Sen bu mehtab gécesi séyre çihan bir servi ol
Izn ver men de dalinca sürünüp saye gelim.
Mene de bahtin o sehla göz ile men karagün
Cü'retim olmadi bir kelme temennaya gelim
Men cehennemde de bas yastiga goysam senile
Héç ayilmam ki durup cennet-i me'vaye gelim
Nene garninda da senle ekiz olsaydim men
Istemezdim dogulup bir de bu dünyaye gelim
Sen yatip ,cenneti rö'yade görende geceler
Men de cennette gus ollam ki o rö'yaye gelim
Gitlig illar yagisi tek guruyup göz yasimiz
Kûy-i éskinde gerek bir de müsellaye gelim
Sen de sehraye marallar kimi bir çih nolu ki
Men de bir séyde çihanlar kimi sehraye gelim
Allah'indan sen eger gorhmayip olsan tersa
Gorhuram men de dönüp din-i Mesiha'ya gelim
Séyh Sen'an gibi donguz otarip illerce
Seni bir görmek üçün me'bed-i tersaye gelim
Yoh senem! Anlamadim, anlamadim hasa men
Burahim mescidimi senle kelisaye gelim.
Gel çihag Tur-i tecellaye sen ol cilve-yi Tur
Men de Musa kimi o Tur-i tecellaye gelim
Sirdir Sehriyar'in séri, elinde semsir
Kim déyer men béle bir sir ile de'vaye gelim?
M.H.Sehriyar
Bazi kelimeleri sökmekte zorlansam da, bu gercekten kulagima hos gelen
bir ask siiri. Adini verdin yazarin, gerisi bana ait. Buna benzer baska
metinler göndereceksen, bazi kelimelerin anlamini da yazarsan, sadece
ben degil ki senin icin hicim, diger okurlarda belki anliyarak okur,
edebiyata ilgi duyar vs. En yakin zamanda sözlükleri artik mahzenden
cikarip, masanin üstüne koymak zamani geldi, beni merak etme, istedigim
bilgiyi her yerden alirim, bulurum. Yine de sagol.
Aferin.
Önemli olan, o bazi kelimelerin sökülmekte zorlaniliyor olmasina karsin,
nispeten de anlasiliyor olmasidir.
Bu dizelerin bir ask siiri oldugunu tespit etmek dahi, -hatta bütün
siirlerin aslinda birer ask siiri oldugunu kavrayabilmek- belirli bir
düzeyin üzerinde olan ruha isaret olsa gerektir.
> bir ask siiri. Adini verdin yazarin, gerisi bana ait. Buna benzer baska
> metinler göndereceksen, bazi kelimelerin anlamini da yazarsan, sadece
Teklif ettigin tarzda bazi kelimelerin "anlami"ni yazmak sorun degil. Önemli
olan ruhu kavramak!
Belli bir "kelimenin" anlamini yazinca, ol "mazmun"un ardinda yatan bütün
anlamsal yükü kavrayabiliyor muyuz?
Mesela;
"Sen bu mehtab gécesi séyre çihan bir servi ol
Izn ver men de dalinca sürünüp saye gelim"
dizelerindeki, servi'yi kavrayabiliyormuyuz?
Bu yukardaki dizeleri,
Sen bu dolunay gecesinde gezintiye cikan servi -boylu(bunu nitekim servi
mazmunundan cikarsiyoruz)- bir güzelsin, izin ver de ben de senin ardinda,
gölgende geleyim.
seklinde söylesek, kimsenin irgalanamayacagi satirlar sekline dönüsür.
Oysa,
"ah kavaklar!" sözü bile, siirseldir.
> ben degil ki senin icin hicim, diger okurlarda belki anliyarak okur,
Sen benim icin "hic" degilsin.
Aksi takdirde sana cevap yazmazdim.
Hic kimse "hic" degildir, velev ki kendi tanrisi katinda *hic*lik
mertebesine erismesin.
"hic"lik mertebesine erismis kisioglu ise *hic*tir.
> edebiyata ilgi duyar vs. En yakin zamanda sözlükleri artik mahzenden
> cikarip, masanin üstüne koymak zamani geldi, beni merak etme, istedigim
> bilgiyi her yerden alirim, bulurum. Yine de sagol.
Tesekkür gerekmez, bir tebessüm kafidir.
Eldemir
"Ancak Köktengri'm yarligayicidir"
>
Hic ogretmenlik yaptin mi? Bu hususta dogal bir kabiliyetin var gibi geliyor
bana.
Emekli bir okul muduru ile konusurken kendine iyi ogretmenlerin egitim
sayesinde mi yetistirildiklerini yoksa dogustan mi ogrenmenlik kabiliyetleri
oldugunu sormustum. Bena verdigi cevap soyle olmustu= Ogretmenlik kabiliyeti
birilerinde ya var ya da yok. Bu hususta dogal kabiliyeti olmayanlari ne
kadar egitsen bo$.
Nitekim iyi bir ogretmen sadece ogretmez. Ogrencisini dusunmege tesvik eder.
Ogrencinin ise bagimsiz olarak dusunmegi ogretmeyen ogretmen, ogretmen
sayilmaz. Kendi baslarina dusunmegi ogrenmeyenler de egitilmis sayilmaz.
--
choro-nik
*******
"Eldemir" <Eld...@bayindir.oba> wrote in message
news:3e2b3626$0$1844$45be...@newscene.com...
Ben aksini düsünüyorum, Yusufcuk!
>
> Emekli bir okul muduru ile konusurken kendine iyi ogretmenlerin egitim
> sayesinde mi yetistirildiklerini yoksa dogustan mi ogrenmenlik
> kabiliyetleri oldugunu sormustum. Bena verdigi cevap soyle olmustu=
> Ogretmenlik kabiliyeti birilerinde ya var ya da yok. Bu hususta dogal
> kabiliyeti olmayanlari ne kadar egitsen bo$.
Bu görüs gerici, örümcek kafalilara uygun; öyle olsa, milyarlarca
cocuklar icin ögretmen bulamazdin. Önemli olan istek, azim ve sabir.
Insanlarla iliski kurmaya hevesli, merak dolu, arayici, arastirici
insanlardan en iyi ögretmenler cikar, bilgisini asiri övünerek,
kasinarak sunanlardan iyi ögretmen olmaz, Türkiye gibi ülkeler haric,
cünkü orada egitim köpek saygisina: korkuya, koseyi dönmeye: ezbere
dayanir, ögrenciye yardim ederek, yeteneklerine uygun gelismesine olanak
saglamaksa bu tür insanlara agir gelir.
>
> Nitekim iyi bir ogretmen sadece ogretmez. Ogrencisini dusunmege
> tesvik eder. Ogrencinin ise bagimsiz olarak dusunmegi ogretmeyen
> ogretmen, ogretmen sayilmaz. Kendi baslarina dusunmegi ogrenmeyenler
> de egitilmis sayilmaz.
Ögretmen böyle bir metni ödev olarak verse, ögrenciler nasil
anliyacaklar hangi lehcede yazilmis oldugunu siirin? Senin Türkiye'de
okumadigini saniyorum, ama zamanimda lise edebiyat kitaplarinda
Osmanlica, Farsca metinlerin altinda kisa bir lügatcik bulunurdu,
kelimelerin anlamlarini iceren. Bu yardim olmali, yardimi vermeli
ögretmen, yoksa yaptigi anlamsiz olur benim gözümde ki burasi da okul
degil. O zaman bu elestirim daha agir bir anlam tasir, lakin senin
anliyacagini sanmiyorum.
Sözlüge tekrar baktim, selvi kelimesine; hayret, serviye gönderiyor
beni!
Kisacasi, senin yaptigindan Eldemir hosnut degildir diyorum, nedenini
sen bul.
Degil her bilgili, her bilge insan bile ögretmen olamaz.
Biraz Azeri Türkcesine benzediginden kolay geldi, eh ne de olsa "Ezginin
Günlügü" adli gurubun yorumlarini taniyan, inceleyen biriyim. Biraz da
bildiklerini unutup, kulagini dinlemesi gerekir insanin.
> Bu dizelerin bir ask siiri oldugunu tespit etmek dahi, -hatta bütün
> siirlerin aslinda birer ask siiri oldugunu kavrayabilmek- belirli bir
> düzeyin üzerinde olan ruha isaret olsa gerektir.
Gec farkina vardin.:-( Henüz tatmin degilim, ama belki yakin zamanda
gercekci kisa bir ask siirimi gönderirim; sorun siiri Almanca yazmis
olmamdan kaynaklaniyor. Senin de asagida degindigin gibi anlam mutlak:
eksiksiz aktarilamiyor diger dile, bazen fark bir metre, bazen 10
santimetre, ender 10 mm. Mükemmel olmak huyumu tatmin edersem, okursun,
yerersin. Sana da bir firsat vermeyilim, degil mi!;-)
>
>> bir ask siiri. Adini verdin yazarin, gerisi bana ait. Buna benzer
>> baska metinler göndereceksen, bazi kelimelerin anlamini da yazarsan,
>> sadece
>
> Teklif ettigin tarzda bazi kelimelerin "anlami"ni yazmak sorun degil.
> Önemli olan ruhu kavramak!
Ruhunu azicik dogru, yani yanlis kavramamak icin de, hicbir kelimenin
tam zit anlamiyla anlasilmasinin önlenmis olmasi gerekir, ben ise bazi
kelimelere uzun süre takildim, context'e bakip, ne anlama gelir diye
hayal yetimi zorladim. Önerimin gerekcesi bu. Türkcesi nedir
"context"in?
Ben cerceveyle yetiniyorum, ama memnun degilim. Sözün gelisi ya da
anlatim bicimi ya da eski dille siyaku sibak, karine de tam karsilamiyor
demek istedigimi.
> Belli bir "kelimenin" anlamini yazinca, ol "mazmun"un ardinda yatan
> bütün anlamsal yükü kavrayabiliyor muyuz?
Her zaman degil, ama bazen dogru anlamaya yardimci olurlar, yanlis
anlayislara yol acmazlar.
> Mesela;
> "Sen bu mehtab gécesi séyre çihan bir servi ol
> Izn ver men de dalinca sürünüp saye gelim"
> dizelerindeki, servi'yi kavrayabiliyormuyuz?
Ben TDK sözlügüne baktim, sahi varmis böyle bir kelime. Ilk okudugumda
servi degil selvi okudum, anlami hemen hemen ayni, ama senin asagidaki
sadelestirilmis örnegini begenmedim, benim okuyusum altinda.
Yeri gelmisken servi kelimesinin anlamini yazayim:"Farsca, bitki
Servigillerden, Akdeniz Bölgesinde cok yetisen, yapraklarini dökmeyen,
ince, uzun bir agac ( Cupressus sempervirens ). § ~ boylu: ince
veuzun boylu (kimse)"
>
> Bu yukardaki dizeleri,
>
> Sen bu dolunay gecesinde gezintiye cikan servi -boylu(bunu nitekim
> servi mazmunundan cikarsiyoruz)- bir güzelsin, izin ver de ben de
> senin ardinda, gölgende geleyim.
Sen bu mehtapli gecede bir selvi boylu ol
Izin ver de, sürünerek (dal gibi) sana (yanina) geleyim.
Diger dizelerde müellif benim asla tasvip edemiyecegim bir vaad de
bulunuyor, gerekirse dinini degistirip, Hiristiyan bile olabilecegini
acikliyor; bundan dolayi sevgiliye ulasmak, yaninda olmak icin sürünmeye
bastan razi, aynen alinmali, atilmamali!
Tekrar okurken baska dizeler gecti aklimdan: Seher yeli dagit beni, kir
beni, götür tozlarimi burdan uzaga, yarin ciplak ayagina sar beni...,
benziyor degil mi. Yahu biz asik olunca neden aciyi seviyoruz,
anlamiyorum, mazosist miyiz ulusca? Neden böyle ucuk, sevenin kendini
asagilayici, kücültücü, kurbanlik tasvirlerle yazdiklarini merak
ediyorum. Sevmek, asik olmak sadece aci cekmek degil, aslinda
sevinmektir kesintisiz, mutlulugu solumaktir, yasayarak göstermektir,
ümid vererek dolayli olarak barisi saglamaktir. Acinin ardindan, ya da
beraberinde ise kin, intikam, eziklik, kisa bir yasam var. Bunlar
olumsuz etkileri, neden övülüyor o zaman?
>
> "ah kavaklar!" sözü bile, siirseldir.
Aklima gelen karsiligi bu mekana yakismaz kanaatimden dolayi yazmiyorum.
Ben yerine göre olabilir diyorum, sen ise kesin konusuyorsun, bence
yanlis.
>
>> ben degil ki senin icin hicim, diger okurlarda belki anliyarak okur,
>
> Sen benim icin "hic" degilsin.
> Aksi takdirde sana cevap yazmazdim.
Bu aciklama hem gec, hem de gerekce göreceli bir önlemdir, seninki
mesela bana mantikli gelmiyor. Ben nereden bileyim, neden yazarsin,
yazmazsin, yani kanit yok ortada, sadece harfler ve gecmis vakialar var
ki benim ölceklerim bunlar. Ben bazen "hic" olanlara da yazarim, ya
gayri ihtiyari, ya da ruhumu, benligimi sevindirmek icin, insanlik
icabi, zaafi.
> Hic kimse "hic" degildir, velev ki kendi tanrisi katinda *hic*lik
> mertebesine erismesin.
> "hic"lik mertebesine erismis kisioglu ise *hic*tir.
Sen "fena"dan bahsediyorsun, gercek muhabbetten. Yani gercek, tek
askdan, tek sevgiliden ki avam kavramaz böyle incelikleri. Mansur
olmaktansa, Cüneyd olmayi yeglerim.
>
>> edebiyata ilgi duyar vs. En yakin zamanda sözlükleri artik mahzenden
>> cikarip, masanin üstüne koymak zamani geldi, beni merak etme,
>> istedigim bilgiyi her yerden alirim, bulurum. Yine de sagol.
>
> Tesekkür gerekmez, bir tebessüm kafidir.
Herkese hak ettigini teslim ederim, mayamda var, imanimda var, hamdolsun
Allah'a ki beni böyle yaratmis.
Zaten Azeri-(Bati Türkistan sairi).
Bizim divan edebiyati ile de cok yakin ilgisi var.
Mesela, bugün biz Fuzuli'yi, Osmanli dönemi divan edebiyatina dahil ederiz,
Azeriler de, Azeri edebiyatina.
"Beni candan usandurdu, cefadan yar usanmaz mu
Felekler yandi ahimdan, muradim $em'i yanmaz mu"
> > Bu dizelerin bir ask siiri oldugunu tespit etmek dahi, -hatta bütün
> > siirlerin aslinda birer ask siiri oldugunu kavrayabilmek- belirli bir
> > düzeyin üzerinde olan ruha isaret olsa gerektir.
>
> Gec farkina vardin.:-( Henüz tatmin degilim, ama belki yakin zamanda
Ben hic bir seyin farkina varmis degilim. Göstergelerden bahsediliyor orda.
> gercekci kisa bir ask siirimi gönderirim; sorun siiri Almanca yazmis
> olmamdan kaynaklaniyor. Senin de asagida degindigin gibi anlam mutlak:
> eksiksiz aktarilamiyor diger dile, bazen fark bir metre, bazen 10
> santimetre, ender 10 mm. Mükemmel olmak huyumu tatmin edersem, okursun,
> yerersin. Sana da bir firsat vermeyilim, degil mi!;-)
Ceviri, özellikle siir cevirisi, zaten özünde anlama ihanettir. Bu ihaneti
mümkün oldugunca düsük bir düzeyde tutabilmek, zaten ayri bir maharet
gerektirir.
Fakat sen yazdiklarini gönderebilecek düzeye geldigini düsüncügün vakit,
göndermekten cekinme. Nitekim altinin kiymetini sarrafi bilir denilmistir.
Belki biz bilemesek bile, bilen birileri cikar. Kimbilir?
> >> bir ask siiri. Adini verdin yazarin, gerisi bana ait. Buna benzer
> >> baska metinler göndereceksen, bazi kelimelerin anlamini da yazarsan,
> >> sadece
> >
> > Teklif ettigin tarzda bazi kelimelerin "anlami"ni yazmak sorun degil.
> > Önemli olan ruhu kavramak!
>
> Ruhunu azicik dogru, yani yanlis kavramamak icin de, hicbir kelimenin
> tam zit anlamiyla anlasilmasinin önlenmis olmasi gerekir, ben ise bazi
> kelimelere uzun süre takildim, context'e bakip, ne anlama gelir diye
> hayal yetimi zorladim. Önerimin gerekcesi bu. Türkcesi nedir
> "context"in?
Bu kadar zorlaniyorsan, cekinme söyle.
bazi cok yabanci gibi gelen sözcüklerin anlamlarini ekleriz gerekirse.
> Ben cerceveyle yetiniyorum, ama memnun degilim. Sözün gelisi ya da
> anlatim bicimi ya da eski dille siyaku sibak, karine de tam karsilamiyor
> demek istedigimi.
>
> > Belli bir "kelimenin" anlamini yazinca, ol "mazmun"un ardinda yatan
> > bütün anlamsal yükü kavrayabiliyor muyuz?
>
> Her zaman degil, ama bazen dogru anlamaya yardimci olurlar, yanlis
> anlayislara yol acmazlar.
Benim demek istedigim baska.
Ve asagida zaten belli olmus.
Önemli olan kelime anlamlari degil her zaman, ardindaki cagrisimsal yük.
Sen bir "servi'yi bilmezken, ben sana servi'nin bir agac türü oldugunu
söylesem, bu siirdeki anlam yükünü zaten üstlenemeyecek.
Kelime anlamlarini ögrenirken, mazmunlari da ögrenmek zorunda kalacaksin,
bütün cagrisim alanlarini... Hatta, kullanildigi tarihsel/kültürel geri
plani göz önünde tutmak zorunda kalacaksin.
Yoksa, ufak bir lugatce zaten sorun degil.
>
> > Mesela;
> > "Sen bu mehtab gécesi séyre çihan bir servi ol
> > Izn ver men de dalinca sürünüp saye gelim"
> > dizelerindeki, servi'yi kavrayabiliyormuyuz?
>
> Ben TDK sözlügüne baktim, sahi varmis böyle bir kelime. Ilk okudugumda
> servi degil selvi okudum, anlami hemen hemen ayni, ama senin asagidaki
Bu sözcügün asil sekli "servi"dir, fakat Türkce'de bazi fonetik degisim
kurallari icabinca, ("r"-"l" degisimi) "selvi"ye dönüsmüstür.
> sadelestirilmis örnegini begenmedim, benim okuyusum altinda.
Begenmeyisinin nedeni, senin bu "mazmun"u bilmemendir. Oysa simdi ögrenmis
oldun.
Siirde kastedilen, bir bitki veya agac degil, sevilendir. Bu servidir iste.
> Yeri gelmisken servi kelimesinin anlamini yazayim:"Farsca, bitki
> Servigillerden, Akdeniz Bölgesinde cok yetisen, yapraklarini dökmeyen,
> ince, uzun bir agac ( Cupressus sempervirens ). § ~ boylu: ince
> veuzun boylu (kimse)"
> >
> > Bu yukardaki dizeleri,
> >
> > Sen bu dolunay gecesinde gezintiye cikan servi -boylu(bunu nitekim
> > servi mazmunundan cikarsiyoruz)- bir güzelsin, izin ver de ben de
> > senin ardinda, gölgende geleyim.
>
> Sen bu mehtapli gecede bir selvi boylu ol
> Izin ver de, sürünerek (dal gibi) sana (yanina) geleyim.
Buradaki "dal" agac dali degil.
Yani "men de dalinca sürünüp saye gelim" öbegindeki "dal" sözcügü, agac dali
anlaminda degil, benim ilk verdigim örnekte oldugu gibi, ardinca, senin
ardindan, pesinden geleyim anlamlarindan da anlasilabilecegi gibi, art, arka
anlamindadir.
Yani bu dizede, seven (sair), sevdiginin ardindan gidip, onun gölgesine
siginmaya niyetli oldugunu, gölgesinde kalmaya razi oldugunu belirtmektedir,
dal gibi ardinda sürünme degil.
> Diger dizelerde müellif benim asla tasvip edemiyecegim bir vaad de
> bulunuyor, gerekirse dinini degistirip, Hiristiyan bile olabilecegini
> acikliyor; bundan dolayi sevgiliye ulasmak, yaninda olmak icin sürünmeye
> bastan razi, aynen alinmali, atilmamali!
Buna divan siirinde oldukca sik rastlanir.
Hatta, Fatih Sultan Mehmed'in de, Avni mahlasi ile yazdigi siirlerde de bu
teme, bu mazmuna rastlanir.
-Haa, sadece Fatih degil, digerleri de kullanmistir, ama en azindan Fatih
isminin sende apayri bir yeri olabilecegi öngörüsü ile bu örnek
getirilmistir-
> Tekrar okurken baska dizeler gecti aklimdan: Seher yeli dagit beni, kir
> beni, götür tozlarimi burdan uzaga, yarin ciplak ayagina sar beni...,
"...sar beni" degil, "...sür beni" olacak.
Sabahattin Ali de, elbette ki, cok genis bir dogu kültürü ile yogrulmus bir
sair idi. Bunun da siirlerine yansimis olmasi dogal degil mi?
-Sakin simdi kim bu Sabahattin Ali deme, kendini madara edersin-
> benziyor degil mi. Yahu biz asik olunca neden aciyi seviyoruz,
> anlamiyorum, mazosist miyiz ulusca? Neden böyle ucuk, sevenin kendini
> asagilayici, kücültücü, kurbanlik tasvirlerle yazdiklarini merak
Burasi anlamadan sorgulamaya ve hatta yorumlamaya kalkismak gibi bir tavir
olmus. Altan sürekasi da hep yapar bunu. Doguyu batiya pazarlayanlar ise
bunun ustasi olmuslardir. Güya elestirel bakilacak ya. Oysa önce anlayip
icsellestirmek gerekir sorgulayabilmek ve hatta gerekirse yorum yapabilmek
icin.
> ediyorum. Sevmek, asik olmak sadece aci cekmek degil, aslinda
> sevinmektir kesintisiz, mutlulugu solumaktir, yasayarak göstermektir,
Ya olmuyorsa?
Ya sevilen elde edilemiyorsa?
Mutlu a$k var midir?
> ümid vererek dolayli olarak barisi saglamaktir. Acinin ardindan, ya da
> beraberinde ise kin, intikam, eziklik, kisa bir yasam var. Bunlar
> olumsuz etkileri, neden övülüyor o zaman?
Bunlar övülmüyor, karsiliksiz sevgi, en saf anlamiyla sevgi yüceltiliyor. Bu
siirlerde kin intikam vs. yok, tam tersine. Sevilene katiksiz duyulan,
karsilik beklenmeden duyulan bir sevgi var. Bunun bir adim ötesi, dogu
literatüründe cok sik rastlanan Tanri askidir.
Mesela, Bagdatli Ruhi,
"Günc-i mihnette rakiba beni tenha belleme
Yar ger sende yatursa elemi bende yatur"
(Ey rakibim, beni mihnet köselerinde yalniz zannetme, sevgilim senin yaninda
yatiyor olsa bile, onun elemi, acisi bende yatiyor)
derken, aslinda cinsellikten cok ötelerdeki bir katisiksiz sevgiyi
vurguluyor.
> > "ah kavaklar!" sözü bile, siirseldir.
>
> Aklima gelen karsiligi bu mekana yakismaz kanaatimden dolayi yazmiyorum.
Neden?
Yazsaydin hic cekinmeden?
Akla gelen meydana gelmezse, asil yakisiklizlik ordan cikar.
> Ben yerine göre olabilir diyorum, sen ise kesin konusuyorsun, bence
> yanlis.
Baglamindan koparirsan öyle görülebilir.
Oysa, herhangi bir dilsel disavurum -ifade, Äusserung- ancak icinde
bulundugu baglam ile netlesir ve kavranilir.
Bu yüzden, dilbilim icre, metin dilbilim denen ayri bir disiplin olusmustur.
> >> ben degil ki senin icin hicim, diger okurlarda belki anliyarak okur,
> >
> > Sen benim icin "hic" degilsin.
> > Aksi takdirde sana cevap yazmazdim.
>
> Bu aciklama hem gec, hem de gerekce göreceli bir önlemdir, seninki
Simdi neden gec, neden gecikmis gibi sorularina girip sana ego sivazlamasi
yapacak degilim.
Hic degilsin, cünkü bir insansin.
"Hic"ligin diger cagrisim alanlariyla ilgisi olan anlamini ise, zaten
asagida aciklamisim.
Iyi oku!
> mesela bana mantikli gelmiyor. Ben nereden bileyim, neden yazarsin,
> yazmazsin, yani kanit yok ortada, sadece harfler ve gecmis vakialar var
> ki benim ölceklerim bunlar. Ben bazen "hic" olanlara da yazarim, ya
> gayri ihtiyari, ya da ruhumu, benligimi sevindirmek icin, insanlik
> icabi, zaafi.
Tövbe estagfurullah!
Anlasilan senin fena sekilde "ego sivazlamasina" ihtiyacin var.
Sen burada neyin kanitini istiyorsun?
Sacma!
Ilgili bir konu olur yazarim, tartisirim, ilgisiz olur yazmam, veya ilgili
bir konu olsa bile, belki zamanim yoktur, belki istencim yoktur, yazmam.
Tövbe tövbe!
> > Hic kimse "hic" degildir, velev ki kendi tanrisi katinda *hic*lik
> > mertebesine erismesin.
> > "hic"lik mertebesine erismis kisioglu ise *hic*tir.
>
> Sen "fena"dan bahsediyorsun, gercek muhabbetten. Yani gercek, tek
Aferin!
Kimi "fena" der, kimi "nirvana", kimi de "hic"
-mesela Neyzen atam "hic" derdi-
> askdan, tek sevgiliden ki avam kavramaz böyle incelikleri. Mansur
Avam niye kavramasin ki?
Bak sen bile bazi seyleri kavrayabiliyorsun.
Her nekadar bazi sözlerin ardindaki anlamsal yükleri kavrayabilmekte bir
miktar zorlansan bile, en azindan gayret gösteriyorsun!
> olmaktansa, Cüneyd olmayi yeglerim.
Herkes Mansur olamaz zaten.
> >
> >> edebiyata ilgi duyar vs. En yakin zamanda sözlükleri artik mahzenden
> >> cikarip, masanin üstüne koymak zamani geldi, beni merak etme,
> >> istedigim bilgiyi her yerden alirim, bulurum. Yine de sagol.
> >
> > Tesekkür gerekmez, bir tebessüm kafidir.
>
> Herkese hak ettigini teslim ederim, mayamda var, imanimda var, hamdolsun
> Allah'a ki beni böyle yaratmis.
Köktengrim uludur, Köktengrim yarligayicidir.
Eldemir
"Dünyada tükenmez murat var imis / Ne alani gördüm ne murat gördüm...
" -Asik Veysel-
Bize ait olan yegâne bağımsız, yegâne özgür güç, sanal gücümüz; temkinli
entelektüellerin kuşku ile baktıkları, usa vurulmadığını sandıkları -oysa,
aslının çok değişkenli hem/hem de mantıkta yattığı- o gizli dürtü, batıni
bilgi. Kısıtlamaya gelmeyen, sansüre gelmeyen, zapturapt altına alınamayan
batıni bilgi: Murat.
"Murat"ı, hava, nefes, irade, maneviyat veya "Maneviyatın Enerjisi" olarak
düşünebiliyoruz. Kadim Çin felsefecileri "Bedensel mükemmeliyetin tek başına
beceremeyeceği türden güç ve canlılık" olarak da tarif ediyorlar. "Toplam
Yaşam Enerjisi," yani "Çi."
"Çi," ilhamını temennilerden alan murat. Bu anlamda, "biz neye
niyetleniyorsak yaşam öyle oluşuyor." Kuantum fiziği ile örtüştüğü nokta,
birincisinin anthropic ilkesi: "Kâinat nasılsa biz onu öyle görürüz, çünkü
eğer gördüğümüzden farklı olsaydı, biz burada olup onu görüyor olmazdık."
Stephen Hawking, "Kâinat öyle olduğu için biz böyleyiz ya da tersi, biz
böyle olduğumuz için kâinat öyle." diyor.
Kâinatın kendisi gibi yaşam da bize bizim temennilerimiz doğrultusunda
açılıyor. "Bana hakikati değil, muradını söyle.
"Bedeni bir damla su gibi düşünün." diyorlar, "Bir damla su tek başına,
güçsüz ve zararsızdır. Ama tsunami? Tsunami ile kim baş edebilir? Murat,
tsunamidir. Tsunami ile baş edemeyen, varlığını muradından sağan ile baş
edebilir mi?"
"Murat" aynı anda sınırsız sayıda olasılıklar üretebilir. Bu
olasılıkların sahicilik alanına taşınması için itiration/tekrar yeterlidir.
Kuantum fiziğinin itiration yasası, basit bir dizi talimatın ya da oluşumun
durmaksızın tekrarlanması anlamında. Devamlı tekrarlanan bir dizi basit
talimat ya da oluşumla çok karmaşık şekiller, yapılar, davranışlar
oluşturulabiliyor. Tersi de mümkün: basit bir dizi talimatı hiç durmadan
tekrarlayarak türbülansı düzenli akıntıya, Kaos'u düzene
dönüştürebiliyorsunuz. "Kimyasal bir çorbadan istikrarlı yapı çıkartmak
gibi, şayiaları elle tutulur bir yapıya, gerçeğe, dönüştürmek gibi."
diyorlar. Yani, bir adama kırk kere deli derseniz, deli olabiliyor. Ya da,
"Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir" talimatının tekrarı hiç de
küçümsenecek bir temrin değil. Bütün mesele 'murat'ta düğümleniyor.
Alev Alatli
***
Cok ilginc bir yazar Alev Alatli, ve hakikaten cok ilginc bir kitap
Schrodinger'in Kedisi (ozellikle Kitap 2: Ruya).
Senin aktardigin Asik Veysel'in bu siirinde bu 'murat' sozu gecince, kitapta
'murat' ile ilgili paragraflardan bir kacini eklemek istedim. Alev Alatli,
kitabin cesitli yerlerinde, devamli olarak bu 'muradi' karsimiza cikariyor.
Nedensiz de degil. Yuce Pir ve Koalisyon dedigi, su an icin Amerika'nin
basindan, tum dunyanin ustune coreklenmis 'kuresel emperyalizm'den
kurtulmanin yolu olarak!..
Yine bir yerde, bir kahramanina 'Murat, her amelin temelidir' dedirtir,
Kutsal Uclu adini verdigi 'Turnalar, Daglar, Seher Yildizi'nin bir 'murad'
oldugunu soyletir, bir baska karakter ise buna 'Kutsal Uclu'nun muradi bizim
yasayaklamamizdir' seklinde cevap verir.
Bana hakikati degil muradini ver cumlesini ise Alev Alatli, Cemil Meric'ten
'mealen' aktardigini soyluyor.
Eh, iste boyle.
Hadi rasgele.
Esas Bir Lira
Bize ait olan yegâne bağımsız, yegâne özgür güç, sanal gücümüz; temkinli
Haklisin, yazip, kisa cevaplaman yeterdi.
>>> Bu dizelerin bir ask siiri oldugunu tespit etmek dahi, -hatta bütün
>>> siirlerin aslinda birer ask siiri oldugunu kavrayabilmek- belirli
>>> bir düzeyin üzerinde olan ruha isaret olsa gerektir.
>>
>> Gec farkina vardin.:-( Henüz tatmin degilim, ama belki yakin zamanda
>
> Ben hic bir seyin farkina varmis degilim. Göstergelerden bahsediliyor
> orda.
Gec farkina varmis oldugun husus, bende " belirli bir düzeyin üzerinde
olan bir ruha" sahip oldugumu saptamandir. Göstergeler, görenler,
okuyanlar icin tüm yazilarimda mevcuttur, istisnasiz
> Ceviri, özellikle siir cevirisi, zaten özünde anlama ihanettir. Bu
> ihaneti mümkün oldugunca düsük bir düzeyde tutabilmek, zaten ayri bir
> maharet gerektirir.
Buna ayri cevap verdim, basligini "Kuran cevirisi: öze ihanet mi?"
yaptim.
>
> Fakat sen yazdiklarini gönderebilecek düzeye geldigini düsüncügün
> vakit, göndermekten cekinme. Nitekim altinin kiymetini sarrafi bilir
> denilmistir. Belki biz bilemesek bile, bilen birileri cikar. Kimbilir?
Carpitma ustasi seni! Ben sadece bir ask siirimden bahsettim, Almanca
yazdigim bir siirden ve Türkce cevirisinden memnun olursam gönderecegimi
belirttim, düzey senin kuruntun, bana yükleme derdini, zaafini. Sana
adalet yerine gelsin diye bir firsat verecegim, gerisi bos, önemli olan
benim begenmem: tek ölcüt ben!
>> Ruhunu azicik dogru, yani yanlis kavramamak icin de, hicbir kelimenin
>> tam zit anlamiyla anlasilmasinin önlenmis olmasi gerekir, ben ise
>> bazi kelimelere uzun süre takildim, context'e bakip, ne anlama gelir
>> diye hayal yetimi zorladim. Önerimin gerekcesi bu. Türkcesi nedir
>> "context"in?
>
> Bu kadar zorlaniyorsan, cekinme söyle.
> bazi cok yabanci gibi gelen sözcüklerin anlamlarini ekleriz gerekirse.
Yazdigim gibi, bulurum, edinirim arzuladigimi. Sorupta senin
koltuklarinin kabarmasina yardim mi edeyim yani. Diger okurlar icin
yazmistim öneriyi.
>
> Benim demek istedigim baska.
> Ve asagida zaten belli olmus.
> Önemli olan kelime anlamlari degil her zaman, ardindaki cagrisimsal
> yük. Sen bir "servi'yi bilmezken, ben sana servi'nin bir agac türü
> oldugunu söylesem, bu siirdeki anlam yükünü zaten üstlenemeyecek.
Bu aciklama yetersiz olurdu, ama: servi, selvi diye de taninan vs....
bir agactir aciklamasi yeterlidir, yoksa herhangi bir devirde cok
kullanilan metafer oldugunu belirtmek gerekmez. Bilmem, anlatabildim mi.
> Kelime anlamlarini ögrenirken, mazmunlari da ögrenmek zorunda
> kalacaksin, bütün cagrisim alanlarini... Hatta, kullanildigi
> tarihsel/kültürel geri plani göz önünde tutmak zorunda kalacaksin.
Bilimsel, derine inen bir inceleme, arastirma icin yazdiklarin dogru, bu
da benim yöntemim, merak ettigim konulara uygularim hep. Sorun nerede?
>
>> Ben TDK sözlügüne baktim, sahi varmis böyle bir kelime. Ilk
>> okudugumda servi degil selvi okudum, anlami hemen hemen ayni, ama
>> senin asagidaki
>
> Bu sözcügün asil sekli "servi"dir, fakat Türkce'de bazi fonetik
> degisim kurallari icabinca, ("r"-"l" degisimi) "selvi"ye dönüsmüstür.
Vasif'a yazdigim cevapta bunu belirttim. Degisim kuralini degil tabii.
>
>> sadelestirilmis örnegini begenmedim, benim okuyusum altinda.
>
> Begenmeyisinin nedeni, senin bu "mazmun"u bilmemendir. Oysa simdi
> ögrenmis oldun.
> Siirde kastedilen, bir bitki veya agac degil, sevilendir. Bu servidir
> iste.
>
>> Yeri gelmisken servi kelimesinin anlamini yazayim:"Farsca, bitki
>> Servigillerden, Akdeniz Bölgesinde cok yetisen, yapraklarini
>> dökmeyen, ince, uzun bir agac ( Cupressus sempervirens ). § ~ boylu:
>> ince ve uzun boylu (kimse)"
burada alintiladigim örnekte görüldügü üzere, sadece agaca isaret
edilmemis, e birazcik edebi bilgisi, hayal gücü olan insan ne cikarsar
buradan? O kelimenin yerlesmis bir kalip, deyim, hatta mazmun: metafer
oldugunu cikarsam, degil mi?
Bunu verdigim sadelestirme de kanitliyor.
>> Sen bu mehtapli gecede bir selvi boylu ol
>> Izin ver de, sürünerek (dal gibi) sana (yanina) geleyim.
>
> Buradaki "dal" agac dali degil.
Sevilen de sisko, cirkin bir kadin degil, degil mi. Yapma, ercep, yeter
be. Dal gibi demek dal demek degildir, özenle, itinali okusan. Ince,
gerdani uzun, siyah sacli vs. bir Leyla, bir Sirin betimlenen.
> Yani "men de dalinca sürünüp saye gelim" öbegindeki "dal" sözcügü,
> agac dali anlaminda degil, benim ilk verdigim örnekte oldugu gibi,
> ardinca, senin ardindan, pesinden geleyim anlamlarindan da
> anlasilabilecegi gibi, art, arka anlamindadir.
Yanina demek, yüzyüze oturmak, konusmak degildir, ardindan sürünmektir.
Dalincayi önce dalmak, kaybedilen bir degerin ardindan dalmak gibi
okudugumdan, dalin da rüzgarin etkisiyle agaca yaklasmasini tasavvur
eyliyerek ayrac icinde yazdim elestirdigin ayrintiyi.
> Yani bu dizede, seven (sair), sevdiginin ardindan gidip, onun
> gölgesine siginmaya niyetli oldugunu, gölgesinde kalmaya razi
> oldugunu belirtmektedir, dal gibi ardinda sürünme degil.
Sürünmek, gölgesinde kalmak degil midir? Ta ki gölge veren tekmeyi
sallayincaya kadar! Ben sürünmek kelimesini aynen aliyorum.
>
> -Haa, sadece Fatih degil, digerleri de kullanmistir, ama en azindan
> Fatih isminin sende apayri bir yeri olabilecegi öngörüsü ile bu örnek
> getirilmistir-
Adim Fatih degil. Neden yazdin ki!
> "...sar beni" degil, "...sür beni" olacak.
Ayri cevap yazildi.
>> benziyor degil mi. Yahu biz asik olunca neden aciyi seviyoruz,
>> anlamiyorum, mazosist miyiz ulusca? Neden böyle ucuk, sevenin kendini
>> asagilayici, kücültücü, kurbanlik tasvirlerle yazdiklarini merak
>
> Burasi anlamadan sorgulamaya ve hatta yorumlamaya kalkismak gibi bir
> tavir olmus. Altan sürekasi da hep yapar bunu. Doguyu batiya
> pazarlayanlar ise bunun ustasi olmuslardir. Güya elestirel bakilacak
> ya. Oysa önce anlayip icsellestirmek gerekir sorgulayabilmek ve hatta
> gerekirse yorum yapabilmek icin.
Önce, Altan sülalesinden yazar takimindan hic birini begenmedigimi
belirtirim, ben benim, onlar da her kim iseler, anladin mi?
Tabii ki bir yorum, hatta bir sorgulama. Neden olmasin ki? Unutma: " ben
de bir insan ogluyum, birak beni düsüneyim" vs., sen kimsin ki, beni
denetlemeye yelteniyorsun, karaliyorsun. Nerede karsi önerilerin, nerede
benim yaklasimim yanlis, hatali, tehlikeli vs. oldugunun aciklamalari?
Bir örnekle yetinerek aklima geleni yazdim, yani senin baska baglamda ki
önerine uydum. Tuhafsin vesselam.
Hem ben siiri degil, belirli bir davranisi sorguladim, yorumladim,
verdigin siirden yola cikarak. Tüm mesele bundan ibaret.
>
>> ediyorum. Sevmek, asik olmak sadece aci cekmek degil, aslinda
>> sevinmektir kesintisiz, mutlulugu solumaktir, yasayarak göstermektir,
>
> Ya olmuyorsa?
Ne olmuyorsa? Anliyorum dilinin altindaki baklayi, lakin sen yazmaliydin
ki cevapliyayim, sonra dedirtmem sana: Nereden bildin ne demek
istedigimi?
Dolayli cevap söyle: ben sevgiyi: sevmek eylemini tanimladim, tarif
ettim, seviliye kavusmak, karsilikli ya da karsiliksiz ask dan
bahsetmedim.
> Ya sevilen elde edilemiyorsa?
> Mutlu a$k var midir?
Bence, evet: mutlak ask vardir, ama bir avuc insanlar icin.
>
>> ümid vererek dolayli olarak barisi saglamaktir. Acinin ardindan, ya
>> da beraberinde ise kin, intikam, eziklik, kisa bir yasam var. Bunlar
>> olumsuz etkileri, neden övülüyor o zaman?
>
> Bunlar övülmüyor, karsiliksiz sevgi, en saf anlamiyla sevgi
Övülenden kastim, karsiliksiz sevginin ve acisinin siir konusu olmasi ve
duygularin olumsuzluguna ragmen ragbet, anlayis görmesi. Kusur benim bu
sefer, eksik yazmisim.
> Neden? Yazsaydin hic cekinmeden?
Cekinmek degil, ilkelerimden biri yazmamamim nedeni.
> Simdi neden gec, neden gecikmis gibi sorularina girip sana ego
> sivazlamasi yapacak degilim.
Bende senden bunu bekliyordum, tasdikini.
>
> Hic degilsin, cünkü bir insansin.
Doch, doch, ich kann dich so behandeln, als seiest du Luft. Verstanden
jetzt?
> "Hic"ligin diger cagrisim alanlariyla ilgisi olan anlamini ise, zaten
> asagida aciklamisim.
> Iyi oku!
Dito! non scholae sed vitae dissimus ya da öyle birsey.;-)
>
> Anlasilan senin fena sekilde "ego sivazlamasina" ihtiyacin var.
> Sen burada neyin kanitini istiyorsun?
Verdin bile!;-)
> yoktur, yazmam. Tövbe tövbe!
Ne tövbesi be! Müslüman degilim diyorsun, bari tutarli ol, kendine baska
sözcükler türet esanlamli.
>
>> Sen "fena"dan bahsediyorsun, gercek muhabbetten. Yani gercek, tek
>
> Aferin!
Senden "aferin" kim istedi? Sen kimsin ki bana iltifati layik
görüyorsun? Bu yaptigina ben bir insana bir hic mis gibi davranmak
derim, anladin mi?
> Kimi "fena" der, kimi "nirvana", kimi de "hic"
> -mesela Neyzen atam "hic" derdi-
Kimi de "satori" der, kimi de Alamut, kimi de Otto Mühl gibi erginlik
cagina gelmis kiz cocuklarinin bekaretini alir, buna özgürlük der - bana
ne! Bilginimi teyit ettirmek istedin de yapmadik yani!;-) Neyzen ictigi
zaman hicligini yasardi - ic ya da hic!
>
>> askdan, tek sevgiliden ki avam kavramaz böyle incelikleri. Mansur
>
> Avam niye kavramasin ki?
Sen havasdan biri bile kavramadin dilimin altindaki baklayi, avam
kesinlikle
> Bak sen bile bazi seyleri kavrayabiliyorsun.
> Her nekadar bazi sözlerin ardindaki anlamsal yükleri kavrayabilmekte
> bir miktar zorlansan bile, en azindan gayret gösteriyorsun!
>
>> olmaktansa, Cüneyd olmayi yeglerim.
>
> Herkes Mansur olamaz zaten.
Olur da, neden olsunlar? Yani ölümü göze alsinlar?
>> Herkese hak ettigini teslim ederim, mayamda var, imanimda var,
>> hamdolsun Allah'a ki beni böyle yaratmis.
>
> Köktengrim uludur, Köktengrim yarligayicidir.
Neden gerek gördün tekrar aciklamaya?
>
> Eldemir
> "Dünyada tükenmez murat var imis / Ne alani gördüm ne murat gördüm...
> " -Asik Veysel-
"Benim sadik yarim kara toprakdir." Gecmis yüzyilin en önemli halk
ozani.
Senden simdi samimi bir ricam var: bu sözlerin neden Kuran, salat: ezan
üzerinde de gecerli degil? Ki Kuran bir siir kitabi degil, inanmiyanlar
icin bile önemli tüm siirlerden.
Siirde kastedilen, serviye benzetilen sevgilidir. Mecazi, metaforik,
biliniyor.
> "...sar beni" degil, "...sür beni" olacak.
Ben de öyle hatirliyordum, ama tanidigim bir versiyonda gecen "sar"
kalmis aklimda.
>
> -Sakin simdi kim bu Sabahattin Ali deme, kendini madara edersin-
Senin hala anlamadigin, anlamamakta israr ettigin su: kendini bir "bok"
saniyorsun, ona, buna ders vermeye yelteniyorsun. Senin kadar tanimasam
da, taniyorum Sabahattin Ali'yi, onu Nazim'dan üstün bilirim. Aslinda bu
küstah tavrindan dolayi yüzüne tükürmem icab ederdi de, terbiyem müsade
etmiyor: Bulgaristan sinirinda katledildi, kacarken vuruldu dendi. Daha
fazla bilgi arzulaniyorsa, kitaplari devirip, aktarayim mi simdi? Cogu
kisilerin burada yaptigi gibi? Ben % 99 hafizadan yaziyorum. Kimseye
bilgimi kanitlamak zorunda degilim.
Kuran cevirisi yapanlar zaten bunu mealen yaptiklarini soylerler. Cogu kez
de, Kuran'in Turkce Meali diye gecer.
meal = Anlam, kavram, mefhum. Ortaya cikan sey, sonuc, netice.
Sen soruyu kavramamissin, otur yerine, zayif! "...neden Kuran...gecerli
degil?" benim dünya görüsüm degil, bazi kisiler ile örgütlerin
agizlarindaki lakirdidir. Siirde bu tehlike mevcutsa, ne kadar büyük,
genis kapsamli sence bu tehlike diger kitap icin? Sorunun özü senin
anliyacagin ifadeyle böyle. Kac meal okudugumu, evimde bulundurdugumu
bilmek istersin diye yaziyorum: 5 tane, tefsirleri saymazsam. Sende mi
Yusufcuk olmakta kararlisin? Vesselam. Bana bilmiyormus gibi yukardan
asagi muamele yapanlara hos degil, hor bakarim, bakiyorum; biline. Son 3
yilda sct'de yazanlardan dinbilgisi bana üstün olan tek kisi tasavvur
edebiliyorum ki o sen degilsin kesinlikle, bunu da kulagina küpe yap.
Hatta ipucu da:ezan verdim ki baglantiyi kendi kursun okuyan diye;
Türkce ezanin icine bilmem ne edeyim. Meali, Kuran'in asli diye halka
yutturanlara da. En cok ta ayracsiz cevirdim diye kasinan mebusa ve
benzerlerine. Meal, kisaca bir izlenim edinmek icindir, yoksa onu yorum,
elestiri malzemesi yapmak icin degil. Aciklanmadan mealin cogu
anlasilmaz, bos sözlere benzer, her is gibi bu isinde usulu, erbabi var.
E iyi ya.
Adam, en nihayetinde bu Kuran'in cevirisi degil, Arapca'dan, Turkce'ye
'mealen' yani anlam bakimindan cevirisidir diyor. Ayni siirdeki gibi, bir
takim bir kac anlama gelen sozcuklerin, cumle dizilislerin, sunun bunun
farkinda olun diyor. Yok, Kuran'dan matematiksel formuller, ileriye gosteren
tahminler cikaracaksaniz 'asli'na gidin deniyor.
> anliyacagin ifadeyle böyle. Kac meal okudugumu, evimde bulundurdugumu
> bilmek istersin diye yaziyorum: 5 tane, tefsirleri saymazsam. Sende mi
E iyi ya. ;-)
O, 5 'meal'in, 5'i de birbirinden farklidir.
> Yusufcuk olmakta kararlisin? Vesselam. Bana bilmiyormus gibi yukardan
> asagi muamele yapanlara hos degil, hor bakarim, bakiyorum; biline. Son 3
Seni hor mor gormedim, yok ama istersen, bir de ustune ozellikle sen rica
edersen gorebilirim de. ;-)
> yilda sct'de yazanlardan dinbilgisi bana üstün olan tek kisi tasavvur
> edebiliyorum ki o sen degilsin kesinlikle, bunu da kulagina küpe yap.
Dinbilgisinde iddiali oldugumu mu soyledim?
Ben daha cok masa tenisi, kelebek yuzme ve kendi gelistirdigim, sicrayis
sonrasi havada iki burgulu kavis hareketiyle potaya smac yapmada iddialiyim.
> Hatta ipucu da:ezan verdim ki baglantiyi kendi kursun okuyan diye;
> Türkce ezanin icine bilmem ne edeyim. Meali, Kuran'in asli diye halka
> yutturanlara da. En cok ta ayracsiz cevirdim diye kasinan mebusa ve
> benzerlerine. Meal, kisaca bir izlenim edinmek icindir, yoksa onu yorum,
> elestiri malzemesi yapmak icin degil. Aciklanmadan mealin cogu
> anlasilmaz, bos sözlere benzer, her is gibi bu isinde usulu, erbabi var.
Kuran'in asli diye yutturulma kismi beni ilgilendirmiyor ama, Turk
insaninin, 'meal' bile olsa Kuran'i turkce okumasindan daha dogal ne var ki?
Anlamayacagi Arapcayla 'gercek' Kuran'i okuyup, dinleyecegine, anladigi
Turkceyle Kuran'in 'meal'ini okumasinda dinlemesinde fayda vardir.
Hepsi bu.
Simdi burada bir kac düzey sözkonusu, o yüzden madde madde gidecegim:
1. Ceviri konusundaki görüslerim gecerlidir. "Bak ne denilmis orada: Ceviri
özünde anlama ihanettir. Bu ihaneti mümkün oldugunca düsük bir düzeyde
tutabilmek, zaten ayri bir maharet gerektirir." Yani bu maharet olmadan, her
cevirmenin cevirdigi orijinal metne isik tutamaz.
2. Ceviri, ancak geri plandaki bazi baska bilgilerle (hayat bilgisi,
toplumbilim, kültür, tarihsel ve cevresel ögeler vs.) de birlestigi,
isbirligi yaptigi, temel anlamlar yanisira yan anlamlari ve hatta
cagrisimlari da el altinda bulundurabildigi oranda, aslina yakin bir metin
ortaya koyar.
3. Kuran da, siir kitabi olmamasina ragmen, siirsel bir dille yazilmis bir
kitaptir. -Ki ilk bicimi, zaten sözel aktarim yoluyla aktarildigi icin,
ezberlemeye daha uygun olmasi gerekliydi; siirsel dile yatkinliginin sebebi
budur- Bu bakimdan, Kuran'in Tevrat'tan, Incillerden, hatta eski Sümer,
Babil, Misir metinlerinden, Hint vedalarindan, eski destanlardan pek bir
farki yoktur. Onlar nasil cevriliyorsa, Kuran da öyle cevrilebilir.
Cevrilmektedir de. Ceviride anlamin yansitilmasinin zor oldugu bölümlerde
ise, zaten gerekli aciklamalar yapilmaktadir. Buna meal de deniyor. Ayni sey
diger metinlerde, dipnotlarla yapiliyor iste.
4. Herhangi bir metnin kötü bir cevirisi bile, hic anlayamamaktan elbette ki
iyidir.
5. "Ki Kuran bir siir kitabi degil, inanmiyanlar icin bile önemli tüm
siirlerden." ifadesi biraz ucuk bir ifadedir. Neden inanmayanlar icin bile
tüm siirlerden önemli olsun ki?
(Kuran'in aslinda seytan'in (anti-christ) eseri oldugunu ciddi ciddi savunan
bazi dinsel gruplar da var, hatta bir ara bir bildirilerini okumustum)
6. Kuran'da gecen kimi anekdotlar, efsaneler, Tevrat'ta, Inciller'de, hatta
Sümer destanlarinda da geciyor.
7. Simdi surda islamin sartlarini sorsam, kim savm, salat, hacc. zekat,
kelime-i sahadet der, kim oruc, namaz, hacca gitmek, zekat vermek, kelimei
sahadet getirmek diye cevap verir bir düsünülsün.
8. Peygamberin kim desem ne diyeceksin?
9. Ezan, nihayetinde bir ibadet zamanini belirten ve ibadete cagiran bir
cagridir. Nicin cevrilmesin? Her toplum, kendi dilinde daha iyi anlamaz mi
bir daveti? Yani Arapca olunca daha mi mübarek oluyor? -Dikkat et, eger daha
mübarek veya Allah katinda daha makbul gibi bir cevap verecek olursan, bu
Allah'in özüne, bütün bu insani kavramlardan öte olusuna halel getiren bir
*küfür* olur ;-) )
10. Niye namaz kiliyorsun, salat eylesene desem, belki ne salatasi
diyeceksin?
11. Hadi cek arabani, ucuz salata seni!
Güya burda Kuran'in cevrilmezliginin propagandasini yapacak.
Bana ne yahu, ister cevirisini oku anla, istersen cevrilmezligini savun,
okuma anlama!
Herkesin herseyi okuyup anlamasi zaten gerekmiyor.
Hatta, bazilarina göre, bilhassa, okunup anlasilmamasi bile gerekebiliyor;-)
Mesela, bundan yüzyil önce, Sümer ve Babil tabletleri de okunup
anlasilamiyordu.
Mesela, bazi Maya ve Inka yazitlarini da okuyup anlayamiyoruz.
Ben ise, yetersiz bile olsa, cevirisini okuma taraftariyim.
> > Ben hic bir seyin farkina varmis degilim. Göstergelerden bahsediliyor
> > orda.
>
> Gec farkina varmis oldugun husus, bende " belirli bir düzeyin üzerinde
> olan bir ruha" sahip oldugumu saptamandir. Göstergeler, görenler,
> okuyanlar icin tüm yazilarimda mevcuttur, istisnasiz
;-)
Valla öyle güldüm ki...
Sen beni güldürdün, Allah da seni güldürsün;-)
Basüstüne efendi aga!
Bir dahaki sefere öyle yapariz artik.
Ama simdiden bir deneyelim, hani elimiz alissin mesela;
Haklisin sayin akefale lemar!
Nasil, iyi oldu mu bu cevap. Yeterince tatmin edici oldu mu?
.....
> >>> Bu dizelerin bir ask siiri oldugunu tespit etmek dahi, -hatta bütün
> >>> siirlerin aslinda birer ask siiri oldugunu kavrayabilmek- belirli
> >>> bir düzeyin üzerinde olan ruha isaret olsa gerektir.
> >>
> >> Gec farkina vardin.:-( Henüz tatmin degilim, ama belki yakin zamanda
> >
> > Ben hic bir seyin farkina varmis degilim. Göstergelerden bahsediliyor
> > orda.
>
> Gec farkina varmis oldugun husus, bende " belirli bir düzeyin üzerinde
> olan bir ruha" sahip oldugumu saptamandir. Göstergeler, görenler,
> okuyanlar icin tüm yazilarimda mevcuttur, istisnasiz
Bilaistisna ve bilakis!
Haklisiniz sayin akefale lemar!
> > Ceviri, özellikle siir cevirisi, zaten özünde anlama ihanettir. Bu
> > ihaneti mümkün oldugunca düsük bir düzeyde tutabilmek, zaten ayri bir
> > maharet gerektirir.
>
> Buna ayri cevap verdim, basligini "Kuran cevirisi: öze ihanet mi?"
> yaptim.
Haklisiniz sayin akefale lemar!
Lakin, orada da bir kac satir ekleyiverdik cevabinizin altina.
> > Fakat sen yazdiklarini gönderebilecek düzeye geldigini düsüncügün
> > vakit, göndermekten cekinme. Nitekim altinin kiymetini sarrafi bilir
> > denilmistir. Belki biz bilemesek bile, bilen birileri cikar. Kimbilir?
>
> Carpitma ustasi seni! Ben sadece bir ask siirimden bahsettim, Almanca
> yazdigim bir siirden ve Türkce cevirisinden memnun olursam gönderecegimi
> belirttim, düzey senin kuruntun, bana yükleme derdini, zaafini. Sana
Haklisiniz sayin akefale lemar!
Ancak, dikkat buyrulursa, orada kibarca (ve siire ve sairlere olan saygi ve
sevdigimizden dolayi) zati hakaretpenahilerinizi cesaretlendirmek icin,
yazdiklarinizin sizce gönderilebilecek düzeye geldigini düsündügünüz zaman
göndermeniz seklinde mechul bir zamana gönderme yapiliyor.
Benim veya bir baskasinin sizin siirinizin düzeyi ile ilgili bir yorumu yok.
Ayrica kimin ne haddine.
Ki, zaten ortada herhangi bir sekilde düzeyi belirlenecek bir sey de yok.
Kisacasi, var ise eger bir "düzey", bunu belirleyecek olan zati
sefaletmeaplaridir!
Simdi anladin mi "düzey" kimin kuruntusu imis!
Pek sanmiyorum ya!
Bilmem neyi nasil anlatamadigimi anlatabiliyor muyum?
> > vakit
> adalet yerine gelsin diye bir firsat verecegim, gerisi bos, önemli olan
> benim begenmem: tek ölcüt ben!
;-)
Iste yukarda söylenen de buydu!
Tuzlu kurabiye kilikli!
Velakin, haklisiniz sayin akefale lemar!
> >> Ruhunu azicik dogru, yani yanlis kavramamak icin de, hicbir kelimenin
> >> tam zit anlamiyla anlasilmasinin önlenmis olmasi gerekir, ben ise
> >> bazi kelimelere uzun süre takildim, context'e bakip, ne anlama gelir
> >> diye hayal yetimi zorladim. Önerimin gerekcesi bu. Türkcesi nedir
> >> "context"in?
> >
> > Bu kadar zorlaniyorsan, cekinme söyle.
> > bazi cok yabanci gibi gelen sözcüklerin anlamlarini ekleriz gerekirse.
>
> Yazdigim gibi, bulurum, edinirim arzuladigimi. Sorupta senin
> koltuklarinin kabarmasina yardim mi edeyim yani. Diger okurlar icin
> yazmistim öneriyi.
Su yukarida satirlar, yazarinin ne kadar haset ve kiskanc oldugunu
göstermekten baska hic bir seye delalet etmiyor. Merd-i kipti $ecaat
arzederken sirkatin söyler denilmistir netekim;-)
Fakat, yine de haklisiniz, sayin akefale lemar!
Oysa, bu meydanda adam gibi soran adam gibi cevabini alir. Herhangi birinin
herhangi bir sorusunu cevaplayanin koltuklarinin kabardigi vaki degildir,
zaten böyleleri de, mesela senin gibi, tiynetlerini en kisa zamanda teshir
ederler, extra te$hise gerek yok!
> > Benim demek istedigim baska.
> > Ve asagida zaten belli olmus.
> > Önemli olan kelime anlamlari degil her zaman, ardindaki cagrisimsal
> > yük. Sen bir "servi'yi bilmezken, ben sana servi'nin bir agac türü
> > oldugunu söylesem, bu siirdeki anlam yükünü zaten üstlenemeyecek.
>
> Bu aciklama yetersiz olurdu, ama: servi, selvi diye de taninan vs....
> bir agactir aciklamasi yeterlidir, yoksa herhangi bir devirde cok
> kullanilan metafer oldugunu belirtmek gerekmez. Bilmem, anlatabildim mi.
O siirde o mazmunu bilmezsen, iste servi'yi görüp, sevileni gözden
kacirabilirsin. Servi'nin o siirdeki anlami agac degil, sevgili!
Bilmem neyi nasil anlayamadigini anlayabiliyor musun?
> > Kelime anlamlarini ögrenirken, mazmunlari da ögrenmek zorunda
> > kalacaksin, bütün cagrisim alanlarini... Hatta, kullanildigi
> > tarihsel/kültürel geri plani göz önünde tutmak zorunda kalacaksin.
>
> Bilimsel, derine inen bir inceleme, arastirma icin yazdiklarin dogru, bu
> da benim yöntemim, merak ettigim konulara uygularim hep. Sorun nerede?
Bilmem?
Sahi sorun nerede?
Kac zamandir neleri neden yazdigini sahiden bilmiyor musun sen yahu?
Yaw, ben sarhos sarhos yazdigim zaman bile böyle sacmalamiyorum. Hayret
yani.
En iyisi ben gidip iki tek atip geliim;-)
.........
> >> Sen bu mehtapli gecede bir selvi boylu ol
> >> Izin ver de, sürünerek (dal gibi) sana (yanina) geleyim.
> >
> > Buradaki "dal" agac dali degil.
>
> Sevilen de sisko, cirkin bir kadin degil, degil mi. Yapma, ercep, yeter
> be. Dal gibi demek dal demek degildir, özenle, itinali okusan. Ince,
> gerdani uzun, siyah sacli vs. bir Leyla, bir Sirin betimlenen.
Hayir.
Burada "dal" bir mazmun degil. Sözcük anlami da, "dal" degil.
Burada bir e$seslilik (homonym) durumu sözkonusu.
Bu siirde yani,
"Izn ver men de dalinca sürünüp saye gelim."
dizesindeki "dal" agac dali anlaminda degil, sirt, arka, arka taraf
anlamindadir. "Dalinca sürünmek" de, ardindan, arkasindan sürünmek
anlamindadir, agac dali gibi sürünmek degil!
>
> > Yani "men de dalinca sürünüp saye gelim" öbegindeki "dal" sözcügü,
> > agac dali anlaminda degil, benim ilk verdigim örnekte oldugu gibi,
> > ardinca, senin ardindan, pesinden geleyim anlamlarindan da
> > anlasilabilecegi gibi, art, arka anlamindadir.
>
> Yanina demek, yüzyüze oturmak, konusmak degildir, ardindan sürünmektir.
> Dalincayi önce dalmak, kaybedilen bir degerin ardindan dalmak gibi
> okudugumdan, dalin da rüzgarin etkisiyle agaca yaklasmasini tasavvur
> eyliyerek ayrac icinde yazdim elestirdigin ayrintiyi.
Bak simdi:
Elimizde homonym, yani essesli bir dilsel birim var.
dal: 1. agac dali
dal-: 2. dalmak
dal: 3 art, arka, arka taraf, sirt vs.
Senin bunlardan bildigin ilk ikisi.
Ben ise, bu siirde gecen "dal" sözcügünün bu ikisi de olmayip, baska
anlamdaki bir "dal" sözcügü oldugunu söylüyorum.
Hala anlamadiysan, daha nasil anlatabilirim?
Bu dedigimi Osmanlica sözlüklerde bulamazsin, ancak Azeri Türkcesinde
rastlayabilirsin. Ama simdilik elimde olan su kaynak ile idare et.
Kaynak: Ahundov, Ehliman, Azerbaycan Halk Yazini Örnekleri, -nah böyle
kerpic gadden bi kitap-, Türk Dil Kurumu Yayinlari, Ankara, 1978; Derleyip
düzenleyen: Ehliman Ahundov; Türk Cevriyazisina aktaran -yani Kiril
yazisindan-, "Giris" ve "Sözlük" bölümlerini yazan: Semih Tezcan; Türk Dil
Kurumu Yayinlari, Ankara, 1978)
Hele sükür!
> > "...sar beni" degil, "...sür beni" olacak.
>
> Ben de öyle hatirliyordum, ama tanidigim bir versiyonda gecen "sar"
> kalmis aklimda.
Olur o kadar, sorun degil.
Büyütmeye gerek yok.
> > -Sakin simdi kim bu Sabahattin Ali deme, kendini madara edersin-
>
> Senin hala anlamadigin, anlamamakta israr ettigin su: kendini bir "bok"
> saniyorsun, ona, buna ders vermeye yelteniyorsun. Senin kadar tanimasam
> da, taniyorum Sabahattin Ali'yi, onu Nazim'dan üstün bilirim. Aslinda bu
Kendi tavrindir. Olabilir.
Fakat Sabahattin Ali kendisini Nazim'dan üstün görmezdi.
Edebi gelisimi de zaten baska yollari takip etmistir.
> küstah tavrindan dolayi yüzüne tükürmem icab ederdi de, terbiyem müsade
Istersen essegin kasaturasina tükür! Yani terbiyen müsaade ettigi kadar?
Kime ne?
Zaten herkesin "terbiye" düzeyi üstteki cilaya rastgeliveren ufak bir
darbeden sonra ayan beyan ortaya cikmaz mi?
> etmiyor: Bulgaristan sinirinda katledildi, kacarken vuruldu dendi. Daha
> fazla bilgi arzulaniyorsa, kitaplari devirip, aktarayim mi simdi? Cogu
> kisilerin burada yaptigi gibi? Ben % 99 hafizadan yaziyorum. Kimseye
> bilgimi kanitlamak zorunda degilim.
Kimse bilgisini kanitlamak zorunda degildir.
Bilen bilgisini niye kanitlamaya kalkissin ki?
Su yukardaki "ansiklopedik" bilgiler de zaten hemen "hafiza"dan yazdigini
gösteriyor. Kitaplari devirdigin ise bastan belli zaten.
Fakat, nedense zat-i merhametpenahilerine bir dokunulunca binbir ah
isitiliyor.
Acep nedir?
Nedir bu kendini kanitlama ihtiyaci?
Bilen birisi var midir, sürekli kendini kanitlama ihtiyaci neye delalet
olabilir.
Eldemir
"Agir agir cikacaksin bu merdivenlerden
Eteklerinde gune$ rengi bir yigin yaprak
Ve bir zaman bakacaksin semaya aglayarak
Sular sarardi yuzun perde perde solmakta
Kizil havalari seyret ki ak$am olmakta"
> > Yani bu dizede, seven (sair), sevdiginin ardindan gidip, onun
> > gölgesine siginmaya niyetli oldugunu, gölgesinde kalmaya razi
> > oldugunu belirtmektedir, dal gibi ardinda sürünme degil.
>
> Sürünmek, gölgesinde kalmak degil midir? Ta ki gölge veren tekmeyi
> sallayincaya kadar! Ben sürünmek kelimesini aynen aliyorum.
Tamam, sürünmek dogru, fakat sürünmek gölgesinde kalmak degil. Gölge,
siirdeki "saye"!
Simdi istedigin kadar kim kime gölge vermis diye tekme salla, tepin dur!
> > -Haa, sadece Fatih degil, digerleri de kullanmistir, ama en azindan
> > Fatih isminin sende apayri bir yeri olabilecegi öngörüsü ile bu örnek
> > getirilmistir-
>
> Adim Fatih degil. Neden yazdin ki!
>
> > "...sar beni" degil, "...sür beni" olacak.
>
> Ayri cevap yazildi.
Bakariz.
>
> >> benziyor degil mi. Yahu biz asik olunca neden aciyi seviyoruz,
> >> anlamiyorum, mazosist miyiz ulusca? Neden böyle ucuk, sevenin kendini
> >> asagilayici, kücültücü, kurbanlik tasvirlerle yazdiklarini merak
> >
> > Burasi anlamadan sorgulamaya ve hatta yorumlamaya kalkismak gibi bir
> > tavir olmus. Altan sürekasi da hep yapar bunu. Doguyu batiya
> > pazarlayanlar ise bunun ustasi olmuslardir. Güya elestirel bakilacak
> > ya. Oysa önce anlayip icsellestirmek gerekir sorgulayabilmek ve hatta
> > gerekirse yorum yapabilmek icin.
>
> Önce, Altan sülalesinden yazar takimindan hic birini begenmedigimi
> belirtirim, ben benim, onlar da her kim iseler, anladin mi?
> Tabii ki bir yorum, hatta bir sorgulama. Neden olmasin ki? Unutma: " ben
> de bir insan ogluyum, birak beni düsüneyim" vs., sen kimsin ki, beni
> denetlemeye yelteniyorsun, karaliyorsun. Nerede karsi önerilerin, nerede
> benim yaklasimim yanlis, hatali, tehlikeli vs. oldugunun aciklamalari?
Neuzü billah!
Tövbe estagfurullah!
En üstte kendi yazdiklarima bakiyorum, sonra altinda senin yigdigin
herzelere bakiyorum...
simdi Neuzübillah denmez de ne denir?
> Bir örnekle yetinerek aklima geleni yazdim, yani senin baska baglamda ki
> önerine uydum. Tuhafsin vesselam.
Fesuphanallah!
> Hem ben siiri degil, belirli bir davranisi sorguladim, yorumladim,
> verdigin siirden yola cikarak. Tüm mesele bundan ibaret.
> >
> >> ediyorum. Sevmek, asik olmak sadece aci cekmek degil, aslinda
> >> sevinmektir kesintisiz, mutlulugu solumaktir, yasayarak göstermektir,
> >
> > Ya olmuyorsa?
>
> Ne olmuyorsa? Anliyorum dilinin altindaki baklayi, lakin sen yazmaliydin
> ki cevapliyayim, sonra dedirtmem sana: Nereden bildin ne demek
> istedigimi?
> Dolayli cevap söyle: ben sevgiyi: sevmek eylemini tanimladim, tarif
> ettim, seviliye kavusmak, karsilikli ya da karsiliksiz ask dan
> bahsetmedim.
Asik Veysel atama sormuslar, ask, nedir, sevda nedir diye.
Cevap aynen söyle: "Seveñ, kavusamañ, iste ask olur"
Aslinda, o kadar herzenin en kisa ve anlamli cevabi bu.
Seversin, kavusamazsin, ask olur.
Seversin kavusursun, bu ask olmaz, mesk olur, üc gün sonra da iste basina
dert olur;-)
-Gerci burasi biraz ironik oldu ama, simdi burda hem derin derin
düsünülecek, hem de en derinler dahi anlasilmis gibi mahmur bir sekilde
siritilacak demesek, bu lale buraya da bir ceten saman döker-
> > Ya sevilen elde edilemiyorsa?
> > Mutlu a$k var midir?
>
> Bence, evet: mutlak ask vardir, ama bir avuc insanlar icin.
Mutlu ask?
Mutlak ask?
?
(simdi burada bazilarinin gözlerine, tek soru isareti az gibi, yetersiz gibi
gelebilir.
Keske soruyu daha kuvvetlendirmek icin üc bes soru isaretini art arda mi
yazsaydik, yoksa dala dala mi düzseydik? -dal: arka. Örnek cümle "Sira ile
dal dala düzülürler"- Kaynak: Azerbaycan Halk Yazini Örnekleri, s.119;
Derleyip düzenleyen: Ehliman Ahundov; Türk Cevriyazisina aktaran -yani Kiril
yazisindan-, "Giris" ve "Sözlük" bölümlerini yazan: Semih Tezcan; Türk Dil
Kurumu Yayinlari, Ankara, 1978)
> >> ümid vererek dolayli olarak barisi saglamaktir. Acinin ardindan, ya
> >> da beraberinde ise kin, intikam, eziklik, kisa bir yasam var. Bunlar
> >> olumsuz etkileri, neden övülüyor o zaman?
> >
> > Bunlar övülmüyor, karsiliksiz sevgi, en saf anlamiyla sevgi
>
> Övülenden kastim, karsiliksiz sevginin ve acisinin siir konusu olmasi ve
> duygularin olumsuzluguna ragmen ragbet, anlayis görmesi. Kusur benim bu
> sefer, eksik yazmisim.
>
> > Neden? Yazsaydin hic cekinmeden?
>
> Cekinmek degil, ilkelerimden biri yazmamamim nedeni.
>
> > Simdi neden gec, neden gecikmis gibi sorularina girip sana ego
> > sivazlamasi yapacak degilim.
>
> Bende senden bunu bekliyordum, tasdikini.
> >
> > Hic degilsin, cünkü bir insansin.
>
> Doch, doch, ich kann dich so behandeln, als seiest du Luft. Verstanden
> jetzt?
Evet, anladim.
Fakat, sen bana hava civa muamelesi yapacak olsan bile bu beni kasmaz. Hem
neden ilgilendirsin ki?
Benim hava civa oldugumu düsünen birisinin benim yazilarima cevap yazmasi,
kendi icinde bir celiski olusturmaz miydi?
Ben hava civa olabilirim, fakat o zaman benim hava civa oldugumu düsünen
birinin benden aferin beklemesi de sacma olurdu degil mi;-)
Yani ne yaparsan yap, du kannst mich nicht so behandeln, als sei ich Luft!
"Schmeiss uns kein Luft Necati!" :-)
-alaman gavurcasi bilmeyenler icin söyleyelim, Türkce "hava atma" deyiminin
dogrudan cevirisi, yani alaman gavurcasinda anlamsiz ve sacma bir cümle. Bir
zamanlar, es dost arasinda cok modaydi, Türkce deyimleri alamancaya cevirip
söylemek-
> > "Hic"ligin diger cagrisim alanlariyla ilgisi olan anlamini ise, zaten
> > asagida aciklamisim.
> > Iyi oku!
>
> Dito! non scholae sed vitae dissimus ya da öyle birsey.;-)
> >
> > Anlasilan senin fena sekilde "ego sivazlamasina" ihtiyacin var.
> > Sen burada neyin kanitini istiyorsun?
>
> Verdin bile!;-)
>
> > yoktur, yazmam. Tövbe tövbe!
>
> Ne tövbesi be! Müslüman degilim diyorsun, bari tutarli ol, kendine baska
> sözcükler türet esanlamli.
> >
> >> Sen "fena"dan bahsediyorsun, gercek muhabbetten. Yani gercek, tek
> >
> > Aferin!
>
> Senden "aferin" kim istedi? Sen kimsin ki bana iltifati layik
> görüyorsun? Bu yaptigina ben bir insana bir hic mis gibi davranmak
> derim, anladin mi?
Keske o mertebelere erisebilsen, erismek surda dursun, erismeye niyetlenip
de o yola cikabilsen!
Fakat senin nefsin cok kuvvetli.
Hic yaninda yörendeki haci hoca arkadaslarin, ev veya mahalle imamlarin sana
bundan bahsetti mi;-)
>
> > Kimi "fena" der, kimi "nirvana", kimi de "hic"
> > -mesela Neyzen atam "hic" derdi-
>
> Kimi de "satori" der, kimi de Alamut, kimi de Otto Mühl gibi erginlik
> cagina gelmis kiz cocuklarinin bekaretini alir, buna özgürlük der - bana
Hic, fena, nirvana kavramlariyla, alamut veya kizlarin bekaretini alma
iliskisini nasil kurdun anlamadim.
> ne! Bilginimi teyit ettirmek istedin de yapmadik yani!;-) Neyzen ictigi
> zaman hicligini yasardi - ic ya da hic!
Bizim hic kimseye hic bir seyi teyit ettirmeye ihtiyacimiz yok. Yigidin mali
meydanda gerek denilmistir. Varimiz yogumuz meydandadir iste.
Hem Neyzen icse de "hic" idi, icmese de "hic" idi. Cünkü o varlik ve
yoklugun ötesine gecmisti coktan.
Allah ile hasbihalinde;
"Ar$-i alana körkütük sarhos gelirim"
Hz. Muhammed ile halbihalinde,
"Kalin geldi müslümanlik fakire ya Resulullah"
veya
"Ehl-i iman dinimi **kti benim"
diyen bir adam, artik "hic" mertebesine ulasmamis midir?
> >> askdan, tek sevgiliden ki avam kavramaz böyle incelikleri. Mansur
> >
> > Avam niye kavramasin ki?
>
> Sen havasdan biri bile kavramadin dilimin altindaki baklayi, avam
> kesinlikle
1. Ben havas muvas degilim. Seckinci hic degilim. Haktan aldigini halka
verir dervisler gibiyim belki bir bakima, ama kesinlikle havass kesimden
degilim, avamdanim.
2. Zaten avam sunu anlamaz, bunu anlamaz, deyip, lafi eninde sonunda
Kuran'in cevirisine getirirsiniz.
Oysa, anlatan anlatacagini iyi anlatirsa, avam degil anlamak, ötesine bile
gecer.
Kimdir avam, kimdir havas?
Hz. Muhammed avamdan degil miydi?
Mekke'nin seckinlerine karsi avamdan biri olarak mücadele vermedi mi?
Mesela yani, en basit örnek.
Havastan Mevlana Konya'da saray bahcelerinde kimsenin anlamadigi baska bir
dilde ve evrende yasarken, Yunus Emre atam, Anadolu'yu köy köy geziyordu.
"Bir garip ölmüs diyeler
Üc günden sonra duyalar
Soguk su ile yuyalar
Söyle garip bencileyin"
Kimdir avam?
Hep soguk su ile yunasi garipler degil mi?
Avam'in anlamasi önündeki engeller kaldirilirsa, avam öyle bir anliyor ki
herseyi aklin durur.
Zaten duruyor da, iste o yüzden Kuran cevrilmez, Ezan cevrilmez deyip
duruyorsunuz. Oysa, eline Arapca Kuran'i ancak abdest aldiktan sonra alan,
abdest almadan, ata yadigari Kuran'i o duvardan alip da su duvara koyamayan
insanlar, Ilk korkularini atlatip da, Kuran'i Türkcesinden okumaya
basladiktan sonra, yine belli bir süre, okumadan önce abdest falan alsalar
bile, kisa bir süre abdesti falan birakiyorlar, abdest almadan da
okunabilecegini anliyorlar.
Asil korkulan da bu zaten.
>
> > Bak sen bile bazi seyleri kavrayabiliyorsun.
> > Her nekadar bazi sözlerin ardindaki anlamsal yükleri kavrayabilmekte
> > bir miktar zorlansan bile, en azindan gayret gösteriyorsun!
> >
> >> olmaktansa, Cüneyd olmayi yeglerim.
> >
> > Herkes Mansur olamaz zaten.
>
> Olur da, neden olsunlar? Yani ölümü göze alsinlar?
Degil mi yani?
Hem Mansur da kafirdi degil mi;-)
> >> Herkese hak ettigini teslim ederim, mayamda var, imanimda var,
> >> hamdolsun Allah'a ki beni böyle yaratmis.
> >
> > Köktengrim uludur, Köktengrim yarligayicidir.
>
> Neden gerek gördün tekrar aciklamaya?
Sen Allah'a inancini neden öne cikarmaya gerek duyduysan belki de ondan!
Belki de, evrenlerin yaraticisi olan Köktengri'min senin seni kul olarak
yaratan Allahinla arasindaki farki vurgulamak icin.
> >
> > Eldemir
> > "Dünyada tükenmez murat var imis / Ne alani gördüm ne murat gördüm...
> > " -Asik Veysel-
>
> "Benim sadik yarim kara toprakdir." Gecmis yüzyilin en önemli halk
> ozani.
Devri Cumhuriyet asri yirmi
Uyan bu gafletten uyuma yurttas
Dunya ayaklanmis aya gidiyor
Uyan bu gafletten uyuma yurttas
-Asik Veysel atam-
Evet Choronik.
Okumayi söktügüm 5-6 yaslarindan itibaren ögretmenlige de baslamisimdir.
Ilk ögrencim anamdi.
Bizim okula gidip "adam" olmamizi isterdi hep, fakat, mesela abilerimin
ödevlerini yapip yapmadigini kontrol edemezdi. Defter kitap, onun icin
kutsal ve ulasilmaz seylerdi. Ayni dönemlerde benim icin de öyleydi;-)
Fakat ben okula baslayip da, okuma yazmayi söker sökmez, ilk ögrencim ve ilk
ders calisma arkadasim olarak anami buldum yanimda. Hic okul görmemis
olmasina ragmen, Pek cok Türk yazarini okumus, her gün gazete okuyan bir
hatundur. Ayiptir söylemesi, benim ilk ögrencimdir. Ondan sonra da zaten hep
devam etti. Kücük kardeslerim, mahalleden cocuklar, konu komsu.
Bizim zamanimizda öyle özel dersaneler, özel hocalar falan yoktu. Biz hep
birbirimizi yetistirdik. Bize felanca derste yardim eden iki üc sinif yüksek
birine olan borcumuzu kendimizden asagi sinifta olan bir baskalarina yardim
ederk öderdik.
Bu bakimdan evet, hem ögrenciydik, hem de ögretmen.
Sorunun, öbür boyutuna gelince, evet resmen ögretmenlik de yaptik, lakin,
MEB bünyesinde degil. Belirli bir sekilde bir yerlerde kadrolu olarak degil.
Daha cok belirli dönemlerde ve yüksek okul düzeyinde. Hani konuk ögretim
görevlisi, konuk okutman felan;-)
Arada dönerimizi de kestik, lakin bu ayri hikayedir.
> Emekli bir okul muduru ile konusurken kendine iyi ogretmenlerin egitim
> sayesinde mi yetistirildiklerini yoksa dogustan mi ogrenmenlik
kabiliyetleri
> oldugunu sormustum. Bena verdigi cevap soyle olmustu= Ogretmenlik
kabiliyeti
> birilerinde ya var ya da yok. Bu hususta dogal kabiliyeti olmayanlari ne
> kadar egitsen bo$.
Hakliymis.
Yakin veya uzak cevremdeki kimi ögretmenleri görüyorum da, icim
parcalaniyor. Hatta, geriye gidip, kendi ögrenim sürecimdeki ögretmenlere
söyle bir bakiyorum da...
Bir ögretmen, ögretmesi gereken bir konuyu iyi ögretememesinin
intikamini -kendi yetersizligiyle yüzlesmekten korktugu icin- kötü not
vererek aliyorsa, o iyi ögretmen degildir. Ögretmenin görevi ögretmektir.
Ögrenci ögrenmiyorsa, ögrenemiyorsa, bu ögrencinin yetersizliginden degil,
ögretmenin yetersizliginden kaynaklaniyordur büyük bir olasilikla.
>
> Nitekim iyi bir ogretmen sadece ogretmez. Ogrencisini dusunmege tesvik
eder.
> Ogrencinin ise bagimsiz olarak dusunmegi ogretmeyen ogretmen, ogretmen
> sayilmaz. Kendi baslarina dusunmegi ogrenmeyenler de egitilmis sayilmaz.
Iste burada tam da altina imza atilacak bir paragraf düsmüssün. Takdirlerimi
sunarim.
Buraya imza atmayalim da nereye atalim dostlar -ve de düsmanlar-
Imzamiz atilmistir.
Eldemir
"Hepsi gider, bu kubbede kalacak
Asik sesi, sair sesi, er sesi
Bizi bundan sonra cekip alacak
Tanri sesi, sanat sesi, yar sesi" -Ankarali Asik Ömer nam Behcet Kemal
Caglar-
O neden ola ki sefil tatarcik?
> > Emekli bir okul muduru ile konusurken kendine iyi ogretmenlerin egitim
> > sayesinde mi yetistirildiklerini yoksa dogustan mi ogrenmenlik
> > kabiliyetleri oldugunu sormustum. Bena verdigi cevap soyle olmustu=
> > Ogretmenlik kabiliyeti birilerinde ya var ya da yok. Bu hususta dogal
> > kabiliyeti olmayanlari ne kadar egitsen bo$.
>
> Bu görüs gerici, örümcek kafalilara uygun; öyle olsa, milyarlarca
> cocuklar icin ögretmen bulamazdin. Önemli olan istek, azim ve sabir.
Hic degilse bir kismina ögretmen bulunuyor olmasi bile aslinda mucize!
Istek, azim ve sabir -yani ögretmeye "istek", ögretebilme kapasitesinin
eksik kaldigi yerde "azim" ile zorlamak, ve sabir ile sopalayip, ögrencideki
ögrenme hevesini kirmak-
Iste bu, bir vakitler gittigimiz Kuran kurslarindan kalan anilar.
> Insanlarla iliski kurmaya hevesli, merak dolu, arayici, arastirici
> insanlardan en iyi ögretmenler cikar, bilgisini asiri övünerek,
Aferin. En azindan ilk bölümü dogru cikarsamissin da, sonunda yine bir ceten
herzeyi boca etmissin ortalik yere.
> kasinarak sunanlardan iyi ögretmen olmaz, Türkiye gibi ülkeler haric,
Iste oralarda, maalesef, MEB coktan hacilar tarafindan fethedilmis durumda.
Bu konuya baska ilmeklerde de degindik. Daha sahsi kuran kursu
deneyimlerimizden de aslinda pek bahsetmis sayilmayiz.
Öyle degil mi kefalcik kelle!
> cünkü orada egitim köpek saygisina: korkuya, koseyi dönmeye: ezbere
> dayanir, ögrenciye yardim ederek, yeteneklerine uygun gelismesine olanak
> saglamaksa bu tür insanlara agir gelir.
Sen neyi nerde ve ne icin elestiriyorsun?
Hatirlarsan, hala "Izn vér toy gécesi men de sene saye gelim" ilmegi
altindayiz.
Bu baslik altinda, birisi, bir baskasina, bu sahsiyetin hala birilerine bir
seyler ögretmeye calismasindan dolayi takdirlerini sunmus. Söz konusu olan
ne Türkiye, ne de MEB.
Ki MEB ve Türkiye'de ögretmen diplomasi verilip de piyasaya salinanlar
hakkinda burada zamaninda yeterinden fazla yazdik.
Sahi, sen neyi neden elestiriyorsun.
Kisaca aynanin karsisina gecip de, hasetlikten yapiyorum bunlari,
dayanamiyorum baskalarinin övülmesine, oysa asil övülmesi gereken, akefale
lamer olarak benim, benim hakkimi yiyorlar desene be sefil mahluk!
Insallah, bu mesaj, egosal oksamalara muhtac olan bazi sahsiyetlere, o
oksamalarin tarafimizca yerine getirilmesinin mümkün olmadigini yeterli
kesinlikte aciklamis, ve de bu hususta inatla aranmaya devam edilecekse,
buradan baska her yerde, bilhassa bizden uzak olmak kaydiyla her yerde, ve
baska merci ve makamlarda aranabilecegine iliskin yeterli kesinlikte bir
cevap olusturmustur!
Eldemir
"Bilmem sarho$ mudur uykudan kalkmis
Taramis zülfünü gerdana dökmüs..."
-Temesvarli Gazi Asik Hasan atam;17.yy. sonu, Serhat boylarinda bir
asker/asik-
Bugun yazdiklarin ise beni epey içlendirdi.
Ben de ilk okul 4 ve 5.inci siniflarini kucuk bir koy okulunda gecirdim.
5.inci ve 6.inci siniflarlar ayni ders odasini kullanirlardi. Ogretmen
6.inci siniflara ders verirken, 5.inci siniflara "5.inci sinif, simdi siz
dersinizi calisiniz" derdi. Bu durumlarda bana ise daima derslerinde pek
basarili olmayan ogrencilerden birilerine dersi anlamakta yardimci olmami
soylerdi. Benim de ilk ogretmentlik tecrubem boyle oldu.
--
choro-nik
*******
"Eldemir" <Eld...@bayindir.oba> wrote in message
news:3e31c9b1$0$3778$45be...@newscene.com...
Kim neyi neden kavramamis.
Ucuz sifirci hoca bozuntusu seni!
Ögretmenligi otur, sifir seklinde mi algiliyordun sen?
Hani bir kac satir önce Coronik ustaya ettigin laflar, seni gidi peygamber
devesi seni.
-Yusufcuk da, tatarcik da, peygamber devesi de biyolojide böcekler olarak
tasnif edilir, bu sinif altinda incelenir, bu bakimdan burda hakaretamiz
ifadeler oldugunu iddia edebilecekler, ilk önce kendi düzeylerini tartismaya
acmis olurlar-
Sen degilmiydin, ögretmenlik mevzuunda cart curt eden sahsiyetsiz.
Oysa, Coronik ögretmenlik konusunda cok güzel bir yazi yazmisti.
Okuyup anlamaya calisacagina, hasetlik ettin, ve kaybettin.
Iste bu kadar.
Simdi Esas'in yazdiklarini kavrayabilmis oldugun dahi kuskulu iken,
kavrayabilecek düzeyde olup olmadigin dahi kuskulu iken, elstirmeye
kalkisman, ancak ve ancak cahil cesareti olarak görülebilir.
Sayet cahil cesareti degilse, daha agir, cünkü aksi takdirde, haset kavrami
girecektir isin icine.
Oysa, senin gibi bir müselmana, bir baskasina haset etmek yakisir mi?
Netekim söyle de denilmistir:
"Kiskanma ne olur, calis, senin de olur" ;-)
> degil?" benim dünya görüsüm degil, bazi kisiler ile örgütlerin
> agizlarindaki lakirdidir. Siirde bu tehlike mevcutsa, ne kadar büyük,
Siirde önemli olan duygulardir, cagrisim alanlaridir.
Velakin sunun da buraya eklenmesini talep etmekteyim.
Bir siir bir siirdir.
Bir siirin bir dilden bir baska dile tamamen ve aynen cevrilmesi mümkün
olmadigi gibi, ayni siirin, ayni sahisa ayni sekilde okunmasi/okutulmasi da
mümkün degildir.
Burada ucuz marul bulmus uzun kulakli bir takim varliklar gibi omuzumun
semeri diye inat eden bir sahisa da, kendi teklifi üzre, kendi siirinin
degeri ve de düzeyi de hic bahsolunmadan, kendi teklifi üzre cesaretlendimek
amaciyla göndermesi teklif olunmus, velakin düzey-müzey gibi alakasiz bir
takim ipe un sermeler cevap olarak gelmistir. Kendisi de, her siirin,
degisik zaman ve mekanlar icinde, üstelik hic baska dillere cevrilmeden bile
baska baska anlamlara gelebilecegini biliyorsa, ve bu yüzden söz konusu
olabilecek "düzeye" güvenemiyorsa, bir baska metine güvenemeyecegi, her
halükarda acik olmak gerektir.
Kisacasi, akefal isimli sahis, Kuran'a, cevirilerine, meallerine, hatta
dipnotlu aciklamalarina güvenememektedir!
Güvenmek, bilindigi üzre süphe etmeyi dislar. Sayet süphe ediliyorsa,
nedendir bu iman/inanc görüntüsü.
Güvenmek ve inanmak zor kavramlardir.
Ne denilmistir.
Seftali cekirdegine inan, kendi gücüne güven.
Türk! Ögün, calis, güven!
Buradan kasit, bosbosa ögünmek degildir: Seftali cekirdeginde oldugu gibi,
hic yarilmaz sanilabilecek bir kabugu yirtabilecek potansiyel güce sahip
olmakla ögün, onu, yani o kirilmaz kabugu yarmak icin, yirtmak icin calis,
ve en sonunda da bittabi, hakli olarak kendine güven!
> genis kapsamli sence bu tehlike diger kitap icin? Sorunun özü senin
> anliyacagin ifadeyle böyle. Kac meal okudugumu, evimde bulundurdugumu
> bilmek istersin diye yaziyorum: 5 tane, tefsirleri saymazsam. Sende mi
Bundan kime ne?
Istersen 28 tane meal, 56 tane tefsir bulundur.
Hic bir sey kavramadiktan sonra.
> Yusufcuk olmakta kararlisin? Vesselam. Bana bilmiyormus gibi yukardan
> asagi muamele yapanlara hos degil, hor bakarim, bakiyorum; biline. Son 3
Ayiptir yüzüne yüzüne söylemesi, bu olsa olsa senin kendi merkepligindir.
Kendisine yukardan asagi bakilmasina karsi mücadele edecek adam, kendisinin
ölcüsünü alir, karsisindakinin ölcüsünü alir, ondan sonra ise girisir,
bazilari da, apartmanlarin bilmem kacinci katina cikip da oradan asagi
bagirinca kendilerini yükselmis sanir.
Oysa, oralardan düsmek, netekim merkepten düsmeye de benzemez.
> yilda sct'de yazanlardan dinbilgisi bana üstün olan tek kisi tasavvur
> edebiliyorum ki o sen degilsin kesinlikle, bunu da kulagina küpe yap.
Sayet "dinbilgisi" derken, yalnizca islami ve uygulayimlarini kastediyorsan,
benim bildigim kadariyla, Esas'in da pek bir tarafini irgalamiyor bu mevzu!
Acikca ifade edelim, bizim de!
Ama diger dinleri de isin icine katip da, gercek "dinbilgisi"nden bahsediyor
olursan, bu meydanda merdaneler vardir ki... diye ufak bir uyarida bulunmak
da boynumuzun borcu olur.
Haa, sen dinbilgisi sözünden yalnizca islami anliyorsan, bu da senin ufkunu
gösteren bir baska basit gösterge olur- Lakin o da ayri bir hikaye basligi
olur;-)
> Hatta ipucu da:ezan verdim ki baglantiyi kendi kursun okuyan diye;
Vermissin, görüldü, baglanti kuruldu, lakin hala mealin nerde oldugu
anlasilamadi;-)
> Türkce ezanin icine bilmem ne edeyim.
Zannimizca, zaten bir takim seylerin icine, disina ve hatta tepesine
etmissin/etmektesin. Nitekim, bu da bir meslektir ve de icabi halinde, hic
bir meslegin kötüsü olmaz denilmistir. Sayet meslegin bu ise devam et. Yolun
mutlaka bir gün ahlak zabitasi ile kesisir. Fakat yanina sürekli bir falcata
ve ufak bir kezzap sisesi almayi unutma.
> Meali, Kuran'in asli diye halka
> yutturanlara da. En cok ta ayracsiz cevirdim diye kasinan mebusa ve
> benzerlerine. Meal, kisaca bir izlenim edinmek icindir, yoksa onu yorum,
> elestiri malzemesi yapmak icin degil. Aciklanmadan mealin cogu
> anlasilmaz, bos sözlere benzer, her is gibi bu isinde usulu, erbabi var.
Eee, ne denilmis.
Her isin bir erbabi var.
Nitekim isi erbabina vereceksin.
Yoksa tutup da, Akfirat beldesindeki gibi "erbap"lara mi vermeli sence?
Eldemir
"Düsünce ve ifade özgürlügü tamam, ama düsünsel özürlüleri -yani inananlari-
ne yapacagiz"
Not: Inanmak, bilmeyi reddeder. Inananlarin inandiklari seylerin düsünsel
faaliyet sonucu oldugunu düsünmek bile absürd/sacmadir!
Ben bu sekilde algilamiyorum. Soyle anlatmaya calisayim.
Bir konuda birseyler ogreniyorsun ve belli bir noktaya kadar bildigini
ifade edecek duruma geliyorsun. Ama bugunun sartlariyla bilebildigin ile
gordugun sonuclar birbiriyle tam ortusmuyor. Iste bu iki araya "inanc
koprusu" koyuyorsun. Zamanla bu kopru daraliyor (cunku ogrenmeye devam
ediyorsun) ve ortadan kalkiyor.
Daha somut ornek vermeye calisayim benim icin guncel bir konudan.
Malumunuz kimya muhendisiyiz. Yani yaptigimiz is inanclara degil fiziksel
gerceklere dayanir, dayanmasi gerekir.
Bugunlerde biyokimya muhendisligiyle ilgimiz var, ogreniyoruz birseyler.
Insanlari degisik hastaliklardan kurtaracak (ozellikle kanserden) protein
uretimi isiyle ugrasmaya calisiyoruz. Yogurt yapar gibi bir "biyoreaktore"
sivi gida maddeleri dolduruyoruz ve genetik teknikle kromozomlari asilanmis
canli hucreyle mayaliyoruz bu karisimi. Bilinmeyen nedenlerden dolayi
memeli canli hucreleri kullanildiginda hucre yogunlugu mililitre basina
200.000 den az olursa "maya tutmuyor!" Sebep belli degil ama bu rakami
tutturmadan bu isi yaparim diyemoyrsun... Iste o zaman isin icine inanc
giriyor.... cunku bilim daha oraya yetisememis. Ve zaten bu tur seyleri
teknik olarak konustugumuz zaman bile "belief", "faith" gibi kelimeler de
kullanabiliyoruz.
Sozun kisasi inanmak bilmeyi reddetmez, bilinen ile anlasilamayan
arasindaki koprudur.
--
porsuk
imeyillerinizin bana ulasabilmesi icin ".jambon"suz olmasi gerekir
--
>
>
>
On 24 Jan 2003 18:04:20 -0000, Esas Bir Lira
Aynen iade ediyorum, satafatli okutmanim, basüstüne.;-) Ayrica hoca
degil, ögretmen derler. Hoca medresede olur, camide olur, sct mekaninda
bulunmaz.
> Ögretmenligi otur, sifir seklinde mi algiliyordun sen?
Sen git, birazda Almanca öbeklere bak, anlarsin o zaman.
> Hani bir kac satir önce Coronik ustaya ettigin laflar, seni gidi
> peygamber devesi seni.
Keske deve gibi olabilsek biz insanlar!
> -Yusufcuk da, tatarcik da, peygamber devesi de biyolojide böcekler
> olarak tasnif edilir, bu sinif altinda incelenir, bu bakimdan burda
> hakaretamiz ifadeler oldugunu iddia edebilecekler, ilk önce kendi
> düzeylerini tartismaya acmis olurlar-
> Sen degilmiydin, ögretmenlik mevzuunda cart curt eden sahsiyetsiz.
Yusufcuk'un o anlamda yazilmadigini gayet iyi biliyorsun. Senin
yardakcin, yalakan yazsam anlardin, degil mi Yusuf: sen: Eldemir?
Tatarcik yazan sensin, ben degilim. Böcekler ilgi alanlarimin
disindadir.
>
> Oysa, Coronik ögretmenlik konusunda cok güzel bir yazi yazmisti.
> Okuyup anlamaya calisacagina, hasetlik ettin, ve kaybettin.
Senide hasetinden catlattim, degil mi. Gülmek geliyor icimden, ama
gülemiyorum.
>
> Iste bu kadar.
Neden devam ettin lamento'na?
>
> Simdi Esas'in yazdiklarini kavrayabilmis oldugun dahi kuskulu iken,
> kavrayabilecek düzeyde olup olmadigin dahi kuskulu iken, elstirmeye
> kalkisman, ancak ve ancak cahil cesareti olarak görülebilir.
Ben böyle görüyorum, düsünüyorum desene be kendini begenmis narzis seni?
Genel ve kesin konusmak icin "hava" var elinde, iste hepsi bu!
> Sayet cahil cesareti degilse, daha agir, cünkü aksi takdirde, haset
> kavrami girecektir isin icine.
Ancak ve ancak'tan sonra sayet anlamsiz oldu, hayranim Türkcene,
hayran!;-), ama hangi kavramdan dem vuruyorsun sen hele, söyle bakalim.
> Oysa, senin gibi bir müselmana, bir baskasina haset etmek yakisir mi?
Sana mi kaldi bana ögüt vermek, nasil olmali, davranmali bir müslüman
diye? Müslüman olsan, dinlerdim, belki uygulardim, senin gibi müslüman
olmadigini acikliyan birinden gelen bu sözde nasihat küstahliktir,
edepsizliktir.
> Netekim söyle de denilmistir: "Kiskanma ne olur, calis, senin de olur"
;-)
E kurban, her kim söylemisse, dogru söylemis.
>
>> degil?" benim dünya görüsüm degil, bazi kisiler ile örgütlerin
>> agizlarindaki lakirdidir. Siirde bu tehlike mevcutsa, ne kadar büyük,
>
> Bir siirin bir dilden bir baska dile tamamen ve aynen cevrilmesi
> mümkün olmadigi gibi, ayni siirin, ayni sahisa ayni sekilde
> okunmasi/okutulmasi da mümkün degildir.
Bu tüm metinler icin gecerlidir, sadece siirler icin degil.
> Burada ucuz marul bulmus uzun kulakli bir takim varliklar gibi
> omuzumun semeri diye inat eden bir sahisa da, kendi teklifi üzre,
Hem tavsan, hemde esek olduk sayende, aferin sana.
> Kisacasi, akefal isimli sahis, Kuran'a, cevirilerine, meallerine,
> hatta dipnotlu aciklamalarina güvenememektedir!
Sen öyle görüyorsan bana ne.
>
> Güvenmek, bilindigi üzre süphe etmeyi dislar. Sayet süphe ediliyorsa,
> nedendir bu iman/inanc görüntüsü.
Dislamaz, hedefdir dislamak. Güvenin doruk noktasidir dislamak.
Gazali'nin süphe devri olmasaydi, eminim Ihya'yi yazmiyacakti. Ayrica
güvenin dereceleri vardir, rapt diye sifirdan zirveye erisilmez. Ben hem
inaniyorum, hemde bazi konularda kuskularim var. Senin verdigin tarif en
cok Ebubekir'e (rah) uyar, lakabi siddik, yani sadik olan,
süphelenmiyen. Bense ondan milyonlarca fersah uzaktayim. Ayrica Kuran
dolayli anlatiyor, sadece kimden kuskulanmiyacagini ki kisaca "amentü"de
anilanlardir bunlar, bunun disinda hersey süphe altindadir. Hatta Allah
Kuran'da kendini bile sözgelimi süphe altina alarak mealen söyle
demistir: eger Kuran bir belagat eseriyse, yapin bir benzerini. Bana
dinimi ögretecek sen degilsin.
>
> Güvenmek ve inanmak zor kavramlardir.
Zor olan kavramlar degil, eylemlerdir. Hayranim Türkcene, hayran!
> Buradan kasit, bosbosa ögünmek degildir: Seftali cekirdeginde oldugu
> gibi, hic yarilmaz sanilabilecek bir kabugu yirtabilecek potansiyel
> güce sahip olmakla ögün, onu, yani o kirilmaz kabugu yarmak icin,
> yirtmak icin calis, ve en sonunda da bittabi, hakli olarak kendine
> güven!
Ben aklima güvendigim gibi aklima güvenmiyorum desem, anlar misin? Akil,
akildisinida icerirse, bütündür, yalniz akil yanliz kalir. Tüm
duyulardan soyutlanan insan akillidir, kuramsal düzeyde tabii. Gercekte
böyle birini ne tanidim, ne de duydum, okudum böyle bir insanin
yasadigina dair.
>> genis kapsamli sence bu tehlike diger kitap icin? Sorunun özü senin
>> anliyacagin ifadeyle böyle. Kac meal okudugumu, evimde bulundurdugumu
>> bilmek istersin diye yaziyorum: 5 tane, tefsirleri saymazsam. Sende
>> mi
>
> Bundan kime ne? Istersen 28 tane meal, 56 tane tefsir bulundur.
> Hic bir sey kavramadiktan sonra.
Bu bana mealin ne oldugunu anlatmak isteyene yazildi, derdin ne senin,
ha!
>
>> Yusufcuk olmakta kararlisin? Vesselam. Bana bilmiyormus gibi yukardan
>> asagi muamele yapanlara hos degil, hor bakarim, bakiyorum; biline.
>> Son 3
>
> Ayiptir yüzüne yüzüne söylemesi, bu olsa olsa senin kendi
> merkepligindir.
Mertligi merkeplik algiliyan kisi: sen merkeplik sinavini basariyla
vermistir.
Diplomasini adresine göndermek icin adresini bildirmesi gereklidir.
Bilgisine sunulur. Yalanim, dolanim yok, ama yine sana yaranamadim
maalesef!;.)))1) sarkasm
>
> Kendisine yukardan asagi bakilmasina karsi mücadele edecek adam,
> kendisinin ölcüsünü alir, karsisindakinin ölcüsünü alir, ondan sonra
> ise girisir, bazilari da, apartmanlarin bilmem kacinci katina cikip
> da oradan asagi bagirinca kendilerini yükselmis sanir.
> Oysa, oralardan düsmek, netekim merkepten düsmeye de benzemez.
Ben ev ödevlerimi yaptiktan sonra girdim sct mekanina, acti'ye. Bosuna
beyin hücrelerini yipratma. bilmedigimi biliyorum deyip de ucuz madara
olmaktan kötü durum tasavvur etmekten acizim.
>
>> yilda sct'de yazanlardan dinbilgisi bana üstün olan tek kisi tasavvur
>> edebiliyorum ki o sen degilsin kesinlikle, bunu da kulagina küpe yap.
>
> Sayet "dinbilgisi" derken, yalnizca islami ve uygulayimlarini
> kastediyorsan, benim bildigim kadariyla, Esas'in da pek bir tarafini
> irgalamiyor bu mevzu!
Irgalamiyorsa, yazilarimi izleyen biri olarak yapmamaliydi bu hatayi.
>
> Acikca ifade edelim, bizim de!
Acikca yaz: "Benim de!" Türkcene hayranim, hayran! Baslarsan majestatis
diye, baslarim baska yerlerden, biline.
>
> Ama diger dinleri de isin icine katip da, gercek "dinbilgisi"nden
> bahsediyor olursan, bu meydanda merdaneler vardir ki... diye ufak bir
> uyarida bulunmak da boynumuzun borcu olur.
Bunu kastetmedigim belli, simarik cocuk seni. Ama haklisin da bir nebze,
eksik yazmisim. Tüm dinleri icermese de, cogu dinler hakkinda da bilgim
var, kitaplarim var. Ama aktararak tartisma taraftari degilim. gerek te
göremiyorum. Diger dinler hakkinda bilgi edinmek isteyen o dinlerin
mensuplarina danissin. Boynuzluk bir soru: Alevilik bir din midir?
Sadece evet ya da hayir, tartismaya gerek yok, görüsüne gerek var
yazdigini tutarli anlamam icin, hepsi bu.
>
> Haa, sen dinbilgisi sözünden yalnizca islami anliyorsan, bu da senin
> ufkunu gösteren bir baska basit gösterge olur- Lakin o da ayri bir
> hikaye basligi olur;-)
Her din mensubuna kendi dinini ögrenmek gerek, diger dinleri bilmek,
tanimaksa meraklilara, din bilginlerine mahsustur. Vesselam.
>
>> Hatta ipucu da:ezan verdim ki baglantiyi kendi kursun okuyan diye;
>
> Vermissin, görüldü, baglanti kuruldu, lakin hala mealin nerde oldugu
> anlasilamadi;-)
Görünen köyün kör kilavuzunun derdinden bana ne!
>
>> Türkce ezanin icine bilmem ne edeyim.
>
> Zannimizca, zaten bir takim seylerin icine, disina ve hatta tepesine
> etmissin/etmektesin. Nitekim, bu da bir meslektir ve de icabi
Sen etmissin simdi senin icine, aferin, kurtardin beni bu cirkin
görevden, sagol.
> "Düsünce ve ifade özgürlügü tamam, ama düsünsel özürlüleri -yani
> inananlari- ne yapacagiz"
Inanmiyanlar özgür düsünürler sadece. Hayretim mantigina, hayran.
Özürlüymüs inananlar, gözlerimi sana bagisliyayim mi görmen icin
özürlerini?
>
> Not: Inanmak, bilmeyi reddeder. Inananlarin inandiklari seylerin
> düsünsel faaliyet sonucu oldugunu düsünmek bile absürd/sacmadir!
Nedir bilmek? Inanmak, bilgiyi reddetmenin aksine, bilgiyi önemser, ama
mutlaklastirmaz, cünkü bilgi degiskendir, bilginin hazmi: yorumu
degiskendir. Sacma olan sen ve senin gibi kendilerini akilli sana
zavallilardir. Biraz Popper, Feyerabend gibi elestirisel usculari ya da
konstruktivistlerin yazilarini oku bari.
Akli, usu tek dogru ölcek sananlar akilsizdirlar. Her seyin bilinecegini
sananlar da ayni kefeye girerler, ama en basiti kendilerini bile mutlak
bilmezler, tanimazlar, bilemezler, taniyamazlar asla mutlak, yani
eksiksiz.
Ben de diyorum, hele sükür.;-)
> Olur o kadar, sorun degil.
> Büyütmeye gerek yok.
Ne münasebet, yanlisa dikkat cekildi, ben de nedenini acikladim, arsive
gecti.
>
>>> -Sakin simdi kim bu Sabahattin Ali deme, kendini madara edersin-
>>
>> Senin hala anlamadigin, anlamamakta israr ettigin su: kendini bir
>> "bok" saniyorsun, ona, buna ders vermeye yelteniyorsun. Senin kadar
>> tanimasam da, taniyorum Sabahattin Ali'yi, onu Nazim'dan üstün
>> bilirim. Aslinda bu
>
> Kendi tavrindir. Olabilir.
> Fakat Sabahattin Ali kendisini Nazim'dan üstün görmezdi.
Bunun yazdiklarimla iliskisi ne? Ben "subjektif" görüsümü yazdim, bana
ne birinin digeri hakkinda ne düsündügünden - konu gerektirmedikce ki
burada gereksiz.
>> etmiyor: Bulgaristan sinirinda katledildi, kacarken vuruldu dendi.
>> Daha fazla bilgi arzulaniyorsa, kitaplari devirip, aktarayim mi
>> simdi? Cogu kisilerin burada yaptigi gibi? Ben % 99 hafizadan
>> yaziyorum. Kimseye bilgimi kanitlamak zorunda degilim.
>
> Kimse bilgisini kanitlamak zorunda degildir.
> Bilen bilgisini niye kanitlamaya kalkissin ki?
Sana sormali, sensin uzmani bu ruhsal bozukluklarin, degil mi.
"Edebiyattan geliyoruz" diyen ben degilim, aksine sensin, sen.
> Su yukardaki "ansiklopedik" bilgiler de zaten hemen "hafiza"dan
> yazdigini gösteriyor. Kitaplari devirdigin ise bastan belli zaten.
Burada ironi mi, nesnel saptama mi var, belirsiz bana göre. Ali'yi
okuyali 10 yili gecti, o zamandan beri ender okurum dar anlamda edebiyat
kitaplarini.
>
> Fakat, nedense zat-i merhametpenahilerine bir dokunulunca binbir ah
> isitiliyor.
Bre görgüsüz dag cocugu! Kim yazdi su cümleyi:"Sakin simdi kim bu
Sabahattin Ali deme, kendini madara edersin" ? Sen yazdin, benim
alintiladigim iki satirdan dolayi ki ben ad vermeden yazdim, sen kelek
de bana o soruyu yönelttin. Böylece bilgili oldugunu kanitlamis oldun,
kasintilik yaptin, tatmin oldun. AFERIN len, efferin.
>
> Acep nedir?
"Burasi Mus'tur, yolu yokustur, giden gelmiyor, acep ne istir" deki
aceptir acep.;-) Yemen elleinde sehit düsen büyük dedemin anisina, ciddi
tartismalarda "niyazilige" dikkat cekmek icin kullandigim bir uyaricidir
acep.
Ayrica acaba'nin hafif alay iceren yazimidir ki söylenen duraklasin,
düsünsün ve de "heureka" diye haykirmasina yardimci olsun diye
kullanirim. Yoksa baska bir sey mi sormustun?
>
> Nedir bu kendini kanitlama ihtiyaci?
Sana iade ediyorum aynen.
>
> Bilen birisi var midir, sürekli kendini kanitlama ihtiyaci neye
> delalet olabilir.
O konunun uzmani olarak ben vereyim yanitini: ezilmis, yetersiz
özgüvenli, asagilik bilinciyle hareket edenlere mahsusdur, senin
gibilere yani. Benim gibi özgüveni sonsuz olanlar sadece alintilarlar,
senin gibi "sakin kim bu S. Ali, sorma, yoksa madara olursun" diye
gereksiz laf etmezler, bilgilerini kanitlamak geregini duymazlar, bazen
istisnai olarak kaba, kisa ansiklopedik bilgi iceren cevap verirler,
hepsi bundan ibaret.
> Asik Veysel atama sormuslar, ask, nedir, sevda nedir diye.
> Cevap aynen söyle: "Seveñ, kavusamañ, iste ask olur"
> Aslinda, o kadar herzenin en kisa ve anlamli cevabi bu.
Asik Veysel'i hem severim, hem de sayarim bilgeliginden dolayi. Ama bu
her görüsünü dogru bilmemi getirmez ardindan - ki bu tarif hem dogru,
hem de eksik, ayrica onu baglar, beni baglamaz.
Islam sufilerinde de amac bu: erisilmez Allah'a kavusmak, muhabbet etmek
ask olarak taninir.
>
> Seversin, kavusamazsin, ask olur.
> Seversin kavusursun, bu ask olmaz, mesk olur, üc gün sonra da iste
> basina dert olur;-)
8 Sekunden Rittmeister, 18 Jahre Zahlmeister gibi olmus.
>>> Ya sevilen elde edilemiyorsa?
>>> Mutlu a$k var midir?
>>
>> Bence, evet: mutlak ask vardir, ama bir avuc insanlar icin.
>
> Mutlu ask?
> Mutlak ask?
Mutlu yerine mutlak okumusum, kusur benim. Ama yine de cevap vereyim:
evet, mutlu ask da vardir, ki mutlak askdir mutlu eden seveni - gerisi
bahane, bos laf.
> Keske soruyu daha kuvvetlendirmek icin üc bes soru isaretini art arda
> mi yazsaydik, yoksa dala dala mi düzseydik? -dal: arka. Örnek cümle
> "Sira ile dal dala düzülürler"- Kaynak: Azerbaycan Halk Yazini
> Örnekleri, s.119; Derleyip düzenleyen: Ehliman Ahundov; Türk
> Cevriyazisina aktaran -yani Kiril yazisindan-, "Giris" ve "Sözlük"
> bölümlerini yazan: Semih Tezcan; Türk Dil Kurumu Yayinlari, Ankara,
> 1978)
Neden bilgini kusuyorsun, ikinci defa. Neye delalet ediyor bu Yusuf?
>> Doch, doch, ich kann dich so behandeln, als seiest du Luft.
>> Verstanden jetzt?
>
> Evet, anladim.
Anlamadin be pismis kelle!;-) Senin yaptigina, beni hava gibi görmene
isaret ettim, yoksa benim tavrim öyle degildi; umarim, simdi
anlamissindir.
> Fakat, sen bana hava civa muamelesi yapacak olsan bile bu beni
> kasmaz. Hem neden ilgilendirsin ki?
> Benim hava civa oldugumu düsünen birisinin benim yazilarima cevap
> yazmasi, kendi icinde bir celiski olusturmaz miydi?
Aciklamami okuduktan sonra okumayi yeniden ögrenmek daha iyi olacak.
> Yani ne yaparsan yap, du kannst mich nicht so behandeln, als sei ich
> Luft!
Und ob! Aber ich habe es nicht vor, im Gegenteil will ich dich als
Parvenu bloss stellen, damit die dümmlichsten Lesenden es auch mit
bekommen, mit wem sie es zu tun haben - und dies ungeachtet deiner von
mir neidlos anerkannten Kenntnisse der türkischen Sprache. Du bekommt
das, was du verdient hast. Sollte ich erfolgreich sein mit meiner
Absicht, dann bist du nur noch Luft. Jetzt hast du es bestimmt kapiert,
nich wahr? Nun, Spass beiseite, sei unbesorgt, da ich meine Zeit nicht
mit solchen banalen Ersatzhandlungen verschwende.
>
> "Schmeiss uns kein Luft Necati!" :-)
> -alaman gavurcasi bilmeyenler icin söyleyelim, Türkce "hava atma"
> deyiminin dogrudan cevirisi, yani alaman gavurcasinda anlamsiz ve
> sacma bir cümle. Bir zamanlar, es dost arasinda cok modaydi, Türkce
> deyimleri alamancaya cevirip söylemek-
Verdigin örnek olsa olsa "pidgin Deutsch" olur, sacma, ayrica yanlis
tercüme edilmis bir deyim. Werfen atmak, schmeissen firlatmak, o zaman "
Wirf keine Luft" olmali. "Gib nicht so an!" "Hava atma!" olur.
latinlestirilmis türükcesinde hava atmak ne kadar anlamli, latenter
Rassist, sag es einmal klar und deutlich. :( "alaman gavurcasi" yazarin
nesine delalet eder acep?
>
> Keske o mertebelere erisebilsen, erismek surda dursun, erismeye
> niyetlenip de o yola cikabilsen!
Önce iki degisik, farkli "hic" üzerinde konusuyoruz, tamam mi! Senin
bahsettigin o mertebeye niyetleneli yillar oldu, hala o yoldayim,
bilesin. "uzun, ince bir yoldayim, gidiyorum gündüz, gece"
> Fakat senin nefsin cok kuvvetli.
Gerektigi yerde nefsim cok kuvvetlidir, haklisin. Müslüman iki kisiye
boyun eger, elini öper: anne, baba, yani ebeveyn, bir de gercek hoca:
ögretmen: din alimi. Disarda kalan zümreye karsi nefsim benim icin
degil, dava icin kuvvetli olmalidir.
haksizliga tahammülüm yoktur nerdeyse, hakli oldugum yerde de hic
susmazdim gencligimde, simdi serinkanli bakiyorum. Overdosed bir tavrimi
tespit edersem bildiririm sana, kesinlikle.
> Hic yaninda yörendeki haci hoca arkadaslarin, ev veya mahalle
> imamlarin sana bundan bahsetti mi;-)
Ne gerek var ki. Bana benden üstün hoca gerek, yari cahil hocaciklar
degil. Nefsin tehlikelerini de taniyorum, bazen yenildigim de oluyor
nefsime, ama ögrenciye lezzetli yemekdir bu, mesakket degil. Benim
manevi "hocam" öleli cok yillar oldu, hala yükünü tasiyorum onun
sirtimda.
>>> Kimi "fena" der, kimi "nirvana", kimi de "hic"
>>> -mesela Neyzen atam "hic" derdi-
>>
>> Kimi de "satori" der, kimi de Alamut, kimi de Otto Mühl gibi erginlik
>> cagina gelmis kiz cocuklarinin bekaretini alir, buna özgürlük der -
>> bana
>
> Hic, fena, nirvana kavramlariyla, alamut veya kizlarin bekaretini alma
> iliskisini nasil kurdun anlamadim.
Ben de Neyzen ile bahsettigin "hic" kavraminin iliskisini anlamadim,
ondan olsa gerek, degil mi? Yani kelimeler önemsiz, önemli olan icerik.
> Hem Neyzen icse de "hic" idi, icmese de "hic" idi. Cünkü o varlik ve
> yoklugun ötesine gecmisti coktan. Allah ile hasbihalinde;
> "Ar$-i alana körkütük sarhos gelirim"
Bu sacmaligina eminim Öztürk bile güler ki o benim önemsiz bildigim
biri, belki senin cepheye yakindir diye yazdim. O zaman herkes hic
olabilir, enflasyon olur.;-)
>
> 1. Ben havas muvas degilim. Seckinci hic degilim. Haktan aldigini
> halka verir dervisler gibiyim belki bir bakima, ama kesinlikle havass
> kesimden degilim, avamdanim.
Hem hayir, hem de evet.;-) mesele de bu zaten. Ayrica, haktan aldigini
halka veren dervis daima susar, konusmaz bu hususda. Edebe aykiri
hareketden dolayi dervis hirkasinin geri alinmasi icab eder; yapilmadigi
takdirde sarlatanlar cikar piyasaya ki avam tarafindan mehdi gibi
algilanan: tipki Kubilay olayindaki gibi. O adam asla dervis degildi
bence. Dervis kisi insan öldürmez!
Sen sahsen islam dini üzerinde avam olabilirsin, ama Türkce üzerinde
asla olamazsin, kesinlikle olamazsin - susmadikca. O zaman bilgin de
bilinmediginden avamdan sayilirsin.
> 2. Zaten avam sunu anlamaz, bunu anlamaz, deyip, lafi eninde sonunda
> Kuran'in cevirisine getirirsiniz.
Hayir! Halk aptaldir, salakdir, davardir, sürüdür. Böyle gelmistir,
böyle gitmesi gereksizdir, ama gözlemlerim hakli oldugumu gösteriyor.
Insan ise bireydir, akilli olabilir, yeterki arzulaya, haddini bile.
Erbabina düser hükmetmek, digerlerine de ögrenmek, ahkam kesmemek.
Gercek, dar anlamda cevrilemez, genis anlamda bir nebze anlasinlar diye
eksikli aciklama olan meali yapilabilir, yapilmali.
> Oysa, anlatan anlatacagini iyi anlatirsa, avam degil anlamak, ötesine
> bile gecer.
Haklisin, hemde haksizsin. Iyi anlatmak yeterlidegil, anlama yetisi de
önemli, sabir, merak cok önemli. Tüm bunlar olmaksizin ne kadar iyi
anlatirsan anlat, karsindaki le deyince "leblebi!" diye ortaya atlar.
>
> Kimdir avam, kimdir havas?
> Hz. Muhammed avamdan degil miydi?
> Mekke'nin seckinlerine karsi avamdan biri olarak mücadele vermedi mi?
Cok güzel bir örnek verdin, ben de bu örnek üzerinde fikirlerimi
anlatmaya cabaliyacagim. Önce saygili olarak Hz. Muhammed adini dogru
yazdigin icin memnun oldugumu bilmeni isterim. Evet, avamdandi. Dis
görünüse göre. Bu ayrinti cok önemli, hatta avam oldugu gercegini bile
"hic"liyen. Peygamber olarak avam disina, havas üstüne cikti. O hem
avam, hemde havasdi, orta yol yöntemi. Mücadelesini kimine göre avam
olarak: yetim, yoksul aile vs., kimide havas: sülalesinin gücü olarak
verdi. Ama bazi bilgileri herkese aciklamadi, bilgisi, anlayisi olgun
insanlara bildirdi. Her esek ayni yükü kaldirmaz, her insan da ayni
bilgiyi aynen algilamaz, mesele bu, yoksa sen aptal, ben zekiyim derdi
degil. Askerde manda basi neden en kisa boylusu olmaz? Neden ilkokul
mezunu cumhurbaskani olamaz? Neden her bakana bakanligin tüm sirlari
aciklanmaz? Kavraman icin farki, düsünmelisin bu sorulara yanitlarini.
> Mesela yani, en basit örnek.
> Havastan Mevlana Konya'da saray bahcelerinde kimsenin anlamadigi
> baska bir dilde ve evrende yasarken, Yunus Emre atam, Anadolu'yu köy
Sen Celaleddin ile Yunus'un yazdiklari dile getirdin konuyu, havas ve
avam icin örnek olsun diye. Ben böyle havasdan bahsetmedim, benimki
uzman ile aceminin, cirakla arasindaki fark. Merakli, sabirli her insan
havasa dahil olabilir, bunun icin yabanci dile gerek yoktur.
> Zaten duruyor da, iste o yüzden Kuran cevrilmez, Ezan cevrilmez deyip
> duruyorsunuz. Oysa, eline Arapca Kuran'i ancak abdest aldiktan sonra
> alan, abdest almadan, ata yadigari Kuran'i o duvardan alip da su
> duvara koyamayan insanlar, Ilk korkularini atlatip da, Kuran'i
> Türkcesinden okumaya basladiktan sonra, yine belli bir süre, okumadan
> önce abdest falan alsalar bile, kisa bir süre abdesti falan
> birakiyorlar, abdest almadan da okunabilecegini anliyorlar.
> Asil korkulan da bu zaten.
Var öyle hurafelerin etkisiyle elestirdigin insanlar, maalesef. Meal
anlaminda cevrilir tabii, ama meal esasin aynisi degildir, belki uzaktan
benzeridir, tehlike meali özü, orijinali sanmaktir. Operalar mesela
neden baska dille yorumlanmiyor? Neden operalar icin gecerli, uygun olan
Kuran icin gecerli olamaz, anlamiyacagim asla.
>
> Degil mi yani?
>
> Hem Mansur da kafirdi degil mi;-)
Yolunu sasiran bir asikdi Mansur, kafir degil "Enel hak" sözünden
dolayi.
> Sen Allah'a inancini neden öne cikarmaya gerek duyduysan belki de
> ondan!
Anladim.
>
> Belki de, evrenlerin yaraticisi olan Köktengri'min senin seni kul
> olarak yaratan Allahinla arasindaki farki vurgulamak icin.
Sen nereden biliyorsun Köktengri'nin evrenlerin yaraticisi oldugunu?
Aciklada, ögreneyim, degil mi.;-)
Genelde seninle deneyimlerimin tortusudur saptamam. AFERIN de veriyorum
sana kefal degil sefalden yola cikarak adimi alay malzemesi yaptigin
icin. Alman öbeklerinde sanal yasalar var, sende birini iglal ettin ama
hangisini, hatirlamiyorum simdi. Merak ettiysen, arar, bulur, sana
bildiririm.
>> Bu görüs gerici, örümcek kafalilara uygun; öyle olsa, milyarlarca
>> cocuklar icin ögretmen bulamazdin. Önemli olan istek, azim ve sabir.
>
> Hic degilse bir kismina ögretmen bulunuyor olmasi bile aslinda mucize!
> Istek, azim ve sabir -yani ögretmeye "istek", ögretebilme
> kapasitesinin eksik kaldigi yerde "azim" ile zorlamak, ve sabir ile
> sopalayip, ögrencideki ögrenme hevesini kirmak-
Zorla güzellik olmaz. Sopayla esek yürümez.
>
> Iste bu, bir vakitler gittigimiz Kuran kurslarindan kalan anilar.
Bil ki o sözde hocalar yüzlerine tükürülmeye layiktir.
>
>> Insanlarla iliski kurmaya hevesli, merak dolu, arayici, arastirici
>> insanlardan en iyi ögretmenler cikar, bilgisini asiri övünerek,
>
> Aferin. En azindan ilk bölümü dogru cikarsamissin da, sonunda yine
> bir ceten herzeyi boca etmissin ortalik yere.
Birak artik sivazlamayi; hoslanmadigimi belirttim, degil mi. Aferini
birak. gerisi seni baglar, sen öyle düsünmekte serbestsin.
>
>> kasinarak sunanlardan iyi ögretmen olmaz, Türkiye gibi ülkeler haric,
>
> Iste oralarda, maalesef, MEB coktan hacilar tarafindan fethedilmis
> durumda. Bu konuya baska ilmeklerde de degindik. Daha sahsi kuran
> kursu deneyimlerimizden de aslinda pek bahsetmis sayilmayiz.
Türkiye'nin neresinde oldugu da önemli, eklemeyi unutma sakin.
>
> Öyle degil mi kefalcik kelle!
Aferim haspa usagima!
> Sen neyi nerde ve ne icin elestiriyorsun?>
> Hatirlarsan, hala "Izn vér toy gécesi men de sene saye gelim" ilmegi
> altindayiz.
E, ne olmus? Yasak mi var, bu ilmek basligi altinda egitim üzerine
yazisilmaz diye de ben görmedim, he?
> Bu baslik altinda, birisi, bir baskasina, bu sahsiyetin hala
> birilerine bir seyler ögretmeye calismasindan dolayi takdirlerini
> sunmus. Söz konusu olan ne Türkiye, ne de MEB.
Sirayla: takdir icin email göndersin, burasi chat room daki separee
bölümü degil, aleni mekan. Ögretmeye calisan sen misin? Senden ögrenme
talebinde bulunan var mi? Söyle yazili cinsinden? Yoksa, sus. Varsa,
gönder, ben susayim. O konuyu ögretmenlige getirince, bende Türkiye ile
MEB'igini konuya ilhak ettim, baglanti asikar, ama sen neden
göremiyorsun, sasirdim. Diger nedense sahsi, ben senden iyi bir ögretmen
cikacagini hic sanmiyorum, tasavvur dahi edemiyorum.
> Ki MEB ve Türkiye'de ögretmen diplomasi verilip de piyasaya salinanlar
> hakkinda burada zamaninda yeterinden fazla yazdik.
Olabilir, tüm yazilarini okumak zorunda degilim yillar önce yazdigin.
Simdi de istersen yazarsin, ya da yazmazsin, olay biter.
>
> Kisaca aynanin karsisina gecip de, hasetlikten yapiyorum bunlari,
> dayanamiyorum baskalarinin övülmesine, oysa asil övülmesi gereken,
> akefale lamer olarak benim, benim hakkimi yiyorlar desene be sefil
> mahluk!
Zerre kadar hakli olsaydin, sana gel, yap beni derdim, erkek, namus
sözü. Varsa sayet senin gözünde degeri namus sözünün? Hasetli olsam daha
önce yazdigim gibi Türkce bilgini olumlu degerlendirmezdim, begenmedigim
senin kasintiligin, kasitli yanlis okumalarin, carpitmalarin vs.
>
> Insallah, bu mesaj, egosal oksamalara muhtac olan bazi sahsiyetlere, o
> oksamalarin tarafimizca yerine getirilmesinin mümkün olmadigini
> yeterli kesinlikte aciklamis, ve de bu hususta inatla aranmaya devam
> edilecekse, buradan baska her yerde, bilhassa bizden uzak olmak
> kaydiyla her yerde, ve baska merci ve makamlarda aranabilecegine
> iliskin yeterli kesinlikte bir cevap olusturmustur!
Bak! Iste kasintilik bir duyuru, uyari, aciklama. Gevezelik yaptin yine.
Bilgini kanitlamak zorunda misin? Yanitin hayirsa, az ve öz yazmak
mantiki zorunluluktur.
>
> Ama simdiden bir deneyelim, hani elimiz alissin mesela;
> Haklisin sayin akefale lemar!
Haklisin, Yusuf Kevikoglu, halen B..feld de mi yasiyorsun?
>
> Nasil, iyi oldu mu bu cevap. Yeterince tatmin edici oldu mu?
Hayir! Anlatamadigimi anladin mi?
> Ancak, dikkat buyrulursa, orada kibarca (ve siire ve sairlere olan
> saygi ve sevdigimizden dolayi) zati hakaretpenahilerinizi
> cesaretlendirmek icin, yazdiklarinizin sizce gönderilebilecek düzeye
> geldigini düsündügünüz zaman göndermeniz seklinde mechul bir zamana
> gönderme yapiliyor.
Bu aciklaman dogru, ama senin üslubun gülleri dikensiz göstererek
karsindakine sunmak, eli kanayinca da catlayincaya kadar gülmek izlenimi
birakti bende. Hatta bu hafif derecede yukardaki yanitin icinde
gecerlidir.
> sefaletmeaplaridir!
Dikensiz "dikenli" güllere bir örnek, aferin Yusuf, efferin.
>
> Oysa, bu meydanda adam gibi soran adam gibi cevabini alir. Herhangi
> birinin herhangi bir sorusunu cevaplayanin koltuklarinin kabardigi
Adam gibi soran degil, köpek gibi soranlara köpek muamelesi uygulanir
genelde bu sct mekaninda, benim izlenimlerim bu yönde. Senin koltuklarin
yine kabarik.
> O siirde o mazmunu bilmezsen, iste servi'yi görüp, sevileni gözden
> kacirabilirsin. Servi'nin o siirdeki anlami agac degil, sevgili!
> Bilmem neyi nasil anlayamadigini anlayabiliyor musun?
"selvi boylum,..." diye basliyan cümlelerin tümünde agac degil, sevgili
kesinlikle mevzubahistir, bunu disarda dogup, büyüyenler
bilmiyebilirler, ama bana bunu yapmak, ne desem, ne demesem ki acep?
> "Izn ver men de dalinca sürünüp saye gelim."
> dizesindeki "dal" agac dali anlaminda degil, sirt, arka, arka taraf
> anlamindadir. "Dalinca sürünmek" de, ardindan, arkasindan sürünmek
> anlamindadir, agac dali gibi sürünmek degil!
Dalinca sürünmek, kedinin kuyrugundaki fareyi ardindan süründürmesidir.
> Bak simdi:
> Elimizde homonym, yani essesli bir dilsel birim var.
> dal: 1. agac dali
> dal-: 2. dalmak
> dal: 3 art, arka, arka taraf, sirt vs.
>
> Senin bunlardan bildigin ilk ikisi.
> Ben ise, bu siirde gecen "dal" sözcügünün bu ikisi de olmayip, baska
> anlamdaki bir "dal" sözcügü oldugunu söylüyorum.
> Hala anlamadiysan, daha nasil anlatabilirim?
Anladigimi anlamayana nasil anlatmaliyim ki anlasin? Benim yaptigim,
okurken ne gibi düsüncelerden yola cikarak, metni sadelestirmek,
anlasilir duruma getirmek eyleminin aciklamasindan ibaret-
>
> Bu dedigimi Osmanlica sözlüklerde bulamazsin, ancak Azeri Türkcesinde
> rastlayabilirsin. Ama simdilik elimde olan su kaynak ile idare et.
Neden bildigini kusar bazi insanlar? Kendi kazdigin kuyuya düstün,
vesselam.
>
> Kaynak: Ahundov, Ehliman, Azerbaycan Halk Yazini Örnekleri, -nah böyle
> kerpic gadden bi kitap-, Türk Dil Kurumu Yayinlari, Ankara, 1978;
> Derleyip düzenleyen: Ehliman Ahundov; Türk Cevriyazisina aktaran
> -yani Kiril yazisindan-, "Giris" ve "Sözlük" bölümlerini yazan: Semih
> Tezcan; Türk Dil Kurumu Yayinlari, Ankara, 1978)
Sükran yok, ama kitabi bulursam satin alacagimdan kuskun olmasin.
Kuran'a gelince, kimde mevcut bu maharet, beceri? Arapca bilen herkes
degil, degil mi? O zaman kim olabilir, yapabilir?
> 2. Ceviri, ancak geri plandaki bazi baska bilgilerle (hayat bilgisi,
> toplumbilim, kültür, tarihsel ve cevresel ögeler vs.) de birlestigi,
> isbirligi yaptigi, temel anlamlar yanisira yan anlamlari ve hatta
> cagrisimlari da el altinda bulundurabildigi oranda, aslina yakin bir
> metin ortaya koyar.
Bunun altina imza atiyorum.
> 3. Kuran da, siir kitabi olmamasina ragmen, siirsel bir dille
> yazilmis bir kitaptir. -Ki ilk bicimi, zaten sözel aktarim yoluyla
> aktarildigi icin, ezberlemeye daha uygun olmasi gerekliydi; siirsel
> dile yatkinliginin sebebi budur- Bu bakimdan, Kuran'in Tevrat'tan,
A posteriori bir savdan baska bir sey degil yazdiklarin, ya da Freud'un
o meshur deyimiyle: rationalisieren. Türkcesi, ussallastirmak,
akillastirmak, akla: saf mantiga uygun kaliba sokmak. Bilimsel degil
itirazin, geri cevrildi, cevirdim.;-) Dogrusu, belki zikrettigin
nedenlerden dolayi böyle olmasi mümkündür deyip, kesmektir. Bilmedigi
hususlarda susmalidir insan, ya da kesin konusmamalidir kanitsiz ki
seriat dört sahit istiyor, bana bir kanit yeterli.
> Incillerden, hatta eski Sümer, Babil, Misir metinlerinden, Hint
> vedalarindan, eski destanlardan pek bir farki yoktur. Onlar nasil
> cevriliyorsa, Kuran da öyle cevrilebilir. Cevrilmektedir de. Ceviride
> anlamin yansitilmasinin zor oldugu bölümlerde ise, zaten gerekli
> aciklamalar yapilmaktadir. Buna meal de deniyor. Ayni sey diger
> metinlerde, dipnotlarla yapiliyor iste.
Aynisini siir cevirisine uygulasana! Ortaya cikana siir denmez, karisik
lahana salatasi denir. Itirazim buraya, cevrilmesin diye sorunum, savim
yok.
> 4. Herhangi bir metnin kötü bir cevirisi bile, hic anlayamamaktan
> elbette ki iyidir.
" elbette ki" degildir, ama belki olabilir. Bu ilke sakat, cok sakat.
Baska, farkli alanlarda uygulanamayan ilkeler, kurallar gibi ki aklima
mesela bir kimya deneyi geliyor, eksik ya da arti miktarin neticesi bir
infilak olan bir deney. Yanlis, eksik bilgiler bilgisizlikten iyi
degildir cogu zaman. Hatta bazen kasitli bilgisiz birakilir insanlar ki
görevlerini yerine getirebilsinler diye, mesela askerler. Yoksa gülerek
ölüme giden insan tasavvur edemiyorum, bunu önceden ögrenmisse eger.
> 5. "Ki Kuran bir siir kitabi degil, inanmiyanlar icin bile önemli tüm
> siirlerden." ifadesi biraz ucuk bir ifadedir. Neden inanmayanlar icin
> bile tüm siirlerden önemli olsun ki?
Neticelerinden dolayi, yoksa dogal olarak hic bir önemi yoktur Kuran'in
dinsizler ile baska din mensuplari icin.
> (Kuran'in aslinda seytan'in (anti-christ) eseri oldugunu ciddi ciddi
> savunan bazi dinsel gruplar da var, hatta bir ara bir bildirilerini
> okumustum)
Zaten onlar icin: Hiristiyanlar Islam Isa karsiti diye cevirdigim bir
olaydir, yeni birsey degil yazdiklarin. Baska hangi dini öbekler var,
onlar ile Yahudiler haric? Sana Türkceye dair bir soru: neden Türkce
kökenli olmuyan kelimelere Türkce sifat ekleri takiliyor ki ben ne
mantikli: tutarsiz, ne de kulaga hos algiliyorum bu gelismeyi? Örnek:
dini degil, dinsel, tarihi degil, tarihsel vs. Türkce "-sel" seline mi
ugradi, nedir?
> 6. Kuran'da gecen kimi anekdotlar, efsaneler, Tevrat'ta, Inciller'de,
> hatta Sümer destanlarinda da geciyor.
E, ne olmus yani? Kuran da tüm dinlerin Islam olduguda yaziyor, onlarin
tahrif edildigi ve son düzeltici Islam'in geldigi bildiriliyor.
> 7. Simdi surda islamin sartlarini sorsam, kim savm, salat, hacc.
> zekat, kelime-i sahadet der, kim oruc, namaz, hacca gitmek, zekat
> vermek, kelimei sahadet getirmek diye cevap verir bir düsünülsün.
Düsündüm, ama kesin emin degilim seni yanlis anlamadigima. Kavram
kargasasini ben de sevmem, tasvip etmem, ama örnekler adlara ve
eylemlere isaret ediyor.
> 8. Peygamberin kim desem ne diyeceksin?
Hazreti Muhammed (sav), bundan emin degilsen sormazdin, ama neden
sordun, bayram degil, seyran degil, acep neden sordun emmioglu?;-)
> 9. Ezan, nihayetinde bir ibadet zamanini belirten ve ibadete cagiran
> bir cagridir. Nicin cevrilmesin? Her toplum, kendi dilinde daha iyi
> anlamaz mi bir daveti? Yani Arapca olunca daha mi mübarek oluyor?
Mübarekle ne alakasi var simdi - alttaki aciklamana ragmen? Neden "All
you need is love" sarkisi "Senin mutlak ihtiyacin sevgidir" diye
cevrilmiyor sarkiyi söylerken mesela. Cevrilince ne kayboluyor ki!;-)
Ingilizce bilen bile neden cevirmiyor?
> -Dikkat et, eger daha mübarek veya Allah katinda daha makbul gibi bir
> cevap verecek olursan, bu Allah'in özüne, bütün bu insani
> kavramlardan öte olusuna halel getiren bir *küfür* olur ;-) )
Aklin sira bana akil veriyorsun, aferin.
> 10. Niye namaz kiliyorsun, salat eylesene desem, belki ne salatasi
> diyeceksin?
Senin seviyene inecegimi bekleme, hiyarto!
> 11. Hadi cek arabani, ucuz salata seni!
Hadi lan yumulmus hiyar bozuntusu seni!
>
> Güya burda Kuran'in cevrilmezliginin propagandasini yapacak.
Güya sen beni anladigini sanacaksin. Gayret eyle, yakinda ögrenirsin
okumayi.
>
> Bana ne yahu, ister cevirisini oku anla, istersen cevrilmezligini
> savun, okuma anlama!
> Herkesin herseyi okuyup anlamasi zaten gerekmiyor.
> Hatta, bazilarina göre, bilhassa, okunup anlasilmamasi bile
> gerekebiliyor;-)
bak, aynen yukarda yazdiklarima geldin, demek ki senin akillanmaya
meylin var,
>
> Ben ise, yetersiz bile olsa, cevirisini okuma taraftariyim.
Buna asla itiraz etmedim. Beni birazcik dikkatli ve önyargisiz okusan
gereksiz uzamaz iletisim. Gerekli yerde uzun, kisa, kimse düsünmez,
sonuc elde etmeye cabalar, yaptigimizin aksini yapar.
inanin cok guldum buna.
'son duzeltici' ...
bir de boyle deneyin bakalim :-)
Dunyada cok kitap okundu, okunuyor.
Ha bir eksik ha bir fazla :-)
.......................
> >>> meal = Anlam, kavram, mefhum. Ortaya cikan sey, sonuc, netice.
> >>
> >> Sen soruyu kavramamissin, otur yerine, zayif! "...neden
> >> Kuran...gecerli
> >
> > Kim neyi neden kavramamis. Ucuz sifirci hoca bozuntusu seni!
>
> Aynen iade ediyorum, satafatli okutmanim, basüstüne.;-) Ayrica hoca
> degil, ögretmen derler. Hoca medresede olur, camide olur, sct mekaninda
> bulunmaz.
Ilkokulu bitirip de, Ortaokula baslayanlar artik öörtmenim degil de, hocam
demeyi ögrenirler. Lise ve Üniversite caginda da bu böyle gider.
Ki, mevzu, senin, birilerine "Sen soruyu kavramamissin, otur yerine, zayif!
" demenden kaynaklaniyor. Unutma. Özenti kaymagi, sen degil misin simdi,
"sifirci hoca"lara özenen, büzük kadayif?
Simdi, oturup surda "hoca" sözcügü üzerine, ansiklopedik madde yazar gibi üc
bes sayfa dösenmek ve de bu akefalenin gözüne gözüne sokmak da var, lakin
buna zamanimiz yetmez. Zaman ayirsak, konu zaten tavsayip gider.
Nitekim, zamaninin belli bir bölümünü eve ekmek getirmek icin harcamak
zorunda kalan insanlariz. Firsat buldukca yazariz.
> > Ögretmenligi otur, sifir seklinde mi algiliyordun sen?
>
> Sen git, birazda Almanca öbeklere bak, anlarsin o zaman.
Alamanca öbeklerde aradin da bulamadin mi loyn kelle?
Oralarda baska isim kullaniyorum;-)
Hala anlayamadin mi Hafiyesi Maamut?
-Hafiyesi Maamut'un kim oldugunu bil, ben de Asefale'nin SCT tarafindan
kabul edilmeye layik bir sahsiyet oldugunu kabul edeyim-
Fakat senin, anlayamadigin, SCT'de kiminle nasil yazisilmasi gerektigi.
Hem bilmezsin, hem ötersin, hem ögretildigi zaman, cir cir cigrisirsin,
yetisin dostlar!"
Ah ülen su ördek avi mevsimi acilaydi...
> > Hani bir kac satir önce Coronik ustaya ettigin laflar, seni gidi
> > peygamber devesi seni.
>
> Keske deve gibi olabilsek biz insanlar!
Kendin icin söyle.
Insanlari ne katiyorsun, keske olasi olabileceklerden oldugun;-)
> > -Yusufcuk da, tatarcik da, peygamber devesi de biyolojide böcekler
> > olarak tasnif edilir, bu sinif altinda incelenir, bu bakimdan burda
> > hakaretamiz ifadeler oldugunu iddia edebilecekler, ilk önce kendi
> > düzeylerini tartismaya acmis olurlar-
> > Sen degilmiydin, ögretmenlik mevzuunda cart curt eden sahsiyetsiz.
>
> Yusufcuk'un o anlamda yazilmadigini gayet iyi biliyorsun. Senin
> yardakcin, yalakan yazsam anlardin, degil mi Yusuf: sen: Eldemir?
Evet, ben Eldemir.
Hem de, ben Demir, El Demir seklinde -simdilerde moda olan sekliyle degil,
dogrudan Eldemir. Ya sen kimsin?
Lemar, Asefale Lemar!
Öyle mi?
Iste isimler konusuyor.
Ki her isim burda yazdiklariyla mevcut. Sen kendi yazdiklarinla kendi
düzeyini koyuyorsun ortaya, ben kendi yazdiklarimla, kendi düzeyimi!
Her sey ortada degil mi Tursun'cuum?
> Tatarcik yazan sensin, ben degilim. Böcekler ilgi alanlarimin
> disindadir.
Ol mahiler ki, derya icredirler, deryayi bilmezler!
> > Oysa, Coronik ögretmenlik konusunda cok güzel bir yazi yazmisti.
> > Okuyup anlamaya calisacagina, hasetlik ettin, ve kaybettin.
>
> Senide hasetinden catlattim, degil mi. Gülmek geliyor icimden, ama
> gülemiyorum.
Eee, artik cekinme canim gül, gülebildigin kadar!
-Mesela su yukardaki cümlene bakip, istedigin kadar gülebilirsin diyecegim,
ama sen oraya gülemezsin. Oysa, gören gözler gülüyor-
Halbuki, su döneme kadar ustasindan ögrendigini ustasina satmaya calisan bir
acemi cirak görüntüsünden baska bir sey sunmus degilsin SCT alemine;-)
Üzerine cektigin cilanin altinda bile siritiyor o sefil ve cirkin surat!
Kin, haset, cekemezlik... siritiyor her bir yanindan!
> > Simdi Esas'in yazdiklarini kavrayabilmis oldugun dahi kuskulu iken,
> > kavrayabilecek düzeyde olup olmadigin dahi kuskulu iken, elstirmeye
> > kalkisman, ancak ve ancak cahil cesareti olarak görülebilir.
>
> Ben böyle görüyorum, düsünüyorum desene be kendini begenmis narzis seni?
> Genel ve kesin konusmak icin "hava" var elinde, iste hepsi bu!
Eee!
Sekilde görüldügü gibi netekim.
(Bkz. 4 satir yukarisi ve üzeri)
> > Sayet cahil cesareti degilse, daha agir, cünkü aksi takdirde, haset
> > kavrami girecektir isin icine.
>
> Ancak ve ancak'tan sonra sayet anlamsiz oldu, hayranim Türkcene,
Elbette hayran olacaksin.
Fakat bunu itiraf etmen dahi, senin ruhunda kaynayan kazanlarin bir
göstergesi olabilir. Basit bir buhar mezuu yani. Yoksa, simdi bu itirafini
geri almak icin kivirip duracaksin. Kesinlikle böyle bir itirafta
bulunmadigina dair yeminler edeceksindir, en sonunda ise, yine elinde var
oldugunu zannettigin son kozlarini oynayip, isim soyadi adres konusuna
giriseceksindir.
Hadi gel bahse girelim;-))
> hayran!;-), ama hangi kavramdan dem vuruyorsun sen hele, söyle bakalim.
>
> > Oysa, senin gibi bir müselmana, bir baskasina haset etmek yakisir mi?
>
> Sana mi kaldi bana ögüt vermek, nasil olmali, davranmali bir müslüman
Evet!
Sana ögüt vermek olmasa bile, seni ciziye cekmek, düsün ki, mesela, benim
gibi Müslüman olarak yetismis, islamiyetin tüm etik kavramlarini
icsellestirmis, velakin, hayatinin belirli bir döneminde bunu din olarak
reddetmis birinden geliyor.
Sayet islami etigi icsellestirmis biri olsaydin utanirdin.
Utanmadan bir de zeytinyagi harekatina giristigine göre, sen zaten olsan
olsan kilictan dönme, sonradan olma müselman olursun.
Zannimca benim Köktengri'ye olan inancim, senin Allah'a olan inancindan
kuvvetli;-)
> diye? Müslüman olsan, dinlerdim, belki uygulardim, senin gibi müslüman
> olmadigini acikliyan birinden gelen bu sözde nasihat küstahliktir,
> edepsizliktir.
Hayir.
Bu düpedüz ve basit "uyari"dir.
Benim inancima, düsünsel yapima, hatta etik ilkelerime göre uygunsuz olan
bir seyi yaptigimi gösteren bir baskasina ben saygi duyar, ve de haklisin
agam; bu bakimdan haklisin, böyle bir tavirda bulunmasam iyi olurdu, bu
tavrimi Köktengri'min dahi hos karsilamayacagi kuskusuzdur diyecegimden,
hatta kendi ilkelerime ters düsmüssem, önce kendi kendimle hesaplasip, sonra
söz konusu olan/olabilecek sahistan özür dileyecegimden bile kuskun olmasin.
Nitekim, özür dileyebilmek, bu SCT meydaninda pek rastlanmayan
hasletlerdendir.
Fakat sende, apacik görüldügü gibi öyle bir düzey yok.
Sen git de hocan gelsin demek mi lazim?
> > Netekim söyle de denilmistir: "Kiskanma ne olur, calis, senin de olur"
> ;-)
>
> E kurban, her kim söylemisse, dogru söylemis.
Bak gördün mü?
Calisacaksin, ve senin de olacak!
Hadi basla bakiim calismaga!
> >> degil?" benim dünya görüsüm degil, bazi kisiler ile örgütlerin
> >> agizlarindaki lakirdidir. Siirde bu tehlike mevcutsa, ne kadar büyük,
> >
> > Bir siirin bir dilden bir baska dile tamamen ve aynen cevrilmesi
> > mümkün olmadigi gibi, ayni siirin, ayni sahisa ayni sekilde
> > okunmasi/okutulmasi da mümkün degildir.
>
> Bu tüm metinler icin gecerlidir, sadece siirler icin degil.
Siirler biraz daha degisiktir. Fakat, düzyazilarda, siir icin sözkonusu olan
zorluklarin cogu zaten bastan asilmis gibidir. Siirde en azindan söz konusu
olan, ritm, vezin, vb zorluklar en azindan düzyazida sözkonusu olmaz. Manayi
tamamen vermek isteyenler, siiri bozar, fakat manayi mümkün oldugunca
vermeye calisirlar. Bu bakimdan, Türk Edebiyati'inin devlerinden olan,
Abdülbaki Gölpinarli'nin Mevlana, Hayyam vb. cevirilerine bir göz atmak
gerekir. Fakat ayni derecede, bir baska dev olan Yahya Kemal'in, vezinli,
olculu cevirilerine de göz atmak gerekebilir.
Yani, hic bir sey yapilmaz, yapilamaz degil.
Yeter ki, "kararmasin sol memenin altindaki cevahir"
> > Burada ucuz marul bulmus uzun kulakli bir takim varliklar gibi
> > omuzumun semeri diye inat eden bir sahisa da, kendi teklifi üzre,
>
> Hem tavsan, hemde esek olduk sayende, aferin sana.
Dikkat edilirse, kesinlikle benim sayemde olmadigi ortaya cikar;-)
Nitekim, herkes bu meydanda kendi namini kendisi kazanir.
> > Kisacasi, akefal isimli sahis, Kuran'a, cevirilerine, meallerine,
> > hatta dipnotlu aciklamalarina güvenememektedir!
>
> Sen öyle görüyorsan bana ne.
Benim öyle görüp görmemem kesinlikle bir sorun teskil etmemektedir.
Sorun ise, ayan beyan ortadadir.
Akefale isimli SCT katilimcisi, Kuran'a güvenmemektedir, dolaysiyla
cevirilerine de karsi cikmaktadir.
Mesele burada netlesmektedir.
> > Güvenmek, bilindigi üzre süphe etmeyi dislar. Sayet süphe ediliyorsa,
> > nedendir bu iman/inanc görüntüsü.
>
> Dislamaz, hedefdir dislamak. Güvenin doruk noktasidir dislamak.
Neuzübillah!
> Gazali'nin süphe devri olmasaydi, eminim Ihya'yi yazmiyacakti. Ayrica
Bir de süpheyi reddiye devri vardi sanirim.
Hani Hacca gidip geldikten sonraki tavir, ve sonra akil degil nakil, ve
sonra elveda Dogu'nun Bati üzerindeki üstünlügü, elveda akil, elveda fikir,
varsa yoksa nakil, varsa yoksa yat kalk....
> güvenin dereceleri vardir, rapt diye sifirdan zirveye erisilmez. Ben hem
> inaniyorum, hemde bazi konularda kuskularim var.
Bak ne güzel itiraf ediyorsun!
> Senin verdigin tarif en
> cok Ebubekir'e (rah) uyar, lakabi siddik, yani sadik olan,
Bunu burda illaki belirtmenin sebebi ne?
Seninle bu düzeyde konusan birisi mutlaka "sdk" kelimesinin anlamini
biliyordur, dii mi?
> süphelenmiyen. Bense ondan milyonlarca fersah uzaktayim. Ayrica Kuran
> dolayli anlatiyor, sadece kimden kuskulanmiyacagini ki kisaca "amentü"de
> anilanlardir bunlar, bunun disinda hersey süphe altindadir. Hatta Allah
> Kuran'da kendini bile sözgelimi süphe altina alarak mealen söyle
> demistir: eger Kuran bir belagat eseriyse, yapin bir benzerini. Bana
> dinimi ögretecek sen degilsin.
Simdi dunyayi ve insanligi inkar etmeyelim.
Kuran kadar güzel, hatta Kuran'dan güzel belagat eserleri vardir. Iclerinde
cok daha güzel anekdotlar olan cok daha cesitli efsanelerden bahseden
kitaplar da vardir.
Senin bahsettigin tarzdaki, "Kuran bir belagat eseriyse, yapin bir
benzerini" sözü ise, yalnizca o dönemlerdeki Mekke ve cevresini kapsar. Asil
muhataplari ise, Kabe'ye 7 askiyi asanlar ve hala 7 aski daki siirsel düzeye
asina olan Mekkelilerdir.
Mekke ve cevresinin disinda Kuran'in meydan okuyacagi bir kitap veya destan
yoktu onlara göre. -Oysa cok daha sonra cok daha baska kitaplar ortaya
cikmis, takkeler düsmüstür orta yere...-
> > Güvenmek ve inanmak zor kavramlardir.
>
> Zor olan kavramlar degil, eylemlerdir. Hayranim Türkcene, hayran!
Hayran oldugunu bu sekilde belirtmen bile, sende en azindan belirli bir
türde rahatsizligin ufak bir göstergesi sayilabilir.
Ayrintilarina girmeyelim.
> > Buradan kasit, bosbosa ögünmek degildir: Seftali cekirdeginde oldugu
> > gibi, hic yarilmaz sanilabilecek bir kabugu yirtabilecek potansiyel
> > güce sahip olmakla ögün, onu, yani o kirilmaz kabugu yarmak icin,
> > yirtmak icin calis, ve en sonunda da bittabi, hakli olarak kendine
> > güven!
>
> Ben aklima güvendigim gibi aklima güvenmiyorum desem, anlar misin? Akil,
Anlarim, fakat, senin su yukarda bahsedilenlerden de hic bir sey
anlamadigini anlarim.
> akildisinida icerirse, bütündür, yalniz akil yanliz kalir. Tüm
Gelelim akil disina!
Akil disi diye bir sey yoktur.
Duyularüstü, veya duyularötesi olarak nitelenebilecek bir takim fenomenler
kimi zamanlar sözkonusu olabilir. Fakat bu tür ve sürekli tekrarlanmayan,
akil ile, bilim ile sinanamayan seyleri kilavuz almak, hasa huzurdan,
burunun boktan cikmasini engellemek alinmis önlemler olarak yansir disaridan
görene!
Ki dün akil disi olarak görülen pek cok sey, bugün hündelik hayatimizda
yerini almis ve birer vakayi adiye sekline dönüsmüstür.
Kisacasi, mutlak akildisi diye bir sey olamaz, göreli olarak belirli bir
zamanda ve mekanda, belirli kosullar altinda "akildisi" olarak tasnif
edilebilecek fenomenler sözkonusu olabilir. Fakat bu sadece "gözlemci"
acisindan sözkonusu olabilecek subjektiv (öznel) bir yaklasimdan öte bir
anlam ifade etmez.
Mesela, belirli bir zaman ve mekan icinde, yani uzay-zaman icinde, bir cami
avlusunda, hem abdest alip, hem de namaz vaktini, Kuran Kursu vaktini
bekleyen bir kac cocuk, uzay ucuslarindan, Ay'a ilk insanin ayak basmasindan
bahsederken, cami duvarinin dibinde oturan ihtiyar dedelerden, bunlarin
akildisi olduguna iliskin nutuklar dinleyip fena halde firca yiyebiliyordu.
Akildisi!
> duyulardan soyutlanan insan akillidir, kuramsal düzeyde tabii. Gercekte
> böyle birini ne tanidim, ne de duydum, okudum böyle bir insanin
> yasadigina dair.
Eeee, daha ne konusuyorsun be adam!
> >> genis kapsamli sence bu tehlike diger kitap icin? Sorunun özü senin
> >> anliyacagin ifadeyle böyle. Kac meal okudugumu, evimde bulundurdugumu
> >> bilmek istersin diye yaziyorum: 5 tane, tefsirleri saymazsam. Sende
> >> mi
> >
> > Bundan kime ne? Istersen 28 tane meal, 56 tane tefsir bulundur.
> > Hic bir sey kavramadiktan sonra.
>
> Bu bana mealin ne oldugunu anlatmak isteyene yazildi, derdin ne senin,
> ha!
Benim derdim yok.
Sana aklin ve insafin yolunu gösteriyorum.
Ister o yolu algilarsin, istemezsen algilamazsin.
Bana ne!
> >> Yusufcuk olmakta kararlisin? Vesselam. Bana bilmiyormus gibi yukardan
> >> asagi muamele yapanlara hos degil, hor bakarim, bakiyorum; biline.
> >> Son 3
> >
> > Ayiptir yüzüne yüzüne söylemesi, bu olsa olsa senin kendi
> > merkepligindir.
>
> Mertligi merkeplik algiliyan kisi: sen merkeplik sinavini basariyla
> vermistir.
Mertlik ile merkepligi kimlerin karistirdigi ortadadir.
Bir merkebin, merkep olma ile mert olma kavramlarini birbirine karistiriyor
olagelmesinin ihtimaller dairesinde ele alinmasi dahi, "mert"lik kavramina
hakarettir.
> Diplomasini adresine göndermek icin adresini bildirmesi gereklidir.
> Bilgisine sunulur. Yalanim, dolanim yok, ama yine sana yaranamadim
> maalesef!;.)))1) sarkasm
Sarkastin mi (*) sarktin mi, bunlar ayri konulardir. Fakat yalan dolan
takildigin, iste, yolda apacik meydandadir.
Bana yaranmak istiyorsan, dosdogru, adam gibi adam olacaksin.
> > Kendisine yukardan asagi bakilmasina karsi mücadele edecek adam,
> > kendisinin ölcüsünü alir, karsisindakinin ölcüsünü alir, ondan sonra
> > ise girisir, bazilari da, apartmanlarin bilmem kacinci katina cikip
> > da oradan asagi bagirinca kendilerini yükselmis sanir.
> > Oysa, oralardan düsmek, netekim merkepten düsmeye de benzemez.
>
> Ben ev ödevlerimi yaptiktan sonra girdim sct mekanina, acti'ye. Bosuna
Belli oluyor.
ChatRoomlarin, separee kahramani!
Hemen üc bes günden sonra isim adres tespit etmeye calistin. Cok zaman da
yanilarak. Hala yaniliyorsun. Yok Yusuf mus, yok antalyali nevzatmis, yok
bilmem kim neymis... Ucuz chat ayaklarindan yetisip gelen, sinirsiz
geyiklerden gelen kahraman.
Bu arada hafiyesi maamutluk nasil gidiyor?
> beyin hücrelerini yipratma. bilmedigimi biliyorum deyip de ucuz madara
> olmaktan kötü durum tasavvur etmekten acizim.
Ha sunu bileydin diyecegim de, coktan madara oldun!
> >> yilda sct'de yazanlardan dinbilgisi bana üstün olan tek kisi tasavvur
> >> edebiliyorum ki o sen degilsin kesinlikle, bunu da kulagina küpe yap.
> >
> > Sayet "dinbilgisi" derken, yalnizca islami ve uygulayimlarini
> > kastediyorsan, benim bildigim kadariyla, Esas'in da pek bir tarafini
> > irgalamiyor bu mevzu!
>
> Irgalamiyorsa, yazilarimi izleyen biri olarak yapmamaliydi bu hatayi.
Hangi hatayi?
> > Acikca ifade edelim, bizim de!
>
> Acikca yaz: "Benim de!" Türkcene hayranim, hayran! Baslarsan majestatis
> diye, baslarim baska yerlerden, biline.
Basla baska yerlerden!
Farzet ki basladin!
Nereden baslarsin büzürtük? Mesela yani?
Hani bir örnek ver?
> > Ama diger dinleri de isin icine katip da, gercek "dinbilgisi"nden
> > bahsediyor olursan, bu meydanda merdaneler vardir ki... diye ufak bir
> > uyarida bulunmak da boynumuzun borcu olur.
>
> Bunu kastetmedigim belli, simarik cocuk seni. Ama haklisin da bir nebze,
> eksik yazmisim. Tüm dinleri icermese de, cogu dinler hakkinda da bilgim
> var, kitaplarim var. Ama aktararak tartisma taraftari degilim. gerek te
> göremiyorum. Diger dinler hakkinda bilgi edinmek isteyen o dinlerin
> mensuplarina danissin. Boynuzluk bir soru: Alevilik bir din midir?
> Sadece evet ya da hayir, tartismaya gerek yok, görüsüne gerek var
> yazdigini tutarli anlamam icin, hepsi bu.
Niye evet ya da hayir?
Sadece bu bile senin tiynetini apacik ortaya seriyor sefil büzürtük!
Neymis, Alevilik bir din miymis?
Bakindi hele, bizim büzürtük "boynuzluk bir soru" sormus.
Bu boynuz kimlerin neresine gider hic haberi yok, velev ki, kendi islamiyet
tarihini acik ede!
Burada simdilik fazla konuya girmeyecegim, cünkü baska ilmekler altinda da
bu haddini bilmeze haddi bildiriliyor.
> > Haa, sen dinbilgisi sözünden yalnizca islami anliyorsan, bu da senin
> > ufkunu gösteren bir baska basit gösterge olur- Lakin o da ayri bir
> > hikaye basligi olur;-)
>
> Her din mensubuna kendi dinini ögrenmek gerek, diger dinleri bilmek,
> tanimaksa meraklilara, din bilginlerine mahsustur. Vesselam.
Madem meraklisin, iste ögren baska dinleri de, en azindan beni mecbur
birakma islamiyeti savunmaya!
Sen biliyorsan sen savun.
> >> Hatta ipucu da:ezan verdim ki baglantiyi kendi kursun okuyan diye;
> >
> > Vermissin, görüldü, baglanti kuruldu, lakin hala mealin nerde oldugu
> > anlasilamadi;-)
>
> Görünen köyün kör kilavuzunun derdinden bana ne!
> >
> >> Türkce ezanin icine bilmem ne edeyim.
> >
> > Zannimizca, zaten bir takim seylerin icine, disina ve hatta tepesine
> > etmissin/etmektesin. Nitekim, bu da bir meslektir ve de icabi
>
> Sen etmissin simdi senin icine, aferin, kurtardin beni bu cirkin
> görevden, sagol.
Kimin nerde neye nasil ettigi, iste su üc bes satir yukarda yazili.
Ben ise, hic bir sekilde, hic bir zaman, böyle ucuz ayaklara düsmem, böyle
ucuz küfürleri kullanmam.
Bak yukarda, "Türkce ezanin icine bilmem ne edeyim." diyen sensin.
Yani göZüne göZüne sokmak gibi olmasin da.
Ondan sonra, kahpe degirmenleri gibi dönerek, "Sen etmissin simdi senin
icine, aferin, kurtardin beni bu cirkin görevden, sagol." diyen de sensin?
Bu kadar kivraklik, bu denlü gerdan kirip topuk dövmek...
Hayy ma$allah!
"Mest-i nazIm kim büyütdü böyle bi-perva seni
Kim yeti$dirdi bu gu~ne servden bala seni"
-bak burada da "serv" var, yani servi;-)) -
> > "Düsünce ve ifade özgürlügü tamam, ama düsünsel özürlüleri -yani
> > inananlari- ne yapacagiz"
>
> Inanmiyanlar özgür düsünürler sadece. Hayretim mantigina, hayran.
"Hayretim mantigina hayran!"
;-)
> Özürlüymüs inananlar, gözlerimi sana bagisliyayim mi görmen icin
> özürlerini?
Gerek yok ki.
Ortada olan bir seyi görmek icin "göz" bagisinda bulunmayi teklif etmek ne
demek?
> > Not: Inanmak, bilmeyi reddeder. Inananlarin inandiklari seylerin
> > düsünsel faaliyet sonucu oldugunu düsünmek bile absürd/sacmadir!
>
> Nedir bilmek? Inanmak, bilgiyi reddetmenin aksine, bilgiyi önemser, ama
> mutlaklastirmaz, cünkü bilgi degiskendir,
Haaa, iste orda dur!
Bilgi degiskendir, lakin inanc mutlaktir degil mi?
Iste bilgi ile inanc'in arasindaki fark.
Bilgi sürekli degisir ve kendini yeniler, mutlak degildir! Oysa inanc/Iman
mutlaklikla/mutlak olma iddiasiyla maluldur.
Iste vaziyet böyleyken böyledir hakim beg;-)
Eldemir
"Hee iste iste o Demir, Netekim El Demir! sizi gidi büzzük postalari, sizi
gidinin püsürtük graffiti boyacilari, üc kurusluk haysiyetlileri sizi! "
Buraya kadar amenna!
> Daha somut ornek vermeye calisayim benim icin guncel bir konudan.
> Malumunuz kimya muhendisiyiz. Yani yaptigimiz is inanclara degil fiziksel
> gerceklere dayanir, dayanmasi gerekir.
Öyle olmasi gerektigini en iyi müyendizler bilir/bilmesi gerekir zaten.
> Bugunlerde biyokimya muhendisligiyle ilgimiz var, ogreniyoruz birseyler.
> Insanlari degisik hastaliklardan kurtaracak (ozellikle kanserden) protein
> uretimi isiyle ugrasmaya calisiyoruz. Yogurt yapar gibi bir "biyoreaktore"
> sivi gida maddeleri dolduruyoruz ve genetik teknikle kromozomlari
asilanmis
> canli hucreyle mayaliyoruz bu karisimi. Bilinmeyen nedenlerden dolayi
> memeli canli hucreleri kullanildiginda hucre yogunlugu mililitre basina
> 200.000 den az olursa "maya tutmuyor!" Sebep belli degil ama bu rakami
> tutturmadan bu isi yaparim diyemoyrsun... Iste o zaman isin icine inanc
> giriyor.... cunku bilim daha oraya yetisememis. Ve zaten bu tur seyleri
Cok güzel, fakat, burada inancin isi ne?
Yani, burayi pek anlayamadim.
Elinde belli bir gösterge var.
Diyelim ki bu gösterge, "... memeli canli hucreleri kullanildiginda hucre
yogunlugu mililitre basina 200.000 den az olursa "maya tutmuyor!" seklinde
belirginlesiyor.
Bunun mutlaka bir fiziksel/kimyasal/biyokimyasal falan bir aciklamasi
olabilir. Su andaki bilimsel düzeyin ve bu konularla ilgilenen disiplinlerin
bunu henuz aciklayamiyor olmasi, araya iman köprüsü kurmaya neden sebep
olsun?
Su anda belki sen daha iyi biliyorsundur, fakat bir zamanlar Lyall Watson
denen bir sahsin bazi kitaplarini, makalelerini falan okumustum. -Tamam
tamam, populer bilim, hatta pseudo bilim, o kadar da ciddiye alinmasi
gerekmez falan- Bu dedigin alan bana
tamamen yabanci, fakat orada bir hücrenin en fazla 70.000 kez
yenilenebileceginden, bundan fazlasinin mümkün olmadigindan bahsediyordu. Bu
hem yaslilik hem de kanser arastirmalarinda, yani ölüm arastirmalarinda
bilinen son sinir diyordu. Bu kitaplari, makaleleri 15-20- yil önce
okumustuk. Simdi, su klon olayinda da, buna benzer bir sorunun ciktigindan
bahsediliyor. Yeni klonlananin aslinda, biyolojik olarak hücre verici ile
ayni yasta olmasi gerektiginden bahsediliyor. Ki zaten, klonlama olayi
aslinda/görünürde -etik nedenlerle- yasak. Bu konuda, bizim gibi
ayaktakimina kadar yansiyanlar ise ancak bu kadar.
> teknik olarak konustugumuz zaman bile "belief", "faith" gibi kelimeler de
> kullanabiliyoruz.
Bu tür kelimeleri, belki yerine daha uygun bir kelime bulamadiginiz
kullaniyor olabilirsiniz. Fakat, bunun "iman" ile pek alakasi yok. Inanma
ile ilgisi ise, bu sorunun da, elde yeterli veri oldugu zaman
asilabilecegine inanma seklinde olabilir. Belki bir kac ay veya yil sonra bu
engeli asip, sorunu/kaynagini adlandirabildiginiz vakit, bu kavramlara
ihtiyac bile duymacaksiniz.
> Sozun kisasi inanmak bilmeyi reddetmez, bilinen ile anlasilamayan
> arasindaki koprudur.
Burayi da nispeten anlayabilirim. Fakat bilinen ile anlasilamayan arasindaki
bir köprü asildigi vakit, inanmak hangi konuma düser?
Veya, tam tersi!
Inanmanin, en azindan senin getirdigin örnekte oldugu gibi, bilinen ile
anlasilmayanin arasinda köprü oldugu iddia edilmesine karsin, olumlu olmayan
örnekleri de var.
-Simdi hz. hafizadan yazdigim icin isim veremeyecegim, fakat cok israr
edilirse, üc bes maus hareketiyle en fazla yarim saat icinde isimleri de
verebilirim.-
-Havadan agir olan bir maddenin ucmasi imkansizdir.
-Hic kimse saatte 25 km giden bir vasitanin üstünde sag kalamaz.
Bu yukadaki cümleleri mutlaka biliyorsundur.
En iyisi, bu inanmak ile bilmek arasindaki zinciri fazla zorlamayalim,
biliyorsak, bildigimizi belirtelim, inandigimizi, zannettigimizi ise,
süpheli-tekrar kontrol edilmesi gerekir - dosyalari arasina alalim, ve
bunlardan mutlak gercekler olarak bahsetmeyelim.
Ki senin verdigin örnekler, benim cikarsadigim kadariyla, mutlak gercekler
anlaminda degil, ileride yeniden kontrol edilip, yeniden yorumlanmaya acik
veriler baglaminda.
Yaniliyor muyum?
-
> porsuk
> imeyillerinizin bana ulasabilmesi icin ".jambon"suz olmasi gerekir
Eldemir
"imeyilleriniz bana kesinlikle ulasamaz. Eskiden iyi niyetle ve kisa süreli
olarak verilmis olan
bazi adreslere bile hala spam yagiyor"
..............
> AFERIN de veriyorum
> sana kefal degil sefalden yola cikarak adimi alay malzemesi yaptigin
Bazen üsengeclikten oluyor iste.
Okudugun gibi yazma meselesi yani:-)
"Acephale"yi, bazen asefale, bazen de akefale gibi okuyorum.
Sen hangi ekolce okunmasi gerektigini söyle, biz de öyle okuyalim.
Akefale mi, asefale mi okunacak?
Bu acaip ismi sen sectigine göre biliyorsundur mutlaka;-)
> icin. Alman öbeklerinde sanal yasalar var, sende birini iglal ettin ama
> hangisini, hatirlamiyorum simdi. Merak ettiysen, arar, bulur, sana
> bildiririm.
Merak etmedim. (Ayrica "iglal" degil, "ihlal" olsa gerek diyecegim, ama
büyük bir olasilikla "klavye sürcmesi"dir)
> >> Bu görüs gerici, örümcek kafalilara uygun; öyle olsa, milyarlarca
> >> cocuklar icin ögretmen bulamazdin. Önemli olan istek, azim ve sabir.
> >
> > Hic degilse bir kismina ögretmen bulunuyor olmasi bile aslinda mucize!
> > Istek, azim ve sabir -yani ögretmeye "istek", ögretebilme
> > kapasitesinin eksik kaldigi yerde "azim" ile zorlamak, ve sabir ile
> > sopalayip, ögrencideki ögrenme hevesini kirmak-
>
> Zorla güzellik olmaz. Sopayla esek yürümez.
Yazidaki "ironik" havayi hala kavramamissin. Ki kavraman da zaten
beklenmiyordu.
> > Iste bu, bir vakitler gittigimiz Kuran kurslarindan kalan anilar.
>
> Bil ki o sözde hocalar yüzlerine tükürülmeye layiktir.
Eh, iste!
Ne diyelim.
Ama simdilerde, cogu belki de kendi tanrilarinin huzurundadir, ölülerin
ardindan kötü konusmak yakisik almaz. Fakat, hala inatla bunlara benzer
niteliksiz tipler ortada dolasiyor.
> >> Insanlarla iliski kurmaya hevesli, merak dolu, arayici, arastirici
> >> insanlardan en iyi ögretmenler cikar, bilgisini asiri övünerek,
> >
> > Aferin. En azindan ilk bölümü dogru cikarsamissin da, sonunda yine
> > bir ceten herzeyi boca etmissin ortalik yere.
>
> Birak artik sivazlamayi; hoslanmadigimi belirttim, degil mi. Aferini
> birak. gerisi seni baglar, sen öyle düsünmekte serbestsin.
Eh, ortaya bir ceten herzeyi boca etmeyi, iltifat olarak algiliyorsan, bu
tabii ki senin sorunun.
> >> kasinarak sunanlardan iyi ögretmen olmaz, Türkiye gibi ülkeler haric,
> >
> > Iste oralarda, maalesef, MEB coktan hacilar tarafindan fethedilmis
> > durumda. Bu konuya baska ilmeklerde de degindik. Daha sahsi kuran
> > kursu deneyimlerimizden de aslinda pek bahsetmis sayilmayiz.
>
> Türkiye'nin neresinde oldugu da önemli, eklemeyi unutma sakin.
> >
> > Öyle degil mi kefalcik kelle!
>
> Aferim haspa usagima!
Aferim degil, aferin!
(Türkce'yi Vahi Öz'ün haci aga tiplemerinden mi ögrendin?)
> > Sen neyi nerde ve ne icin elestiriyorsun?>
> > Hatirlarsan, hala "Izn vér toy gécesi men de sene saye gelim" ilmegi
> > altindayiz.
>
> E, ne olmus? Yasak mi var, bu ilmek basligi altinda egitim üzerine
> yazisilmaz diye de ben görmedim, he?
Bak. asagidaki satirlar!
> > Bu baslik altinda, birisi, bir baskasina, bu sahsiyetin hala
> > birilerine bir seyler ögretmeye calismasindan dolayi takdirlerini
> > sunmus. Söz konusu olan ne Türkiye, ne de MEB.
>
> Sirayla: takdir icin email göndersin, burasi chat room daki separee
> bölümü degil, aleni mekan. Ögretmeye calisan sen misin? Senden ögrenme
Burada herkes aleni konusur, aleni yazar.
Yazilanlar, görüsler tüm SCT meydanina aciktir.
Takdir icin olsun, kahpe degirmenligi icin olsun, özel mesajlara gerek
yoktur.
ChatRoomlarda "separee" nasil oluyor, pek bilmeyiz. Bizim bildigimiz,
"separee" bar-pavyon türü mekanlarda olur, actirirsin 5 -10 €'luk bir sise
köpüklü sarabi 200-300-400 €'ya -artik tutturan tutturana-, alirsin hatunu
"separee"ye.
Chat olayi bize uzak. Biz buralara chat olaylarindan, internette hatun
kaldirma ayaklarindan degil, dogrudan mail-boxlardan ve usenet'den geldik.
Bilen bilir, burasi kamuya acik alandir, ve senin gibi, chat roomlarindaki
"separee"lerde ilk internet kültürünü almis olanlara belki yabanci gelir,
fakat SCT'de her sey ayan beyan konusulur.
> talebinde bulunan var mi? Söyle yazili cinsinden? Yoksa, sus. Varsa,
> gönder, ben susayim. O konuyu ögretmenlige getirince, bende Türkiye ile
> MEB'igini konuya ilhak ettim, baglanti asikar, ama sen neden
> göremiyorsun, sasirdim. Diger nedense sahsi, ben senden iyi bir ögretmen
> cikacagini hic sanmiyorum, tasavvur dahi edemiyorum.
Sorun degil.
Senin sahsi görüslerin sadece seni baglar.
Fakat, sahsi görüslerini baskalarina da empoze etmeye, hatta onlari laf
kalabaligiyla terörize etmeye kalkisirsan, bu kamusal alani, buradaki tüm
diger katilimcilari da ilgilendirir.
(Senin tavrinla gidelim bir de: Neden Coronik ustayi, e.mail ile uyarmadin?
Mesela yani)
Hakbilirlik, minnettarlik, demeyeyim, ama en azindan, "yigidi öldür hakkini
yeme" tavri, bazilarinca hic taninmayan eski hasletlerdendir.
Ki bu yönde talebimiz de olmamistir.
Kisacasi, sana sen istemeden de bir seyler ögretmisizdir. (Zaten bu meydanda
ister istemez hergün ögrenirsin, ögrenmemek mümkün degildir) Senin asagilik
komplexlerinden kaynaklanan kibirin bunu itiraf etmene engel oluyor
olabilir. Bu da sorun degil.
Nitekim hakbilirlik, sadece dostuna arkadasina degil, düsmanina da ayni
sekilde davranmak, hakkini teslim etmek, herkeste bulunmayan yüksek insani
hasletlerdendir. Bazi karakterler bu hasletlerden yoksun olabilir. Burada
zaten kimsenin kimseyi yargiladigi da yok.
Her sey acik secik, meydanda gerceklesmektedir.
> > Ki MEB ve Türkiye'de ögretmen diplomasi verilip de piyasaya salinanlar
> > hakkinda burada zamaninda yeterinden fazla yazdik.
>
> Olabilir, tüm yazilarini okumak zorunda degilim yillar önce yazdigin.
> Simdi de istersen yazarsin, ya da yazmazsin, olay biter.
Gerek yok ki!
[En eski yazilari dahi bir Hafiyesi Maamut titizligiyle inceledigin orta
olduguna göre;-) ]
> > Kisaca aynanin karsisina gecip de, hasetlikten yapiyorum bunlari,
> > dayanamiyorum baskalarinin övülmesine, oysa asil övülmesi gereken,
> > akefale lamer olarak benim, benim hakkimi yiyorlar desene be sefil
> > mahluk!
>
> Zerre kadar hakli olsaydin, sana gel, yap beni derdim, erkek, namus
> sözü. Varsa sayet senin gözünde degeri namus sözünün?
Tövbe estagfurullah!
Bu nasil söz, bu nasil yemin...
Bir de erkek sözü, namus sözü ha!
Git aga!
Aman bu pislikle bana bulasma da kime bulasirsan bulas!
Eldemir
"Allah yaramaz erkek serrinden, yaramaz avrat serrinden emin eylesin -Türk
Atasözü-"
Lakin sen de cabuk boyun verme.
Parmak yalar olayinda cok cabuk boyun vermissin. Senin bahsettigin, lafini
kimseden cekinmez Coronik öyle mi davranirdi.
Su meydanda en azlardan kalanlardan biri de sensin.
...
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?
Oyle yikma kendini,
Oyle mahzun, oyle garip...
Nerede olursan ol,
Icerde, disarda, derste, sirada,
Yuru ustune ustune,
Tukur yuzune celladin,
Firsatcinin, fesatcinin, hayinin...
Dayan kitap ile Dayan is ile.
Tirnak ile, dis ile,
Umut ile, sevda ile, dus ile
Dayan rusva etme beni.
Gor, nasil yaratilirim,
Namuslu, genc ellerinle.
Kizlarim,
Ogullarim var gelecekte,
Herbiri vazgecilmez cihan parcasi.
Kac bin yillik hasretimin koncasi,
Gozlerinden, Gozlerinden operim,
Bir umudum sende,
Anliyor musun?
AHMED ARIF
"choro-nik" <chor...@tvcom.net> schrieb im Newsbeitrag
news:D3lY9.770$_L3...@news-binary.blueyonder.co.uk...
mantiki zorunluluk?
Sen mantik derslerini mantici kofulkelleden mi aldin?
>> AFERIN de veriyorum
>> sana kefal degil sefalden yola cikarak adimi alay malzemesi yaptigin
>
> Bazen üsengeclikten oluyor iste.
> Okudugun gibi yazma meselesi yani:-)
> "Acephale"yi, bazen asefale, bazen de akefale gibi okuyorum.
> Sen hangi ekolce okunmasi gerektigini söyle, biz de öyle okuyalim.
> Akefale mi, asefale mi okunacak?
> Bu acaip ismi sen sectigine göre biliyorsundur mutlaka;-)
Kivirtmayi iyi beceriyorsun, üsengeclikmis! Enayi yok karsinda, kasten
yazdigini itiraf et, ne var ki bunda? Bildigimi, inandigimi tasdik
edersin, hepsi o kadar. Okunusa gelince, daha önce gerekcesiyle yazdim,
neden yineleyeyim ki?
> Merak etmedim. (Ayrica "iglal" degil, "ihlal" olsa gerek diyecegim,
> ama büyük bir olasilikla "klavye sürcmesi"dir)
Tuzaga düsmedin bu sefer, tebrik ederim.
>>> Hic degilse bir kismina ögretmen bulunuyor olmasi bile aslinda
>>> mucize! Istek, azim ve sabir -yani ögretmeye "istek", ögretebilme
>>> kapasitesinin eksik kaldigi yerde "azim" ile zorlamak, ve sabir ile
>>> sopalayip, ögrencideki ögrenme hevesini kirmak-
>>
>> Zorla güzellik olmaz. Sopayla esek yürümez.
>
> Yazidaki "ironik" havayi hala kavramamissin. Ki kavraman da zaten
> beklenmiyordu.
Ironik hava gercekten görmedim, cünkü yazdiklarin Türkiye'nin cogu
okulunda halen uygulaniyor. Sen olsa olsa benim kavramlarimla oynamak
istedin, gercegi kücümsüyerek sahsi ihtiraslarina alay malzemesi yaptin.
>
>> Birak artik sivazlamayi; hoslanmadigimi belirttim, degil mi. Aferini
>> birak. gerisi seni baglar, sen öyle düsünmekte serbestsin.
>
> Eh, ortaya bir ceten herzeyi boca etmeyi, iltifat olarak
> algiliyorsan, bu tabii ki senin sorunun.
O zaman söyle mi okumaliyim: "Seni sivazlarken kendimi sivazlamaktan
beni men edemezsin."?
>> Aferim haspa usagima!
>
> Aferim degil, aferin!
> (Türkce'yi Vahi Öz'ün haci aga tiplemerinden mi ögrendin?)
Ben edebiyattan geliyorum diye yazdim mi? ;-) Ser veririm, sir vermem.
> Burada herkes aleni konusur, aleni yazar.
> Yazilanlar, görüsler tüm SCT meydanina aciktir.
> Takdir icin olsun, kahpe degirmenligi icin olsun, özel mesajlara gerek
> yoktur.
O zaman neden siirle ilgili bir cümle bile yoktu yazisinda Vasif'in?
Yoksa ben mi görmedim. o zaman sana resmen özel mesaj göndermis oldu.
> ChatRoomlarda "separee" nasil oluyor, pek bilmeyiz. Bizim bildigimiz,
> "separee" bar-pavyon türü mekanlarda olur, actirirsin 5 -10 ?'luk bir
> sise köpüklü sarabi 200-300-400 ?'ya -artik tutturan tutturana-,
> alirsin hatunu "separee"ye.
Aydinlatici bir aciklama, Freud'u neselendiren bir itiraf.
> Chat olayi bize uzak. Biz buralara chat olaylarindan, internette hatun
> kaldirma ayaklarindan degil, dogrudan mail-boxlardan ve usenet'den
> geldik. Bilen bilir, burasi kamuya acik alandir, ve senin gibi, chat
> roomlarindaki "separee"lerde ilk internet kültürünü almis olanlara
> belki yabanci gelir, fakat SCT'de her sey ayan beyan konusulur.
Usenet den geldigini sanmiyorum, ihlallerin aksini yansitiyor. Öbeklerin
konusu disinda yazismalar icin email önerilir usenet te, seni deneyimli
cross point kahramani, seni. Ben chat nedir, denemedim, bilmek icin
herseyi denemek de gerekmez.
> Sorun degil.
> Senin sahsi görüslerin sadece seni baglar.
Bu sözler herkes icin gecerlidir, yani degersizdir.
> Fakat, sahsi görüslerini baskalarina da empoze etmeye, hatta onlari
> laf kalabaligiyla terörize etmeye kalkisirsan, bu kamusal alani,
> buradaki tüm diger katilimcilari da ilgilendirir.
Bana ne, beni baglamaz.;-) Yani beni terörist olarak tanimlaman gibi.
> (Senin tavrinla gidelim bir de: Neden Coronik ustayi, e.mail ile
> uyarmadin? Mesela yani)
Daha cevabi yazinin altina yazmasini bekliyorum, önceki uyarilarima
kulak asmiyana neden ikinci uyariyi göndereyim?
> Hakbilirlik, minnettarlik, demeyeyim, ama en azindan, "yigidi öldür
> hakkini yeme" tavri, bazilarinca hic taninmayan eski hasletlerdendir.
> Ki bu yönde talebimiz de olmamistir.
O zaman neden yakiniyorsun? Sitemin kime, nereye?
>
> Kisacasi, sana sen istemeden de bir seyler ögretmisizdir. (Zaten bu
> meydanda ister istemez hergün ögrenirsin, ögrenmemek mümkün degildir)
> Senin asagilik komplexlerinden kaynaklanan kibirin bunu itiraf etmene
> engel oluyor olabilir. Bu da sorun degil.
Bu sözlerde herkes icin gecerlidir, yani degersizdir.
>
> Nitekim hakbilirlik, sadece dostuna arkadasina degil, düsmanina da
> ayni sekilde davranmak, hakkini teslim etmek, herkeste bulunmayan
> yüksek insani hasletlerdendir. Bazi karakterler bu hasletlerden
> yoksun olabilir. Burada zaten kimsenin kimseyi yargiladigi da yok.
> Her sey acik secik, meydanda gerceklesmektedir.
Bazi camilerdeki vaizleri bile astin, gectin be, insaf. Lafi öz söylemek
te yüksek insani, insansal degil, hasletlerdendir.
> Gerek yok ki!
> [En eski yazilari dahi bir Hafiyesi Maamut titizligiyle inceledigin
> orta olduguna göre;-) ]
Zehir hafiyeyim ben len, maamut dan halife olur mu hic?;-)
> Eldemir
> "Allah yaramaz erkek serrinden, yaramaz avrat serrinden emin eylesin
> -Türk Atasözü-"
Ulan usak, sana Allah dedirttim ya, yetti tüm zahmetlerime. ;-) Neseli
günler sana. "Eldemir mi, Demirel mi, farki görmek gerek."
Neden 200.000 hucre/ml gerekiyor da 1.000 hucre/ml olmuyor? Sebebi belli
degil. Bilinen tek sey, bugunku imkanlarla canli hucreleri ancak bu
sekilde cogaltabilmek mumkun.
Ayni sekilde, gunes neden dogudan doguyor? Dunya saat yonunun tersine
donuyor. Dunya neden o yonde donuyor? vs.
> Yani, burayi pek anlayamadim.
> Elinde belli bir gösterge var.
> Diyelim ki bu gösterge, "... memeli canli hucreleri kullanildiginda hucre
> yogunlugu mililitre basina 200.000 den az olursa "maya tutmuyor!"
seklinde
> belirginlesiyor.
>
> Bunun mutlaka bir fiziksel/kimyasal/biyokimyasal falan bir aciklamasi
> olabilir. Su andaki bilimsel düzeyin ve bu konularla ilgilenen
disiplinlerin
Olmayabilir de.
Fiziksel/kimyasal/biyokimyasal falan bir aciklamasi bulunamazsa o kopruyu
kurmak gerekyor.
> bunu henuz aciklayamiyor olmasi, araya iman köprüsü kurmaya neden sebep
> olsun?
Cunku bilimsel acidan izah etmek mumkun olmuyor bazi seylerin nedenlerini.
Bu bilgi yetersizliginden, o an ki teknolojinin yetersizliginden
kaynaklaniyor olabilir.
> Su anda belki sen daha iyi biliyorsundur, fakat bir zamanlar Lyall Watson
> denen bir sahsin bazi kitaplarini, makalelerini falan okumustum. -Tamam
> tamam, populer bilim, hatta pseudo bilim, o kadar da ciddiye alinmasi
> gerekmez falan- Bu dedigin alan bana
> tamamen yabanci, fakat orada bir hücrenin en fazla 70.000 kez
> yenilenebileceginden, bundan fazlasinin mümkün olmadigindan bahsediyordu.
Bu
> hem yaslilik hem de kanser arastirmalarinda, yani ölüm arastirmalarinda
> bilinen son sinir diyordu. Bu kitaplari, makaleleri 15-20- yil önce
> okumustuk. Simdi, su klon olayinda da, buna benzer bir sorunun
ciktigindan
> bahsediliyor. Yeni klonlananin aslinda, biyolojik olarak hücre verici ile
> ayni yasta olmasi gerektiginden bahsediliyor. Ki zaten, klonlama olayi
> aslinda/görünürde -etik nedenlerle- yasak. Bu konuda, bizim gibi
> ayaktakimina kadar yansiyanlar ise ancak bu kadar.
Benim bahsettigim de hucresel bazda klonlama. Bir kac hucreyle basliyor.
Genetik malzemesi "asilanmis" bir kac hucre
labaratuarda cogaltilip ufak tuplerde "hucre bankasi" olusturuluyor. [Bu
hucre bankasi dusunulen uretim suresi icin (5 ile 15 yil arasi degisiyor bu
siralarda sanirim) yeterli olmasi sart.] Bu ufak tupler sivi azot icinde
saklaniyor ve gerektikce bir tup eritilip icindeki hucreler klonlanma
isleminde kullaniliyor. Bir 1 ml tubun icindeki 200.000 hucreden baslayarak
bu rakam asama asama taa 90 katrilyon hucreye kadar falan goturuluyor
bugunlerde. Neyse, dagittik.
>
> > teknik olarak konustugumuz zaman bile "belief", "faith" gibi kelimeler
de
> > kullanabiliyoruz.
>
> Bu tür kelimeleri, belki yerine daha uygun bir kelime bulamadiginiz
> kullaniyor olabilirsiniz. Fakat, bunun "iman" ile pek alakasi yok. Inanma
Dogru iman ile alakasi yok. Inanmayla alakasi var ama.
> ile ilgisi ise, bu sorunun da, elde yeterli veri oldugu zaman
> asilabilecegine inanma seklinde olabilir. Belki bir kac ay veya yil sonra
bu
> engeli asip, sorunu/kaynagini adlandirabildiginiz vakit, bu kavramlara
> ihtiyac bile duymacaksiniz.
Evet.
>
>
> > Sozun kisasi inanmak bilmeyi reddetmez, bilinen ile anlasilamayan
> > arasindaki koprudur.
>
> Burayi da nispeten anlayabilirim. Fakat bilinen ile anlasilamayan
arasindaki
> bir köprü asildigi vakit, inanmak hangi konuma düser?
O zaman anlastik. Cunku senin bir onceki yazinda asil taktigim kisimda
inananlarin inandiklari seylerin dusunsel faaliyet sonucu dusunmenin absurd
ve sacma oldugunu ifade etmistin. Ben de diyorum ki, bazan, hatta bir cok
zaman dusunsel faaliyet sonuc vermedigi zaman inanmaktan baska care
kalmiyor.
Kopru asilmaktan cok, iki sahil arasi (veya ucurum) bilgiyle doldurulur
gibi dusunuyorum. Dolu yere kopru gerekmez ve kopru kaldirilir.
>
> Veya, tam tersi!
> Inanmanin, en azindan senin getirdigin örnekte oldugu gibi, bilinen ile
> anlasilmayanin arasinda köprü oldugu iddia edilmesine karsin, olumlu
olmayan
> örnekleri de var.
> -Simdi hz. hafizadan yazdigim icin isim veremeyecegim, fakat cok israr
> edilirse, üc bes maus hareketiyle en fazla yarim saat icinde isimleri de
> verebilirim.-
Gerek yok.
> -Havadan agir olan bir maddenin ucmasi imkansizdir.
> -Hic kimse saatte 25 km giden bir vasitanin üstünde sag kalamaz.
>
> Bu yukadaki cümleleri mutlaka biliyorsundur.
>
> En iyisi, bu inanmak ile bilmek arasindaki zinciri fazla zorlamayalim,
> biliyorsak, bildigimizi belirtelim, inandigimizi, zannettigimizi ise,
> süpheli-tekrar kontrol edilmesi gerekir - dosyalari arasina alalim, ve
> bunlardan mutlak gercekler olarak bahsetmeyelim.
Teoriler de oyle isler zaten. Ama anlasilamayan mutlak gercekler yok
degildir ve ozel adla anilirlar--aksiyomlar ve Turkcesini bilmedigim
"postulate"(*) . Nasil olsa kendiliginden belli, kanita gerek yok der
geceriz.
>
> Ki senin verdigin örnekler, benim cikarsadigim kadariyla, mutlak
gercekler
> anlaminda degil, ileride yeniden kontrol edilip, yeniden yorumlanmaya
acik
> veriler baglaminda.
>
> Yaniliyor muyum?
Hayir. Mutlak gerceklere girmeye gerek gormedim, anlasmamiz (benim acimdan)
mumkun olmadigi icin. Benim acimdan diyorum cunku yeteri kadar felfese,
mantik konusacak bilgim olmadigini dusunuyorum.
Inanmak, bilmeyi reddeder. Inananlarin inandiklari seylerin düsünsel
faaliyet sonucu oldugunu düsünmek bile absürd/sacmadir!
http://www.seslisozluk.com/ sitesinden "postulate" kelimesinin anlami:
KOYUT, DOGRU VARSAYILAN KANITSIZ ÖNERME, ESAS, SART KOYMAK, TALEP ETMEK,
ISPATSIZ OLARAK KABUL ETTIRMEK, DOGRU VARSAYMAK, POSTULAT OLARAK KABUL
ETMEK, SEÇMEK (GÖREVE)
Tamam. fakat nispeten gecici olmasi gerekmiyor mu?
Yani bu köprü mutlak mi oluyor, gecici mi-burada arastirmanin boyutlari
düünülsün; bazen 20-30 yil degil, yüzyillar da sözkonusu olabilir-
> > bunu henuz aciklayamiyor olmasi, araya iman köprüsü kurmaya neden sebep
> > olsun?
>
> Cunku bilimsel acidan izah etmek mumkun olmuyor bazi seylerin nedenlerini.
Tamam, olabilir.
Fakat neden bazi fenomenlerin bilimsel olarak -su andaki düzey ile-
aciklanamamiyor olmasi, neden isin ucunun imana baglanmasini gerektirsin.
Arastirmacinin görevi, arastirmaktir. Bu arastirma sonuclari eldeki verilere
uymuyorsa, bunu bir takim yeniden kontrol edilebilirligi kuskulu iman/inanc/
vs. gibi kavramlara devretmek degildir.
Nitekim, asagida ne demisiz bir bakila!
> Bu bilgi yetersizliginden, o an ki teknolojinin yetersizliginden
> kaynaklaniyor olabilir.
Iste budur asil gözönünde bulundurulmasi gereken!
Galiba bir miktar toparlamaya basladik konuyu!
> > ile ilgisi ise, bu sorunun da, elde yeterli veri oldugu zaman
> > asilabilecegine inanma seklinde olabilir. Belki bir kac ay veya yil
sonra
> bu
> > engeli asip, sorunu/kaynagini adlandirabildiginiz vakit, bu kavramlara
> > ihtiyac bile duymacaksiniz.
>
> Evet.
Nihayet anlasabilecegimiz bir nokta daha.
> > > Sozun kisasi inanmak bilmeyi reddetmez, bilinen ile anlasilamayan
> > > arasindaki koprudur.
> >
> > Burayi da nispeten anlayabilirim. Fakat bilinen ile anlasilamayan
> arasindaki
> > bir köprü asildigi vakit, inanmak hangi konuma düser?
>
> O zaman anlastik. Cunku senin bir onceki yazinda asil taktigim kisimda
> inananlarin inandiklari seylerin dusunsel faaliyet sonucu dusunmenin
absurd
> ve sacma oldugunu ifade etmistin. Ben de diyorum ki, bazan, hatta bir cok
> zaman dusunsel faaliyet sonuc vermedigi zaman inanmaktan baska care
> kalmiyor.
Aslinda bir nevi haklisin diyecegim, cünkü senin bakis acinla benim bakis
acim cok zaman ters düsüyor. Fakat ayrintilar netlestigi zaman, eninde
sonunda ayni konumlara geldigimiz de ortaya cikiyor.
Yani "inanmak" ve "iman" etmek farkli kavramlardir demek istiyorsun.
-oysa her din, 'inanma' kavramini kendisine ait görür-
Burada ayrintili aciklamasina ne gerek var?
-Ki isteyene ayrintili olarak anlatilir da yani-
> Kopru asilmaktan cok, iki sahil arasi (veya ucurum) bilgiyle doldurulur
> gibi dusunuyorum. Dolu yere kopru gerekmez ve kopru kaldirilir.
Ehh, nispeten öyle de bir benzetme kurulabilir.
Ve yanlis da oldugu pek söylenemez!
> > Veya, tam tersi!
> > Inanmanin, en azindan senin getirdigin örnekte oldugu gibi, bilinen ile
> > anlasilmayanin arasinda köprü oldugu iddia edilmesine karsin, olumlu
> olmayan
> > örnekleri de var.
> > -Simdi hz. hafizadan yazdigim icin isim veremeyecegim, fakat cok israr
> > edilirse, üc bes maus hareketiyle en fazla yarim saat icinde isimleri de
> > verebilirim.-
>
> Gerek yok.
>
> > -Havadan agir olan bir maddenin ucmasi imkansizdir.
> > -Hic kimse saatte 25 km giden bir vasitanin üstünde sag kalamaz.
> >
> > Bu yukadaki cümleleri mutlaka biliyorsundur.
> >
> > En iyisi, bu inanmak ile bilmek arasindaki zinciri fazla zorlamayalim,
> > biliyorsak, bildigimizi belirtelim, inandigimizi, zannettigimizi ise,
> > süpheli-tekrar kontrol edilmesi gerekir - dosyalari arasina alalim, ve
> > bunlardan mutlak gercekler olarak bahsetmeyelim.
>
> Teoriler de oyle isler zaten. Ama anlasilamayan mutlak gercekler yok
> degildir ve ozel adla anilirlar--aksiyomlar ve Turkcesini bilmedigim
> "postulate"(*) . Nasil olsa kendiliginden belli, kanita gerek yok der
> geceriz.
Fakat bunlar fizikte degil, matematikte sözkonusu degil miydi?
-Yaniliyorsam söyle. Cünkü benim alanim bambaska, ne fizikten anlarim ne
kimyadan, ne de matematikten-
Fakat, iman/inanma konularina gelince az bir miktar benim alanima da girmis
oluruz. Nitekim, bizdeki -eski- adiyla "insani bilimler"!
Eldemir
"Ey Turk bodun sabimin edgU e$it. Uze KOktengri basmasar, asra yaGiz yir
yarilmasar, seniñ iliñ tOrUñ kim boza -Bilge Kagan-"
Bunu ben yazdim, neden belirtmedin?
>
> O konunun uzmani olarak ben vereyim yanitini: ezilmis, yetersiz
> özgüvenli, asagilik bilinciyle hareket edenlere mahsusdur, senin
> gibilere yani. Benim gibi özgüveni sonsuz olanlar sadece alintilarlar,
Yukarda kanitini gördüm, kaynaksiz alintilarsin sen!
> senin gibi "sakin kim bu S. Ali, sorma, yoksa madara olursun" diye
> gereksiz laf etmezler, bilgilerini kanitlamak geregini duymazlar,
Bre bunak herif, git geriye, bak ve acikla: kim yazmis o cümleyi?
Cevabini ben vereyim; sen yazdin. Simdi de bana camur atiyorsun.
Tükürülecek sokak edebiyatcisisin sen, adi züppe. Message-ID:
<3e2eda36$0$17634$45be...@newscene.com> , 22.01.2003.
> bazen istisnai olarak kaba, kisa ansiklopedik bilgi iceren cevap
> verirler, hepsi bundan ibaret.
Bunu da ben yaptim, sense 2-5 sayfalik aciklama gönderirsin, fark
burada. Sana samimi tavsiyem, bir ruh hekimine görün, su anki durumunu
vahim görüyorum, ciddi sifalar diliyorum. Hoscakal.
Neden mi? Kitabimda gücsüze vurmak yoktur, iyiles de gel. Ayrica hosuma
gitmiyor böyle kolay hakli olmak, bana üslubumu bileyecegim biri gerek.
Tekrar okurken aklima bir soru cakildi, kaldi: Acaba sen benim yerime
kendini mi elestirdin, tasvir ettin? O zaman yazdiklarimi geri
aliyorum.;-)
O yüzden hic yorumsuz eklendi;-)
Maksat sct camiasina ibreti alemlik bir paragraf sunmak idi!
"Acephale Lemar" <acephal...@wobline.de> schrieb im Newsbeitrag
news:b1ihoa$12tmdp$1...@ID-66742.news.dfncis.de...
> Eldemir <Eld...@bayindir.oba> wrote:
> >> Bilen birisi var midir, sürekli kendini kanitlama ihtiyaci neye
> >> delalet olabilir.
>
> Bunu ben yazdim, neden belirtmedin?
(Hayir efendi! Bu cümle benim, asagidaki paragraf senin)
Kapito?
***
> > O konunun uzmani olarak ben vereyim yanitini: ezilmis, yetersiz
> > özgüvenli, asagilik bilinciyle hareket edenlere mahsusdur, senin
> > gibilere yani. Benim gibi özgüveni sonsuz olanlar sadece alintilarlar,
***
Yorumsuz!
--
"Al iste iki bucuk sayfa degil!
Herhalde kisa yazilari daha iyi anliyorsun"
.........
>
> > 7. Simdi surda islamin sartlarini sorsam, kim savm, salat, hacc.
> > zekat, kelime-i sahadet der, kim oruc, namaz, hacca gitmek, zekat
> > vermek, kelimei sahadet getirmek diye cevap verir bir düsünülsün.
>
> Düsündüm, ama kesin emin degilim seni yanlis anlamadigima. Kavram
> kargasasini ben de sevmem, tasvip etmem, ama örnekler adlara ve
> eylemlere isaret ediyor.
Bir bakima öyle de denilebilir.
Fakat, unutma ki, asil konumuz Kuran'in cevrilebilirligi/cevrilemezligi idi.
Burada -yukarida- ilk verdigim örnekler arapca, sonrakiler Arapca, Farsca ve
Türkce karisimi. Yani, bizim simdi cevrilip cevrilemeyecegini tartismamiz
bile sacma. Cünkü zamaninda, yani bundan 1200-1300 yil önce falan zaten bir
baska dile, mesela Farsca'ya cevrilmis. Islamiyetle ilk olarak Iran'da
karsilasan Türkler ise, Arapca'dan önce Farsca kavramlarla ögrenmisler
Islam'i. Yani... Cevrilebilir imis;-)
> > 8. Peygamberin kim desem ne diyeceksin?
>
> Hazreti Muhammed (sav), bundan emin degilsen sormazdin, ama neden
> sordun, bayram degil, seyran degil, acep neden sordun emmioglu?;-)
Tamam, soruyu -en azindan kendi dinin icabinca- dogru yanitladin, fakat
sorudaki tuzak surda dursun, neden soruldugunu bile anlamadin; anlayamadin.
Aciklayayim: "Peygamber" Farscadir. Haber veren demektir. Peygam-güzar,
mesela, haber getirici demektir. Arapca asli nebidir, kitap getiren
peygamberlere resul de denir.
Türkce#ye dönecek olursak: Karahanlilar döneminde cevrilen ilk Kuran
örnekleri su an elimizde yok, fakat o dönemler, peygamber kelimesinin "ElCi"
veya "YalvaC, YalavaC" seklinde cevrildigini de ikincil kaynaklardan
biliyoruz. (Bkz. Divan-ü Lügat-it Türk, Kutadgu Bilig ve daha sonraki Eski
Anadolu Türkce'sine iliskin metinler)
Bu kissanin hissesi mi?
Iste orda duruyor. Netekim uzanilip alina!
> > 9. Ezan, nihayetinde bir ibadet zamanini belirten ve ibadete cagiran
> > bir cagridir. Nicin cevrilmesin? Her toplum, kendi dilinde daha iyi
> > anlamaz mi bir daveti? Yani Arapca olunca daha mi mübarek oluyor?
>
> Mübarekle ne alakasi var simdi - alttaki aciklamana ragmen?
Alakasini gercekten anlamadiysan, asagida daha iyi anlasilacak bir sekilde
konuya yeniden deginilecek!
> Neden "All
> you need is love" sarkisi "Senin mutlak ihtiyacin sevgidir" diye
> cevrilmiyor sarkiyi söylerken mesela. Cevrilince ne kayboluyor ki!;-)
> Ingilizce bilen bile neden cevirmiyor?
Sarkilar neden cevrilir veya cevrilmeleri gerekir konusunda en ufak bir
fikrimiz yok. Isin dogrusu, "All you need is love" gibi bir parcanin felanca
veya fismekanca bir baska dile cevrilmis olmasi veya cevrilmemis olmasinin,
Kuran veya diger kutsal kitaplar ile ayni düzlemde ele alinmis olmasindaki
ince beyinliligi, pardon ince fikiri de anlamis degiliz.
Eger sence bu denli önemli ise, cevirirsin, biz de belki dinleriz. Fakat
dinlemesek bile, hatta hic duymamis olsak bile, pek büyük bir sey
kaybettigimiz söylenemez.
Yani, burada karsilastirma yaptigin seyler cok orantisiz.
Bir Kuran cevirisi sorunu ile herhangi bir pop-sarkisinin cevirisini ayni
düzlemde ele almak, bir ateistin bile yapabilecegi bir yanlis degildir.
Fakat, bu demek degil ki, hic bir sarki, türkü, agit, destan vs. cevrilmez,
cevrilmesi
gerekmez.
Bazi cok özel durumlar sözkonusu olabilir.
Mesela, bir sosyolojik, antropolojik, etnolojik veya linguistik arastirma
sözkonusu olursa, bunlar da cevrilir. Fakat herhangi bir sarki niye
özellikle bir baska dile cevrilsin?
Cok zaman cok yerde yapildigi gibi, mesela müzik alinip, üzerine ya cok
serbest cevirili, ya da bambaska bir söz yazilir, olur biter!
> > -Dikkat et, eger daha mübarek veya Allah katinda daha makbul gibi bir
> > cevap verecek olursan, bu Allah'in özüne, bütün bu insani
> > kavramlardan öte olusuna halel getiren bir *küfür* olur ;-) )
>
> Aklin sira bana akil veriyorsun, aferin.
Bazen öyle icap ediyor.
Simdiye dek senin sunmus oldugun algilama ve anlama kapasitesi, maalesef
göründügü kadariyla bu tür aciklamalari zorunlu kiliyor;-)
> > 10. Niye namaz kiliyorsun, salat eylesene desem, belki ne salatasi
> > diyeceksin?
>
> Senin seviyene inecegimi bekleme, hiyarto!
Anlamadin iste!
Anlamadigini itiraf edecegine, en ucuz yola sapiyorsun.
Burada hiyarto kim oluyor, kelle?
> > 11. Hadi cek arabani, ucuz salata seni!
>
> Hadi lan yumulmus hiyar bozuntusu seni!
Hah. Nihayet, seninle sohbet ederken asil kullanilmasi gereken üslubun bir
tasdiki!
Aciklariniz yakalaninca böyle saldirganlasirsiniz iste.
Velakin bizde adamina göre üslup, adamina göre tavir vardir.
> > Güya burda Kuran'in cevrilmezliginin propagandasini yapacak.
>
> Güya sen beni anladigini sanacaksin. Gayret eyle, yakinda ögrenirsin
> okumayi.
Eh, karinca kararinca seni "okuma"yi da ögreniyoruz;-)
-Demedik mi burda herkes kendi yazdiklari ile maruftur diye-
Nitekim, burada Kuran'in cevrilmezligi konusunda ucuz propaganda yapan sen
degil miydin?
Sonra gereken cevaplari gerektigi nispette alinca kivirtmaya baslayan sen
olmadin mi?
Kalin kaburgali oldugunu tahmin etmistik de, ayni zamanda da oynak omurgali
oldugun hususu bir miktar karanlik kalmisti, simdi o da aciga cikti iste;-)
> > Bana ne yahu, ister cevirisini oku anla, istersen cevrilmezligini
> > savun, okuma anlama!
> > Herkesin herseyi okuyup anlamasi zaten gerekmiyor.
> > Hatta, bazilarina göre, bilhassa, okunup anlasilmamasi bile
> > gerekebiliyor;-)
>
> bak, aynen yukarda yazdiklarima geldin, demek ki senin akillanmaya
> meylin var,
Fesüphanallah!
> > Ben ise, yetersiz bile olsa, cevirisini okuma taraftariyim.
>
> Buna asla itiraz etmedim. Beni birazcik dikkatli ve önyargisiz okusan
> gereksiz uzamaz iletisim. Gerekli yerde uzun, kisa, kimse düsünmez,
> sonuc elde etmeye cabalar, yaptigimizin aksini yapar.
Gel de sasma!
alinti: "Beni birazcik dikkatli ve önyargisiz okusan gereksiz uzamaz
iletisim.Gerekli yerde uzun, kisa, kimse düsünmez, sonuc elde etmeye
cabalar, yaptigimizin aksini yapar."
Gel de su ifadeyi anla!
- Karamba karambita -Ciko, Zagor Tenay'in sadik arkadasi-
- Hay tekenin sakali -Mr. Blöf, Kaptan Swing'in yoldasi-
- Yok, devenin basi -Nasreddin Hoca-
Eldemir
"Ne icindeyim zamanin,/Ne de büsbütün disinda;/Yekpare genis bir
anin/Parcalanmis akisinda - Ahmet Hamdi Tanpinar- "
Eldemir <Eld...@bayindir.oba> wrote in article
<3e3af831$0$66021$45be...@newscene.com>...
Bazan yillar, yuzyillar --zaman-- tamamen denklem disi kaliyor.
Ornek olarak evrim teorisini veya kainatin yasini verebilirim.
Elimizdeki verilere gore evrim teorisini (homo sapiens ve atalarina
sinirlayalim istersen) %100 kanitlamak imkansiz. Fosillere bakarsan
bir evrim olayi var gibi... Ama fosiller tam degil, hominidler ne
zaman goril/sempanze/insan ayrilismasina (boyle kelime var mi?)
ugramislar? Kesin bir belge yok! Ama, sonucta kafayi calistiran bir
cok insan, muslumanlar dahil, evrim teorisinin Allah'in olup
olmamasiyla ters dusmeyecegini gorebiliyor, inaniyor.
Ayni sekilde, Big Bang teorisine gore evren 11 ila 20 milyar yil once
olusmus. Fakat bunu %100 kanitlamak imkansiz. Fenciler bazi bilgileri
ve verileri temel alarak bir seyler hesapliyorlar iste...
|
| > > bunu henuz aciklayamiyor olmasi, araya iman köprüsü kurmaya
neden sebep
| > > olsun?
| >
| > Cunku bilimsel acidan izah etmek mumkun olmuyor bazi seylerin
nedenlerini.
|
| Tamam, olabilir.
| Fakat neden bazi fenomenlerin bilimsel olarak -su andaki düzey ile-
| aciklanamamiyor olmasi, neden isin ucunun imana baglanmasini
gerektirsin.
Benim bildigim kadariyla ve yukarida verdigim orneklere gore bazi
fenomenleri bilimsel olarak aciklayabilmek icin bir takim varsayimlar
gerekebiliyor. O varsayimlarin degisken olmasi, o asamada bir inancin
gerektigini gosteriyor bana.
| Arastirmacinin görevi, arastirmaktir. Bu arastirma sonuclari eldeki
verilere
| uymuyorsa, bunu bir takim yeniden kontrol edilebilirligi kuskulu
iman/inanc/
| vs. gibi kavramlara devretmek degildir.
Haklisin da belli asamalarda yapilmasi gereken varsayimlari
unutmayalim.
Yaw, bir konu uzerinde senle ben yeteri kadar yazisirsak--ki
yillardir bu boyledir--sonuc hep boyle olmuyor mu? Ayni noktaya
ulasabiliyoruz!
Oysa beni "karsi" kampta gordugunu de yazmadan edemezsin sirasinda
;-)
Fizikte kanunlar, teoriler var. Bir coklari asagi yukari ayni sey
benim anlayabildigim kadariyla. Termodinamigin kanunlarindan
"sifirinci kanun" soyle bir sey der: "Eger bir isi deposu farkli iki
isi deposu ile ayri ayri termal dengede ise bu iki isi deposu da
birbirleriyle termal dengededir." Hatirladigim kadariyla bu kanunun
ispatini falan gormedik. Zaten matematik/mantiktan eger A=B, B=C ise
A=C anlaminda birsey.... (Neden birinci degil sifirinci kanun? Cunku
birinci, ikinci ve ucuncu kanundan sonra "yaw bu da vardi ve
hepsinden daha once bu gerekli" dusunulmus!)
Iyi Bayramlar!