Soros'un adamları, Mart 2001'de, Kemal Derviş'le görüşünce Türkiye
medyasından ses çıkmaması şaşırtıcı değildi. Yeni dünya düzeninin
'hık' deyicilerinin yanı sıra, "faiz haramdır," "kahrolsun sermaye,"
"kahrolsun emperyalizm" diyenler de, artık sivilleşmişlerdi. "Sivil"
toplumcuların Soros-severliklerini bir yana bırakıp, 1999 yılına
dönelim.
Yayın ortamında "mega speculator" olarak sunulan George Soros, 20
Haziran 1999'da, Sabancıların konuğu olarak, İstanbul'da 2 gün
geçirmişti. G. Sabancı'nın eşliğinde, zamanın TÜSİAD başkanı E.
Yücaoğlu ve eski başkan H. Komili ile yat gezisine çıkan Soros ile
yakın görüşenlerden İ. Alaton, eşinin KEDV1 adlı örgütüne parasal
destek aramıştı.
Soros'un Sabancı Center (Türkçesiyle 'Sabancı Merkezi')'de verdiği
konferansa, ünlü işadamları, hazinenin eski bürokratları, bankaların
üst düzey yöneticileri ilgi göstermişti. Soros, "Open Society"adını
verdiği projesini, yani Türkiye'de de, vakıflarla, derneklerle uzun
süredir yaşama geçirilmeye çalışılan "açık toplum" yönlendirme işini
anlatmıştı. Soros ayrıca, Türkiye'nin AB'ye girebilmesi için
Balkanlarda yeni bir oluşumun içinde olması gerektiğini belirtmişti.
Bununla da yetinmemiş; ABD'yi dünya polisi olmakla, IMF'yi
basiretsizlikle suçlamış ve Türkiye'ye sıkı bir akıl vermişti:
"Sosyal devlet derseniz, ekonominiz yıkılır. (..) Kürt sorununu
çözmelisiniz!" Soros, salonlardaki ilgi karşısında coşup, NATO Genel
Sekreteri ile
görüştüğünü belirtip, faizlerin düşürülmesini' önermiştir. Önermekle
kalmamış, bu konuda "IMF ile T.C devleti arasında görüşmelerin
sürdüğü"nü bildirmişti.
"HIT AND RUN CAPITALISM" VE AÇIK TOPLUM ÜNIVERSITESI
Deneyimli devlet adamı rolünde konuşan Soros, hiçbir ülkede bu denli
saygınlık kazanmamıştır. Türkiye'nin önde gelen yöneticileri, Merkez
Bankası bürokratları, işadamları, profesörler, kendisini ilgiyle
dinlemektedirler. Açıklamalarına bakılırsa, Soros sanki IMF'nin de
üstündedir. Suçlar göründüğü IMF'nin kendi önerilerini karara
bağladığını ima etmektedir.
Ulusal para piyasalarını altüst etmesiyle ünlenen Soros'a, sevgi
göstermek, 'sivil' olanların bileceği iştir. Ama, Soros, Türkiye'nin
para politikasına değinince, salonlardaki heyecan da artmış olmalı.
Seçkinler, Soros ve bağlantılılarının piyasalarda oynadığı oyunlara,
Batı dünyasında "hit and run capitalism (vur ve kaç kapitalizmi)"
denildiğini bilmiyor olamazlardı. Aksini düşünmek, 'globelleşme'
düşkünlerini küçümsemek, onları dünyadan habersiz sanmak olur.
Soros'un şirketleri aracılığıyla, Türkiye'de çoktan işbaşı yaptığını,
bir çok şirketin hisselerine sahip olduğunu, öncelikle onu dinlemekte
olanlar bilmiyor olamazlardı.
Soros ile eğitim işbirliği Sabancı Üniversitesi'ne nasip olur. Soros,
Orta Avrupa Üniversitesi ile Sabancı Üniversitesi ortak girişimin
mütevelli heyeti başkanlığına getirilir. Orta Avrupa Üniversitesi,
George Soros'un "açık toplum" misyonuna uygun elemanlar yetiştirmek
üzere, 1989'da eski Yugoslavya'nın Adriyatik kıyısındaki Dubrovnik
kentinde oluşturulan Inter-University Centre örgütü öncülüğünde
kuruldu. 1991'de, Prag'da 100 öğrenciyle başlayan eğitim, şimdi 40
ülkeden 829 öğrencisi ile Budapeşte ve Varşova şubeleri ile
sürdürülüyor. Öğrencilere sonsuz liberal iktisadi örgütlenme ve ulusal
devletlerin sonladığı belletiliyor.
Avrupa Üniversitesi konseyinde ünlüler bulunuyor: ABD Büyükelçisi D.
M. Bilinken, Georges de Menil, Yehuda Elkana, Albert Fuss, Roger
Hazewinkel, T. Lantos, K. Marton, P. E. Mroz, P. Nadosy, M. Nimetz, L.
Robbins, J. Edwin Mroz ve John Brademas. J.E. Mroz, EIW (East West
Institute) kurucu başkanıdır. EIW (Doğu Batı Enstitüsü), glasnost
günlerinde Moskova'da yürütülen "poject democracy" operasyonunda
oldukça etkindi. Mroz, Türkiye'deki TESEV ve ARI adlı derneğe sık sık
konuk olmuştu.
O.A. Üniversitesi konseyindeki en tanıdık kişi, 2001'e dek, NED'in
başkanlığını yapan ABD senatosundaki Yunan kliği şefi, Onassis vakfı
başkanı J. Brademas'dır. Türkiye 1974'de, Türklerin katledilmesinin
önüne geçmek üzere, Kıbrıs'a askeri müdahalede bulununca, ABD
senatosunda alınan karar gereği Türkiye'ye karşı ambargo uygulanmaya
başlanmıştı. İşte o ambargo kararının alınmasını sağlayan grubun
lideri Brademas idi.
Brademas, Kemal Derviş'in Türkiye'ye getirilişinin hemen ardından,
TESEV yönetimince, İstanbul'a çağrılmış ve Boğaziçi Üniversitesi'nde
Yunanistan'ın ve Avrupa Birliği'nin Kıbrıs tezlerini yayma olanağını
bulmuştu. Sabancılar'ın 'ortak girişim' le başlattıkları üniversite
işte böylesine değerlidir. Sabancı-Soros eğitim imzalaşmasının ve
konferansın ardından Soros, geceyi C. Boyner, B. Karaçam ve B.
Eczacıbaşı ile 'Ulus29' eğlence merkezinde geçirdi. 21 Haziran
sabahında, İ. Alaton, Vedat Alaton ve Quantum'un Türkiye temsilcisi
Philip Haas ile yapılan kahvaltının yararı ayrı bir konu... Ne ki, G.
Soros'un, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)'na, "kartondan kaplan" demesi
ve SPK'nın suskunluğu akıllarda kalacaktır. 2001 yılı para piyasası
yıkımından sonra, tarihinin en büyük çöküşüyle karşılaşan Türkiye'ye,
Washington'dan hükümet ortağı olan K. Derviş'in, ABD Büyükelçisiyle
özel yemekteyken arabada açık kalan telefon defterindeki
"Soros " satırı da hep anımsanacaktır. Ünlülere iktisat ve siyaset
dersleri veren George Soros kimdir? Nereden nereye gelmiştir? Dünya
onu nasıl bilir? Bunları salt halkın değil, devlet yönetimine
geçenlerin ve geçmeyi düşünenlerin de bilmesi gerekir. Amerika'dan
transfer edilen yeni tişörtlüler ve şortlular zaten biliyorlardır.
"HIT AND RUN (VUR VE ÇAÇ)"
Soros'un kimleri temsil ettiğin anlayabilmek için, birkaç operasyona
göz gezdirmekte yarar var. 1993 Mart'ında, Soros'dan sızan habere göre
Çin, büyük miktarda altın alacaktır. Sızıntıyı altına hücum izler.
Altın fiyatı % 20 yükselir. Bu arada, George Soros ve dostu Sir James
Goldsmith'in ellerindeki altınları gizlice sattıkları söylenir. Altına
hücum edenler aldanmışlardır.
Haziran 1993'de London Times Financial editorü A. Kaletsky, Soros'dan
aldığı mektuptan söz eder. Soros, "Down with the D-Mark (Alman Markı
yerin dibine)!" demekte ve ellerindeki Alman tahvillerini satıp,
yerine Fransız tahvilleri alacaklarını bildirmektedir. Mark sallanır,
Fransa'da tahvil yükselir. İşlem tamam, kazanç da kazançtır.
"Vur-kaç kapitalizmi"nin en önemli kuralı, denetimden kaçınmak için,
ABD'de vakıf ağı kurmaktır. Zaten Amerika'nın ne kadar kartel ailesi
varsa, onların o kadar vakıf içinde vakıfları, "think tank" leri
vardır. Rockefeller ailesi, bu işin öncüsüdür.
Kişisel paralar ve mallar, vakıflarda, fonlarda, hisse senetlerinde,
yabancı bankalarda, yabancı devlet tahvillerinde gezdirilir. Büyük
paralar ülkelere girip, çıktıkça, çöküntüler oluşması o denli
kolaylaşmıştır. Giriş-çıkış, sahibine kazandırırken, ABD ve Batı
Avrupa'ya da siyasal çıkarlar sağlamaktadır.
KÜRESELLEŞMENIN ÖNÜNDEKI ENGELLERIN KALDIRILMASINDAN AMAÇ, IŞTE BU
DOLAŞIMIN VE YIKIMIN ÖZGÜRLEŞMESIDIR.
Devlet adamları ve entelektüel dünya ile ilişki kurmanın en kestirme
yoluysa, 'Cemaatler' oluşturmaktır. 1980'lerin sonlarında, Sovyet
ülkesine demokrasi ihraç etmekte olan NED'in en büyük destekçisi
Soros, Risa Gorbaçov ile "Cultural Initiative Foundation" adlı bir
vakıf kurdu.
Kısa süre sonra, Gorbaçev bir oldu bittiyle devrildi. Boris Yeltsin,
"Project democracy" eylemi sonucunda, tankın üstünden devlet
başkanlığı koltuğuna atladı. Soros, yeni Rusya'ya yardımcı olmak için
Harvard'lı Prof. Jeffery Sachs'ı devreye soktu. Rus ekonomisine "şok
terapisi" uygulandı. Soros, bu işleri şöyle anlatır: "Bir grup
iktisatçıyı Sovyetler Birliği'ne yönelttim. Polonya'da birlikte iş
yaptığım J. Sachs çok iştahlıydı. Sachs, İtalya'dan Romano Prodi ve
IMF'den David Finch'i önerdi. Ben de IMF'den Stanley Fischer'i, Dünya
Bankası'ndan Jacob Frankel'i, Harvard'dan Larry Summers'ı ve İsrail
merkez bankasından Michael Bruno'yu önerdim."
ŞOK TERAPI KIME YARAR?
Rusya'da sanayi kredileri, "Şok terapi 1992" ile durduruldu. Devlet
kendi şirketlerini birdenbire parasız bıraktı. Sonuç: Denetim dışı
enflasyon, Rus sanayisi ile birlikte Rublenin çöküşü... Ve dostlardan
Marc Rich kolları sıvadı. Rusların alüminyumunu yok pahasına satın
alıp, damping fiyatla Avrupa'ya sattıktan sonra, Sibirya petrolünün
dış satımını ele geçirdi.
İlginç bankalar kenti Zug (İsviçre)'un kralı Rich, 33 milyar dolarla,
27 ülkede iş çevirmektedir. Türkiye, "Marc Rich" adını 2001 başlarında
öğrendi. FBI, İsviçre'de şatoda yaşayan Rich'i bir türlü
bulamamaktadır. Eski Federal Savcı R. Giuliani'nin, Rich için
düzenlediği, 1982 soruşturma dosyasındaki 51 suçun özeti, silah
ticaretinde kaçakçılık ve 48 milyon dolarlık vergi kaçırmaktır. ABD
tarihinin en büyük kaçakçılığıdır bu. Arananlar listesinin en önemli
ilk on kişisi arasındadır Rich. Rich, hızlı bir tüccardır. Soros,
ABD'yi Kosova nedeniyle Sırbistan'ı bombalamaya kışkırtırken, Rich,
ambargoyu delerek Sırbistan'a petrol satmıştır. Rehine bunalımı
döneminde petrol karşılığında İran'a silah satan Rich, yine ambargoyu
delerek Irak petrolünü pazarlamıştır. Rich, metal borsasının en önemli
aktörüdür. Romanya'da rafineri sahibi olan Rich'in büroları
İspanya'da, fabrikaları Avustralya, Sardunya ve Batı Virginia'dadır.
Rich, nikel, kurşun, çinko, kalay, krom, magnezyum, bakır ve kömür
piyasasına egemendir.
Zamanın İsrail Başbakanı Ehud Barak, Rich bağışlansın diye, Clinton'a
iki kez telefon eder. MOSSAD başkanı Shavit ise, mektubunda, Rich'in
geniş ilişkileriyle, önemli işler başardığını belirtir. İsrail'deki
vakıflar da, ABD Başkanı'na mektup yollarlar. İsrail'deki "Marc Rich
Foundation" adlı vakfı ve "The movement For Quality Government" adlı
kuruluşu, Michal Herzog yönetmektedir. Michal Herzog, Ehud Barak'ın
hükümet sekreteri Yitzhak Herzog'un eşiydi. Yitzhak Herzog, eski
devlet başkanı Chami Herzog'un oğludur. Chami Herzog ise Çin ve
Kazakistan gezilerini Shaul Eisenberg'in özel uçağıyla yapacak denli
samimi ilişkiler içindedir. Ayrıntılar biraz bunaltıcı olmakla
birlikte, ülkemize dek gelip, 'açıklık' ve 'ahlaklı' yönetim
önerenlerin niteliğini bilmek bakımından önemli olmalı. Küçük bir
ayrıntı daha eklemeliyiz.
FBI ve Interpol tarafında aranan en önemli adam konumundaki Marc David
Rich'in eşi, ABD'de ünlüdür. Denise (Eisenberg) Rich, bir yandan
Sister Sledge, Bette Midler, Celin Dion gibi şarkıcılara güfte
yazarken, öte yandan Akev'den ayağını kesmemiştir. Manhattan ve Akev
(ABD Başkanlık Sarayı, Whitehouse) sosyetesinin seçkini Bayan Rich,
Demokratik Parti'ye 500.000 doların üstünde, Hillary Rodham Clinton'un
Başkanlık Kütüphanesi projesine ise 450.000 dolar yardımda
bulunmuştur. Hillary Clinton, senatörlük seçimlerini kazandıktan kısa
bir süre sonra teşekkür etmek ve İsrail'e desteğini göstermek üzere
Telaviv'e gitmişti. Öte yandan, M. D. Rich'in avukatı ve lobicisi Jack
Quinn, önceleri Akev müşavirliği ve daha sonra, Clinton'un yardımcısı
Al Gore'un personel şefliğini yapmıştır.
Bunca olumlu ilişkilerden sonra, hem İspanya, hem de İsviçre vatandaşı
olan Marc David Rich ve suç ortağı Pincus (Pinky) Green, Clinton
tarafından bağışlanan 141 kişi arasına girerler. Ne ki, Rich,
başkanların bağışladığı ne ilk ne de son kişidir. Rusya'da, Soros ve
ekibinin önerisiyle uygulanan şok terapiden kazançlı çıkan ikinci
dost, Shaul Eisenberg'dir. Eisenberg, Özbekistan'da tekstil işine
girer. Özbek yönetimi işin farkına varınca, Eisenberg'e yasak koyar.
EIR'de yazan Eighdal, bu yasaklama sonucunda, MOSSAD'ın Orta Asya
planlarının büyük darbe aldığını belirtmektedir.
Eisenberg, becerikli ve deneyimlidir. Kore'de 1961 hükümet darbesinden
sonra, diktatör Park, 'temiz toplum' için gerekli işleri bitirir
bitirmez, iki numaralı darbeci General Kim Jong Pil, KCIA (Korean
CIA)'yı kurar. Sıra, kirli işlere gelmiştir. Yeni yönetimin has
adamları, Unification Church tarikatının kurucusu Sung Myung Moon ve
ABD'de yönetimle rüşvetli ilişkiler kurup para sızdıracak olan Tonsung
Park'dır. K.J.Pil, Japon sermayedarlarıyla da işbirliğine girişir.
Eisenberg, Japonların büyük iş adamları ile K.J.Pil arasında
arabuluculuk yapar. Hem şirketler, hem Pil, hem de Eisenberg kazanır.
1979'da Çin ile İsrailli silah üreticileri arasında ilk ilişkiyi de,
Shaul Eisenberg kurmuştur. İsrail 1990'da, Orta Asya'ya Eisenberg ile
girer. Merkezi Telaviv'de bulunan büyük holding şirketinin sahibi
Eisenberg, Mart 1997'de Pekin'de ölmüştür.
Soros'un "şok terapisi" içinde adını verdiği adamlardan Fischer,
Türkiye'ye yabancı değildir. Türkçe yayın yapan, Amerikan demokrasisi
ithalatçısı, ülkelerde açık bilgilendirme ağı kurucusu
televizyonlarda, sınırsız özgürlük düşüncesini yayan eski solcu, yeni
ultra-liberal parlak iktisatçılar, Fischer'den 'arkadaşımız' diye söz
ederler; Fischer ile mektuplaştıklarını açıklamaktan çekinmezler.
ULUSAL SISTEMLER NASIL ÇÖKERTILIR? HEP AYNI OYUNLA!
Yeni yeni, "açık toplum" olan, her şeyini para piyasasına emanet
etmiş, plan ve programlı üretimi unutmuş, serbest piyasa oyuncularının
"vur-kaç" hünerlerinden habersiz ülkelerde, bu tür oyuna, "iktisadi
kriz" deyip geçerler. Oyuna gelenlerin ulusal paraları, beş para etmez
olur; sanayi ve ticaret yıkılır. Taiwan'da, Endonezya'da, Meksika'da,
Arjantin'de, Malezya'da oynanır bu oyun. Ne ilginç rastlantıdır ki,
ülkelerin ulusal piyasaları yıkılırken, yolsuzluk savları yükselir,
etnik ve dinsel sürtüşmeler çatışmalara döner ve "project democracy"
yollarında, para krallarının yeni dünya düzenine uyumlu yönetimler
gelir iktidara. Ayarlı medyada, 'smart boys (parlak çocuklar)' olarak
nitelendirilenlerin, derin derin piyasa değerlendirmeleri yapanların,
denetim dışılığı, "vur-kaç" özgürlüğünü, "devlet küçülsün" ya da
"yolsuzluklar önlensin" gibi, sade suya tirit, bilgiççe
değerlendirmelerle sundukları yayınlarda yer almayan işleyişin
adımları yalın ve basittir.
1. Mega-Banker olarak pohpohlanmış Soros ve yandaşları, hisse/tahvil
almaya başlar. Onun bir şeyler bildiğinden emin olan ötekiler de,
Soros'u izler. Bu arada, dış sermayeli televizyonlar her yarım saatte
bir piyasa haberi geçerken, yorumlarını da eksik etmezler.
2. Gelirleri daralmış olan küçük yatırımcılar alışa geçerler. Medya
"piyasalar hareketlendi, hükümetin şu, IMF'nin bu anlaşması
sonuçlanıyor" propagandasını yükseltir. Fiyatlar ve alışlar daha da
yükselir.
3. "Vur ve Kaç" bankerleri, ikincilere satarlar ve katlayarak
kazanırlar.
4. "Vur ve kaç" operatörü, topladığı parayı dolara çevirir ve aracı
bankasından ülke sınırları dışına çıkarır. Para, yıkılacak yeni bir
piyasa, altüst edilecek bir ulusal pazara yönelir.
5. IMF ülkeye gelir, tıpkı Soros'un buyurduğu gibi,"devleti küçültün"
der. Ulusal üretim boğulur. Dış borç taksitlerinin tahsili için para
piyasasının, güvensizlik ortamında ağır yaralar almış banka düzeninin,
yani toplam olarak devlet düzeninin sürdürülebilmesi için, yeni
borçlanma olanakları için yeşil ışık beklenir.
6. Yeşil ışık, tıpkı Soros'un buyurduğu gibi siyasal isteklere
bağlanır. Buna direnecek yönetimler varsa, demokratik ve liberal (!)
ortam hazırlanarak yıkılır.
7. Yıkıma uğratılan ülkeye dönülür. Yıkılan iktisadi ortamda,
birdenbire değer yitiren şirket hisseleri, ham maddeler, ihraç
ürünleri bir-iki misli değerlenmiş olan dolar karşılığında satın
alınır.
İşlerin güvenlik içinde yürütülmesi için, iki koşulun yerine gelmesi
gerekiyor. İlki, geniş bir bilgi ağından ince bilgilerin toplanması.
İkincisi, yapılan işlerin şöyle ya da böyle sert tepkilerle
sarsılmaması. Her iki gereksinim ise, çok geniş bir dostluk çevresi
gerektirir. Geniş çevrenin oluşabilmesi için, akademisyenlerden, hayır
dernekleri ve vakıflara, iş adamlarından, bankacılara, insan haklarını
gruplarına, siyasal partilere ve doğal olarak, sesli- yazılı-görsel
yayın ortamına bağlanan bir ağ kurulması zorunludur.
AÇILMA ÖRNEĞI : MALEZYA'DA ÇÖKÜNTÜ
(AŞAĞIDA YAZILANLAR ÇOK AMA ÇOK ÖNEMLİDİR.)
"Açık toplum" ve IMF'nin serbest piyasa kuralları sürerken, Malezya'da
kısa süreli bir işlem sonucu para piyasası çöker. Devlet yönetimi,
olayın farkına varır ama, iş işten geçmiş, "sıcak para" diye bilimsel
ve iktisadi bir ad verilen vurgun para, Malezya'dan yeni vuruşlar için
başka ulusal pazarlara yönelmiştir. Parası çöken Malezya yönetimi, dış
sermayeye en az bir yıl ülkede kalma koşulu getirir, IMF'den ülkeyi
terk etmesini ister. Bu konu ABC televizyonunda görüşülür.
ABC News Nightline programında Ted Koppel sorar: "Kolayca
anlaşılabilir kavramlar kullanalım. Şimdi siz, Malezya'nın parasını
tahrip ederek kazanç elde ettiyseniz, bu durumda (Malezya'dan) alıp
götürmüş olmuyor musunuz?" G.Soros, yanıtlar: "Tam da öyle değil;
çünkü bu benim eylemimin amaçladığı bir sonuç değildir. Ve bir
(piyasa) katılımcısı olarak sonuçları hesap etmek benim işim değildir.
Bu piyasanın doğasında var."
Öyle ya, ulusal paranın çöküşü de, Soros'un kazancı da serbest piyasa
düzeninin bir sonucudur. Bir ülkenin ulusal iktisadı yıkılmış, parası
yerle bir olmuş; milyonlarca kişi işsiz kalmış, ulusal devletin
borçları bir anda katlanmış, çocuklar yoksulluk yükünün altında
ezilmiş, ülkede etnik sürtüşme başlamış, kimin umurunda?
Malezya'daki "vur-kaç" işini, kendi "açık toplum" ahlakına yakışır
biçimde açıklayan Soros, Türkiye'ye gelecek ve bunca ticaret kokan
sözünü unutup, "Malezya'daki ekonomik çöküntüden, Mahathir'in
söylediği gibi siz mi sorumlusunuz?" sorusuna, "Hayır bu Malezya
yönetiminin suçudur" diyerek; karşısındakinin nabzına göre şerbet
verecektir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?! Adamın adı
"Speculator."
"TEMIZ TOPLUM"BIR 'AÇIK TOPLUM' MASALI MI?
Aslında, Soros'a şükran duyulmalı. Üçüncü ülkelerde, "vur-kaç"
düzenine "küreselleşme" ya da "serbest piyasa ekonomisi" diyerek
bilimsel kılıflar üreten liberallerin, yeni düzencilerin, "London
School of Economics" eğitimli dünya bankası memurlarının, vakıf ve
"think tank" uzmanlarının saatler süren gevezelikleri yanında,
Soros'un sözleri daha anlamlı, daha açık ve yaptığı işe uygundur.
Kısaca, gerekiyorsa vurulacaktır..
Bu arada, IMF'nin sınır dışı edildiği Malezya'da kampanya başlar.
Devlet yönetiminin en uç noktalara dek yolsuzluğa battığını ilan
edilir. Liberal bir gazete çıkmaya başlar. Gazete, "temiz toplum- açık
toplum" kampanyası açar. Şiddet gösterileri yükselir. Yönetim,
iktisadi düzeni rayına oturtmaya çabalarken, gazeteden kışkırtıcı
yayınların durdurulması istenir. Gazete kışkırtmayı sürdürür. Gazete
yöneticisi gözaltına alınır. İstenen olmuştur.
Bilumum NGO'lar harekete geçerler.
Para kaynağının % 44'ünü A.B'den, geri kalanını Soros Vakfı, Ford
Vakfı gibi sınır tanımayan"sivil" örgütlerden alan RSF (Sınır
Tanımayan Gazeteciler) örgütü, Mahathir'i diktatör olarak ilan eder.
Aynı NGO'lar, bizdeki adlarıyla "STÖ"ler, Malezya'nın soyulmasına,
iktisadi düzenin 'vur ve kaç' işleriyle sarsılmasına ses etmemiştir.
Bu arada, iyi günlerde, Malezya ile işbirliği gösterileri yapmaktan,
geri kalmamış olan Türkiye'nin ünlü İslamcılarından, protonculardan
bir tekinin bile sesi çıkmaz!
En önemli açıklamayı da, Malezya yönetimi yapar: İçerdeki muhalefet
yayınlarının Soros'dan gelen parayla desteklendiğini açıklar. George
Soros ise, Başbakan Mahathir Bin Muhammed'i Nazilikle suçlar.
GEORGE SOROS DIYOR KI: "ULUS DEVLETLER GEREKSIZDIR."
Soros, yoktan varolmuş bir dahi midir? Yoksa, CNN'in Türkçe yayınında
Ş. Alpay'ın belirttiği gibi, New York'da garsonluk yaparak mı
yükselmiştir? Yanıtları aramak gerekiyor. Avrupa'nın aristokratları ve
hanedanları, erklerini yitirmiş görünmektedirler. Ama, onlar, dünya
egemenliklerini, açıktan görünmeyen, özel parasal çıkar ilişkileriyle,
siyasal bağlantılarla birbirine kenetlenmiş yönetim düzeniyle
sürdürürler. İşin odağında Londra bankerlerinin oluşturdukları :
"Isles Club" bulunur. Kulübün en büyük üyesi Rothschild ailesidir.
Soros, işte bu ailenin elinde piyasacı olmuştur.
Oysa Soros, sermayesinin kaynağını ilginç bir öyküyle anlatmaktadır.
1944'de, Budapeşte'de, Nazi işgali başlayınca, Tivador Soros, "Oğlum"
der, "işgal yasa dışıdır. Şimdi olağan (yasal) kurallar işlemez." Ve
baba Soros, sahte kimlikler düzenler. George, Nazilerin bakanlığında
işe başlar. Yahudi mallarını devir alır. George'un sermayesi oluşur.
"Adam olacak çocuk.." deyişine uygundur bu öykü. Çünkü Soros,
Nazilerle çalışırken, daha 14 yaşındadır. Bu noktada, hemen belirtelim
ki, Sorosseverler bu öyküyü beğenmezlerse, kendileri bir öykü
üretebilirler.
George Soros, 1947'de "London School of Economics" sınıflarında,
Britanya Aristokrat Sosyetesi'nin önde geleni Sir Karl Pope ve
ülkemizdeki ultra-liberallerin de hayranlığını kazanmış olan,
Friedrich von Hayek'den "açık toplum" u öğrenir. Soros'a göre ulusal
devletler zararlıdır ve savaşların kaynağıdırlar. Öyleyse ulus devlet
yıkılmalıdır. Soros'un tarihsel örneği de yabana atılacak türden
değildir. Şöyle der: "19. Yüzyılda, dünyada, global bir Britanya
İmparatorluğu ve bir düzen vardı." Öyleyse, Britanya imparatorluğunun
çağdaş bir türü olarak, yeni bir dünya imparatorluğu, küresel devlet
kurulmalı, düzen sağlanmalıdır. Ulusal kimlikli ne denli devlet varsa,
para imparatorluğunun kölesi olacak; çok etnikli, mozaik içinde mozaik
düzenine dönüşecek. Gerisini getirmeye gerek yok. Akıllılar yönetecek
ve düzen kurulacak. 'Yeni düzen' kime çalışır? Bunun yanıtının önemli
bir bölümü, Soros'un yetişme ve gelişme sürecinde bulunabilir.
SIZINKI "AÇIK TOPLUM" YA ONLARINKI?..
Soros, 1956'da Amerika'ya gider. Singer & Friedlander, F.M. Mayer &
Co. ve Wertheim & Co. aracılık firmalarında çalışır. 1961'de Amerikan
vatandaşı olur. Arnhold & S. Bleichroeder, Inc'de, J. Rogers ile
birlikte 'portföy' yöneticisi olur. Bu firmada Rothschildler'in
yatırımları bulunmaktadır. Bu banka, 1969'da Rogers ile ortaklaşa
kuracakları Quantum şirketinin işlerini Citibank ile birlikte
üstlenecektir.
1969'da Rogers ve Soros, Arnold & Bleichroeder'den ayrılırlarken, bazı
yatırımcıları da yanlarına alırlar. OECD raporlarında "uyuşturucu
parasının yıkanma merkezi" olarak nitelenen, vergi cenneti Curacao
(Hollanda Antilleri)'da kayıtlı bir şirket kurarlar: Quantum Fund N.V.
Soros'un ilk yatırımcıları hanedanlardır. 5 Kraliçe Elizabeth'in ve 90
bireysel yatırımcının paralarının Quantum ile işletildiği ileri
sürülmektedir. Soros, şirket yöneticileri arasında görünmez.
Yöneticiler, İsviçre, İtalya ve İngiltere vatandaşıdır. Soruşturmalara
karşı bağışıklık böyle sağlanır. Soros'un "Soros Fund Management
(NewYork)" şirketi, Quantum'u danışmanlık örtüsü altında yönetir.
SOROS'A ILK SERMAYEYI VEREN
George Karlweiss, Baron Edmond de Rothschild'in temsilcisi ve Banque
Privee S.p.A (Lugano)'nın sahibi ve Rothschild Bank AG (Zürich) in
yöneticisidir Quantum'un ve ilişkili bankerlerin oluşturduğu ağı
görebilmek için, yöneticilerini ve bağlantılarını bilmek gerekiyor.
Richard Katz: Rothschild S.p.A (Milan)'nın başkanı ve London N.M.
Rothschild and Sons bankasının yönetim kurulu üyesidir. Bankayı Evelyn
Rothschild yönetir.
Nils O. Taube: Quantum'da Baron Jacob Rothschild'in St. James Place
Capital adlı şirketini temsil eder.
J. P. Rothschild, Fransız piyasa oyuncusu Sir James Goldsmith'in
ortağıdır.
Lord William Rees: St. James Place Capital'in yönetim kurulu üyesi ve
London Times yazarı.
Alberto Foglia: Banca del Ceresio (Lugano)'da yöneticidir. Bu bankaya,
1980 sonrasında, mafya ilişkilerini kapsayan ve "Pizza Connection"adı
verilen soruşturmada rastlanır. Foglia, 1993'de bir akşam üzeri
Quantum' dan ayrıldı ve ertesi sabah Brezilya Ulusal Bankası
başkanlığına getirildi.
Thomas Glaessner: ABD Federal Reserve (ABD merkez bankası)
uluslararası finans bölümü'nde 5 yıl çalıştıktan sonra, Dünya
Bankası'nda Doğu Asya ve Güney Amerika finansal risk sorumlusu oldu.
Glaessner, Soros Fund Management LLC'de, Quantum Emerging Growth ve
Quantum Fund'da yeni pazarlarda döviz stratejileri, portföy
yöneticiliği yaptı. Ocak 2000'de Soros'dan ayrıldı. Dünya Bankası'na
döndü ve gelişen pazarlarda banka politikasını oluşturmaya başladı.
Beat Notz: Geneve Banque-Worms'ün ortağı; borsa şirketi Albertini and
Co. İle çalışır.
Isodoro Albertini: Aracı şirket, Albertini and Co.(Milano)'nun
sahibidir ve "Tanrının Bankerleri" ağında önemli bir yere sahiptir.
Edgar de Picciotto : Lübnan asıllı, Portekizli Musevidir. Yine Lübnan
asıllı Musevi Edmond Safra'nın ortağıdır. Safra, ABD-İsviçre- Türkiye
ve Kolombiya eroin-kokain para trafiğine yardımcı olduğu gerekçesiyle
soruşturuldu. Safra, aynı zamanda, Republic Bank of N.Y'un
yöneticisidir. Bu banka, Rus mafyasının milyonlarca dolarının, Federal
Reserve'den Moskova bankalarına transferine aracılık etti. De
Picciotto'nun bankası Union Banque Privee, daha sonra, American
Express Bank ile ortak oldu. De Picciotto, 1990 sonrasında American
Express Bank S.A Genova' nın yönetim kuruluna girdi. Yönetim
kurulunda, ABD eski güvenlik uzmanı, Dışişleri eski bakanı H.
Kissinger da bulunmaktadır.
De Picciotto, aynı zamanda, Venedikli Carlo de Benetti'nin ortağıdır.
Benetti, Olivetti şirketinin başkanlığından uzaklaştırılmıştır. De
Picciotto ve Benetti, Societe Financiere de Geneve adlı 'yatırım
holding'in yönetim kurulu üyesidirler. De Benetti, 1980'lerin
başlarında, İtalya'daki Banca Ambrossiano'yu batışa sürüklediği için
soruşturulmuştur. O zamanlar, bankanın başkanı, De Picciotto'nun eski
ortağı Calvi'dir. Roberto Calvi, Papa suikastından sonra, 1982'de
Londra'da Blackfair köprüsünde boynundan asılı olarak bulunur.
Polise göre bu tipik bir P2-Mason locası infazıdır.
"ROTHSCHILD AND SONS" / ROTCHILD VE OĞULLARI
Soros'un ilk işvereni, Quantum'da yöneticilerle temsil edilen
hanedanların bankeri Rothschild and Sons'u bilmek, işin temeline inmek
demektir. Lord Rothschild, Amerikan bağımsızlık savaşının önderi
George Washington'a karşı savaşan İngiliz hükümetini finanse etmekle
başlar büyümeye. Lord, 1917'de İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour'a
İsrail devleti kurulmasını talep eden deklarasyonu hazırlattırır ve
daha sonra İsrail devletinin kuruluşunu destekler. İşlerinin en
önemlisi, altın ticaretidir. Altının borsa fiyatı, Londra'da altın
ticareti yapan beş banka tarafından belirlenir.
Bunların başında da ailenin bankası gelir. Örtülü işlerin
transferleri, 19 yıl boyunca BCCI adlı banka tarafından
yönlendirilmiştir. Reagan döneminde İran'a roket satışı (Irangate)
örgütlenmesinin sorumlusu Yb. Oliver North, BCCI'yi kullanmıştır. BCCI
yöneticisi Suudi istihbaratı eski başkanı Şeyh Kemal Adham'dır.
Zamanın CIA yöneticisi de, George Bush'dur. Bush'un yardımcısı ve Akev
Siyasi Direktörü Edward (Ed) Rogers, Ağustos 1991'de görevinden
ayrılır ve "Rogers and Barbour" şirketini kurar kurmaz, Arabistan'da
Şeyh Adham ile 600.000 dolarlık ABD temsilciliği sözleşmesini imzalar.
BCCI'nin yöneticilerinden Alfred Hartmann, İsviçre'nin üç büyük
bankasından biri olan, Union Bank ile BCCI'nin 1976'da kurdukları,
Banque de Commerce et de S.A.'nın murahhas azasıdır. Hartmann, aynı
zamanda Zürich Rothschild Bank AG yöneticisi ve Londra'da N. M.
Rothschild and Sons'un yönetim kurulu üyesidir. İsviçre'de daha 16
şirketin yönetim kurulu üyesi olan Hartmann, Rus mafyası ile ilişkili
olduğu belirtilen Nordex şirketi ile iş yapan, silah tüccarı Helmut
Raiser'in iş ortağıdır. Raiser, Quantum yöneticisi Picciotto'nun
arkadaşıdır. Temsilciler Meclisi Bankacılık Komitesi Başkanı Henry
Gonzales, 8 Haziran 1993'de bu işlerin siyasi boyutunu vurgular ve
Bush ve Reagan yönetimi döneminde Adalet Bakanlığı'nın BCCI'yi
soruşturma taleplerini sürekli geri çevirdiğini açıklar. Gonzales, bu
savsaklamayı, bankanın Irak yönetimiyle ilişkilerine bağlar.
Hartmann, Banca Nazionale del Lavoro'nun da yönetim kurulu başkanıdır.
Bush yönetimi, 1990-91 müdahalesinden az önce, Georgia Banca Nationale
del Lavoro aracılığıyla, Irak'a gizlice milyarlarca dolarlık kredi
açmıştır. BNL, ABD'de "Bağdat'ın bankeri" olarak adlandırılıyordu.
Senatör Gonzales haksız da sayılmaz. Kissinger Associates şirketi,
Haziran 1991'e dek, BCCI ile çalışan BNL'nin danışmanlığını yapmıştır.
Hatta, Kissinger, Haziran 1989'da, iş adamları heyetiyle Bağdat'a dek
gitmiş ve Saddam Hüseyin'e uluslararası borç almasını önermiştir.
Irak'ın, İran savaşında aldığı borçları bir biçimde ödemesi
gerekmektedir. Yalnızca BNL aracılığıyla Irak'a verilen borcun toplamı
4 Milyar dolardır. Bir milyar dolar, Irak'a askeri teknoloji satan
örtü şirketlerine verilmiştir. Ne ki, Reagan'ın Irak'a 1983'den
başlayarak verdiği CIA desteği artık sona ermektedir. Şimdi ödeme
zamanıdır. Ödemenin şekli 1991'de açıklığa kavuşur ve Kuveyt'i işgale
özendirilen Irak'ın tepesine çullanan ABD, tahsilatın tümünü
gerçekleştirir.
Soros'un önemli adamlarından Kanadalı gayri-menkulcü Paul Reichmann,
önceleri Olympia-York noteridir. Macaristan doğumlu bir Musevi olan
Reichmann, Soros'un gayrimenkul fonu, Quantum Realty'nin ortağı ve
aynı zamanda İngiliz-Kanada yayın grubu "Hollinger" şirketinin yönetim
kurulu üyesidir. Henry Kissinger ve İngiltere Dışişleri eski Bakanı
Lord Carrington da, Hollinger'ın yönetim kurulu üyeleridir. Lord
Carrington, aynı anda, Kissinger Associates (New York)'in de, yönetim
kurulu üyesidir.
Hollinger, Kanada'da London Daily Telegraph ile İsrail'de yayınlanan
Jerusalem Post gazetelerinin sahibidir. Bu gazeteler, İsrail'in
bölgesel egemenlik politikalarını destekleyen yayınlar yapar.
Hollinger'in bir başka ünlü yöneticisi de, Richrad Perle'dir.
Deneyimli istihbaratçı Perle, 2001 yılında, Pentagon'da Savunma
Politikası Yönetimi (Defence Policy Board )'nde görevlendirilmiştir.
Soros ile başlayıp, Londra'da Rothschildler'e, sonra, New York'a ve
Washington'a uğrayıp, İsviçre-İtalya sınırında, Lugano'daki İtalyan
mafyasının, eroin-kokain paralarını dolaştıran bankalara geldik. Yeri
gelmişken, Lugano'dan, Quantum yöneticisi Picciotto ile ilginç bir
ilişkiye de değinelim. Picciotto'nun bankası Union Banque Privee, bir
çok kez para aklama soruşturmasına uğramıştır. "İsviçre Bağlantısı"
soruşturmasını yöneten Miami Savcılığı'na göre, bankanın yöneticisi
Jean Jacques Handalı ile bazı görevliler, Kolombiya- Türkiye kokain-
eroin örgütlerinin paralarını aklamaktadır.
Eski güvenlikçilerden Kissinger ve Brezinski ile Soros, Ukrayna-
Amerika Konseyi'nde birlikte bulunmaktadırlar. Ukrayna'nın büyük çelik
sanayisinin el değiştirmesi konuyu renklendirmektedir. Ne demişti
Soros? "ABD dünya polisliği yapıyor, IMF basiretsizdir." Demişti ama,
nereye baksak, Soros'u ABD'nin eski güvenlik şefleriyle yan yana
görüyoruz.
Şimdi, bu karmaşık ilişkilerin yaratacağı bulanıklıktan ve bulantıdan
biraz ayrılarak, bildik topraklara dönmeliyiz.
KRALIYET BANKERI VE "HÜKÜMETLE IYI MÜNASEBETLER"
Özellikle 1990'dan sonra ARI-TESEV gibi "sivil" örgütlerle
ilişkilerini geliştiren "açık toplum" örgütlerinin kurucusu George
Soros, Türkiye'den eksik olmaz. Türkiye para piyasasında Quantum'un
yanı sıra "Turkish Growth Fund" adlı şirket de iyi iş tutar.
Şirket "Türk" adını almıştır ama, merkezi Lüksemburg'dadır. Şirketin
yatırım danışmanı "Alliance Capital Management L.P" New York'ta, idari
temsilcisi "Brown Brothers Harriman SCA" Lüksemburg'dadır. Adı "Türk"
merkezi dışarda şirketin yönetim kurulu başkanı Dave H. Williams,
başkan yardımcısı Nicholas H. Baring'dir. Yönetim kurulu üyeleri
arasında iki de, T.C vatandaşı bulunmaktadır: Ahmet Çullu ve Cem
Duna.
AŞAĞIDAKİ BÖLÜMLER ÇOK ÖNEMLİ
Quantum şirketinin yönetimiyle başlayan bağlantılarda adı geçen
Nicholas H. Baring, işte burada karşımıza çıkmış bulunuyor. Ufkumuzu
yenileyelim:
P2 Masonlarının bankeri Calvi'nin iş ortağı ve Quantum'un yönetim
kurulu üyesi De Picciotto'yu London Barings Bank'ın İsviçre'deki banka
yönetimine getiren kişi, Nicholas Baring'dir. Baringler, yüzlerce yıl
İngiliz Kraliyet ailesinin özel bankerliğini yapmışlardır. London
Barings Bank, 1995'de batmış ve yıkama merkezi olduğu ileri sürülen
Dutch ING Bank tarafından devir alınmıştır. Bu denli ünlünün yönettiği
"Turkish" şirketin piyasaya girişi de heyecan vericidir. Firmaya
verilen destek-haber yorumlarından en önemlisi Wall Street Journal'da
yer almıştır. J. M. Dorsey imzalı yazıda, "Türkiye'de 'İslamcı' finans
şirketlerine ordunun isteği doğrultusunda baskı yapılmasına karşın,
"İhlas Holding'e dokunulmadığı ve Turkish Growth Fund, George Soros'un
Quantum Emerging Growth Partners, New Frontier Emerging Opportunities
(Bahama) şirketlerinin İhlas Finans Kurumu A.Ş'den hisse aldıkları
belirtilir.
Askeriyenin baskısından söz edilmesine karşın, bu şirketlerin riske
girmelerinin nedeni daha da ilginçtir. New Frontier sözcüsü Philip
Haas, "İhlas Finans' ta çok büyük bir gelişme var," diyerek makul ve
mantıklı bir yanıt verirken, Alliance Capital'in yöneticisi Sanem
Bilgin, "İhlas Finans'ın hükümet içinde çok iyi münasebetleri var.
İslamcı diğer şirketler kadar radikal değil," diyerek, piyasa
işlerinde iç ilişkilerin önemini açığa vurur. "Hükümet içi
münasebetler" piyasa işlemlerine yansımıyordur kuşkusuz.
DÜĞMEYE KIM NE YAPTI?
Türkiye'de birazcık ulusallıktan, birazcık bağımsızlıktan söz edildi
mi, hemen "Yabancı sermayeye ihtiyacımız var! Amman ha, dikkatli
olalım, küstürmeyelim" sözleri ortalığa dökülür. Oysa, bu yabancı-
severlerin büyük bir tutkuyla bağlandıkları yabancı sermaye,
Türkiye'de üretime falan katılmaz. Soros ve ortakları, Haziran 1998'de
yatırım yaparlar ama, aradan iki ay geçmeden satıp savıp, yabancı
paraya çevirip çeker giderler. Elbette bu onların geri gelemeyeceği
anlamını taşımaz. 2001 Ocak sonuna dek, gelip giderler.
Bu arada ulusal para çöker. Değer kaybı, % 200-300'e ulaşır. Son gidiş
ciddi sonuçlar doğurur. Başbakan B. Ecevit, "Sanki düğmeye basmışlar
gibi" der ama, yine de, Dünya Bankası'nın adamını Türkiye'ye getirir.
Tarihte görülmemiş bir iş olur ve koalisyon hükümetine tek kişilik bir
siyasi ortak gibi sokulur.
ABD savunma Bakan yardımcısı, Endonezya operasyonlarının unutulmaz
adamı Wolfowitz'in "yakın arkadaşım, iyi memurdur" dediği K. Derviş,
24 Ocak 1980'den bu yana uygulanan politika sanki IMF programının
ürünü değilmiş gibi, IMF ile neredeyse ayda bir program yapar! Kemal
Derviş, Nisan 2001'de Dışişleri Bakanlığı'ndan hiçbir görevlinin
bulunmadığı yemekte, ABD Büyükelçisi ile buluşur. Ne ki, büyük
talihsizlik, telefon defterini otomobilin arka koltuğunda açık
bırakmıştır. TV kameramanı sayfaya odaklar objektifini ve defterdeki
"Soros" satırını kaydeder. Açık sayfanın gereği sonra anlaşılır. K.
Derviş, 11 Nisan 2001'de, iki adamla daha buluşur:
Quantum'dan Anthony Richter ve Aryeh Neier. Richter, 1988 yılında
Soros'a katılmıştır. OSI'nin 1988'den bu yana, Orta Avrasya Projesi
müdürüdür. Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu'da vakıf işlerini
yürütmektedir. Richter, Eurasia Net' in kurucusu ve Central Eurasia
Forum başkanıdır. Richter, Sovyetler Birliği ve Türkiye hakkında
güvenlik konularını işlemektedir. A.Richter,patronu Soros gibi, ABD
dış politikasını yöneten seçkinler kulübü CFR'nin üyesidir.
Aryeh Neier ise,çok dalda oynar.12 yıl, Human Rights Watch
yöneticiliği ve 8 yıl American Civil Liberties Union direktörlüğü
yapan Neier, 1993'de OSI (Açık Toplum Enst.)' nin başkanlığına
gelmiştir. Neier, Soros'un önemli paralarla desteklediği "drug
legalization (Narkotik ilaçların yasallaştırılması)" projesinin
yönetmektedir.
Bakan K.Derviş'in, George Soros'un iki adamıyla neler konuştuğu
açıklanmaz ama, ulusal paranın yerle bir olmasının faturası, birkaç
bankacıya ve her zaman olduğu gibi köhnediği ileri sürülen devlete
kesilir. "Vur ve kaç" kapitalistlerinden söz eden olmaz. Para
piyasasını sallayan transferler açıklanmaz! Görüşmelerin içeriğinden
ulusa bilgi verilmez. Türkiye'nin iktisadi ve siyasi egemenliğini
tersyüz eden yasalar, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmedik bir hızla
birbiri ardına geçirilir. Aylık dış borç ödeme günleri yaklaştıkça,
yeni borç gerekir. Yeni borç için IMF onayı gerekir. Onay için T.C'nin
yasalarının değiştirilmesi gerekir.
Ve hızla "açık" toplumlaşılır. Her şey, Soros'un dediği gibi gelişir.
'Sosyal' devletten vazgeçilir. Soros'un, 1999 Haziran'ında, büyük iş
adamlarının, hazine bürokratlarının karşısında buyurduğu gibi artık
"Kürt sorunu çözülecek" tir.
"OPEN SOCIETY (AÇIK TOPLUM)" VE ILGINÇ ILIŞKILER
"Açık toplum"un özellikle, Doğu Avrupa ve eski Sovyet ülkelerinde
"project democracy" operasyonunun para kanalı olarak örgütlendiği,
eğitim, yardım, özgür(!) medya girişimlerini kullandığı bilinmektedir.
Balkan ülkelerinde hayli iş başarılmıştır. Yugoslavya'nın parçalanması
sürecinde muhalefete milyonlar akıtılmıştır. Akıtılan milyonların
sonucunu, Hırvatistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Franjo Tudjman'ın
Hırvatistan Demokratik Birlik Partisi grubundaki, 7 Aralık 1996
konuşmasında arayalım.
Soros'un Hırvatistan toplumuna sızdığını belirten Tudjman, "açık
toplum" örgütlenmesini şöyle özetliyordu: "..çalışmalarının içine 290
ayrı kurumu ve yüzlerce insanı almışlardır. Parasal desteklerle,
liselilerden gazetecilere, üniversite profesörlerine ve
akademisyenlere, kültürel, ekonomi, bilim, adalet ve edebiyat
çevrelerinin tümündeki her sınıftan ve her yaştan insanı kandırdılar.
Açıkça söylüyorlar: Görevleri, mülkiyet ve devlet yapılarını
bağışlarla değiştirmek. Hatta açıkça belirtiyorlar ki, onlar için
gazetecileri ve ötekileri çeşitli Amerikan, BBC ve benzeri
(kurumların) burslarıyla
yetiştirmek yeterli değildir. Fakat bu (yetiştirilen) kişilerin
parasal (ve) teknik yönden desteklenmeleri gereklidir." Tudjman'ın,
açık toplumcuların parasal ve teknik destekleriyle varılmak istenen
aşamayı belirten sözleri daha da açıklayıcıdır:
".. (Amaçları) Hırvatistan'daki mevcut otoritenin yerini alacak,
kendilerine yandaş bir çevre yaratarak, yaşamın tüm alanlarında
denetimi ele geçirmektir. Enerjilerini ve etkilerini medya ve kültür
dünyası üstünde yoğunlaştırıyorlar. Özetle Hırvatistan'ın düzenini
karıştırmak üzere devlet içinde devlet yaratmaya çalışıyorlar."
Tudjman, şaşırmış gibi görünüyor. Nasıl şaşırmasın ki, sonradan
Hırvatistan sınırları içinde kalacak olan Dubrovnik'de 1989'da yapılan
Avrupa Üniversitesi kurma toplantılarının ilk görünümünü demokrasi
atılımı sanmışlardı. Daha sonra Sırbistan'ın Hırvatistan'a askeri
saldırısını hoş gören Batı Avrupa, Hırvatistan'a gecikmeli destek
vermiş, bu arada Bosna, ateşe ve kana bulanmıştı. O zamanlar,
ülkesinin, bağımsız ve onurlu bir devlet yönetimine kavuşacağını ve
yeniden planlı bir dönemle, adım adım ilerleyen demokratikleşmeyle
gelişeceğini uman Tudjman, birkaç yılda, iplerin açık toplumcular
çevresinde kümelen güdümlü toplulukların eline geçtiğini
görüvermişti.
Bu arada, ulusal sanayilerinin yok pahasına yabancıların eline
geçmesini dış sermayenin demokratik katkısı olarak görürken,
birdenbire ülkenin kültürel, bilimsel ve iktisadi yaşamı yabancının
denetimine girivermişti. Her şey, hoş bir ortamda sessizce
gerçekleşivermişti. Bu öyle derinden etkili ve hızlı bir süreçtir ki,
en katı Marxistleri bile bir anda Open Society sözcüsü yapıvermişti.
Oysa, 1980'li yıllarda Hırvatistan'da esen rüzgar, kültürel
bağımsızlık, merkezi yönetimin finansal denetiminden ve merkezi
planlamadan kurtulmak istemleriyle içten içe gelişmişti. Bu "de-
santralizasyon" düşüncelerini kendi üretimleri sanan Hırvat aydınları
ve politikacıları, önce ulusalcılık ateşiyle canlanmışlardı ama,
sonrasında, ulusal neleri varsa hepsinin yabancının eline geçtiğini
görmüşlerdi. Böylece, dış pazarlarda Yugoslav sanayi ürünleriyle
rekabetten yılan Batı şirketleri de, derin bir soluk almışlardı.
Devlet merkezlerine paralel bir devlet yaratmanın birinci koşulu,
merkezi zayıflatmak. Merkezi zayıflatmanın yolu, etnik milliyetçiliği
önce kültürel alanda kışkırtmak. Soros'un büyük paralar yatırdığı
Human Rights Watch (HRW) gibi örgütlerin raporlarıyla merkezi devlet
yıpratılırken, iç muhalefetle doğrudan bağlar oluşturmak. Ve sonuç,
aynen Tudjman'ın, biraz geç kavradığı gibi, ulus devletin yıkımı, vur-
kaç parasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.
PEKI TÜRKIYE'DE NE OLUYOR?! AÇILMA ÖRNEKLERIYLE BIR BÖLÜM
Türkiye'de de başka bir yol izlenmiyor. Soros'un HRW direktörü
Neier'in Türkiye turu boşuna gitmemiştir. Soros'un da buyurduğu üzere,
"Kürt sorunu" açık toplum yollarında çözülecektir. Yüzlerce milyon
dolarla desteklenen H.R.W'un katkılarıyla çözülecektir! Soros'un
parasal kanalı, insanlık namına çalışma adı altında, "Project
Democracy" operasyonunda, toplumları ayrıştırma projelerine destek
sağlarken, ulus devletleri de açtıkça açmaktadır. Ne var ki, Soros'un
Kürt sorununu çözmek için elinden geleni ardına koymadığı da bir
gerçektir. Bir belgesel yapılmış.Tanıtımında şu satırlar yer alıyor:
"The Untold Story of US Weapons & Two Million Refugees in Kurdistan
(İyi Kürtler, Kötü Kürtler: Birleşik Devletlerin Silahları ve
Kürdistan'da İki Milyon Göçmenin bilinmeyen öyküsü) ..Kaliforniya'da
yaşayan bir Kürt-Amerikan ailesinin Türk-Kürt iç savaşı içindeki
insanlık öyküsünü anlatmakta ve Birleşik Devletler'den müttefiki
Türkiye'ye silah transferini ve askeri yardımı araştıran" Bu
belgeselin yapımcısı ve yönetmeni, Kevin McKiernan'a "Soros
Foundation" tarafından 40,000 Dolar ödenmiştir. Soros tarzı açıklığın
sonucunda, Türkiye'de anayasa değişiklikleri hızla geçirilmiştir.
Bunlar yetmez, "project democracy"nin sonuna dek gitmek gerekir.
Temmuz 2001'de, emekli Koramiral A. Kıyat ve İ. Alaton, NTV'ye
çıktılar ve halkın ek vergilere karşı gösteriler yapmasını, yolları
kapatmasını, ve yeni bir devlet kurulmasını önerdiler. Ne var ki, halk
bu çağrıya uymadı. Halk, "Alaton ve Kıyat yürüyecekse kendileri
yürüsün, herkesin vergi derdi kendine" diye düşünmüş de olabilir.
ARI ve ABD Cumhuriyetçi Parti örgütü IRI, iki yıl süren Anadolu
çalışmalarının sonunda, 12-13 Mayıs 2001'de, gençleri, İstanbul'da
topladılar. ARI lideri Kemal Köprülü, yeni bir cephe açtıklarını,
liseli gençleri de işin içine kattıklarını açıklayıp, ekledi: "Bu
sistem iflas etti.. Ankara'dakilerin sizden korkmalarının bir sebebi
de, eğer siz meydanlarda yürürseniz hükümet üç günde düşer. İşçi ve
memur haklarını satın alıyor. Ama sizin istediğiniz geleceğiniz."
TESEV, Sabancı Holding ve TUSİAD yöneticisi Can Paker, "Amerikanın
yerine ben olsam, partiler yasası çıkmadan (Türkiye'ye) parayı
vermem," diyerek, ekmeğini yediği ülkeye gözdağı verilmesini önerdi.
Derviş'le birlikte Yeni Demokrasi Hareketi (sonra Partisi)'ni kuran
Cem Boyner, Kıbrıs sorununun hemen çözülmesini isterken, "Vatan sadece
harita değildir" diyerek, vatan sınırı ile fabrikasının dış duvarını
karıştırdı.
TÜSİAD HEYETI, ABD'DE, NED BAŞKANI, AMBARGOCU BRADEMAS'A TÜRKIYE
ANAYASASINDA ÖNGÖRDÜKLERI DEĞIŞIKLIKLERI IÇEREN BIR RAPOR SUNDU VE
M.G.K'NUN KALDIRILMASINI ISTEDI.
Brademas, TESEV tarafından İstanbul'a getirildi ve Kıbrıs tezlerini
savunma olanağını elde ederken, Türklere demokrasi dersleri verdi.
Denizli Genç İşadamları Derneği (DEGIAD)'nin konuğu olan ABD
Büyükelçilik memuru Halberg, işyerlerini dolaştı ve "Derviş hakkında
ne düşünüyorsunuz? Siyasi durumu nasıl görüyorsunuz?" gibi sorular
sordu. Denizliler tepki göstererek bu girişimleri kınadılar. Derviş,
Denizli gezisini bir ay erteledi ama, kısa süre sonra Denizli'ye
geldi. Derviş'in Polonya asıllı, Kanada vatandaşı eşi, "yılın anası"
ilan edildi.
Ve sonra: İsveç misyonunun ulusal devletin anlamsızlığını belirten
kitapçık dağıtması. Alman 'Stiftung' örgütlerinin iç politikayı
yönlendirmeye yönelik girişimleri, Orient enstitüsünün mezhep
araştırmaları, Fethullah Gülen adına Georgetown Üniversitesi'nde,
Fuller ve Harris gibi, eski istihbaratçıların da katıldığı konferans
düzenlenmesi, aynı üniversitede Erbakan'a ödül verilmesi. Kürt siyasal
tarihi saptırıcısı M. Von Bruniessen'in İstanbul dersleri,egemenliğe
aldırmadan iç politikayı yönetme-yönlendirme girişimlerinde bulunan
A.B elçisi K. Fogg'a devlet yönetimince sahip çıkılması... Daha sonra,
Fogg'un aynen Brademas gibi, Denktaş'ın devre dışı bırakılmasını
istemesi. 8 Haziran 2002'de Washington'da yapılacak "Iraqi Kurts"
konferansına TESEV yöneticisi eski elçi Samberk'in katılacağının
açıklanması...
Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın "Ulusal program hayata geçtikçe,
Cumhuriyetin lafzıyla ayakta duran nice saltanat yerle yeksan
olacaktır" ve "Avrupa'ya giden yol Diyarbakır'dan geçer" dedikten 8 ay
sonra, A.B'ne girmek için "Alevilerden yardım" istediğini açıklayarak,
laikliğe son derece uygun (!) davranışlarda bulunması. Yardım ve
dostluk adı altında sürdürülen misyonerlik etkinliklerinin yerleşik
düzene geçmesi. Yunan tezleri savunucularının, Pontus girişimcilerinin
eksik olmayan ziyaretleri ve Bağımsızlık savaşının ve cumhuriyetin
kuruluş merkezi I.Meclis binasının girişine, ABD'de kaçakçılıkla
suçlanan tütün karteli "Philip Morris" adının yazılması ve
ilanihaye...
İKINCI 2 GÜN: ASKER IHRACATI VE REFORM IÇIN KRIZ - KRIZ IÇIN REFORM
Halkın suskunluğunu, politikaların kabullenildiğine yormanın
aldatıcılığı, kısa süre sonra anlaşılmaya başlanacaktır. 27 Şubat
2002'de, Türkiye'nin bir hayli borçlu olduğu Dünya Bankası'ndan
bakanlığa getirilişinin yıl dönümünde ODTÜ'nde konuşan Kemal Derviş'e
bir genç bayan, "Siz hep masal anlatıyorsunuz! Masal!.." deyiverdi.
Ve George Soros, 1-2 Mart 2002'de, yine G. Sabancı'nın konuğu olarak
geldi. Önce Bebek'deki "OSIAF" irtibat bürosu elemanlarıyla Kafkasya-
Asya-Ortadoğu işlerini kapalı olarak görüştü. CNN'in Türkçe yayınında,
bir tür aklama programında konuştu. Programda, Dünya Bankası ve IMF
eleştirmeni, yardımsever, insanlık timsali olarak gösterilen George
Soros, "Başka ülkelerde parayı ben veriyorum ama, burada önemli 'think
tank' örgütleriyle birlikte para koyacağız" dedi ve önemli işler
başardığını belirterek övdüğü TESEV ve bazı "sivil" toplumcularla
birlikte, Türkiye'de eğitime katkı koyacağını açıkladı.
Ne rastlantıdır ki, aynı günlerde "Turkish media"da, İstanbul'da
Avrupa Üniversitesi kurulmasının gerekliliği anlatılmaktaydı. Tevhid-
i Tedrisat kanunu ve misyoner okullarının kapatılması, "açık toplum"a
zaten uymazdı! Ama Soros, ikinci 2 günlük ziyaretinde, Sabancı
Üniversitesi salonunda daha önemli bir açıklama yaptı: "Türkiye asker
ihraç etmelidir!" Acaba kimin adına ve nereye? Soros kapalı
toplantılarını gerçekleştirirken, Kemal Derviş de, "Annem Alman, babam
Arnavut, annemin annesi Alman, annemin babası da Hollandalıdır. Babam
iyi bir Osmanlıydı. Ben iyi bir Türkiyeliyim" gibi bir açıklama yaptı.
Yalnızca iktisattan sorumlu olduğu sanılan, Devlet Bakanı, böyle köken
açıklamaları yapma gereğini neden duyar, bilinmez. Ama, onun bir yıl
önce yaptığı açıklama daha da ilginçti:
"Ancak Türkiye gerek tarihi gerekse coğrafyasıyla küreselleşmeye özel
olarak hazır. Arnavutlar, Bosnalılar, Çeçenler, Gürcülerle aynı
şekilde Kürtler de Türk halkının bileşenlerinden birini temsil
etmektedir.Türk halkı etnik bir mozaiktir ve gücünü çeşitliliğinden
almaktadır. Yarının en büyük sınavı Cumhuriyete bağlılığı ve ayni
ulusa ait olma duygusunu koruyarak bu çeşitliliği geliştirmektir."
Derviş'in "kriz nasıl olsa gelecekti" demesini, 1990 öncesini 'es'
geçişini ve masal içinde masal anlattığını saptayan öğrencinin, açık
görüşlülüğünü akılda tutmakta yarar var. K. Derviş, dışardan gelen her
adam gibi, yaban ellerde daha açık konuşuyor. İngiltere'de, Oxford
Üniversitesi'nde kriz sayesinde reform yapıyoruz, demekten kendini
alamadı. Reformların siyasi-parasal sonuçları Derviş'in etnik
açıklamalarında ve şu sözlerinde görülüyor:
"Önümüzdeki on yıl çok daha iyi geçecek. A.B üyeliği burada anahtar
öneme sahip. Türk (Türkiyeli demeyi unutmuş) insanında Avrupa ailesine
mensubiyet isteği büyük." Ne ki, George Soros, Derviş gibi mensubiyet
ruhuyla konuşmuyor; doğrudan konuya giriyor. Soros'un, CNN'in Türkçe
yayınında, Türkiye'deki bunalımın uzun süreceğini ve suçun kötü
yönetime ait olduğunu belirten sözlerini de unutmamalıyız. Soros'un
dünya
bankasına ve IMF'ye karşıymış gibi gösterilmesinin, ünlülerce yere
göğe sığdırılamayışının anlamını da... Ve elbette, George Soros ile
Kemal Derviş' in aynı otelde kaldıklarını da! Şimdi, masalcının yerine
George'u tercih etsek mi?! Ne de olsa, George Soros, ABD ve Londra
bankerlerinin yolunda yürüyen "açık" sözlü bir adamdır. 2000 yılında,
Peru'da, devlete karşı sokak gösterilerini bir milyon dolarla
desteklemekten geri kalmayan George, vururken de açık vuruyor. Vurduğu
yerden ses getiriyor! Ama, Türkiye'den ses gelmiyor. Neden mi?
Yanıtını, 1996 yılında, pek çok Türk'e de burs veren Carnegie
Vakfı'nda yaptığı konuşmasında, zamanın ABD Dışişleri müsteşarı Strobe
Talbott şöyle veriyor: "Demokrasiler (ülkeler), ticaret ve diplomaside
güvenilir ortaklar olmalıdırlar ve Amerikan çıkarlarına uyumlu savunma
ve dış politika izlemelidirler!"
Uyumluluk her zamanki gibi, en önemli koşuldur. Parada, pulda,
kültürde, dilde, demokraside, etnik mozaikte, mezhepçilikte uyumluluk
esastır. Uymazsan ne olur?
Önce piyasa oyuncuları ve Londra bankerleri, sonra IMF gelir. Daha
sonra da, Başkan'ın adamları!.. Sonra, her şey yeniden başlar. Daha
sonra, yine oyuncular gelir! Öykü yeniden başlar. Ve hep öyle sürer
gider, ta ki, sınırlar silinene ya da akıl başa devşirilinceye dek!
Bir küçük olasılık daha var. Belki de, akıl başa devşirilir ve altmış
yıldır yürünülen bu karanlık yoldan dönülür. Belki bir ulus, bu
dönüşün başını çekebilir!
Not: Özetle belirtmek gerekir ki, "Vur-kaç kapitalist" düzenini,
dinsel-mistik tekil bir örgüt düzeyine hapsetmek, dünyanın başına
sarılan, organize siyasi-finansal-devletsel suç örgütünün, emperyalist
devletlerin gerçek yüzünü örteceği gibi, özünde 'üstün ırk'
sapkınlığına (ırklar arası hayali- hiyerarşik dizinlemeye) hizmet
eder, hedef şaşırtır, ulusları 'cemaat' korumasına iter. Oysa
emperyalizm dediğiniz, bir çete sistemidir.
Burada da gotuboklunun teki var, Soros'un hik deyicisi, kocasi CIA
ajanlari tarafindan dezenformasyon amacli cikarilan pacavranin pi,slik
tasiyicisi atsinegi ibinenin teki.
Burada anahtar kelime "Vur-kaç kapitalist" düzeni.
Bunun disinda, ehli, temiz, vurup kacmayan, ya da vurdugu halde
kacmayan, veyahut vurmayan ama kacan bir kapitalizm mi var? Kapitalizmin
hangi türünü begeniyorsun sekerim? Sorozsuz olmayanini mi? :-)
Ben 40 yildir sistemi savunmak icin 40bin takla atanlar gördüm. Hepsinin
ortak yani, sistemi kisi veya gruplara indirgemek. Asla sistemi
karsilarina almazlar. Cünkü sistem, eger bunlar iktidara gelirse bunlara
calisacaktir. Cin gibiler ibneler :-)
TR'de rejimi AKP'ye indirgeyenler de bunlardir. AKP olmasa rejim iyi
olacaktir. Sanki AKP ayni rejim icinde degil. Sanki AKP komprador
burjuvazinin tek temsilcisi, sanki emp.in tek isbirlikcisi. Ötekiler ne?
Vatansever... :-) Holdingleri OYAK, Irak'ta kürtlerden ihale kapma
yarisinda... $u a$iret kürtlerden canim :-)
Kiyasiya bir mücadele var TR'de. Emp.e yönelip "beni al, onu alma"
taktigi, ic piyasalarda Istanbul dükaligi ile Konya holdingleri :-)
arasinda kiyasiya bir mücadele... Buna, dünyanin tek holdinglesmis
ordusu da tabiki uzak kalamazdi, kalmadi. Hergün aso$eytit pres ajansi
gibi mübarek :-) (kulaklarin cinlasin L.Kirca)
Halka ne AKP, ne soroz ne de soroza karsi cikan sistemin adamlarindan
hayir gelir. Bi araba laf edip özünde kapitalist-emp. sistemi savunan
ibneler, simdi doooru soroz korularina :-)
Olm sen gen-kurm sitesi gastesini oku.
Keriz keriz, nasil sati$a getirildigini bilemeden... :-)
Tarafci bir ibne olarak onu oku bunu yaz demen ne kadar da ibnelik
kokuyor biliyor musun hehehehehe
Pekala sekerim.
"Amca bana sunta al, al Yahya al"
Bunu oku ibne. Hecelemeden... :-)
RTE'nin burslu okutulan cocugu nasil gemi filosu sahip oldu, tassaktan
rapor olup da askere gitmedigi halde nasil evlenebildi, gunumuz
Turkiyesi bu, seni hala kumda oynatiyorlar lan Sorosoglan hehehe :-)))))))))