelendirmek zor. Buyuk
bir kismi Istanbul Jazz Festivali'nde boy gostermeye bayilirlar ama
konserin ortasinda uyumaya basladiklari tecrubeyle sabittir. Hicbir zaman
da cok-sekerli jazz-benzeri CD'lerin otesine gecmezler. Gercekten jazz
muzigi dinleyenler (mutevazi bir jazz dergisi ya da kitabinda ismi gecen
artistleri dinleyenler) esasinda elit tabakaya mensup degildirler. Genelde
(Turkiye'de) ortadirek ailelerin universitede okuyan ve sanata merakli
gencleri tarafindan destek bulmaktadir.
>Ayrica, 'Sanatin vatani yoktur' diyorsunuz.. peki, ya sanatcinin?
>Ya dinleyicinin?..
Sanatcinin vatani vardir ama sanatci sanatini yaratirken kendini herhangi
bir sekilde sinirliyor yada sinirlamak mecburiyetinde hissediyorsa
sanatindan taviz veriyor demektir. Duygularinin safligi ve durustlugu
supheye dusmus demektir. Ayni sekilde dinleyici milliyetci bazi motiflerle
sanatlar arasinda degerlendirme yapiyorsa onu da gercek bir sanatsever
olarak nitelendirmek zor olur.
>> Sanat insanin duygularini en saf ve kisisel bir sekilde ifade ettigi
>> ortamdir. Guzel veya cirkin, neseli veya acikli olsun, sanatci ile
>> sanatin eristigi bireyler arasinda saf ve durust bir duygusal akis
>> yaratan her tur aktivitenin sanatsal degeri vardir.
>
>Ama arabeskin yoktur ?
Asagida acikladim. Arabesk'in muzik piyasasinda nasil uretildigi malum.
Duygu somurusu ile para kazanmaktan oteye sanatsal bir kayginin
izlendigini birkac istisna disinda pek gozlemlemedim. Bu anlamda muzik
piyasasinin Amerika ve Avrupa'da bir seneyi asmayan sureler icin
piyasaya surdugu muzikal urunlerden (isimler ve gruplar) hicbir farki
yoktur.
>> Bu nedenle temel motivasyonu saf ve durust bir duygu iletisimi
>> degil olsa olsa duygu somurusu yoluyla kitlelerden para kazanmak olan
>> arabesk veya pop muzigin sanat olarak degil eglence (entertainment)
>> olarak adlandirilmasi bir tesaduf degildir. Ayni sebepten oturu cogu
>
>Ben 'arabesk eglencesi' denildigini duymamistim...
Arabesk sarkicilarinin Gulhane'de veya baska yerlerde verdikleri
konserlerin eglence olmadigini mi soyluyorsunuz? Hani Gulhane Senlikleri
falan diye geciyor...
>
>Galiba 5-6 ay onceydi.. Ve yanlis hatirlamiyorsam Idil Biret, Nuriye
>Akman'la Hurriyet'te yayinlanan bir (tam sayfa) sohbette hem Turk Klasik
>Muziginin bes para etmeyecegini soyluyordu hem de /zinhar/ bir tek KTM
>parcasini bile bugune kadar dinlememis oldugunu ve asla (mutfakta bile)
>dinlemeyecegini filan soyluyordu.. (Ismini tam olarak hatirlayamiyorum,
>Suna Kan, Pekinel'lerden birisi veya Idil Biret olabilir, bana lutfen eski
>gazeteleri aratmayin; isim yanlisim varsa lutfen birisi duzeltsin). Sizin
>yaklasiminiz bizim 'zirve' ('deha', 'prodigy', 'usta', 'medar-i iftihar',
>'milli gurur kaynagi') bazi 'bilenlerden' cok daha ilimli. Tesekkur ederim.
O sekilde dusunen insanlari da maalesef beyinleri yikanmis tek-tip
muzisyen olarak goruyorum. Eminim onun jazz icin de "muzik degil" seklinde
bir gorusu vardir. KTM'nin ihtiva ettigi melodik zenginlik, tonal
cesitlilik, dogaclamalarda sergilenen virtuoziteyi her zaman takdir
etmisimdir. Ozel olarak KTM dinlemiyor olmam kendi kulak zevkimden
kaynaklanan bir sey belki ama KTM'nin sanatsalligini hicbir zaman inkar
etme curetini gostermedim, boyle bir sey KTM'ne buyuk katkilar yapmis
gecmis ve mevcut ustadlara saygisizlik olurdu. Size KTM'de gunumuzun en
onde gelen tanbur ustadi Necdet Yasar'dan ornek vereyim. Kendisiyle oglu
vasitasiyla tanisma firsati buldum. Oglu oldukca iyi klasik gitar calar ve
flamenco, fusion, ve jazz dinler. Necdet Bey bir sure ABD'de KTM konusunda
dersler vermis uzun yillardir da ABD ve Avrupa'da turnelere cikar. CD'leri
pek cok muzik dukkaninda satilmakta. Yanlis hatirlamiyorsam devlet
sanatcisidir. Klasik Bati ve jazz muziklerine olan ilgisi benim icin
gercek bir muzisyenin nasil olmasi gerektigi konusunda canli bir ornek
teskil etmektedir. Ote tarafta cok yetenekli ve basarili bir piyanist
arkadasimin jazz caldigi gerekcesiyle Istanbul Devlet Konservatuvari
piyano-komposizyon bolumunden atildigini bilirim. Daha sonra Bilkent'e
gitti. Su aralar Viyana Devlet Konservatuarinda burslu olarak yuksek
lisans yapiyor.
Demek istedigim, muzik ve sanat konusunda at gozlukleri takmanin sanata
zarardan baska bir sey getirmeyecegi meydanda. Jazz muzigini de elit ve
entel takiminin sirf Amerikan kokenli diye bagrina bastigi muzik olarak
adlandirmaniz bende sizin de at gozlugu takma egiliminde oldugunuz
izlenimini birakti. Tabii ki bana karsi tez olarak arabeske olan tavrimi
ileri surebilirsiniz ama arabeski pop muzik ne kadar sanat ise o kadar
sanat olarak goruyorum. Arabesk ile jazz arasinda benzerlik kurmaniz ise
ya jazz'i ya da arabeski tam olarak bilmediginize isaret bence.
>Jazz (ve muzik?) konusunda 'cahil' olarak nitelendirmenizden
>alinmam gerekiyor belki ama alinmadim. Cunku hem ben (sizin gibi)
>bir muzisyen degilim --oyle bir yetenegim hic olmadi--, hem de
>benim amacim geciste bir ornek vermekti.
Elbette cehaleti genel anlamda kullanmadim. Hepimiz belli konularda
cahiliz. Bunu inkar eden en buyuk cahildir. Ben de gunumuzde bilginin
exponensiyal olarak arttigi bir ortamda dunyada uretilmis veya
uretilen bilginin %99.999'u konusunda cahilim. Yani her seyi bildigi
yanilgisina kapilmak cehaletlerin en buyugu. Ben yalnizca gorebildigim
kadariyla sizin muzik konusunda ve belki de daha spesifik olarak jazz
konusunda cahil oldugunuzu soyledim. Bunda alinacak bir sey yok.
Hayatinin belli bir doneminde muzisyenligi ciddi bir kariyer alternatifi
olarak dusunmus biri ve bu konuda gerek kendi ulkesinin gerekse de
dunyanin cesitli yorelerinin sanatlarini hem ozel hemde akademik
yontemlerle yakindan incelemis biri olarak sizden biraz daha bilgili
olabilirim.
>Onun bizim aydinimizin (halkimizin) var olmak kavga ve macerasinda
>yasadiklarini (hissettiklerini, soylemek istediklerini) pek temsil
>etmedigini, temellerinin ne bize ne de bazilarimizin ozendigi
>Anglo-Sakson kulture dayanmadigini (yani, alirken sorgulanmadigini)
>soylemeye calismistim. (Benzer karmasayi Turk Ceza hukugunda da
Ama sizin burada yaptiginiz kabul, aydinin illa ki hayatindaki herseyin
belli bir kulturu kopya etmekten ibaret oldugu seklinde. Merak etmeyin,
hem aydin hem de jazz dinleyen biri jazz'in Anglo-Sakson kulturunun
simgesi olmadigini bilir. Bilmiyorsa ya aydin degildir ya da gercekten
jazz'a gonul vermis biri degildir. Ustelik, bana kalirsa aydin olmakla
marka duskunlugunu biribirine karistirmissiniz. Burada marka
duskunlugunden kastettigim yalnizca Levi's veya Timberland turu bir
duskunluk degil "Avrupa'dan geliyorsa iyidir" anlayisi. Bu sekilde dusunen
bir insanin aydin bir insan olmasi da bence mumkun degil. Aydin insan
kendi aklini ve sorgulama yetenegini hicbir dogmaya sapmadan kullanarak
kendince iyiyi ve kotuyu ayirmaya calisan bir insandir. Bunu da oturdugu
yerden degil, okuyarak, ogrenerek, konusarak, izleyerek, kisaca butun duyu
ve us yeteneklerini kullanarak yapar. Kisaca jazz dinleyerek Anglo-Sakson
kulturunu kopya ettigini sananlar zaten aydin olamazlar. Bu sekilde
dusunerek jazz dinleyenlerin de jazz'in j'sinden bile haberdar
olmadiklarini soyleyebiliriz. Dolayisiyla hem aydinlara hem de jazz
dinleyicilerine hak etmedikleri bir suclamada bulundugunuz icin bu kadar
size reaksiyon gosteriyorum.
> Benim kisisel olarak sizin muzik (veya baska) zevkinize bir dokundurma
> yapmak gibi bir amacim yoktu; olamaz. Ben kendi acimdan bir
> tespiti dile getirmege calistim.
Ama tespitiniz yanlis olmus. Entel ve aydinlara haketmedikleri bir
suclamada bulunmussunuz. Suclamaniz esasinda samimi olarak aydin olan ve
jazz dinleyenlere yonelik degil "camurdan olsun avrupali olsun"
mentalitesi ile batinin herseyini taklit eden, okuma ve ogrenme ile
minimal ilgisi olan sonradan-gorme zenginlere veya beyni yikanmis
insanlara.
>Eger aranan sey zamanin imbiginden gecmis, olgunlasmis bir muzik
>olsaydi Cin veya Hint muzigi uzerine olaganustu bir hucum olmaliydi..
>Bir kac bin yillik kulturun muzikleri degil mi bunlar?...
>
>Yok, 'bugunu' anlatir olmasi ise.. o taktirde Turkiye'deki bir insana
>Jazz (veya baska bir muzik cesidin) gibi baska bir mekan ve dildeki
>bir muziginin 'kendi bugununu' anlattigini da aciklamak gerekir.
>
>Kisisel anlamda olmasa bile, kitleler acisindan bir tur 'escapism'
>degil midir? Yani, 'gibi yasamak', 'gibi hissetmek'...
Esasina bakarsaniz bu tur bir tartismanin yeri galiba rec.music.bluenote
newsgroup'u. O yuzden burada detayli bir muzik tartismasina girmeyelim.
Onceden dedigim gibi bu konuda yazilmis yuzlerce makale ve kitap mevcut.
Tekrar tekrar ayni seyleri soylemenin esprisi yok. Gidip oradan once
okuyup sonra tartisilmamis seyleri tartismak daha faydali.
Neyse, bu konuyu cok ciddiye alip bir flame-war baslatmanin esprisi de yok
esasinda. Sizin demek istediginizi anladim. Ozunde anlatmak
istediklerinize katiliyorum ama hem ornegi (jazz) hem de sahislari
(aydinlar, entellektueller) belki de gayri-ihtiyari olarak yanlis
kullanmissiniz. Onun disinda belli bir kesimin ozenti ve marka duskunlugu
ile Bati'dan gelen herseyi sorgusuz sualsiz bagrina basmasi dogrudur,
cagdaslasma savasimi veren pek cok 3. Dunya ulkesinde de gorulen bir
sorundur. Ilginc bir misal: Brezilya muziklerine (Samba, Bossa Nova, MPB)
ve dolayisiyla kultur ve tarihine olan ilgim dolayisiyla Brezilya'nin
sorunlarini da yakindan izliyorum. Bu turde haber ve sorunlarin
tartisildigi bir mail-list de Brezilya'nin o kadar genis ve zengin bir
muzikal birikimi olmasina ragmen yeni yetisen nesillerin Amerikan
alternatif ve rap muziklerini korlemesine adapte etmesi tartisiliyor ve
Amerikan kulturunun baskinligindan sikayet ediliyor. Isin komigi dunyanin
cesitli ulkelerinden Brezilya muzigine gonul vermis o kadar insan
Brezilya gencliginin kendi zengin kulturunu inkar etmesine anlam
veremiyoruz. Kisaca, bu isler dunyanin her tarafinda birbirine benziyor.
> Simdi... Elit (asilzade, zadegan vb) sinifin Osmanli'da olmayisinin
> sebepleri, imparatorlugun cesitli donemlerinde fayda ve mahsurlari
> konuya ne istikametten baktiginiza bagli olarak degisse de, herseye
> ragmen uzerinde mutabik olabilecegimiz bazi noktalar vardir -galiba.
Osmanli Imparatorlugunun *neden* bir asilzade sinifi olusturmadigini,
olani da (Candarli orneginde oldugu gibi) neden bertaraf ettigini
ozetlemissiniz. Topragin devlete ait olmasinin fetih yoluyla oldugu
icin olmasi gerektigine katilmiyorum -- pekala elde edilen topraklar
savasta yararlik gosterenlere verilebilirdi. Bu Osmanli'nin yapmis
oldugu bir secim. Bazi nedenlerle bu secimi yapmis olduklarina
katiliyorum.
Ve ben saray disinda bir birikim (bilgi, kultur, egitim, guc ve para
birikimi) olmamasini buna bagliyorum. Olan birikim ise yasal olmadigi
ve Anadolu'daki ciftliklerin hepsinin esasinda devletten gasp ve kurulan
vakiflarin altinda (sizin de belirttiginiz gibi) devletten mulk kacirma
oldugu icin de yonetimdeki kokusmayi ve mevki suistimalini kabul
edilebilir hale getirmistir diyorum.
Kullanilan yontemin elbette iyi taraflari var. Sizin deginmis oldugunuz
varini yogunu ortaya koyarak iltifat-i sahaneye mazhar olmak cabasi
bunlardan baslicasi. Bir digeri de devletin icerisinde Candarli ailesi
gibi bir muhalefet odagini, hele hele soylu oldugu icin gerekirse tahta
goz dikebilecek bir muhalefet odagini yaratmamak.
> 'Devsirme' dedigimiz sey bugun belki daha rafine, ama AFS filan
> ile baslayan, butun akademik (beyin) kadrosunun %60'ini (galiba
> bu rakkam boyleydi) disaridan ithal edisleri;
Bu dogru, ABD'nin kullandigi yontem ile Osmanli'nin kullandigi yontem
arasinda kimi paraleller bence de var. Corporate America meselesinde
biraz durum degisiyor. Ben simdiye kadar sirket genelmudurlerinin hic
birinin cocuklarinin universiteye girememe, is bulamama, ayni siniftan
insanlarla evlenmeme gibi bir sorunu oldugunu duymadim. Harvard halen
basvuranlarin kendi mezunlarinin cocuklari olup olmadigini
degerlendirmeye aliyor. Maasallah simdiye kadar JFK Jr.'in ne isle
istigal ettigini anlayabilmis degilim. Sirket genelmudurlerine degil
esas duPont ailesi, Getty ailesi gibi ailelere bakmanizi oneririm ABD'de
irsi, girmesi degil size, bana, Goldman Sachs'da partner olmus museviler
icin zor olan bir elit sinifin olup olmadigina karar vermek icin.
Ortaliklarda gorunmemeyi tercih etmeleri var olmadiklari anlamina
gelmez. Benim calistigim sirketin sahibi, sahsi serveti bir kac milyar
dolar olan sahis Elizabeth Dole'un lise arkadasi imis. Bu ne trendir ki
yalnizca iyi istasyonlarda durur... :)
Bu irsi elit sinifa ragmen (cunku yazinizdan ABD'nin elit sinifi irsi
degil cikarimini yapiyorum) ABD'de bu devir donuyor. Tabii baska bir
yazinizda bahsettiginiz kendimizi ABD ile kiyaslamak ne kadar dogru
meselesine geliyoruz o zaman.
> Aslinda dediklerinizde cok gercek taraflar var. Var da, uzun vadeli
> 'saglam hissetmek' ile kisa vadeli olanini biraz birbirine karistirmak
> gibi bir handikap sezinliyorum. Ozel sektor (isadami, mutesebbis
> --ne derseniz deyin) imkan ve firsatin olup olmadigina bakar. Ayni
> sey bu kisilerin kadrolari icin gecerlidir, yani onlar da boyle seyler
> ararlar (degisik bicimlerde de olsa). Baska bir deyisle, yatirim kendisini
> geri odeyip ka^ra gecinceye kadar guvence gerekir. Eger bunu yapmak
> icin imkan ve firsatlar elveriyorsa, siz isteseniz de durduramazsiniz.
>
Meseleyi pek acamadim, iyi ornek verecek sirket pek aklima gelmedi de
ondan. Bir ABD dev sirketi iyi bir ornek degil cunku devir artik kendi
kendine donuyor -- sirket sahiplerinin yonetimle alakasi olmamasina
ragmen hem kurulmus kontrol mekanizmalari sayesinde, hem de elde edilen
paranin buyuklugu sayesinde bal tutanin parmak yalamasi olayinda dahi
yeteri kadar bal uretebiliyor, kavanoza girecek. Turkiye'de ise bir
Koc, bir Sabanci haricinde 2.-3. kusagi gecmis sirket pek yok. Koklu
bir sirketiniz var ise sirketin varligi yalnizca 5 senede kurulacak bir
isletme, 5 tane musteri, 10 tane mumessil degil. O sirketin bir marka
tanitimi, kuvvetli bir altyapisi, kuvvetli ve kendisini taniyan bir
musteri bazi mevcut. Yaniniza aldiginiz profesyonel yoneticinin ileride
sizinle rekabete kalkisip sizin sirketiniz batirmasi mumkun degil, olsa
olsa yoklugunu pek de hissetmeyeceginiz kucuk bir parcayi (pazar payi,
kar payi) alabilir sizinle rekabete girisse (en azindan uzun bir sure
icin). O zaman yaninizda en ust duzeyde ve stratejik olarak
guvenebileceginiz profesyonel kadronuz olmasindan cekinmenize gerek
yok. Bahsettigim guven bu idi.
> Cikista, Ankara gazetecilerinden birisi sehrin ileri gelenlerinden birine
> eseri nasil buldugunu sorar. Adam da 'Sorma' der
> 'Timur'dan beri, Sivas Sivas olali boyle zulum gormedi' der :-)
Bu cok iyiydi!!! :) Esasinda ben bizde otuzda olanlarla Deli Petro'nun
Rusya'da yaptiklari arasinda cok benzerlik bulurum. Zorla vals
yaptirtilan bir diger millet de bizim komsular. Petro "muasirlasmaya"
asilzadelere kaftan giyme yasagi, Fransiz modasi mecburiyeti ve sac
sakal duzenlemesinden baslamis, tabii bir de baskent insasindan. :) Bu
arada Ruslar bence hiristiyanliktan baska "batililigi" sonradan yamanmis
bir millettir. Bizden bir iki yuzyil once yamandiklarindan onlarin
neler yasadiklarina bakmakta fayda var.
> Ustelik, sizin verdiginiz ornegi yanlis okumadiysam, --maalesef--
> benim dediklerimi teyid ediyorsunuz: Sizin 'kelli felli' hocalariniz
> /gidip sormamislar/ ki.. Sanayi _gelmis_ sizinkilerden 'istirham'
> etmis, sizinkiler de lutfetmis (ve hasb-el kader) olmus.. Benim
> dedigimden ne farki var?..
Profesorler endustriye sordular mi, sirketler geldiler mi orasini
bilmiyorum. Bildigim "ya siz kim oluyorsunuz??" diye cikismadiklari,
"bizim mezunlarimizi zaten ayila bayila aliyorsunuz" demedikleri,
"burasi MIT, dingonun ahiri degil, biz biliriz ne yaptigimizi"
demedikleri, arada bir musteri/hizmet veren iliskisinin oldugunun
(musteri ogrencilerini ise alan, kendilerine arastirma yapmak icin para
veren sirketler oluyor) bilincinde olduklari.
> > Turkiye'de benim kusagimdan tanidigim muhendisler pek hendese ile
> > istigal etmiyorlar.
>
> Bir de Imam Hatip'lilerin baska iskollarina atilmalarina cephe alirlar..
>
> Yahu bu ulkede 'Tibbiye'den once $air, sonra muzisyen, sonra siyasetci
> sonra da --bazan-- tabip cikar' misali... Simdi de muhendisler...
> Kanun da yaparlar, devlet de yonetirler, ekonomiye de kumanda ederler..
Ne yani, siz benim muhendislik hakki olarak her olan bitene karisma
ozgurlugumu elimden mi almayi dusunuyorsunuz????? Ama insanlarin
sectikleri meslekleri (universitede sectikleri) icra etme oranlarina
bakarsaniz butun bu sorunlara bir de meslek yonlendirmesinin carpik
oldugunu eklememiz gerekir. Dogrusu ben elektrik muhendisligini
Turkiye'de "en yuksek puanli yer" oldugu icin yazmistim. Ne meslek
secisi ama. Kendimi o mentaliteden kurtarana kadar bir de ABD'de ayni
seyi okuduk, yine ese dosta soyleyebilmek icin. Aslinda sair olmak
isteyip "aaaa edebiyat fakultesi yazilir mi hic" diye tibba giren
sairler olmasi hic de garip degil.
> Not: yukarida 'Islamca' ibaresi de kasden ve taammuden yanlis kullanilmisti
>
> --'rating' deneyi yapar gibi, bakalim kim duzeltecek diye cok bekledim;
> demek ki dusuk 'reyting' aliyoruz. [[Ama, yine de en birinci kanal hep
> ve daima biziz]]
Iyi de Islamca'yi tirnak icine alip zaten olayin farkinda oldugunu
belirtmissiniz. Ondan sonra duzeltme yapmak ukalalik olur.
>
> > bendenizin (esasinda bu yanlis kullanim. Galiba bayanlarin cariyenizin
>
> 'cariyeniz' gibi bir kullanima hic rastalamdim... entersan bir baska
> konu.. acaba kadinlarin boyle 'bendeniz', 'sayenizde' vb gibi ifadeleri
> kullanmak zorunda olacaklari pozisyonlara konulmamis oldugu icin mi?
Siiri aradim kitapta bulamadim, unlu bir siir vardir bilirsiniz, "Oglum
24 yasindasin, Fatih'in Istanbul'u aldigi yastasin" gibi bir seslenisten
sonra kizina "Fatihler doguracak yastasin" diye seslenir sair. Bilmem
siz ne hissettiniz onu okuyunca ama benim kalbime saplanmisti, benden
degil, ancak doguracagim cocuktan tarihi yonlendirmesinin beklendigini
gormek. Tevazu gostermek alttakinin isi degildir.
> Aslinda, yukarida ('magdur olmak' konusunda) soylediklerimin adilane
> (herkesi tatmin eder turden) bir cozumunun mumkun/muhtemel olmadigini
> bilmemek safdillik olur. Ama, bu tur 'ozel $u, ozel bu' gibi
> kompartmentalizasyona imkan tanimanin (veya engelemenin) ahlaki olup
> olmadigi bir yana, benim aslinda cok daha onemli buldugum sey:
>
> Varsil siniflarin giderek kendilerini kendi gettolarina kapatmak yolunda
> bu derece kararli adimlar atmasinin basli basina bir sagliksizlik
> gostergesi oldugudur.
>
> Zaten gelir dengesinden bile soz etmek yerine 'ucurum'undan bahsedilen
> bir noktada bir de sosyal anlamda yoksullari dislarsaniz, bir de bakarsiniz
> ki onlar da 'celali' olarak, 'mafya' olarak, 'orgut' olarak karsiniza
> cikmislardir.. Hem de cok daha bilenmis olarak...
Adilane bir cozum olmadiginda birlesiyoruz. Benim soyledigim sudur:
elit sinif imkanlarini vasat cocuklarina vasatin uzerinde bir hayat
temin etmek uzere kullanir ve kullanacaktir. Burada dikkat edilmesi
gereken nokta elit olmayan tabakanin vasatin uzerinde cocuklarinin elit
tabakaya giris noktalarini tikamamaktir. Eger bu saglanirsa o zaman hem
elit sinifa yeni kan saglamis olursunuz, hem de bahsettiginiz "umit"
kapisi bir emniyet subabi olarak vazife gorur. Devlet eliyle acilan
elit okullar (Galatasaray, cilki cikmadan once Anadolu liseleri, nam-i
diger Maarif Kolejleri, Fen Liseleri vs.) bu amaci tasimaktadir --
parasiz olarak old boys network'e giris hakki. Maalesef zaten okullarin
Ankara ve Istanbul'da olmalari, giriste izdiham, hazirlayici egitimin
yetersizligi vs. dershane, ozel ders gibi her kesimin ulasamayacagi
hazirliktan gecmeyen cocuklara artik bu imkani da tanimamakta. Ustune
ustluk bu tip okullardan birine "kapak atamamis" insanlarin universite
girisleri tekrar sorun teskil etmekte ve haklisiniz, Anadolu'nun
bagrindan gelen Mehmet savasi bastan kaybetmekte. Sizin de dediginiz
gibi, bunun sonu felakettir.
>Ben hanimlarin erkelerin tabi oldugu bu sartlara tabi olmasina taraftar
>degilim. Esitlik olacak diye boylesine bir tahribi kabul edemem. Eksik
>kalsin oyle esitlik. (Pardon. Beni eski kafalilikla itham edebilirsiniz.
>Ama, bu fikrimden de biraz zor caydirirsiniz..)
>Bu konuyu, ve dolayisiyla da --ister istemez-- kadin halkari konusunu
>ayri bir ilmek acan olursa orada yukaridaki gibi 'aykiri' ne kadar fikrim
>varsa tarisabiliriz. Ama, buraya sigmaz.
Neyin tahribinden bahsediyoruz? Illa esitlik olacak diye kadinlarin
komando egitimine tabi tutulmalarindan bahsetmiyorum. Madem bu devlet
halkinin yarisindan omrunun 18 ayini istiyor, diger yarisindan niye bu
istenmiyor diye dusunuyorum. Askerligin bence en faydali etkilerinden
birisi doguluyu batiya, batiliyi doguya gonderip baska turlu
goremeyecekleri sekilde ulkeyi gormelerini saglamak. Genc omrunde
koyunden kasabaya 5 kez gitmis olabilir, ama cikar, 18'inde, baska bir
bolgeye gider, okuma yazma bilmiyorsa onu ogrenir, dunyasi degisir.
Bunu askerlik kurumu icerisinde veya ona alternatif olarak yapmak
zorunda degilsiniz ama benim bir liseden sinif arkadasim (kiz)
bankacilik staji sirasinda Izmir'den Denizli'ye gonderildigi zaman
Denizli'ye 4 ay dayanamayip istifa etmisti. Bu kadar ulkesini
tanimayan, ona yabanci insanlar yetistiriyorsunuz ulkenizde,
doguracaklari Fatihleri daha cok beklersiniz.
>Egitim eksiginiz varsa once onu gidermeniz (yani ona agirlik vermeniz)
>gerekmiyor mu? Arastirma sonuclarini uygulayabilecek kadrolar mevcut
>degilse, elde edilen sonuclar neye yarar?
Her yerde degilse de bir kac yerde dogru durust bir arastirma programi
Turkiye'de direkt uygulanabilirligi kisitli dahi olsa yine bir emniyet
subabidir, arastirma yapmayi dusunen en basarili akademisyenleriniz
kacmasin diye. Biraz da esyanin tabiati.
Kuyrugu etrafinda donen kedi hayrette,
Alim ki hayreti yok, ne bos yere gayrette.
Hayreti arastirma icgudusu olarak aliyorum akademisyenlerin.
Esen kalin,
Deniz Akkus
> Hayir. VARIZ. Sadece, sizin bahsettiginiz noktalarda yokuz. Bugun
> tekstil konusunda yeni baslayan herkes bile en onde gelen adreslerin
> baslarinda Turkiyenin geldigini bilir.
Bir kac konuda variz dogru. Ama biz kendimiz, bu alanlari el ustunde
tutuyor muyuz? Girilmesi en zor ve en prestijli bolum mu deri isleme
muhendisligi? Tekstil muhendisligi? Hayir, biz en iyi ogrencilerimize
elektrik muhendisligi, nukleer enerji muhendisligi (bir hilkat garibesi
de o bolum, 10 kisi alirlar, 7'si her sene doktora yapmaya ABD'ye
gonderilir. Turkiye'ye gidince ne yapmalari planlanmistir???), ucak
muhendisligi falan okutup, bir de robotik ilmini daha iyi ogrensinler
diye ABD'ye gonderip ondan sonra "bu insanlar acaba niye geri donmuyor"
deriz.
> Bankalarin bilinen haline nispet, Istanbul Borsasi dur durak bilmeden
> ileriliyor. Zannedersem 1980'lerde planlandigi/tahayyul edildigi gibi
> sonunda Istanbul gercekten de bir Dunya borsasi (ne demekse) olacak.
Iyi seyler gelistiriyorlar, ama Dunya borsasi olmalari icin epey zaman
var. Bu arada en fazla donenler olarak borsaci kesilmis muhendisleri
tanidigimi soyleyeyim. Kimi yapilasma tamamlanmis degil, hacim kucuk
oldugundan pazar sig ve calkalanmaya musait, islem bakimindan basit ve
pek cok eksiklikleri var. Ama canli ve buyuyor. Ustelik sagladiklari
imkan (yalnizca verdikleri para degil, ayni zamanda tanidiklari yetki ve
ise direkt etki edebilme imkani) yurtdisindaki Turkleri geri
cekebiliyor. Demek ki yalnizca ABD'nin kara kasina kara gozune
kalmiyormus insanlar.
> Haritaya bakinca sag tarafta cok daha buyuk bir dunya var: O dunyaya
> ister Ibrahim Tatlises'in kasetlerini satin, ister (batinin sevmedigi)
> tuzlu peynirlerimizi... O dunya ile (her anlamda) damak tadlarimiz cok
> daha fazla cakisiyor, ve onlari pazar olarak gormek icin cok daha
> gecerli sebepler de var...
> Inanmayacaksiniz ama onlarda para da var. Hem de hesapsiz -sadece nasil
> kullanacaklarini henuz pek bilmiyorlar. Bu noktada, size bir ipucu
> vereyim, 1992'den beri batidan kredi alamayan Turkiye'nin neden ve
> nasil hala daha tuketemedigi bir doviz rezervi var dersiniz... Bizim
> zenginlerimizin Isvicre'ye para kacirdigi gunleri animsayiniz..
> Bizim dogumuzdaki paralar nereye gidiyor/geliyor zannediyorsunuz? :-)
Haritanin sagindaki potansiyel konusunda haklisiniz. Olaya
high-tech'den basladigimiz icin (bir zamanlar da agir sanayi tutkumuz
vardi), ve giden ve gonderilenleri oraya kaybettigimiz icin bati
ulkeleri goze carpmakta. Ama eger oturup Turkiye nereye agirlik
vermelidir, pazari nedir diye dusunurseniz o zaman en fazla arastirma
parasinin gittigi yerin guderi tabaklama laboratuari olmasi falan
gerekir.
Ama haritanin solundan cok sagina onem vermek bizim ulkenin 900 senelik
politikasinda onemli bir degisiklik olur. Biz halen kizil elmanin
pesinde batiya dogru gitmeye calisiyoruz. Bu sefer hedef batili olmak,
batiyi zaptetmek degil ama yine bati var.
Bizim doguya ana pazar olarak canla basla sarilmamiz (devlet politikasi
olarak, is adamlarimiz bu konuda daha zeki), pazarimiza gore insan
yetistirmeyi kabullenmemiz icin once bu bati tutkusundan kurtulmamiz
gerekli. Ben Turkiye'nin AB'ye girmesinin cok hayirli bir sey oldugunu
dusunmuyorum, fakat bugunku Turkiye'de AB'ye girmek ekonomik tarafindan
degil, sonunda cama burnunu yapistirmis zavallinin icerideki partiye
davetiye almasi gibi tamamen hissi acilardan dusunuldugu icin bu
politikalarin objektif degerlendirilmesinden umidim yok. Refah gibi
partiler ise yine hissi olarak batiyi reddetmekte. Bilmem neden
kimsenin aklina "biz ezelden beridir hur yasadik hur yasariz" deyip ne
batidan ne petrol zengini "din kardeslerimizden" kabul dilenmemek
gelmiyor.
> Fakat, bu, Ozal'in denedigi gibi, onlari birer 'Prens/Prenses' olarak
> tekrar ithal ederek olmaz.. olmadi. Bu ulkeyi tanimayan ama
> buna karsilik 'kapi gibi' MBA'leri olan --hatta bilmem hangi
> bankada isgal ettigi masadan hergun bir kac milyar dolar gecen--
> bu prenslerin faydadan cok zarari oldugunu dusunuyorum.
Eh tanimadigi ulkesinde tanimadigi sirketin basina koyarsaniz o kadar
olur. Bir kismi kaldi ve devam etmekte. Rustu Saracoglu, Erol Aksoy
falan gibi. Genel mudur ithal etmeye kalkistiginiz zaman olmaz zaten.
Eger ithal etmek istiyorsaniz tecrube kazanmis fakat en ust kademenin
altinda olan insanlari ithal etmeniz, baslarina da Turkiye gerceklerini
bilen bir insan koymaniz gerekli. Oldukca ust duzeyde bir Merkez
Bankasi gorevlisi yana yakila Tansu Hanim'a ABD'de Fed'in kullandigi
faiz dusurme politikasinin Turkiye'de uygulandigi zaman faiz dusurmek
yerine dovize izdiham saglamak olacagini bir turlu izah edemediklerini
anlatmisti bir defasinda.
Esen kalin,
Deniz Akkus
Kerimcan bey,
<SNIP>
> Neyse, bu konuyu cok ciddiye alip bir flame-war baslatmanin esprisi de
> yok esasinda. Sizin demek istediginizi anladim. Ozunde anlatmak
> istediklerinize katiliyorum ama hem ornegi (jazz) hem de sahislari
> (aydinlar, entellektueller) belki de gayri-ihtiyari olarak yanlis
> kullanmissiniz. Onun disinda belli bir kesimin ozenti ve marka duskunlugu
> ile Bati'dan gelen herseyi sorgusuz sualsiz bagrina basmasi dogrudur,
> cagdaslasma savasimi veren pek cok 3. Dunya ulkesinde de gorulen bir
> sorundur.
<SNIP>
Tamam... detaylarinda hemfikir olmadigim bazi noktalar olsa da
[[ ki, hepsinde ayni dusunecegiz diye bir on$art da hic olmadi]],
bir cok bakimdan mutabikiz...
Siz benim ne demek istedigimi, ben de sizin soylemek istediklerinizi
anlamis oldugumuza gore esas konumuza donebiliriz, sanirim.
Bu arada: bana yanlis analsilabilecek oldugunu farkettigim bir
ornek uzerinde --kismen de olsa-- duzeltme firsati yarattiginiz
icin tesekkur ederim.
Nerede kalmistik?..
Basri
ka...@ibm.net
Thank you for helping me mitigate my feeling of guilt --for I had
thought it was /always/ _I_ who led this thread on to divergences...
Thank you also for translating important info about the lexicon.
I dont suppose you would have any more spare time to do likewise
for the whole thread, so that we could all be comfortably alienated.
The main reason why I joined in this very thread was that it was
both in _Turkish_, and --not at all less importantly-- that the
subject pertained to a specific issue which, while having roots
in the past, has a lot more to do with the future...
And, all of a sudden, you bring up an issue which --by almost
all accounts, not the least by the author of the lexicon you are
referring to-- has been settled. IOW: What was considered
artificial was also removed somewhat artificially... RIP.
So, even though there may be a number of things I might
disagree with, I see no reason --nor the authority-- to
attmept to rewrite the history --not again, anyway...
Further, to get an idea as to why that lexicon contains words
no more in wide circulation, I suggest you take another look at
the title and the preface of that 'colossal' work where you
should also find sufficient --and succint--information wrt
whether 'Osmanli Turkish' is 'dead' and by what cause etc.
I should also like to add that I find it less than proper
to disguise a topic --which, apparently, you think will
attract some harsh remarks-- by using another language;
one which has nothing in common with those who are at
the receiving end of the conclusion (if reached) and who
-given the chance- may have wished to participate...
In closing, may I suggest that you open another thread and
initiate a separate discussion. Preferably in Turkish.
TVMIA,
WBR,
Basri
ka...@ibm.net
Insanlar birbirleri ile ayni fikirde olduklari zaman mi ancak
birbirlerine nazik, kibar, ve saygili olabilirler?
Neden degisik fikir ve goruste olduklari zaman birbirlerine en
terbiyesizce kufur ve hakaret ederler?
Kufur ve hakaret hic kimsenin gorus ve fikirlerini hic bir yonde
bugune kadar degistirdigi gorulmemis olmasina ragmen, neden daima
bu yonteme basvurulur?
Acaba bu icimizdeki barbarligin hic degismeyeceginin bir yaniti
midir; yoksa, egitim ve ogrenimimizin basarisizliginin bir sonucu
mudur?
../..
In article <01bbf0e6$15ed7b10$01010101@none), kanca <ka...@ibm.net> wrote:
)Kerimcan Ozcan wrote:
)> kanca wrote:
)> >Kerimcan Ozcan wrote:
)
)Kerimcan bey,
)
)<SNIP>
)
)) Neyse, bu konuyu cok ciddiye alip bir flame-war baslatmanin esprisi de
)) yok esasinda. Sizin demek istediginizi anladim. Ozunde anlatmak
)) istediklerinize katiliyorum ama hem ornegi (jazz) hem de sahislari
)) (aydinlar, entellektueller) belki de gayri-ihtiyari olarak yanlis
)) kullanmissiniz. Onun disinda belli bir kesimin ozenti ve marka duskunlugu
)) ile Bati'dan gelen herseyi sorgusuz sualsiz bagrina basmasi dogrudur,
)) cagdaslasma savasimi veren pek cok 3. Dunya ulkesinde de gorulen bir
)) sorundur.
)
)<SNIP)
)
)Tamam... detaylarinda hemfikir olmadigim bazi noktalar olsa da
)[[ ki, hepsinde ayni dusunecegiz diye bir on$art da hic olmadi]],
)bir cok bakimdan mutabikiz...
)
)Siz benim ne demek istedigimi, ben de sizin soylemek istediklerinizi
)anlamis oldugumuza gore esas konumuza donebiliriz, sanirim.
)
)Bu arada: bana yanlis analsilabilecek oldugunu farkettigim bir
)ornek uzerinde --kismen de olsa-- duzeltme firsati yarattiginiz
)icin tesekkur ederim.
)
)Nerede kalmistik?..
)
)Basri
)ka...@ibm.net
)
>> ______________________________________________________________________
>> ta...@wakeup.org http://www.wakeup.org/tanju/
>> "Wake up now from your heedlessness before the day
>> comes when you are awakened without your will" Abdul-Qadir Gilani
>
>PS: Ben bu 'quotation'u gercekten anlayabilmis degilim;
>Turkcesini yazar misiniz.
Turkcede
"Ister istemez uyandirilacagin o gunden evvel gafletinden uyan"
diye ifade edilebilir. Bu Abdulkadir Geylani Hazretlerinin "El-Fethu
Rabbani" adli eserinin Ingilizce tercumesinden alinti. Hangi gunu
hatirlatmak istedigi ise malum.
Haklisiniz Sayin Surensoy, ama dediklerinizi ne kadar uygulayabilidiginizi
gostermek icin size sizin daha onceki mesajinizdan bir kisim geceyim,
Asagiya once bir goz atin, sonrada ufak bir yorumla noktalayalim...
(Hatirlatmak amaci ile asagidaki HAKARETINIZ "Yuce Milletin Torunlariyiz
Biz" isimli siirden dolayi idi).
-----------------------------------------------------------------------
From: en...@ihgp1.ih.att.com (-Surensoy,E.)
Newsgroups: soc.culture.turkish
Subject: Re: Yuce Milletin Torunlariyiz Biz
Iste bir karanlik cag kafa yapisi daha !!!
Haci ve Naci Cekic gibi geri zekalilarin anlayamadiklari gercek
*****************
400-500 yil gec dogmus olmalaridir.
<SILINDI>
--------------------------------------------------------------------
Oncelikle "geri zekali" tabirini 'sayin" anlamindami algiliyorsunuz,
yoksa benim bilmedigim daha degisik saygi ifadeleri icin mi kullaniliyor.
Yani siz "geri zekali" tabirini oncelikle hakaret olarak algiliyormusunuz,
algilamiyormusunuz? Eger herkesle hemfikirseniz ve hakaret olarak
algiliyorsaniz,
Simdi sizden ricam samimi olarak yukaridaki mesajinizi ve daha onceki
mesajinizi tekrar okuyarak sormus oldugunuz sorulari yanitlamaniz.
Ozelestiri gibi bir sey.
:
: Acaba bu icimizdeki barbarligin hic degismeyeceginin bir yaniti
: midir; yoksa, egitim ve ogrenimimizin basarisizliginin bir sonucu
: mudur?
Sizden alacagimiz yanit bu konuda oldukca aydinlatici olacaktir.
Eger 'geri zekali' tabirini hakaret olarak algiliyorsaniz, acaba bu neden
kaynaklandi, sizin icinizdeki barbarligin durumu, ve egitim durumunuz
nedir acaba?
Cevabinizi sabirsizlikla bekliyorum.
Hakan
Cok dogru bir teshis. Komsulari ile iliskileri bu kadar kotu olan bir
baska ulke daha var mi bilmiyorum. Ama duzeltmek icin de bir sey
yapilmiyor. Her zaman mensuplari ile ogunulen ve devlet devletinin en
seckin kuruluslari diye ortaya sunulan "Disisleri Bakanligi" ve "TSK" dis
politikalarimizin belirlenmesi konusunda siyasi karar organlari uzerinde
etkili olamiyorlar mi acaba? Olamiyor olmalari bana pek mantikli
gelmiyor. O zaman bunun ozellikle yapildigi konusunda kuskularim olmakta.
Butcenin buyuk bir bolumunun ulusal savunmaya ve ozellikle Guneydogu'da
surmekte olan olaylara harcanmasi buyuk bir ekonomik kayiptir. Bu yanlis
anlasilmasin. Teror'u onlemek icin harcama yapilmasin demek istemiyorum.
Ama bu teroru kokunden bitirmek uzere ve ayni zamanda halkin yararina
olacak duzenlemelerin yapilmasi acilen gerekiyor. Butcesinin buyuk
bolumunu bu harcamalara ayiran bir Turkiyenin kalkinmasini beklemek hayal
olur. O zaman hukumetler sadece populist uygulamalar pesinde kalirlar.
Ayni simdi askerlere yuzde 72 zam verildigi gibi.
>
> Saracoglu sansli ve akilli birisi. Sansli cunku devletin kucagina dogmus
> hazir iliskileri olan birisi. ProfitErol konusu cok daha karisik..
> Detaylari
> bu yazi kapsamina pek girmez ;-/ ..
> Basri bey, Saracoglu hakkinda cok bilgi sahibi degilim. Sadece Sukru
Saracoglunun torunu oldugu disinda. Ama Erol Aksoy hakkinda biraz bilgi
sahibiyim. Ama elbette bilmedigim bir cok sey de var. Uc sene onun
bankasinda (Iktisat) calismistim. Pek cok sey soylenirdi onun hakkinda.
Sizin de Profit Erol demeniz beni sasirtmadi, hatta cok hosuma gitti.
Gercekten, eger mumkunse, "bu yazi kapsamina girmez" dediginiz detaylari
SCT'de veya bana ozel olarak yazabilir misiniz? Rica ediyorum, gercekten
cok merak ediyorum.
Sevgilerimle,
Mehmet YAGCI
ISBN number means "International Standard Book Number". It is a system
prescribed by the International Standards Organization. The number
uniquely
identifies a book all over the world. And it has nothing to do with US
Library
of Congress cataloging system.
> But the main poin I am trying to make is that by its mere existence,
> without looking at its content, it proves the fact that there are two
> saparate languages, one Ottoman Language and the other Turkish
> Language. A person, looking at all the entries of the dictionary,
> cannot find one single Turkish word in it; all the words, every sigle
> one of them, for which a Turkish meaning is given are either of
> Persian or Arabic origin and totally foreign to Turkish language today.
I think I have seen your postings written in Turkish here in sct before.
I really wonder how many of the words you use are "pure" Turkish.
Just an example, the word "ve" which means "and" in English is an
Arabic word. Try to come up with a pure Turkish equivalent. Or, try
to say "hello" in pure Turkish to us, please.
My point being is, Ottoman was a very rich language, unlike our spoken
Turkish
language. It is not dead, but is living word by word in other languages:
Turkish,
Arabic, Persian, Urdu, etc.
> Another interesting but definetly not a minor point is that the title
> contains a word "lugat" which is an Ottoman word of Arabic origin for
> the word "dictionary" in English (or "sozluk" in Turkish); the author
> who did not neglect to obtain an ISBN number for his work, prefered
> to use the Ottoman word "lugat" instead of the Turkish word "sozluk"
> for the title of his work; that, to me at least, is a delibarate,
> typical and sneaky attempt to link Ottoman language to Turkish
> Language.
>
> If the Ottoman language were the language of Turks, Turks, for no
> doubts, would be using it today, and there would be no need for an
> "Ottoman Language versus Turkish Encyclopedic Dictionary".
With the same logic, could we say, Turkish (pure one) is not the
language
of Turks, otwerwise Turks would be using it today. I did all my college,
and
higher education in English, I know it is the case for most of us here,
and
it is the case even more for most of the Turkish pupils in middle, high
school
years.In my field of study, I don't know a single scientific book,
journal, even article published in Turkish. And the universities in
Turkey
which are doing some sort of publication in this area are doing it all
in English.
Now, let's talk about living and dead languages again.
> Note that I will ignore all the replies the purpose of which is to
> swear at me and insult me. Nowadays not many people can express their
> opinions without insulting and swearing in most disgraceful and
> uncivil ways.
Likewise.
Erdogan
Sadece Osmanli'da degil; galiba butun Oguzlarda hatta diger boylarda
bu boyle. Sebebi belki de daha cok kokensel (eger iddia edilen dogru
ise, gocebe toplumlarda mulkiyetin kislerde olmasi toplumun cok i$ine
gelmiyor, hatta pratik bile degildi denilebilir).
> Ve ben saray disinda bir birikim (bilgi, kultur, egitim, guc ve para
> birikimi) olmamasini buna bagliyorum. Olan birikim ise yasal olmadigi
> ve Anadolu'daki ciftliklerin hepsinin esasinda devletten gasp ve kurulan
> vakiflarin altinda (sizin de belirttiginiz gibi) devletten mulk kacirma
> oldugu icin de yonetimdeki kokusmayi ve mevki suistimalini kabul
> edilebilir hale getirmistir diyorum.
Zannedersem 'merkez' ve 'tasra' kavramlarina atifta bulunuyorsunuz ve
burada da 'saray' ile 'merkez'i esanlamli olarak kullaniyorsunuz. Aslinda
cok hem dogru hem de degil bu. Cunku, Osmanlinin toplum yapisi geregi
(kendisi her ne kadar reayaya, veya gulama ait olursa olsun) kisi bir
sekilde sivrildigi anda merkezin adami olup cikyordu. Yani 'merkez'
dedigimiz sey --her ne menem bir sey ise-- astofizikteki 'black hole'
gibi toplumun hem zenginlerini hem de munevverlerini kendisine emip
asimile ediyordu. [Cumhuriyet'ten sonra da bu durum fazla degismemistir]
Yurdun efendisi oldugu soylenen kesimin durumuna goz atilidiginda
(her donemede) her seyin hemen hemen ayni oldugu soylenebilir.
Tek farki, 'eski'yi begenmemek daha munasip ve usturuplu olur; onlarin
yapabilecekleri en beter 'uygulama' cok olsa bir gece yarisi ruyalarinizi
kabusa cevirmek olur; ama kapiniza laci-haki giymis kisiler olarak
dayanamazlar :-)
> Kullanilan yontemin elbette iyi taraflari var. Sizin deginmis oldugunuz
> varini yogunu ortaya koyarak iltifat-i sahaneye mazhar olmak cabasi
> bunlardan baslicasi. Bir digeri de devletin icerisinde Candarli ailesi
> gibi bir muhalefet odagini, hele hele soylu oldugu icin gerekirse tahta
> goz dikebilecek bir muhalefet odagini yaratmamak.
Evet, ama biliyormusunuz ki Mihaloglu soyuna butun Osmanli
tarihi boyunca kendi ozerkligini haiz yerler tahsis edilmistir..
> > 'Devsirme' dedigimiz sey bugun belki daha rafine, ama AFS filan
> > ile baslayan, butun akademik (beyin) kadrosunun %60'ini (galiba
> > bu rakkam boyleydi) disaridan ithal edisleri;
>
> Bu dogru, ABD'nin kullandigi yontem ile Osmanli'nin kullandigi yontem
> arasinda kimi paraleller bence de var. Corporate America meselesinde
> biraz durum degisiyor. Ben simdiye kadar sirket genelmudurlerinin hic
> birinin cocuklarinin universiteye girememe, is bulamama, ayni siniftan
> insanlarla evlenmeme gibi bir sorunu oldugunu duymadim. Harvard halen
Galiba meramimi pek anlatamadim: Bu dediklerinizin Osmanlida olmadigini
soyledigimi anladiginizi cikariyorum; eger boyle analdiysaniz, yanlis
(eksik) soylemisim: Sokullu'lar, Koprulu'ler vb gibi Osmalida daha
bakar bakmaz sizin Corporate ABD orneklerinizle ortusen bir cok
benzerlik bulursunuz.
Ama, ote yandan bu kisilerin asilzade sinifini teskil etmedikleri, sadece
yetenekleri (veya zarlarin denk dusmesi) ile bu yerlerde bulunduklari
gorulur. ABD icin aklima ilk gelen Hz Ford'un kavminden kimsenin
artik FoMoCo'da olmadigini ornek olarak vermek olabilir. Yeni nesil
Ford'lar da zengindir; ama Ford Corp.'u onlar yonetmiyor (yani
iktidar-di$i zenginlik --ki bu da Osmanliya cok benziyor).
> basvuranlarin kendi mezunlarinin cocuklari olup olmadigini
> degerlendirmeye aliyor. Maasallah simdiye kadar JFK Jr.'in ne isle
> istigal ettigini anlayabilmis degilim. Sirket genelmudurlerine degil
Evet, bu da benim ornege destek.
> esas duPont ailesi, Getty ailesi gibi ailelere bakmanizi oneririm ABD'de
Bu da.
[[
yani,
Aile = Sultan/ Saray,
CEO'lar = Vuzera,
Harvard, Stanford, Yale vs = Enderun, Fatih Medresesi vs
]]
> irsi, girmesi degil size, bana, Goldman Sachs'da partner olmus museviler
> icin zor olan bir elit sinifin olup olmadigina karar vermek icin.
> Ortaliklarda gorunmemeyi tercih etmeleri var olmadiklari anlamina
> gelmez. Benim calistigim sirketin sahibi, sahsi serveti bir kac milyar
> dolar olan sahis Elizabeth Dole'un lise arkadasi imis. Bu ne trendir ki
> yalnizca iyi istasyonlarda durur... :)
[[ Yuksek yerlerde dostlarinizin oldugundan hep iskillenmistim :-) ]]
Ama, asilzadeler ile yonetici sinif kavramini ayirmak gerekiyor gibi
geliyor bana. Osmanli ayirmisti (by decapitation if necessary: Bkz
Naima tarihi. "Govdesi lazim olmagil tasfiye olundu"..)
> Bu irsi elit sinifa ragmen (cunku yazinizdan ABD'nin elit sinifi irsi
> degil cikarimini yapiyorum) ABD'de bu devir donuyor. Tabii baska bir
Basarili olabileceklerini hic zannetmiyorum. Cunku kurulusu gerceklestiren
(yani, devlet uzerinde ilk gunden itibaren hak iddia edebilecek) bir
zumrenin var oldugunu zannetmiyorum. 'Founding Fathers' soyundan
gelen kimse var mi aralarinda?
> yazinizda bahsettiginiz kendimizi ABD ile kiyaslamak ne kadar dogru
> meselesine geliyoruz o zaman.
Baska herkes heryerde (ve musahhas olarak bendeniz bu yazilarda) bunu
yapmis olunca --en azindan kendi adima-- boyle bir mukayeseye engel
olmak hakki bulunamaz. Ornek almak konusu ise (bendeniz haric) herkes
tarafindan yapildigi icin o konuda ileri geri konusmaktan pek rahatsiz
olmuyorum :-)
> > Aslinda dediklerinizde cok gercek taraflar var. Var da, uzun vadeli
> > 'saglam hissetmek' ile kisa vadeli olanini biraz birbirine karistirmak
> > gibi bir handikap sezinliyorum. Ozel sektor (isadami, mutesebbis
> > --ne derseniz deyin) imkan ve firsatin olup olmadigina bakar. Ayni
> > sey bu kisilerin kadrolari icin gecerlidir, yani onlar da boyle seyler
> > ararlar (degisik bicimlerde de olsa). Baska bir deyisle, yatirim
kendisini
> > geri odeyip ka^ra gecinceye kadar guvence gerekir. Eger bunu yapmak
> > icin imkan ve firsatlar elveriyorsa, siz isteseniz de durduramazsiniz.
> >
>
> Meseleyi pek acamadim, iyi ornek verecek sirket pek aklima gelmedi de
> ondan. Bir ABD dev sirketi iyi bir ornek degil cunku devir artik kendi
> kendine donuyor -- sirket sahiplerinin yonetimle alakasi olmamasina
> ragmen hem kurulmus kontrol mekanizmalari sayesinde, hem de elde edilen
> paranin buyuklugu sayesinde bal tutanin parmak yalamasi olayinda dahi
> yeteri kadar bal uretebiliyor, kavanoza girecek. Turkiye'de ise bir
Bu bana askerlik gunlerimi hatirlatti. Astegmen olarak bir defasinda
bir taburu (yaklasik 1000 kisi) rap rap yurutmus ve kendimin ne kadar
onemli insan olduguna hukmetmistim.. aradan yillar gectikten sonra,
aslinda o yetenegin benim zati (intrinsic) bir parcam olmadigini, bin
yillik bir teskilatta oraya hangi zerzevati koysan onu yapabilecegini
idrak ettim.. Ama, it felt real good while it lasted :-)
> Koc, bir Sabanci haricinde 2.-3. kusagi gecmis sirket pek yok. Koklu
> bir sirketiniz var ise sirketin varligi yalnizca 5 senede kurulacak bir
> isletme, 5 tane musteri, 10 tane mumessil degil. O sirketin bir marka
> tanitimi, kuvvetli bir altyapisi, kuvvetli ve kendisini taniyan bir
> musteri bazi mevcut. Yaniniza aldiginiz profesyonel yoneticinin ileride
Bunlar hep dogru. Ama cok uflemekle cok ates yanmayacagi gibi,
acele pisen yemegin tadinin da pek iyi olmayacagini biliyoruz. $unun
surasinda (Haci Muhittin Ali Bekir ve Haci $sakir haric) en eski
sirketin kurulusu 40-50 yil bile degil (yani, adam gibi sirketlesmeleri)
Ustelik 'eski' olanlarin cogu da levanten turden.. Acentalik, daha
buyuk acentalik, sonra montaj sanayii, sonra yabanci ortaklik, en
sonunda da yabanci sermayeye toptan devir-teslim.
> sizinle rekabete kalkisip sizin sirketiniz batirmasi mumkun degil, olsa
> olsa yoklugunu pek de hissetmeyeceginiz kucuk bir parcayi (pazar payi,
> kar payi) alabilir sizinle rekabete girisse (en azindan uzun bir sure
> icin). O zaman yaninizda en ust duzeyde ve stratejik olarak
> guvenebileceginiz profesyonel kadronuz olmasindan cekinmenize gerek
> yok. Bahsettigim guven bu idi.
Dogrudur. Alaton'un patronlara tavsiyeleri arasinda yeni kurulan
kadrolarin basina mutlaka 40'ini asmis, evli ve coluk cocuk sahibi
kisilerin getirilmesi yer alir. Alaton'a gore bu yas grubundaki kisilerin
hem kendileri daha az mutesebbis (veya maceraci) olur, hem de karilari
onlarin ayrilmalarina (baska bir iste calismak veya yeni bir is kurmak
acisindan) mani olur(mus)... [[Goruyorsunuz mutesebbislerimize kimlerin
mani oldugunu :-) ]]
<SNIP>
> > Ustelik, sizin verdiginiz ornegi yanlis okumadiysam, --maalesef--
> > benim dediklerimi teyid ediyorsunuz: Sizin 'kelli felli' hocalariniz
> > /gidip sormamislar/ ki.. Sanayi _gelmis_ sizinkilerden 'istirham'
> > etmis, sizinkiler de lutfetmis (ve hasb-el kader) olmus.. Benim
> > dedigimden ne farki var?..
>
> Profesorler endustriye sordular mi, sirketler geldiler mi orasini
> bilmiyorum. Bildigim "ya siz kim oluyorsunuz??" diye cikismadiklari,
> "bizim mezunlarimizi zaten ayila bayila aliyorsunuz" demedikleri,
> "burasi MIT, dingonun ahiri degil, biz biliriz ne yaptigimizi"
Marmara (ya da Maisa, varsa) Iktisadi Ticari (M.I.T) ilinmler
akademilerinden birini kastettiginizi zannetmemistim, olayin Turkiye'de
gectigi zehasina kapilmistim. Yoksa, siz MIT'den (ABD) mi bahsetmistiniz?
> demedikleri, arada bir musteri/hizmet veren iliskisinin oldugunun
> (musteri ogrencilerini ise alan, kendilerine arastirma yapmak icin para
> veren sirketler oluyor) bilincinde olduklari.
>
> > Yahu bu ulkede 'Tibbiye'den once $air, sonra muzisyen, sonra siyasetci
> > sonra da --bazan-- tabip cikar' misali... Simdi de muhendisler...
> > Kanun da yaparlar, devlet de yonetirler, ekonomiye de kumanda ederler..
>
> Ne yani, siz benim muhendislik hakki olarak her olan bitene karisma
> ozgurlugumu elimden mi almayi dusunuyorsunuz????? Ama insanlarin
Ah.. $u ozgurlukler yok mu, beni bu ozgurlukler mahvetti, bir ozgurluk
meydaninda ikl dayagimi yedim, bir ozgurluk meydaninda neredeyse
ozgurlugumun ilgasina yol acacak bir ilan-i ask ettim.. beni bu
ozgurlukler mahvetti aziz(i/e)m.. :-)
Bu Hurriyet konusu ile ilgili olarak, Sair Esref'in de guzel
bir dortlugu (ya da uzun bir beyiti) vardi galiba, ama tam olarak
hatirlayamadim..
> sectikleri meslekleri (universitede sectikleri) icra etme oranlarina
> bakarsaniz butun bu sorunlara bir de meslek yonlendirmesinin carpik
> oldugunu eklememiz gerekir. Dogrusu ben elektrik muhendisligini
> Turkiye'de "en yuksek puanli yer" oldugu icin yazmistim. Ne meslek
> secisi ama. Kendimi o mentaliteden kurtarana kadar bir de ABD'de ayni
> seyi okuduk, yine ese dosta soyleyebilmek icin. Aslinda sair olmak
> isteyip "aaaa edebiyat fakultesi yazilir mi hic" diye tibba giren
> sairler olmasi hic de garip degil.
Cok onemli bir konuya (farkinda belki de olmadan) temas ettiniz:
Bu konu univeresitelerin onundeki yigilmalari da engellecek boyut ve
onemdedir. Benim (bo$ bulunup) 13.cu teklif olarak soyleyebilecegim
bir sey bu: Yeniden 'ba$lik parasi' muessesinin ihdas edilmesini kalben
teklif ediyorum.. Aksi halde. 'beni ne doktorlar, nice muhendisler istedi
de gitmedim' dedirtmemek icin binlerce gencimiz doktor veya muhendis
olmak icin helak olmaga devam edecekler.. Hakka reva degildir bu..
> > > bendenizin (esasinda bu yanlis kullanim. Galiba bayanlarin
cariyenizin
> >
> > 'cariyeniz' gibi bir kullanima hic rastalamdim... entersan bir baska
> > konu.. acaba kadinlarin boyle 'bendeniz', 'sayenizde' vb gibi ifadeleri
> > kullanmak zorunda olacaklari pozisyonlara konulmamis oldugu icin mi?
>
> Siiri aradim kitapta bulamadim, unlu bir siir vardir bilirsiniz, "Oglum
> 24 yasindasin, Fatih'in Istanbul'u aldigi yastasin" gibi bir seslenisten
Hala daha ne diye oyunda oynastasin
Fatihin Istanbul'u fethettigi yastasin..
Arif Nihat Asya (idi galiba)
> sonra kizina "Fatihler doguracak yastasin" diye seslenir sair. Bilmem
> siz ne hissettiniz onu okuyunca ama benim kalbime saplanmisti, benden
Aman, Deniz hanim.. siz galiba hic siir yazmadiniz.. Kafiye bulmak
o kadar kolay mi? Insan, bir 'berceste' icin bazan boyle kurunun yaninda
ya$in yanmasina mecbur olabiliyor.. :-) (Namik Kemal'e atfedilen
'Yagdi yagmur cakti simsek' ornegini unutmamak lazim)
> degil, ancak doguracagim cocuktan tarihi yonlendirmesinin beklendigini
Oyle diyorsunuz, ama, biz erkeklerin 'iste bu gercekten benim'
diyebilecegi herhangi bir sey var mi? (Bu hem cok ciddi, hem de
yazdiktan sonra farkettim, biraz da kinayeli bir soru)
> gormek. Tevazu gostermek alttakinin isi degildir.
Bu ifadeden kastedileni cok iyi anlamis degilim. Eger, mesela
Felekler kahrimdan olurken lerzan
Beni bir ahu gozluye zebun etti felek
deyisinde, Yavuz'un tevazu gosterdigine benzer bir sey kastediyorsaniz
kabul. Ama, normal ve gundelik hayatta kimse 'kuzum kapici Ahmet
efendi, kulunuza bir iki ekmek alin da sayenizde karnimizi doyursun
bu fakir' dedigine pek rastlamadim. Yoksa yanlis bir cevrede mi
buyudum acaba? Ve ben hic bir kadinin bendeniz/cariyeniz kelimesini
duymadim, yazilarda da gormedim. 'Kerimeniz' kullanilmistir, ama,
babalar/anneler tarafindan kendi kizlarindan (3.cu sahislara) bahsederken.
> Adilane bir cozum olmadiginda birlesiyoruz. Benim soyledigim sudur:
> elit sinif imkanlarini vasat cocuklarina vasatin uzerinde bir hayat
> temin etmek uzere kullanir ve kullanacaktir. Burada dikkat edilmesi
> gereken nokta elit olmayan tabakanin vasatin uzerinde cocuklarinin elit
> tabakaya giris noktalarini tikamamaktir. Eger bu saglanirsa o zaman hem
> elit sinifa yeni kan saglamis olursunuz,
Dikkat.. burada sizin elitlere verdiginiz payeyi erkekler kendilerine
verdikleri zaman kadinlar isyan ediyorlar.. 'yeni kan saglamak' da ne
demek oluyor.. yoksa $u bildigimiz gece balolarinin bilmedigimiz bir
sebebi mi var :-)
> hem de bahsettiginiz "umit"
> kapisi bir emniyet subabi olarak vazife gorur. Devlet eliyle acilan
> elit okullar (Galatasaray, cilki cikmadan once Anadolu liseleri, nam-i
> diger Maarif Kolejleri, Fen Liseleri vs.) bu amaci tasimaktadir --
> parasiz olarak old boys network'e giris hakki. Maalesef zaten okullarin
> Ankara ve Istanbul'da olmalari, giriste izdiham, hazirlayici egitimin
> yetersizligi vs. dershane, ozel ders gibi her kesimin ulasamayacagi
> hazirliktan gecmeyen cocuklara artik bu imkani da tanimamakta. Ustune
> ustluk bu tip okullardan birine "kapak atamamis" insanlarin universite
> girisleri tekrar sorun teskil etmekte ve haklisiniz, Anadolu'nun
> bagrindan gelen Mehmet savasi bastan kaybetmekte. Sizin de dediginiz
> gibi, bunun sonu felakettir.
'Ben'im demios oldugumun pek kiymet-i harbiyesi yok. Ama, daha onceki
yazilardan bir veya bir kacinda bahsedilen BIR MILYAR USD (nereden
mulhem oldugunu bilmiyorum) varsa mevcut yapiya sur cevirmek yerine
bu parayla altyapiyi kurmak daha dogru olur diye dusunuyorum. Yoksa,
o da bir 'Devrim Otomobili' olarak tarihe gecer...
> >Ben hanimlarin erkelerin tabi oldugu bu sartlara tabi olmasina taraftar
> >degilim. Esitlik olacak diye boylesine bir tahribi kabul edemem. Eksik
> >kalsin oyle esitlik. (Pardon. Beni eski kafalilikla itham edebilirsiniz.
> >Ama, bu fikrimden de biraz zor caydirirsiniz..)
>
> Neyin tahribinden bahsediyoruz? Illa esitlik olacak diye kadinlarin
> komando egitimine tabi tutulmalarindan bahsetmiyorum. Madem bu devlet
Zaten, problem de burada: Eger bu konuyu cok fazla islersek sonunda
i$ oraya gelir dayanir...
> halkinin yarisindan omrunun 18 ayini istiyor, diger yarisindan niye bu
> istenmiyor diye dusunuyorum. Askerligin bence en faydali etkilerinden
> birisi doguluyu batiya, batiliyi doguya gonderip baska turlu
> goremeyecekleri sekilde ulkeyi gormelerini saglamak. Genc omrunde
Askerligin bu tur bir yan etkisi olduguna katiliyorum. Ama, bu sadece
bir 'yan etki' ve 'tali gaye'dir. Yoksa esas amac degil. Dolayisiyla,
benzeri bir seyi nufusun her bolumune ugulamak dogru olmayabilir.
Sonra, boyle bir seyi bir 'hak' olarak mi, 'ozgurluk' olarak mi, yoksa
'odev' olarak mi gundeme getireceksiniz.
'Hak' derseniz, bunu devletin yerine getirmesi zorunlulugu (ahlaken)
cikar. Yani, herkese --bilaistisna-- bu hizmeti vermesi gerekir.
'Ozgurluk' derseniz, zaten bugun kimse kimsenin (kurumsal anlamda)
bir yerden bir yere gitmesine karismiyor.
'Odev' derseniz, bugun mecburi hizmet kapsaminda bile cok az kimseyi
belli gorevlere gonderebiliyorsunuz...
> koyunden kasabaya 5 kez gitmis olabilir, ama cikar, 18'inde, baska bir
> bolgeye gider, okuma yazma bilmiyorsa onu ogrenir, dunyasi degisir.
Valla <g> ben size sunu soyleyebilirim: bugun kadinlarin cogunlugunun
sahip oldugu ufuk erkeklerden kat be kat fazla. $u televizyon denilen
frenk icadi alet sayesinde mertlik bozuldu :-)
Hatta, o kadar ki, Mardin'in dag koylerindeki mutedeyyin
musluman ailenin biri yeni dogan kizlarina 'Suelen' (Sue Allen)
ismini vermek istemis... 'Ceyar' (Jr) da yoldaymis.. ;-)
Deniz hanim (ve diyar-i kuffardaki diger canlar: biz cok
ilerledik; oralarda bosuna omur tuketmeyin...)
> Bunu askerlik kurumu icerisinde veya ona alternatif olarak yapmak
> zorunda degilsiniz ama benim bir liseden sinif arkadasim (kiz)
> bankacilik staji sirasinda Izmir'den Denizli'ye gonderildigi zaman
> Denizli'ye 4 ay dayanamayip istifa etmisti. Bu kadar ulkesini
Herhalde, bu talihsiz 'hanim kiz'imizin gittigi yas genc bir erkegin
askerlik caglarina yakindir. O yasta geri donduyse, onlari askere
alip bir de firarilerle ugrasmak biraz pahali olmaz mi?
> tanimayan, ona yabanci insanlar yetistiriyorsunuz ulkenizde,
> doguracaklari Fatihleri daha cok beklersiniz.
Hay Allah... Ben de nerede kaldi bizim Fatih'ler der dururdum;
(hatta park edecek bir yer aradiklarini vehmetmege baslamistim ki)
sonunda problem mustakbel annelerin birer sabik er (eriCe ?)
olmayaisindaymis. O zaman, tiz tedbir alina! Memleketimizi
Fatih'lerden mahrum birakmaga kimsenin hakki yoktur ve de gucu
yetmez.. Yoneticilerimiz uyuyor mu! Uyanin ey ehl-i vatan !!
> Kuyrugu etrafinda donen kedi hayrette,
> Alim ki hayreti yok, ne bos yere gayrette.
>
> Hayreti arastirma icgudusu olarak aliyorum akademisyenlerin.
Hmmm... fena yakalandik! Hay aksi indeed. Ben de sizi 'kerpic duvar
onundeki sumuklu cocuklar'in resmini cekip, pahali sergi salonlarinda
'bakin biz ne kadar da fakirmisiz' sanatina duskun 'daha da beyaz'
Turklerden zannetmistim :-) Hay aksi. :-)
Selamlar,
Basri
ka...@ibm.net
Futbol macindaki guruhlarla dusup kalkilmadigi, veya kitlelerin hassas
olduklari noktalara ters yonden temas edilmedigi surece, Turkiye'de
kimsenin (sizin ima ettiginiz kadar) kufurlesmedigini gorursunuz.
> Insanlar birbirleri ile ayni fikirde olduklari zaman mi ancak
> birbirlerine nazik, kibar, ve saygili olabilirler?
Ayni fikirde oldugumu(zu) soylemis degiliz.
Oradaki 'mutabik' kelimesini 'hemfikir' diye yorumlamak dogru olmaz.
> Neden degisik fikir ve goruste olduklari zaman birbirlerine en
> terbiyesizce kufur ve hakaret ederler?
Bilmem...
> Kufur ve hakaret hic kimsenin gorus ve fikirlerini hic bir yonde
> bugune kadar degistirdigi gorulmemis olmasina ragmen, neden daima
> bu yonteme basvurulur?
Bilmem...
> Acaba bu icimizdeki barbarligin hic degismeyeceginin bir yaniti
> midir; yoksa, egitim ve ogrenimimizin basarisizliginin bir sonucu
> mudur?
Tevafuk <g> iste... Bu forumda bir yerlerde 'Medeniyetlerin Olumu'
baslikli bir yazi olacak --nacizane, Forier'den iktibas etmistim; baska
seylerle ilgili olsa da bu konuda da belki aciklayici ipuclari bulunabilir.
Selamlar,
Basri
>
> In article <01bbf0e6$15ed7b10$01010101@none), kanca <ka...@ibm.net>
wrote:
> )Kerimcan Ozcan wrote:
> )> kanca wrote:
> )> >Kerimcan Ozcan wrote:
> )
> )Kerimcan bey,
> )
> )<SNIP>
> )
> )) Neyse, bu konuyu cok ciddiye alip bir flame-war baslatmanin esprisi de
> )) yok esasinda. Sizin demek istediginizi anladim. Ozunde anlatmak
> )) istediklerinize katiliyorum ama hem ornegi (jazz) hem de sahislari
> )) (aydinlar, entellektueller) belki de gayri-ihtiyari olarak yanlis
> )) kullanmissiniz. Onun disinda belli bir kesimin ozenti ve marka
duskunlugu
Eh, bu bile bizim ogretim kurumlarimizla sanayinin ne kadar uzak
mesafelerde oldugunu gostemege yeter galiba..
Simdi burada, ben, (dilim surcup) bu veya bunlara benzer konularda
arastirma yapilsa daha iyi olur diyecek olsam bir suru murekkep yalamis
insan benim yuzumu (murekkepli) tukruk hokkasina cevirir..
Hafazanallah :-)
Ote yandan, bu kisiler tutup kimsenin kendi kapilarini calmadigini,
dolayisiyla Turkiye'de akademik camiaya kiymet verilmedigini filan
soyler ve bildigimiz 'yasanmaz bu memlekette' edebiyatindan son
derece saygin ornekler sayar dururlar.
Onlara gore arastirma dedigin kimsenin bilmedigi, kimsenin bulmadigi
seyleri arastirmaktir.. Teoride dogrudur da.. bende olmayan hersey
bende yoktur, ve eger lazimsa bulunmasi gerekir.. Bunu eger mektepliler
yapmayacaksa (benim bir buyugumun, bize takilmak icin soyledigi sekliye)
'kahveden bir adam cagirip, ona yaptirmak gerekir'.. (!)
Bunlari dedikten sonra da size bir de madalyonun oteki yuzunden
bir ornek vereyim: Turkiye'de bir Prof ve bir kac asistani bir kac
senedir cok enteresan (ve neredeyse bir senede uygulanabilecek) bir
konuda gercek bir calisma yapmislardi.. Sonra da bu 'ku$lar' onde
gelen bir iki ilgili sanayi (ozel sektor) ile temasa gecmis ve gidip
yerinde onlara konuyu detayli olarak izah bile etmislerdi..
Size samimi soyluyorum; bu kisleri alenen kapidan kovmamislar o
kadar. 'Bakariz', 'biz sizi arariz' filan demisler ve bir daha ne
aramis ne de sormuslar.
Daha sonra benim haberim oldu, ilk agizdan duyunca, gidip bir de
ben goreyim dedim. Gorunce /afalladim/. Cunku ayni seyi biz
bulmaga (daha dogrusu parasi karsiliginda transfer etmege)
calisiyorduk, ama pahali oldugu icin durup durup vazgeciyorduk...
Bu hikaye mutlu sonla sonuclandi :-))
Aslinda, bilir misiniz ki, Anadolu dunyanin fauna ve florasinin en az
yarisini bagrinda yetistirir; en nadide orkideler anadolu daglarinda
yetisir ve daglarin basinda acar ve solarlar --year in year out..
Ben insanlarimizi da buna benzetirim.. Fizik profesoru olacak olan kisi
bir yerde kapicidir; 100m'yi 9s altinda kosacak olan kisi isportacidir;
halter sampiyonu olacak olan bugun hammaldir; birinci derecede
yonetici olacak olan kisi de ameledir.. ilah.
> elektrik muhendisligi, nukleer enerji muhendisligi (bir hilkat garibesi
> de o bolum, 10 kisi alirlar, 7'si her sene doktora yapmaya ABD'ye
> gonderilir. Turkiye'ye gidince ne yapmalari planlanmistir???), ucak
Hic iste.. zengin batili ulkelerde (ozellikle AB'de) ac gezip devletin
basina bela olmasinlar diye sanatciyim diyen herkese devlet yardimi
yapilmasi gibi birsey.. ustelik, okutup sokaga saliyoruz --saldim
cayira, Allah kayira misali..
> muhendisligi falan okutup, bir de robotik ilmini daha iyi ogrensinler
> diye ABD'ye gonderip ondan sonra "bu insanlar acaba niye geri donmuyor"
> deriz.
Nicin geri donmediklerini artik sormuyorum. Cunku kabahatin
sadece 10'da biri onlarin (o da hala daha abesle istigal
ettiklerini idrak edemeyislerinden), geri kalan %90 hata bu insanlari
boylesine bonkorce har vurup harman savuranlarin. Ustelik de
bele$ine...
> > Bankalarin bilinen haline nispet, Istanbul Borsasi dur durak bilmeden
> > ileriliyor. Zannedersem 1980'lerde planlandigi/tahayyul edildigi gibi
> > sonunda Istanbul gercekten de bir Dunya borsasi (ne demekse) olacak.
>
> Iyi seyler gelistiriyorlar, ama Dunya borsasi olmalari icin epey zaman
> var. Bu arada en fazla donenler olarak borsaci kesilmis muhendisleri
> tanidigimi soyleyeyim. Kimi yapilasma tamamlanmis degil, hacim kucuk
> oldugundan pazar sig ve calkalanmaya musait, islem bakimindan basit ve
> pek cok eksiklikleri var. Ama canli ve buyuyor. Ustelik sagladiklari
> imkan (yalnizca verdikleri para degil, ayni zamanda tanidiklari yetki ve
> ise direkt etki edebilme imkani) yurtdisindaki Turkleri geri
> cekebiliyor. Demek ki yalnizca ABD'nin kara kasina kara gozune
> kalmiyormus insanlar.
Ben ABD'de kalanlarin 'kara ka$, kara goz' meragina kaldiklarini
hic soylemedim hic de zannetmedim... Ama gonderenler icin boyle
bir durum var gibi..
> > Haritaya bakinca sag tarafta cok daha buyuk bir dunya var: O dunyaya
> > ister Ibrahim Tatlises'in kasetlerini satin, ister (batinin sevmedigi)
> > tuzlu peynirlerimizi... O dunya ile (her anlamda) damak tadlarimiz cok
> > daha fazla cakisiyor, ve onlari pazar olarak gormek icin cok daha
> > gecerli sebepler de var...
> > Inanmayacaksiniz ama onlarda para da var. Hem de hesapsiz -sadece nasil
> > kullanacaklarini henuz pek bilmiyorlar. Bu noktada, size bir ipucu
> > vereyim, 1992'den beri batidan kredi alamayan Turkiye'nin neden ve
> > nasil hala daha tuketemedigi bir doviz rezervi var dersiniz... Bizim
> > zenginlerimizin Isvicre'ye para kacirdigi gunleri animsayiniz..
> > Bizim dogumuzdaki paralar nereye gidiyor/geliyor zannediyorsunuz? :-)
>
> Haritanin sagindaki potansiyel konusunda haklisiniz. Olaya
> high-tech'den basladigimiz icin (bir zamanlar da agir sanayi tutkumuz
> vardi), ve giden ve gonderilenleri oraya kaybettigimiz icin bati
Efendim... aklima geldi, anlatmadan gecemiyecegim:
Kadinin biri, 50-60, yaslarinda evli oldugu kocasinin vefati
uzerine, calistiklari deniz fenerinde bir basina yapayalniz kalir..
Offf cekmekten baska yapacak bir sey yoktur, kus ucmaz
kervan gecmez bu yerde. Neyse, gecelerden bir gece aniden
peri padisahinin kizi ortaya cikar ve kendisine 3 dilek hakki
oldugunu soyler.. Kadin da bakar ki bu yastan sonra en lazim
olan sey 'genc' olmasi, rahatinin yerinde olmasi ve bir 'can yoldasi'dir.
Hemen soyler. 20 yasindaki haline geri doner. Sonra da bir omur
yetecek kadar erzak filan peydahlatir. Sonra da o gune kadar
hep yanibasinda olan o kuzguni siyah kedisinin de bir delikanli
olmasini ister. Ve kedi, karayagiz yakisikli bir delikanli olur.
Boylece peri de ortadan kaybolur gider.. Biraz duruma alistiktan
sonra samimiyet ilerleyince, delikanli durur ve kiza sorar: 'Simdi
pisman misin beni baytara goturup igdi$ ettigine?'
Agir sanayi konusunda hep bu aklima gelir de... :-) Ben o konuda
yapilan denemelerin bile --ucuz siyaset ugruna-- kasten kaduk
birakildiklari kanaatindeyim. Isteyen olursa ornekler verebilirim.
> ulkeleri goze carpmakta. Ama eger oturup Turkiye nereye agirlik
> vermelidir, pazari nedir diye dusunurseniz o zaman en fazla arastirma
> parasinin gittigi yerin guderi tabaklama laboratuari olmasi falan
> gerekir.
Bunu anladigim kadariyla 'hiciv' olsun diye soyluyorsunuz.. Eger boyle
ise, herhalde 'particle physics' olmasini belki daha uygun bulurdunuz?
> Ama haritanin solundan cok sagina onem vermek bizim ulkenin 900 senelik
> politikasinda onemli bir degisiklik olur. Biz halen kizil elmanin
> pesinde batiya dogru gitmeye calisiyoruz. Bu sefer hedef batili olmak,
> batiyi zaptetmek degil ama yine bati var.
900 sene once kimse 'biz illa da Batiya gidecegiz' demeisti ki..
O vakitler, daha iyi imkanlar Batida vardi, Batiya geldiler.. bunun
dogmalasmis olmasini pek anlayamiyorum. Hani, iyi ki adamlar
o vakitler 'saati soylememisler' diyecegim cunku /mazallah/ zamani
da durdurmak zorunda kalabilirdik.. :-)
> Bizim doguya ana pazar olarak canla basla sarilmamiz (devlet politikasi
> olarak, is adamlarimiz bu konuda daha zeki), pazarimiza gore insan
> yetistirmeyi kabullenmemiz icin once bu bati tutkusundan kurtulmamiz
> gerekli. Ben Turkiye'nin AB'ye girmesinin cok hayirli bir sey oldugunu
> dusunmuyorum, fakat bugunku Turkiye'de AB'ye girmek ekonomik tarafindan
> degil, sonunda cama burnunu yapistirmis zavallinin icerideki partiye
> davetiye almasi gibi tamamen hissi acilardan dusunuldugu icin bu
> politikalarin objektif degerlendirilmesinden umidim yok. Refah gibi
> partiler ise yine hissi olarak batiyi reddetmekte. Bilmem neden
> kimsenin aklina "biz ezelden beridir hur yasadik hur yasariz" deyip ne
> batidan ne petrol zengini "din kardeslerimizden" kabul dilenmemek
> gelmiyor.
Benzetme (te$bih) cok guzel..
Bir de '$u kardesimiz, bu kardeslerimiz' laflari fena halde gicik
kaptigim laflar.. Bunlari kim yer bilmem.. Benim bildigim Anadolu'da
soylenen guzel bir soz vardir: 'Yakin komsu uzak kardesten yeg~dir'.
Bizim de bu konuda Allahimiz var.. ite kalka dusman etmedigimiz komsumuz
yok gibi birsey. Daha dogrusu yok. Bu ne bicim dis politikadir, hic
bir zaman anlayamadim.. Adamlarla 'dost' olmamiz belki isimize gelmiyor,
ama dusman olmaktan ne faydamiz var? Savunma giderlerimizin yillik
butcenin %50-60'i olmasindan oteye? (?)
Savastan yeni cikmis genc TC bile bu kadar 'dusman'la cevrili degildi.
> > Fakat, bu, Ozal'in denedigi gibi, onlari birer 'Prens/Prenses' olarak
> > tekrar ithal ederek olmaz.. olmadi. Bu ulkeyi tanimayan ama
> > buna karsilik 'kapi gibi' MBA'leri olan --hatta bilmem hangi
> > bankada isgal ettigi masadan hergun bir kac milyar dolar gecen--
> > bu prenslerin faydadan cok zarari oldugunu dusunuyorum.
>
> Eh tanimadigi ulkesinde tanimadigi sirketin basina koyarsaniz o kadar
> olur. Bir kismi kaldi ve devam etmekte. Rustu Saracoglu, Erol Aksoy
Saracoglu sansli ve akilli birisi. Sansli cunku devletin kucagina dogmus
hazir iliskileri olan birisi. ProfitErol konusu cok daha karisik..
Detaylari
bu yazi kapsamina pek girmez ;-/ ..
> falan gibi. Genel mudur ithal etmeye kalkistiginiz zaman olmaz zaten.
> Eger ithal etmek istiyorsaniz tecrube kazanmis fakat en ust kademenin
> altinda olan insanlari ithal etmeniz, baslarina da Turkiye gerceklerini
> bilen bir insan koymaniz gerekli.
E.. nasil olacak bu? eger beyimiz (ya da hanim kizimiz) daha a$$asina
'no' diyorsa.. kendileri 'modern' ortamlara iptila derecesinda bagli ve
eger bir sey yapilacaksa en az GnMd olarak gelmesi zorunlulugu
oldugunda diretirse.. ustelik, bir de sizin bahsettiginiz kurulusun yillik
cirosunun onun oralarda oturdugu masadan bir haftada gecen paradan
az oldugunu soylerse..
Bunlardan birisi (bir kaci) geldiler.. eskiden bankalarda --hatirlarsiniz--
sene sonu devir hesaplarinda 10 kurusluk bir acik olsaydi butun personel
gunlerce sabahlara kadar calisir bunu bulurlardi.. sonra geldi prensler,
ve once batik (fakat takipteki) kredi rakkamlarina bir baktilar, bir de
onu USD'ye 'convert' ettiler (kafadan tabii ki), sonra da bu kadar
kucuk alacaklarin takibine gerek olmadigina hukmettiler. Bankalarda
kurulu olan butun disiplinin de icine ettiler. Sonra basladilar USD
cinsinden masraflar etmege.. gorulmedik reklam butceleri (cok lazimmis
gibi), alakasiz yatirimlar, tatmin edici (!) buyuklukteki batik krediler,
filan.. Sonra da istifa ettiler gittiler, bize de kalan buruk bir deneme
tadi oldu..
> Oldukca ust duzeyde bir Merkez
> Bankasi gorevlisi yana yakila Tansu Hanim'a ABD'de Fed'in kullandigi
> faiz dusurme politikasinin Turkiye'de uygulandigi zaman faiz dusurmek
> yerine dovize izdiham saglamak olacagini bir turlu izah edemediklerini
> anlatmisti bir defasinda.
Ne yani, siz simdi bana kapitalizmin besigi olan ABD icin iyi olan
bir politikanin Turkiye icin ayni sonuclarini vermeyecegini mi
soyluyorsunuz :-)
Siz, koskoca Prof'tan daha iyi mi bileceksiniz; hem de (3-3.5 yil gibi
kisa bir donem icin bile olsa) umur gormus, devletin ust kademelerin
gelmis/getirtilmis, ve (kendinden menkul) kiymetini taktirden aciz
oldugumuz bir buyugumuzun yanlis yapabilecegini mi soyleyecegiz;
insanin basina ta$ yagar.. Gunahtir :-) Ayrica da teessuf ederim..
Bir ekonomi profesorunun, temelde ekonomik bir mekanizma oldugu
da soylenebilen bir devleti yonetemeyecegini iddia etmek, olsa olsa,
bugune kadar Edebiyat profesorlerinin 'best seller' kitap yazmadigini
soylemek kadar abes olur :-)
Deniz hanim, Deniz hanim,
('sertce' hitap gerektigi zaman, devletlular boyle hitap eder)
Siz bu devletin yelkenlerini atlastan, halatlarini ibirisimden
yapabilecegini bilmez misiniz... :-)
Selamlar,
Ben olsam asagi yukari $oyle tercume ederdim:
"Wake up from that selflessly blissful ignorance,
before the day you are woken up against your will."
Daha iyi bir tercume yapabilecek baska birisi mutlaka
vardir; ama her hal-u ka^rda ilk tercumesinin dogru
oldugu fikrinde degilim.
[[
Zaten, hep, bu tur tercumelerin mot-a-mot yapilmasinin
her zaman istenen neticeleri vermedigi, daha uygun olanin
ise mealen tercumeler oldugunu dusunmusumdur...
Ornek olarak da (yasanmis oldugu soylenir, bir simultane
tercumandan dinlemistim), simultane tercume esnasinda
konusmacinin birisi soyle bir anekdot anlatmis:
"Vaktiyle Subas$inin makamina, bir zaptiye ile birlikte
Baba Erenler getirilmis. Kabahati de mubarek bir ayda
elinde $ise milletin huzurunu bozmak. Suba$i sormus:
-Bre zindik sen oruc tutmaz misin?
Baba Erneler de cevap vermis, sendelerken yanindakini
gostererek:
-Yok, ama bu Ramazan var ya bu.. i$i gucu
yok, ikide bir beni tutar buralara kadar getirir.."
Bunu tercume edecek bir babayigit dusunemiyorum..
]]
> Kerimcan Ozcan wrote:
>
>> Akreditasyonu verecek kurulus ile universiteleri yoneten,
>> -------------
>> yonlendiren calisanlarina zarar vermekle kalmaz, ayni zamanda
>> multiplier effect consequences." Kisaca kaos ve katastrofun tarifi.
>>
------------------------------------------------------------
>>
>> gibi birbirine bagli milyonlarca mubadele zincirinin
>> nonlinear etkilesimi
--------------------
> Bahadir Acuner:
> Biraz Turkce yazsaniz okuduklarinizi biraz daha fazla insan anlayacak.
> Ayirca son zamanlarda moda olan Ingilizce'den sozcukleri yazip bozarak
> Turkcelestirme hastaligina sizler de kapilmis durumdasiniz gordugum
> kadari ile.. Eger anlasilmak istemiyorsaniz o sizin bileceginiz is. Ama
> diger yandan da Turkce'yi katlettiginizin farkindasinizdir umarim.
Evet haklisiniz, Turkce'yi katletmeye birde bilmislik tavriyla karisik bir
suru laf kalabaligi eklenince yazilar son derece cekilmez oluyor... Bu
yazari bu yazi dizisinde ayni konuda daha once de elestirmistim, iste
baska ornekler:
>> Kerimcan Ozcan:
>> Bogazici Elektrik Muh'den mezun olduktan iki ay sonra Unilever'in bir
>> fabrikasinda isletmenin tek elektrik muhendisi olarak ise basladim.
>> Her turlu elektrik, elektronik, enstrumantasyon, otomasyon sisteminin
>> bakimi, tasarimi, projelendirilmesi, ve devreye alimindan sorumlu
>> olarak iki sene calistim. Kompresor veya enstrumantasyon panolarindaki
>> ----------------------------
>> arizalari gidermeden mikser kazaninin altindaki termokuplu degistirmeye
>> ----- -----------
>> kadar pek cok isi bizzat yaptim. Yani gururla ve kelimenin tam
>> --------------------------
>> anlamiyla "got my hands dirty.".... Bana University of Michigan'da
>> profesor John Holland'in ortaya attigi Genetik Algoritmalar
teorisindeki
>>"bucket brigade algorithm"i hatirlatti. :))
Maalesef, bazi ogrencilerimiz biraz birseyler ogrenince bildim delisi
oluyorlar... Bu yazarin surekli yaptigi baska bir hata da, yazilan bir
yaziya YANLIS atif yapip ONA cevap vermesi (yani genelde politikacilarda
gorulen zaaf). Ornek: "Turkiye'de de Dunya standartlarinda universiteler
olsun" yazisina "Vay nasil olur da simdiki universiteleri yikip yenisini
yapmaya kalkarsiniz!..." turunden yanit...
Bence burada Turkce katliamina gecici cozum Turkce karsiliklarini
hatirlayamadigimiz kelimeleri oldugu gibi Turkceye katmak yerine, en
azindan onlari "tirnak" icinde kullanmak olabilir, yani "kusura bakmayin
simdilik Turkce'sini hatirlayamadim, bu kelimeyi Turkceye bulastirmamak
icinde tirnak icine koyuyorum" yaklasimi (ben siki$inca boyle yapiyorum).
Bence yabanci lisanlarin Turkceyi katletmesini onlemenin iki tedbiri:
(1) Yabanci lisan ogretimine ilk okuldan baslamak (burada simdi Turkiye'de
olan Fransiz, Ingiliz okullari gibi tum yabanci lisanla yapilan egitimden
bahsetmiyorum, ilk okullardan itibaren tarih, aritmetik gibi dersler
yaninda birde yabanci lisan dersi okutmaktan bahsediyorum).
(2) Universitelerde Turkce egitim. (1) den dolayi bir yabanci lisani
okuyup anlamak zaten universiteye girme kosullari arasinda olacaktir.
Simdi oldugu gibi ogrenciler sonradan universitede yabanci lisan egitimine
girip kafalarinda bu lisani ana lisanlariyla karistirarak, ortaya sonradan
gorme carpik bir durum cikmayacaktir...
Selman
------