joe
Hello Guiseppe,
Before I answer your question, let me say this: I can not believe that
there aren't books in Italy for people who are wishing to learn speak
or write Turkish. In my opinion it's better for you to look for these
books in Italy.
Can you receive turkish TV via satellite? Select up to 5 channels, on
which the people are mostly talking in a slow way, so you can try to
follow them, learn to differ one word from another.
At the beginning you can live in Istanbul so, because there are too
much students and other people who can talk english.
You can go to "Türk Dil Kurumu", www.tdk.org.tr must be the link, maybe
there are links which are useful for you. Maybe I have some time in
next days and search for a web site. At this moment I'm very busy.
"turkology" is one of the key words for searching I think.
"Acephale Lemar" <nom...@org.invalid> ha scritto nel messaggio
news:f96tc5$1356$1...@geiz-ist-geil.priv.at...
Hello "Peppino" ;-)
sorry to say but I don't like e-mails and to answer private questions.
Only a few people has my e-mail address.
> Yes tv satellite is a good idea, in my home will install after
> holiday (end agust or september)
I'm happy that I could help you. This is important, not the answers to
your questions.
> best regards and thanks in advance for your reply
> giuseppe
I'm ashamed 'cos I think that I don't deserve your "thanks in advance",
it's voluntary to answer/help, and I will be glad to help.
If you are interested to communicate with turkish people, there must be
enough ways/options to do this like chat which I never used so I can't
tell something about.
On the other side, here are more persons who can speak, write very good
turkish and english, maybe one of them will reply you. If you have
questions about turkish or Turkey, just do it - here!
Tschiao (spell?)
now i am on holyday and for 3 week i study your language, i find a books
today...... yasasin!!!!
iyi geceler!!!
giuseppe
">
> I'm ashamed 'cos
what is ' cos? ashamed is your name?
I have and had italian colleauges, just few words. I know some italian
cusses but I don't use them.
> yes hope to live in istanbul, but for see this i must speak good ,
> very good....
I think, a lot of people in Istanbul can speak English, for the first
time it will be easy for you.
> now i am on holyday and for 3 week i study your language, i find a
> books today...... yasasin!!!!
May I ask you why do you want in Istanbul? What's the reason?
> iyi geceler!!!
Sana da (= to you too) iyi geceler.
> giuseppe
"le mare" was my nickname, given by an italian, indicates the region
from there I' coming, "Black Sea". So, you have the answer. ;-)
Bueno notte!
> May I ask you why do you want in Istanbul? What's the reason?
yes it is a long story, beautiful......but cannot write in newsgroups.
iyi gunler!!!
giuseppe
I see, no problem. Over. Roger. (EOD= end of discussion= finito.)
good luck for your life!!!
yusuf
"Acephale Lemar" <nom...@org.invalid> ha scritto nel messaggio
news:f9kmou$2ukc$2...@geiz-ist-geil.priv.at...
Italyanca ci Turkce çi olur. ce ise çe olur. co ko olur. ca ise ka diye
telafuz edilir.
Yani Italyancada c harfinden sonra ince sesli harf gelirse c ç olarak
seslendirilir. Kalin senli harfla takib edilirse k olarak seslendirilir.
ciao = turkce harflerle talarffuzu çiao.
Genelde Italyanca bildigin gibi hemen hemen fonetik bir dildir. Yani
kelimeler soylendigi gibi yazilir. Italyanca telafuz hususunda ogrenilecek
pek az kural vardir.
gn (legno = odun/tahta) harflari ise nye olarak seslendirilir. misal= con
legno (kon lenyo) (keman calarken yayin killari ile degil de yayi ters
cevirerek kemani yayin tahta kismi ile calmak anlaminda).
Kemanistleri cileden cikarir bu (cok sukur pek ender kullanilan) teknik
cunku bircok defalar yay kemandan daha degerlidir ve pek tabii ki yayi bu
sekilde kullanmak yay icin oldukca zararli sayilir.
--
choronik
=======
>
Dito. Vesselam. ;-)Amin.
Yardim niyetini takdir ettigimi bilirsin, bazan yardimi geciktirmek,
aninda yardim etmemek akil karidir. Somut yazmak gerekirse, bir
tahminden dolayi düzenledigim bir tuzagi sen actin, örtülmüs
birakmadin. Neyse ...beni baska öbeklerden izleyenler oldugunu
biliyorum, arasira celme atmaya yeltenirler.
> Kemanistleri cileden cikarir bu (cok sukur pek ender kullanilan)
> teknik cunku bircok defalar yay kemandan daha degerlidir ve pek tabii
> ki yayi bu sekilde kullanmak yay icin oldukca zararli sayilir.
Yazmamim asil sebebi yukarda beni sasirtan kiyasindir. Neden yay
kemandan degerli olabilir, anlatir misin? Kafama girmiyor bu hükmün.
Ses yaydan degil kemandan cikar, kötü sesli kemani en kaliteli yayla
calsan da sesi hos cikmaz, fakat en kötü yayi bile kullansan, kaliteli
bir kemandan cikacak ses daima kulaga hos gelecektir, mükemmel
olmasada. Diyorum ve senin karsiligini bekliyorum. (Ingilizce'den
dolayi fircalamadigina göre az hata yapmis olmaliyim. *g*)
Pardon oyleyse! Bazan da isten boyle pot kirarim. Kusura bakma.
>
>> Kemanistleri cileden cikarir bu (cok sukur pek ender kullanilan)
>> teknik cunku bircok defalar yay kemandan daha degerlidir ve pek tabii
>> ki yayi bu sekilde kullanmak yay icin oldukca zararli sayilir.
>
> Yazmamim asil sebebi yukarda beni sasirtan kiyasindir. Neden yay kemandan
> degerli olabilir, anlatir misin? Kafama girmiyor bu hükmün. Ses yaydan
> degil kemandan cikar, kötü sesli kemani en kaliteli yayla calsan da sesi
> hos cikmaz, fakat en kötü yayi bile kullansan, kaliteli bir kemandan
> cikacak ses daima kulaga hos gelecektir, mükemmel olmasada. Diyorum ve
> senin karsiligini bekliyorum. (Ingilizce'den dolayi fircalamadigina göre
> az hata yapmis olmaliyim. *g*)
Yo, tercumen guzeldi. Keman ve yay hususlarina gelince anlatmaga cabalayim.
Pek tabii ki soyledigin gayet dogru. Yani sesi veren esasinda kemandir.
Dolayisi ile yay ne kadar da guzel olsa kemenin verecegi ses o kemanin
sesidir. Diger yonden bakildiginda, kemanin verdigi ses tellerin titresimine
baglidir. Bu tel titresimi ise yaya baglidir. En muhimi pek tabii ki yayda
kullanilan at kuyrugu killarinin kalitesi ve killara surulen 'rosin'e
baglidir. 'Rosin'siz killar telleri 'isirmaz' ve doyalisi ile pek ciliz bir
ses cikar. Fakat bu yay killari belirli bir muddet dayanir. Sirasinda killar
kopar, yipranir. Killar yipraninca da telleri pek 'isirmaz' olur. Fakat en
muhim olan yay'in kendisidir. Yay yapmak icin 'Pernambuco' diye bilinet bir
tahta kullanilir. Pernambuko gayet esnek, gayet sert olur ve yay parlak
gorundugu halde cilasizdir. Yani demek istedigim bu pernambuko odunu gayet
ozel bir odundur. Yayin killari gerildiginde ucuz yaylarin odun kismi
yukariya dogru ve asimetrik olarak esner (kanburlasir) halbuki itina ile
yapilmis yaylar esneyince seklini muhafaza eder. Guzel bir yay'in dengesi de
cok muhimdir. Staccato, spiccato teknikleriyle calinan parcalar icin yayin
esnekligi kritikdir cunku yay seklini degistirrip uyukariya dogru
'kanburlasirsa' staccato ve spiccato teknikleri pek kullanilamaz. Buna
ilaveten yay kullanirken yayin neresi kullanilirsa belirli sesleri cikarma
problemi var ki burada yayi tutarken birinci ve kucuk parmaklar devamli
olarak yaya denge vererek daha hafif veya daha kuvvetli ses cikarma
olanaklari da var (bu teknikler pek tabii ki yayi degisik suratle
surmekle/cekmekle elde edilen olanaklara ek olarak kullanilan tekniklerdir).
Bas parmak diger parmaklarin tam altinda ve ortasinda olur ve de dolayisi
ile birinci parmak tazik vermek icin kullanilir, kucuk parmak ise tazigi
azaltmak icin kullanilir. Bunlar pek tabii gayet ince tekniklerdir ve
kamanistler bu teknikleri hic dusunmeden, hesaplamadan kullanir. Lafin
kisasi, kemanist cikrmak istedigi sesi once 'beyninde' duyar ve butun bu
komplex hareketler suur alti olarak kendiliginden olur. 'Zen in the Art of
Archery' kitabini okumani tavsiye edirim. Ben Ingilizcesini okudum fakat
orijinali Almanca'dir. Yazar da 2'inci Cihan Harbinden once, yani 30'larda
Japonyada Universite ogretmenligi yapan bir Alman. Bir tarama yaparsan
yazarin kim oldugunu ogrenirsin. Gayet degerli ve dikkatle okunmasi gereken
bir kitab. Batinin 'mantiki' dusunce tarzinin hic de mantiki olmadigini ve
de Zen felsefesini anlayacaksin o zaman.
Yay ustalari kullandiklari odunu gayet dikkatle secer, yayi sekillendirir ve
yayi isitarak (evet odunu isitarak) yaya gereken esnekligi verir. Bu gayet
kritikdir ve bircok defalar basarili olmaz. Yaya gereken esnekligi vermek
bir sanat isidir. Bildigin gibi kemanist yayi kullandiktan sonra yayin
gerginligi yayin ucundaki vidayi cevirerek giderir. Aksi halde yay devamli
gergin kalirsa o esnekligini kaybeder.
Fakat niye o kadar pahali bu guzel yaylar? Cunku hakikaten guzel yapilmis
yaylar pek ender bulunur. Dikkatsiz bir kemanistin eline duserse, yay kisa
bir zamanda esnekligini kaybedince degerini de kaybeder. Yay bir kere
esnekligini kaybederse o eski esnekligini vermek hemen hemen imkansiz olur.
Hakikaten ustun kaliteli yay yapabilen pek az ustad var cunku o sanati
ogrenmek oyle kolay degil. Evet, ilk bakista insana tuhaf gelir. Fakat keman
yayinin degerini ancak kemanistler (ve de okcular !!!) anlayabilir. Sen en
iyisi okculuga merak eden birilerini bul da okculukda yayin ne kadar muhim
oldugunu sana anlatsin. Ok ne kadar mukemmel olursa olsun, yay moktan sa o
ok hedefine erisecek degildir.
Iki yil once sinif arkadaslarindan biri Londraya gelmisti. Benim keman
calisimdan ve de billassa yay cekmemden bahsetti. 'Senin o yay cekmen yok
muydu?' deyince hemen eski gunleri hatirladim. Arkadas da muziksever bir
aileden. Hatta benim kucuk kardesimin sinifinda olan kucuk kardesi de Izmir
Konservatuvarinda Bestecilik profesoru idi. Keman teknigin ilerlediginde
kendime guzelce bir keman secerken paranin %80'ini yay'a harcadigimi iyice
hatirliyorum.
Yayima da kemanist olmayan birilerinin elini degdirmezdim. Bilhassa yayin
killarini parmaklarle tutsa birileri valla kafasini keserdim. Cunku ciltde
olan yag killara isledi mi killarin orasi artik telleri 'isirmaz' olur.
Bilindigi uzere, atin kuyruk killari bogum bogumdur mikroskop altinda
bakildiginda. Yani bir nevi gayet ince disli bicki gibi bir bakima. 'Rosin'
(sakiz) ise killarin telleri daha iyi 'isirmasini' saglar. Dolayisi ile
'Rosin'in kalitesi de pek muhimdir.
Kusura bakma fazla uzun yazdim fakat bir bakima yayli sazlar ogrencilerinin
menfaatlerini de dusunerek teferruatli olarak yazdim. Insan ileride daha iyi
bir keman, viyolonsel alabilir fakat yay tekniginin ustaliklarini ogrenmek
icin ogrencilerin kaliteli yay kullanmalari $arttir. Aksi halde o yay
tekniklerini ogrenmek mumkun olmaz.
Ucuz kemanlar icin durum soyledigim gibi. Fakat oldukca degerli kemanlar ve
hatta oldukca pahali kemanlar icin bile bircok defalar yay kemandan daha da
degerli olabilir. Nitekin Yehudi Menuhinin biyografisini okursan orada da en
kaliteli enstruman olirken bile yaylarin kemandan daha da pahali
olabilecegini goreceksin.
Biliyorum akil pek almaz bu soylediklerimi fakat durum bu.
--
choronik
=======
>
Mühim degil, ahbab, bir baska sefer biraz bekledikten sonra gönlünden
geceni yazip, göndermende mahzur görmüyorum.
>>> Kemanistleri cileden cikarir bu (cok sukur pek ender kullanilan)
>>> teknik cunku bircok defalar yay kemandan daha degerlidir ve pek
>>> tabii ki yayi bu sekilde kullanmak yay icin oldukca zararli
>>> sayilir.
>>
>> Yazmamim asil sebebi yukarda beni sasirtan kiyasindir. Neden yay
>> kemandan degerli olabilir, anlatir misin? Kafama girmiyor bu hükmün.
>> Ses yaydan degil kemandan cikar, kötü sesli kemani en kaliteli yayla
>> calsan da sesi hos cikmaz, fakat en kötü yayi bile kullansan,
>> kaliteli bir kemandan cikacak ses daima kulaga hos gelecektir,
>> mükemmel olmasada. Diyorum ve senin karsiligini bekliyorum.
>> (Ingilizce'den dolayi fircalamadigina göre az hata yapmis olmaliyim.
>> *g*)
>
> Yo, tercumen guzeldi. Keman ve yay hususlarina gelince anlatmaga
> cabalayim. Pek tabii ki soyledigin gayet dogru. Yani sesi veren
> esasinda kemandir. Dolayisi ile yay ne kadar da guzel olsa kemenin
> verecegi ses o kemanin sesidir. Diger yonden bakildiginda, kemanin
> verdigi ses tellerin titresimine baglidir. Bu tel titresimi ise yaya
> baglidir. En muhimi pek tabii ki yayda kullanilan at kuyrugu
> killarinin kalitesi ve killara surulen 'rosin'e baglidir. 'Rosin'siz
> killar telleri 'isirmaz' ve doyalisi ile pek ciliz bir ses cikar.
"rosin" nedir? diye soracaktim, kullandigim sözlüge baktim, orada keman
sakizi, cilasi ya da yagi diyeyim ben kemandan bihaber biri
oldugumdan, diye aciklaniyor. Bu baska calgilar, sazlar icinde
gecerlidir. Biliyorum.
> Fakat bu yay killari belirli bir muddet dayanir. Sirasinda killar
> kopar, yipranir. Killar yipraninca da telleri pek 'isirmaz' olur.
"isirmaz"dan maksad "degmez", "cinlamaz" demek istersin, degil mi?
> Fakat en muhim olan yay'in kendisidir. Yay yapmak icin 'Pernambuco'
> diye bilinet bir tahta kullanilir. Pernambuko gayet esnek, gayet sert
Bu yay degilde, yayin gövdesi/ sopasi/ cubugu olmuyor mu? Almanca'da
"Bogen" (el-/ bow) diyorlar tümüne, ben de yay diye tahta ile killarina
derim eskiden beri.
> olur ve yay parlak gorundugu halde cilasizdir. Yani demek istedigim
> bu pernambuko odunu gayet ozel bir odundur. Yayin killari
> gerildiginde ucuz yaylarin odun kismi yukariya dogru ve asimetrik
> olarak esner (kanburlasir) halbuki itina ile yapilmis yaylar
> esneyince seklini muhafaza eder. Guzel bir yay'in dengesi de cok
> muhimdir. Staccato, spiccato teknikleriyle calinan parcalar icin
> yayin esnekligi kritikdir cunku yay seklini degistirrip uyukariya
> dogru 'kanburlasirsa' staccato ve spiccato teknikleri pek
> kullanilamaz. Buna ilaveten yay kullanirken yayin neresi kullanilirsa
> belirli sesleri cikarma problemi var ki burada yayi tutarken birinci
> ve kucuk parmaklar devamli olarak yaya denge vererek daha hafif veya
> daha kuvvetli ses cikarma olanaklari da var (bu teknikler pek tabii
> ki yayi degisik suratle surmekle/cekmekle elde edilen olanaklara ek
> olarak kullanilan tekniklerdir). Bas parmak diger parmaklarin tam
Daha önce yazmadiysam simsi yaziyorum: Sagligi yerinde olmadigindan
yetenegini gelistirememis bir kemanci dostum var, buna ragmen bircok
orkestra kemancisindan üstün teknigi var. Yani, saglik sorunlari
olmasaydi dünyaca taninmis bir kemanci olacakti, o capta biri kisaca.
Ondan epey ögrendim keman üzerine. Paganini konusunu daha evvel
islemistik, 2, 3 yil önce olmali, belki de daha önce. Mesela
gitarcilarin efekt cihazlariyla cikarabildikleri farkli sesleri ve
baska sesleri cikardiginda cenem apacik kalmisti hayretten. COgu insan
kemani tanimaz ya da Türkiye'de bilinen tarzda icra edildigini sanir
genelde. Klasik müzikte bile solo calgi olarak pek taninmaz.
> komplex hareketler suur alti olarak kendiliginden olur. 'Zen in the
> Art of Archery' kitabini okumani tavsiye edirim. Ben Ingilizcesini
> okudum fakat orijinali Almanca'dir. Yazar da 2'inci Cihan Harbinden
> once, yani 30'larda Japonyada Universite ogretmenligi yapan bir
> Alman. Bir tarama yaparsan yazarin kim oldugunu ogrenirsin. Gayet
"archery"'nin anlamini okuduktan sonra kimin oldugunu biliyorum, adi
hatirima gelmiyor, yanilmiyorsam Eugen önadi, soyadi da Herriegel gibi
olmali. Bu konuya= zen dair bir cok kitap devirmis oldugumu söylemeyi
unuttugum icin beni bagislarsin herhalde? *g* Bu kitabi henüz okumadim,
yillar önce elime aldigimi, 10 safya kadar okudugumu hatirliyorum.
> degerli ve dikkatle okunmasi gereken bir kitab. Batinin 'mantiki'
> dusunce tarzinin hic de mantiki olmadigini ve de Zen felsefesini
> anlayacaksin o zaman.
;-) "hem bu hem de o" diye tarif etmisim dogu düsünce tarzini birkac ay
evvel burada, TOm Verlaine ile sohbetimde.
> Yay ustalari kullandiklari odunu gayet dikkatle secer, yayi
> sekillendirir ve yayi isitarak (evet odunu isitarak) yaya gereken
> esnekligi verir. Bu gayet kritikdir ve bircok defalar basarili olmaz.
> Yaya gereken esnekligi vermek bir sanat isidir. Bildigin gibi
> kemanist yayi kullandiktan sonra yayin gerginligi yayin ucundaki
> vidayi cevirerek giderir. Aksi halde yay devamli gergin kalirsa o
> esnekligini kaybeder.
Sen kemanci oldugundan keman üzerine bilgin var, ayni tespitler=
dogrular saz, kemence icin de dogrudur. Sesi güzel cikacak saz, baglama
oyularak yapilmaz, pul gibi ince kabuklari yapistirmakla olur.
> Fakat niye o kadar pahali bu guzel yaylar? Cunku hakikaten guzel
> yapilmis yaylar pek ender bulunur. Dikkatsiz bir kemanistin eline
> duserse, yay kisa bir zamanda esnekligini kaybedince degerini de
> kaybeder. Yay bir kere esnekligini kaybederse o eski esnekligini
> vermek hemen hemen imkansiz olur.
Bir calgidan cikacak sesin mükemmel olmasi, hem calgiya, hem calgidan
ses cikarmak icin kullanilan araca (bu nefes de olabilir) ve de calan
insanin o anki fiziki, zihni vs. durumuna baglidir. Üzgün bir kemanci
neseli bir parcayi neseli haliyle caldigi gibi calamaz.
> gibi bir bakima. 'Rosin' (sakiz) ise killarin telleri daha iyi
> 'isirmasini' saglar. Dolayisi ile 'Rosin'in kalitesi de pek muhimdir.
Ney icin mesela badem yagi kullanilir.
> Kusura bakma fazla uzun yazdim fakat bir bakima yayli sazlar
> ogrencilerinin menfaatlerini de dusunerek teferruatli olarak yazdim.
Estagfurullah, ne demek uzun yazdin! zevkle okuyan yalniz ben degilim,
bundan emin ol.
> Ucuz kemanlar icin durum soyledigim gibi. Fakat oldukca degerli
> kemanlar ve hatta oldukca pahali kemanlar icin bile bircok defalar
> yay kemandan daha da degerli olabilir. Nitekin Yehudi Menuhinin
> biyografisini okursan orada da en kaliteli enstruman olirken bile
> yaylarin kemandan daha da pahali olabilecegini goreceksin.
Bundan en pahali kemani en pahali yayla calarsan en iyi neticeyi elde
edecegin cikmaz, degil mi? Eline saglik bilgini paylastigin icin.
"Acephale Lemar" <nom...@org.invalid> ha scritto nel messaggio
news:f9sf8u$2bio$1...@geiz-ist-geil.priv.at...
Yes.
> why? explan me please.....
Nothing serious, just off topic talk between two friends: First he
corrected my fault "ciao" instead of "tschiao" in Germany, where I'm
living. Then he told something about the finer points of playing a
violin. He's a violin player, I guess a good one but I'vent listen to
him till today. He is better in English than I. If he wish, he can
answer. (Istersen cevapla, ben yeterli cevapladigimi düsünüyorum.)
> gule gule
> Joe
Decide yourself, what your name is. ;-) Selametle. (That means: Stay or
go with Allah.)
selametle!!
joe
"Acephale Lemar" <nom...@org.invalid> ha scritto nel messaggio
news:f9tgm6$2m74$1...@geiz-ist-geil.priv.at...
'Rosin' = SAKIZ. Renk itibariyle cam sakizina benzer. Belki de veya daha
dogrusu pek muhtemelen o tip sakizlardan yapilir. Ingilizcede 'Resin' de
denir. Yanlisim yoksa 'Rosin' Almancasi. Italyancasi Retzina mi olur?
Bilmiyorum. Ben hep Alman mali tel (PiRASTRO marka) ve Alman 'Rosin'i
kullannirdim. Cila 'Resin' ve yaglar tamamen degisik seyler. Keman ailesi
cilalandi
mi artik o cilaya bir daha degmezsin. Kemani tukuruk ve eski bir ic fanelasi
kullarak temizlersin. Ozel cilalar var fakat bunlari ancak bilgisi mahdut
olanlar kullanir. Hepsi de kemanin cilasina zararlidir. Keman'a kimyevi
cilalar degdirmezsin, azizim. Dedigim gibi ' TU ' diye tukurup kemani
cilalarsin.
>
>> Fakat bu yay killari belirli bir muddet dayanir. Sirasinda killar
>> kopar, yipranir. Killar yipraninca da telleri pek 'isirmaz' olur.
>
> "isirmaz"dan maksad "degmez", "cinlamaz" demek istersin, degil mi?
Yo. Ingilizcede 'bite' derler. Yayin killari (veya esasinda butun killar)
bogum bogum, kertik kertikdir. Rosin de kullanildi mi yayi cekerken veya
surerken (yaylarken yani) o kertikler teli isirir, goyverir. Rosin de bu
isirmayi daha etkili yapar. Bicki, destere disleri gibi.
>
>> Fakat en muhim olan yay'in kendisidir. Yay yapmak icin 'Pernambuco'
>> diye bilinet bir tahta kullanilir. Pernambuko gayet esnek, gayet sert
>
> Bu yay degilde, yayin gövdesi/ sopasi/ cubugu olmuyor mu? Almanca'da
> "Bogen" (el-/ bow) diyorlar tümüne, ben de yay diye tahta ile killarina
> derim eskiden beri.
Ingilizcede 'bow' yani yay komple yaydir. Yayin sadece killarina deginmek
istersen 'bow hair' dersin. Yaya yeni kil taktirirsan 're-hair the bow'
denir. Yayi gerginlertirmek icin de yayin alt ucunda ve elle tutuldugu yerde
'Frog and Nut' var. Ucunda 'Nut' olan uzun bir vida ile bu 'frog' ne kadar
geriye cekilirse yay o kadar gerginlesir. Yayin mekanik kisimlari olan
'Frog' ve 'Nut' gumus, ebony odun, ve sedef kullanilarak yapilir. Pek tabii
ki ucuz yaylarda hakiki gumu$ kullanilmaz. Ingilizcede 'Silver mounted bow'
tabiri var mesela....
>
>> olur ve yay parlak gorundugu halde cilasizdir. Yani demek istedigim
>> bu pernambuko odunu gayet ozel bir odundur. Yayin killari
>> gerildiginde ucuz yaylarin odun kismi yukariya dogru ve asimetrik
>> olarak esner (kanburlasir) halbuki itina ile yapilmis yaylar
>> esneyince seklini muhafaza eder. Guzel bir yay'in dengesi de cok
>> muhimdir. Staccato, spiccato teknikleriyle calinan parcalar icin
>> yayin esnekligi kritikdir cunku yay seklini degistirrip uyukariya
>> dogru 'kanburlasirsa' staccato ve spiccato teknikleri pek
>> kullanilamaz. Buna ilaveten yay kullanirken yayin neresi kullanilirsa
>> belirli sesleri cikarma problemi var ki burada yayi tutarken birinci
>> ve kucuk parmaklar devamli olarak yaya denge vererek daha hafif veya
>> daha kuvvetli ses cikarma olanaklari da var (bu teknikler pek tabii
>> ki yayi degisik suratle surmekle/cekmekle elde edilen olanaklara ek
>> olarak kullanilan tekniklerdir). Bas parmak diger parmaklarin tam
>
> Daha önce yazmadiysam simsi yaziyorum: Sagligi yerinde olmadigindan
> yetenegini gelistirememis bir kemanci dostum var, buna ragmen bircok
> orkestra kemancisindan üstün teknigi var. Yani, saglik sorunlari olmasaydi
> dünyaca taninmis bir kemanci olacakti, o capta biri kisaca. Ondan epey
> ögrendim keman üzerine. Paganini konusunu daha evvel islemistik, 2, 3 yil
> önce olmali, belki de daha önce. Mesela gitarcilarin efekt cihazlariyla
> cikarabildikleri farkli sesleri ve baska sesleri cikardiginda cenem apacik
> kalmisti hayretten. COgu insan kemani tanimaz ya da Türkiye'de bilinen
> tarzda icra edildigini sanir genelde. Klasik müzikte bile solo calgi
> olarak pek taninmaz.
Solo demekle ne demek istiyorsun? Cunku 'solo' kelimesinin de iki anlami
var, maalesef. Mesela Bach'in Solo Keman parcalari sadece keman ile icra
edilir/calinir ki bu tip muzige Ingilizcede 'Unaccompanied Violin pieces'
denir. Turkcesi ne olabilir? E$liksiz mi diyelim?. Bir de mesela Solo Violin
with Piano Accompaniment (Piyano e$liginde solo keman) var. Solo Keman ve
Orkestra eserleri, yani orkestra e$liginde solo keman muzigi eserleri var.
>
>> komplex hareketler suur alti olarak kendiliginden olur. 'Zen in the
>> Art of Archery' kitabini okumani tavsiye edirim. Ben Ingilizcesini
>> okudum fakat orijinali Almanca'dir. Yazar da 2'inci Cihan Harbinden
>> once, yani 30'larda Japonyada Universite ogretmenligi yapan bir
>> Alman. Bir tarama yaparsan yazarin kim oldugunu ogrenirsin. Gayet
>
> "archery"'nin anlamini okuduktan sonra kimin oldugunu biliyorum, adi
> hatirima gelmiyor, yanilmiyorsam Eugen önadi, soyadi da Herriegel gibi
> olmali. Bu konuya= zen dair bir cok kitap devirmis oldugumu söylemeyi
> unuttugum icin beni bagislarsin herhalde? *g* Bu kitabi henüz okumadim,
> yillar önce elime aldigimi, 10 safya kadar okudugumu hatirliyorum.
Ha, ha.... Yani evet, evet anlaminda ha, ha... Eugen Herrigel di yazari. Sen
soyleyince hatirladim. Gayet enteresan bir kitab. Ben kitabi belki de
yirmibes yil once iki uc defa okuduktan sonra ne soylendigini tam
kavrayabildim.
>
>> degerli ve dikkatle okunmasi gereken bir kitab. Batinin 'mantiki'
>> dusunce tarzinin hic de mantiki olmadigini ve de Zen felsefesini
>> anlayacaksin o zaman.
>
> ;-) "hem bu hem de o" diye tarif etmisim dogu düsünce tarzini birkac ay
> evvel burada, TOm Verlaine ile sohbetimde.
Hatirlamiyorum pek fakat bu Zen felsefesinde ok'u firlatilmaz, yaydan
firmalasi (ni$an almaksizin) saglanir. Her sey kendiliginden olur. Sen
yapmazsin. Nitekim usta yayci ni$an almaz, sadece hedefina bakip ok'un
yaydan firlamasini saglar. Nasil diyeyim, ok yaydan firlatilmaz, ok yaydan
kendi firlar. 'YOU LET IT HAPPEN' veya 'IT HAPPENS BY ITSELF'. Bir de
insanin vucudu bu tip isleri yaparken hic gerginle$memeli. Adaleler/kaslar
gerginle$tirilmeden yay cekilir. Vucutta gerginlik vuku bulursa kullanilan
teknik hatalidir. Muzisyenler icin bu haddinden fazla ehemniyetli bir
noktadir esasinda. Cunku vucutta her hangi bir gerginlik zamanla sihhi
bakimdan cok zararlidir. Istersen bir de esasinda aktorler
icin yazilmi$ Aleksander Teknigi (Alexander Technique) hususunda bir tarama
yap.
>
>> Yay ustalari kullandiklari odunu gayet dikkatle secer, yayi
>> sekillendirir ve yayi isitarak (evet odunu isitarak) yaya gereken
>> esnekligi verir. Bu gayet kritikdir ve bircok defalar basarili olmaz.
>> Yaya gereken esnekligi vermek bir sanat isidir. Bildigin gibi
>> kemanist yayi kullandiktan sonra yayin gerginligi yayin ucundaki
>> vidayi cevirerek giderir. Aksi halde yay devamli gergin kalirsa o
>> esnekligini kaybeder.
>
> Sen kemanci oldugundan keman üzerine bilgin var, ayni tespitler= dogrular
> saz, kemence icin de dogrudur. Sesi güzel cikacak saz, baglama oyularak
> yapilmaz, pul gibi ince kabuklari yapistirmakla olur.
Esasinda evet fakat unutma ki kemence yaylari degi$iktir. Avrupada da eski
'viyol'lar degi$ik tip yay ve yay teknigi kullanilarak calinirdi. Yillar
once uzak dogulu bir nevi kemence calan birileri ile tani$mi$tim. Onun
kullandigi teknik de bamba$ka idi. Yani gerginlestirmek icin yayin killarini
ba$ parmagina sarardi. Halbuki modern yayli sazlar tekniginde yayin
killarina el kat'iyen degmez. Yayin gerginlini bahsettigim 'frog' ve 'nut'
(kurbaga ve ceviz mi diyelim yoksa acaba 'finduk' mu diyelim?!) sayesinde
yapilir.
>
>> Fakat niye o kadar pahali bu guzel yaylar? Cunku hakikaten guzel
>> yapilmis yaylar pek ender bulunur. Dikkatsiz bir kemanistin eline
>> duserse, yay kisa bir zamanda esnekligini kaybedince degerini de
>> kaybeder. Yay bir kere esnekligini kaybederse o eski esnekligini
>> vermek hemen hemen imkansiz olur.
>
> Bir calgidan cikacak sesin mükemmel olmasi, hem calgiya, hem calgidan ses
> cikarmak icin kullanilan araca (bu nefes de olabilir) ve de calan insanin
> o anki fiziki, zihni vs. durumuna baglidir. Üzgün bir kemanci neseli bir
> parcayi neseli haliyle caldigi gibi calamaz.
>
>> gibi bir bakima. 'Rosin' (sakiz) ise killarin telleri daha iyi
>> 'isirmasini' saglar. Dolayisi ile 'Rosin'in kalitesi de pek muhimdir.
>
> Ney icin mesela badem yagi kullanilir.
Evet, soyledigin cok dogru fakat badem yagi ney tipi nefesli sazlarin odun
kismini (ve de bilhassa calarken ISLANAN ic kismini) rutubete karsi korumak
icin kullanilir. 'Rosin'in rolu tamamen degisiktir. Rosin tel titre$imini
saglamak ve telden ses cikarmak icin kullanilir. Koruyucu bir rolu yok.
>
>> Kusura bakma fazla uzun yazdim fakat bir bakima yayli sazlar
>> ogrencilerinin menfaatlerini de dusunerek teferruatli olarak yazdim.
>
> Estagfurullah, ne demek uzun yazdin! zevkle okuyan yalniz ben degilim,
> bundan emin ol.
>
>> Ucuz kemanlar icin durum soyledigim gibi. Fakat oldukca degerli
>> kemanlar ve hatta oldukca pahali kemanlar icin bile bircok defalar
>> yay kemandan daha da degerli olabilir. Nitekin Yehudi Menuhinin
>> biyografisini okursan orada da en kaliteli enstruman olirken bile
>> yaylarin kemandan daha da pahali olabilecegini goreceksin.
>
> Bundan en pahali kemani en pahali yayla calarsan en iyi neticeyi elde
> edecegin cikmaz, degil mi? Eline saglik bilgini paylastigin icin.
Pek tabii ki eninde sonunda iyi bir kemanist kalitesiz bir enstrumandan
acemi bir kemanistin en kaliteli keman ve yay kullanarak cikardigi seslerden
cok daha kaliteli sesler cikarir. Sana burada bir SIR daha acikliyayim.
Kaliteli bir keman 440 titresimli la telini seslendirirken o notanin, o
frekansin 'armonik'lerini de seslendirir. _Kulak bu notalari ayri ayri
notalar olarak duymaz_ fakat bir nota calinirken kemanin kalitesine gore 10
veya 15 hatta daha cok ve de armonikler diye bilinen bu ek tiz notalari da
seslendirilir. Bu hususta daha teferruatli bilgi icin Armonik serisi
(Harmonics veya Harmonic Series taramasi yapabilirsin). Duyulan
notanin/sesin 'rengi' bu armoniklere baglidir.
--
choronik
=======
>
Almancasi "Geigenharz", Geige= keman, Harz= sakiz.
> Retzina mi olur? Bilmiyorum. Ben hep Alman mali tel (PiRASTRO marka)
> ve Alman 'Rosin'i kullannirdim. Cila 'Resin' ve yaglar tamamen
> degisik seyler. Keman ailesi cilalandi mi artik o cilaya bir daha
> degmezsin. Kemani tukuruk ve eski bir ic
> fanelasi kullarak temizlersin. Ozel cilalar var fakat bunlari ancak
> bilgisi mahdut olanlar kullanir. Hepsi de kemanin cilasina
> zararlidir. Keman'a kimyevi cilalar degdirmezsin, azizim. Dedigim
> gibi ' TU ' diye tukurup kemani cilalarsin.
Cilalamak islemini alici mi imalatci mi yapar? Yazdigindan kemancinin
yaptigini cikardim, neden o cilaliyor?
>>> Fakat bu yay killari belirli bir muddet dayanir. Sirasinda killar
>>> kopar, yipranir. Killar yipraninca da telleri pek 'isirmaz' olur.
>>
>> "isirmaz"dan maksad "degmez", "cinlamaz" demek istersin, degil mi?
>
> Yo. Ingilizcede 'bite' derler. Yayin killari (veya esasinda butun
> killar) bogum bogum, kertik kertikdir. Rosin de kullanildi mi yayi
> cekerken veya surerken (yaylarken yani) o kertikler teli isirir,
> goyverir. Rosin de bu isirmayi daha etkili yapar. Bicki, destere
> disleri gibi.
Aslinda tahmini teyid ettin ya da ben seni anlamakta zorlaniyorum.
"bite", yani keman tellerine temas eden killar azalir, bu da ses
kalitesini olumsuz etkiler. "degmez" "tutmaz" da denilebilir bence.
Killar tellere degmiyor, telleri tutmuyor, yeterince temas etmiyor vs.
>> baska sesleri cikardiginda cenem apacik kalmisti hayretten. COgu
>> insan kemani tanimaz ya da Türkiye'de bilinen tarzda icra edildigini
>> sanir genelde. Klasik müzikte bile solo calgi olarak pek taninmaz.
>
> Solo demekle ne demek istiyorsun? Cunku 'solo' kelimesinin de iki
> anlami var, maalesef. Mesela Bach'in Solo Keman parcalari sadece
> keman ile icra edilir/calinir ki bu tip muzige Ingilizcede
> 'Unaccompanied Violin pieces' denir. Turkcesi ne olabilir? E$liksiz
> mi diyelim?. Bir de mesela Solo Violin with Piano Accompaniment
> (Piyano e$liginde solo keman) var. Solo Keman ve Orkestra eserleri,
> yani orkestra e$liginde solo keman muzigi eserleri var.
Ilk örnek demek istedigime pek yakin, ayni olmasa da, cünkü o eserler
bile klasik müzik camiasinda pek taninmaz. Sakina kendini ölcü olarak
görüp de itiraz etme, umua bak, dostlarini katma hesaba, disardaki
insanlari gözönünde bulundumani istiyorum sadece. Paganini gibi
solistleri kastettim solo calgi bahsinde.
Ahbap, sen klasik müzikle hasir nesirsin, bense plak hastasiyim, bundan
dolayi bilgimiz genelin üstünde. Halka sorarsan ya dügünlerde calinan
tür kemani tanirlar ya da snoblasmis seckin bürokratlar gibi
seyrettikleri bir avuc bati klasik eselerinden tanirlar orkestra
calgisi oldugunu. Sadece kanaatim: Türkiye'de 10.000 kisi yoktur klasik
müzik üzerinde derin, genis bilgili olan.
>> "archery"'nin anlamini okuduktan sonra kimin oldugunu biliyorum, adi
>> hatirima gelmiyor, yanilmiyorsam Eugen önadi, soyadi da Herriegel
>> gibi olmali. Bu konuya= zen dair bir cok kitap devirmis oldugumu
>> söylemeyi unuttugum icin beni bagislarsin herhalde? *g* Bu kitabi
>> henüz okumadim, yillar önce elime aldigimi, 10 safya kadar okudugumu
>> hatirliyorum.
>
> Ha, ha.... Yani evet, evet anlaminda ha, ha... Eugen Herrigel di
> yazari. Sen soyleyince hatirladim. Gayet enteresan bir kitab. Ben
> kitabi belki de yirmibes yil once iki uc defa okuduktan sonra ne
> soylendigini tam kavrayabildim.
Demek ki hafizam bazan mükemmel calisiyor. Diger yandan ben Japonlarin
yazdiklari kitaplari okumayi yegledim/ yeglerim. Cünkü bati kökenli
yazarlarin kitaplari icinden geldikleri kültürün etkisiyle farkli,
eksik, hatta kismen yanlis yorumlarla bezenmistir, bunu bilsen de,
daima, nerede nasil etkiledigini farkemiyorsun.
>> ;-) "hem bu hem de o" diye tarif etmisim dogu düsünce tarzini birkac
>> ay evvel burada, TOm Verlaine ile sohbetimde.
>
> Hatirlamiyorum pek fakat bu Zen felsefesinde ok'u firlatilmaz, yaydan
> firmalasi (ni$an almaksizin) saglanir. Her sey kendiliginden olur.
> Sen
> yapmazsin. Nitekim usta yayci ni$an almaz, sadece hedefina bakip
> ok'un
> yaydan firlamasini saglar. Nasil diyeyim, ok yaydan firlatilmaz, ok
> yaydan kendi firlar. 'YOU LET IT HAPPEN' veya 'IT HAPPENS BY ITSELF'.
Eski Yunan felsefesinde buna benzer Zenon'un paradoksu diye taninan bir
örnek de var. Islam dininde buna benzer, yakin "husu", "vecd" vs.
terimleri var.
> Bir de insanin vucudu bu tip isleri yaparken hic gerginle$memeli.
> Adaleler/kaslar gerginle$tirilmeden yay cekilir. Vucutta gerginlik
> vuku bulursa kullanilan teknik hatalidir. Muzisyenler icin bu
> haddinden fazla ehemniyetli bir noktadir esasinda. Cunku vucutta her
> hangi bir gerginlik zamanla sihhi bakimdan cok zararlidir. Istersen
> bir de esasinda aktorler icin yazilmi$ Aleksander Teknigi (Alexander
> Technique) hususunda bir tarama yap.
Gerginlik ögrenmeye de engeldir, bedeni gevsek insanlar kendilerini
acmis insanlardir, hortumu takip, bilgiyi aktarabilirsin böyle
insanlara. Kaba benzetme oldu ya, anlasilir olsun diye birakiyorum
öyle.
Bahsettigin teknigi belki duydum, "bio energetics" denen dalga ile
iliskisi yok bunun herhalde.
> Yayin gerginlini bahsettigim 'frog' ve 'nut' (kurbaga ve ceviz mi
> diyelim yoksa acaba 'finduk' mu diyelim?!) sayesinde yapilir.
Türkce karsiliklarini hatirlamiyorum, muhakkak bulunur web aleminde bu
terimler. Birebir cevirmek bence dogru degil.
>>> gibi bir bakima. 'Rosin' (sakiz) ise killarin telleri daha iyi
>>> 'isirmasini' saglar. Dolayisi ile 'Rosin'in kalitesi de pek
>>> muhimdir.
>>
>> Ney icin mesela badem yagi kullanilir.
>
> Evet, soyledigin cok dogru fakat badem yagi ney tipi nefesli sazlarin
> odun kismini (ve de bilhassa calarken ISLANAN ic kismini) rutubete
> karsi korumak icin kullanilir. 'Rosin'in rolu tamamen degisiktir.
> Rosin tel titre$imini saglamak ve telden ses cikarmak icin
> kullanilir. Koruyucu bir rolu yok.
Dolayli olarak elbette koruyucu bir rolu var sakizin keman killarina
karsi. Calbakalim islenmemis bir yayla kemani. Hosuna gider mi duydugun
ses? Uzun müddet güzel, hos sesi "korumak" icin yaglarsin, cilalarsin=
*bakarsin* calgina, calma aracina (yay, agizlik, mizrap vs.)
>> Bundan en pahali kemani en pahali yayla calarsan en iyi neticeyi
>> elde
>> edecegin cikmaz, degil mi? Eline saglik bilgini paylastigin icin.
>
> Pek tabii ki eninde sonunda iyi bir kemanist kalitesiz bir
> enstrumandan acemi bir kemanistin en kaliteli keman ve yay kullanarak
> cikardigi seslerden cok daha kaliteli sesler cikarir. Sana burada bir
> SIR daha acikliyayim. Kaliteli bir keman 440 titresimli la telini
> seslendirirken o notanin, o frekansin 'armonik'lerini de seslendirir.
440 frekans filan mi?
> _Kulak bu notalari ayri ayri notalar olarak duymaz_ fakat bir nota
> calinirken kemanin kalitesine gore 10 veya 15 hatta daha cok ve de
> armonikler diye bilinen bu ek tiz notalari da seslendirilir. Bu
> hususta daha teferruatli bilgi icin Armonik serisi (Harmonics veya
> Harmonic Series taramasi yapabilirsin). Duyulan notanin/sesin 'rengi'
> bu armoniklere baglidir.
Bu hususda pes ettim yillar önce, müzik kuramiyla ugrasmiyorum.
Gecmiste yaptigim hatanin cezasini cekiyorum, o zaman kabul etmeliydim
mandolin dersi almayi. Biraz da ögreticilere bagli bu kararlar o cagda,
yasda. Fakat bahsettigini o kemanci dostumun özel konserlerinden
taniyorum. Paganini'nin bazi acaip kisa parcalari var, calinirken
görmeyen acep bu sesi hangi calgidan cikariyor? diye soruypr kendine,
gördügü zaman da, bu nasil mümkün? diye sasiriyor. Bu da solo kemana
bir örnek.
Basligi degistirdim, konuya uygunluk acisindan yola cikarak. Mutlu
haftasonu.
> Almancasi "Geigenharz", Geige= keman, Harz= sakiz.
Genelde "Kolophonium" derler, Geigenharz herkesi öküz gibi baktirir.
Yanisira, "ney tipi nefesli sazlarin" diye bir pasaj geçti ya, bizim
"öteki" konuya deginiyor gibi.
> 440 frekans filan mi?
"Harmonische Ober- & Untertöne" demek istiyor, galiba. 880, 220, 1760,
...
Konu çok ilginç, bunlarla hiç varolmayan sesler de duyulabilir,
simülasyon gibi -> residual sesleri.
:-)
Yine de, grup bana göre degil gibimsi ...
B. Alabay
--
http://www.thetrial.de/
Wo Licht ist, ist auch Schatten!
Acephale uzun zamand r yazm yordun bu arada keman derslerimi ald n?
Geli tiriyorsun kendini Ayd nolacaks n neredeyse ;)
Chro-nik yaw bir ara seni öldü sand m ameliyattan önce s k bir veda
yapm t n, birdaha da göremedim korkuttun valla :-) ba ka yerdemi
yaz yorsunuz ikinizde yoktunuz uzun zamand r.
Evet, haklisin. Verdigin bilgi icin te$ekkurler. Ben de simdiye kadar
Rosin'in Ingilizce Resin'in Almancasi oldugunu zannederdim. Meger ki
Resin/Rosin kelimeleri Fransizca asilli imi$.
>
> Yanisira, "ney tipi nefesli sazlarin" diye bir pasaj geçti ya, bizim
> "öteki" konuya deginiyor gibi.
Oteki konu dedigin ne olabilir acaba?
>
>> 440 frekans filan mi?
>
> "Harmonische Ober- & Untertöne" demek istiyor, galiba. 880, 220, 1760,
> ...
> Konu çok ilginç, bunlarla hiç varolmayan sesler de duyulabilir,
> simülasyon gibi -> residual sesleri.
Bu sesleri duymak istersen iyi kalite bir piyanoda pedale basipsadece tek
bir nota cal. Armonikleri ve sempatik titresim yapan tellerin seslerini
duyabilirsin. Kemanda bu 'partial'lar kemanin sesini renklendirir. Nitekim
kemanda 3uncu yani re telinde sol notasini calarsan, 4uncu sol teli de
kendiliginden titresime ba$lar. Fakat diger 'partial'lar ayri ayri duyulmaz.
Flut, saksofon, keman gibi degisik enstrumanlarin Ingilizcede Fransizcadan
alinmi$ ve 'timbre' diye bilininen ses renkleri hep bu verebildikleri ve
Ingilizcede 'partials' diye bilinen bu 'armoniklere' baglidir.
>
> :-)
>
> Yine de, grup bana göre degil gibimsi ...
Butun bu tip gruplar soz duellosu alanii. Ara sira tatli sohbet de olmuyor
degil yani. Bizim edip Rifat ve Grandee bile tatli tatli konu$magi
ba$ardilar bir ara;-))))))))))
--
choronik
=======
Merak edip bir bakayim dedim. Meger bu resin/rosin diye bilinen sakiz
terebentin/neftyagindan yapilirmi$. Ben cam sakizindan yapildigini
zannediyordum. Nasil yapildigi veya nasil elde edildigi kemanist icin pek
tabii muhim degildir. Muhim olan bu resinin/reçinenin kalitesidir.
>
>> Retzina mi olur? Bilmiyorum. Ben hep Alman mali tel (PiRASTRO marka)
>> ve Alman 'Rosin'i kullannirdim. Cila 'Resin' ve yaglar tamamen
>> degisik seyler. Keman ailesi cilalandi mi artik o cilaya bir daha
>> degmezsin. Kemani tukuruk ve eski bir ic
>> fanelasi kullarak temizlersin. Ozel cilalar var fakat bunlari ancak
>> bilgisi mahdut olanlar kullanir. Hepsi de kemanin cilasina
>> zararlidir. Keman'a kimyevi cilalar degdirmezsin, azizim. Dedigim
>> gibi ' TU ' diye tukurup kemani cilalarsin.
>
> Cilalamak islemini alici mi imalatci mi yapar? Yazdigindan kemancinin
> yaptigini cikardim, neden o cilaliyor?
Keman pek tabii ki kemani yapan ustad tarafindan cilalanir. Keman sahibi ara
sira kemanin cilasini daha once de dedigim gibi tukruk ve yumusak eski pamuk
ic fanelasi tipi kumasla temizler. Keman sahibinin yaptigi 'cilalama' bundan
ibarettir. Orijinal cila hic bir zaman siyrilip keman yeniden cilalanmaz.
Kemanin cilasi gayet onemlidir. Dolayisi ile cilaya zarar verebilecek her
hangi kimyevi bir madde veya cila kullanilmaz.
>
>>>> Fakat bu yay killari belirli bir muddet dayanir. Sirasinda killar
>>>> kopar, yipranir. Killar yipraninca da telleri pek 'isirmaz' olur.
>>>
>>> "isirmaz"dan maksad "degmez", "cinlamaz" demek istersin, degil mi?
>>
>> Yo. Ingilizcede 'bite' derler. Yayin killari (veya esasinda butun
>> killar) bogum bogum, kertik kertikdir. Rosin de kullanildi mi yayi
>> cekerken veya surerken (yaylarken yani) o kertikler teli isirir,
>> goyverir. Rosin de bu isirmayi daha etkili yapar. Bicki, destere
>> disleri gibi.
>
> Aslinda tahmini teyid ettin ya da ben seni anlamakta zorlaniyorum.
> "bite", yani keman tellerine temas eden killar azalir, bu da ses
> kalitesini olumsuz etkiler. "degmez" "tutmaz" da denilebilir bence.
> Killar tellere degmiyor, telleri tutmuyor, yeterince temas etmiyor vs.
Daha fazla veya daha az kilin telle temas etmesi yayin tutulu$u ile
saglanir. Yay 90 derecede tutulursa killarin telle daha fazla temasi olur.
Yay tele ornegin 45 derecede tutulursa killarin sadece bir kismi tella
temasta kalir. Yayin kopruye yakin veya kopruden uzak cekilmesi ise kemandan
degisik 'renk' sesler cikarir. Yay teknigi gayet komplex bir tekniktir.
Kemanist his bir zaman teknik tarafini dusunmez sadece kemandan cikarmak
istedigi sesi onceden 'beynin kulaginda' duyup ona gore yayini surer. Bu
hareketler hemen hemen gayri ihtiyari olur. Suuralti bir refleks.
>
>>> baska sesleri cikardiginda cenem apacik kalmisti hayretten. COgu
>>> insan kemani tanimaz ya da Türkiye'de bilinen tarzda icra edildigini
>>> sanir genelde. Klasik müzikte bile solo calgi olarak pek taninmaz.
>>
>> Solo demekle ne demek istiyorsun? Cunku 'solo' kelimesinin de iki
>> anlami var, maalesef. Mesela Bach'in Solo Keman parcalari sadece
>> keman ile icra edilir/calinir ki bu tip muzige Ingilizcede
>> 'Unaccompanied Violin pieces' denir. Turkcesi ne olabilir? E$liksiz
>> mi diyelim?. Bir de mesela Solo Violin with Piano Accompaniment
>> (Piyano e$liginde solo keman) var. Solo Keman ve Orkestra eserleri,
>> yani orkestra e$liginde solo keman muzigi eserleri var.
>
> Ilk örnek demek istedigime pek yakin, ayni olmasa da, cünkü o eserler
> bile klasik müzik camiasinda pek taninmaz. Sakina kendini ölcü olarak
> görüp de itiraz etme, umua bak, dostlarini katma hesaba, disardaki
> insanlari gözönünde bulundumani istiyorum sadece. Paganini gibi
> solistleri kastettim solo calgi bahsinde.
> Ahbap, sen klasik müzikle hasir nesirsin, bense plak hastasiyim, bundan
> dolayi bilgimiz genelin üstünde. Halka sorarsan ya dügünlerde calinan
> tür kemani tanirlar ya da snoblasmis seckin bürokratlar gibi
> seyrettikleri bir avuc bati klasik eselerinden tanirlar orkestra
> calgisi oldugunu. Sadece kanaatim: Türkiye'de 10.000 kisi yoktur klasik
> müzik üzerinde derin, genis bilgili olan.
Bu tip ince sanatlari yakindan takib edenler her yerde de azinliktadir.
Ingilterede bile BBC'nin klasik muzik yayini yapan Radio 3 radyosunu takib
edenler halkin belkide yuzde 5'inden azdir.
Yanlisim yoksa bu rakam sadece %3'dur.
>
>>> "archery"'nin anlamini okuduktan sonra kimin oldugunu biliyorum, adi
>>> hatirima gelmiyor, yanilmiyorsam Eugen önadi, soyadi da Herriegel
>>> gibi olmali. Bu konuya= zen dair bir cok kitap devirmis oldugumu
>>> söylemeyi unuttugum icin beni bagislarsin herhalde? *g* Bu kitabi
>>> henüz okumadim, yillar önce elime aldigimi, 10 safya kadar okudugumu
>>> hatirliyorum.
>>
>> Ha, ha.... Yani evet, evet anlaminda ha, ha... Eugen Herrigel di
>> yazari. Sen soyleyince hatirladim. Gayet enteresan bir kitab. Ben
>> kitabi belki de yirmibes yil once iki uc defa okuduktan sonra ne
>> soylendigini tam kavrayabildim.
>
> Demek ki hafizam bazan mükemmel calisiyor. Diger yandan ben Japonlarin
> yazdiklari kitaplari okumayi yegledim/ yeglerim. Cünkü bati kökenli
> yazarlarin kitaplari icinden geldikleri kültürün etkisiyle farkli,
> eksik, hatta kismen yanlis yorumlarla bezenmistir, bunu bilsen de,
> daima, nerede nasil etkiledigini farkemiyorsun.
Orasi oyle fakat bu kitap bir bakima bir istisna. Nitekim usta okcu Almanin
ogrencisinin mentalitesini anlamak icin Bati felsefesini arastirip talebesi
olan Alman universite ogretmenin nerede ve nasil takildigini kavramaya
calisir. Kitabi dikkatle okursan her sey aciga kavusur. Bati mantiginin
nasil mantiksiz oldugunu o okcu ustad gibi sen de anlarsin.
>
>>> ;-) "hem bu hem de o" diye tarif etmisim dogu düsünce tarzini birkac
>>> ay evvel burada, TOm Verlaine ile sohbetimde.
>>
>> Hatirlamiyorum pek fakat bu Zen felsefesinde ok'u firlatilmaz, yaydan
>> firmalasi (ni$an almaksizin) saglanir. Her sey kendiliginden olur.
>> Sen
>> yapmazsin. Nitekim usta yayci ni$an almaz, sadece hedefina bakip
>> ok'un
>> yaydan firlamasini saglar. Nasil diyeyim, ok yaydan firlatilmaz, ok
>> yaydan kendi firlar. 'YOU LET IT HAPPEN' veya 'IT HAPPENS BY ITSELF'.
>
> Eski Yunan felsefesinde buna benzer Zenon'un paradoksu diye taninan bir
> örnek de var. Islam dininde buna benzer, yakin "husu", "vecd" vs.
> terimleri var.
Derin i$ler bunlar. Felsefeyle pek alakadar olacak vaktim olmadi hayatta
maalesef.
>
>> Bir de insanin vucudu bu tip isleri yaparken hic gerginle$memeli.
>> Adaleler/kaslar gerginle$tirilmeden yay cekilir. Vucutta gerginlik
>> vuku bulursa kullanilan teknik hatalidir. Muzisyenler icin bu
>> haddinden fazla ehemniyetli bir noktadir esasinda. Cunku vucutta her
>> hangi bir gerginlik zamanla sihhi bakimdan cok zararlidir. Istersen
>> bir de esasinda aktorler icin yazilmi$ Aleksander Teknigi (Alexander
>> Technique) hususunda bir tarama yap.
>
> Gerginlik ögrenmeye de engeldir, bedeni gevsek insanlar kendilerini
> acmis insanlardir, hortumu takip, bilgiyi aktarabilirsin böyle
> insanlara. Kaba benzetme oldu ya, anlasilir olsun diye birakiyorum
> öyle.
> Bahsettigin teknigi belki duydum, "bio energetics" denen dalga ile
> iliskisi yok bunun herhalde.
Valla, bu i$lere cesitli isimler verirler, cesitli kulplar takilir fakat
eninde sonunda netice sabir ve tecrubeyle elde edilir. Fakat bahsettigin
beden gevsekligi cok muhimdir. Bu isler zorlamakle olmuyor i$te. Her sey
zaman alir. Iyi bir ogretmenin tavsiyelerine kulak asmak $art. Nitekim benim
ilk ogrendigim yayi elde tutulan kucuk bir ku$ tutarmi$ gibi tutmak oldu.
Fazla SIKARSAN ku$cagiz ölür, cok bol tutarsan ucar gider. Her $ey denge
meselesidir.
>
>> Yayin gerginlini bahsettigim 'frog' ve 'nut' (kurbaga ve ceviz mi
>> diyelim yoksa acaba 'finduk' mu diyelim?!) sayesinde yapilir.
>
> Türkce karsiliklarini hatirlamiyorum, muhakkak bulunur web aleminde bu
> terimler. Birebir cevirmek bence dogru degil.
Bizde tahminimce Fransizca terimler kullaniliyor. Bir zamanlar ney hususunda
bir inceleme yapmi$tim. Ney yapimimin inceliklerinden bahsederken her
parcanin adini veriyordu. Bunlari ancak ney yapanlar ve omur boyu calanlar
bilir. Bu hususta referans kitablari pek bulunmuyor maalesef. Fakat
Internette artik bu hususlarda geni$ bilgiler bulunur, pek tabii olarak.
Ara$tirip butun bu terimleri bulmak artik mumkun.
>
>>>> gibi bir bakima. 'Rosin' (sakiz) ise killarin telleri daha iyi
>>>> 'isirmasini' saglar. Dolayisi ile 'Rosin'in kalitesi de pek
>>>> muhimdir.
>>>
>>> Ney icin mesela badem yagi kullanilir.
>>
>> Evet, soyledigin cok dogru fakat badem yagi ney tipi nefesli sazlarin
>> odun kismini (ve de bilhassa calarken ISLANAN ic kismini) rutubete
>> karsi korumak icin kullanilir. 'Rosin'in rolu tamamen degisiktir.
>> Rosin tel titre$imini saglamak ve telden ses cikarmak icin
>> kullanilir. Koruyucu bir rolu yok.
>
> Dolayli olarak elbette koruyucu bir rolu var sakizin keman killarina
> karsi. Calbakalim islenmemis bir yayla kemani. Hosuna gider mi duydugun
> ses? Uzun müddet güzel, hos sesi "korumak" icin yaglarsin, cilalarsin=
> *bakarsin* calgina, calma aracina (yay, agizlik, mizrap vs.)
Yo, yo. Sakizin tek bir rolu var. Killarin telleri 'isirmasi'. Ba$ka hic bir
rolu yok. Keman tipi aletler ne yaglanir ne de cilalanir. Sadece hafif
rutubetli ve tercihen eski ic fanelasi tipi kumasle cilasi temizlenir --
yani tozu alinir, parmak izleri temizlenir vs. Keman hic bir zaman kalorifer
yayinda tutulmaz. Tahtasi kuruyup catlayabilir. Kaloriferli odalarda rutubet
eksikligi de keman, gitar tipi enstrumanlar icin haddinden fazla zararli.
Dolayisi ile keman kutusunun icine rutubet verici 'humidifier' konur.
Degerli enstrumanlar icin bu cok muhim. Okka i$i kaba saba aletler daha
dayanikli oldugu icin bu hususlar o kadar muhim degil.
>
>>> Bundan en pahali kemani en pahali yayla calarsan en iyi neticeyi
>>> elde
>>> edecegin cikmaz, degil mi? Eline saglik bilgini paylastigin icin.
>>
>> Pek tabii ki eninde sonunda iyi bir kemanist kalitesiz bir
>> enstrumandan acemi bir kemanistin en kaliteli keman ve yay kullanarak
>> cikardigi seslerden cok daha kaliteli sesler cikarir. Sana burada bir
>> SIR daha acikliyayim. Kaliteli bir keman 440 titresimli la telini
>> seslendirirken o notanin, o frekansin 'armonik'lerini de seslendirir.
>
> 440 frekans filan mi?
Evet. La notasi yani kemanin ikinci 'la' telinin cikardigi ses.
>
>> _Kulak bu notalari ayri ayri notalar olarak duymaz_ fakat bir nota
>> calinirken kemanin kalitesine gore 10 veya 15 hatta daha cok ve de
>> armonikler diye bilinen bu ek tiz notalari da seslendirilir. Bu
>> hususta daha teferruatli bilgi icin Armonik serisi (Harmonics veya
>> Harmonic Series taramasi yapabilirsin). Duyulan notanin/sesin 'rengi'
>> bu armoniklere baglidir.
>
> Bu hususda pes ettim yillar önce, müzik kuramiyla ugrasmiyorum.
> Gecmiste yaptigim hatanin cezasini cekiyorum, o zaman kabul etmeliydim
> mandolin dersi almayi. Biraz da ögreticilere bagli bu kararlar o cagda,
> yasda. Fakat bahsettigini o kemanci dostumun özel konserlerinden
> taniyorum. Paganini'nin bazi acaip kisa parcalari var, calinirken
> görmeyen acep bu sesi hangi calgidan cikariyor? diye soruypr kendine,
> gördügü zaman da, bu nasil mümkün? diye sasiriyor. Bu da solo kemana
> bir örnek.
Parmak akrobasisi!!! Paganinin bazi parcalarini calarken sesler yayla
cikarilirken ayni anda sol el parmaklariyle 'pizzicato' sesler de cikarilir.
Dolayisi ile o tip parcalari calmak her babayigidin harci degil. Parmak
akrobasisi, dedim ya...
>
> Basligi degistirdim, konuya uygunluk acisindan yola cikarak. Mutlu
> haftasonu.
Tesekkurler, Acep. Bu gun gunum de gayet guzel gecti. Son bir aydir
hayatimin en guzel, en tatli, en mutlu gunlerini yasiyorum. Ilk defa bu tip
ic huzuruna kavu$mu$ oldum. Hayatiminn sonbaharinin bu kadar tatli
olabilecegini bilseydim, bu ya$a daha acil gelirdim. Cok $ukur hayatimda hic
bir zaman bencil birileri olmami$imdir Acep, fakat buna ragmen yine de
diyebilirim ki bu derece bir ic huzuruna ancak 'ego'mdan tamamen
kurtululmakle kavu$abildim. Bu benim icin hayatta yepyeni bir tecrubedir.
Sana da, buradaki diger arkada$lara da sadece mutlu haftasonu degil, mutlu
gunler ve mutlu gelecekler dilerim.
Buralarda arkada$lar arasinda samimi, tatli sohbetlere $ahit olma
arzusuyla...
--
choronik
=======
=======================================
Sen merak etme, aci patlicani kiragi calmaz.
Ne yapalim be arkada$ KiTaRo, biraz da gitar calalim dedik yani;-))))))))
Buralara yazi gecmekden cok daha tatli seyler var hayatta. Bu ara buralarda
eskisi kadar vakit ezmege vakit bulamiyorum.
--
choronik
=======
>kemanda 3uncu yani re telinde sol notasini calarsan, 4uncu sol teli de
>kendiliginden titresime ba$lar.
İşte bu olaya da 'rezonans' denir. Titreşimler hava vasıtası ile
diğer tele ulaşıyor ve onu da titreşime tabi tutuyor. Tabii ki ayni
frekansta, ama kuvveti (amplitüd) hemen hemen yarısı kadar
falan oluyor (daha doğrusu iki telin arasındaki mesafe ile ters
orantılı bu amplitüd meselesi, galiba.)
Elektronik biliminde de başlı başına bir konudur rezonans devreleri,
paralel ve seri rezonanslar ve ille de harmonikler, vesaire.
Ayrıca uzaktan akrabalarımız Tuva'lılar ayni anda iki üç ayrı
frekansta birden(biri asıl frekans, diğerleri bunun harmonikleri olmak
üzere)ses çıkarabiliyor gırtlaklarından şarkılarını söylerken, ben
dinledim, fakat bizim Sarı Tülü'nün böğürmesi gibi geldi bana. :)
Tabiatıyla bunu, bazı ses tellerini asıl çıkardıkları frekans ile
rezonansa getirerek başarıyorlar. Bir ara pek meşhurdular amrikada,
en azından bizim mevlevi ayinleri kadar ilgi görüyorlardı. Sonradan
kayboldular piyasadan. Şimdi Sibirya'da, sabah sabah çadırının önüne
pisleyen ren geyiğine dört ayrı frekanstan küfür ediyorlar herhalde.
Aslında maddenin titreşimi evrenin en önemli konusu. Evrenin nasıl
çalıştığını, nerden gelip nereye gittiğini izaha çalışan teorilerden
akla en yakını olan 'String' teorisi, iki boyutlu şeritimsi, ipliksi
şeylerin :)titreşmesinin atomların alt yapılarını meydana getirdiğini
söylüyor.
Soylediklerin cok dogru Rifat fakat bu rezonanslarin (bak kasten cogul
olarak kullandim) ayni frekansta olmalari $art degil. Seslendirilen ana
notanin 'partial'larina/armoniklerine denk gelen diger butun teller de
sempatik rezonans tesiriyle titresmege ba$lar. Daha onceki mesajimda
bahsettigim sostenuto pedali basili piyanoda tek bir nota calma/seslendirme
misali.
> Elektronik biliminde de başlı başına bir konudur rezonans devreleri,
> paralel ve seri rezonanslar ve ille de harmonikler, vesaire.
> Ayrıca uzaktan akrabalarımız Tuva'lılar ayni anda iki üç ayrı
> frekansta birden(biri asıl frekans, diğerleri bunun harmonikleri olmak
> üzere)ses çıkarabiliyor gırtlaklarından şarkılarını söylerken, ben
> dinledim, fakat bizim Sarı Tülü'nün böğürmesi gibi geldi bana. :)
> Tabiatıyla bunu, bazı ses tellerini asıl çıkardıkları frekans ile
> rezonansa getirerek başarıyorlar. Bir ara pek meşhurdular amrikada,
> en azından bizim mevlevi ayinleri kadar ilgi görüyorlardı. Sonradan
> kayboldular piyasadan. Şimdi Sibirya'da, sabah sabah çadırının önüne
> pisleyen ren geyiğine dört ayrı frekanstan küfür ediyorlar herhalde.
Bek neguzel "dört ayrı frekanstan küfür" demi$sin. Nereden bulup
cikariyorsun yaw bu incileri? Var, var... Sende bir kabiliyet var, Rifat
Yav Rifat, bulug caginda her catlak sesli erkek cocuk bunu becerir;-))))))))
Fakat onu birak. Sen Cinde Uygurlarin gayet tiz sesle bir $arki soylemeleri
var ki hic anlatamam. Sen onlari bir dinle. Ne guzel. Bahsettigin cok sesli
teknik oralarda da bulunur. Yanli$im yoksa BBC radyosondan bu tip turkuleri
dinlemi$tim bir zamanlar.
>Soylediklerin cok dogru Rifat fakat bu rezonanslarin (bak kasten cogul
>olarak kullandim) ayni frekansta olmalari $art degil. Seslendirilen ana
>notanin 'partial'larina/armoniklerine denk gelen diger butun teller de
>sempatik rezonans tesiriyle titresmege ba$lar. Daha onceki mesajimda
>bahsettigim sostenuto pedali basili piyanoda tek bir nota calma/seslendirme
>misali.
Aynen. Şart değil. Haklısın.
> Butun bu tip gruplar soz duellosu alanii. Ara sira tatli sohbet de olmuyor
> degil yani. Bizim edip Rifat ve Grandee bile tatli tatli konu$magi
> ba$ardilar bir ara;-))))))))))
Konu aslinda düellolasmalar degil. Daha cok "mantiksiz" düellolasmalar.
Bir de, ama bu konuda kabahat "bende", tahtakafa ben ne yazik ki iso
8859-9 veya utf-8'i kullanabilen ama türk harflerini gösteremiyen bir
avanak program kullaniyorum. Ve sirf bu grup için TB'i açmak gereksiz
gibi, çünki bir kaç bilgisayar burada senkronize ediliyor (.newsrc ile).
Ama yok Yahudi, yok Kürt, yok Millî Maç, yok bilmemne fasizmleri. Sagol
:-)
O öteki konumuz bir zamanlar "saz" konusu idi. Saz sirf telli çalgilar
mi degil mi diye. Ben demistim ki saz Farsçadan genelde "enstrüman"
anlamina geliyor diye - bütün bunlar biraz daha medenî bir grupta
olmustu da, TDK konusuna burada giriselim teklifi gelmisti. Aman yavas,
aheste!
> 玄te bu olaya da 'rezonans' denir.
Bordun konusuna da deger. Sitar da ve Tambura (?) da.
>In article <gl8fc3dh6omd2nugo...@4ax.com>,
> Rifat Albayrak <rifata...@cox.net> wrote:
>> ??te bu olaya da 'rezonans' denir.
>Bordun konusuna da deger. Sitar da ve Tambura (?) da.
Evet değer. Sitardan epey bahsetmiştim bir aralar. Mahlasım
Raj Kapoor'du. Avare filmini gördün mü?
>B. Alabay
Hosgeldin, Basar; evet, degindim sadece.
>> 440 frekans filan mi?
>
> "Harmonische Ober- & Untertöne" demek istiyor, galiba. 880, 220,
> 1760,
> ...
> Konu çok ilginç, bunlarla hiç varolmayan sesler de duyulabilir,
> simülasyon gibi -> residual sesleri.
>
> :-)
>
> Yine de, grup bana göre degil gibimsi ...
Ne o, aslanim, öyle cabuk pes olur mu insan? Her haberi okumak zorunda
degilsin, ilgini ceken yazilari oku, istersen cevaplandir. Müzik
bilgisi olan sadece chro-nick degil, Tom Verlaine de burada,
Istanbul'dan, MFÖ konusunda belki sana yardim edebilir.
Basar ile bir Alman öbeginden tanisiyoruz, kendisi müzisyendir, web
sayfasi Almanca sadece, yanlis hatirlamiyorsam. Orada da ney üzerine
bir damla laf sarfetmistim, ona atifta bulundu.
>> Yine de, grup bana göre degil gibimsi ...
>
> Butun bu tip gruplar soz duellosu alanii. Ara sira tatli sohbet de
> olmuyor degil yani. Bizim edip Rifat ve Grandee bile tatli tatli
> konu$magi ba$ardilar bir ara;-))))))))))
Onu davet eden benim, ikna etmek de vazifem, yardimin icin samimi
sükranimi sunuyorum, azizim. ;-)
Ya da Tuvalilarin söyledigi tarzda sarki cagirmak da titresim= resonans
icin bir örnek, yani sabirli olursan, herkesle ilgilenmezsen burada
bereketli yazismalar mümkündür.
Sen nasil cevirirdin "overtone" ya da "Kehlkopfgesang" Türkce'ye? Ne
üst ton/ses ne de girtlak sarkisi söylemek kulagima hos geliyor, belki
Türkce'de yaygin, bilmedigim bir karsiligi vardir. Tom nerede acep? O
da katila kervana. ;-)
MAC icin kullanima uygun cok programlar var, bilgisayarlari senkronize
icin kullandigin programi kullanmaya devam etmen engel olmamali bence.
Tabii gene de sen, keyfin bilir.
> Ama yok Yahudi, yok Kürt, yok Millî Maç, yok bilmemne fasizmleri.
> Sagol :-)
Girme o tartismalara, kavgalara.
> O öteki konumuz bir zamanlar "saz" konusu idi. Saz sirf telli
> çalgilar mi degil mi diye. Ben demistim ki saz Farsçadan genelde
> "enstrüman" anlamina geliyor diye - bütün bunlar biraz daha medenî
> bir grupta olmustu da, TDK konusuna burada giriselim teklifi
> gelmisti. Aman yavas, aheste!
Neden bu derece karamsarsin, sabirsizsin, anlatir misin? Hem ben Türkce
harfleri kullanmiyorum, bazi kelimeleri yanlis okuyabilirsin, baglama
bakarak hangi kelime yazilmis, kestirmen mümkün. Yani bu öyle büyük bir
sorun degil burada. Yakinda "kirmizi karinca" da yazar belki. Dil
konusunda da bilgili yazanlar var, TDK'yi andigindan bilmende yarar
vardir, baska mekanlarda bazi konular üzerine burada mümkün oldugu
düzeyde yazisamazsin. Gerici senin tercihin.
Bilmesi gerekmez, bilmesin de zarar yoktur. ;-)
>> Cilalamak islemini alici mi imalatci mi yapar? Yazdigindan
>> kemancinin yaptigini cikardim, neden o cilaliyor?
>
> Keman pek tabii ki kemani yapan ustad tarafindan cilalanir. Keman
> sahibi ara sira kemanin cilasini daha once de dedigim gibi tukruk ve
> yumusak eski pamuk ic fanelasi tipi kumasla temizler. Keman sahibinin
> yaptigi 'cilalama' bundan ibarettir. Orijinal cila hic bir zaman
> siyrilip keman yeniden cilalanmaz. Kemanin cilasi gayet onemlidir.
> Dolayisi ile cilaya zarar verebilecek her hangi kimyevi bir madde
> veya cila kullanilmaz.
DÜzeltmen icin tesekkür ederim, beni sasirtmistin, cünkü dedigin gibi
parlatirdi kemanci dostum kemanlarini, evet kemanlari.
> gayet komplex bir tekniktir. Kemanist his bir zaman teknik tarafini
> dusunmez sadece kemandan cikarmak istedigi sesi onceden 'beynin
> kulaginda' duyup ona gore yayini surer. Bu hareketler hemen hemen
> gayri ihtiyari olur. Suuralti bir refleks.
Yüzmeyi ögrenmek gibi, ögrendikten sonra unutmuyorsa insan, kemanci da
hosuna giden sesin ciktigi aciyi nakseder hafizasina, beyin
hücrelerine, aliskanlik sabitlesir, kaliba dönüsür, o da görünüste
"gayri ihtiyari" caliyor görünür. Diyorum.
> Bu tip ince sanatlari yakindan takib edenler her yerde de
> azinliktadir. Ingilterede bile BBC'nin klasik muzik yayini yapan
> Radio 3 radyosunu takib edenler halkin belkide yuzde 5'inden azdir.
> Yanlisim yoksa bu rakam sadece %3'dur.
Katiliyorum. Son zamanda "oda müzigi" dinlemeye calisiyorum,
alistiriyorum kendimi. *g*
de, daima, nerede nasil etkiledigini farkemiyorsun.
>
> Orasi oyle fakat bu kitap bir bakima bir istisna. Nitekim usta okcu
> Almanin ogrencisinin mentalitesini anlamak icin Bati felsefesini
> arastirip talebesi olan Alman universite ogretmenin nerede ve nasil
> takildigini kavramaya calisir. Kitabi dikkatle okursan her sey aciga
> kavusur. Bati mantiginin nasil mantiksiz oldugunu o okcu ustad gibi
> sen de anlarsin.
Onu daha evvel kavradim, o tür kitaplari okuduktan sonra degil ki! Gene
de, ne kadar yakinlassa da, bir yabanci yaklasimindan pek öteye gidemez
aktardigi. Kavrasa bile anlatamaz, aktaramaz, cünkü okuyanin tecrübesi,
yasantisi, bilgisi onunla esdeger düzeyde degil.
Benzetme: Klasik bir parcayi ben de senin gibi zevkle dinleyebilirim,
fakat senin kadar ne haz alirim ne de hosumuza giden bölümleri aynidir
vs. Kompozisyon, calgi teknigi vs. beni dogrudan ilgilendirmezken,
senin icin durum aksidir genelde.
> kulak asmak $art. Nitekim benim ilk ogrendigim yayi elde tutulan
> kucuk bir ku$ tutarmi$ gibi tutmak oldu. Fazla SIKARSAN ku$cagiz
> ölür, cok bol tutarsan ucar gider. Her $ey denge meselesidir.
Hosuma gitti, az ama öz yazdin.
> Bizde tahminimce Fransizca terimler kullaniliyor. Bir zamanlar ney
> hususunda bir inceleme yapmi$tim. Ney yapimimin inceliklerinden
> bahsederken her parcanin adini veriyordu. Bunlari ancak ney yapanlar
> ve omur boyu calanlar bilir. Bu hususta referans kitablari pek
> bulunmuyor maalesef. Fakat Internette artik bu hususlarda geni$
> bilgiler bulunur, pek tabii olarak. Ara$tirip butun bu terimleri
> bulmak artik mumkun.
Ney bize yakin bir calgi oldugundan parcalarinin adlari da Arapca,
Farsca. Keman ise batidan geldigi icin ya sandigin gibi Fransizca ya da
degisik lisanlardan da olabilir.
Ney üzerine cok derin bilgiler iceren sayfalar var, yalniz "web design"
acisidan eksikler gözüme batti.
>> 440 frekans filan mi?
>
> Evet. La notasi yani kemanin ikinci 'la' telinin cikardigi ses.
Tamam.
> Parmak akrobasisi!!! Paganinin bazi parcalarini calarken sesler yayla
> cikarilirken ayni anda sol el parmaklariyle 'pizzicato' sesler de
> cikarilir. Dolayisi ile o tip parcalari calmak her babayigidin harci
> degil. Parmak akrobasisi, dedim ya...
Gitarcilarin (mi sadece? Bilmiyorum!) flajele= flagetto (imla) teknigi
gibi. Alisilmisin disinda müzik benim gibi yeni melodiler, sesler,
calgilar arayan biri icin ufku genisletici, yasami zengilestirici bir
hazinedir.
>> Basligi degistirdim, konuya uygunluk acisindan yola cikarak. Mutlu
>> haftasonu.
>
> Tesekkurler, Acep. Bu gun gunum de gayet guzel gecti. Son bir aydir
> hayatimin en guzel, en tatli, en mutlu gunlerini yasiyorum. Ilk defa
Duyduguma cok sevindim, yasamaya deavm et, tadina bak.
> bu tip ic huzuruna kavu$mu$ oldum. Hayatiminn sonbaharinin bu kadar
> tatli olabilecegini bilseydim, bu ya$a daha acil gelirdim. Cok $ukur
> hayatimda hic bir zaman bencil birileri olmami$imdir Acep, fakat buna
> ragmen yine de diyebilirim ki bu derece bir ic huzuruna ancak
> 'ego'mdan tamamen kurtululmakle kavu$abildim. Bu benim icin hayatta
> yepyeni bir tecrubedir.
Hatanin neresinden dönersen, kardir! dememis atalarimiz, mühim olan
tasvir ettigin huzura ermekdir.
> Sana da, buradaki diger arkada$lara da sadece mutlu haftasonu degil,
> mutlu gunler ve mutlu gelecekler dilerim.
Bilmukabele, dostum.
> Buralarda arkada$lar arasinda samimi, tatli sohbetlere $ahit olma
> arzusuyla...
Sabirla o da oluyor, olacak, daha da güzellesmesi dilegiyle sct'nin.
> MAC icin kullanima uygun cok programlar var, bilgisayarlari senkronize
> icin kullandigin programi kullanmaya devam etmen engel olmamali bence.
> Tabii gene de sen, keyfin bilir.
Mac, MAC degil, o yine baska sey.
Problem surada: bilgisayarlarin senkronizasyonu degil de MT-NW programin
net üzerinden seknkronize olmasi benim istegim.
> > Ama yok Yahudi, yok Kürt, yok Millî Maç, yok bilmemne fasizmleri.
> > Sagol :-)
>
> Girme o tartismalara, kavgalara.
Zor yahu. Sank insan insan olmayi unutmus gibi :-/
> > O öteki konumuz bir zamanlar "saz" konusu idi. Saz sirf telli
> > çalgilar mi degil mi diye. Ben demistim ki saz Farsçadan genelde
> > "enstrüman" anlamina geliyor diye - bütün bunlar biraz daha medenî
> > bir grupta olmustu da, TDK konusuna burada giriselim teklifi
> > gelmisti. Aman yavas, aheste!
>
> Neden bu derece karamsarsin, sabirsizsin, anlatir misin?
Waver miyim ben?! :-)
> Hem ben Türkce
> harfleri kullanmiyorum, bazi kelimeleri yanlis okuyabilirsin, baglama
> bakarak hangi kelime yazilmis, kestirmen mümkün. Yani bu öyle büyük bir
> sorun degil burada.
Degil, ama ben sahsen çok rahatsiz oluyorum. Bazileri milliyetçi
kesilirken ben sadece kompletist geçiyorum, o da ama neredeyse nörotik
sekilde. Ben çok yazi sistemi kullaniyorum, kullanmak zorundayim, o
yüzden "bizim" yaziyi da genelde dogru yazmak isterim. Neyse.
Dogru yazanlari da burada ben okuyamiyorum :-( Dedigim gibi suç MT-NW'de.
> Yakinda "kirmizi karinca" da yazar belki.
?!
> Dil konusunda da bilgili yazanlar var, TDK'yi andigindan bilmende yarar
> vardir, baska mekanlarda bazi konular üzerine burada mümkün oldugu
> düzeyde yazisamazsin. Gerici senin tercihin.
Bakalim.
Su TDK sayfasi arada sirada çöküyor mu, ne oluyor? Hep tam gerektiginde
baglanti saglanamiyor.
> yani sabirli olursan, herkesle ilgilenmezsen burada
> bereketli yazismalar mümkündür.
Öyle mi? Eh, bakalim, kimleri kismam gerekecek, birisi gitti bile bodrum
katina.
> Sen nasil cevirirdin "overtone" ya da "Kehlkopfgesang" Türkce'ye? Ne
> üst ton/ses ne de girtlak sarkisi söylemek kulagima hos geliyor, belki
> Türkce'de yaygin, bilmedigim bir karsiligi vardir. Tom nerede acep? O
> da katila kervana. ;-)
Tom kim?
Hm, konuyla ilgili ilginç bir kaynak:
<http://www.face-music.ch/instrum/khakas_singingtechn_de.html>
Oradaki kelimelerden belki bir seyler bulunabilir.
Leo'ya baktigimda hançere diye bir lakirdi geciyor karsima ... hm,
hançere sani (sche ve noktasiz i ile) desek?
> Basar ile bir Alman öbeginden tanisiyoruz, kendisi müzisyendir, web
> sayfasi Almanca sadece, yanlis hatirlamiyorsam.
Simdilik öyle, evet. Çok eski zamanlarda sayfalar 3 dildeydi (Almanca -
Türkçe - Ingilizce), ama o sekilde bunun bakimi imkansiz gibiydi. Zaman
bir yana, problem yine harflerdeydi de.
Eninde sonunda Türkçesini sildim. Baska bir adres altinda bir kapak ile
bekliyor (ve ihtiyarliyor :-)). Bunlari yapmaya pek vakit yok - ve
önümüzdeki bir iki yilda olmayacak da :-(
Çok rahatsiz edici bir durum. Ki kim zanederdi, bir gün %100 Türkçe
söylenmis eserlerimiz de olacak diye. Eh, zaman gösterir.
"Necati Tüfenk"in cagrisim yaptigi birileri var mi?
> Hosgeldin, Basar
Hosbulduk, üstadim :-)
> > Yine de, grup bana göre degil gibimsi ...
>
> Ne o, aslanim, öyle cabuk pes olur mu insan? Her haberi okumak zorunda
> degilsin, ilgini ceken yazilari oku, istersen cevaplandir.
Insanlarin böyle bos bos birbirilerini yemeleri beni fitik eder. Hele
"Türk" kelimesi düstügünde otomatikman yok su yok bu konularin osuruk
gibi ortayi koklatmasi bir stereotip gibi olmasi da sinir ediyor. Vs, vs.
> MFÖ konusunda belki sana yardim edebilir.
O konuda soguk suya atlayip iki gün evvel MFÖ'ye sahsen yazdim :-) Daha
iyisi onlari temsil eden kisiye, bakalim ne zaman cevap gelir.
Yine de konuyu zamaninda burada da yayabiliriz, dogru, çünki esasinda
ilginç bir sey - asil ilginç olan konu mu yoksa konuyu kimsenin daha
evvelden açmamasi mi, onu da bilemiyorum (yav, su klavyede "bozuk"
Türkçe çok bozuguma gidiyor, yillardir Alman klavyede alt-tusuyla dogru
dürüst yazdigimdan alisik degilim, ama "dogru" yazsam harfler harf
olmaktan çikar burada.
> Avare filmini gördün mü?
Hayir. Neden?
>In article <lm5gc3lbakdrdso2a...@4ax.com>,
> Rifat Albayrak <rifata...@cox.net> wrote:
>> Avare filmini gördün mü?
>Hayir. Neden?
Belli bir nedeni yok. Öyle sordum.
Yalnız çok güzel bir filimdi. Karılar bööle kafalarını yan yan
oynatıyorlardı. Yaaa.
Türk Kültürü ile alakasını sorarsan; bizde de bir dansöz Nana
vardı ve o da aynen bir Hintli karı gibi kafayı yan yan oynatırdı
İzmir-Basmane Şençal pavyonunda, bindokuzyüzaltmışaltıda.
Bir titreşim yaptırdımıydı, biz de Tepecik otobüsüne binmek
zorunda kalırdık, harmoniklerinin fourierlerini hesaplamak için.
>B. Alabay
Ya, demek oyle ha........!!!
> Ðzmir-Basmane
Ben o köseyi ilk kez 2005'te gördüm. Daha iyisi Basmane'de sadece
otobüsten indik, Alsancak'in gürültüsünde oturduk bir kaç hafta. Güzel
bir köse.
> Burada be$ ki$iyiz, yarim duzine siyasi parti kurmu$uz!!!!
Valla ben de ilāveten bir parti kurmayacagim herhalde - kutsal yedi
olurdu yoksa. Gruplarim bana yeter :-) Ki Agamemnon'lar, Bozos'lar,
Pantalon'lar ... vaaaay, kendimi Selānik'te sayiyorum. Ne öyle
birbirlerinizi yiyorsunuz?!
>>>> Avare filmini gördün mü?
>>>Hayir. Neden?
>Ya, demek oyle ha........!!!
??
İhanete uğramış gibi bir halin var?
>In article <jkmgc31m7m7bl29i1...@4ax.com>,
> Rifat Albayrak <rifata...@cox.net> wrote:
>> ?zmir-Basmane
>Ben o köseyi ilk kez 2005'te gördüm. Daha iyisi Basmane'de sadece
>otobüsten indik, Alsancak'in gürültüsünde oturduk bir kaç hafta. Güzel
>bir köse.
Doktor Semih ile Allahsız Kani'yi de tanırmısın?
>B. Alabay
;-)
>> Sen nasil cevirirdin "overtone" ya da "Kehlkopfgesang" Türkce'ye? Ne
>> üst ton/ses ne de girtlak sarkisi söylemek kulagima hos geliyor,
>> belki Türkce'de yaygin, bilmedigim bir karsiligi vardir. Tom nerede
>> acep? O da katila kervana. ;-)
>
> Tom kim?
Verlaine mahlasiyla burada yazan bir yurttas, Television grubuna atif
olmali, fakat ne ben sordum ne de o acikladi.
> Hm, konuyla ilgili ilginç bir kaynak:
> <http://www.face-music.ch/instrum/khakas_singingtechn_de.html>
> Oradaki kelimelerden belki bir seyler bulunabilir.
> Leo'ya baktigimda hançere diye bir lakirdi geciyor karsima ... hm,
> hançere sani (sche ve noktasiz i ile) desek?
San= schan Fransizca sarki söylemek olursa, hancere sani olabilir, bana
pek teknik geliyor. "chant" ya da "kanto" da ayni kökten türetilmis
terimler degil mi?
Iltifatini hak etmedigimi bildirir, gene de tesekkür ederim. Kisitli
bilgimle yararli, yardimci olabiliyorsam, mutlu olmamak icin gerekcem
kalmaz; dünyada karsilik bekledigimden filan yapmiyorum, baslica bu
nedenden dolayi da taninmak istemiyorum. Adi var, cinsi yok bir
mahlukum.
> Insanlarin böyle bos bos birbirilerini yemeleri beni fitik eder. Hele
> "Türk" kelimesi düstügünde otomatikman yok su yok bu konularin osuruk
> gibi ortayi koklatmasi bir stereotip gibi olmasi da sinir ediyor. Vs,
> vs.
Umursama; eminim kisa zaman zarfinda kimin ne halt yedigini saptayacak
yeti sende mevcuttur.
>> MFÖ konusunda belki sana yardim edebilir.
>
> O konuda soguk suya atlayip iki gün evvel MFÖ'ye sahsen yazdim :-)
> Daha iyisi onlari temsil eden kisiye, bakalim ne zaman cevap gelir.
Nihayet! Tebrik ederim, yardimci olurlarsa cok güzel olur.
> Yine de konuyu zamaninda burada da yayabiliriz, dogru, çünki esasinda
> ilginç bir sey - asil ilginç olan konu mu yoksa konuyu kimsenin daha
> evvelden açmamasi mi, onu da bilemiyorum (yav, su klavyede "bozuk"
> Türkçe çok bozuguma gidiyor, yillardir Alman klavyede alt-tusuyla
> dogru dürüst yazdigimdan alisik degilim, ama "dogru" yazsam harfler
> harf olmaktan çikar burada.
Sorun üzerine az düsünmedim degil, sonucda ya katlanacaksin buna ki
mesela ABD'den yazanlar da var burada, ellerinde Türkce yazici filan
yok, tuslarin yerine degistirip, illa Türkce harfleri kullanmak
isteyenlere birsey dedigim de yok, sikayetci olmadiklari müddetce. *g*
Dert etme, zamanla ya alisirsin ya da zahmete deger deyip, susarsin.
Sinirlerini yipratmana gerek yok bence. Tabii ki Türkce harflerle
yazmak daha hos olurdu.
*g*
> Problem surada: bilgisayarlarin senkronizasyonu degil de MT-NW
> programin net üzerinden seknkronize olmasi benim istegim.
Ne icin kullaniyorsun su MT-NW programini?
>> Girme o tartismalara, kavgalara.
>
> Zor yahu. Sank insan insan olmayi unutmus gibi :-/
Gerilim altinda olduklarindan olsa gerek. Aslinda sen de özgecmisine
deginirken bu hususa dair bir, iki cümle yazdin, yabanci degil bunlar.
>> Neden bu derece karamsarsin, sabirsizsin, anlatir misin?
>
> Waver miyim ben?! :-)
Onu sen bilirsin. Bir yere kadar lyke oldugunu düsünüyorum, evet.
>> Hem ben Türkce harfleri kullanmiyorum, bazi kelimeleri yanlis
>> okuyabilirsin, baglama bakarak hangi kelime yazilmis, kestirmen
>> mümkün. Yani bu öyle büyük bir sorun degil burada.
>
> Degil, ama ben sahsen çok rahatsiz oluyorum. Bazileri milliyetçi
> kesilirken ben sadece kompletist geçiyorum, o da ama neredeyse
> nörotik sekilde. Ben çok yazi sistemi kullaniyorum, kullanmak
> zorundayim, o yüzden "bizim" yaziyi da genelde dogru yazmak isterim.
> Neyse.
Istemek baska konu, ben de isterim, fakat sadece bu grub icin ya baska
yazici= klavye kullanmam gerekiyor ya da bilgisayari kurcalalam lazim.
ben de "neyse" diyeyim bari.
> Dogru yazanlari da burada ben okuyamiyorum :-( Dedigim gibi suç
> MT-NW'de.
Suc agir bir kelime, kusur sende olsun. ;-)
>> Yakinda "kirmizi karinca" da yazar belki.
>
> ?!
Bir ara o adla yazmisti, o bilir kendini, seyrek yazar, kimseye
bulasmaz.
>> Dil konusunda da bilgili yazanlar var, TDK'yi andigindan bilmende
>> yarar vardir, baska mekanlarda bazi konular üzerine burada mümkün
>> oldugu düzeyde yazisamazsin. Gerici senin tercihin.
>
> Bakalim.
>
> Su TDK sayfasi arada sirada çöküyor mu, ne oluyor? Hep tam
> gerektiginde baglanti saglanamiyor.
"seslisözlük" sayfasini da kullanabilirsin, baglanti aksakliklarinin
bircok nedenleri olabilir, sorun yasadigimi hatirlamiyorum. Bir daha
Türkiye'ye gittiginde TDK ya da baska bir sözlügü satin alip,
Almanya'ya götürmende yarar var, elimde birkac adet sözlük bulunur.
Uzun zaman taramadim web alemini, fakat baska sayfalarda da sözlükler
oldugunu görmüstüm, hatirlarsam adresi veririm.
Yurtdisinda yasayanlar sanatcilar da kendilerine bir "portal"
hazirlarlarsa, oradan onlarin varligindan haberdar oluruz, imece usulü,
herkes kendi derdine care bulamiyor isden dolayi, o baska mesele zatan.
> > Problem surada: bilgisayarlarin senkronizasyonu degil de MT-NW
> > programin net üzerinden seknkronize olmasi benim istegim.
>
> Ne icin kullaniyorsun su MT-NW programini?
NNTP, ve iste .newsrc dosyasini bir sunucuya gönderebiliyor. Oturum
acilisinda oradan cekiyor, kapanista oraya gönderiyor. Baska
bilgisayarimdan da aynisi oldugundan hepsi senkronize (ve sabit
plaga/diske indirilmiyor mesajlar).
> > Waver miyim ben?! :-)
>
> Onu sen bilirsin. Bir yere kadar lyke oldugunu düsünüyorum, evet.
Lyke ne?
> Istemek baska konu, ben de isterim, fakat sadece bu grub icin ya baska
> yazici= klavye kullanmam gerekiyor ya da bilgisayari kurcalalam lazim.
> ben de "neyse" diyeyim bari.
Basit qwerty klavyesi icin programlar var galiba (windows), qwertz'i
bilmiyorum. Ama neyse, evet.
> > Su TDK sayfasi arada sirada çöküyor mu, ne oluyor? Hep tam
> > gerektiginde baglanti saglanamiyor.
>
> "seslisözlük" sayfasini da kullanabilirsin, baglanti aksakliklarinin
> bircok nedenleri olabilir, sorun yasadigimi hatirlamiyorum. Bir daha
> Türkiye'ye gittiginde TDK ya da baska bir sözlügü satin alip,
> Almanya'ya götürmende yarar var, elimde birkac adet sözlük bulunur.
Benim babamdan kalma eski TDK sözlüklerim var, ama isime yaramiyor,
merakimi giderir, o kadar :-)
Ve son 2005'te gittim, ondan evvel de 97'de, yani irtibat biraz az ...
> Uzun zaman taramadim web alemini, fakat baska sayfalarda da sözlükler
> oldugunu görmüstüm, hatirlarsam adresi veririm.
Bende de var, ama sanki sadece TDK'de tüm gereken bulunabiliyor gibi.
Ama iki gündür açamiyorum orasini.
Yurtdisi iyi :-) Ben burada dogdum, ve sadece "yari" bizim taraftanim.
Babam 49'da ilk gelmisti buralara ... Benim bu konulari kurcalamam bir
nevi yas ilerledikçe taninan köklere taninmayanlarin da katilmasi
istegim galiba.
> Iltifatini hak etmedigimi bildirir, gene de tesekkür ederim.
Estagfurullah.
> bilgimle yararli, yardimci olabiliyorsam, mutlu olmamak icin gerekcem
> kalmaz; dünyada karsilik bekledigimden filan yapmiyorum, baslica bu
> nedenden dolayi da taninmak istemiyorum. Adi var, cinsi yok bir
> mahlukum.
Yazik, o kadar kapanik omak. Avantajli da herhalde, o baska sey. Ben
biraz eski kafayim galiba, rumuzu beceremedim son 12 yilda.
Ama karsilik ... bizim yaptigimiz zaten "kültür". Yardimlasma hakkinda
da simdi antropolojik açidan coook seyler yazabilirdim, vakit olsa,
dilim dönse ;-)
> > O konuda soguk suya atlayip iki gün evvel MFÖ'ye sahsen yazdim :-)
> > Daha iyisi onlari temsil eden kisiye, bakalim ne zaman cevap gelir.
>
> Nihayet! Tebrik ederim, yardimci olurlarsa cok güzel olur.
Haber veririm tabiîki, hem "Türkiye"de, hem "Almanya"da :-)
> Sorun üzerine az düsünmedim degil, sonucda ya katlanacaksin buna ki
> mesela ABD'den yazanlar da var burada, ellerinde Türkce yazici filan
> yok, tuslarin yerine degistirip, illa Türkce harfleri kullanmak
> isteyenlere birsey dedigim de yok, sikayetci olmadiklari müddetce. *g*
> Dert etme, zamanla ya alisirsin ya da zahmete deger deyip, susarsin.
> Sinirlerini yipratmana gerek yok bence. Tabii ki Türkce harflerle
> yazmak daha hos olurdu.
Ben genelde problemsiz yazabilirim burada, özel olarak bir tanidik bana
bunun icin bir ilâve programladi. Derdim sadece UTF "girisi" olmayan bir
eski program bunu anlamaz (Unicode Eingabemethode).
Yani "Istanbul'da Sögütlüçesme" "dogru" yazarsam "Ûstanbul'da
Sö©ütlüçe’me" variyor buraya, halbuki yazdigim harfler aslinda dogru,
yani yumusak g, noktali büyük i, falan. Thunderbir ile yazsam problemsiz
olur. Sirf bu program bunu beceremiyor. Belki bu grubu sadece evden
okurum diye TB ile girerim bir gün, o zaman degisik olur, bakalim.
> > Öyle mi? Eh, bakalim, kimleri kismam gerekecek, birisi gitti bile
> > bodrum katina.
>
> ;-)
Oldu iki bile ...
> > Leo'ya baktigimda hançere diye bir lakirdi geciyor karsima ... hm,
> > hançere sani (sche ve noktasiz i ile) desek?
>
> San= schan Fransizca sarki söylemek olursa, hancere sani olabilir, bana
> pek teknik geliyor. "chant" ya da "kanto" da ayni kökten türetilmis
> terimler degil mi?
Dogru, unuttum. Hançere türküsü diyebiliriz, ama "türkü" Altay'da da
denir mi bilemiyecegim. Sygyt (sigit) çok kullaniliyor, belki bizim
islik (islik çalmak) bununla ayni kökten. Sarki ise yryz (Huun Huur
Tu'da da bulunur).
Acaba Anadolu'da hiç böyle ses teknigi var mi? Kaldi mi? Bizim aci çekme
yaygaralarimiz sanki Asya'da daha az (belki havalar fazla soguk orada).
> Doktor Semih ile Allahsšz Kani'yi de tanšrmšsšn?
Hayir. Ben zarla zorla Hababam Sinifini tanirim, o kadar :-)
>In article <is0hc3lna13cf2t4g...@4ax.com>,
> Rifat Albayrak <rifata...@cox.net> wrote:
>> Doktor Semih ile Allahs?z Kani'yi de tan?rm?s?n?
>Hayir. Ben zarla zorla Hababam Sinifini tanirim, o kadar :-)
>B. Alabay
Yok ben baya ciddiyim yani.
Bak izah edeyim,
Dinçer Sümer'in bir İzmir şiiriyle hani...
DÖRT BUÇUK ADAMLARI
Biz üç kişiyiz-Cumartesi,
Ben, Doktor Semih, Allahsız Kani
Kemeraltı soluk soluğa
Alından-mavisinden belli.
Merhabanın bini bir para,
Tuttuk içerlere yürüdük.
Bir atkuyruklu salındı geçti,
Üçümüz üç yerden öldük.
Bir günlük-güneşlik sormayın,
Vitrinleri donatmışlar, şarkılar,
Müjdeci mi geldi-n'oluyoruz,
Yoksa bayram mı var?
Karakolun köşesinden Barbara çıktı,
Barbara'yı böyle güzel bilmezdik,
Sarılar giymiş, yakıştırmış-hoşumuza gitti,
Aferin orospuya, dedik.
Oya'lar, Erol'lar, Ayşe'ler Can'lar,
Bir şu Leyla kimseyle gezmez.
Hangi Akla hizmet eder anlamam,
Vallahi kızım, kitaba uymaz.
Bugün bütün kadınlar güzel,
Ya da ben tümden sevdalandım.
Mayk'ı gördük, o da sevdalıymış,
Erimiş, kurumuş, kopacak sandım.
Çıkmış karşıdan Raif,
Bir elinde kitaplar, bir elinde sigara
Sigaraya da mı başladın ulan,
Hıyarağa?
Derken akşam oldu, ışıklar yandı,
İskeleden karşılar pembe-beyaz
Bahardır, genciz, sevmek hakkımız,
Ortalıkta meltem, incecik ayaz.
Durup durup içlendik üçümüz
Ben, Doktor Semih, Allahsız Kani.
Semih, tüh etti, denize tükürdü.
Tükürülür mü, İzmir'in denizi, mas-mavi.
Arkadaşım, can kardeşim şu Semih,
Benim içim götürmez, kahroldum.
Ellerim büyüdü büyüdü utancımdan,
Koyacak yer bulamadım.
Sen başka insansın Semih, incesin,
Ama mesela hergelenin biri şu Kani.
Lafını kantara vur, öyle konuş;
Şu maviye de tükürülür mü yani?
Doktorla Kani kös kös düşünür,
Yapmayın, etmeyin, dedim, cumartesidir.
Dikmişler gözlerini uzak yerlere,
Arpacı kumruları misali.
Uzanmış limanda gemiler, mavnalar
Akşamın alacasında rıhtım.
Aklıma bir şeytanlık geldi, içime gülmek.
Bizim enayileri dürttüm.
Eğildim kulaklarına fıs fıs ettim,
Aman bir sevindik bir sevindik,
Tutuştuk elele üçümüz,
Tepecik otobüsüne bindik.
DİNÇER SÜMER
> Yok ben baya ciddiyim yani.
Ben de ciddiydim. Ama yazi için tesekkürler.
Sen de eski koclardansin bakarim da...
Makro-fotografiye meragin o zamanlardandir her halde!
--
choronik
=======
>
>
Bir ara bahsi geçmişti diye hatırlıyorum.
2002'de haber gruplarına takrar takılmaya karar verip ilk mesajımı
atmaya hazırlanırken, PC'deki Winamp'ta "Tom Verlaine - Stalingrad"
çalıyordu.
'Television' gitaristinin adı böylece mahlas olarak seçilmiş bulundu ve
yıllardır öyle kaldı...
Meraklısı için şarkının 128 kbit MP3 dosyası, 'dinlenip silinebilir'...
http://rapidshare.com/files/50103312/Tom_Verlaine_-_Stalingrad.mp3.html
Sormadan acikladin, kafamdaki bircok sorulari cevapladin ya da
cevaplayabilmem icin bana bilgi verdin, sagolasin. Son cümleni acarsan,
yeni bir ilmek= thread acip, orada deseriz, tamam mi? Baslik "Kökler-
Yurtici ve yurtdisi" olabilir, aklina gelen her uygun baslik
muteberdir.
Sen gittigin yolda devam et, benim nedenlerimi google arsivinde bir
tarama yaparsan belki anlarsin. Hem avantajli, hem de dezavantajli.
Icine kapanik biri egilim, her yerde ve herkese de acik degilim.
> Ama karsilik ... bizim yaptigimiz zaten "kültür". Yardimlasma
> hakkinda
> da simdi antropolojik açidan coook seyler yazabilirdim, vakit olsa,
> dilim dönse ;-)
Dilin cok iyi, dert edilecek yani göremedim, yaziya da= imla benden
fazla önem veriyorsun, derhal ne yazdigin belli.
>> Nihayet! Tebrik ederim, yardimci olurlarsa cok güzel olur.
>
> Haber veririm tabiîki, hem "Türkiye"de, hem "Almanya"da :-)
Usenet aleminde bu kurali uygulayanlar pek kalmadi ya.
> bana bunun icin bir ilâve programladi. Derdim sadece UTF "girisi"
> olmayan bir eski program bunu anlamaz (Unicode Eingabemethode).
> Yani "Istanbul'da Sögütlüçesme" "dogru" yazarsam "Ûstanbul'da
> Sö©ütlüçe'me" variyor buraya, halbuki yazdigim harfler aslinda dogru,
> yani yumusak g, noktali büyük i, falan. Thunderbir ile yazsam
Tanimadigim icin kullandigin programi, yardim edemeyecegim, dolayli
yardim daima mümkündür: Konuyu bir Mac öbeginde= news group sorsan fena
olmaz bence. Ya da Outlook Express iyiymis Mac icin gelistirilen,
offline da calisiyor. Baska haver yazicilarinia bir göz ativersen ...
Acele ise seytan karisirmis, "öyle" demek isterken karanlikta yanlis
tuslara basmisim.
>>> Su TDK sayfasi arada sirada çöküyor mu, ne oluyor? Hep tam
>>> gerektiginde baglanti saglanamiyor.
>>
>> "seslisözlük" sayfasini da kullanabilirsin, baglanti aksakliklarinin
>> bircok nedenleri olabilir, sorun yasadigimi hatirlamiyorum. Bir daha
>> Türkiye'ye gittiginde TDK ya da baska bir sözlügü satin alip,
>> Almanya'ya götürmende yarar var, elimde birkac adet sözlük bulunur.
>
> Benim babamdan kalma eski TDK sözlüklerim var, ama isime yaramiyor,
> merakimi giderir, o kadar :-)
Onlari kücümseme, cok isime yaradi eski lugatlar. Kaybolan kelimeleri
orada bulursun mesela.
> Ve son 2005'te gittim, ondan evvel de 97'de, yani irtibat biraz az
> ...
Senin de payini gözardi etme, irtibat iki taraflidir, tek tarafli
degil.
>> Uzun zaman taramadim web alemini, fakat baska sayfalarda da
>> sözlükler
>> oldugunu görmüstüm, hatirlarsam adresi veririm.
>
> Bende de var, ama sanki sadece TDK'de tüm gereken bulunabiliyor gibi.
> Ama iki gündür açamiyorum orasini.
Sonra deneyip, bildiririm bir ariza var mi? diye. Simdi gitmem
gerekiyor, mühim bir isim var. Seni de o ana dek cevapsiz birakmak
istemedim, yoksa beni buraya davet etti de, simdi kayiplara mi karisti?
gibi düsünceler aklindan gecer. ;-)
>Basar Alabay wrote:
>>> Onu sen bilirsin. Bir yere kadar lyke oldugunu düsünüyorum, evet.
>> Lyke ne?
>Acele ise seytan karisirmis, "öyle" demek isterken karanlikta yanlis
>tuslara basmisim.
Ne biçim BND ise.. On parmak daktilo bile örgetemiyor elemanlarına,
yazık.
> Acele ise seytan karisirmis, "öyle" demek isterken karanlikta yanlis
> tuslara basmisim.
Karanlikta, he? ;-) PTV mi dinledin yoksa o an?
> > Benim babamdan kalma eski TDK sözlüklerim var, ama isime yaramiyor,
> > merakimi giderir, o kadar :-)
>
> Onlari kücümseme, cok isime yaradi eski lugatlar. Kaybolan kelimeleri
> orada bulursun mesela.
Tabiî. Zaten küçümsemem. Eski seyleri severim. Dedemden bir Istanbul
harita kitabi bile var - düsün, o man ne medenîmis, halbuki aslinda yeni
sayilir, 54 mü ne.
Ama asil ilginç seyler mektuplar. Babamin bana yazdigi son mektup 19
sene evveldi, ama ne dil! Hele 30'lu yillara kadar geri giden yazilar,
ama onlarin cogu da Osmanli ebcedinde yazili, zarla zorla söküyorum
(dede/babaanne zamanlari).
> Senin de payini gözardi etme, irtibat iki taraflidir, tek tarafli
> degil.
Ben sadece kendi payimi saymistim zaten, "karsi" taraf pek yok ki. Hayat
bazen müsait degil, ne yazik ki.
> yoksa beni buraya davet etti de, simdi kayiplara mi karisti?
> gibi düsünceler aklindan gecer. ;-)
Yok, yok, sagol. Bazi yazan kisilerde daha cok "bunlarin yapacak isi yok
mu" diye düsünüyorum. Benim de simdi tercüme basina dönmem gerek, bir de
su okumak istemedigim kitaplar, gözden geçirelecek yazilr ... of of! :-(
Insan isi oldugu zaman oyalanmayi ne kadar sever ...
Yurtiç ve yurtdisi demeyeyim de, sinirlar ötesi diyeyim. Ki yurt nire
sorunu belirmesin.
Insanin sahsi kültürü çevreyle alâkali tabiîki. Ama "bir kaç" kültür
kaynagi olan ne yapar, ne yapmali?
Hadi bakalim, çok etnolojik bir soru oldu ;-)
> Sen gittigin yolda devam et, benim nedenlerimi google arsivinde bir
> tarama yaparsan belki anlarsin. Hem avantajli, hem de dezavantajli.
> Icine kapanik biri egilim, her yerde ve herkese de acik degilim.
Bir kere biraz arastirmistim, ama pek neyin ne oldugu bana açik açik
görüntülenemedi. Benim "bu yol"da insan azamaz, arada sirada azsa da.
Bir zamanlar x-no-archive'leri de kullanmistim, ama sir için degil,
eskiden öyle ögrenmislikten sadece. Bilgisayar aleminde de hemen yedim
küfürleri, yok arsif marsif diye. Eh, biz de biraktik.
Alaman-Usenet-Polisini bilirsin, hemen kampa! Neyse, ben de bazen
öyleyim ya ...
Usenette ne yazik ki çok ama çok bulanik siçiklar var. Galiba sahsî
sosyal isteklerimle bagdasmiyor. Hele sosyal, dinî veya siyasî konulara
mir girer insan - al parmagini yak.
> Dilin cok iyi, dert edilecek yani göremedim, yaziya da= imla benden
> fazla önem veriyorsun, derhal ne yazdigin belli.
Sagolasin. Dilimin içten kökü var ama kelime kitligi yasiyorum. Burada
küçük bir Leo-sorgulama programi ile arada sirada arama yapiyorum, ama
yine de güncel hayatta bu dilin rolü yok gibi. Yavas yavas,
arastirmalarim sayesinde yine giriyorum. Biraz da meraklisi oldum
galiba. 80'li yillarin basinda sakir sakir konusurdum, ama ondan sonra
konusma fasli biraz bitti - muhataplar azaldi.
> Usenet aleminde bu kurali uygulayanlar pek kalmadi ya.
Ne kurali kaldi ki? Alman gruplarinda Troll, Flame falan unsurlarina
daha bayagi bakiliyor, ama yine de - yozlasma buna derler galiba. ben
eskiden M.A.U.S.'ta gezerdim, orada ton apayri idi.
> Tanimadigim icin kullandigin programi, yardim edemeyecegim, dolayli
> yardim daima mümkündür: Konuyu bir Mac öbeginde= news group sorsan fena
> olmaz bence. Ya da Outlook Express iyiymis Mac icin gelistirilen,
> offline da calisiyor. Baska haver yazicilarinia bir göz ativersen ...
Problemim benim özel, su .newsrc-> sunucu otomasyonunu tutturmusum da, o
yüzden ;-) Outlook Expresss bir hastalik (ve çoktan da yok artik).
Neyse, ben simdilik idare ederim, sagolasin.
Deli Osman, nasilsin? Avare-vari kabuk mu degistiriyorsun habire?
Koltuktan kalkip, lambayi acmaya usendim.
>> Onlari kücümseme, cok isime yaradi eski lugatlar. Kaybolan
>> kelimeleri
>> orada bulursun mesela.
>
> Tabiî. Zaten küçümsemem. Eski seyleri severim. Dedemden bir Istanbul
> harita kitabi bile var - düsün, o man ne medenîmis, halbuki aslinda
> yeni sayilir, 54 mü ne.
> Ama asil ilginç seyler mektuplar. Babamin bana yazdigi son mektup 19
> sene evveldi, ama ne dil! Hele 30'lu yillara kadar geri giden
> yazilar,
> ama onlarin cogu da Osmanli ebcedinde yazili, zarla zorla söküyorum
> (dede/babaanne zamanlari).
Onlari okuyabiliyorsan cok güzel, babanin ailesini tanimis oluyorsun.
Fakat eskiden de ortak bir yazi dili yoktu Türkiye'de, hala da yok.
Suan belki bes tane farkli Türkce mevcut. Insanin dilini bile
parcaladilar.
>> Senin de payini gözardi etme, irtibat iki taraflidir, tek tarafli
>> degil.
>
> Ben sadece kendi payimi saymistim zaten, "karsi" taraf pek yok ki.
Hic mi yasayan akraban kalmadi Türkiye'de? "karsi taraf" onlar.
> Hayat bazen müsait degil, ne yazik ki.
Hem dogru, hem de yalan! Hemde kaymakli yalan, bahane. Belki de belirli
bir yasi astiktan sonra cogu insanin kavradigi aci gercek: Öne sürülen
hayat baska sevinclere müsait imkanlari icerirken, sana sunarken,
yaptigin nankörlüge mi yanarsin, yoksa kendini yasamaktan, tatmaktan
men ettigin bu duygulari baskalarindan dinledigin anlar pismanliktan
ölmeyi mi arzularsin? Ona herkes bizzat kendi hükmeder ve sorumlulugunu
üstlenir.
>> yoksa beni buraya davet etti de, simdi kayiplara mi karisti?
>> gibi düsünceler aklindan gecer. ;-)
>
> Yok, yok, sagol. Bazi yazan kisilerde daha cok "bunlarin yapacak isi
> yok mu" diye düsünüyorum. Benim de simdi tercüme basina dönmem gerek,
> bir de su okumak istemedigim kitaplar, gözden geçirelecek yazilr ...
> of of! :-( Insan isi oldugu zaman oyalanmayi ne kadar sever ...
O zaman söyle anlasalim: zaman baskisi olmaksizin müsait anlardan
istifade etmek kaydiyla devam ediyoruz. ;-) Ne cevirdigini sorarsam,
cevaplar misin?
XNA'dan dolayi firca yedigini mi söyledin? Sasirdim dogrusu, cünkü bu
diger "degerler" kadar savunulmaz. Asil hassas topuk "real name"
dalgasi bence. Ben zevkle ve bilgi edinmek amaciyla Alman admin
öbeklerini okurum, arasira da yazarim, eski müdavimlerden pek kalan
yok, kalanlarda hararetle savunduklari ilkelere bagli kalmak
zorundalar, bundan dolayi bir nevi "ic aile" olusturmuslar, kendi
aralarinda yazisiyorlar, yeni halifler de mantar gibi bitmiyor, kisaca
onlarda sogumaga basliyorlar usenet mekanindan.
> Usenette ne yazik ki çok ama çok bulanik siçiklar var. Galiba sahsî
> sosyal isteklerimle bagdasmiyor. Hele sosyal, dinî veya siyasî
> konulara mir girer insan - al parmagini yak.
Hangi acidan, sebebden olursa olsun, sakincali gördügün konulardan uzak
durursan, o denli sinirlerin sakin kalir. Diger yandan bazi, hatta tüm,
sakincali konulari tartismak mümkün, yeter ki iki kisi arzulasin.
>> Dilin cok iyi, dert edilecek yani göremedim, yaziya da= imla benden
>> fazla önem veriyorsun, derhal ne yazdigin belli.
>
> Sagolasin. Dilimin içten kökü var ama kelime kitligi yasiyorum.
> Burada
"kelime kitligi" olarak tanimladigin sorunu cok iyi taniyorum, burada
yazmamim baslica gerekcesi, nedeni bu.
> küçük bir Leo-sorgulama programi ile arada sirada arama yapiyorum,
> ama
> yine de güncel hayatta bu dilin rolü yok gibi. Yavas yavas,
> arastirmalarim sayesinde yine giriyorum. Biraz da meraklisi oldum
> galiba. 80'li yillarin basinda sakir sakir konusurdum, ama ondan
> sonra
> konusma fasli biraz bitti - muhataplar azaldi.
Cevremde arzuladigim düzeyde mutahaplar yok gibi, gazetelerden pek zevk
alamiyorum, baslica kaynagim kitapligimdaki kitaplarim. Evimde
televizyon bulunmaz, arasira dostta filan kisa bakarim. Cok ender de
olsa bir saatten fazla takildigim konusmalari izledim, belki uydu
kanallarini tarayip, ise yarayanlar isteklerimi tatmin ederlerse, sirf
bu nedenden dolayi bu eksikligi bu yoldan gidermeyi deneyecegim.
>> Usenet aleminde bu kurali uygulayanlar pek kalmadi ya.
>
> Ne kurali kaldi ki? Alman gruplarinda Troll, Flame falan unsurlarina
> daha bayagi bakiliyor, ama yine de - yozlasma buna derler galiba. ben
Güzellik mazide kaldi. ;-(
> eskiden M.A.U.S.'ta gezerdim, orada ton apayri idi.
"mausnet" mi kastettigin? Evet, o bir nevi ortak degerleri
benimseyenlerin kullandigi bir alandi, kismen ve son anlarinda tanistim
(hala var duyduguma göre, ama kullanici sayisi temel olrak alinirsa, 8
yil önce bana göre son anlarini yasadi).
Durumdan sorumlular icinde kurallari degismez olarak yorumlayan,
uygulayan kati kuralcilardan dolayi nezaket, saygi vs. rafa kaldirildi.
> Problemim benim özel, su .newsrc-> sunucu otomasyonunu tutturmusum
> da, o yüzden ;-) Outlook Expresss bir hastalik (ve çoktan da yok
> artik). Neyse, ben simdilik idare ederim, sagolasin.
OE bence hastalik degil, usenet kullanimi icin de mükemmel degil, fakat
bu degildi konu. Mac icin yazilmis OE Windows OE'sinden daha güvenli,
normlara sadikmis filan fistik. Hem baska programlarin varligindan da
bahsettim Mac bilgisayarlari icin.
Zamanin elveriyorsa de.comp.software.newsreader öbegine bakiver, hatte
arcor'un news gropu listesini "mac os X" ile tara, o öbeklerden biri
kesinlikle sorunun icin uygundur.
O da fena degil, beklemedigim güzel, zeki bir cözüm. Benimle yazisirsan
yurt sorusu ifade edilebilir, fakat yurt sorun olmaz. Herkes kendi
bacagindan asilir, herkes tahkir amaci gütmeksizin yalniz sahsi
görüsünü ifade ederse, ne ala! Burasi mahkeme degil, ben de
yargic degilim.
> Insanin sahsi kültürü çevreyle alâkali tabiîki. Ama "bir kaç" kültür
> kaynagi olan ne yapar, ne yapmali?
> Hadi bakalim, çok etnolojik bir soru oldu ;-)
O belki de en önemsiz boyutlardan, yanlardan biridir sorunun.
Aciklayici girisin, hem yazdigin gibi okunabilir, hem de kelime
kitligindan dogan bir eksikligin neticesi olarak biraz farkli
okunabilir oldugundan anlayi sorumla basliyorum: "cevreyle alakali"
nedir sana göre? Cevrenin, sahsin kültürüne etkisini mi ifade ettin,
yoksa sahsin cevreye karsi alakasindan dolayi onun sahsi kültürünün
gelismesinden mi?
Kültür, benimsenen ve yasatilan degerlerdir, yasanilandir, cevre ile
karsilikli etkilesim kacinilmaz olsa da, *yabanci* bir cevrede farkli
kültürü yasamak mümkündür. Birden fazla kültür kaynagi olan kisi karar
verir, öyle ya da böyle. Bu karar gözlemlerime göre mutlak bir karar
degil, göreceli mutlak bir karardir genelde. Ya kaynaklardan birini
digerlerine yegler ya da kaynaklar arasinda mekik dokur, ya da girdaba
kapilmis, yüzme bilmeyen insan gibi bocalar, durur. Daima bir eksiklik
hisseder, hissettirilir ona.
Kültür kavrami tek katli bir bina degildir, yerel kültürler oldugu
gibi, evrensel kültürler de mevcutttur. Yerel kültürle barisik
olmayanlar bazan evrensel kültür cemberinde biraz buruk da olsa,
nispeten mutlu bir yasam sürebiliyorlar. Bir Hitler vs. cikana dek.
Simdilik bu kadar, laf lafi acar! yasasina güveniyorum, sorunun diger
katmanlarini, ayrintilarini, baglamlarini ve baglantilarini yeri
gelince tartariz.
Birini, deli Osman'i tahmin ediyorum, digeri de süzgecimdekilerden
biridir kesinlikle.
> Dogru, unuttum. Hançere türküsü diyebiliriz, ama "türkü" Altay'da da
> denir mi bilemiyecegim. Sygyt (sigit) çok kullaniliyor, belki bizim
> islik (islik çalmak) bununla ayni kökten. Sarki ise yryz (Huun Huur
> Tu'da da bulunur).
Ilginc, ufuk acici sorularini maalesef cevaplayamayacagimi
bildiriyorum. O derece inmedim Türkce'nin tarihine, konusuldugu
yörelere. Konu üzerine bir kitaba rastgeldigimi de söyleyemem, yoktur
demedim, görmedim. Görseydim, mutlaka satin almistim.
> Acaba Anadolu'da hiç böyle ses teknigi var mi? Kaldi mi? Bizim aci
> çekme yaygaralarimiz sanki Asya'da daha az (belki havalar fazla soguk
> orada).
Var ise, ya farkedilmedi ya da haber degeri düsük görüldü. Izlerinin
olduguna dair sahsi kanaatimi bildirmekte sakinca görmüyorum. Dogu
sinirlarina yakin yörelerde, Azeri müziginde.
Diger yandan su gercegi unutmamaliyiz: O tür yasamdan kopali bin yili
gecmis bir neslin varisleriyiz. Tibet kesislerinin "ilahileri"nde de
izlerini gördügümü bildirerek, satirlarima ara veriyorum. *g*
Ya ben görmedim ya da hafizam bu hususda yanilmis olmali. Belki de
Ingilizce yazdin, ya da Ingilzce baslikli bir ilmekde. Neyse, tahminim
dogru cikti.
Simarik cocuk sorusu: Tom Verlaine degil de Baris Manco, Cem Karaca
dinleseydin, o adlardan biriyle mi yazacaktin sct'de?
Ulen Halife Hz. Osman'a hakaret etmeye utanmiyor musun aman bre kelp.
>Basar Alabay wrote:
>> "Acephale Lemar" <nom...@org.invalid> wrote:
>>
>>>> Öyle mi? Eh, bakalim, kimleri kismam gerekecek, birisi gitti bile
>>>> bodrum katina.
>>>
>>> ;-)
>>
>> Oldu iki bile ...
>
>Birini, deli Osman'i tahmin ediyorum, digeri de süzgecimdekilerden
>biridir kesinlikle.
Hadi ordan rum piçi.
Deli arıyorsan kendi yazılarını oku. Bilhassa "Seni Genel Kurmay
önünde öldüreceğim" diye höykürdüğün yazıları. Şizofrenik piskopat!
>>>> Lyke ne?
Yalan söyleme. Satır üstüne satır, yanlış yok. Sadece dört harflik
bir kelime süresince karanlık olmuş. vah vah. Ne üzüldük bilemezsin.
İstersen bir de Tom Verlaine'e sor bakalım bu hususu, bir de onun
görüşünü al. Ondan sonra bir iki defa da Friedrich Nietzsche falan
dersin, böylece herkes seni bir şey sanır.
Kendini olduğundan başka göstermek isteyen yalaka bir rum piçinden
başka bir şey değilsin! Rumların genlerindedir bu.
> > Oldu iki bile ...
>
> Birini, deli Osman'i tahmin ediyorum, digeri de süzgecimdekilerden
> biridir kesinlikle.
Unuttum gitti bile. Simdi düsünüyorum, o bodrum katina nasil
bakabilirim. Bidakkaaa ... heh, buldum, biri turet sendromlu birisi,
biri pantolon birisi (Ali ve Panta, sarki ismi olabilirdi, Avni ve Sevim
diye bir parçamiz var bile).
> Ilginc, ufuk acici sorularini maalesef cevaplayamayacagimi
> bildiriyorum. O derece inmedim Türkce'nin tarihine, konusuldugu
> yörelere. Konu üzerine bir kitaba rastgeldigimi de söyleyemem, yoktur
> demedim, görmedim. Görseydim, mutlaka satin almistim.
Ben bir zamanlar biraz burnumu sokmustum, ama cok bir-az. Prof. Laut
ismini duydun mu? Hocamdi.
> Var ise, ya farkedilmedi ya da haber degeri düsük görüldü. Izlerinin
> olduguna dair sahsi kanaatimi bildirmekte sakinca görmüyorum. Dogu
> sinirlarina yakin yörelerde, Azeri müziginde.
O belki daha fazla Iran müzigine kayiyor. Bilmiyorum.
> Diger yandan su gercegi unutmamaliyiz: O tür yasamdan kopali bin yili
> gecmis bir neslin varisleriyiz. Tibet kesislerinin "ilahileri"nde de
> izlerini gördügümü bildirerek, satirlarima ara veriyorum. *g*
Belki kopmamiz da en çok ses çikartanin biz olmamizin sebebi. Kök dedik
ya. Kök'ün gök oldugu zamanlar uçtu gitti, sadece sagcilar biraz anar, o
da siyaseti istismar olur.
Neyse, Bugünün Alman'larinin da büyük parçalari dogudan, Dogu-Avrupa ve
belki de biraz Asya) geliyor, bugün buradalar, ama baskalari pek o kadar
problem çikartmiyor.
> Hadi ordan rum piēi.
Selānikli mi?
> Deli aršyorsan kendi yazšlaršnš oku. Bilhassa "Seni Genel Kurmay
> önünde öldürece¤im" diye höykürdü¤ün yazšlarš. Žizofrenik piskopat!
Bunu cidden dedi mi? Vay be, bayagi kizmis olmali ;-)
Reaksyona göre Deli Osman lākabi sana takilmis.
> Onlari okuyabiliyorsan cok güzel, babanin ailesini tanimis oluyorsun.
> Fakat eskiden de ortak bir yazi dili yoktu Türkiye'de, hala da yok.
> Suan belki bes tane farkli Türkce mevcut. Insanin dilini bile
> parcaladilar.
Artik parçaladilar mi yoksa degisik yerlerden yörelerden lehçeler mi
parçaladi bilemem. Üst tabaka fazla Arapça ile Farsça hayraniydi. Ki
Farsçayi anlarim bile, o zamanin edebiyat diliydi. Ötekisi de dinle
gelmistir.
> Hic mi yasayan akraban kalmadi Türkiye'de? "karsi taraf" onlar.
Çok az. Onlar da baska ülkelerde.
> > Hayat bazen müsait degil, ne yazik ki.
>
> Hem dogru, hem de yalan! Hemde kaymakli yalan, bahane.
Hayir. Degil. Sen durumu bilmiyorsun.
> O zaman söyle anlasalim: zaman baskisi olmaksizin müsait anlardan
> istifade etmek kaydiyla devam ediyoruz. ;-) Ne cevirdigini sorarsam,
> cevaplar misin?
"Bilim adamiyim" ve su an doktorayla sikiliyorum (noktasiz i'lerle
genelde). Sen?
> XNA'dan dolayi firca yedigini mi söyledin?
Evet ;-)
> Sasirdim dogrusu, cünkü bu
> diger "degerler" kadar savunulmaz. Asil hassas topuk "real name"
> dalgasi bence.
O da var, ama beni ilgilendirmiyor. Basitçe real bir name ile asil
ismini göstermeyen kaç kisi taniyorum, karisti isler artik. Yazik
aslinda. M.A.U.S. ortaminda realname'den baska sey yoktu, imkânsizdi.
Ama tabiîki o zamanlar katilanlarin sayisi da daha azdi (BBS sistemi).
Bazi gruplar var, orada RN gerekmez, stil olarak bir garip oluyorlar
bile RN ile (ki o da degisti). Ama ben de eski zaman ve okullardanim,
ona alisigim, ama ne yapalim, isteyen yapar, istemeyen yapmaz. Sebep
genelde simarmak ile azarlamak. Ama genelde deyince iste hep olmuyor,
kendini saklamalari gerekenleri de gördüm. Sahsen bir an usenet'i
terketmeyi de düsünmüstüm, biktigim için. Eh, ama hâlen dolaniyoruz.
Çünki usenet (!) küçülüyor yine, herkes "forum"lara kayiyor.
> Hangi acidan, sebebden olursa olsun, sakincali gördügün konulardan uzak
> durursan, o denli sinirlerin sakin kalir. Diger yandan bazi, hatta tüm,
> sakincali konulari tartismak mümkün, yeter ki iki kisi arzulasin.
Zor, çok zor. Aklî dengesi cidden bozuk, sizofreniye ve psikoza kayan
çok kisi ortami zehirliyor. Net ortami zaten "hakiki" ortamin sadece bir
aynasi. Sokakta, tramvayda, otobüsde insanlarla geçinmeyi bilmeyen nette
de bilmez. Insan insani kabullenmeli, ben ama bu konuda biraz
zorlaniyorum. Insani okumusum, en geç o zamandan beri hayvanlari insanin
üstünde görüyorum. Memeliler sinifina tiktiktan sonra biraz rahatlayip
insani (hayvan olarak) zarla zorla anlamaya çalisiyorum. Aslinda insani
otomobil veya makina gibi görmek de kolay :-) Programi bozuk çalan bir
bilgisayar gibi. En geç ne zaman becerirsin ... otopside (hayir, tib
adami degilim, sadece tibla ilgili noktalar vardi, sekizde bir tib
diyelim).
> "kelime kitligi" olarak tanimladigin sorunu cok iyi taniyorum, burada
> yazmamim baslica gerekcesi, nedeni bu.
Ben son zamanlarda yanisira tercümeler de yaziyorum. Pestilim çikiyor,
ama iyi bir antreman.
> Cevremde arzuladigim düzeyde mutahaplar yok gibi, gazetelerden pek zevk
> alamiyorum, baslica kaynagim kitapligimdaki kitaplarim.
Nedense türkçe kitap okumakta hep biraz zorlandim. Simdi ister istemez
arada sirada birseyler okumam gerekiyor. Güleceksin, ama internet ortami
türkçeme füze oldu. Ama, orada da "tipik" sürtüsmeler sayesinde geri
çekildim.
> Evimde televizyon bulunmaz
Burada bulunur, hem havadisler, hem Tatort. Tatort'suz hafta baslamamali
;-)))
> arasira dostta filan kisa bakarim. Cok ender de
> olsa bir saatten fazla takildigim konusmalari izledim, belki uydu
> kanallarini tarayip, ise yarayanlar isteklerimi tatmin ederlerse, sirf
> bu nedenden dolayi bu eksikligi bu yoldan gidermeyi deneyecegim.
Eh, burada da uydu yok. Ama zaten televizyon açacak vakit de kit
oldugundan, bosver diyorum ...
> Güzellik mazide kaldi. ;-(
Bunu eski Yunanlilar bile derdi ;-)
Ama ben de öyle görüyorum. Neyse, karamsar bir sekilde eksistensiyalist
elestirici rolünde yasariz biz de ...
> > eskiden M.A.U.S.'ta gezerdim, orada ton apayri idi.
>
> "mausnet" mi kastettigin? Evet, o bir nevi ortak degerleri
> benimseyenlerin kullandigi bir alandi, kismen ve son anlarinda tanistim
> (hala var duyduguma göre, ama kullanici sayisi temel olrak alinirsa, 8
> yil önce bana göre son anlarini yasadi).
Evet, o. Vardir, ama sanal sekilde. Eskiden bu hakiki, kendisine has,
bir ag idi. "Disariya" (fido, Z, usenet) gateway sunuculari gerekirdi.
Birbirleriyle de günde iki kez degis tokus yaparlardi.
> Durumdan sorumlular icinde kurallari degismez olarak yorumlayan,
> uygulayan kati kuralcilardan dolayi nezaket, saygi vs. rafa kaldirildi.
Sen betonkafalari diyorsun galiba. Onlar da, ama bir de burada gördügün
psikotik durumlar. Meselâ o bahsettigim turet sendromlu tip ya hakikaten
sendromlu veya basit bir bot (elisa tipi bir program ;-)).
> OE bence hastalik degil
Ciddî bir hastalik ;-) Tüm virüslerin adres kitabina saldirabilmesinden
tut dogru dürüst alinti yapamamasina kadar. Onu sökebilmek için bilgi
gerek. Ama bilgisiz birisine program isi dogru gösterip yaptirmali. Ona
bakilirsa Thunderbird (eskiden Netscape/Mozilla parçasi olarak) veya su
Forte Ajan garanti daha iyiler.
> bu degildi konu. Mac icin yazilmis OE Windows OE'sinden daha güvenli,
> normlara sadikmis filan fistik. Hem baska programlarin varligindan da
> bahsettim Mac bilgisayarlari icin.
Minikyumusak'in Mac için yazdiklarinin genelde daha saglam ve iyi olmasi
bir gerçek. Isin komik tarafi, yanilmiyorsam (!) su enayi "wört" bile
ilk Mac'te yapilmisti. Ve hâlen içindeki hatalari silmiyorlar, bu ne
kafa? Ama o da bir gerçek ki, UI sistemleri artik birbirine çok
benziyor, ha o ha o.
> Zamanin elveriyorsa de.comp.software.newsreader öbegine bakiver, hatte
> arcor'un news gropu listesini "mac os X" ile tara, o öbeklerden biri
> kesinlikle sorunun icin uygundur.
Ben zaten o gruplardayim. Soruyu sordum da. Ama a) beni pek sevmezler
;-), b) benim özel durumu kimse yasamadigi için ilgilenmezler de. Bir
zamanlar bir Türk Halime diye bir program yapmisti, ne yazik ki projeyi
durdurdu. Su anki benim için en iyisi. Eskiden MacSoup kullaniyordum.
TB'yi de denedim, o aslinda (bilhassa bu grup için) sahane, ama iste var
bir kaç kör dügüm. Simdilik böyle idare eder.
> Benimle yazisirsan yurt sorusu ifade edilebilir, fakat yurt sorun olmaz.
Sana burada bir kaç (?) kisi Rum diyor. Bu saka mi yoksa Selânik asilli
veya Trakyali misin? Yoksa eski Istanbul mu? ;-)
> Cevrenin, sahsin kültürüne etkisini mi ifade ettin,
> yoksa sahsin cevreye karsi alakasindan dolayi onun sahsi kültürünün
> gelismesinden mi?
Bence ikisi ayni sütünün iki degisik açisi. Ama ilk elde birinci noktayi
demistim.
> Kültür, benimsenen ve yasatilan degerlerdir, yasanilandir, cevre ile
> karsilikli etkilesim kacinilmaz olsa da, *yabanci* bir cevrede farkli
> kültürü yasamak mümkündür.
Bir seyin yabanci olmasi için oraya "gelmek" gerekir. Basit bir sekilde
dense o zaman benim için meselâ Türkiye tamamen yabanci olmasi
gerekirdi, çünki orada dogmadim. Ama çok ugraktik ve iki hayat kesimi
Istanbul'da geçirdim. Ilâveten evde o "yabanci" kültür evcil kültürdü
(veya %50 idi diyelim). Ona göre disarisi ve içerisi bagli bir sekilde
birdi, ama içeride bir ilâve vardi - bu böyle olmasaydi getolasma gibi
bir durum olurdu.
> Birden fazla kültür kaynagi olan kisi karar
> verir, öyle ya da böyle.
O ya/veya salteri olur. Bence hibridite de olur (sadece bence degil, bu
gözetlenen bir sey), yeni "bir" çoktarafli kültür olusur. Ilginç
aslinda, hiç konumuz bile degilse bu bazi siyasî problem noktalarina da
degiyor gibi.
> Bu karar gözlemlerime göre mutlak bir karar
> degil, göreceli mutlak bir karardir genelde. Ya kaynaklardan birini
> digerlerine yegler ya da kaynaklar arasinda mekik dokur
Hee, o zaman belki ben o cümleyi yanlis anladim, evet, mekik dokumaya da
karar verirse "ya öyle, ya böyle" de denebilir (ya mono, ya poli).
> Kültür kavrami tek katli bir bina degildir, yerel kültürler oldugu
> gibi, evrensel kültürler de mevcutttur.
Evet. Antropolojik konstantlar :-)
> Yerel kültürle barisik
> olmayanlar bazan evrensel kültür cemberinde biraz buruk da olsa,
> nispeten mutlu bir yasam sürebiliyorlar. Bir Hitler vs. cikana dek.
Ki bir Hitler de aslinda sahsen pek fazla birsey yapmaz, yapamaz ... da
... bir kitlenin içindeki iltihabi patlatabilir. Evvelsi günki Saksonya
Hint olayi gibi :-/
> Simdilik bu kadar, laf lafi acar! yasasina güveniyorum, sorunun diger
> katmanlarini, ayrintilarini, baglamlarini ve baglantilarini yeri
> gelince tartariz.
;-)
Insaallah konuyu elimizden alip evirip çevirip çöplük hâline sokmazlar.
> Benimle yazisirsan yurt sorusu ifade edilebilir, fakat yurt sorun olmaz.
Sana burada bir kaç (?) kisi Rum diyor. Bu saka mi yoksa Selânik asilli
veya Trakyali misin? Yoksa eski Istanbul mu? ;-)
> Cevrenin, sahsin kültürüne etkisini mi ifade ettin,
> yoksa sahsin cevreye karsi alakasindan dolayi onun sahsi kültürünün
> gelismesinden mi?
Bence ikisi ayni sütunun iki degisik açisi. Ama ilk elde birinci noktayi
demistim.
> Kültür, benimsenen ve yasatilan degerlerdir, yasanilandir, cevre ile
> karsilikli etkilesim kacinilmaz olsa da, *yabanci* bir cevrede farkli
> kültürü yasamak mümkündür.
Bir seyin yabanci olmasi için oraya "gelmek" gerekir. Basit bir sekilde
dense o zaman benim için meselâ Türkiye tamamen yabanci olmasi
gerekirdi, çünki orada dogmadim. Ama çok ugraktik ve iki hayat kesimi
Istanbul'da geçirdim. Ilâveten evde o "yabanci" kültür evcil kültürdü
(veya %50 idi diyelim). Ona göre disarisi ve içerisi bagli bir sekilde
birdi, ama içeride bir ilâve vardi - bu böyle olmasaydi getolasma gibi
bir durum olurdu.
> Birden fazla kültür kaynagi olan kisi karar
> verir, öyle ya da böyle.
O ya/veya salteri olur. Bence hibridite de olur (sadece bence degil, bu
gözetlenen bir sey), yeni "bir" çoktarafli kültür olusur. Ilginç
aslinda, hiç konumuz bile degilse bu bazi siyasî problem noktalarina da
degiyor gibi.
> Bu karar gözlemlerime göre mutlak bir karar
> degil, göreceli mutlak bir karardir genelde. Ya kaynaklardan birini
> digerlerine yegler ya da kaynaklar arasinda mekik dokur
Hee, o zaman belki ben o cümleyi yanlis anladim, evet, mekik dokumaya da
karar verirse "ya öyle, ya böyle" de denebilir (ya mono, ya poli).
> Kültür kavrami tek katli bir bina degildir, yerel kültürler oldugu
> gibi, evrensel kültürler de mevcutttur.
Evet. Antropolojik konstantlar :-)
> Yerel kültürle barisik
> olmayanlar bazan evrensel kültür cemberinde biraz buruk da olsa,
> nispeten mutlu bir yasam sürebiliyorlar. Bir Hitler vs. cikana dek.
Ki bir Hitler de aslinda sahsen pek fazla birsey yapmaz, yapamaz ... da
... bir kitlenin içindeki iltihabi patlatabilir. Evvelsi günki Saksonya
Hint olayi gibi :-/
> Simdilik bu kadar, laf lafi acar! yasasina güveniyorum, sorunun diger
> katmanlarini, ayrintilarini, baglamlarini ve baglantilarini yeri
> gelince tartariz.
;-)
Insaallah konuyu elimizden alip evirip çevirip çöplük hâline sokmazlar.
B. Alabay
Dostumu düsmanimdan ayird ederim, seni deli seni! Giresun'a gideyim
deme, seni bekleyen hemsehrilerin sevinirler sadece, sen üzülürsün.
Yallah, terbiyesiz soytari! *g*
Sanmam. Her ne kadar onu ve beni yakından tanıyan 2 dost kişi kafa ve
tarz olarak birbirimize biraz benzetseler de, Barış Abi'nin ismini
seçmezdim.
Aslında nick kullanma adetim de yoktu; 90'ların ortalarından itibaren
hep "gerçek ismim" ile takılmıştım Internet'te.
Canım "biraz politik" takılmak isteyince, 'mahlaslı dokunulmazlığın'
keyfini süreyim dedim...:-)
> Sanmam. Her ne kadar onu ve beni yakğndan tanğyan 2 dost kişi kafa ve
> tarz olarak birbirimize biraz benzetseler de, Barğş Abi'nin ismini
> seçmezdim.
Tesadüfe bak, bugün hakiki Tom Verlaine'in çaldigi bir albüm vardi
elimde.
> Aslğnda nick kullanma adetim de yoktu; 90'larğn ortalarğndan itibaren
> hep "gerçek ismim" ile takğlmğştğm Internet'te.
>
> Canğm "biraz politik" takğlmak isteyince, 'mahlaslğ dokunulmazlğ¤ğn'
> keyfini süreyim dedim...:-)
Eh, ben de fazla girmeden çikarim o zamanlar :-) Veya atilirim. Ama
biraz Mevlana'nin dedigi kulagimda - "ya oldugun gibi görün, ya da
göründügün gibi ol".
>In article <dannc3du6tk4kdosg...@4ax.com>, Tosun wrote:
>> Hadi ordan rum piçi.
>Selânikli mi?
Yok. Karadeniz rumlarından.
>> Deli ar?yorsan kendi yaz?lar?n? oku. Bilhassa "Seni Genel Kurmay
>> önünde öldürece¤im" diye höykürdü¤ün yaz?lar?. ?izofrenik piskopat!
>Bunu cidden dedi mi? Vay be, bayagi kizmis olmali ;-)
Google'da yazılı. Genel Kurmay önünde öldürme solda sıfırda kalır
ettiği diğer küfürlerin yanında.
>Reaksyona göre Deli Osman lâkabi sana takilmis.
Aklı sıra Giresunlu Topal Osman ile benim Giresun doğumlu olmamı
çağrıştırmak istiyor.
Neyse. Amcamız BND ye çalışır. Dikkat et. :)
>B. Alabay
>Vermemis mabut neylesin mahmut wrote:
>> <nom...@org.invalid> wrote:
>>> Vermemis mabut neylesin mahmut wrote:
>>>> Ne biçim BND ise.. On parmak daktilo bile örgetemiyor elemanlarına,
>>>> yazık.
>>> Deli Osman, nasilsin? Avare-vari kabuk mu degistiriyorsun habire?
>> Yalan söyleme. Satır üstüne satır, yanlış yok. Sadece dört harflik
>> bir kelime süresince karanlık olmuş. vah vah. Ne üzüldük bilemezsin.
>> İstersen bir de Tom Verlaine'e sor bakalım bu hususu, bir de onun
>> görüşünü al. Ondan sonra bir iki defa da Friedrich Nietzsche falan
>> dersin, böylece herkes seni bir şey sanır.
>> Kendini olduğundan başka göstermek isteyen yalaka bir rum piçinden
>> başka bir şey değilsin! Rumların genlerindedir bu.
>Dostumu düsmanimdan ayird ederim, seni deli seni!
Onu bahçemdeki tavuklar da ayırt edebiliyor.
>Giresun'a gideyim
>deme, seni bekleyen hemsehrilerin sevinirler sadece, sen üzülürsün.
Ahha. tenkide dayanamadı ve tehditlere başladı. Basit yapılı yavşak!
>Yallah, terbiyesiz soytari! *g*
> >Selānikli mi?
>
> Yok. Karadeniz rumlaršndan.
Pontuslu yani ;-)
> >Reaksyona göre Deli Osman lākabi sana takilmis.
>
> Aklš sšra Giresunlu Topal Osman ile benim Giresun do¤umlu olmamš
> ēa¤ršžtšrmak istiyor.
?!
> Neyse. Amcamšz BND ye ēalšžšr. Dikkat et. :)
Neden dikkat edeyim? ;-)
>In article <1bqoc3d0hepdcpfdh...@4ax.com>,
> Rifat Albayrak <rifata...@cox.net> wrote:
>
>> >Selânikli mi?
>>
>> Yok. Karadeniz rumlar?ndan.
>
>Pontuslu yani ;-)
>> >Reaksyona göre Deli Osman lâkabi sana takilmis.
>> Akl? s?ra Giresunlu Topal Osman ile benim Giresun do¤umlu olmam?
>> ça¤r??t?rmak istiyor.
>?!
İstiklal savaşı sıralarında milisti Topal Osman. (Galiba milis yarbayı
idi.) Atatürk'ün muhafız birliğinin komutanlığını falan da yapmıştı.
Biraz karakoyundu. Gözden düştü. vesaire. Google'a
sor o söyler.
İşte bu aklı kıt da onun gibi beni de Giresunlu sınıfına koyup eğer
memlekete tatile falan gidersem Giresunlu dostlarına beni
hırpalattıracağını söyleyip tehdit ediyor. Malum bu tip zerzavatların
realite ile hiçbir ilgisi yoktur. Ya da çok azdır.
>> Neyse. Amcam?z BND ye çal???r. Dikkat et. :)
>Neden dikkat edeyim? ;-)
Doğru. Sen orada doğmuştun. Öyle söyledin.
>B. Alabay
1990'dan "The Wonder" deme şimdi...:-)
>> Asl?nda nick kullanma adetim de yoktu; 90'lar?n ortalar?ndan itibaren
>> hep "gerçek ismim" ile tak?lm??t?m Internet'te.
>>
>> Can?m "biraz politik" tak?lmak isteyince, 'mahlasl? dokunulmazl?¤?n'
>> keyfini süreyim dedim...:-)
>
> Eh, ben de fazla girmeden çikarim o zamanlar :-) Veya atilirim. Ama
> biraz Mevlana'nin dedigi kulagimda - "ya oldugun gibi görün, ya da
> göründügün gibi ol".
Hep öyle zaten...
Mono-yasal ve seko-faşo biriyim ben...-)
Bunlar zatan okunacak seviyeye erismemis cücüler takimindan.
>> Ilginc, ufuk acici sorularini maalesef cevaplayamayacagimi
>> bildiriyorum. O derece inmedim Türkce'nin tarihine, konusuldugu
>> yörelere. Konu üzerine bir kitaba rastgeldigimi de söyleyemem,
>> yoktur
>> demedim, görmedim. Görseydim, mutlaka satin almistim.
>
> Ben bir zamanlar biraz burnumu sokmustum, ama cok bir-az. Prof. Laut
> ismini duydun mu? Hocamdi.
Hayir, tanimiyorum, fakat dolayli diger cevabimdaki sorumu cevaplamis
oldun.
>> Var ise, ya farkedilmedi ya da haber degeri düsük görüldü. Izlerinin
>> olduguna dair sahsi kanaatimi bildirmekte sakinca görmüyorum. Dogu
>> sinirlarina yakin yörelerde, Azeri müziginde.
>
> O belki daha fazla Iran müzigine kayiyor. Bilmiyorum.
Epey zamandir dinlemedim, kasetlerde iade edilemdigi, fakat "Ezginin
GÜnlügü" diye bir topluluk vardi, Azeri türkülerde bulunurdu
kasetlerinde. Orada benzer sesleri, mikroskopik capta da olsa,
duydugumu 'saniyorum', "hatirliyorum" diyemiyorum.
>> Diger yandan su gercegi unutmamaliyiz: O tür yasamdan kopali bin
>> yili
>> gecmis bir neslin varisleriyiz. Tibet kesislerinin "ilahileri"nde de
>> izlerini gördügümü bildirerek, satirlarima ara veriyorum. *g*
>
> Belki kopmamiz da en çok ses çikartanin biz olmamizin sebebi. Kök
> dedik ya. Kök'ün gök oldugu zamanlar uçtu gitti, sadece sagcilar
> biraz anar, o da siyaseti istismar olur.
"göktengri" = gök tanrisi demek mi istiyorsun? Burada da var o inanci
yasatan, arzularsa kendisi yazar. O bir yana, yaratici gücün, nesnesel
ifadeyle izah edeyim, gökte oldugu düsüncesi insanligin 'ilkel'
caglarina özgüdür. Simdiki cagda ise kanaatimce iki secenek var:
yaptirimci tek yaratici gücü öngören din ile yaptirimsiz tek gücü
öngören fikir ki buna maddecilik, dinsizlik= ateizm de denilir.
yaptirimci yaratici güc= tanri, yaptirimsiz (bazilarina göre yaratici)
tek güc= doga, madde.
> Neyse, Bugünün Alman'larinin da büyük parçalari dogudan, Dogu-Avrupa
> ve belki de biraz Asya) geliyor, bugün buradalar, ama baskalari pek o
> kadar problem çikartmiyor.
"cikarmiyor". Yani Aryan olduklarini söylemek istiyorsun, tipki Mügeln
kasabasinda 50 tane Aryan fikrine bagli Almanl genci tarafindan
saldiriya maruz kalan Hindistanlilar'in Aryan irkindan olduklari gibi,
degil mi? Helal olsun be, BND'in bana verdigi paralar! Adamlarin
pisliklerini burada zikrediyorum. *veg* (Bu "boru" da girecegi gedigi
gayet iyi bilir.)
*fg*
>> Deli aršyorsan kendi yazšlaršnš oku. Bilhassa "Seni Genel Kurmay
>> önünde öldürece¤im" diye höykürdü¤ün yazšlarš. Žizofrenik piskopat!
>
> Bunu cidden dedi mi? Vay be, bayagi kizmis olmali ;-)
Düelloya dacet ettim, niyetim, kaderimde varsa, onu öldürmekti, evet.
Katletmek? Hayir! Köroglu gibi mert düsmani tercih ediyorum, satilmis
usaklari degil.
Kizginligim, saskinligimdan hafifledi. Hangi saskinlik mi? Deli Osman
diyarindan geldigini tesadüfen ögrendigim= okudugum andaki saskinlik!
Bana bu arsiz hakareti yazan da Karadenizli cikmaz mi!
> Reaksyona göre Deli Osman lākabi sana takilmis.
"Deli Osman" kimdir, bilir misin? Biliyorsan, sadece "Evet" yeterli,
bilmiyorsan aciklamayacagimi da bildiriyorum. Bu vazifeyi "deli
Osman"'a havale ettim. *g*
Baska ülkelerdekilerle iliskin simdilik mühim degil, varsa Türkiye'de
yasayan akrabalarin, niyetinde de samimiysen, onlarla mevcut olan kök
baglarini koparmaman gerekir, kastettigim sadece bu.
>>> Hayat bazen müsait degil, ne yazik ki.
>>
>> Hem dogru, hem de yalan! Hemde kaymakli yalan, bahane.
>
> Hayir. Degil. Sen durumu bilmiyorsun.
Aciklamami kestin, orada ne demek istedigimi yanlis anlamaman icin
etrafli anlatmistim. Yoksa seni bu husuda elestirmek hakkina sahip
degilim, zatan adetim de degildir.
>> O zaman söyle anlasalim: zaman baskisi olmaksizin müsait anlardan
>> istifade etmek kaydiyla devam ediyoruz. ;-) Ne cevirdigini sorarsam,
>> cevaplar misin?
>
> "Bilim adamiyim" ve su an doktorayla sikiliyorum (noktasiz i'lerle
> genelde). Sen?
Izninle kelime kitligindan kaynaklanan bir yanlisi düzeltiyorum,
"doktoroyla sIkIlmak" yerine "ugrasiyorum", hatta "bogusuyorum" demen
daha manidardir. Sormadigim sorularin cevaplarini veriyorsun, soruma
dogrudan karsilik vermiyorsun, bu kadar hakkinda yazmak, bildirmek
istersen, itirazim yok, fakat böyle bir talebim olmadigini bilmeni
istiyorum, öyle bir niyetle sormadim, sadece "tercüme" okuyunca hangi
lisandan ne tür metinleri cevirdigini merak etmistim, hepsi bundan
ibaret.
Hernekadar benim gibi gecersiz bir adresle yazan kisiden böyle sahsi ve
somut sorulari cevaplamasini beklemek cok iyimser olsa da, dolayli
cevapliyayim: Teknik dallar disinda bir dalda doktora tertiplemekle
mesgulsen, konusunu Almanca yaz, belki sana yardimci olabilirim. ;-)
Yazsam da beni bu sanal alemde taniyanlardan hic biri inanmaz ki! Hem
mühim de degil, yazilarim kim olduguma dair isaretleri, bilgileri
iceriyor, gerisi tasavvur meselesi, vergisi. Yeni Türkce ile: yetisi,
becerisi.
Biraz dikkatsiz okuyorsun! ("kus" avucuna geldi, sense baska kafesi
aciyorsun.)
>> Aslğnda nick kullanma adetim de yoktu; 90'larğn ortalarğndan
>> itibaren
>> hep "gerçek ismim" ile takğlmğştğm Internet'te.
>>
>> Canğm "biraz politik" takğlmak isteyince, 'mahlaslğ dokunulmazlğ¤ğn'
>> keyfini süreyim dedim...:-)
>
> Eh, ben de fazla girmeden çikarim o zamanlar :-) Veya atilirim. Ama
Kimsenin baskasini atmaya ne gücü var ne de böyle bir yetkisi.
Bildiginden eminim, bilmeyenlere bildiriyorum.
> biraz Mevlana'nin dedigi kulagimda - "ya oldugun gibi görün, ya da
> göründügün gibi ol".
Ne kadar oldugum gibi göründügümü beni taniyanlar bilir. Cikar aklindan
öyle giderim, atilirim laflarini. Sabret, örnek ol, suskunlar da
cesaretlensinler, ortalik senlensin. Yeter ki gereksiz kavgalara sahne
olmasin sct.
Civcivlere baba olabilirsin ancak.
>> Giresun'a gideyim
>> deme, seni bekleyen hemsehrilerin sevinirler sadece, sen üzülürsün.
>
> Ahha. tenkide dayanamadı ve tehditlere başladı. Basit yapılı yavşak!
Ne tehdidi, nankör, tescilli CIA borazancisi! Seni nazikce uyardim
sadece, neticede Karadenizliler arasindaki dayanismayi kanitlar
Giresunlu kardeslerimin seni kibarca agirlamak istemeleri. *fg*
Bu son cevabim, yani kendine baska bir mahlas bul, onu da süzgece
atayim, ardindan baska bir mahlas ki o da digerleriyle ayni akibeti
paylasacak. Yakinda seninle oynayacak kimse kalmayacak. O zaman
inleyeceksi, esek Üsküdar'i gecmis olacak.
Konumuz disinda, fakat inanmam cok güc, tabii sana inaniyorum.
> O da var, ama beni ilgilendirmiyor. Basitçe real bir name ile asil
> ismini göstermeyen kaç kisi taniyorum, karisti isler artik. Yazik
> aslinda. M.A.U.S. ortaminda realname'den baska sey yoktu, imkânsizdi.
ACK, ama ben bir dostumun izniyle ve önceden aciklamasiyla yazmistim.
Yani baska birinin yazdigini biliyorlardi okurlar.
> Ama tabiîki o zamanlar katilanlarin sayisi da daha azdi (BBS
> sistemi).
Kalite, yardimlasma ve dayanisma daha üst düzeydeydi.
> Bazi gruplar var, orada RN gerekmez, stil olarak bir garip oluyorlar
> bile RN ile (ki o da degisti). Ama ben de eski zaman ve okullardanim,
> ona alisigim, ama ne yapalim, isteyen yapar, istemeyen yapmaz. Sebep
> genelde simarmak ile azarlamak. Ama genelde deyince iste hep olmuyor,
> kendini saklamalari gerekenleri de gördüm. Sahsen bir an usenet'i
> terketmeyi de düsünmüstüm, biktigim için. Eh, ama hâlen dolaniyoruz.
> Çünki usenet (!) küçülüyor yine, herkes "forum"lara kayiyor.
"forum"larda ne yazarim ne de sürekli okurum, sadece ve sadece bir
sorunu cözmek icin düzenledigim arastirma sonucu önüme cikan muhtemel
kaynaklarin icinde de "forum" varsa, o zaman okurum. Bu acidan bakarsan
"gerici"yim senin gibi. ;-)
>> Hangi acidan, sebebden olursa olsun, sakincali gördügün konulardan
>> uzak durursan, o denli sinirlerin sakin kalir. Diger yandan bazi,
>> hatta tüm, sakincali konulari tartismak mümkün, yeter ki iki kisi
>> arzulasin.
>
> Zor, çok zor. Aklî dengesi cidden bozuk, sizofreniye ve psikoza kayan
> çok kisi ortami zehirliyor. Net ortami zaten "hakiki" ortamin sadece
> bir aynasi. Sokakta, tramvayda, otobüsde insanlarla geçinmeyi
> bilmeyen nette de bilmez. Insan insani kabullenmeli, ben ama bu
Tespitine katiliyorum, iddiana katilmiyorum, gercek yasamda susmak
zorunda kalanlar usenet ortaminda kecileri kaciriyorlar. Bahsettigin
türden (davranis özürlüler) insanlar zatan kisa zamanda süzgece
takilip, görünmüyorlar. Burada herkesin demagiji yapmasi kolay,
delilere bile söz hakki var, kimse Beyoglu Hastanesi'ne nakletmiyor,
sadece umursamiyor. Bu da yetiyor önlem olarak.
> konuda biraz zorlaniyorum. Insani okumusum, en geç o zamandan beri
> hayvanlari insanin üstünde görüyorum. Memeliler sinifina tiktiktan
Arzuladigin insan ile yasayan insan ayni degildir cogu kez, tabii ben
de ayni ya da benzer bir insan ülküsünün gerceklestigini görmek
isterdim.
>> "kelime kitligi" olarak tanimladigin sorunu cok iyi taniyorum,
>> burada
>> yazmamim baslica gerekcesi, nedeni bu.
>
> Ben son zamanlarda yanisira tercümeler de yaziyorum. Pestilim
> çikiyor,
> ama iyi bir antreman.
Diger yazinda cevaplamadin, yine soruyorum: Hangi lisandan tercüme
ediyorsun? Baglamdan Türkce ile Almanca oldugunu saniyorum, fakat iki
yönlü mü, tek yönlü mü? Bunu merak ediyorum. Benzer bir yöntemi
uyguluyorum, Almanlar icin yazilmis Türkce ögreten kitaplarda gördügüm
yanlislari düzelterek ve bazi cevrilmis kitaplari kiyaslayarak ender
kullandigim keliemeleri hafizamda tutmaya calisiyorum, senin gibi
tercümeye ayiraka vaktim yok maalesef, olsa da 20, 30 kitap var
cevrilmesini gerekli gördügüm. Rüya olarak kalacak, benü üzen de bu
nokta ya, neyse.
>> Cevremde arzuladigim düzeyde mutahaplar yok gibi, gazetelerden pek
>> zevk alamiyorum, baslica kaynagim kitapligimdaki kitaplarim.
>
> Nedense türkçe kitap okumakta hep biraz zorlandim. Simdi ister
> istemez
> arada sirada birseyler okumam gerekiyor. Güleceksin, ama internet
> ortami türkçeme füze oldu. Ama, orada da "tipik" sürtüsmeler
> sayesinde geri çekildim.
Ensen kalin olmali bu hususda, konuya dair bir deyim vardir, belki
duymussundur "agzi cuval degil ki, büzesin!" kaba ifadeyle: Birak,
afkursun. Nesnesel: Onun ifade hürriyetine karsi senin de duymamak
hürriyetin var.
Hayir, neden güleyim ki! Mantikli tespiti sadece onaylarim. Okumakda
zorlanmaya gelince, bu gözlemlerime göre kitaba bagli. Üsenmeden,
bikmadan, zevkle okdugum kitaplar oldugu gibi, iki günce bitirilmesi
gereken kitabi iki, hatta bes yilda okudugum da olmustur.
>> Evimde televizyon bulunmaz
>
> Burada bulunur, hem havadisler, hem Tatort. Tatort'suz hafta
> baslamamali ;-)))
Havadislar icin baska kaynaklar mevcut, televizyon gerekmez bence.
Diger konu zevk ile baglantili oldugundan "Yorum yok!" ;-)
>> arasira dostta filan kisa bakarim. Cok ender de
>> olsa bir saatten fazla takildigim konusmalari izledim, belki uydu
>> kanallarini tarayip, ise yarayanlar isteklerimi tatmin ederlerse,
>> sirf bu nedenden dolayi bu eksikligi bu yoldan gidermeyi
>> deneyecegim.
>
> Eh, burada da uydu yok. Ama zaten televizyon açacak vakit de kit
> oldugundan, bosver diyorum ...
Ne demek uydu yok? "Satellitenempfang" teknik acidan yasadigin bölgede
mümkün degil mi? Uzmani degilim konunun, fakat böyle bir seyin mümkün
olabilecegini tasavvur etmekte cok, cok zorlaniyorum.
Belirttigim gibi izledigim bazi sohbetlerden aldigim zevkden, hazdan
dolayi kararimi tekrar tartmaya basladim. Bir yil sonra kararimi vermis
olurum, emin olmak istiyorum, cünkü bu devirde dün gecerli olan bugün
gecersiz akce oluveriyor.
>> Durumdan sorumlular icinde kurallari degismez olarak yorumlayan,
>> uygulayan kati kuralcilardan dolayi nezaket, saygi vs. rafa
>> kaldirildi.
>
> Sen betonkafalari diyorsun galiba. Onlar da, ama bir de burada
> gördügün psikotik durumlar. Meselâ o bahsettigim turet sendromlu tip
> ya hakikaten sendromlu veya basit bir bot (elisa tipi bir program
> ;-)).
Bana öyle geliyor ki sen Alman usenetini bile yeterince tanimiyorsun ya
da okudugun öbeklerden dolayi durumun fevkalade. Sana iki, ücü kisinin
soyadlarini vereyim (tam adlarini verirsem buraya da damlayacaklarindan
eminim ki bunu hic arzulamiyorum). Bosau, Lukaschick, Markopoulos,
Lelarge (de.sci.geschichte ?, "geschichte")
>> OE bence hastalik degil
>
> Ciddî bir hastalik ;-) Tüm virüslerin adres kitabina
> saldirabilmesinden tut dogru dürüst alinti yapamamasina kadar. Onu
Kullandigin aletlerin ne ise yaradigini ögrenmeden eline alirsan,
cikacak kazadan kullandigin aletleri sorumlu tutamazsin! Yillardim
kullaniyorum, hic bir sorun yasamadim. (Kullanmamim sebebi, senin de
yineledigin bu sacma iddiayi cürütmek arzumdu.
> sökebilmek için bilgi gerek. Ama bilgisiz birisine program isi dogru
> gösterip yaptirmali. Ona bakilirsa Thunderbird (eskiden
> Netscape/Mozilla parçasi olarak) veya su Forte Ajan garanti daha
> iyiler.
Her birinin sorunlari var, ayrica hangi isletme düzenini= operatin
system kullandigina bagli tavsiye edilecek haber yazicisin. Thinderbird
news icin degil, e-mail icin kullanimi tavsiye ettiklerimden. Forte
Agent'i nerdeyse 5 yildir kullanmadim, burada yazan biri genelde onu
kullanir. "MesNews", "40tude Dialog", mükemmeli tercih edenler icin
Gnus, ayrica "tin", "slrn","Xnews" vs. var.
> Minikyumusak'in Mac için yazdiklarinin genelde daha saglam ve iyi
"minikyumusak" hosuma gitti, telif hakki senin mi?
> olmasi bir gerçek. Isin komik tarafi, yanilmiyorsam (!) su enayi
> "wört" bile ilk Mac'te yapilmisti. Ve hâlen içindeki hatalari
Ilk defa senden duyuyorum.
> silmiyorlar, bu ne kafa? Ama o da bir gerçek ki, UI sistemleri artik
> birbirine çok benziyor, ha o ha o.
"UI" "interface" ile iliskili mi, nedir?
>> Zamanin elveriyorsa de.comp.software.newsreader öbegine bakiver,
>> hatte arcor'un news groups listesini "mac os X" ile tara, o
>> öbeklerden biri kesinlikle sorunun icin uygundur.
>
> Ben zaten o gruplardayim. Soruyu sordum da. Ama a) beni pek sevmezler
Gözümden kacmis olmalisin ya da konu beni ilgilendirmediginden
okumadim.
> ;-), b) benim özel durumu kimse yasamadigi için ilgilenmezler de. Bir
> zamanlar bir Türk Halime diye bir program yapmisti, ne yazik ki
> projeyi durdurdu. Su anki benim için en iyisi. Eskiden MacSoup
> kullaniyordum. TB'yi de denedim, o aslinda (bilhassa bu grup için)
> sahane, ama iste var bir kaç kör dügüm. Simdilik böyle idare eder.
Zamanin olursa, yazdigim haber yazicilarini bir dene; denemeden önce de
"FAQ" metnini bul oku kullanmak istedigin programin.
Bence hakaret, onlara göre belki de bir maharet. Karadenizli
oldugumdan, beni cekemeyenler böyle yildirmak isterler, denerler.
Genelde görmem, okumam onlari, bazan dolayli görürsem yazdiklarini, cok
ender karsilik veririm, bu da onlari kudurtur.
>> Cevrenin, sahsin kültürüne etkisini mi ifade ettin,
>> yoksa sahsin cevreye karsi alakasindan dolayi onun sahsi kültürünün
>> gelismesinden mi?
>
> Bence ikisi ayni sütunun iki degisik açisi. Ama ilk elde birinci
> noktayi demistim.
>
>> Kültür, benimsenen ve yasatilan degerlerdir, yasanilandir, cevre ile
>> karsilikli etkilesim kacinilmaz olsa da, *yabanci* bir cevrede
>> farkli
>> kültürü yasamak mümkündür.
>
> Bir seyin yabanci olmasi için oraya "gelmek" gerekir. Basit bir
Evet. Simdi "göcmen" diye anilan, eskiden "misafir isci" diye
asagilanan insanlar gibi.
> sekilde dense o zaman benim için meselâ Türkiye tamamen yabanci
> olmasi
> gerekirdi, çünki orada dogmadim.
Hayir, gerekmezdi. Eger sahsin üzerinden örnek vermekse arzun, senin
durumun konumuzla dogrudan bagli degil, benzerliklere ragmen. Babana
yabanciydi Almanya.
> Ama çok ugrastik ve iki hayat kesimini Istanbul'da geçirdim. Ilâveten
> evde
> o "yabanci" kültür evcil kültürdü (veya %50 idi diyelim). Ona göre
> disarisi
Baban kadar yabanci olmasa da, ilk defa Türkiye'ye geldiginde biraz
yabanci bir yere geldiginin farkinda oldugundan eminim. Aslinda
yazdiklarinala beni, savimi destekliyorsun. ;-) Baban, benimsedigi ve
yasatmak istedigini degerleri yabanci bir ülke ve ortamda mümkün
mertebe gerceklestirmeye cabalamis ve basarili da olmus. Kaniti da
sensin.
> ve içerisi bagli bir sekilde birdi, ama içeride bir ilâve vardi - bu
> böyle
> olmasaydi getolasma gibi bir durum olurdu.
Bu yorumunla bir yan sahne actin: Soyutlanmis cemaatler, Almanlarin
"Parallelgesellschaften", "paralel toplumlar" görüngesi.
>> Birden fazla kültür kaynagi olan kisi karar verir, öyle ya da böyle.
>
> O ya/veya salteri olur. Bence hibridite de olur (sadece bence degil,
> bu gözetlenen bir sey), yeni "bir" çoktarafli kültür olusur. Ilginç
> aslinda, hiç konumuz bile degilse bu bazi siyasî problem noktalarina
> da degiyor gibi.
"salteri" ne demek? "hibridite" melez gibi birsey olsa gerek.
"coktarafli kültür" hem gecicidir, hem de bir azinlik icin mevzubahis
olabilir, orta vadede bir kültür digerlerini özümser, kendine benzetir,
dönüstürür, uydurur. Bu iki kültür sahasinin ortak sahayi
kullanmalarina mani degildir, olmamalidir.
Aslinda konumuz coktarafli, taraflardan biri de toplumsal, siyasal,
tarihi, jenetik vs.
>> Bu karar, gözlemlerime göre mutlak bir karar
>> degil, göreceli mutlak bir karardir genelde. Ya kaynaklardan birini
>> digerlerine yegler ya da kaynaklar arasinda mekik dokur.
>
> Hee, o zaman belki ben o cümleyi yanlis anladim, evet, mekik dokumaya
> da karar verirse "ya öyle, ya böyle" de denebilir (ya mono, ya poli).
Mekik dokuyan, bocalayandir gözümde. Nereye ait oldugunu bilmez, emin
olamaz asla. Sandalyelerin arasina sikistirilmis gibi özgür hareket
edemez bir görünüm arzeder.
>> Kültür kavrami tek katli bir bina degildir, yerel kültürler oldugu
>> gibi, evrensel kültürler de mevcutttur.
>
> Evet. Antropolojik konstantlar :-)
Sadece onlar degil, islami kültür, hiristiyani kültür vs. de evrensel
kültürlerdir.
>> Yerel kültürle barisik
>> olmayanlar bazan evrensel kültür cemberinde biraz buruk da olsa,
>> nispeten mutlu bir yasam sürebiliyorlar. Bir Hitler vs. cikana dek.
>
> Ki bir Hitler de aslinda sahsen pek fazla birsey yapmaz, yapamaz ...
> da ... bir kitlenin içindeki iltihabi patlatabilir. Evvelsi günki
> Saksonya Hint olayi gibi :-/
Hitler sahis olarak okunmamali, bardagi tasiran damla olarak okunmali.
Bu günün Hitlerleri de hükümetin azalarindan bazilari. Düzenin temel
taslarindan cogu.
>> Simdilik bu kadar, laf lafi acar! yasasina güveniyorum, sorunun
>> diger
>> katmanlarini, ayrintilarini, baglamlarini ve baglantilarini yeri
>> gelince tartariz.
>
> ;-)
>
> Insaallah konuyu elimizden alip evirip çevirip çöplük hâline
> sokmazlar.
Biz müsaade etmedikce kim buna muktedir ki? Hicbir kimse!
> > Sana burada bir kaç (?) kisi Rum diyor. Bu saka mi yoksa Selânik
> > asilli veya Trakyali misin? Yoksa eski Istanbul mu? ;-)
>
> Bence hakaret, onlara göre belki de bir maharet. Karadenizli
> oldugumdan, beni cekemeyenler böyle yildirmak isterler, denerler.
O zaman ama sirf Rum demeleri garip. Yani Karadeniz derken ilk akla Laz
gelmez mi? Neyse, beni zaten ilgilendirmez (ilgilendirir de, ha Rum, ha
Laz, ha bilmemne, bana ne? Ayni dili becermissek buyur).
> Genelde görmem, okumam onlari, bazan dolayli görürsem yazdiklarini, cok
> ender karsilik veririm, bu da onlari kudurtur.
Dayak atma cevaplarin mi? ;-P
> > Bir seyin yabanci olmasi için oraya "gelmek" gerekir. Basit bir
>
> Evet. Simdi "göcmen" diye anilan, eskiden "misafir isci" diye
> asagilanan insanlar gibi.
%100, evet.
> > sekilde dense o zaman benim için meselâ Türkiye tamamen yabanci
> > olmasi
> > gerekirdi, çünki orada dogmadim.
>
> Hayir, gerekmezdi. Eger sahsin üzerinden örnek vermekse arzun, senin
> durumun konumuzla dogrudan bagli degil, benzerliklere ragmen. Babana
> yabanciydi Almanya.
O dogru. Ama kötü bir sekilde yabanci degildi. Ben simdi Polonya'da
kendimi kötü hissetmedim. Bulraistan ise biraz zor geldi (misaller).
Yenikaledonya benim için bir konu arada sirada, bir gün oraya tasinma
ihtimali olur mu olmaz mi diye. Simdi -aslen- orasi Fransa. Ama nah
Fransa, Okyanusya'nin teâlâsi - düsünüyorum, orada kendimi ne kadar
yabanci hissederim, etmem. Yeni Zelanda belki öyle degil, ama
Yenikaledonya. O zaman nihayet Kanak tabiri de yakisir ;-)
> Baban kadar yabanci olmasa da, ilk defa Türkiye'ye geldiginde biraz
> yabanci bir yere geldiginin farkinda oldugundan eminim.
Eh, daha çok küçüktük o zamanlar ...
> Aslinda
> yazdiklarinala beni, savimi destekliyorsun. ;-) Baban, benimsedigi ve
> yasatmak istedigini degerleri yabanci bir ülke ve ortamda mümkün
> mertebe gerceklestirmeye cabalamis ve basarili da olmus. Kaniti da
> sensin.
Tabiîki. Insan nerede yasarsa, kendisini ve kendi ortaminin kültürünü de
getirir, ama adpte de eder - etmeli. Ben hakiki pis bir Berlinliyim. Ama
20 senedir Berlin'den bin kilometre ötede yasiyorum, etrafimdaki dil
"Almanca" bile sayilmaz ... ilk kez kendimi buralarda yabanci
hissetmistim, hâlen eksilant tabirini kullanirim. Ama bir Berlinli
olarak da geçiniyorum, saygiyla oluyor, zarla zorla ("Türk" olmak
"Berlinli" olmaktan kolay bazen, he!).
> > ve içerisi bagli bir sekilde birdi, ama içeride bir ilâve vardi - bu
> > böyle
> > olmasaydi getolasma gibi bir durum olurdu.
>
> Bu yorumunla bir yan sahne actin: Soyutlanmis cemaatler, Almanlarin
> "Parallelgesellschaften", "paralel toplumlar" görüngesi.
Ki hakikaten varolan bir problem.
> > O ya/veya salteri olur. Bence hibridite de olur (sadece bence degil,
> > bu gözetlenen bir sey), yeni "bir" çoktarafli kültür olusur. Ilginç
> > aslinda, hiç konumuz bile degilse bu bazi siyasî problem noktalarina
> > da degiyor gibi.
>
> "salteri" ne demek?
Iste bu yazim problemi, Schalter.
> "hibridite" melez gibi birsey olsa gerek.
Evet, denebilir.
> "coktarafli kültür" hem gecicidir, hem de bir azinlik icin mevzubahis
> olabilir, orta vadede bir kültür digerlerini özümser, kendine benzetir,
> dönüstürür, uydurur.
Tam destekleyemem, çünki TÜM kültür(ler) geçicidir. Sabit degiller,
degisiyorlar.
> Aslinda konumuz coktarafli, taraflardan biri de toplumsal, siyasal,
> tarihi, jenetik vs.
Evet. Jenetigi en kolayi, psikolojisi belki en zoru. Biraz da etoloji
gerekir (Verhaltensforschung).
> >> Bu karar, gözlemlerime göre mutlak bir karar
> >> degil, göreceli mutlak bir karardir genelde. Ya kaynaklardan birini
> >> digerlerine yegler ya da kaynaklar arasinda mekik dokur.
> >
> > Hee, o zaman belki ben o cümleyi yanlis anladim, evet, mekik dokumaya
> > da karar verirse "ya öyle, ya böyle" de denebilir (ya mono, ya poli).
>
> Mekik dokuyan, bocalayandir gözümde. Nereye ait oldugunu bilmez, emin
> olamaz asla. Sandalyelerin arasina sikistirilmis gibi özgür hareket
> edemez bir görünüm arzeder.
Ben buna katilmiyorum. Mekik dokuyanin karakterine, nereden geldigine ve
seviyesine bagli. Buna hem sahsen katilamam (çünki ben iki dünya
arasinda byürken iki sandalye arasinda yere düsmemisim, hem etnolog
olarak katilamam (dünyada yeterince mekik dokumadan gelisen "yeni"
kültür misalleri var).
> > Evet. Antropolojik konstantlar :-)
>
> Sadece onlar degil, islami kültür, hiristiyani kültür vs. de evrensel
> kültürlerdir.
Onlar da antropolojik sabitlerin üstüne oturmus "sistemler". Din ne?
Inanç ne? Fonksiyonu ne? Ve de ... inanç bir yana ... dinî kurallar,
kaideler, kanunlar ne (idi)?
> > Insaallah konuyu elimizden alip evirip çevirip çöplük hâline
> > sokmazlar.
>
> Biz müsaade etmedikce kim buna muktedir ki? Hicbir kimse!
Biraz sasiyorum zaten, galiba konu fazla entel geldi, hiç ukalâlar
baskinina ugramadik.
> "forum"larda ne yazarim ne de sürekli okurum, sadece ve sadece bir
> sorunu cözmek icin düzenledigim arastirma sonucu önüme cikan muhtemel
> kaynaklarin icinde de "forum" varsa, o zaman okurum. Bu acidan bakarsan
> "gerici"yim senin gibi. ;-)
Yobazim, yobaz. Tam bir foruma katilmistim, o da Türkçe içindi. Ama
oradaki güya-milliyetçi kompleksli antisemitlerle kapistim, Kurucu da o
tipten oldugundan kiçima tekmeyi yedim ;-) Önemli bir teknik adam
kaybettiler (ulasim konusunda).
> > Zor, çok zor. Aklî dengesi cidden bozuk, sizofreniye ve psikoza kayan
> > çok kisi ortami zehirliyor. Net ortami zaten "hakiki" ortamin sadece
> > bir aynasi. Sokakta, tramvayda, otobüsde insanlarla geçinmeyi
> > bilmeyen nette de bilmez. Insan insani kabullenmeli, ben ama bu
>
> Tespitine katiliyorum, iddiana katilmiyorum, gercek yasamda susmak
> zorunda kalanlar usenet ortaminda kecileri kaciriyorlar.
O çok dogru, iddiam ona karsi degildi.
> Bahsettigin
> türden (davranis özürlüler) insanlar zatan kisa zamanda süzgece
> takilip, görünmüyorlar.
O ise dogru degil, hepsi takilmiyor. Takilan benim, LOL ...
Nedense yine diyaloga giren yeterince enayi bulunuyor. Belki ben de
arada sirada enayimdir.
> Burada herkesin demagiji yapmasi kolay,
> delilere bile söz hakki var, kimse Beyoglu Hastanesi'ne nakletmiyor,
> sadece umursamiyor. Bu da yetiyor önlem olarak.
Beyoglu mu? Yahu, bunlara ne Çapa ne de Bakirköy yeter!
> > konuda biraz zorlaniyorum. Insani okumusum, en geç o zamandan beri
> > hayvanlari insanin üstünde görüyorum. Memeliler sinifina tiktiktan
>
> Arzuladigin insan ile yasayan insan ayni degildir cogu kez, tabii ben
> de ayni ya da benzer bir insan ülküsünün gerceklestigini görmek
> isterdim.
Bu konuda dün eski klavyecimle biraz gevezelik ettim. O sosyolog, ve 16
senedir tanisiyoruz. Eskiden hep ona biraz paranoyan var derdim, ki
simdiki hâl ne? Eskiden binbir kez beter :-/ Artik paranoyaya bile yer
kalmadi. Orwell'in 84'ü bile çocuk oyunu mukaisede. Ve toplum?
Yozlasmadan beter. Ama, demistim ya, bunu eski Yunanlarda da diyen
vardi. Sadece unuttum, Aristokrates mi Aristoteles mi,
Aristobilmemnebirsey iste.
> Diger yazinda cevaplamadin, yine soruyorum: Hangi lisandan tercüme
> ediyorsun? Baglamdan Türkce ile Almanca oldugunu saniyorum, fakat iki
> yönlü mü, tek yönlü mü?
Türkçe -> Almanca.
Simdilik parça parça metinler, bakalim daha ne gelecek.
> Ensen kalin olmali bu hususda, konuya dair bir deyim vardir, belki
> duymussundur "agzi cuval degil ki, büzesin!" kaba ifadeyle: Birak,
> afkursun. Nesnesel: Onun ifade hürriyetine karsi senin de duymamak
> hürriyetin var.
Bazi ortamlarda kaçamiyorsun ama.
> > Burada bulunur, hem havadisler, hem Tatort. Tatort'suz hafta
> > baslamamali ;-)))
>
> Havadislar icin baska kaynaklar mevcut, televizyon gerekmez bence.
> Diger konu zevk ile baglantili oldugundan "Yorum yok!" ;-)
Heheh. Jeder hat ein Laster, derler ya ...
> > Eh, burada da uydu yok. Ama zaten televizyon açacak vakit de kit
> > oldugundan, bosver diyorum ...
>
> Ne demek uydu yok? "Satellitenempfang" teknik acidan yasadigin bölgede
> mümkün degil mi? Uzmani degilim konunun, fakat böyle bir seyin mümkün
> olabilecegini tasavvur etmekte cok, cok zorlaniyorum.
Yok hayir, burasi o kadar dagin arasi degil (ama var öyle bölgeler
burada, biraz ötelerde cep telefonu çalismaz). BENDE yok.
> Belirttigim gibi izledigim bazi sohbetlerden aldigim zevkden, hazdan
> dolayi kararimi tekrar tartmaya basladim. Bir yil sonra kararimi vermis
> olurum, emin olmak istiyorum, cünkü bu devirde dün gecerli olan bugün
> gecersiz akce oluveriyor.
Hangi karari? Televizyon? Onu bilgisayar üzerinden çözmek de mümkün, bir
cihaz azalir.
> Bana öyle geliyor ki sen Alman usenetini bile yeterince tanimiyorsun ya
> da okudugun öbeklerden dolayi durumun fevkalade.
Az okurum, su an bir sunucudan 29, baska bir tanesinden 5 öbek var
listete (o 5 aslinda sadece sunucu sirketin teknigiyle ilgili, yani
sifir). Eskiden günde 150 mesaji olan ana öbegim artik ayda bir iki
mesaj veriyor, o da öldü. Eski Atari öbekler koktu, tek Mac öbekleri
gerek. Ve de bilgisayarla ve müzikle ilgili seyler. Hee, tabiat konulari
da var. O kadar. Hele sosyal, siyasî gruplar ... yok, sagol.
> soyadlarini vereyim (tam adlarini verirsem buraya da damlayacaklarindan
> eminim ki bunu hic arzulamiyorum). Bosau, Lukaschick, Markopoulos,
> Lelarge (de.sci.geschichte ?, "geschichte")
Ilk ikisini duymusum gibi, onlar da böyle paranoyali garip anarsi
konularinda degil mi? Stalking ile ilgili? Eh, açikhava timarhanesi iste.
> >> OE bence hastalik degil
> >
> > Ciddî bir hastalik ;-) Tüm virüslerin adres kitabina
> > saldirabilmesinden tut dogru dürüst alinti yapamamasina kadar. Onu
>
> Kullandigin aletlerin ne ise yaradigini ögrenmeden eline alirsan,
> cikacak kazadan kullandigin aletleri sorumlu tutamazsin! Yillardim
> kullaniyorum, hic bir sorun yasamadim. (Kullanmamim sebebi, senin de
> yineledigin bu sacma iddiayi cürütmek arzumdu.
Valla, yine de ben hastalik diyorum. Ve bunu sirf herhangi bir kullanici
olarak degil de, konuyla ilgili kisilerle irtibatta olan birisi olarak.
CCC'ye ait degilim, ama onun biraz küçük bir verziyonunda 10 sendir
bulusmalar ve tartismalar oluyor. Orada programlayicilarla sohbetler cok
iç açici olabilir :-)
> Her birinin sorunlari var, ayrica hangi isletme düzenini= operatin
> system kullandigina bagli tavsiye edilecek haber yazicisin. Thinderbird
> news icin degil, e-mail icin kullanimi tavsiye ettiklerimden. Forte
> Agent'i nerdeyse 5 yildir kullanmadim, burada yazan biri genelde onu
> kullanir. "MesNews", "40tude Dialog", mükemmeli tercih edenler icin
> Gnus, ayrica "tin", "slrn","Xnews" vs. var.
Unixoidleri bir an port olarak denemeyi düsündüm, ama terminalde
çalismak bana garip geliyor, çok az da olsa klickibunti gerek. Yine de
okült sekilde kumandalar yaziyorum, çoook arada sirada.
> > Minikyumusak'in Mac için yazdiklarinin genelde daha saglam ve iyi
>
> "minikyumusak" hosuma gitti, telif hakki senin mi?
Kafadan attigimdan, belki.
> > olmasi bir gerçek. Isin komik tarafi, yanilmiyorsam (!) su enayi
> > "wört" bile ilk Mac'te yapilmisti. Ve hâlen içindeki hatalari
>
> Ilk defa senden duyuyorum.
Önemli de dgil, ve kim bu konuyu kurcalasin ki? Vikipediye göre ilk
MS-DOS, ondan sonra Mac. Biri öyle diyor, biri öyle. Önemli de degil.
Belki o bahsi geçen UI ile ilgili, MS-DOS pek GUI'ye sahip degildi.
> > silmiyorlar, bu ne kafa? Ama o da bir gerçek ki, UI sistemleri artik
> > birbirine çok benziyor, ha o ha o.
>
> "UI" "interface" ile iliskili mi, nedir?
Evet. Ama GUI demeliydim, UI zaten var da, G yok, grafik yüzey.
> > Ben zaten o gruplardayim. Soruyu sordum da. Ama a) beni pek sevmezler
>
> Gözümden kacmis olmalisin ya da konu beni ilgilendirmediginden
> okumadim.
O gruplar derken, beni ilgilendiren mac gruplarini demistim.
> > Tesadüfe bak, bugün hakiki Tom Verlaine'in çaldigi bir albüm vardi
> > elimde.
>
> Biraz dikkatsiz okuyorsun! ("kus" avucuna geldi, sense baska kafesi
> aciyorsun.)
Neden?!
> > Eh, ben de fazla girmeden çikarim o zamanlar :-) Veya atilirim. Ama
>
> Kimsenin baskasini atmaya ne gücü var ne de böyle bir yetkisi.
> Bildiginden eminim, bilmeyenlere bildiriyorum.
O atilma olayi bahsi geçen (veya geçmeyen) tek "Türk" forumundan idi.
Halbuki süzgeç atisi de var.
> > biraz Mevlana'nin dedigi kulagimda - "ya oldugun gibi görün, ya da
> > göründügün gibi ol".
>
> Ne kadar oldugum gibi göründügümü beni taniyanlar bilir. Cikar aklindan
> öyle giderim, atilirim laflarini. Sabret, örnek ol, suskunlar da
> cesaretlensinler, ortalik senlensin. Yeter ki gereksiz kavgalara sahne
> olmasin sct.
Eh, bir bakalim.