Google Groups no longer supports new Usenet posts or subscriptions. Historical content remains viewable.
Dismiss

DAGDAKILER VII

17 views
Skip to first unread message

Hanife

unread,
Nov 30, 1997, 3:00:00 AM11/30/97
to

Tam bunlari anlatirlarken, bir patlamayla sarsildik. Bu
defa ses yakinimizdan gelmisti.. Hemen sonra bir makineli
tufek tarakasi duyduk. Askerin havan atisina Biksi ile cevap
vermisler. Yine basliyordu iste…

Patlamalar, makineli tufek tarakalari birbirini izledi…

Korkmali miyiz? Teidrgin olmali miyiz? Ev sahiplerimize
bakiyorum, onalr ne kadars akin boyle? Ama onlara bakarak
nasil hukmedebilirm tehlikenin uzakta olduguna? Bu
catismalar, olum, onlarin hayat tarzi olmus bir kere… O
kadar muallak bir durum ki, su an korkmama gerekir mi, kara
veremiyorum. Elimde cay bardagi, serinkanli, bunalri
dusunuyorum…

“Hadi” diyorlar, uzagi gostererek; “Su kayalarin arasina
saklanin, havan duserse parca tesirinden korunursunuz”.
Kayalarin arasi, bir kayada iki kisinin zor sigabilecegi bir
catlak. Fatih’le ben ikibuklum oturuyoruz.

Catisma suruyor. Gumlemeler, tarakalar… Ses bir yakindan,
bir uzaktan geliyor. Anliyoruz artik, yakindan gelenler
PKK’nin, uzaktakiler askerin…

Onalar, istifini bozmadan cay icmeye devam ediyorlar. Parca
tesirine aldirdiklari falan yok. Bize kendilerinden daha
fazla deger veriyorlar galiba. Belki de cay icmeyi
kendilerinden daha cok seviyorlar. Bunlara bir anlam
veremiyorum.

Bu arada bulutlar gokyuzunu kaplamis, haberim yok.. Biz o
kadar yuksekteyiz ki, bulutlar sanki yere inmis gibi
gorunuyorlar. Gok gurultuleri havanlarin sesiyle yaris
ediyor, ardindan bosaltiyor bulutlar.

Yagmur baslar baslamaz iki taraf da atesi kesti. Gokyuzu
onalri durdurdu.

Feci bir saganak. Bize asker yagmurlugu getirdiler hemen, bu
sayede sirlisiklam olmaktan kurtulduk. Noktadakiler kaya
dipelrine sindiler. Arada bir yanimiza gelip hal hatir
sorup, sigara ikram edenler oldu.

Sonra, yagmur birden kesiliverdi. Bir kac dakika gecti,
askerler PKK’lilara bir havan mermisi gondererek, acilisi
yaptilar.

Catisma baslayali yarim saat olmustu ki, gokyuzu yeniden
araya girdi, yagmur bir daha ateskes ilan etti. Bir koca
gun boyle gecmis, neredeyse bitecekti. Bulutlar aralandilar,
yagmur dindi, gunes batidan yuzunu gosterdi. Ancak catisma
bu defa baslamadi.

Bi Mazlum’un istegi uzerine saatler gecirdigimiz kayanin
arasindan cikip yanlarina gittik. Orada ogrendik ki, asker
cekilmeye baslamis. Son atislari cekilirken, PLL’lilari
oyalamak icin yapmislar.

Aksam yemegi icin hazirlik yapmaya basladilar. Ates yakildi,
uzerine ici su dolu bir kazan kondu. Biraz ileride birkac
kadin gerilla ekmek yapmak icin hamur yoguruyordu.

Cay ve sigara ikram ettiler. Soz dogal olarak catismadan
acildi. Ordu, birkac yuz askerle gelmis. Civardaki Findik
karakolunun askerleriymis bunlar.

Catismaya katilan ilk grup cikageldi. Terli, sirilsiklam ve
yorgundular. Atesin cevresinde onlar icin yer acildi. Guler
yuzle selam verip oturdular. Aralarinda kadinlar da vardi.
Askerler tamamen cekildikten sonra bosalttiklari mevziler de
kesif yapmislar. Kanli sargi bezleri gorduklerini
anlattilar. Bazilari ateste kefiyelerini kuruturken,
bazilari da bir koseye cokup silahlarini temizlemeye
basladilar.

Malzum’a cevresindekiler saygida kusur etmiyor.Birlikte
olduklari zaman o hep ortada oturuyor. Bu grubun komutani
Mazlum olamli diye dusunuyorum. Caylar tazeleniyor. Ben tam
cay bardagimi uzatirken, onlar ani bir hareketle ayaga
kalkiyorlar. Gelenler var. Uc kisiler…

Gelip, mutebessim, atesin onunde duruyorlar. Ayaga kalkanlar
sirayla bir-iki adim ileri cikip ellerini sikiyor onalrin.
Sonra, yeni gelenler yaklasip elimizi sikiyorlar. Gordukleri
hurmete bakilirsa bunlar PKK’nin bolgedeki ust duzey
sorumlulari olmali. Teftise mi gelmisler ne? Yemekler
geliyor..

Bu uc kisiyi dis gorunuste digerlerinden ayiran tek ozellik
tasidiklari silahlar. Digerleri Kalasnikov ve G-3 tasirken
bunlar Amerikan yapisi M-16 otomatik tufegi tasiyorlar.
PKK’lilarda ilk defa M-16 goruyorum.

Gelenlerden biri bize “korktunuz mu “ diye sorarken, “dun
aksam 26 tane keci vardi ama kactilar, olsaydi size et
verirdik” diyor. Yavan bulgur yememizden mahcup sanki..

Adinin Karker oldugunu ogreniyorum. Kurtce isci manasinda.
Kisa boylu, ince yapili, gosterissiz biriydi. Gunes yanigi
bugday tenli, acik kumral sacli, sarkik biyikli..

Mazlum “karker bu bolugun komutanidir. Bizde boluk
duzeyinden itibaren butun birimlerde bir askeri, bir de
siyasi komutan olur. Ben siaysi komutanim, Kerker askeri
komutan’ dedi. Yani mazlum PKK’yi temsil ediyor, Karker ise
ARGK’yi.

Bu arada misafir edildigimiz PKK grubunun bir ‘boluk’
oldugunu ogreniyorum. “Bizde bolukler resmi olarak 120
kisiden olusur. Ama sahada her zaman bu sayiyi bulmayiz. Biz
80 kisiyiz, 20 kadar arkadas baska bir birlige takviye
gitti’. “Bizde 3 manga bir takim, uc takim bir boluk
yapar”.

Kadinlari sordum.. Onlarin manga ve takimlari erkeklerden
ayri imis.. Kadinlardan bahsederken ‘bayan’ diyordu. Bolukte
bir bayanlar takimi varmis, komutani da bayanmis.

‘Bayan’, Gabar’da resmiyet telkin eden bir sozcuk… Mesafe
katiyor… Kadinlarin en az 70 metre uzakta uyumalari gibi…
Ustelik kadinlik ve kizlik gibi cinsel icerikli ayrimlari
siliyor. “Bayan”, cinsellik yerine cinsiyet cagristiriyor.

Bayanlik Gabar’da hassas bir durum.. Uzakta duran… Bunu daha
ilk karsilasma da hissetmistim.

Mazlum kendisinden de bahsetti. 46 yasinda imis..
Diyarbakir’li… Gencliginden ber ‘hem solcu hem Kurtcu”… 11
ylini hapiste gecirmis.. 1980’de girip, 91’de cikmis… Cok
eziyet gordugunu anlatti. Vucudu yara izleriyle kapliymis.
“Afrika haritasi gibidir” diyordu. Simdiler de 25 yasinda
olmasi gereken bir oglu varmis ama neredyse 15 yil olmus
gormeyeli… Izini de kaybetmis.. “Simdi gorsem tanir miyim
bilmem” dedi. “Belki o da bu daglarda bir yerdedir”.

O gece ilk defa acik havada uyuduk.. Gece buz gibiydi.
Defalarca titreyerek uyandim.

Grupta Cemal ve Kerim adinda iki cocuk vardi. Cemal 15,
Kerim 16 yasinda. Mazluma’a Cemal ve Kerim’I sordum. Onlar
cocuk denecek yasta olanlara “Servan” derlermis. Orgut
icinde ozel bir statusu olurmus bunlarin. Temel egitimlerini
tamamladiktan sonra dogrudan eyleme surmezler, guvenli
bolgelerdeki kalabalik gruplarda uzunca sure komutanlarin
himayesinde yetisirlermis. Usta-cirak iliskis gibi… Bu,
komutanin himayesinde olam, ve ayni zamanda yasca buyuk
cogunlugun icinde yabancilik cekmelerini ve hatta ezilmerini
onluyormus. Servanlar komutanlarin yaninda hem bilgilerini
artiriyor, hem de risklerden korunuyorlar.

Servanlari el ustunde tutuyorlardi. Bu cok anlasilabilir bir
durum… Agac yasken egilir demisler… Henuz 15-16 yasinda,
cocukluktan delikanliliga adim atmis olan bu gencler, dagda
buyuyor, cekirdekten yetistiriliyorlar. Orgutte uyum
saglamakta, ileri yaslarda katilanlara kiyasla daha basarili
oolmalarini, orgutu daha cok sahiplenmelerini beklemek
yanlis olmaz. Servanlar bir bakima PKK’nin kadro
devamliliginin teminati..

Bu genc insanlar 78,79,80 dogumlu. Guneydoguda dunyaya
gozlerini actiklarinda siddet ve yoksulluktan baska bir sey
gormemisler. Tanik oldukalri, belki de marzu kaldiklari
siddet ister istemez kulturlerinin bir parcasi haline
gelmis. Her yonden siddetin “biz ve onlar” ayrimini
keskinlestirip, nuanslari siliklestirdigi bir dunya…..
Servanlarla komutanlari arasindaki iliski iki yonlu.
Komutanlar servanlari egitip kollarken, servanlarda onlarin
gundelik islerini goruyorlar. Yemek ve cay servisi yapmak,
atesle ugrasmak gibi… Cemil’le Kerim bizimle
ilgiolenmiyorlars mutlaka Karker’in yaninda oluyorlardi.

Mazlum, “Komutanlari koruruz, riske atmayiz” dedi. Catismaya
sokmazlar, beklenmedik bir catisma cikar ise bolgeden
surtale uzaklastirirlarmis… Bu ayricaliktan boluk
komutanlari ve uzerindekiler faydalaniyormus.

Mazlum gunde kac tabaka tutun ictigini sordum, “iki tabaka”
dedi. Bi tabaka tutunden ortalama 25 sigara sariyormus, eder
gunde 50 sigara.

Karker Izmirde seyyar saticilik yapmis… Gunduzleri el
arabasinda sebze meyeve satarmis. Aksamlari da pavyon turu
eglence yerlerinin onunde kuruyemis…Tahminimce 6-7 yildir
orgutteydi.. Izmir’e gitmeden once cobanlik yapiyormus..

PKK’nin karizmatik “boluk komutani” Karker’I Izmir
sokaklarini el arabasiyla ‘patlican, kabak’ diye bagirarak
arsinlarken hayal ettim… Karsimda, boynuna astigi durbunu,
cebinden kordonu sarkan telsizi ve hemen yanibasindaki kayay
dayadigi M-16’si ile bagdas kurmus oturan “boluk komutani”
Karker’I “patlican, kabaak!” diye bagirirken dusunmek
kolaydi. Asil zor olan, ve bence hic olmamis olan, Izmirli
hanimlarin, “evladim ver ordan iki kilo domates”
dediklerinde, “basustune abla” diye terziyi oynatan Karker’I
(artik o zaman adi neyse) , Gabar’da emrindeki insanlari
olmaye ve oldurmeye gonderirken hayal etmeleriydi.

Acaba Karker seyyar saticilik yaparken bugunleri gorebilmis
miydi? Belki…Aramizda ona boyle sorular sormama musaade
edecek turden genis bir iliski olmadi. Buna izin vermedi.
Mazlum “Turkce’yi iyi konusamaz, siz soylediklerini
anlayabiliyor musunuz?”diyor, gulumseyerek, Karker’I
kastediyor. Gercektende oyle.. Karker Kurtce dusunuyor,
onlari kafasinda Turkce’ye ceviriyor… Tam cevirebilirse
soyluyor. Dogru durust ifade edebileceginden eminse
konusuyor, yoksa susuyor ve ozur diliyor.

Guneydogu kentlerinde kimse bana “Kurtce bilmiyor musun?”
diye sormadi. Ama Gabar’daki grupla ilk karsilasmamizda
kadinlardan birkaci bizi getiren Munzur’a, “bunlar Kurtce
biliyor mu?” diye sormuslardi. Bagok’ta da benzer bir
soruyla karsilasmistik, saka yollu olsa da… “Kurtce
bilmiyoruz” dedigimizde, “Aaa! Niye bilmiyorsunuz,
ogrensenize!” demislerdi. Biz Turk’un Kurtce ogrenmesi,
Diyarbakir’da akla dahi getirilmezken, dagdakiler bunu
pekala dusunebiliyorlar.

Diger taraftan is yaziya geldi mi, bunu Turkce yapiyorlar.
Orgut ici yazismalar Turkce… Turkiye Kurtler’inin Kurtce
yazmayi ogrenememis olmasindan dogan bir zorunluluk….

Bu arada Mazlum bize “ben TC ordusunda da savastim” dedi.
1974’de asker iken Kibris harekatina katilmis. …


Hanife


Hanife

unread,
Nov 30, 1997, 3:00:00 AM11/30/97
to

17 Nisan Pazartesi gunu ogleden sonraydi… Kadinli erkekli 25-30
kadar PKK’li, Karker’in etrafinda toplandi. Herkes silah ve sirt
cantasini alip gelmisti. Bir harekata hazirlandiklari belli
oluyordu. Karker etrafinda bagdas kurmus oturan topluluga
hitaben konusmaya basladi. Kurtce konusuyordu tabii.. Konusmanin
icerigini anlayamadik. Sesinde direktif verir gibi bir hava
vardi. Ayaktaydi, hemen arkasinda takim komutani Dijvar
duruyordu. Sonra sozu Dijvar’a birakti. Dijvar’in kisa
konusmasindan sonra butun boluk nokatnin ortasindaki duzlukte
toplandi. Dijvar ve digerleri, onlerinde yanyana dizilen
arkdaslarinin ellerini teker teker sikarak gectiler, bati yonune
dogru yuruyus baslattilar. Bi kac dakika sonra gozden
kaybolmuslardi.

Sonradan ogrendik ki, “suru kaldirmaya” gitmisler. On saatlik
mesafede, bir korucubasinin surusuymus. “Korucubasi Baho”nun
surusu. Guclukonak belediye baskani ayni zamanda. Korucubasi
Baho bolgenin guclu adamimiymis. Emrinde yuzden fazla korucu
varmis. Surusunu kaldirirlarsa prestijine buyuk darbe inermis.
Bako’nun en degerli varligi olan hayvanlari elinden alinarak
cezalandirilacak… Asil sebep herhalde erzak sikintisi idi.
Sabah, ogle, aksam tek gidamiz sac ekmegine katik yaptigimiz
yagsiz, bulgurdu. Yiyecekleri azalmisti. Bolgede koruculugu
kabul etemeyen butun koyler bosaltildigi icin, bu durumda et
yemek icin tek adres Baho’ydu tabii…

Gittiler… Aradan bir gun gecti.

Ertesi geceyarisi uykumuzdan patlamalarla uyandik. Yanimizda
Mazlum vardi. Telsizini acmis, dinlemekteydi. Uyku sersemi
yattigim yerden Mazlum’a sordum. “Ne oluyor?” diye.

Dijvar bin bas hayvani kaldirmis getiriyormus. Korucular
peslerine dusmusler.. Dijavar bunlara “pusu atmis”. Gabar’a
trimanisa gectigimiz yerde bos bir koy vardi. Orada. Catisma
cikmis. Duydugumuz patlamalar koruculara atilan roketlerin
sesleriymis. Telas, panik, falan yoktu. Demekki emniyetteydik.
Yattigimiz yerden dogrulmus etrafimizi seyrediyorduk, o kadar..
Asagida roketler birbiri ardina patliyordu..

PKK’lilardan biri yanimiza geldi, “Yahu su yukaridan catisma
fotografi ceksenize, mermiler ne bicim mermiler ucuyor”. Mazlum
“amma meraksiz gazetecilersiniz,” diye saka yollu lafa girdi.

Karker telsizle Kurtce emir yagdiriyordu asagidaki adamlarina.
Derken, telsizden Turkce konusan birini duyduk;

“Keci hirsizi kurmay, tesli ol da keci calmaktan kurtul!”

Mazlum “Findik karakolunun subayidir bu,” dedi. Bulundugumuz
noktaya en yakin askeri birlik Findik…

Karker cevap verdi:

“Erkeksen sen gel de teslim al. Asil sen bana teslim ol! Tamam?”

Findik’tan cevap”

“Gel corba icelim, sogan ekmek yiyelim… Bak Diyar’in hepinize
selami var…”

Mazlum acikladi. Diyar, PKK’dan kacarak teslim olan “unsur’mus.

Telsizdeki subay, genc biri; aksansiz Turkce konusuyor.

“Keci hirsizi, birak bu islri, gel corba icelim..”

“O ihanetci namuzsuzlarinkecilerini kebap yapacagiz…Kebap
yiyecegiz, tamam?”

“Bosver bu isleri, teslim ol, gel sogan ekmek yiyelim…”

“ulan Findike, ben de havan var, biksi var, bisving var..”

Karker bunlari soyledikten sonra Tansu Ciller hakkinda agiza
alinmayacak kufurler etti.

Mazlum yuzunde mahcup bir tebessumle; “agzi da cok bozuktur”
dedi Karker icin.

Sonra, araya baska bir ses girdi. Belirgin bir yore kasaniyla
konusuyordu.

“Ulan senin ne anan vardir, ne baban vardir, ne karin vardir, ne
cocuklarin vardir”

Sesin sahibi orta yasi geckin olmaliydi. Kimbilir? Belki de
“korucubasi Baho’ idi konusan.

Kaker cin cin oten sesiyle cevap verdi:
“Vatan icindir, ulan namussuz!”

Adamin sesi bir daha duyulmadi.

Telsiz atismalari birden, bicakla kesilmis gibi sona erdi.

Catisma bir sure sonra kesildi. Atese odun attik ve yeniden
uyuduk. Sabah Karker’in sesine uynadim. Geceyi uyanik gecirmis,
yukaridan inmemisti galiba. Yine telsizle asagidakilere emir
yagdiryordu.

Mazlum, “adam zir cahil ama sasilacak bir askeri dehasi var. Bes
kilometre oteden, oraya degil suraya mevzilenin diye emir
veriyor,” dedi Karker hakkinda.

Mazlum asker telsizi dinliyordu. Gece Karker’le atisan subayin
sesine benzer bir ses “kargalar dun gece sekiz kisi vurmus”.
Karga, telsiz haberlesmesinde PKK’ya taktiklari ad. Vurulan
sekiz kisi kargalarla catisan korucular.

Telsizdeki ses karsisindakine ‘basiniz sagolsun’ dedi.

Kahvalti niyetine bulgurumuzu yeyip cayimizi ictikten sonra
Mazlum bizden, daha once de bir gece gecirdigimiz magaraya
gitmemizi, orada oglene kadar bekleyip operasyon olamdigi
taktirde geri gelmemizi istedi. Refakatci olarak bir servan
verdi.

Yanimiza demlik, su, cay ve seker alip magaranin yolunu tuttuk.
Servan ates yakti, cay suyu kaynatti ve demledi. Asik suratli
bir cocuktu. Bize karsi mesafeli duruyordu. Adi Mikail’mis, on
yedi yasindaymis. Kidem iki yil.

Dagda herkes sordugum bir soruyu, yumusamistir zannederk ona da
sordum”Mikail, PKK’ya neden katildin?”

Soyle bir bakti; kuucmseyici bir eda ile, “KEYIFTEN!” dedi….

Beni tersleyen ne de olsa bir cocuktu, alinganligin luzumu yok
diye dusundum…Cesaretim kirilmisti, artik Mikail’e sorular
soramazdim. Ama Mikail neden sonra, belki de nezaketsizligi
tamir etemk icin kendisinden bahsetmeye basladi.

Iki ay once bir catisma da sol ayak bileginde yaralanmis..

Eliyle doguyu gosterip, “hastaneye goturmusler, ameliyat
etmisler, iyilesmisim” dedi. “nasil bir hastane bu?” diye
sordum. “Dagdadir, doktor, hemsire hepsi vardir,” dedi.

Bi ara gozum Mikail’in el bombalarina takildi. Kurma kollarini
bastirip govdelerine bant ile sikica baglamisti. Baktigimi
gorunce “boyle baglarsan patlamaz” dedi.

Sonra sustu. Sirtini magara duvarina yasladi, bacaklarini
karnina cekti ve aninda uykuya daldi. Tufegi bir meter otede,
bir kayaya dayali duruyordu.

Saat 12 oldu, catisma cikmadi. Mikail’I uyandirip donduk.
Ortalik sakindi. Mazlum’u gorduk, bi agaca yaslanmis dinelniyor.
Karker gorunu de yoktu. Mazlum asker telsizinden ‘birakin
yesinler kecileri” dendigini duymus. “oglene kadar gelmezlerse
hic gelmezler” dedi. Asker genellikle operasyona gun dogumuyla
baslarmis. Gun isigindan azmai olcude yararlanmak icin.

Bu arad Dijvar’in takimi suruyle birlikte yola cikmis
geliyormus. Bir ikis aat gecmden Dijvar’in adamalri birer
ikiser sokun etmeye basladilar. Omuzlari cokmus mecalleri
kalmamisti. Kolay degil tabii, gece boyunca 10 saat yuru, suruyu
al, geri donus icin bir o kadar daha yuru; sonra catisma ile
gecen bir uykusuz gece daha , ardindan zorlu bir tirmanis…

Gelenlere bulgur ve su verildi. Larnini doyuranlar yere serilip
sizdilar.

Arakalanlar koyun ve keciler ile cikageldiler. Ortalik
melemelerle senlendi. Suru, kamp yerinin ortasindaki genisce
alani kapladi.

Hemen bir keci secildi, oracikta bogazlandi. Iki akdin hemen
kecinin etlerini kemiklerinden siyirmaya basladi. Aksama et
yiyecektik.

Helicopter sesi duyduk. Once onemsemedik; bolge uzerinden en az
yedi-sekiz defa helicopter geciyordu zaten. Gecip gidiyorlardi.
Ses azalmaya baslayinca, her sey normale donerdi.

Yine bekledik, nasil olasa gecer gider diye.. Ama olmadi… Tam
tersine ses giderek yukseliyordu. Ben ufku taradim, bir sey
gormedim, Oysa ki gormeliydim, yakalsiyordu cunku…

Baktim cevredeki PKK’lilar halen orali degiller. Ama ben
huylanmistim. Ne PKK’li diye vurulmak, ne de PKK’lilar
tarafindan vurulmak… Hicbir bicimde olumle yuzyuze gelmek
istemiyordum.

Ses kuzeybatidan, PKK’lilarin “Tepe-I Zaman” dedikleri, bir iki
kilometer mesafedeki yuksek,tepenin ardindan geliyordu. Bunu
sezinlememin uzerinde on saniye gecemdi ki, bir helikopter
tepenin ardindan peydahlandi. Bir Cobra’ydi bu… Iliklerime
kadar urperdim..

Karker o sirada yakinimdaki bir kayanin uzerindeydi…Ona donup
“Kobra,” diye bagirdim. Cobra bulundugumuz bolgeye dogru genis
acili bir donus yapamay basladi. Yaklasiyordu…

Karker, “Haci!’ diey bagirdi.

Eliyle bizleri isaret ederek, Kurtce bagirarak emir verdi
Haci’ya. “Bunalri heemn gotur gizle” falan diyordu sanirim.

Haci, “gelin acele ,acele” dedi.

O sirada Zaman tepesinin ardinda ikinci Cobra belirdi.

“Boku yedik” dedim ben…


Hanife


Hanife

unread,
Dec 2, 1997, 3:00:00 AM12/2/97
to

Haci eliyle isaret etti, “kos, kos…” diye bagirdi biz. Kayadan
kayaya atlayarak kosarak tirmanmaya basladik. Yukari, kamp yerini
cevreleyen kayalara goturuyordu bizi.

Helikopter sanki ensemizdeydi..Rotor gurultuleri o kadar
artmistiki…Ne kadar yaklastilar diye donup bir kac saniye icin
arkama baktim, onlari goremedim, gozumu gunes aldi. Batidan gunesi
arkalarina alip yaklasiyorlardi. Sonra PKK’lilari gordum…Saga sola
kacisiyorlardi..

Kosmaya devam ettim. Kalbim makineli tufek gibi atiyordu. Hem
korkudan hem de yokus yukari kosmaktan…

Kosuyorduk, hareket ediyorduk…O halde bizi gorebilirlerdi. Ya
gormusse? Ya simdi tararsa bizi…

Alici kusun gazabindan kaciyorduk..

Kayaliklarin tepesine gelmistik. Haci “gel, gel,” diye isaret etti,
bir kayaliktaki genisce catlagi gosterdi. Hemen icine girdik. Burada
sagimiz solumuz saglam ama uzerimiz aciktaydi.. Gorunmemek icin
comeldik.

Cobralar belirdi birden. Fatih ve ben nefesimizi tuttuk,,,
Gozlerimiz o koyu yesil canavara kilitlenmisti. Tam uzerimizden agir
agir gectiler. Biri onde, digeri arkada…Alcak itifada ucuyorlardi.
Yuz metre kadar…

Uzaklastilar…Belli ki hedef ariyorlardi..

Tuhafima gitti. PKK’lilari tesbit edememis olabilirlerdi ama ya
suruyu? Yuzlerce hayvani da mi gormemislerdi?

Yarim daire cizdiler ve geri donduler. Simdi onlari net olarak
secebiliyordum. Roketlerini, burnundaki makineli topu… Yaklastilar,
yaklastilar… Yeniden uzerimizden gecip gittiler. Dusuk hizla
ucuyorlardi, hedefi secebilmek icin.

Haci tepemizde belirdi birden, “gelin” dedi. Ciktik; bizi 20 metre
ileride baska bir kayaliga kosturdu. Gosterdi, “ha buraya yatin”
dedi.

Burasi bir kaya kutlesinin altinda, ancak boylu boyunca uzaninca
sigabilecegimiz, nemli, zemini yosunla kapli bir yerdi. Her an
uzreimize inip bizi ezecekmis gibi duran altina surune surune
girdik. Cok soguktu. Ben iyice sikistim. Fatih daha rahatti,
dirseklerine dayanarak yuzu koyun durabiliyordu.

Dar bir araliktan gokyuzu gorunuyordu. Haci basini uzatip bakti,
“hah boyle daha iyidir” dedi.

Cobralar yeniden gorunduler. Bu defa kuzeyimizde kalan tepelerin
uzerinde ucuyorlardi. Pes pese patlamalar duyuldu. Ayni siddetle ve
ayni aralikli. Dakika dolmadan 8-10 patlama daha duyduk. Bunu bir
makineli tufek taramasi izledi.

Bir an Fatih’le bakistik. Dehsetin ifadesi donup kalmisti yuzunde.
Bana bakarken, gozlerindeki korku ve saskinligin giderek
yumusadigini; yerini ilgi ve dikkate biraktigini gordum. Donuk
gozbebekleri hareketlendi. Eli yanindan ayirmadigi malzeme cantasina
gitti. Guclukle dogrulup makinesini cikardi ve ard arda
fotograflarimi cekmeye basladi. Suratimda ne gorduyse artik,
foto-jurnalizm ic gudusunu ayaklandirmisti. Onu daldigi korku
tunelinden cikartacak kadar guclu bir sey gormustu.

Bilemiyorum, belki suratimda dehseti yakalamisti. Benim de onda
gordugum dehseti… Ve benim dehsetim, ona kendi dehsetini
unutturmustu….

Cobralar bombaliyorlardi ama neyi? O delikte bunu bilme sansimiz
olamazdi. PKK’lilari tesbit etmislerse onlari bombaliyor
olmaliydilar. Ama PKK’dan karsi ates acildigina dair bir belirti
yoktu. Belki de suruyu bombaliyorlardi.

Dakikalar gecti…

Cobralarin sesi azaldi, azaldi ve bir sure sonra iyiden iyiye
zayifladi. Sonra hepten duyulmaz oldu.

Gitmisler miydi?

Belki…

Belki yeniden donerlerdi… En iyisi Haci’yi beklemek o demedikten
sonra delikten cikmamakti.

Bekledik…

Bir kac dakika sonra Haci tepemizde belirdi, basini uzatti ve
“gelin, gitmisler” dedi.

Kamp yerinde herhangi bir olaganustuluk gozume carpmadi. Etrafta
roket, bomba izi yoktu. …mazlum, Dijvar ve bir kac kisi bir agacin
altinda bagdas kurmus oturuyorlardi. Yanlarina gittik.

Selam verip durumu sorduk.

Mazlum eliyle kuzeydeki tepeleri isaret etti: “Kobralar oradaki bos
koyu bombalamis” dedi. :Kaybimiz yoktur, bizi gorememisler” diye
ekledi.

Her biri bir kayanin dibine sinmis; bir calinin icine sokulmus olsa
helikopterler onlari tesbit edemeyebilirdi…. Peki ya suru?

“Suruyu de gorememisler” dedi Mazlum…

“Tuhaf” diye gecirdim icimden…Koca suru, ustelik bunlar yerinde de
durmaz… Nasil olur da gormezler? Belki de gormus ama suruye ates
acmamislar olabilirledi… Aciklanmasi guc bir durumdu…

Peki neden bos koyu bombalasinlar?

Bu sorunun cevabini da bulamadim…

Aksam bastirinca hava iyice sogudu. Atesimin yukseldigini hissettim.
Titriyordum… Yerimden kalktim, Cemal’in yanina gittim ve kendisinden
ates yakmasini rica ettim.

Keceyi yere serdim, uzandim, uzerime yagmurlugu cektim…

Atesin yaninda uyuyakalmisim… Cemal uyandirdi, elindeki tabakta
kavrulmus ciger vardi ve “hadi yemek ye” dedi. Yattigim yerden
guclukle dogrulup bir parca aldim. Keci cigeriymis..

Fatih’de benim gibi bir-iki lokma aldi. Ishalini azdirir diye
yiyeceklerden uzak duruyordu.. Cemal bizi seyrediyordu? “Neden
yemiyorsunuz?” diye sordu? “Hastayim bogazimden gecmiyor” dedim..
Konusmadi, tabagi aldi, gitti.

Sonra Mazlu yanimiza geldi, “kadri arkadas boyle yatarsan, yemek
yemezsen iyi olamazsin. Kal biraz dolas… Hem gece baska bir noktaya
yuruyecegiz” dedi.

“Ben bu halde yuruyemem ki”

Surati aslidi: “Guvenliginiz icin yurumek zorundayiz. Bu nokta artik
guvenlikli degildir. Yarin bir operasyon yapsalar… Ne olur sonra?
Burada kalip olmek mi istersin?”

“Bu halde zor yururum o yolu”

Umursamaz bir eda ile “sizin moraliniz bozulmus” dedi. Yuzunde belli
belirsiz bir gulumseme ekledi: “Basimiza kalirsiniz sonra” dedi.

Bir iki saat kestirmisim. Cay iceyim diye uyandirdilar. Fatih’ten
ogrendim, yuruyus saha ertelenmis. Gun dogmadan saat bes sualrinda
yola koyulacakmisiz.

Bu habere idam mahkumu gibi sevindim.

Sabah uyandirdiklarinda kendimi biraz daha iyi hissediyordum. Atesim
dusmemisti ama titremeler gecmisti.

Suruyle birlikte hepimiz yola ciktik. …..

Dort saat sonra yeni noktaya vardigimizda yerlerde surunuyordum…

Kayaliklarla cevriliydi. Siginacak yer yoktu, acik havada
uyuyacaktik. Yine.

Onlar yerlesmisler, bir keci kesip pisirmislerdi bile. Getirdiler,
biraz yedim. Fatih hic yemedi. Keci eti ishal yapar diye duymus.
Cok tuzluydu. Tansiyolari dusmesin diye yedikleri her seye asiri tuz
koyuyorlardi.

Yeni noktada keciler ve koyunlar hayatin merkezine yerlestiler.
Hepsi birer degnek alip coban oldu. Hayvanlari gutmekten cok mutlu
oluyorlardi; hepsinin agzi kulaklarina variyordu. Cok eglenceli, cok
keyifli bir is yapar gibi..Belki bu is onlara nostaljik bir tat
veriyordu. Cocukluk yillarini hatirliyorlardi…

Tuhaf cigliklar atiyorlardi hayvanlari guderken.. Turkce’de olmayan
bir ses…Hic duymadigim.. Bu cigligi Turk alfavesi ile yazamam. O
halde herhalde bir “w” odunc alip soyle yazmayi deneyebilirim.
“Euw”.

Suruden bir keci kacmaya calissa ucu dordu birden naralar atarak
hayvanin pesine dusuyor, yakalayip getiriyorlardi.

Daha ilk gunden buyuk boy agzi genis bir bidonlar cikti ortaya;
hayvanlarin sutlerini sagdilar. Ne kadar keyiflilerdi oyle… Kadinli
erkekli, birbirlerinin gozlerinin icine bakarak gulumsuyor,
kahkahalar atiyorlardi.. Aralarinda en coskulu olani Bana koyunden
Dijvar’di. Rojbin’le karsilikli sut sagiyorlardi. Onlar sagarken
birer kiside kacmasinlar diye hayvanlari tutuyordu. Sutu sagilan
hayvanlari ayri yerde topluyorlardi. Bu hayvanlarin basinda da
sagilmayanlarla karismasin diye bes-on kisi duruyordu.

Otelcilik yuksek okulundan terk Munzur da oyuna katilmaya
baslamisti, yuzunde cocuksu bir tebessum, elinde sopa, acemi
hareketlerle keci kovaliyordu.

Onlari oylece seyrediyordum bakip guluyordu. Onlar da bana bakip
guluyorlardi. Butun bunlara yabanciligim onlari eglendiriyordu.

Sut icmeye basladik. Sicak, tam yaglli, taptaze sut. Demlikte
kaynatip getiriyorlardi. Bazen sutlu cay bile demledikleri oluyordu.

Sonra penir yaptilar. Yanlarinda sehirden getirttikleri peynir
mayasi varmis.

Taze peynir… Cok guzeldi. Peynir icin onlara candan tesekkur ettik.

Koyunlari kuzulardan ayiriyorlardi. Kuzular, koyunlarin sutu
sagildiktan sonra indiriliyordu kamp yerine. Kuzular koyunlara
kavusunca annelerini arayip buluyor ve kalan sutu emmek icin
memelerine yapisiyorlardi. Her kuzu illa kendi annesinin memesinden
emiyordu; meleyerek, koklayarak bulana kadar arayip duryorlardi
annelerini..

Suru 60 kisi icin fazlaydi. Surunun bir kismini Gabar’daki gruplara
dagitmak icin yola cikardilar.

Ogle saatlerinde bardaktan bosanircasina yagmur basladi.
Bulundugumuz noktada yagmurdan kounacak tek yer vardi; kiler olarak
kullanilan magara oyugu. Bizi buraya buyur ettiler. Kilerde iki
cuval vardi, biri un cuvaliydi sanirim; bunlarin uzerine oturduk.
Benim oturdugum cuvalda sert canimi acitan seyler vardi. Nedir
bunlar diye yokladim; bir de ne goreyim; bir cuval dolusu merminin
uzerine oturmusum. Kalkacak, disari cikacak, ya da “bu cuvali alin,
canimi acitiyor” diyecek halim yoktu; oturmaya devam ettim.

Keciler saklanacak yer ariyorlardi yagmurdan. Iclerinden bir tanesi,
herhalde en zeki olani, bizim kileri kesfetti. Geldi, iceri basini
uzatti neredeyse uzerimize cikacakti. Onu deger keciler takip etti.
Olacak gibi degil, bu daracik yerde bir de kecilere yer yok.
Hayvanin solugunu suratimda hissediyorum.

Uzulurek hayvanin suratina hafif bir tekme kondurdum. Keci
istenmedigini anlayinca donup cikti, tam magaranin onunde comelip
sidik torbasini bosaltti. Biz gulustuk, :bak protesto ediyor” dedik.

Ondan bosalan yere diger keciler geliyordu, onlarida ayni sekilde
kovaladim. Bu kecilerin hemen hepsi magaranin agzinda comelip
isediler. Hatta bir tanesi daha ileri gidip buyuk abdestini yapti.
Iste bu sefer ciddi ciddi dusunmeye basladim. “yahu bu keciler beni
gercekten protesto mu ediyor?” diye. Kecice bir tepki miydi acaba bu
isemeler? Bunu kecilere ozgu bir protesto bicimi olduguna karar
verdim.

Bolugun ascisi, bayanlar takimindan Rojbin yagmurun altinda bulgur
pilavi pisirmekteydi. Bir suredir kileri bosaltmamiz istiyorlardi
bizden ama biz aldiris etmiyorduk. Rojbin, “arkadaslar ates
yakmislar, isterseniz siz de onalrin yanina gidin” diyordu nazikce
ama nden gidelim? Neden sonra keci kovalamaktan usandik ,
malzemelerimiz birakip kilerden ciktik.

Devasa bir ates yakmislardi. Hayatimda gordugum en buyuk ates.
Cevreden koca agac govdelerini sirtlayip getirip ates eatiyorlardi.
Atesin capi 3 metre kadardi. Yalimlar bir kac adam boyuna
erisiyordu. Diger taraftan, saganak buyun siddetiyle suruyordu.
Korlasmis ates govdelerine dusen damlalar cizirdayip aninda
buharlasiyordu. Hic bir yagmur bu atesi sonduremezdi.

Gunes batti, ortalik karanlik kesti. Atesin cevresinde neredeyse 40
kisi kadardik. Butun erkekler… Kadinlarin atesi uzaktaydi…

Ates cehennemi bir sicaklik yayiyordu, ark ocagi gibi. Atese yuzumu
donuyordum, onum kururken arkam islaniyordu. Arkami donuyordum,
arkam kururken bu defa onum islaniyordu. Bu boyle saatlerce devam
etti. Tek tesellimiz caydi. Ama sekersiz. Cunku sekerleri bitmisti.

Dalip gitmisim. Uyandigimda saat dordu gosteriyordu. Yagmur
neredeyse dinmek uzereydi. Hesapladim, araliksiz tam 16 saat yagmur
altinda kalmisiz.

Sabah dogdugunda orta yerde geceki atesten kalma, dumani tuten
muazzam bir kul yigin vardi. Biri kulleri agac daliyla eseledi,
meydana cikan kozun icine onceki gun kesilen bir kecinin kellesini
yerlestirip, uzerini kulle orttu.

Kesilen hayvanlarin cigerlerini bize getiriyorlardi.
Misavirperverliklerinin bir isaretiydi bu. Ciger, sanirim hayvanin
en deger verdikleri yeriydi. Mazlum bir kuzu kesti bizim icin,
kusbasi etleri kalasnikof harbisine gecirdi, tuzladi ve kozde
kizartti. Sis kebabi afiyetle yedik.

Yeni kampta bir kac gun boyunca eti kah bulgur, kah pirincle
pisirdiler. Sonra bulgur ve pirinc tukendi. Eti yavan yemeye
basladilar. Sabah ogle aksam kavurma yiyorlardi. Demek bu suruyu
kacirmamis olsalardi, onlar da Bagok’taki arkadaslari gibi ot yemek
zorunda kalacaklardi. Ot, karakulak. Burada o kadar bolduki, her
kosede bitiyordu. Unlari da vardi nasilsa…

Sadec bir defa evet sadece bir defa, cevredeki koylerde hazirlanmis
bir yiyecegi tattim onlarla birlikteyken. Cehennem deresinde bir koy
ekmegiydi. Bu ekmegin disinda koyluler tarafindan uretildigi belli
olan yiyecekten ne tattim ne de cevremde yendigini gordum.

Un, makarna, bulgur, pirinc, seker, cay, margarin… Temel gidalari
bundan ibaretti. Bunlarin hepsi kent ve kasabalardan saglanacak
maddeler. Koylerden elde etseler, bunlarin yaninda az miktarda da
olsa yoreye ozgu yiyeceklere rastlardim.

Gida maddeleri yoreden karsilanmiyor. Uzun mesafeler boyunca katir
sirtinda tasiniyordu.

Koy bosaltmalar devletin PKK’ya karsi mucadale stratejisinde onemli
degisiklikler yaptigi 1992 yilindan sonra basladi. PKK’nin faailyet
alani olan koca bir bolge insansizlastirildi. Koy bosaltma, devlet
tarafindan PKK’ya karsi yeni mucadale stratejisinin bir parcasi
olarak, planli bir sekilde, adim adim uygulandi.

Kuzey Irak’ta konustugum Turk generalinin sozleri geliyor aklima;
“PKK’nin elinden yiyecegini, cephanesini alin PKK biter” demisti.
Koyler bosaltildikca amaclanan buydu belki; PKK’yi yiyeceksiz
birakmak…. PKK’yi yore halkinin sagladigi her turlu destekten mahrum
birakmak…

Su meshur su ve balik iliskisi…. Hani gerilla sudaki balik ya; su
kurutulursa o da yok olacak…

Orada su kurutulmus..

Bu is, PKK’yi bogmak icin yapilmis… Soguk, askeri bir mantik ile…

Koy bosaltmalarin bir PKK’yi ilgilendiren sonucu var, bir de insani
ve sosyo-kulturel sonuclari…

Orada butun butun bir sosyo-kulturel doku kokunden kazinarak yok
edilmis. Insanlar nesiller boyu yasadiklari topraklardan atilmislar…

Onlarla gecirdigim 26 gun boyunca daglarda PKK;lilar disinda topu
topu sadece uc insan gordum. Uc coban…

O insanlarin koylerini gorduk. Hepsi bostu. Bazilari tahrip
edilmisti. Yakilmis, catilari cokmus evler…Enkaz halinde…Bazilari
birakildiklari gibi sapasagalm…

Huzun verici manzaralardi…

Cehennem deresinden Gabar’a yuruyus yaptigimizda sabah gun isirken
bir koye geldik. Hilafsiz, cennetten bir koseydi burasi.. Bir
vadinin derinliklerinde kaybolmus, sakli bir cennet… Sakinlei
cennetten kovulmuslardi. Adi Yarimca’ymis..

Yemyesil; sogutler, armut, elma, zeytin, badem agaclar…
Celtikler…Bostanlar… Yamaclar taracalanmis, her karis toprak
degerlendirilmis, cok emek harcanmis.

Hers ey cok ani olmus belli… Celtik epey boy atmis ama simdi boynu
bukuk, suyu cekilmis, sararmis… Koylunun hasadi bekleyecek zamani
olmamis…

Yirmialtinci gun, serbest birakilmak uzere uc PKK’linin nezaretinde
Gabar’da bir vadi boyunca guneye dogru ilerliyorduk; komutanlari
Fatih’le beni kendi koylerinden gecirdi. Bosaltilmis, ardindan
yakilmis…Istisnasiz butun evlerin damlari cokmus.. Harabe
halindeler..Evlerinin icinde koylunun geride biraktigi esyalar
gorunuyor.. Somyalar, tencereler, yag tenekeleri…

“Bin kisilik koydur. Gabar’daki koylerden en az gerilla bu koyden
cikmistir. 14 tanedir, korucusu da vardi, ama devlet yakmistir” dedi
komutanlari.

Sonra yikintilardan birini isaret etti: “Bak bu benim evimdir” dedi.
Ardindan otedeki baska bir evi gosterdi: “Bu da korucubasinin
evidir; korucu olmus ama evini kurtaramamis.”

Bir baskasi, gabar’daki Karagecit koyu.. Buyuk boy karayollari
haritalarinda gosetriliyor. Karagecit koyu kagit uzerinde kalmis bir
koy, haritada var gorunuyor ama gercekte yok, “haritadan silinmis”.
Bosaltilmis ve yakilmis.....

Hanife


-Surensoy,E.

unread,
Dec 2, 1997, 3:00:00 AM12/2/97
to

Terorizm, butun dunyada oldugu gibi, Turkiye'de de yasa disidir.
terorist orgutlere uye olmak veya testeklemek bir temel insan
hak ve ozgurlugu degildir, bir terorist orgute uye olmak veya
onu su veya bu sekilde savunmak veya desteklemek aynen yasa
disidir ve o terorist orgutun sorumluluguna ortaktir.

../..

In article <34836988...@uakron.edu), Hanife <han...@uakron.edu> wrote:
)Haci eliyle isaret etti, “kos, kos…” diye bagirdi biz. Kayadan
)kayaya atlayarak kosarak tirmanmaya basladik. Yukari, kamp yerini
)cevreleyen kayalara goturuyordu bizi.
)
)Helikopter sanki ensemizdeydi..Rotor gurultuleri o kadar
)artmistiki…Ne kadar yaklastilar diye donup bir kac saniye icin
)arkama baktim, onlari goremedim, gozumu gunes aldi. Batidan gunesi
)arkalarina alip yaklasiyorlardi. Sonra PKK’lilari gordum…Saga sola
)kacisiyorlardi..
)
)Kosmaya devam ettim. Kalbim makineli tufek gibi atiyordu. Hem
)korkudan hem de yokus yukari kosmaktan…
)
)Kosuyorduk, hareket ediyorduk…O halde bizi gorebilirlerdi. Ya
)gormusse? Ya simdi tararsa bizi…
)
)Alici kusun gazabindan kaciyorduk..
)
)Kayaliklarin tepesine gelmistik. Haci “gel, gel,” diye isaret etti,
)bir kayaliktaki genisce catlagi gosterdi. Hemen icine girdik. Burada
)sagimiz solumuz saglam ama uzerimiz aciktaydi.. Gorunmemek icin
)comeldik.
)
)Cobralar belirdi birden. Fatih ve ben nefesimizi tuttuk,,,
)Gozlerimiz o koyu yesil canavara kilitlenmisti. Tam uzerimizden agir
)agir gectiler. Biri onde, digeri arkada…Alcak itifada ucuyorlardi.
)Yuz metre kadar…
)
)Uzaklastilar…Belli ki hedef ariyorlardi..
)
)Tuhafima gitti. PKK’lilari tesbit edememis olabilirlerdi ama ya
)suruyu? Yuzlerce hayvani da mi gormemislerdi?
)
)Yarim daire cizdiler ve geri donduler. Simdi onlari net olarak
)secebiliyordum. Roketlerini, burnundaki makineli topu… Yaklastilar,
)yaklastilar… Yeniden uzerimizden gecip gittiler. Dusuk hizla
)ucuyorlardi, hedefi secebilmek icin.
)
)Haci tepemizde belirdi birden, “gelin” dedi. Ciktik; bizi 20 metre
)ileride baska bir kayaliga kosturdu. Gosterdi, “ha buraya yatin”
)dedi.
)
)Burasi bir kaya kutlesinin altinda, ancak boylu boyunca uzaninca
)sigabilecegimiz, nemli, zemini yosunla kapli bir yerdi. Her an
)uzreimize inip bizi ezecekmis gibi duran altina surune surune
)girdik. Cok soguktu. Ben iyice sikistim. Fatih daha rahatti,
)dirseklerine dayanarak yuzu koyun durabiliyordu.
)
)Dar bir araliktan gokyuzu gorunuyordu. Haci basini uzatip bakti,
)“hah boyle daha iyidir” dedi.
)
)Cobralar yeniden gorunduler. Bu defa kuzeyimizde kalan tepelerin
)uzerinde ucuyorlardi. Pes pese patlamalar duyuldu. Ayni siddetle ve
)ayni aralikli. Dakika dolmadan 8-10 patlama daha duyduk. Bunu bir
)makineli tufek taramasi izledi.
)
)Bir an Fatih’le bakistik. Dehsetin ifadesi donup kalmisti yuzunde.
)Bana bakarken, gozlerindeki korku ve saskinligin giderek
)yumusadigini; yerini ilgi ve dikkate biraktigini gordum. Donuk
)gozbebekleri hareketlendi. Eli yanindan ayirmadigi malzeme cantasina
)gitti. Guclukle dogrulup makinesini cikardi ve ard arda
)fotograflarimi cekmeye basladi. Suratimda ne gorduyse artik,
)foto-jurnalizm ic gudusunu ayaklandirmisti. Onu daldigi korku
)tunelinden cikartacak kadar guclu bir sey gormustu.
)
)Bilemiyorum, belki suratimda dehseti yakalamisti. Benim de onda
)gordugum dehseti… Ve benim dehsetim, ona kendi dehsetini
)unutturmustu….
)
)Cobralar bombaliyorlardi ama neyi? O delikte bunu bilme sansimiz
)olamazdi. PKK’lilari tesbit etmislerse onlari bombaliyor
)olmaliydilar. Ama PKK’dan karsi ates acildigina dair bir belirti
)yoktu. Belki de suruyu bombaliyorlardi.
)
)Dakikalar gecti…
)
)Cobralarin sesi azaldi, azaldi ve bir sure sonra iyiden iyiye
)zayifladi. Sonra hepten duyulmaz oldu.
)
)Gitmisler miydi?
)
)Belki…
)
)Belki yeniden donerlerdi… En iyisi Haci’yi beklemek o demedikten
)sonra delikten cikmamakti.
)
)Bekledik…
)
)Bir kac dakika sonra Haci tepemizde belirdi, basini uzatti ve
)“gelin, gitmisler” dedi.
)
)Kamp yerinde herhangi bir olaganustuluk gozume carpmadi. Etrafta
)roket, bomba izi yoktu. …mazlum, Dijvar ve bir kac kisi bir agacin
)altinda bagdas kurmus oturuyorlardi. Yanlarina gittik.
)
)Selam verip durumu sorduk.
)
)Mazlum eliyle kuzeydeki tepeleri isaret etti: “Kobralar oradaki bos
)koyu bombalamis” dedi. :Kaybimiz yoktur, bizi gorememisler” diye
)ekledi.
)
)Her biri bir kayanin dibine sinmis; bir calinin icine sokulmus olsa
)helikopterler onlari tesbit edemeyebilirdi…. Peki ya suru?
)
)“Suruyu de gorememisler” dedi Mazlum…
)
)“Tuhaf” diye gecirdim icimden…Koca suru, ustelik bunlar yerinde de
)durmaz… Nasil olur da gormezler? Belki de gormus ama suruye ates
)acmamislar olabilirledi… Aciklanmasi guc bir durumdu…
)
)Peki neden bos koyu bombalasinlar?
)
)Bu sorunun cevabini da bulamadim…
)
)Aksam bastirinca hava iyice sogudu. Atesimin yukseldigini hissettim.
)Titriyordum… Yerimden kalktim, Cemal’in yanina gittim ve kendisinden
)ates yakmasini rica ettim.
)
)Keceyi yere serdim, uzandim, uzerime yagmurlugu cektim…
)
)Atesin yaninda uyuyakalmisim… Cemal uyandirdi, elindeki tabakta
)kavrulmus ciger vardi ve “hadi yemek ye” dedi. Yattigim yerden
)guclukle dogrulup bir parca aldim. Keci cigeriymis..
)
)Fatih’de benim gibi bir-iki lokma aldi. Ishalini azdirir diye
)yiyeceklerden uzak duruyordu.. Cemal bizi seyrediyordu? “Neden
)yemiyorsunuz?” diye sordu? “Hastayim bogazimden gecmiyor” dedim..
)Konusmadi, tabagi aldi, gitti.
)
)Sonra Mazlu yanimiza geldi, “kadri arkadas boyle yatarsan, yemek
)yemezsen iyi olamazsin. Kal biraz dolas… Hem gece baska bir noktaya
)yuruyecegiz” dedi.
)
)“Ben bu halde yuruyemem ki”
)
)Surati aslidi: “Guvenliginiz icin yurumek zorundayiz. Bu nokta artik
)guvenlikli degildir. Yarin bir operasyon yapsalar… Ne olur sonra?
)Burada kalip olmek mi istersin?”
)
)“Bu halde zor yururum o yolu”
)
)Umursamaz bir eda ile “sizin moraliniz bozulmus” dedi. Yuzunde belli
)belirsiz bir gulumseme ekledi: “Basimiza kalirsiniz sonra” dedi.
)
)Bir iki saat kestirmisim. Cay iceyim diye uyandirdilar. Fatih’ten
)ogrendim, yuruyus saha ertelenmis. Gun dogmadan saat bes sualrinda
)yola koyulacakmisiz.
)
)Bu habere idam mahkumu gibi sevindim.
)
)Sabah uyandirdiklarinda kendimi biraz daha iyi hissediyordum. Atesim
)dusmemisti ama titremeler gecmisti.
)
)Suruyle birlikte hepimiz yola ciktik. …..
)
)Dort saat sonra yeni noktaya vardigimizda yerlerde surunuyordum…
)
)Kayaliklarla cevriliydi. Siginacak yer yoktu, acik havada
)uyuyacaktik. Yine.
)
)Onlar yerlesmisler, bir keci kesip pisirmislerdi bile. Getirdiler,
)biraz yedim. Fatih hic yemedi. Keci eti ishal yapar diye duymus.
)Cok tuzluydu. Tansiyolari dusmesin diye yedikleri her seye asiri tuz
)koyuyorlardi.
)
)Yeni noktada keciler ve koyunlar hayatin merkezine yerlestiler.
)Hepsi birer degnek alip coban oldu. Hayvanlari gutmekten cok mutlu
)oluyorlardi; hepsinin agzi kulaklarina variyordu. Cok eglenceli, cok
)keyifli bir is yapar gibi..Belki bu is onlara nostaljik bir tat
)veriyordu. Cocukluk yillarini hatirliyorlardi…
)
)Tuhaf cigliklar atiyorlardi hayvanlari guderken.. Turkce’de olmayan
)bir ses…Hic duymadigim.. Bu cigligi Turk alfavesi ile yazamam. O
)halde herhalde bir “w” odunc alip soyle yazmayi deneyebilirim.
)“Euw”.
)
)Suruden bir keci kacmaya calissa ucu dordu birden naralar atarak
)hayvanin pesine dusuyor, yakalayip getiriyorlardi.
)
)Daha ilk gunden buyuk boy agzi genis bir bidonlar cikti ortaya;
)hayvanlarin sutlerini sagdilar. Ne kadar keyiflilerdi oyle… Kadinli
)erkekli, birbirlerinin gozlerinin icine bakarak gulumsuyor,
)kahkahalar atiyorlardi.. Aralarinda en coskulu olani Bana koyunden
)Dijvar’di. Rojbin’le karsilikli sut sagiyorlardi. Onlar sagarken
)birer kiside kacmasinlar diye hayvanlari tutuyordu. Sutu sagilan
)hayvanlari ayri yerde topluyorlardi. Bu hayvanlarin basinda da
)sagilmayanlarla karismasin diye bes-on kisi duruyordu.
)
)Otelcilik yuksek okulundan terk Munzur da oyuna katilmaya
)baslamisti, yuzunde cocuksu bir tebessum, elinde sopa, acemi
)hareketlerle keci kovaliyordu.
)
)Onlari oylece seyrediyordum bakip guluyordu. Onlar da bana bakip
)guluyorlardi. Butun bunlara yabanciligim onlari eglendiriyordu.
)
)Sut icmeye basladik. Sicak, tam yaglli, taptaze sut. Demlikte
)kaynatip getiriyorlardi. Bazen sutlu cay bile demledikleri oluyordu.
)
)Sonra penir yaptilar. Yanlarinda sehirden getirttikleri peynir
)mayasi varmis.
)
)Taze peynir… Cok guzeldi. Peynir icin onlara candan tesekkur ettik.
)
)Koyunlari kuzulardan ayiriyorlardi. Kuzular, koyunlarin sutu
)sagildiktan sonra indiriliyordu kamp yerine. Kuzular koyunlara
)kavusunca annelerini arayip buluyor ve kalan sutu emmek icin
)memelerine yapisiyorlardi. Her kuzu illa kendi annesinin memesinden
)emiyordu; meleyerek, koklayarak bulana kadar arayip duryorlardi
)annelerini..
)
)Suru 60 kisi icin fazlaydi. Surunun bir kismini Gabar’daki gruplara
)dagitmak icin yola cikardilar.
)
)Ogle saatlerinde bardaktan bosanircasina yagmur basladi.
)Bulundugumuz noktada yagmurdan kounacak tek yer vardi; kiler olarak
)kullanilan magara oyugu. Bizi buraya buyur ettiler. Kilerde iki
)cuval vardi, biri un cuvaliydi sanirim; bunlarin uzerine oturduk.
)Benim oturdugum cuvalda sert canimi acitan seyler vardi. Nedir
)bunlar diye yokladim; bir de ne goreyim; bir cuval dolusu merminin
)uzerine oturmusum. Kalkacak, disari cikacak, ya da “bu cuvali alin,
)canimi acitiyor” diyecek halim yoktu; oturmaya devam ettim.
)
)Keciler saklanacak yer ariyorlardi yagmurdan. Iclerinden bir tanesi,
)herhalde en zeki olani, bizim kileri kesfetti. Geldi, iceri basini
)uzatti neredeyse uzerimize cikacakti. Onu deger keciler takip etti.
)Olacak gibi degil, bu daracik yerde bir de kecilere yer yok.
)Hayvanin solugunu suratimda hissediyorum.
)
)Uzulurek hayvanin suratina hafif bir tekme kondurdum. Keci
)istenmedigini anlayinca donup cikti, tam magaranin onunde comelip
)sidik torbasini bosaltti. Biz gulustuk, :bak protesto ediyor” dedik.
)
)Ondan bosalan yere diger keciler geliyordu, onlarida ayni sekilde
)kovaladim. Bu kecilerin hemen hepsi magaranin agzinda comelip
)isediler. Hatta bir tanesi daha ileri gidip buyuk abdestini yapti.
)Iste bu sefer ciddi ciddi dusunmeye basladim. “yahu bu keciler beni
)gercekten protesto mu ediyor?” diye. Kecice bir tepki miydi acaba bu
)isemeler? Bunu kecilere ozgu bir protesto bicimi olduguna karar
)verdim.
)
)Bolugun ascisi, bayanlar takimindan Rojbin yagmurun altinda bulgur
)pilavi pisirmekteydi. Bir suredir kileri bosaltmamiz istiyorlardi
)bizden ama biz aldiris etmiyorduk. Rojbin, “arkadaslar ates
)yakmislar, isterseniz siz de onalrin yanina gidin” diyordu nazikce
)ama nden gidelim? Neden sonra keci kovalamaktan usandik ,
)malzemelerimiz birakip kilerden ciktik.
)
)Devasa bir ates yakmislardi. Hayatimda gordugum en buyuk ates.
)Cevreden koca agac govdelerini sirtlayip getirip ates eatiyorlardi.
)Atesin capi 3 metre kadardi. Yalimlar bir kac adam boyuna
)erisiyordu. Diger taraftan, saganak buyun siddetiyle suruyordu.
)Korlasmis ates govdelerine dusen damlalar cizirdayip aninda
)buharlasiyordu. Hic bir yagmur bu atesi sonduremezdi.
)
)Gunes batti, ortalik karanlik kesti. Atesin cevresinde neredeyse 40
)kisi kadardik. Butun erkekler… Kadinlarin atesi uzaktaydi…
)
)Ates cehennemi bir sicaklik yayiyordu, ark ocagi gibi. Atese yuzumu
)donuyordum, onum kururken arkam islaniyordu. Arkami donuyordum,
)arkam kururken bu defa onum islaniyordu. Bu boyle saatlerce devam
)etti. Tek tesellimiz caydi. Ama sekersiz. Cunku sekerleri bitmisti.
)
)Dalip gitmisim. Uyandigimda saat dordu gosteriyordu. Yagmur
)neredeyse dinmek uzereydi. Hesapladim, araliksiz tam 16 saat yagmur
)altinda kalmisiz.
)
)Sabah dogdugunda orta yerde geceki atesten kalma, dumani tuten
)muazzam bir kul yigin vardi. Biri kulleri agac daliyla eseledi,
)meydana cikan kozun icine onceki gun kesilen bir kecinin kellesini
)yerlestirip, uzerini kulle orttu.
)
)Kesilen hayvanlarin cigerlerini bize getiriyorlardi.
)Misavirperverliklerinin bir isaretiydi bu. Ciger, sanirim hayvanin
)en deger verdikleri yeriydi. Mazlum bir kuzu kesti bizim icin,
)kusbasi etleri kalasnikof harbisine gecirdi, tuzladi ve kozde
)kizartti. Sis kebabi afiyetle yedik.
)
)Yeni kampta bir kac gun boyunca eti kah bulgur, kah pirincle
)pisirdiler. Sonra bulgur ve pirinc tukendi. Eti yavan yemeye
)basladilar. Sabah ogle aksam kavurma yiyorlardi. Demek bu suruyu
)kacirmamis olsalardi, onlar da Bagok’taki arkadaslari gibi ot yemek
)zorunda kalacaklardi. Ot, karakulak. Burada o kadar bolduki, her
)kosede bitiyordu. Unlari da vardi nasilsa…
)
)Sadec bir defa evet sadece bir defa, cevredeki koylerde hazirlanmis
)bir yiyecegi tattim onlarla birlikteyken. Cehennem deresinde bir koy
)ekmegiydi. Bu ekmegin disinda koyluler tarafindan uretildigi belli
)olan yiyecekten ne tattim ne de cevremde yendigini gordum.
)
)Un, makarna, bulgur, pirinc, seker, cay, margarin… Temel gidalari
)bundan ibaretti. Bunlarin hepsi kent ve kasabalardan saglanacak
)maddeler. Koylerden elde etseler, bunlarin yaninda az miktarda da
)olsa yoreye ozgu yiyeceklere rastlardim.
)
)Gida maddeleri yoreden karsilanmiyor. Uzun mesafeler boyunca katir
)sirtinda tasiniyordu.
)
)Koy bosaltmalar devletin PKK’ya karsi mucadale stratejisinde onemli
)degisiklikler yaptigi 1992 yilindan sonra basladi. PKK’nin faailyet
)alani olan koca bir bolge insansizlastirildi. Koy bosaltma, devlet
)tarafindan PKK’ya karsi yeni mucadale stratejisinin bir parcasi
)olarak, planli bir sekilde, adim adim uygulandi.
)
)Kuzey Irak’ta konustugum Turk generalinin sozleri geliyor aklima;
)“PKK’nin elinden yiyecegini, cephanesini alin PKK biter” demisti.
)Koyler bosaltildikca amaclanan buydu belki; PKK’yi yiyeceksiz
)birakmak…. PKK’yi yore halkinin sagladigi her turlu destekten mahrum
)birakmak…
)
)Su meshur su ve balik iliskisi…. Hani gerilla sudaki balik ya; su
)kurutulursa o da yok olacak…
)
)Orada su kurutulmus..
)
)Bu is, PKK’yi bogmak icin yapilmis… Soguk, askeri bir mantik ile…
)
)Koy bosaltmalarin bir PKK’yi ilgilendiren sonucu var, bir de insani
)ve sosyo-kulturel sonuclari…
)
)Orada butun butun bir sosyo-kulturel doku kokunden kazinarak yok
)edilmis. Insanlar nesiller boyu yasadiklari topraklardan atilmislar…
)
)Onlarla gecirdigim 26 gun boyunca daglarda PKK;lilar disinda topu
)topu sadece uc insan gordum. Uc coban…
)
)O insanlarin koylerini gorduk. Hepsi bostu. Bazilari tahrip
)edilmisti. Yakilmis, catilari cokmus evler…Enkaz halinde…Bazilari
)birakildiklari gibi sapasagalm…
)
)Huzun verici manzaralardi…
)
)Cehennem deresinden Gabar’a yuruyus yaptigimizda sabah gun isirken
)bir koye geldik. Hilafsiz, cennetten bir koseydi burasi.. Bir
)vadinin derinliklerinde kaybolmus, sakli bir cennet… Sakinlei
)cennetten kovulmuslardi. Adi Yarimca’ymis..
)
)Yemyesil; sogutler, armut, elma, zeytin, badem agaclar…
)Celtikler…Bostanlar… Yamaclar taracalanmis, her karis toprak
)degerlendirilmis, cok emek harcanmis.
)
)Hers ey cok ani olmus belli… Celtik epey boy atmis ama simdi boynu
)bukuk, suyu cekilmis, sararmis… Koylunun hasadi bekleyecek zamani
)olmamis…
)
)Yirmialtinci gun, serbest birakilmak uzere uc PKK’linin nezaretinde
)Gabar’da bir vadi boyunca guneye dogru ilerliyorduk; komutanlari
)Fatih’le beni kendi koylerinden gecirdi. Bosaltilmis, ardindan
)yakilmis…Istisnasiz butun evlerin damlari cokmus.. Harabe
)halindeler..Evlerinin icinde koylunun geride biraktigi esyalar
)gorunuyor.. Somyalar, tencereler, yag tenekeleri…
)
)“Bin kisilik koydur. Gabar’daki koylerden en az gerilla bu koyden
)cikmistir. 14 tanedir, korucusu da vardi, ama devlet yakmistir” dedi
)komutanlari.
)
)Sonra yikintilardan birini isaret etti: “Bak bu benim evimdir” dedi.
)Ardindan otedeki baska bir evi gosterdi: “Bu da korucubasinin
)evidir; korucu olmus ama evini kurtaramamis.”
)
)Bir baskasi, gabar’daki Karagecit koyu.. Buyuk boy karayollari
)haritalarinda gosetriliyor. Karagecit koyu kagit uzerinde kalmis bir
)koy, haritada var gorunuyor ama gercekte yok, “haritadan silinmis”.
)Bosaltilmis ve yakilmis.....
)
)Hanife
)
)
)

Hanife

unread,
Dec 2, 1997, 3:00:00 AM12/2/97
to

Sayin Surensoy,

Dogrusu asagida ne demek istediginizi anlamadim? Bu Dagdakiler yazisini ben
buraya poste diyorum ama bana ait degil. Simdi Kadri Yuksel'de mi terorist oldu?
Dogrusu merak ettim, sizin su 'terorist' kavramindan kurtulan kisiler var mi
kontragerillacilar haricinde?

Hanife

TOzturk

unread,
Dec 7, 1997, 3:00:00 AM12/7/97
to

Sayin hanife
Diyorsun ki yazinda 15 veya 16 yaslarinda cocuklar PKK nin militani. Eger
soylediklerin dogru ise PKK nin bir insan kiyma makinasi canavar oldugunu niye
kabullenmiyorsun. Ne zamandan beri milletler harpte cocuklari kullanmiya
basladilar?Kahramanlikmidir bu?Bir yavru 15 yasinda ne lisanda
olursa olsun bir okula laiktir.Egitimin lisani olmaz.Computer ogrenen talebeler
bazi kotlari ingilizcenin disinda bir lisanla ogrenemezler.. Japonya daihil
butun dunya milletleri bunu ingilizce olarak yapar.Simdi demekmidir herkez
kokenini
lisanini sasirdi diye.Bugun ABD yuzde yuze yakin butun devlet okullari egitimi
Ingilizce olarak yapar.Fakat amerikada ingilizceden sonra en cok konusulan dil
ispanyolcadir. Insanoglunu
aya cikarabilecek egitim ve teknolojisine sahip olan ABD neden
lisani egitimde problem yapmamistir?Bugun dunyanin en buyuk
nufuslu ulkesi Cinde 40 cesit Cince denilen ve esasinda Cinceyle alakasi
olmiyan diyalok vardir.Bu bakimdan bir cinli diger bir cinligi anlamakta buyuk
zorluklar ceker.Buda gosteriyor iste Cin dunyada egitimde ne kadar
ilerledigini.Siz isminizi PKK diye degilde EEE yani egitim egitim egitim diye
degistirin.15 yasindaki gelismekte olan beyne silah verecegine egitim verde
bende seni kutliyayim.
Gotur o yavrulari Abdullah Ocalan gibi ocunu almak isteyen kadinlarla gununu
gun eden canavarin etrafinda topliyacagina Yasar Kemal gibi sahsiyetlerin
etrafinda toplayin.Turgut Ozal
gibi sahsiyetleri ornek verin.15 yasindaki yavruyu dunyanin en tecurbeli
savascisi yapsan kazancin ne?Ama 15 yasindaki yavruyu egitip insani medeniyet
cagini ogretirsen bakarsin hukukun semsiyesi altinda kendine cok daha iyi bir
gelecek hazirlar.Bundan
gelecek nesiller cok daha iyi faydalanir.Kimse Kurtlugunu Tatarligini unutsun
diye bir anayasa kanunu TC yoktur.Eger Allahin varligindan haberiniz varsa
kiymayin bu yavrulara. Size
insanlik namina rica ediyorum.Kaybolan hak tufekle alinmiyor bugunun
dunyasinda.Eger bir hak ariyorsan yanlis yolda ariyorsun.Imana gel insanliga
gel kiyma bu yavrulara.Nekadar politika bilmek gerek ki egitim gormemis 15
yasindaki subyani kandirmaga.? Iste senin ve destekciligini yaptigin PKK an
.Ovune ovunede anlatiyorsun. Natzi Almanyasida yapmisti buna benzer
bir ordu.Kafasindan migferi dusen adamin cocuk oldugunu goren
insanlar hayrette kalmislardi.Kazandimi hitler 20 yuzyilin
dunyasini.Kaybetti.Sen kazanirmisin her ne is ugrasin.Aynen Hitler
gibi kaybediceksin.Bana kizma yazdiklarimdan dolayi.Belki bir insanlik damarin
varsa esinlen bundan.

TOzturk

unread,
Dec 8, 1997, 3:00:00 AM12/8/97
to

Hanife sendemi dagda yasiyorsun?Elektirik varmi ki orda computerinle E mail
gonderebiliyorsun?Senin komputerinde nasil bir modem kulandigina merak
ediyorum.Yoksa uydu araciligi ilemi konusuyorsun.Nekadar palavra atar seruven
yazarsan okadar sana guluyorum.Herhalde birkopyan dagda oteki komputerin onunde
yazisiyorsun.PKK dogrusu sana iyi bir cihaz almis olmali.

TOzturk

unread,
Dec 10, 1997, 3:00:00 AM12/10/97
to

Hanife adin dahi dogru degil takma isim.Simdide seneryo yazan
palavraci oldun.

0 new messages