Google Groups no longer supports new Usenet posts or subscriptions. Historical content remains viewable.
Dismiss

Ugur Mumcu Cinayeti'nin Bilinmeyen Yönleri -6-

97 views
Skip to first unread message

Erenkoy

unread,
Nov 1, 1999, 3:00:00 AM11/1/99
to
Özal’in ABD Seyahati ve Yasar Kemal

Ugur Mumcu cinayeti ve Özal’in iliskisi bakimindan incelenmesi gereken en
kritik olay, 1992 Nisan’inda Basbakan Turgut Özal’in ABD’ye seyahatidir.
Kamuoyuna, Türkiye’de rahatlikla yapilabilen bir prostat ameliyati nedeniyle
Houston’da Ermeni doktor hastanesine yatacagi bahanesiyle açiklanan bu gezinin
asil amaci üzerinde hiç durulmadi. 1992 Nisan’indaki seyahatin gerçek niyeti,
Güneydogu’da yasanan problemlerin hepsinin kotarilmasiydi. Sonradan bu konu
bazi yayinlarla da ortaya konmustur, Turgut Özal’in ameliyat kisvesiyle
Güneydogu için kafasinda olusan bir “Federasyon” formulünün sonuçlanmasi için
ABD’ye gittigi anlasiliyor. Bu noktada bazi gelismeler oluyor. Turgut Özal
oradayken, Amerikan'nin Sesi Radyosu, Kürtçe yayinlara basliyor. Turgut Özal
oradayken, Türkiye, Irak ve Iran’i da içine alabilecek bir federasyon modeli
ortaya çikiyor. Buna karsilik, Kerkük ve Musul’un da Türkiye’ye ilhakini
öngören, Türkiye ile Kürdistan arasinda bir federasyon olusturan ve buradaki
stratejik yatirimlarin ABD tarafindan yapilmasi, Türkiye’nin de bu süper
devletin tasaronu ve jandarmasi olarak görev yapmasini öngören, ulusal
bagimsizlikla, Lozan ile, T:C: Anayasasi ile, Cumhurbaskanligi makaminin görev
ve sorumluluklariyla bagdasmayan, Cumhurbaskani’nin vatana ihanetten
yargilanmasini gerektirecek, bir takim girisimler oldugunu görüyoruz.

Bu girisimlere karsi Genelkurmay’in direnciyle karsilasiyoruz. Genelkurmay
Baskani Necip Torumtay’in istifasi da bu dönemden sonra gelmistir. Ikinci
Cumhuriyetçi yazarlarin agizlarindan düsürmedikleri “Siyasi Çözüm”, 1992
Nisan’inda kotarilan bu formüldür iste.

Özal ABD’de iken, Amerikan tarafina vermek üzere, Türkiye’deki Kürt
Aydinlarindan birisinden, bir Kürt Raporu ve bu ise tas koyacaklarin kimler
oldugunun bir listesini istedi. Bu solcu, Kürt aydinin adi Yasar Kemal’di.
Özal, karisi Semra ve gazeteci Mete Akyol vasitasiyla Yasar Kemal’den bir Kürt
Raporu hazirlamasini ve kendisine “bir gün” içinde göndermesini istiyor. Akyol,
bu istegi Yasar Kemal’e iletiyor ve yazarimiz hemen o gece oturup sayfalarca
bir Kürt Raporu yaziveriyor. Bu rapor da Mete Akyol’un faksindan ABD’ye
gönderiliyor. Ben bu raporu nereden ögrendim? Evrensel gazetesi hemen kolayini
buldu: MIT empoze etti. Oysa ben bu raporun varligini Gazeteci Emin Çölasan’in
10 Haziran 1993 tarihli yazisindan ögrendim. Çölasan’in yazisi çiktiktan sonra,
Aydinlik gazetesinde “Özal’a Mektup” adi altinda, hangi tarihte yazildigi da
belirtilmeden, Çölasan’in yazisinda yeralan mektubun giris metnine yer
verilmeden, güncellestirilmis ve düzeltilmis oldugu hemen anlasilan, Ugur Mumcu
ile ilgili suçlamalari da gözönüne aldigi belli olan, içyüzü ve istenme nedeni
açiklanmayan bir mektup yayinlandi.

Emin Çölasan, 10 Haziran 1993 tarihli yazisinda bu mektup hakkinda sunlari
yaziyor:

“Özal ve hanedani 1992 Nisan ayinda Amerika gezisindedir. Hani size geçenlerde
bunlarin ödedigi yüz binlerce dolara ulasan ve devlet kesesinden karsilanan
otel ve hastane bahsislerini falan açiklamistim ya!... Iste o gezi... Bayan
Semra o sirada ANAP Istanbul Il Baskani’dir. Kendisine çok ünlü bir yazar
agabeyimiz (Çölasan sonra bu kisinin Yasar Kemal oldugunu açiklamistir)
tarafindan faks çekilir.

Agabeyimiz faksi el yazisiyla gönderir:

“Sn. Semra Özal Dikk. 30 Nisan 1992, Basinköy....
Sayin Baskan, arkadasim Mete Akyol’un bana ulastirdigina göre Kürtler
hakkindaki düsüncelerimi, isteginiz üzre size gönderiyorum. Bu kadar yalin bir
sorunu böylesine karmasik, içinden çikilmaz gibi gösterilen bir duruma, tutuma
üzülüyorum. Sanirim ki, benim düsüncelerim de temelde sizinkilere uyuyor. Size
yazimi temize çekmeden, düzeltilerle gönderdigim için üzülüyorum. Cumartesi’den
önce elinize yetisebilmesi için acele ettim. Size bütün yüregimle saglik
diliyorum. Saygilarimi sunarim. Imza.”

Ünlü yazarimiz, bu notun ekinde üç sayfa daktiloyla yazilmis bir metin daha
faksliyor. Bu metinde Türkiye’de Kürtlerin ezildigini, en basit insan
haklarinin bile verilmedigi, uzun uzun anlatiliyor. Simdi ister istemez, akla
bazi sorular geliyor. Acaba bayan Semra, Kürt sorunuyla niçin böylesine
ilgileniyor? Niçin ünlü yazarimizdan araya baska gazeteciyi koyup bu konudaki
görüslerini kendisine alelacele bildirmesini istiyor? Acaba bayan Semra bu
görüsleri kocasi adina mi istiyor? Bunlar Amerika’da gizli kapakli bir takim
isler yapip bu görüsleri bazi kisilere mi iletiyor?”

Solcu Postu'ndaki Kürt Milliyetçilerinin Saldirilari

Ben bunu Mete Akyol’a sordum. Akyol, Özal ile Yasar Kemal arasinda bir saglik
sebebinden dolayi niye arabuluculuk yaptigini, raporu okumadigini, serefi
üzerine yemin ederek, bana açikladi. Dikkatli bir gazetecinin, meslegi geregi
merakli olan bir gazetecinin bu raporu okumadigina dair serefi üzerine yemin
ettigine inanmak zorunda olsak bile, bu raporla ilgili olarak Aksam gazetesinde
benimle yapilan röportajda isminin çikmasindan sonra da, “içerigini bilmedigine
serefi üzerine yemin” eden ayni Mete Akyol, raporun Aydinlik gazetesinde ve
Alpay Kabacali’nin hazirladigi “Ustadir Ari” kitabinda yeraldigini söylüyor.
Demek ki Mete Akyol daha önce gerçekleri anlatmamisti. Yasar Kemal, bu rapor
konusunda açiklama yapmiyor. Çesitli vesilelerle kendisine bu soru
soruldugunda, siddetli tepki gösteriyor. Iste Yasar Kemal’e sordugumuz soru su:


“Neden ABD’den, alelacele Yasar Kemal’den böyle bir rapor isteniyor? Bu rapor
ABD’de nereye ve kimlere veriliyor? Bu raporda Ugur Mumcu bir yerlere sikayet
edildi mi?” Bunu artik Yasar Kemal’in açiklamasi gerekmektedir. Onun yerine
birileri Yasar Kemal’e saldirilmaz, onun eylemleri tartisilmaz gibi tehdit,
hakaret dolu açiklayici olmaktan uzak garip savunmalar yapiyor. Örnegin
Evrensel Gazetesinden Veli Özdemir diye biri, “Ceyhan Mumcu konusmasa daha iyi
yapar” diye yazi yazabiliyor.

Sözde Demokrat oldugunu iddia eden Evrensel gazetesi, bana saldiriyor, ama
gönderdigim savunmayi yayinlamiyor. Nerede bunlarin solculugu, demokratligi?
Bunlar, Kürt Milliyetçiligi daha dogrusu sovenizminden ibaret bir tutumu
“Solculuk” diye dayatmaya kalkiyorlar. Beni MIT yönlendiriyor diye suçluyorlar!
Yasim gelmis 57’ye, kardesimin katillerini ariyorum, hukukçuyum. MIT beni
bugüne kadar yönlendirmemis, ben 12 Eylül’de sakincali bir personel olmusum,
pasaportumu zor bela almisim. Simdi birdenbire MIT beni bu konuda
yönlendiriyor.

Yasar Kemal çile çekti de biz çekmedik mi? Ama biz bunun reklamini yapmiyoruz.
Bunu halkimiz için çabalarimizin dogal bir sonucu olarak kabul ediyoruz.
Politikacilar, Ugur Mumcu’nun anma törenlerine katilsinlar, konusmalar
yapsinlar, fakat “onun agabeyi faillerini sorusturmasin” bile diyen, “sen onun
tesadüfen kardesi oldun.” diyen garip bir devrimcilik, demokrasi ve insan
haklari anlayisina sahip olan karakterler çikiyor karsimiza.

Yasar Kemal’in Raporunda Ne Yaziyordu?

Yasar Kemal bu kadar agir bir suçlamanin altinda kalmamali. Ben, “Yasar Kemal,
Mumcu’nun Katilidir” demiyorum. Ama Turgut Özal’in bu raporu ondan ne için
istedigi, raporda nelerin yazildigi, hangi amaçla, nerede kullanildigi konusunu
Türk Halki, Kürt Halki bilmeyecek de sehit düsen emekçi çocuklari, onlarin
aileleri bilmeyecek de kim bilecek. Yasar Kemal’in, bu mektubu, olaydan bir yil
sonra mesele ortaya çiktigi zaman degistirerek bir baska yazar tarafindan
hazirlanan “Ustadir Ari” kitabinda yayinlamasi açiklayici ve samimi degildir.
Üstelik bu versiyonunda bile, Yasar Kemal isim vermeksizin Ugur Mumcu’yu
sikayet etmektedir. Bir yazarin, diger bir yazari kendi kösesinde elestirmesi
normal bir tavirdir. Ancak, onu ABD’de bulunan, bir sürü güvenlik ve istihbarat
örgütleriyle örnegin eski CIA Türkiye Istasyon sefi Paul Henze ile yogun
temasta bulundugu kolaylikla anlasilan Özal’a sikayet etmesini ayipliyorum.
Bugünlerde Yasar Kemal dokunulmaz bir mitos haline getirilmek isteniyor. Ama
gelecek kusaklar ve tarih, mutlaka bu raporu arastiracaklar ve hesabini
soracaklar ve Yasar Kemal’i yargilayacaklardir. Iste bunun için, Yasar Kemal,
bu olayin içyüzünü inandirici bir sekilde anlatmali, hatasini da kabul ederek
özür dilemelidir. Yillardir bizlere Marksizmi öven, TIP üyesi olarak ABD
aleyhine siirsel ifadelerle yazilar yazan, konusmalar yapan Yasar Kemal önce
özelestirisini yapmali sonra ABD’ye bu sekilde yanasmasinin hesabini
vermelidir. Eger ABD, insan haklarini sagliyorsa, 1965’te de sagliyordu. ABD,
insan haklarina 1965’te karsiydi da, sömürüyü yürütendi de, uluslari, halklari,
emekçileri birbirine kirdirandi da, 1992 yilinda Sovyetler çökünce kendi
kendine bir özelestiri mi yapti? CIA’yi mi dagitti? Kartelleri, tröstleri mi
yok etti de birdenbire insan haklarini aramak için ABD’ye basvuruluyor? Türk
kamu vicdani aslinda bilinçlidir. Türkiye çok seyler yasadi, çok insanlar,
politikacilar gördü, deneyim kazandi, bu olayi da yargilamasini bilecektir. Bu
cinayeti çözmek için her türlü kanal, her türlü yola basvurmak zorundayiz.

Ikinci Cumhuriyet Cephesi

1992 Nisan’inda Turgut Özal’in Türkiye’ye dönüsünden sonra Kuzey Irakli Kürt
Liderler Barzani ve Talabani’ye resmi pasaport verilisi, onlarin artik adeta
Türk-Kürt Federasyonu’nun birer üyesiymis gibi, kirmizi Türk pasaportlariyla
dünyada fink atmaya baslamalari önemli bir isaret oldu. O tarihe kadar ABD
bunlari kabul etmiyorken, Özal referansi kabul edilmelerini sagladi. Hemen
ardindan Özgür Gündem gazetesinin sahibinin degismesi, Abdullah Öcalan’in “Ali
Firat” takma adiyla bu gazetede yazilar yazmaya baslamasi ve en önemlisi
“Apo”nun Ikinci Cumhuriyet’ten söz etmeye baslamasi diger gelismelerdi. Apo,
Ikinci Cumhuriyet nedir denince, “Türk Aydinlari bunu açiklar” dedi. Bu “Türk
Aydinlari” hepsi Özal’a endeksli, yagdanlik diye bilinen, kimileri Altan
soyadli bir takim yazar avanesiydi. Çogunlugu eski Marksist olan bu
kalemsörler, hiç özelestirilerini yapmadan, birdenbire Amerikanci ve
Pentagon’da, CIA’de, Beyaz Saray’da Kürtlere insan haklarini arar oldular. Buna
karsi çikan Ugur Mumcu’yu, Hasan Pulur’u, Teoman Erel’i, Emin Çölasan’i, Oktay
Eksi’yi hedef gösterenler, ülkede ne kadar yanlislik varsa bu kisilerin sirtina
yükleyen bir sistemli propagandaya basladilar. Özellikle Mumcu’yu vurgulayarak.
Iste bu süreç Özal’in 1992 Nisan’inda ABD’den dönüsüyle baslar.

Özal bu dönemde panel yönetmeye basladi, ama panelistlerde hiç karsit fikir
yoktu. Mevlüthan takimi gibi hep ayni gazeteciler, birbirleriyle paslasarak,
Ahmet Mehmet Altanlar, Nilüfer Göleler, Cengiz Çandarlar, herbiri Özal’in
gözünün içine bakarak, “Ugur Mumcu gibi hainlerin nasil Müslüman Kürt
köylülerini ezdigini, bunun ideolojisini yaptigini” anlatip durmaya basladilar.


Ugur Mumcu’nun yasamina bakin; Güneydogu’da hiçbir zaman devlet terörünü
kinamamazlik etmemistir. Ama PKK terörünün de, uyusturucu kaçakçiligi, silah
kaçakçiligi, asker, bebek, kadin, yasli demeden insanlara karsi isledikleri
zulümleri de kinamistir. Bunlari kinamadan, “Sen Kürt halkinin kültürünü
vermiyorsun, onun için PKK her halti isleyebilir” diyen garip bir mantik,
Marksist ögreti ile de ilgisi olmayan, adeta kan davasi politikasini savunan,
bunu da “degisimcilik, ilericilik” diye gösteren bir kadronun, yeni dünya
düzeni, yükselen degerler filan diye hepsinin de içi bos bir takim safsatalari
bunlar.

Bu kadrodan kimileri, Adriyatik’ten, Çin’e kadar diyen, Osmanli Devleti’nin
sonunu ve Sevr’i hazirlayan, Enver Pasalarin maceraci fiyaskolarini animsatan
yine içi bos figüranlar. Iste bu bedbahtlar, birdenbire, “Ugur Mumcu, Oktay
Eksi, Hasan Pulur ortadan kalksa, birdenbire Genelkurmayda orduda bir degisim
olsa, siyasi çözüm olsa, Çin’den Adriyatik’e uzansak, ABD’nin tasaronu olarak
heryere hakim olsak” gibi hiçbir zaman ayagi yere basmayan, sadece Türkiye’ye
problem çikaracak politikalari savunmaya basladilar. Ve bunlar adeta Ugur Mumcu
suikastinin altyapisini hazirladilar. Özgür Gündem’in sahibi Yasar Kaya ne
demek istiyordu: “Kürt halkinin dinamizmi Ugur Mumcu sorununu çözer” derken. Bu
bedbahtlara, herkese soruyorum; Bu sözler ne anlama geliyor? Bu elestiri
sinirlari içinde midir? Yoksa Ugur’un yok edilecegine dair bir müjde mi
vermektedir Yasar Kaya? Ve neden Kaya yurtdisina kaçmistir. Kendisinin Özgür
Gündem’de yazdigi “Kürt halkinin dinamizmi Ugur Mumcu sorununu çözecektir”
yazisini ATV’de açikladigimin ertesi günü ülkeyi terketti.

Behçet Cantürk Baglantisi

Ugur Mumcu cinayetinde tahminlerime göre uyusturucu ve silah kaçakçiligiyla bir
zamanlarin dünya çapindaki suçlusu Behçet Cantürk de rol oynadi. Ugur’un
ölümünden bir yil sonra Cantürk öldürüldügünde, bana gelen bir telefonda,
“Ugur’un intikami alinmistir” dendi. Ugur mafya ile çok ugrasmistir. Bu adamlar
hayattayken haklarinda yazi yazabilen ender gazetecilerdendi. Çogu babanin
hikayesi ölümünden sonra yazilirken, Abuzer Ugurlu, Behçet Cantürk, Bekir
Çelenk gibi karanlik isimler, uyusturucu kaçakçilari Ugur’un “Papa-Agca-Mafya”
arastirmalari ve yayinlari üzerine içeri alinmislardir. Behçet Cantürk,
Ugur’dan ürkmüstü. Behçet Cantürk’ün Islami Hareket Örgütü’ne cinayet öncesinde
25 bin dolar verdigini ögrendim. Bu gerçegi nedense henüz polis açiklamiyor. Bu
25 bin dolarin, Mumcu cinayetinden çok kisa süre önce ödendigini ve cinayetten
sonra da Cantürk’ün “25 bin dolar, 25 bin dolardan çok daha fazla ses çikardi”
tarzinda konustugunu da biliyorum. Behçet Cantürk, daha önce tutuklandigi
zaman, ona Türkiye’deki Ermeni terörü, Kürt terör örgütleri, bunlarin
uyusturucu ticareti konusunda çok yogun sorgulamalar yapildi. Behçet Cantürk, o
zaman sorgulanmasini Ugur’a bagladi. Öyle ya, Bürokraside, Adliye’de, poliste
adamlari var, pek çok bürokrati, gazeteciyi kadrosuna almis, gerekirse onlara
isini gördürebilir. Ama Ugur, rüsvet alacak ve susacak bir tip degildi.
Cantürk’ün avukatlarindan bir tanesi Ugur Alacakaptan’di. Alacakaptan’i avukat
olarak tutmasinin nedeni, Ugur’un sevdigi bir hocasi olmasiydi. Bunda Mumcu’yu
etkileyebilme çabasi vardi. Son zamanlarda Ugur’un yine PKK-Uyusturucu
ilkiskisini ele almasi, Cantürk’ün Özgür Gündem gazetesindeki faaliyetleri,
Pera Palas toplantilari hakkinda Ugur’un arastirma yapmaya baslamasi Cantürk’ü
tekrar ürkütmüs olabilirdi. Yine içeri alinip, sorgulanacagindan korkmustu. Bu
yüzden 25 bin dolarin Islami Hareket Örgütü’ne ödenmesi, cinayetin finansmani
olarak degerlendirmek mümkündür. Yine Cantürk’ün Özal’a hayranligi da
biliniyordu. Turgut Özal’in o “devrim” diye nitelendirilen, Türk parasini
küçülten, dolari yeni para birimi yapan, (ve simdi su parasini bile dolarla
öder hale geldik) kara parayi Türkiye’ye getirterek, Türkiye’yi “Kara para
aklama cenneti” haline getiren politikalarini, Behçet Cantürk begenmesin de ne
yapsin. Özal’in bir özelligi de Suriye istihbarat teskilati olan “Muhaberat”in
istasyon sefi olan Celal Zehebi’ye olan sefkatidir. Dört kez Türkiye’ye girmis
dördünde de sinirdisi edilmistir. Sonunda formül bulunmus, Arap asilli bir Türk
vatandasi ile evlendirilmis ve Cumhurbaskani Turgut Özal’in üstüne vazifeymis
gibi Zehebi’nin vatandaslik islemlerini takip ediyor, Anap Mus Milletvekili
Alaattin Firat isini elden kovaliyor ve dönemin Içisleri Bakani Ahmet Selçuk
Mumcuoglu tarafindan “iyi ahlakli” diye Türk vatandasligina aliniyor. Adam pek
çok olayda yine sanik oluyor. Özal tarafindan 30 sayili kanun hükmünde
kararnameyle aklaniyor. Çetin Emeç cinayetinde polisin kanaati, Islami Hareket
Örgötü lideri Çagrici’yi Zehebi’nin azmettirdigi yönündeydi. Ancak Çagrici
yakalandiktan sonra, “Hayir Iranli diplomatlar verdi parayi” dedi ve Zehebi
olayi kapatildi. Zehebi’nin hizmetçisinin ifadeleri var: Emeç’in altin
kaçakçiligi üzerine gitmesinin ardindan Suriyeli Zehebi’nin evinde yapilan bir
toplantiyi anlatiyor. Burada Istanbul Üniversitesi Rektörü Cem'i Demiroglu ve 2
Istanbul DGM Savcisi da bulunuyor. Hatta fotograflarla da tespit ediliyor.

Hizmetçi, polise verdigi ifadede Zehebi’nin evinde yapilan toplantida Emeç’in
konusuldugunu anlatiyor. Ama bütün bunlar, Irfan Çagrici yakalandiktan sonra
kapatiliyor.

“Iranlilar rejimi Türkiye’ye ihraç etmek ve Laiklik taraftarlarini birer birer
ortadan kaldirmak için bu cinayetleri isletiyorlar” tezi çok yüzeyde
kalmaktadir. Bu, çok kolay benimsenen, yönlendirmeye çok müsait olan bir
argüman.

Ugur Mumcu, Lozan’in, Sevr’e dönüsmesi için, Sevr taraftari hainlerin bugünkü
temsilcileri tarafindan, belki bu Islami Hareket Örgütü adi altinda her türlü
iste kullanilan bir tasaron örgüt tarafindan para ile tutularak öldürülmüstür.
Ben buna inaniyorum.

Ugur Mumcu, Türkiye’de terör konusunda en bilgili, en tecrübeli uzmandi
diyebilirim. Terör örgütlerinin hedeflerini, yöntemlerini hep sorgulayan,
belgeleyen, kanitlayan ve teshisleri hemen hemen dogru çikan bir gazeteciydi.

Ugur, kendisinin terör örgütleri tarafindan öldürülecegini de biliyordu. Bunu
açiklamaktan kaçinmazdi. Ölümünün dogal sebeplerle olmayacagini, mutlaka
terörün hedefi olacagini bilen bir kisiydi. Kendini korumasi da, fiziki
korumadan çok bilginin kamuoyuna sunulmasi yolundaydi.

Ugur 1992 yilindaki yazilarinda kendisini öldürecek terör örgütünü mutlaka
görmüs, teshis etmis, buna karsi tarihi savunmasini yazmis, kanitlarini ortaya
koymustu. Onun için, Ugur Mumcu cinayetini çözmek için kafa yoranlar, genç
gazeteciler -ki cinayetin çözülmesinde onlardan büyük umut duyuyorum, Adalet ve
Emniyet Teskilatinin dürüst mensuplari, Siyasetçiler, Türk Silahli Kuvvetleri,
Lozan’in Sevr’e dönüstürülmesine razi olmayacaklar ve bunun için atilacak ilk
adimin bu cinayeti çözmekten geçtigini göreceklerdir. Hatta görmeye
baslamislardir.

Namuslu ve aydin Türk Ulusu bu cinayeti unutturmayacaktir, çözümünü
dayatacaktir.

Türkiye’de solculuk yapacaklar, Ugur Mumcu’nun yasamini ve ölümünden sonrasini
iyi degerlendirmelidirler.

Yasarken sagdan ve soldan bunca küçümseme, karalama ve iftira bosa gitti. Türk
Halki Ugur’u çok iyi özümseyip, tarihte hak ettigi yere emanet etti.

Geçmisleri Türk Solu’nun simgesi olmus karizma sahibi birçok ünlünün ortaya
çikan bazi ipuçlari konusunda hemen tarafsizliktan uzaklastigina aci duyarak
tanik oldum. Oysa, Ugur yasarken söylüyordu: “Benim hirsizim, benim katilim
iyidir, karsi ideolojininki kötüdür” gibi sapkin bir tavirda israrli olmak,
sadece teröre ve sonraki gelismelere karsi korunmasizligi hazirliyor.

Ancak, zaman içinde yasadiklarimiz, “Bu cinayet çözümlenemez” diyenlerin bu
tezlerini bosa çikardi. Mustafa Kemal nasil Düvel-i Muazzama’dan çekinmemisse,
büyük efsane ABD Vietnam ve Kuzey Irak’ta nasil çuvalladiysa, bu cinayet de tüm
engellemelere karsin Türk Halki’nin dinamigiyle çözülecektir. Bu çözümün itici
gücü olan enerji, Kuva-yi Milliyecilerin dirençlerinde yatiyor. Bu direncin
rüzgari cinayetin üzerindeki kalin esrar dumanini dagitacak. Yumagin ipuçlari
simdiye kadar oldugu gibi birer birer çözülecek. Yumak çözüldükçe de Türkiye’de
temiz toplumun devrimi baslamis olacak. Dün oldugu gibi, bu süreçte de
yikilacak olanlar sadece sagin tükenmis kurumlari olmayacak, solu tikayan,
halktan, haktan, dogrudan ve gerçekten kopmus sahte sol kimlikli kisiliklerin
de efsane balonlari tek tek sönecek. Halk bunlarin gerçek yasamlarini büyüteç
altina alip incelemedikçe ve Türk Solu’nun önünde gerçek engel olduklari
anlasilmadikça, bu ülkede solun gelecegi de olmayacak.

Bu nedenle sosyal demokrat ve solcularin, geçmis eylem ve stratejileri üzerine
hemen simdi bir özelestiri asamasina girmeleri kaçinilmaz. Bu yapilmazsa,
bundan sonra sarkilariyla, sanatiyla, aydiniyla, örgütleriyle bunca yogun ve
organize çabaya ragmen Türk Halki’nin Türk Solu’na duydugu güvensizligi
gideremeyiz.

Kardesim Ugur daha güzel bir dünya için, kimlikli ve kisilikli tam
bagimsizlikçi bir Türk Ulusu olusmasi için, ülkede iç barisin, mutlulugun ve
özgürlügün kurumlasmasi için her gün ölümü göze alarak ve sonunda bu ugurda
sehit düserek ölümsüzlesti. Amaçlari ve ilkeleri hepimiz ve çocuklarimiz için
dogrulara dönüstü. Onun için susmayacagiz, onun için elestiri ve özelestiriyi
sürdürecegiz, onun için cinayetin çözümlenmesini onur meselesi yaptik, pesini
birakmayacagiz.

AÇIKLAMALAR

Prof Dr. Alpaslan Isikli’nin Ömer Çiftçi ile ilgili açiklamasi

“Ömer Çiftçi, bana, Ugur Mumcu ile en son konusanin kendisi oldugunu söylemis
ve Mumcu’ya pencereden aynen su sözleri söyledigini ifade etmistir: “Hocam,
simdi asagi inecek misin?” Bunun yani sira, Çiftçi ile o tarihte DISK Danismani
olan ben birlikte, 29 Nisan 1980 tarihinde gözaltina alindigimizda bazi ilginç
gözlemlerim oldu. Ankara Emniyeti’nde 1.Subede tutuklu iken bizim tuvalete
gidis gelislerimizde bile dakika tutulur ve eslerimizle görüstürülmemize ragmen
-ki 1.Sube Müdürü ögrencim idi- Çiftçi, rahatlikla disari çikip gelebiliyor ve
sordugumuzda çay kahve içtigini söylüyordu. 12 Eylül döneminde Çiftçi ile
degisik tarih ve yerlerde tutuklu bulunan bazi arkadaslarim da Çiftçi’ye
uygulanan özel muameleyi dogrulamaktadirlar.”

Bunun üzerine kurul baskani Halit Çelenk, Güldal Mumcu’nun kendisine güven
duymadigini belirterek, 70 yasina kadar avukatlik yaptigini hiçbir zaman
kendisine böylesine bir güvensizlik gösterilmedigini, Güldal’in sözlerinin
agirina gittigini gerekçe göstererek kurul baskanligindan çekildi.

Çelenk’in ardindan, Coskun, Özbayrak, Kadayifçioglu ve Devecioglu da kuruldan
çekilince biz geriye kalanlar, konunun Cumhuriyet Gazetesi Ugur Mumcu
Suikastini Izleme Kurulu’nca artik takip edilmemesine ve suikastin Barolar
Birligi’nce kurulacak bir komisyon tarafindan izlenmesine karar verdik. Tarih
1994 Mart ayi baslari idi.

Oktay Eksi’nin açiklamasi

Sayin Ceyhan Mumcu, benim de bulundugum bir toplantida bu konuya deginmemi
beklemis ama buna tanik olamayinca, o da benim tutumuma hayret etmis. Tüm
bunlari sizin sütunlarinizda (Kuva-yi Medya Dergisi) okuyunca ögrendim. Yani
bana daha önce kimse bu konuda bilgi vermedi. Ama bunu arkadaslarimin bana
karsi duyarsiz veya ilgisiz olduklari gibi bir düsünce ile algilamadim. Bunun,
bizim insanimizin genel duyarsizligi veya umursamazliginin bana yansiyan örnegi
gibi degerlendirdim. Çünkü, bizde insanlar, kendi çikarlariyla dogrudan ilgili
olmayan konulara fazla önem vermezler. O nedenle sözü edilen faksi alan biri
“Geberecekse Oktay Eksi geberecek, bana ne !” dediyse sasmamak gerek. Ne
yapalim? Insanimiz bu...Ama bu sadece Hürriyet’te degil, heryerde böyle... Bunu
nasil düzeltebiliriz, ona bakalim.”

0 new messages