Google Groups no longer supports new Usenet posts or subscriptions. Historical content remains viewable.
Dismiss

Biraz uzun ama okunmasinda fayda var! ETKI AJANLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU

225 views
Skip to first unread message

Dumrul

unread,
Sep 24, 2000, 3:00:00 AM9/24/00
to

ETKI AJANLARI - NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU
Dr. Necip Hablemitoglu

Küresellesme sürecine uyum saglamak isteyen ulusal-uluslararasi düzeydeki
kurumlarin pekçogu kabuk degistiriyor. Hiç süphesiz degisen bu kurumlarin
basinda da istihbarat örgütleri geliyor. Degisen tanimlar ve kavramlara
kosut olarak, istihbarat ve karsi istihbarat faaliyetleri artik nostaljik
007 kaliplarindan oldukça uzaklarda. Örnegin, dünya üzerindeki her türlü
kitle iletisimini kontrol eden "Echolon Agi", uzaydan her türlü görüntüyü
saglayan uydu sistemleri, klasik casuslarin tüm islevini fazlasiyla
üstlenmis durumda. Sanayi casuslugu hâlâ önemini korurken, istihbarat
terminolojisinde yeni kavramlar, konseptler ön plana çikmakta:
"Sosyal-Ekonomik-Siyasal-Dinsel-Kültürel Istihbarat" kavramlari gibi.
Istihbarat ve Karsi Istihbarat Servisleri, gelismis ülkelerde eskiden
oldugu gibi tam bir gizlilik içinde islerini yürüten kurumlar degil artik.
Simdilerde, Disisleri, Içisleri, Ekonomi-Maliye, Adalet Bakanliklari,
Kizilhaç, özel servis veren pilot üniversiteler, enstitüler, vakiflar, özel
misyonu olan kardinaller, piskoposlar, hahamlar ve tüm misyoner örgütleri,
yurtdisinda yatirim yapan sirketler, yurtdisinda temsilciligi olan medya
kuruluslari ve haber ajanslari ile de -gerektikçe- içiçe çalisiliyor.
Istihbarat servislerinin rolü, koordinasyon, finansman, lojistik destek ve
yönlendirme ile sinirli. Artik hedef ülkelerde özellikle
istihbarat-ajitasyon faaliyetlerinde desifre olma riskine girilmiyor; bu is
genellikle dogrudan yada dolayli olarak servisle iliskili yerli
isbirlikçilere, taseronlara siparis ediliyor. Iste literatürde bu yerli
isbirlikçilere-taseronlara "etki ajanlari", "yönlendirici ajanlar" ya da
kapsamli bir deyisle "nüfuz casuslari" deniliyor.
Halk deyimi ile "masa" olarak da nitelendirebilecegimiz bu etki
ajanlarinin farkli islevleri bulunuyor: Kimi, politikaci, kimi gazeteci ,
kimi akademisyen, kimi diplomat, kimi hukukçu, kimi tarikat-cemaat seyhi,
kimi de yüksek bürokrat ya da isadami olarak, önce madden-manen bagli
olduklari, aidiyet duygusunu ve güvencesini hissettikleri ülke adina tüm
yetkilerini kullaniyorlar. Bu bazen, devlet politikasinin güdümlü olarak
saptirilmasi; bazen, halkin din ve irk duygularina bagli olarak kin ve
husumete sevk edilmesi; bazen, uluslararasi ihalelerde devlet çikarlarinin
göz ardi edilerek bagli ülke sirketlerinin tercih edilmesi; bazen tahkim
örneginde oldugu gibi çagcil kapitülasyonlarin geri gelmesi amacina uygun
olarak gerçek disi bilgilerle kamuoyunun aldatilmasi; bazen, Türkiye'nin en
zengin isadamlarindan birinin tüm mesaisini -Diyanet Isleri Baskanligina
degil- Fener Rum Patrikhanesi'ne hizmete hasretmesi ya da fethullahçilarin
Papa, Fener Rum Patrigi ve Bati kökenli Hiristiyan misyonerlerle halvete
girmesi; bazen, kendi halkinin can güvenliginin hiçe sayilarak Bergama'da
oldugu gibi saibeli sirketlerden yana tavir konulmasi ya da nükleer enerji
ihalelerinin sonlandirilmasina karsin sözlesmede olmadigi halde halkin kit
kaynaklarini taraf yabanci sirketlere tazminat olarak aktarilmasinin
önerilmesi; bazen AB örneginde oldugu gibi, "Kopenhag Kriterleri, TC
Anayasasi'nin üstündedir" gibi söylemlerle ulus-devletin sona erdiginin,
egemenlik-bagimsizlik-ulusal onur-ulusçuluk gibi kavramlarin modasinin
geçtiginin vurgulanmasi; seriatçilara ve bölücülere sinirsiz ve kosulsuz
özgürlük isteminde bulunularak bunun "demokratlik" olarak lanse edilmesi;
bazen hizbullahçilar gibi kanli örgütlere yillar boyu göz yumulmasi ya da
her türlü organize suç örgütü ile çikar iliskisi içinde bulunulmasi; bazen
Kaddafi'nin bile önünde onursuzca boyun egilmesi; bazen ABD Baskani ile
el-göz temasinda bulunulmasinin bile onurmusçasina reklam konusu edilmesi;
bazen ilgili devlet büyükelçisinin önünde bile bir Türk siyasi liderinin
el-pençe divan durmasi; bazen Türk Dünyasindaki Türkiye'nin çikarlarinin
örnegin fethullahçilar eliyle ABD'ne devredilmesine seyirci kalinmasi ya da
Kuzey Irak'ta, Kosova'da, Karabag'da, Dogu Türkistan'da oldugu gibi
soydaslarimizin insani haklarina bile sahip çikilmamasi; bazen Türkiye'nin
etnik-dinsel haritasinin ya da aile yapisinin ortaya konulmasini öngören dis
kaynakli projelerle en mahrem bilgilerimizin bilimsel çalisma adi altinda
ilgili ülke istihbarat servislerine aktarilmasi ve daha pek çok, binlerce,
on binlerce onursuz isbirligi örnegi!..
Kisaca, etki ajanlari görüldügü gibi bir degil, on binlerle. Onlar
aramizda, üstelik bizi yönlendiren, yöneten her yerde... Kimi "seriatçi",
kimi "ülkücü", kimi "sosyalist", kimi "kürtçü", kimi "ortanin solunda", kimi
"merkez sagda", kimi "kapitalist", kimi "ikinci cumhuriyetçi"!.. Ama nedense
hepsi de demokrat, özgürlükçü, entelektüel, insan haklari savunucusu ve AB
yanlisi!.. Güçleri destek aldiklari ülkelerden ve isgal ettikleri
konumlardan geliyor. Politikaciysaniz, gidebildiginiz yere kadar
destekleniyorsunuz. Bürokratsaniz, çikabileceginiz en üst göreve kadar
yükselebiliyorsunuz. Isadamiysaniz, vize dahil "kayirilma" statüsüne dahil
ediliyorsunuz. Diyelim ki, "ikinci cumhuriyetçisiniz", Türkiye'de sizi
okuyacak kaç "ikinci cumhuriyetçi" okurunuz var? Yazari-çizeri-okuru dahil
Türkiye'deki ikinci cumhuriyetçilerin sayisina baktiginizda, birkaç bin
kisiyle sinirli oldugunu görüyorsunuz. Ama kitlesel destegi olmayan,
toplumun büyük kesimi tarafindan adeta lanetlenen "ikinci cumhuriyetçi"
yazarlar, Türk Basininin en büyük gazetelerinde köse yazarliklarini
sürdürüyorlar. Kim onlara "kamuoyunu olusturma-kosullandirma" güç ve
destegini veriyor dersiniz? Bunca tepkiye ragmen, kapitalist kimligi ile ön
plana çikan medya patronlari onlari niçin ve neden hala korumakta? Bu
baglamda, fethullahçilarin tanitimi için büyük gayretler sarf eden ünlü bir
medya patronunun, Mehmet Eymür'e yazarlik önermesi size hiç de sasirtici
gelmiyor. Fatih Altayli gibi Cumhuriyetin temel degerlerine sahip çikan
kimi yazarlara "MIT ajani" suçlamasiyla saldiranlarin, ikinci
cumhuriyetçilere ya da aidiyet duygusuyla bagli oldugu yeni vatanina kaçmak
suretiyle desifre olmus etki ajanlarina ise suskun kalarak bir nevi
dayanisma sergilemeleri, Türkiye'deki etki ajanligi tehlikesinin boyutlari
hakkinda bir fikir veriyor...
Türkiye'de kamuoyu, neredeyse I. Dünya Savasi'ndan bu yana yaygin biçimde
kullanilan "nüfuz casusu" terimini, ilk olarak geçtigimiz aylarda,
Içisleri Bakani Sadettin Tantan'in yurtdisinda yaptigi gayri ciddi bir havuz
basi bir açiklamasindan ögrendi. Basin, -Amerika'nin yeniden kesfi haberi
gibi- konunun adeta üzerine atladi. Ya muhabirlerin ve de redaktörlerin
bilgisizliginden ya da Bakanin telaffuz hatasindan, bu terim bazi basin
kuruluslarinda "nüfus casuslugu" olarak okuyuculara aktarildi, dogal olarak
da ilgisiz-komedi türünden yakistirici yorumlar getirildi. Basinin
duyarliligi, bu terimle, Bakanin sarf ettigi "yeni bombalarin patlayacagi"
taahhüdünün iliskilendirilmesi sonucu daha da katmerlenmisti. Ancak aradan
geçen süre içinde, "Umut Operasyonu" dosyasi yargiya sevk edilirken, "nüfuz
casuslari" konusu "fos" çikmisti, beklenen bombalarin hiçbiri patlamamisti.
Anlasilan, Bakan, daha önce hiç duymadigi bu terimi bir danismanindan ya da
yakinindan duymus, klasik bir bilgiçlikle aninda etrafindakilere duyurmustu.
Bu yorum, hiç süphesiz Bakanla ilgili yapilabilecek en iyi niyetli yorum;
çünkü, Bakanin Türkiye'deki binlerle ifade olunan "nüfuz casusu" ya da "etki
ajani" ya da "yönlendirici ajan" kapsaminda örnegin fethullahçilari da
desifre edip yargiya sevk etmesi gerekirdi. Elbette bu mümkün degildi:
Emniyette ve mülki kadrolarda fethullahçilara karsi terfi ve taltiften baska
-MGK zorlamasi sonucu birkaç islem hariç- somut, kayda deger hiçbir
operasyon yapmayan, seriati hiçbir sekilde birinci tehlike olarak kabul
etmeyen, sadece 28 Subat Kararlarina katiliyor görünen "dini bütün" imajli
bir Içisleri Bakani'nin bu cemaatle geçmisine yönelik kamuoyundaki süpheleri
gidermesi beklenemezdi . Nitekim de öyle oldu... Ayni sekilde, kendi partisi
içindeki "Alman Ekolü"ne mensup olmakla taninan politikacilari da desifre
etmesi gerekirdi ki, sira ABD, Ingiltere, Iran, Suudi Arabistan, Libya ve
diger hasim ülkelerin "etki ajanlari"na, "yönlendirici ajanlari"na gelsin!..
Hedef ülkeler kapsaminda emperyalist amaçli ülkelerin istihbarat
servislerince dis operasyonlarda -tepe tepe kullanilan- bu ajanlarin ya da
halk deyimi ile yerli isbirlikçilerin nasil kancalandiklari, nerelerde
yetistirildikleri ve nasil yönlendirildikleri-ödüllendirildikleri-himaye
edildikleri, Türk kamuoyunca henüz bilinmiyor. O kadar bilinmiyor ki,
bilmeyenler kapsamina -TSK ve MIT hariç- devletin en üst yetkilileri de
dahil. Örnegin, Basbakanlik Müstesari Ahmet Sagar imzasiyla yayinlanan son
casusluk genelgesi, bu vurdumduymaz, sorumluluktan uzak bilinmezligin bir
sahikasi (1). Genelgede, devlet görevlilerinin, yabanci diplomatlarla
temastan kaçinmalari isteniyor, sanki sorunun çözümüne katkisi olacakmis
gibi...
Iste, etki ajanligi ile ilgili bilinmeyen ya da az bilinen hususlara ait
genel çerçevede ele alinmis, teknik ayrinti boguntusundan uzak, yalin
bilgiler:
1. "ETKI AJANLARI" YA DA "YÖNLENDIRICI AJANLAR"IN PROFILI
Öncelikle kullanilan ajanlari üç ana grupta toplamak gerekir:
"Profesyoneller", "Satinalinabilir Aydinlar" ve de "Sempatizanlar" (amatör
muhipler). Profesyoneller yurtiçinden ya da yurtdisinda yasayanlar
arasindan seçilir ve bilahare kendi ülkelerinde özel egitime tabi tutulur.
"Satinalinabilir Aydinlar" özellikle ulus-devlete geçis asamasinin sancisini
çeken toplumlarda, özellikle de Üçüncü Dünya Ülkelerinde en çok rastlanilan
metadirlar, borsa degerleri vardir; özellikle medyada, bürokraside ve
siyaset sahnesinde boy gösterirler. Örnegin, "yönlendirici ajan" statüsünde
etkili bir gazeteciye ya da medya patronuna sahipseniz, yüz binlerce
okuyucuyu ve siyasal iktidari dogrudan etkileyecek bir silâha da kavusmus
olursunuz. Keza, bir tarikat-cemaat seyhini satin almissaniz, yüz binlerce
müridini de "yularindan tutma" ve de gelecekte güdümünüzde bir halk hareketi
baslatma gücüne sahip olursunuz. "Sempatizanlar" ise hedef ülkelere yogun
biçimde yönlendirilen kültürel emperyalizmin kesintisiz silahi olan kitle
iletisim, eglence ve egitim araçlarindan (sinema, müzik, moda, internet,
televizyon vb.) olumsuz biçimde etkilenen tüketicilerdir. Parasal ya da
siyasal güç için en güçlü bir devletin himayesi altina girmeye can atanlarin
yani sira, örnegin "green card" için ulusal onurundan ve gururundan gönüllü
olarak vazgeçebilenler de bu gruba girerler. Iste bu kesimi sürekli zinde
tutabilmek için örnegin ABD'nin her yil gerçeklestirdigi tüm dünyada 50.000
sansliyi (!) belirleyen lotaryalari hatirlamak yeterlidir. Etki ajanlari,
her üç kategoride de özellikle kendi ülkesine ve toplumuna aidiyet duygusu
zayif, parasal ve siyasal güç için her türlü iliskiye girme egilimli, ulusal
bilinci gelismemis, tercihen da etnik-dinsel (laik sistemde kendilerini
ezilen kabul edilen sünni seriatçilarla, sünniler karsisinda kendilerini
ezilen kabul eden aleviler ya da süryaniler, nasturiler, bahailer, yehova
sahitleri, vd.) özürlü azinlik irkçilari arasindan seçilirler.
Türkiye'deki etki ajanlarinin tarihçesi, gerçekte Osmanli
Imparatorlugu'nun son dönemine kadar gitmektedir. Ekonomik, hukuksal ve
siyasal kapitülasyonlarla Osmanli Devleti'nin elini kolunu baglayan; etnik
ayrilikçiliklari kiskirtan; insan haklarini tek tarafli bir istismar ve
baski araci olarak kullanan büyük devletler, az sayida da olsa kendi etnik
ajanlarini yetistirmeyi, böylece kontrol unsurunu daha köklü biçimde elde
tutmayi ihmal etmemislerdir. Örnegin, Âli Pasa'nin, Fuat Pasa'nin ya da
Mahmut Nedim Pasa'nin hangi hasim devletlerin muhibbi olduklarini göz önüne
aldiginizda, etki ajanliginin geçmisi hakkinda bir fikir edinebilirsiniz.
Keza, I. ve II. Mesrutiyet'te Osmanli Meclisi Mebusani'ndaki ayrilikçi etki
ajanlarinin sayisinin nitelik ve nicelik yönünden büyüklügünü gördügünüzde,
hasim ülkelerin kat ettigi mesafe hakkinda bir yargiya varacak olgunluga
sahip oldugunuzu kestirirsiniz. Sonra, I. Dünya Savasi döneminde Anadolu'da
1000'i askin yabanci kolej oldugunu; örnegin Merzifon'daki Amerikan
Koleji'nin Pontuscu Rum Çetelerinin, Tarsus'daki Amerikan Koleji'nin de
Tasnak ve Hinçak Çetelerinin karargâhi olarak kullanildigini ögrendiginizde,
Sivas Kongresi'nde "ille de Amerikan mandasi isteriz" diye tutturan sekilde
ulusçu-özde etki ajani aydinlarimiza hiç mi hiç sasirmazsiniz. Sonra Mustafa
Kemal Pasa hatiriniza gelir, gözünüzde, kalbinizde, tüm hücrelerinizde O'nu
hisseder, O'nu daha bir baska tanir ve O'nunla onur ve gururla, simsicacik
bir yurtseverlik duygusuyla, Türklük bilincinizle bütünlestiginizi
hissedersiniz.
Türkiye'de en çok etki ajanina sahip olan ABD, tüm dünya ülkelerinde ve
Türkiye'de gelecegin yönetici adayi olarak kendi yandaslarini yetistirmede,
ilk asamada pilot vakif-enstitü-üniversitelerini kullanmaktadir. Ama önce,
adeta kurumsallasmis ve geleneksellesmis bu seçimi ABD disindaki tüm
ülkelerde ilk gerçeklestiren Fulbright Vakfidir. IQ'su yüksek, Ingilizce
düsünüp yorum yapabilecek düzeyde dil bilgisine sahip gençler, tüm hedef
ülkelerde ayni yöntemle belirlenip egitime alinir; ancak kisiligi uygun
görülenler profesyonel egitime tabi tutulur. Kisa bir süre öncesine kadar
etki ajanlarinin seçiminde ve egitiminde klasik kaliplara sahip olan bu
ülke, çikarlari dogrultusunda söz konusu kaliplarin disina çikmis
görünmektedir. Çikarlari açisindan iktidar kadrolarinin yani sira muhalefet
kadrolari ve hatta mafya mensuplariyla bile iliskiler kuran; her türlü
uyusturucu, siyasal cinayet, ihtilâl ve de silah pazarlamasi gibi kirli
islere bulasan; yine çikarlari için devletlerarasi hukuka aldiris etmeksizin
hedef ülkelerin egemenlik haklarini hiçe sayip tecavüzde bulunan bu ülke,
etki ajanliginda artik "saf-bâkir" nitelige sahip genç adaylarin yani sira,
"kontrol edilebilir istikrarsizlik stratejisi" geregi, isine yarayabilecek
muhalefetteki tüm zararli unsurlarla da dirsek temasi halindedir. Örnegin
kati mi kati, yobaz mi yobaz Talibanlar, Vahhabiler, Naksi Araplar ve
onlarin kapilari terörün her türlüsüne açik örgütleri. Kisaca, seriatçi,
sözde ABD karsiti tüm yapilanmalar. Kendisine yönelik tehdidi, kendi
kontrolü altinda hedef ülkelere yönlendirmek, ABD güvenlik stratejisinin
temel ilkesidir. Türkiye'de ise daha düne kadar ABD'yi düsman olarak
gösteren malûm siyasal yapilanmanin sözde yenilikçi kanadi, her firsatta en
basit saglik kontrolü için bile nedense Houston'a giden politikacilar,
ileri yasinda dil ögrenmek için dersaneye gitmek yerine ABD'ni tercih eden,
sonra çocuklarina okul aramak için tekrar tekrar giden siyasiler, keza
fethullahçilar ve daha niceleri: Ayni zamanda, Almanya istihbarat
servislerine büyük sadakatle hizmet verirken ABD'ne de yamanmaya çalisan
süleymancilar, MHP'nin üst yönetimine kanca girisimleri, Fethullahçilara,
dolayisiyla arkasindaki ABD.'ne övgüler düzmekte yaris yapan sagci-solcu
devlet yöneticileri, marksist olduklarini öne süren, kapitalizme sözde karsi
PKK ve diger kürtçü terör örgütleri. Hepsi ABD'de ve ABD disinda, yalnizca
ABD kontrolünde...
Türkiye için seçilmislere (!) bakildiginda, çobanliktan gelenlerden, kola
içmeye para bulamayanlara kadar uzanan yelpazede, Türkiye'nin iç ve dis
politikasini ABD'nin çikarlarina endeksleyenlerin yani sira, eski deyimle
tüyü bitmedik yetimin hakkini fütursuzca çalacak kadar tamahkâr, sehit
cenazelerini sömürecek ölçüde asiri muhteris, amacina ulasma konusunda "dün
dündür" diyebilecek kadar firsatçi, isini (!) bilen memurunu el üstünde
tutacak kadar erdem ve ahlâk yoksunu, devletin örtülü-örtüsüz tüm kit
kaynaklarini savuracak kadar hovarda, "prens" unvanini alacak ölçüde küçük
burjuva hirsizi niceleri adeta bir resmi geçit yaparlar, gözlerinizin
önünde. Bunlarin hepsini tanirsiniz: Kimileri Türkiye'yi soyup tekrar
yetistikleri yere kaçarlar -ve tabii asla iadeleri söz konusu olmaz-
kimileri de misyonlarini -sanki Türkiye'nin degismez yazgisiymisçasina-
büyük bir sadakatle yerine getirmeye devam ederler. Diger taraftan, bugün,
ABD'de sayilari süratle yarim milyona yaklasmakta olan küçümsenemeyecek
ölçüde bir Türk toplulugu olusmustur. Gerek ABD'de yasayan bu
vatandaslarimizla, ögrenimlerini bu ülkede yapip da Türkiye'de hizmet veren
vatandaslarimizi, bu az sayidaki "seçilmis masa" ile karistirmamak gerekir.
Her toplumda oldugu gibi bu gerçekten "düsmüs-düsürülmüs" masalarin bizden
de çikmasini dogal kabul etmek makul olacaktir.
Etki ajanlarinin seçiminde ve egitiminde kullanilan yöntem, biraz
farkliliklari ile AB ülkeleri için de söz konusudur. Kendi ülkelerinde
yasayan yüz binlerce Türk isçi ailesinin temel gereksinimi olan resmi Türk
ilkokullarinin bile açilmasina izin vermeyen, buna karsilik Türkiye'de her
derecede egitim kurumuna sahip olan Avrupa ülkeleri içinde basi Ingiltere ve
Almanya çekmektedir. Ülkemizde ingilizce, almanca, fransizca, italyanca gibi
dillerin yayginlasmasi hatta egitim dili olmasi için her türlü çabayi
sarfeden AB ülkeleri, etki ajanlari sayesinde Türkiye'nin olasi tepkisinin
ya da misilleme politikasi uygulamasinin önüne geçmektedir. Örnegin,
dünyaya yayilmis ingilizce egitim veren (haftada 25 saat ingilizce, 3 saat
Türkçe) 300'e yakin okulun sahibi olan fethullahçilarin, Ingiltere'de
Lordlar Kamarasi'nda düzenlenen özel törenlerle hemen her yil Ingiliz dili
ve kültürüne hizmet yüksek ödülü almalari siradan bir tesadüf degildir.
Ingiliz istihbarat servisleri MI5 (iç) ve MI6 (dis), Türkiye'deki etki
ajanlarini, ingilizce egitim almis ya da Ingiltere'de yüksek ögrenim yapmis
adaylar arasindan seçmektedir. AB'ye ragmen ABD'nin müttefiki olarak ön
plana çikan bu ülke, etki ajanlarini salt yüksek ögrenim mezunlarinin
yanisira, Türkiye'deki kürtçülerden, seriatçilardan, DHKP-C, TIKKO
militanlarindan ve hatta uyusturucu mafya babalari arasindan da seçmektedir.
Almanya ise, etki ajanliginda agirlikli olarak kendi ülkesinde yasayan
2.400.000 Türk vatandasi arasindaki yüksek ögrenim gençligini hedef
almaktadir. Humboldt Vakfi, Heinrich Böll Vakfi gibi araci kuruluslar,
uygun aday ögrencilerin yanisira, maddi çikar ve sürekli destek karsiligi
saptadiklari Türk akademisyenlerini ve yerel politikacilari da, Alman
Anayasayi Koruma Teskilâti (BfV) ve Dis Istihbarat Örgütü'nün (BND) kapsamli
egitim programlarina dahil etmektedirler. Bugün Almanya'da Türkiye'deki tüm
seriatçi yapilanmalar (milli görüsçüler, kaplancilar, yeniasyacilar,
fethullahçilar, hizbullahçilar, naksiler, ticaniler, süleymancilar,
kadiriler, IBDA-C'ciler, hizbüttahrirciler, nizam-i alemciler vd.),
baglantili ülkücüler, etnik sorunlu ayrilikçilar (kürtçüler, pontusçular,
arnavutçular, gürcüler, bosnaklar, pomaklar, tahtacilar, çerkezler vd.)
marksist terör örgütleri (DHKP-C, TIKKO vd.) mevcuttur. Tümü de BfV'nin
kontrolündedir. Böylece Almanya, üst düzey etki ajanlarinin yanisira,
himayesindeki -daha dogrusu sevk ve idaresindeki- bu tür Cumhuriyet karsiti
militan yapilanmalar sayesinde Türkiye'yi de karistirma ve yönlendirme
gücüne olmustur. Yunanistan ise Suriye'den farkli olarak, Rum kökenli
gençlerimizi özel egitime tabi tutmak yerine, Türkiye'deki rejim karsiti tüm
idelojik unsurlara (DHKP-C, TIKKO, PKK vd.) kucak açmakta; istihbarat
servisi KIP'in sevk ve idaresinde basta bomba egitimi olmak üzere terörist
egitimi olanagi ve parasal destek sunmakta; siginmacilara geçici iskân yeri
(Lavrion Kampi vd.) ile ilâveten Güney Kibris Cumhuriyeti'nin tüm
olanaklarini saglamaktadir. Almanya kadar genis kapsamli olmamakla birlikte,
Fransiz DST ve DGSE, Isveç'in FOE ve SABO, Bulgaristan'in DS, Romanya'nin
DIE, Hollanda'nin BVD servisleri de, kendi çaplarinda etki ajani ve de
ajan-provokatör yetistirme çabasi içindedirler.
Müslüman ülkelerin Türkiye'de etki ajani temininde en uygun mekânlari,
tarikatlara ait tekkeler, seriatçi siyasi kuruluslar, dernekler, vakiflar ve
de maalesef bazi bölgelerde camilerdir... Türkiye'de sayisal yönden en çok
etki ajanina, ajan provokatöre ve de eli kanli teröriste sahip olan Iran, bu
is için istihbarat servisleri SAVAMA ve VEVAK'i görevlendirmistir. Bu
servis elemanlarinin saptadiklari aday ögrenciler, Kum Kentindeki
medreselerde dinsel egitimden geçirildikten sonra askeri ve siyasal egitime
tabi tutulmaktadir (2). Sah döneminde sadece Türkiye'den kaçak yollardan
giden siiler (caferiler) profesyonel egitime alinirken, günümüzde mezhep
farkliligi "Islami Devrim" kistasindan hareketle artik önemsenmemektedir.
Suudi Arabistan ise, adaylari belirledikten sonra Cidde ve Riyad'daki
üniversiteleri ile Misir'daki El-Ezher Üniversitesi'nde egitime almaktadir.
Suudi Arabistan'in, profesyonel egitiminde tipki Iran'in caferi olma
kosulundan vazgeçmesi gibi, vahhabi olma kosulundan, taktik geregi
vazgeçtigi gözlemlenmektedir. Bu ülkenin etki ajanlari ile iliskisinin
sürekliligi, hac organizasyonlari ile dogrudan ilgilidir. Suriye Muhaberati
ise, Irak'daki Saddam karsitlarini "Birlesik Cephe" kapsaminda çok yönlü
egitirken, Türkiye'de -özellikle de Hatay'daki- arap kökenli aday gençlerin
egitimleri ile de yakindan ilgilenmekte; rejim karsiti her türlü ideolojik
ve etnik yapilanmalarin özellikle askeri egitimine lojistik destek
vermektedir.
Adaylari kendi ülkesinde özellikle egitme çabasi olmayan ülkelerin basinda
ise Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ile Israil gelmektedir. Çin Halk
Cumhuriyeti'nin Istihbarat Örgütü olan GRI, yönlendirici ajan adaylarini,
dis ülkelerdeki maocu yapilanmalardan belirlemekte; birey olarak ele
almaktan daha çok, örgütsel disiplini ve kullanimi öngörmektedir (3). Rusya
Federasyonu, eski Sovyet dönemindeki ideolojik sevk üstünlügünü kaybetmisse
de, kendi topraklarinda "askeri egitim" ve "diplomatik koruma" ya da
"gözyumma" gibi lojistik destekler karsiliginda PKK gibi belli terörist
yapilanmalara hâlâ söz geçirebilmektedir. Israil'in MOSSAD'i ise, dünyadaki
tüm musevilerin birer profesyonel servis ajani oldugu inancindan hareketle,
irkçi yobazligini sürdürerek, profesyonel etki ajani yetistirmek yerine
satinalinabilir aydinlari kullanmayi yeglemektedir. Örnekleri çogaltmak
elbette ki mümkündür.
2. TÜRKIYE'DEKI ETKI AJANI BORSASI: FETHULLAHÇILAR...
Mevcut seriatçi yapilanmalar içinde egitime, dolayisiyla insana en fazla
yatirimi yapan; ABD'nin tüm dünyada tarikatlara öngördügü modeli ülkemizde
en iyi uygulayan fethullahçilar, laik Cumhuriyetimizin öncelikli en büyük
tehdidi konumunda. Arkalarindaki dis destegin ABD oldugunu bugün artik
Türkiye'de de, dünyada da bilmeyen yok. Bilindigi gibi, bu illegal
yapilanmanin liderinin müritleri tarafindan verilmis "hocaefendi" ünvani da
Devrim Yasalarina göre suç. Ancak, suç olmasina karsin ülkemizdeki kimi etki
ajanlarinin, üstlendikleri tüm resmi sorumluluklara karsin, sözkonusu
elebasilari tanimlamakta kasden "hocaefendi"yi kullanmakta israr etmeleri,
diger illegal seriatçi yapilanmalar için de özendirici faktör olusturmustur.
Artik, süleymancilar, naksiler, vilayet imamlari için bile hocaefendi
ünvanini alenen kullanmaya baslamislardir. Dolayisiyla yurtiçinde ve disinda
laik hukuk devleti aleyhine faaliyet gösteren hocaefendilerin yanisira,
hatta ahirete intikal ettikten sonra bile müritleri tarafindan bu ünvana
lâyik (!) bulunan hocaefendilerin sayisinda da tuhaf bir artis
gözlemlenmektedir.
Konumuza dönersek, iste bu hocaefendilerden biri, bir yili askin bir
süredir ABD'de "zorunlu ikâmette". Nedeni, sayet dönerse, büyük bir
olasilikla, Türk Silahli Kuvvetleri bünyesine sizma girisimine azmettirmek
ve bu amaçla gizli tesekkül olusturmak suçlamasi ile açilacak davalardan
yargilanacak. Cumhurbaskanligi seçimlerinden Yargitay'a, kendi deyimleri ile
adliyeden mülkiyeye, maariften emniyete kadar kadro gücünü kanitlayan;
avrasya ölçüsünde dagitimi yapilan bir gazete ile "yeryüzü kanali"
iddiasindaki bir televizyona, yilda 1 katrilyon TL'ni asan ciro yapan
yüzlerce sirkete, yurtiçinde ve disinda 300 civarinda okula, onbinlerce
isikevine, yüzlerce ögrenci yurduna, yüzlerce dersaneye, yurt içinde ve
disinda üniversitelere, -çogu iyi derecede yabanci dil bilen ögretmen ve dis
ticaret uzmani- onbinlerce profesyonel personele, en az 25 milyar dolarlik
bir mal varligina sahip bulunan bu illegal yapilanmanin hocaefendisi, iç ve
dis desteklerine, DGM'de sirf vatanina dönebilmesi için özel (!) surette TCK
313'e indirgenen davasina ragmen, Türkiye'ye dönemiyor. Oysa, dönse, belki
de Basbakan dahil TBMM'nde grubu bulunan tüm partilerin liderleri "geçmis
olsun" ziyareti için siraya girecek. Ama nerede? Imrali'da mi, iste o
dönmedigi-dönemedigi için de hiç kimse ziyaretçi kabul edecegi resmi kogus
binasi hakkinda bir tahmin yapamiyor.
Sözkonusu hocaefendilerden biri olan malûm zât, kalabalik maiyeti ile -buna
24 saat yanindan eksik olmadigi söylenen doktorlari dahil- Pennsylvania
Eyaletinde Philedelphia yakinlarinda özel bir çiftlikte yasiyor. Çiftligin
bulundugu bölgenin FBI korumasi altinda, refakat memurlarinin (conducting
officer) gözetiminde oldugu ve buralardaki çiftliklerde yasayanlara birinci
derecede özel öneme sahip koruma programinin (countursurveillance
faaliyeti) uygulandigi kaydediliyor. Örnegin, telefon rehberinde
hocaefendinin ya da bir baska Türkün adi yok. Özel çiftlik arazisine girme
yasagini belirten levhalari ve de refakat memurlarini geçmek mümkün degil.
Gerçekte bu çiftligin, cemaatin gazetesinin sorumlularinin da aralarinda
bulundugu, ABD yasalarina göre kurulan "Altin Nesil Vakfi" adina FBI
tarafindan fethullahçilara 1991'in basinda tahsis edildigi ve ayni yilin
ortalarinda YÖK ya da MEB bursu ile bu ülkeye gönderilen fethullahçi yüksek
lisans ögrencilerinin bir yaz kampi olusturarak sözkonusu çiftlikte
örgütlenme toplantilari gerçeklestirdikleri biliniyor. Üstelik, CIA
yetkililerinin Eyalet Valisi ile temaslari sonucu, cemaatin eyalet sinirlari
içinde bu yil bir de okul açtigi gelen -teyidi alinmis- duyumlar arasinda.
Fethullahçilar, bugüne kadar A.B.D. derin devleti (NSA, CIA, FBI, SDDS,
NSC vd.) ile iliskilerini inkâr edecek bir açiklama yapmaktan sürekli
kaçindilar. Hatta bu tür süpheleri, hem de hocaefendilerinin agzindan "dünya
jandarmasinin arkalarinda oldugu" kanisini uyandiracak, kamuoyunda
kendilerine daha bir olaganüstü güç hamlettirecek açiklamalarla artirmak
için özel çaba sarfettiler (4).
Diyelim ki böyle bir durum yok, ileride takiyye yaparak bu girift iliskiyi
inkâr edebilirler. Simdi, fethullahçi yapilanmasinin istihbarat teknigine
dayali kisa bir irdelemesi, sizleri olasi bir inkârin tüm dayanaklarini
ortadan kaldiracak verilere götürecektir. Isterseniz en basitinden
baslayalim, daha teknik ayrinti ve bilgileri DGM Savcisi ile Askeri Savciya
birakalim:
a) Hocaefendilerin tümünü "masum" varsayalim: A.B.D.'nde ikâmetin yasayla
belirlenmis kati kosullari bulunmaktadir. Hiç kimse yasal olarak, resmi
basvuru yapmaksizin ve de gerekçesini belgelemeksizin -defactor statüsü
hariç- bu ülkede alti aydan uzun bir süre kalamaz. Kaldi ki bu
hocaefendilerin en ünlüsü, Haziran 1999'da Show TV'de Reha Muhtar'a yaptigi
bir saati asan açiklamada, 14 gün sonra Türkiye'ye dönecegini taahhüt
etmistir. Tabii ki hem de kamuoyuna yapilan bu taahhüt sahibi tarafindan
bugüne kadar hâlâ yerine getirilmis degildir. Hocaefendilerin tümünün yesil
karta sahip olmalari teknik açidan olanaksiz, çünkü yasal kosullar
uymamaktadir. Bu ülkede yasayanlar, siradan insanlar için lotarya sansi (!)
disinda yesil kart almanin zorlugunu ve formalitelerini çok iyi
bilmektedirler. Gerçekte, ABD'de derin devlet korumasi altindaki
hocaefendilerin, "kaç!" komutunu aldiklari andan itibaren CIA "Iltica ve
Taraf Degistirme Departmani"nin acil (exfiltration) planina dahil olarak
kendilerine tanidigi kolayliklardan yararlandiklari bilinmektedir. Bu
arada, Merve Kavakçi gibi ABD vatandasligina alinmislarsa o baska. O zaman
her sey apaçik ortada olacagi için bu irdelemenin ayrica bir anlami kalmaz.
Bu arada, ABD Büyükelçigi ve Konsolosluklari, hocaefendilerini ziyaret
amaciyla cemaatten usulüne uygun gönderilen tüm ziyaretçilerin vize
problemini -10 yillik vize vererek- çözümlemektedir. Cemaatten sizan
bilgilere göre, cemaate dahil disticaretle istigal eden tüm sirketler,
temsilcilik açarak bu ülkeye sermaye aktaracaklari taahhüdünde
bulunmuslardir. Hocaefendinin haleflerinden biri olan Amerika Kita Imami ve
ayni zamanda cemaatin ABD Baskani I. Ismail Büyükçelebi, -Baskanlik (imamet
ve riyaset) merkezi New Jersey'de bulunmaktadir- ülke (yeni vatan) çapindaki
sistematik örgütlenme çalismalarina 11 Haziran 2000'de ABD'nin en
kuzeybatisindaki Seattle'daki bölge toplantisi ile start vermistir. Bugüne
kadar daha ziyade saf insanlarimizdan para çarpmak için düzenledikleri
himmet toplantilari, örgütlenme toplantilari ile çesitlilik göstermis
bulunmaktadir. Ayni toplantilarin Kanada'yi da kapsayacagi, cemaatin burada
da sermaye aktarimi yoluyla göçmen vizesi kolayligindan faydalanarak
koloniler olusturacagi önesürülmektedir. Zaman gazetesinden Nuh Gönültas'in
deyimi ile "Amerika'nin zorunlu kesfi" baslamistir. Herhalde hocaefendileri,
tarihe pekçok sapkinliklarinin yanisira, müritlerinin ikinci Kristof
Kolomb'u olarak da geçme niyetindedir...
b) Hocaefendilerin aldiklari ilkokul mezunu emekli maasi ile bunca süre
ABD'de nasil -hem de Mayo Fethullahçi Klinigi dahil- tedavi görüp, 24 saat
süreyle doktor gözetiminde nasil kalabildigini; çiftlikte rutin harcamalarin
yanisira, kâhya, asçi gibi personelin maaslarini nasil ödeyebildigini; her
hafta onlarca, bazen yüzlerce misafirin agirlama masrafini nasil
karsilayabildigini kerametle açiklayan müritlere inanmak ne derecede
olanakli?!. Keza, ilkokul mezunu olmanin verdigi yabanci dil düzeyi (!) ile
Ingilizcenin güncel terminolojisini de kullanarak "Fountain" dergisine
yazdigi akademik (!) düzeydeki makalelerin kerameti -her ne kadar inanmasak
da- nereden geliyor? Amazon sirketi, ingilizce yazilmis kitaplarini nasil
pazarliyor? CIA ile organik dayanisma içindeki ABD üniversitelerinden
hangilerinde hocaefendilerinin bilimsel (!) çalismalari ile ilgili onlarca
doktora çalismasi yürütülüyor? Paul Henze, Graham Fuller, Lois Freeh, Carey
Cavanaugh gibi ünlü istihbaratçi ve malûm kisilerle, hatta çiftlikte beraber
kalip, eyaletleri birlikte gezdikleri istihbarat memurlari (handolder) ile
hangi dil düzeyi ile iletisim kuruluyor? Hiç süphesiz bunlar küçük ve
önemsiz sorular.
c) Fethullahçi yapilanma, CIA'nin öngördügü tarikat (sözde sivil toplum
cemaati) modeline -Mormon, Moon, Scientology vd. gibi- tipatip uymaktadir.
Modelin amaci, tarikatlari, birer sivil toplum örgütü (NGO) olarak yeniden
yapilandirmak; küresellesme sürecinde mevcut düzene karsi çatisma görünümü
yaratmadan uysallastirmak... Öncelikle müridin toplumsallasmasi ile
baslatilan süreç, suya bir tasin atilmasiyla olusan halkalar gibi müridi
kusatan çevreler yaratmaya dayaniyor. Bu çevreler;
Sosyal çevre/yakin çevre olarak ailenin ve müridin içinde bulundugu
bir anlamda özel alan olan cemaat;
Cemaatin kendi ekonomik, egitim, saglik, teknolojik, politik ve kültürel
sistemlerine dayali kamusal alan (cemaatin kendi gereksinimlerini
karsilarken, bu sistemler araciligiyla cemaatin sürdürülebilirligine,
gelismesine ve yayilmasina olanak saglamaktadir);
Tüm bunlari da içine alan, cemaatin inanç-düsünce sistemine göre
olusturulan yönetim sisteminden olusmaktadir.

d) Yönetim sisteminde, kâinat imamindan, düz müride kadar inen hiyerarsik
siralama önem tasimaktadir. ABD için hiyerarsinin sadece tepesini kontrol
altinda tutmak yeterlidir, çünkü cemaat disiplini nedeniyle tabanda sikinti
yasanmayacaktir. Oysa, ulus-devlet yapilanmasi içinde sömürüye dur diyenler
her zaman var olacaktir, dolayisiyla da hedef ülkeye yönelik her yatiriminin
maliyeti ve riski yüksek olacaktir. ABD'nin tarikatlara öngördügü modelde,
önemli olan hiyerarsinin tepesinde yer alan tek karar vericiyi ve
veliahtlarini-varislerini simsiki kontrol altinda tutabilmektir. Bu modelde,
hocaefendinin yanisira, kita imamlari ülke imamlari ve de az sayidaki
danisman ABD'ne (CIA) muhataptir. Dolayisiyla istihbari gizlilik sadece bu
üst kesim için sözkonusudur. Daha altta yer alan bölge imamlari,
il-esnaf-semt-ev imamlari, ortaokul-lise agabeyleri, serrehberler ve
sakirtler, cemaatin özgün gizlilik kurallari çerçevesinde faaliyet
göstermektedirler. Örnegin, isikevlerinin gizliligi, en az emniyetteki
kadrolarin gizliligi kadar önem tasimaktadir. Yurtdisi faaliyet göstermeye
tam yetkili muhataplarin mutlaka kod adlari (alias) bulunmaktadir.
Örnegin, hocaefendilerinden birinin Türkçe kod adlari arasinda
"Abdülfettah Sahin", "***" (üç yildiz), "Molla", "Dahhak" (arapça gülen
anlaminda) bulunmaktadir (CIA nezdinde geçerli ingilizce kod adlari henüz
desifre olmamistir).
e) Pennsylvania'daki çiftlik adresinin gizliligi, en tepedeki
hocaefendinin Türkiye'deki eski ikâmetgahi konusu için de geçerlidir.
Örnegin, resmi makamlara (mahkemelere) hâlâ ikâmet adresi olarak
(Accommodation Adress) bir araci adres verilmektedir. Adres incelendiginde,
Izmir'de faaliyet gösteren cemaate ait bir yayinevi çikmaktadir. Tüm resmi
yazismalar, Izmir Kemeralti'daki bu adres üzerinden yapilmaktadir. Hatta
adigeçen, ABD'de yasadigi halde, bu ikâmet adresinde hala 150.000.000 TL
(yüzellimilyon TL) maasla redaktör olarak çalisiyor gösterilmektedir. Ayni
kisinin Istanbul'daki resmi ikâmetgahi ise kayitlarda yeralmazken, okul,
dernek ve vakif binalarinda kendisine tahsis edilen özel katlarda
kaldigi, faaliyetlerini buralardan sürdürdügü ve her ziyaretçi grubundan
sonra sik sik adres degistirdigi bilinmektedir. Legal, devlet karsiti
olmayan, salt dinsel ya da siyasal faaliyetlerde bile bu olaganüstü
gizlilige gerek duyulmazken, fethullahçilarin bu asiri duyarliliginin
özel nedenleri olsa gerektir. Bu örgütsel yapi ve gizlilige verilen asiri
önem, fethullahçilarin bir Ajan Sebekesi (Agent Net) olduguna iliskin
kuskulari kuvvetlendirmektedir.
f) Sayistay ve Danistay basta olmak üzere adli ve idari yargiya, Anayasa
Mahkemesi'ne, Içisleri ve Milli Egitim Bakanliklari dahil devletin stratejik
önemi haiz tüm kurum ve kuruluslarina ötedenberi sizma çabasi içinde
bulunan fethullahçilar, Türk Silahli Kuvvetleri içinse özel bir
(infiltration) stratejisi izlemektedirler. Saptanan fethullahçi ajanlarin
ordu ile iliskisi Yüksek Askeri Sura kararlari ile kesilse de, bu
stratejinin mimarlarinin ve yöneticilerinin yaptiklari bugüne kadar
yanlarina kâr kalmaktaydi. Simdi, gecikmeli de olsa, bu sizma
girisimlerinin sorumlulari da -basta hocaefendileri, bölge ve il imamlari,
askeri okul sinavlari için özel ders veren dersane yönetici ve ögretmenleri
olmak üzere- geriye dönük olarak hesap vereceklerdir (gelecek sayida,
fethullahçilara uygulanacak askeri ceza mevzuatinin yanisira, Imrali ve
diger askeri hapisanelerde --beyazsaray- konuklar için uygulanan günlük
program verilecektir. Takip eden yazilarda da fethullahçi yapilanmanin tüm
sorumlulari; sûra üyeleri, kita ve ülke imamlari, bölge ve il imamlari,
medya ve egitim sorumlulari, temsilciler, emniyetçiler ve de üst düzey
bürokratlarin isimleri çarsaf listeler halinde desifre edilecektir -N.H.).
g) Bizzat kendi yandaslarinin açiklamalarina göre, hocaefendileri,
yakin zaman öncesine kadar Türk devletinin istihbarat örgütlerine ajanlik
yapmaktaydi; bir baska ifadeyle gerekli ve önemli buldugu sakincasiz
bilgileri -sirf gizli iliskilerin ve amacin örtülmesine yönelik olarak
(second cover)- Türk ilgili makamlarina iletmekteydi. CIA ile baglantinin
gelismesinden sonra bu tür enformasyon hizmeti, (double-agent) statüsü
içinde bir süre daha devam etti. CIA baglantisi, fethullahçilarin ve de
hocaefendilerinin yerinde yani kendi vatanlarinda taraf degistirmeleri
(defection in place) sonucuna yol açti; ta ki bu çarpik iliskiyi Türk
silahli Kuvvetleri ve MIT farkedinceye kadar kamuoyu onlari "barisin,
hosgörünün, uzlasmanin" simgesi olarak tanimaya devam etti...
h) Fethullahçilar, bir yandan Türk Silahli Kuvvetleri'ne sizmaya
çalisirken, diger taraftan malûm hasim ülke istihbaratçilari tarafindan
öngörülüp gelistirilen (active opposition) stratejisi çerçevesinde
alternatif aktif direnis olusumunu da hizlandirdilar. Pompali tüfek
satislarindaki patlamanin, yaz kamplarinda uzak dogu dövüs sanatlarinin
ögretilmesinin yaninda, çok daha etkili olarak Polis Kolejlerine ve Polis
Akademisine el attilar. Alternatif silahli kuvvetler, böylece 1975'lerden
itibaren giderek güç kazandi. Buralardan mezun olan fethullahçilar, tercihan
polis okullarina, egitim, istihbarat, personel, bilgi-islem birimlerine
dagilip kadrolastilar. Emniyet içindeki naksi-fethullahçi çikar kavgasina
dayali anlasmazlik sonucunda, yakin tarihte ilk ve son kez olarak
fethullahçilar aleyhine -eksik de olsa- bir rapor yayinlandi. Ancak bu
raporu yayinlayanlar, yaklasik on yildir süregelen ama hiç kimseyi rahatsiz
etmedigi anlasilan "telekulak" skandali gerekçe gösterilerek tasfiye
edildiler. Cüretlerini iyice artiran fethullahçi emniyetçiler, son kaset
olayindan sonra ABD'ne siginan hocaefendilerine resmi koruma saglama çabasi
sergilediler. Hiç süphesiz, hakkinda DGM tarafindan hazirlik sorusturmasi
yürütülen hocaefendiyi devletten maas alan emniyetçilerin tabiri
izse -kulagindan tutup- Türkiye'ye getirmeleri gerekmekteydi. Ama öyle
olmadi, devletin parasiyla -hem de tüm yasal harcamalari karsilanarak- bu
ülkeye gönderilen bir baskomiserin moral anlamda "koruma" görevini
üstlenmesi, etki ajanlarinin gücünü gösteren bir çeliskiyi de ortaya
koydu. Özellikle sözkonusu baskomiserin görevini uzatma belgesinin altinda
imzasi olan Sadettin Tantan'in hâlâ görevini sürdürüyor olmasi ve de diger
imza sahibinin (dönemin Içisleri Müstesari) simdi Ankara Valiligi
görevinde bulunmasi, sözkonusu çeliskinin boyutlarini gösteren çarpici
örnek oldu. Bilindigi kadari ile, gerek basinda yeralan emniyetçi
fethullahçilara iliskin haberlere, gerek devletin diger istihbarat
kuruluslarinin arsivinde mevcut bilgi ve belgelere ve gerekse de MGK'nin
yakin takibine ragmen, Emniyet Disiplin Yönetmeligi, bu seriatçi organize
suç örgütü üyelerine degil de, onlara karsi olan memurlara karsi
isletildi. Örnegin, geçtigimiz yilin sonunda, fethullahçi kadrolasmaya
karsi dikkat çeken Ankara Emniyet Müdürlügü'nün ünlü raporuna katkida
bulunan emniyetçilerin tamami dahil, 38 kisiye çesitli disiplin cezalari
verilirken, aralarinda hiç fethullahçinin bulunmamasi oldukça dikkat
çekiciydi. Oysa, "telekulak" olayinin gerçek faillerinin fethullahçilar
oldugunu duymayan kalmamisti. Hatta, Alaattin Çakici ile Eyüp Asik
arasindaki telefon görüsmesinin kasetlerinin, keza Korkmaz Yigit ile
ilgili kasetlerin hükûmeti sonlandiracak sonuçlar vermesi,
fethullahçilarin MIT ve Genel Kurmay Istihbarati'na muadil ve alternatif bir
sivil istihbarat örgütü kurma çabalarini hizlandirdigi kaydedilmisti. Bu
örgütün, (audio surveillance) hizmeti, cemaati gizlemeye yönelik yaniltici
bilgi (build up material) üretme hizmeti dahil, tüm teknik hizmetlerini
fethullahçi emniyetçilerin yürütecegi, siyasilere ve de hedef kisilere
yönelik tehdit-santaj amaçli özel bilgi bankasi gibi çalisilacagi
ögrenilmisti. Bu duyumlarin üzerine gidildi mi? Kim gidecekti? Basbakan mi,
yoksa yardimcilari mi, yoksa Içisleri Bakani mi? Yoksa, diyorsunuz,
"mütareke Istanbulunun isbirlikçi Osmanli devlet adamlarinin ruhlari
Ankara'da mi dolasmakta?!."
i) Fethullahçilarin ABD casusu, etki ajani, yönlendirici ajani ya da
kisaca nüfuz casusu olmadigini bugüne kadar iddia eden çikmadi. Hatta kendi
yayin organlarinda bile bu yolda bir inkâr sözkonusu olmadi. Fethullahçilar,
hocaefendileri ABD'nde (refugee) statüsünde kalici olmadigini iddia etseler
de, CIA nezdinde tüm fethullahçilar, (walk-in) tabir edilen bir kategoride
tutulmaktadirlar; yani kendi ayaklariyla ve gönüllü olarak ajanlik hizmetini
talep ederek gelmislerdir. Fethullahçilara göre, nasil Humeyni zorunlu
sürgün sonrasi bir gün Iran'a dönmüsse, hocaefendileri de öyle anli-sanli
bir biçimde dönecek ve dogrudan Çankaya'ya oturacaktir. Bu beklentinin
devaminda, ABD ise, küresellesme önünde en tehlikeli bir ulus-devleti
ortadan kaldirmanin, yerine kendi ilimli, uysal müslüman patrigini
getirmenin nimetlerini görecektir. Ancak çift tarafli bu beklentiler,
fethullahçi gerçegini ifadeye yeterli olmamaktadir. Fethullahçilar, asla ve
asla ABD'ye sigmayacak, CIA ile yetinmeyecek büyük ihtiraslara sahiptirler.
"Kâinat Imamligi"ni hiyerarside en üst makam olarak kabul eden
fethullahçilar, her konuda oldugu gibi ajanlik konusunda büyük düsünmekte ve
büyüge oynamaktadirlar. Bir yandan ABD ile iliskiyi sürdüren fethullahçilar,
diger yandan Vatikan, Fener Rum Patrikhanesi, Musevi Hahambasisi derken,
farkli ülkelerin istihbarat servisleri tarafindan yönetilen-yönlendirilen
çesitli uluslararasi kuruluslarla da paslasmaya baslamislardir. Kimi zaman
Lordlar Kamarasi'nda Ingiltere Kraliçesi adina Lord Rotherham'in elinden
"Ingiltere'ye Üstün Hizmet Ödülü" alan fethullahçilar, kimi zaman Ispanya'da
"Leaders Club", "Editorial Office" gibi kuruluslardan ya da Orta Asya'da
faaliyet gösteren "Booruker Vakfi" gibi NGO (!)'lardan ödül almaktadirlar.
Örnegin, Özbekistan'da 21 okulun, Hong Kong'da ise 1 okulun
kapatilmasindan sonra, gerek Çin Halk Cumhuriyeti'nin ve gerekse
Özbekistan'in üzerinde büyük nüfuz sahibi olan Almanya ile de temas kuran
fethullahçilar, Alman dis istihbarat servisi olan BND'nin tavassutuyla,
ilk adimda Afganistan'daki okul sayisini 6'ya yükseltmislerdir. BND
baglantisi dolayisiyla Almanya'nin iç istihbarat örgütü olan "Federal
Anayasa'yi Koruma Teskilâti"nin destegini de otomatikman alan
fethullahçilar, yaklasik 2.400.000 vatandasimizin yasadigi bu ülkede,
himmet parasi toplama ve yandas-mürit kazanma amacina yönelik olarak Köln,
Hanover, Münih, Ausburg, Stuttgart gibi Türklerin yogun olara yasadiklari
tüm sehirlerde "Y. Burg A.S." gibi sirketlerin yanisira, "Dost Yolu
Dernegi", "Türk Alman Akademisyenler Birligi", "Islâm Din Birligi" gibi
çok sayida aktif çalisan örgüte sahip olmuslardir. Anlasilacagi üzere,
fethullahçilar sadece CIA hesabina çalisan tek tarafli ajan degil,
(double-agent) olarak da piyasalarini yükseltmislerdir. Ingiltere'de de
okul açan ve Londra'da büyük bir merkez binasi satin alan fethullahçilar,
Ingiltere'nin dahilde yabancilara dönük faaliyet gösteren MI5 ve dis
istihbarat servisi MI6'nin Uzak Doguya yönelik faaliyet gösteren
departmani (CIFE) ve Orta Doguya yönelik faaliyet gösteren departmani (MEIC)
ile okullar konusunda müsterek çalisma yürütmektedirler. Daha çok yakin
zamana kadar Naksibendiler ve Ismailiye mezhebi mensuplari üzerinde
tartismasiz kontrol gücüne sahip olan Ingiltere, fethullahçilari
desteklemekle Türk müslümanlari konusunda da söz sahibi olma niyet ve
iradesini ortaya koymustur. Örnegin Lord Rotherham, Londra'daki sözkonusu
ödül töreninde, fethullahçilarin toplam okul sayisini kendi okullari gibi
kabul ile övünerek "50'den fazla ülkede 500'den fazla müessese" olarak
açiklamistir. Keza, fethullahçilarin Balkanlarda Romanya, Bulgaristan,
Arnavutluk, Moldova gibi ülkelerdeki okullarinin sayisini artirma
çabalarinin yanisira, Yunanistan'da da okul açma pazarliklari
bilinmektedir. Fethullahçilarin sirket-okul açma, örgütlenme çabasi içinde
olduklari diger ülkeler ise aynen söyledir: Fransa, Belçika, Isveç, Norveç,
Hollanda, Finlandiya, Danimarka, Ispanya, Kanada, Çin ve Japonya. Tüm bu
ülkelerdeki okullarin açilmasinda Türkiye'nin sözkonusu ülkelerle imzaladigi
ikili kültürel antlasmalar kesinlikle devredisidir. Dolayisiyla
fethullahçilarin yurtdisindaki okullarinda Milli Egitim Bakanligi'nin
herhangi bir denetimi de sözkonusu degildir. Diyelim ki olsa bile bu
denetimi yapacak birimin basinda hâlâ militan bir fethullahçinin bulunmasi,
devletin ve sistemin aczi adina oldukça manidardir. Dolayisiyla tüm bu
okullarin açilma izni ve denetimi, ilgili devletlerin istihbarat
servislerine aittir. Dolayisiyla, fethullahçilarin ikili ajan rolü
oynadiklarina inanmak da dogru olmaz, onlar multi-ajan statüsü ve islevi
dahilinde hareket etmektedirler. Fethullahçilar, Türkiye'nin hasmi olan
ülkeler için en uygun ve en zengin ajan borsasini olusturmuslardir. Iyi
derecede yabanci dil bilen, hocaefendilerine "dog" sadakati ile bagli, okul
ve sirket açma izni karsiliginda her seye, kendi devletine, ulusuna,
gerektiginde kendi söylemlerine bile ihanet edebilen -örnegin, Dogu
Türkistan Türklerini, Kosova Türklerini, Kerkük Türklerini yok sayacak kadar
sagirlasabilen- fethullahçilar, artik ulusal bir cemaat degildirler. Olsa
olsa uluslararasi bir ajan borsasi: Okul-sirket açma izni ver, istedigin
kadar ajani tepe tepe kullan!..
3. ETKI AJANLARI ILE MÜCADELEDE ALMANYA VE ABD ÖRNEKLERI
Türkiye dahilinde kontr-espiyonaj faaliyetlerini yürütmek MIT'nin asli
görevidir. Askeri alanlarda da hiç süphesiz TSK istihbarat kuruluslari
faaliyet gösterme yetkisine sahiptir? Ya etki ajanlari ya da nüfuz casuslari
için?!. Türkiye'de maalesef böyle bir misyonu olan resmi kurum yok!..
Olmadigi için de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendini savunma mekanizmasi
felç olmus durumda!.. Iste, hedef ülkelerde etki ajanlarini en yogun biçimde
kullanan ve kendi ülkesinde ise hasim ülkelerin etki ajanlarina hayat hakki
tanimayan iki örnek: Almanya ve ABD.
3.1. Almanya Örnegi: Almanya'da kontr-espiyonaj, etki ajanligi ve benzeri
faaliyetlerle mücadeleyi üstlenen Federal Anayasayi Koruma Teskilâti BfV
(Bundesamt für Verfassungsschutz)'in yanisira, ulusal polis örgütü ve de
dis istihbarat servisi BND (Bundesnachrichtendienst) arasinda
koordinasyonu saglamakla yükümlü ve de genis yetkiye sahip -Ernest
Uhrlau'nun yönetiminde- ayri bir birim daha bulunmaktadir. Almanya'daki
Türklere yönelik olarak bu istihbarat servislerinin koordineli biçimde
yürüttükleri faaliyet sonrasinda, Türkiye'deki siyasal-dinsel ve de etnik
bölünmüslügün küçük bir modeli olusturulmustur. Almanya'da faaliyet
gösteren her türlü seriatçi-mezhepçi, nizâm-i âlem ülkücüsü, ikinci
cumhuriyetçi, bölücü, marksist terör örgütleri, yine Türk kimligine, Türk
Devletine, Cumhuriyete, laik hukuk sistemine, kisaca Türkiye'ye
karsidirlar. Yalniz bir farkla, kuklalastirilmis sözkonusu örgütlerin
tamami, Alman istihbarat servislerince simsiki kontrol altinda -Türkiye'ye
karsi- sevk ve idare edilmektedirler. Alman istihbarat servislerinin
kontr-espiyonaj ve etki ajanligi faaliyetlerine karsi kendi ülkesindeki
duyarliligi, kabuledilebilir sinirlar disinda, adeta paranoya
derecesindedir. Örnegin, kendi vatandaslarinin sorunlari ile ilgilenmek
gibi asli görevlerini yerine getiren diplomatlarimizdan yedisi, bu yilin
basinda, iki grup halinde (önce üç, sonra dört) olmak üzere- casusluk
suçlamasiyla sinirdisi edilmek istenmistir. Türkiye, bu is için bizzat
Ankara'ya gelen Almanya Istihbarat Servisleri Koordinatörü Ernest
Uhrlau'nun baskilarina -kosullu da olsa- sonuçta boyun egmis;
diplomatlarimiz geri çekilmistir. Resmi gerekçe her ne kadar, sözkonusu
diplomatlarimizin, 350 Türk vatandasinin ölümünden dogrudan sorumlu olan
PKK'nin sözde komutani Cemal kod adli Murat Karayilan'i izleyerek casusluk
(!) faaliyetinde bulunmalari ise de, gerçek gerekçenin bir misillemeden
ibaret oldugu yadsinamayacak ölçüde açiktir: Önceki MIT Müstesari
döneminde, MIT'i kontrol altinda tutma ve yönlendirme çabalarindaki
basarilari bilinen BND, halihazirdaki MIT Müstesari döneminde -ki bu
dönemde Almanya'nin destegindeki PKK'nin üst düzey yöneticilerine yönelik
iki basarili sinirdisi operasyonu: "Yarasa Operasyonu" (Semdin Sakik ve
Arif Sakik), "Safari Operasyonu" (Abdullah Öcalan) gerçeklestirilmistir-
kendilerine yönelik tüm bilgi akisinin kesilmesinden dolayi paniklerken,
üstüne üstlük PKK'nin bir baska katili olan Cevat Soysal'in 21 Temmuz
1999'da Moldova'da MIT görevlilerince derdest edilerek Türkiye'ye
getirilmesi ile tüm dünya istihbarat servislerinin önünde resmen
asagilanmistir. Zira, Soysal'in yakalanmasinin açiklamasi, Almanya'nin
Disisleri Bakani Joschka Fisher'in Türkiye ziyareti sirasinda -özellikle-
yapilmistir. Ve Alman Bakana, cani Soysal'in üzerinden çikan Mönchengladbach
(Eyalet Ofisi-LfV) mahreçli 0790937 No.lu seyahat belgesi gösterilerek
açiklama istenmistir. Ve MIT Müstesari, bu gelismelere tavir olarak
Almanya'ya yapacagi planli gezisini iptal etmistir. Ilk kez Türkiye'ye
yönelik düsmanca faaliyetlerden dolayi hem de resmi bir belgenin hesabinin
sorulmasi ve de tavir konulmasi, iste sözkonusu misillemenin kaynagini
olusturmustur. Bu konularda Almanya'nin tek yanli kuraltanimazligi,
diplomatik nezaketsizligi, hatta saldirganligi yeni bir olgu degildir, tipki
son olmayacagi gibi. Hâlâ hatirlardadir, 1989'da Stuttgart
Baskonsoloslugumuzda görev yapan iki, Berlin Konsoloslugumuzda görev yapan
iki, Bonn'da, Nürnberg'de, Hamburg'da ve Köln'de görev yapan birer
diplomatimiz olmak üzere, toplan sekiz diplomatimizin "casus" suçlamasi
ile Türkiye'ye dönmeleri saglanmisti. Keza, 1994'de Bonn'daki
Büyükelçiligimizde
iki, Berlin'de ise bir diplomatimiz, yine "casusluk" suçlamasi ile geri
gönderilmisti.

Gelelim Türkiye'deki "Almanya"ya. Türkiye'nin Almanya'nin ulusal
bütünlügü aleyhine hiçbir amaci ya da girisimi yok. Almanlarin
irredandist-soven
irkçiligi ise, sadece insan haklari ve de isçilerimizin can güvenligi ile
sinirli olarak takip ediliyor, hepsi o kadar. Türkiye'nin 2.400.000
vatandasinin mevcudiyetine karsin, Almanya'da geçerli bir etki ajani
programi bile bulunmuyor. Her ne kadar tek yanli çalisan Gümrük Birligi
Anlasmasi dolayisiyla aksi mümkün olmasa da, Alman sirketlerine yönelik
ihale ya da ithal kisitlamasi sözkonusu degil. Kisaca hiçbir olumsuz
önyargimiz olmadigi gibi, olumsuz yaptirim politikamiz da yok. Türkiye'nin
Almanya'daki vatandaslarinin ulusal kimliklerinin korunmasi, huzur ve can
güvenliklerinin saglanmasi yolunda izlemede bulunmasi sadece bir hak
degil, uluslararasi mevzuata göre de kabul edilmis bir yükümlülük. Tipki,
Almanya'nin Türkiye'de yasayan 100.000 civarindaki etnik Alman vatandasini
izleme, koruma, hak ve hukukunu savunma yükümlülügü gibi. Türkiye
Almanya'nin bu yükümlülügüne saygi duyuyor. Almanya ise asla. Almanya,
Rusya Federasyonu, ABD, Çin, Iran gibi stratejik önemi olan ülkeler gibi
Türkiye'de de görev yapan tüm diplomatlarini (Büyükelçi, Müstesar,
Baskonsolos ve tüm Konsoloslar, her derecedeki Sekreterler,
Basin-Egitim-Kültür Ataseleri) BND kadrosundan atamaktadir. Askeri
ataselerinin bile ANBw (Amt für Fernmeldwesen Bundeswehr) mensubu oldugu tüm
ilgililerce bilinmektedir. Örnegin, bu ülkenin Ankara Büyükelçiligi'ne bu
yilin basinda atanan Dr. Rudolf Schmidt'in ilk isi, KDP'nin Irtibat
Bürosu'nda (sözde Kürdistan Büyükelçiligi) verilen izinsiz nevruz
resepsiyonuna katilmak olmustur. Arkasindan, Alman Disisleri Müstesarinin
"artik kürtler için federasyonun tartismaya açilmasi" talebi gelmistir.
Büyükelçi, 27.6.2000'de, Diyarbakir'da 39.5 milyon DM'a malolacak atiksu
aritma tesisinin temel atma törenine, "kürdistan" mizanseni içinde katilarak
sov yapmistir. Bir baska deyisle, bölge halkina ülkesi adina dogrudan destek
mesaji vermistir. Akabinde, Alman Kalkinma Enstitüsü Baskani Prof.Dr. Peter
Trevner baskanligindaki heyetin sözde yatirim amaçli gezisi -hem de iki ay
içinde iki kez- sözkonusu olurken, bunu diger Alman heyetleri izlemistir.
Nedense ziyaretler, Mondros Mütarekesi ile Sevr Antlasmasi'nda yeralan
"vilayat-i sitte"ye yapilmaktadir, yoksa ekonomik açidan çok daha geri olan
Kastamonu'ya, Bolu'ya, Yozgat'a degil. Türkiye'deki seriatçi yapilanmalarla
dogrudan iliski içinde bulunan BND ajanlari, bir baska koldan "misyonerlik"
kisvesi altinda da faaliyet sürdürmektedirler. Alman Sefaretinin diplomatik
dokunulmazligi ile gerçekten dokunulamayan BND misyonerleri, binlerce Türk
vatandasini Islâmiyetten koparmayi basarmislardir. Örnegin, sözde depremin
yaralarini sarma gibi son derecede insancil amaçlarla izin alarak
Adapazari'na gelip de burada psikolojik sorunlarini devam eden
depremzedelere din degistirme telkinati yapan BND baglantili üç örgüt:
"Alman Protestan Kilisesi", "Federal Alman Kilisesi" ve "Türkiye-Alman
Kiliseleri Birligi", yikici faaliyetlerini el'an sürdürmektedirler. Türkiye,
bugüne kadar hiçbir Alman diplomatini ve de görevlisini sinirdisi etme irade
ve kararliligini gösterememistir. Bu, nasil bir sorumsuzluk ve
onursuzluktur?
Kaydedilen o ki, BND'nin kontrolünde Türkiye'de etki ajani
bulan-yetistiren, sevk ve idare eden "Humboldt Vakfi", "Konrad Adenauer
Vakfi", "Heinrich Böll Vakfi" gibi vakiflarin yanisira, gazeteci,
arastirmaci, arkeolog, sosyolog, isadami, çevreci vb. kimliginde -yüzlerce
degil- binlerce BND ajani Türkiye'de, Türkiye aleyhine faaliyet
yürütmektedir. Ama Türkiye, misilleme politikasi uygulamamaktadir; daha
dogru deyisle, -karar mekanizmalarina yuvalanan Alman etki ajanlarinin
engellemesiyle- uygulayamamaktadir. Hatta o kadar ki, Içisleri
Bakanligi'nin 24.3.2000 tarihinde yürürlüge koydugu, Türkiye'ye girilmesine
izin verilmeyecek 56 kisilik sakincalilar listesinde, Yeni Zellanda'dan
Romanya'ya kadar pekçok ülkeden isim bulunurken bir tek Alman'in ismine
rastlanilmamaktadir (5). Bunun adi, vatanseverlik ya da devlet adamliligi
degildir. Bagimsizligin, bagimsiz dispolitikanin olmazsa olmaz türünden en
önemli ilkesinin biri ulusal güç kaynaklarini harekete geçirmekse, en az
onun kadar önemli olan bir digeri misilleme yapmaktir. Hem ulusal güç
kaynaklarini harekete geçiremeyeceksiniz ve hem de misilleme politikalarini
üretip yürürlüge koyamayacaksiniz. Bunun adi, olsa olsa manda zihniyetli
masaliktir, etki ajanligidir ya da gafil olmaktir.

3.2. ABD Örnegi: Dünya ülkelerinin tümünde, en çok etki ajanina sahip
olan ülke ABD'dir. Bu ülke, dünyada en çok devletlerarasi hukuk ihlâli
yapan; hedef ülkelerin egemenlik haklarini hiçe sayan; insan haklari
konusundaki olumsuz siciline karsin diger ülkeleri bu konuda elestirmeyi
dünya jandarmaliginin geregi kabul eden; dünyayi sömürmeyi Tanri'nin
kendilerine verdigi bir hak olarak gören, politik ve ekonomik megolomaniye
sahip bir ülkedir. Örnegin, ABD'deki klu-klux-klan örgütü gibi irkçi
örgütlerin kanli eylemleri; zencilere ve kizilderililere ve de hispanik
kökenlilere uygulanan ayrimci muameleler; Vietnamda 5000 masum köylüyü
katleden cani tegmene (My Lai Katliami) verilmeyen idam cezasinin,
özellikle hispaniklere ve zencilere -son örnek Mumia Abu Jamal- verilmesi;
kizilderililere yapilan insanlik suçunun -tarih boyunca soykirima maruz
birakilan bu halkin bugün tamami tecrit kamplarinda (rezervation camp)
tutulmakta olup, nüfusunun % 56'si issiz, % 44'ü ise alkoliktir. Ortalama
yasam, kamplarin olumsuz kosullari nedeniyle, beyazlarin yasam süresinden
20 yil daha kisadir- hala devam ettirilmekte olmasi; derin devlet
olgusundan kaynaklanan siyasal suikastlar ve yasadisi operasyonlar;
kadinlara uygulanan ayrimci ücret-terfi politikalari ve daha nice
örnekler... ABD'nin etki ajanlarinin çabalari sayesinde, bu eksiklikler,
ihlâller -bir iki istisna disinda- tüm dünyada tartisilmaz, irdelenmez,
hatta gündeme bile getirilmez.
Tüm dünyada profesyonel iliskinin sürdürüldügü yüzbini askin ABD etki
ajanindan sözedilmektedir. Sadece Kuzey Irak'da, güvenlik gerekçesiyle
Türkiye üzerinden götürülen ajan sayisinin 5.000'in üzerinde oldugu dikkate
alinacak olursa, tüm ülkelere ait bu tahmini rakamin abartili olmadigi
anlasilacaktir. Ayni ABD, kendi ülkesinde yabancilara çalistigi kuskusu
hissedilen etki ajanlarina ise kesinlikle hayat hakki tanimamaktadir. Bu tür
süphelilerle mücadele görevi, FBI (Federal Bureau of Investigation),
DIA (Defense Intelligence Agency), NSA (National Security Agency)'dir.
Ayrica
ABD vatandasi olmayan süpheliler için SDDS (State Departmen Diplomatic
Security) de devreye girmektedir. Birakiniz ABD'nde yabanci bir devletin
etki ajani olmayi, en belgesel bir elestiri getirmeniz halinde bile size
yönelik derin devlet yaptirimlarinin arkasi gelmeyecektir. Örnegin, bir ABD
vatandasi olan Dr. Michael Parenti, ABD sistemini yargiladigi "Kirli
Gerçekler" gibi kitaplari nedeniyle takibata maruz kalmis; özel ya da devlet
üniversitelerinde ders vermesi yasaklanmistir. Bu ülkede, ancak CIA ile
baglantili olmak kosuluyla Dr. Chomsky gibi seçilmis sözde muhaliflere
rejimi muvazaali biçimde elestirme (!) hakki taninmaktadir. Son olarak,
Arlington'da faaliyet gösteren "Turkish Cultural and Political Center"in
yayin organi olan elektronik dergide, bu merkezin yöneticisi Sayin Atilla
Ongun tarafindan yazilan küçük ama çok önemli bir haber-yorum yazisi
dolayisiyla, hakkinda DIA tarafindan sorusturma açildigi duyumu gelmistir.
Asil aci olani, ihbarin üç Türk vatandasi tarafindan aidiyet duyduklari
ABD'nin çikarlarina duyarlilik gösterilerek ve yazili olarak yapilmis
olmasidir. Hiç süphesiz, bu üç Türk vatandasinin, gerçekte ABD etki ajani
olduklari muhakkaktir. Sayin Ongun, Türkiye'nin çikarlarina sahip çikip
hakli uyari yaparken, yasamini sürdürdügü ABD'ne de herhangi bir
saygisizlikta bulunmamistir (6). Isimleri ancak ilgili makamlara verilecek
olan bu üç isbirlikçi etki ajaninin biri, son derece ünlü bir gazetecidir.
Önce rusçu, sonra FKÖ militani, sonra maocu, sonra humeynici, sonra koyu
özalci ve simdi de ikinci cumhuriyetçi-amerikanci olarak taninan ve büyük
bir gazetemizde köse yazarligi da yapan bu gazetecimizin yanisira, bir diger
muhbir, büyük bir isadamlari derneginin Washington Temsilcisi, sonuncusu ise
Washington Büyükelçiligimizde sözlesmeli olarak disaridan görev yapan bir
kadin personeldir.
Kurulusu olan 1947'den itibaren Türkiye'deki casus ve etki ajanlarini
sevk ve idare eden CIA (Central Intelligence Agency)'in Ankara'daki istasyon
sefligi, günümüze kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karsi en büyük
suçlari islerken, bugüne kadar hiç mi hiç takibata ugramamistir. Hatta o
kadar ki, CIA hesabina casusluk yaparken suçüstü yakalanan MIT üst düzey
sorumlularindan Muzaffer Savasman yargilanip mahkûm edilirken, onu
çalistiran, yönlendiren Amerikali diplomat casus, görevini hiçbir sey
olmamis gibi sürdürmeye devam etmistir. Bir baska ifadeyle, sinirdisi edilen
ya da ülkesine geri çagrilma talebinde bulunulan bir CIA görevlisi Türkiye
tarihinde henüz sözkonusu olmamistir. Diger taraftan, Türkiye'deki etki
ajanlarinin özellikle radikal kürtçü kesimi, en itibarli, rahat ve
kazançli-verimli dönem olarak saniriz son bir yillik James Jeffrey
dönemini hatirlayacaklardir. Resmiyette Büyükelçilik Siyasi Müstesari
olarak görev yapan CIA Istasyon Sefi Jeffry, özellikle HADEP ve Refah
benzeri seriatçi yapilanmalarla, kendisinden önce bu görevde bulunan
Francis Ricciardone'den daha pervasiz iliskilere girmistir. Kendisi gibi
diplomatik teammüllere saygi göstermeyen, Türkiye'nin etnik ve dinsel
açiklarini alenen istismar eden Büyükelçi Mark Parris ile uyum (!) içinde
çalisan James Jeffry, nihayet ülkemizden ayrilmaktadir. Yeni Büyükelçi
Robert Pearson'in en önemli yardimcisi hiç süphe yok ki yeni Istasyon Sefi
Stuart E. Jones olacaktir. Kaldi ki, Jones'un sadece bu görevi yenidir.
Kendisi, uzunca bir süredir Adana Konsolosu olarak görev yapmaktadir,
dolayisiyla Güneydogu ve Kuzey Irak konusunda hayli deneyimli bir
istihbaratçidir, pardon diplomattir.
Türk Devleti ve halki, bugün içindeki ABD güdümlü etki ajanlarini
rahatlikla taniyacak-ayirdedecek bilgiye deneyime ve bellege sahiptir.
Siyasileri, gazetecileri, akademisyenleri, diplomatlari, bürokratlari,
isadamlari, kimi meslek kuruluslarinin yöneticileri ile aramizdaki ABD etki
ajanlarini az buçuk taniyoruz. Onlari, ABD Büyükelçiligindeki
resepsiyonlarda, konferanslarda, özel davetlerde; ABD ile Türk adinin
birlikte anildigi dernek ve konseylerde; ABD tezinin desteklendigi tüm
platformlarda, kürtçüler, seriatçilar, ikinci cumhuriyetçiler arasinda
görebilirsiniz. Ayni kistaslar, Ingiltere, Iran, Suudi Arabistan, Fransa,
Çin gibi ülkelerin istihbarat servislerince sevk ve idare edilen içimizdeki
diger etki ajanlari için de geçerlidir.
4. ETKI AJANLARI SORUNUNA ÇÖZÜM ÖNERILERI
Sorun, Türkiye'nin bagimsizligi ve gelecegi ile dogrudan ilgilidir.
Önce, devletin yapisal degisikliklere gereksinimi bulunmaktadir. Devlet,
ülkesi ve milletiyle bölünmezligini korumak için önce savunma
mekanizmasindaki gedikleri kapatmasi gerekmektedir. Etki ajanlarinin, klasik
casuslarda oldugu gibi polisiye önlemlerle bertaraf edilmeleri günümüzde
kesinlikle sözkonusu degildir. Isbirlikçilere TCK'da karsiligi olmayan bir
suçtan dolayi nasil takibat açilamazsa, sirf ABD ya da Almanya ya da
herhangi bir ülkenin çikarlarini savundugu, söylemlerini dile getirdigi,
politikasini destekledigi, kisaca maksatli da olsa salt görüs bildirdigi
için gözaltina bile almak mümkün degildir. Demokrasi ve insan haklarinda
giderek yükselen uluslararasi normlar dikkate alindiginda, etki ajanlarina
karsi alinacak önlemler, uluslararasi düzeyde tepkiyi de beraberinde
getirecektir. Önemli olan bu tür tepkileri karsilayacak saglam bilgi-belge
ve gerekçelere sahip olmaktir. Bir de, olasi tepkilere karsi misilleme
politikalari üretmek ve en uygun zamanlama ile bunlari uygulamak önemlidir.
Etki ajanlarinin temizlenmesi demek, Türkiye'nin gerçek Cumhuriyet aydinlari
tarafindan yeniden yönetilmeye baslamasi demektir. Iste sorunun çözümüne
yani etki ajanlarinin radikal biçimde etkisizlestirilmesine somut katki
saglayacak önerilerden birkaçi:  Türkiye, güçlü ve köklü bir
demokrasiye sahip olmak istiyorsa, önce ve öncelikle, en az ABD'nde,
Ingiltere'de, Almanya'da oldugu kadar güçlü bir hukuksal yapiya sahip
olmalidir. Bunun için, etki ajanlarinin her firsatta örnek gösterdikleri
bu hedef ülkelerin, özellikle kamu düzeninin korunmasina iliskin
mevzuatlarinin Cumhuriyetin ilk yillarinda oldugu gibi süratle
çevrilmesi, Türkiye'ye adaptasyonu saglandiktan sonra da süratle
TBMM'den geçirilmesi gerekmektedir. Öylesine gerekmektedir ki, TCK 312.
Madde dahil olmak üzere Türk yasalarini antidemokratik bulan hasim ülkeler,
çok daha sert olan kendi mevzuatlarinin yürürlüge girmesi durumunda olaylari
istismar edemesinler. Örnegin, Almanya'nin siyasal partilere ve illegal
örgütlere yönelik mevzuati, Ingiltere'nin terör ve basin özgürlügü ile
ilgili mevzuati, Fransa'nin azinliklara yönelik mevzuatlari gibi. 
Türkiye, güçlü ve köklü bir demokrasiye sahip olmak istiyorsa, önce ve
öncelikle, en az ABD, Ingiltere ve Almanya'daki kadar güçlü bir devlet
yapilanmasina sahip olmalidir. Türkiye'nin güvenlik ve devlet
politikasinin sürekliligi açisindan en büyük eksikligi, Emniyet Genel
Müdürlügü ile MIT arasinda, Anayasal düzeni, kamu güvenligini iç ve dis
tehdit odaklarina karsi hukuk devleti sinirlari içinde koruyup kollayacak
bir devlet kurulusunun bulunmayisidir. ABD'nde FBI, Ingiltere'de MI5 (CIS,
CID dahil), Almanya'da ise Federal Anayasa'yi Koruma Teskilâti BfV, güçlü
devlet olgusunun temel dinamigini olustururken, Türkiye'de bu konuda
yasanmakta olan zaaf ortadadir. Türk Devletindeki bu zaafi giderecek bir
Türk Anayasayi Koruma Kurumu gibi isim alabilecek bir yapilanmaya siddetle
gereksinim duyulmaktadir. Seriatçi, bölücü örgütler basta olmak üzere,
organize suç örgütleri, kamu düzenini etkileyecek düzeydeki toplu kaçakçilik
(vergi, narkotik, silâh, kara para aklama, siyasal rüsvet, büyük ihalelere
fesat karistirilmasi, haksiz tesvik vb.) ile etkin mücadele; etki
ajanlarinin etkisizlestirilmesi (desifre ile teshir); dis ülke istihbarat
servislerinin Türk vatandaslarini kullanarak yürüttükleri
sosyal-ekonomik-toplumsal ve de dinsel istihbarat faaliyetlerin izlenmesi
ve önlenmesi; Türkiye'de ve hedef ülkelerdeki insan haklari ihlâllerinin
takibi ve degerlendirilmesi; ulusal "think-thank" islevi nedeniyle
Türkiye'nin içte ve dista izleyecegi ulusal politikalari ve misilleme
stratejilerini belirleme; MGK'nin tüm kararlarini izleme ile
sonuçlandirma; devletin stratejik önem tasiyan kurum ve
kuruluslarinin -Sayistay disindaki- tüm denetleme ve dogal afetlerde kriz
koordinasyon islevini üstlenme; TRT dahil medyaya dogru bilgi akisi
saglama ve "chicken feed" türü yanlis yönlendirme amaçli haber
malzemelerinin ayiklanmasina yardimci olma; yargiya bilgi ve belge hizmeti
sunma; stratejik öneme haiz görevlere atanacaklari belirleme ve izleme
gibi görevleri üstlenecek böylesine bir kurumun örgüt semasinin, AB
standartlarina uygun olarak Almanya'nin Federal Anayasayi Koruma
Teskilâti'ndan aynen kopya edilmesinde hiçbir sakinca bulunmamaktadir.
Böyle bir kurumun mutlaka Cumhurbaskanligi kampüsü içinde yer almasi;
yöneticilik ve danismanlik görevlerine ise devlete ve laik hukuk devletine
bagliligi kamuoyunca da bilinen, bir baska ifadeyle bugüne kadar etki
ajanlarinin hedef gösterip saldirdiklari isimlerden, örnegin Vural Savas,
Kemal Yavuz, Yekta Güngör Özden, Coskun Kirca, Osman Olcay, Mümtaz Soysal,
Fatih Altayli, Emin Çölasan, Ismet Solak gibi ödünsüz cumhuriyet
aydinlarinin getirilmesi; personel atamalarinin özel bir
sayla -politikacilarin etki alani disinda- gerçeklestirilmesi
gerekmektedir. Böylece, parlamento ya da cumhurbaskanligi seçimlerinin
sonuçlari ne olursa olsun, hatta hizbullah sempatizanlari bile iktidara
gelse, devletin temel iç ve dis politikalarinda en ufak bir sapma meydana
gelmeyecektir. Böylece, demokrasimiz sarsinti geçirmeksizin ya da askiya
alinmaksizin, mevcut etki ajanlari, kamuoyunu yönlendirmeye, politikalari
sekillendirmeye iliskin tüm güç ve avantajlarini kaybedeceklerdir.
 Türk Devleti, etki ajanlarina inanilmaz güç saglayan medya
patronlarini disipline etmek zorundadir. Medya patronlari, çikarlari geregi
etki ajanlarini nasil kullaniyorlarsa, yine vergi, tesvik, kredi vesair
yasal kozlar kullanilmak suretiyle istihdam ettikleri özellikle de ikinci
cumhuriyetçi olarak taninan bu kisilerin islerine son vermek durumunda
birakilmalidir. Türk Devleti sadece bu sonucu alsa bile, etki ajanlarinin
tasallutundan ve kamuoyunu yanlis yönlendirme girisimlerinden büyük ölçüde
kurtulmus olacaktir.  Türkiye'deki Cumhuriyet yanlisi tüm sivil
toplum örgütleri, rejime ve ülkeye sahip çikma dogrultusunda Milli
Güvenlik Kurulu kararlarina -her türlü demogojiden uzak- destek
vermelidirler. Kendi ülkesinde yetkileri kiyaslanamayacak kadar daha genis
olan Ulusal Güvenlik Konseyi'ne (NSC) sahip ABD'nin yanisira AB ülkeleri
de, demokratiklesmenin önünde en büyük engel olarak MGK'nu görmekte,
siddetle elestirmektedirler. Bu düsmanligin göstergeleri bile, MGK'nin
bagimsiz Türkiye için ne denli önemli oldugunu ortaya koymaya yeterlidir.
Etki ajanlarinin henüz giremedikleri ya da çok az nüfuz edebildikleri Türk
Silahli Kuvvetleri, Atatürk ilke ve devrimlerinin bekçisi olan tek ulusal
kurumumuzdur. Ancak, bugüne kadar Yüksek Askeri Sûra kararlariyla bu
kuruma sizmis olan seriatçilarin tasfiyesi peyderpey mümkün olurken, hâlâ
varligini korumayi basaranlara karsi MGK'nin daha duyarli olmasi -bir
baska ifadeyle önce kendine çeki düzen vermesi- gerekmektedir. Örnegin,
MGK'da (TIB) ve Milli Güvenlik Akademisi'nde görev yapan, ders veren ya da
mezun olanlar arasinda çok sayida fethullahçi danismanin bulundugu
duyumlarinin üstüne gidilmeli; sivillere örnek olmak için geregi öncelikle
yerine getirilmelidir.  Türk Devleti, etki ajani yetistiren ya da
yönlendiren ABD ve AB -özellikle Almanya- vakiflarinin Türkiye'deki tüm
faaliyetlerini süresiz durdurmalidir. Yasak kapsamina, Güney Kore,
Ingiltere, ABD ve özellikle de Almanya misyonerlik kuruluslari dahil
edilmelidir. ABD'nde yarim milyon, AB ülkelerinde ise dört milyona yakin
vatandasimizin yasadigi dikkate alindiginda, MEB'na okul açma izni
vermeyen tüm ilgili devletlerin Türkiye'deki okullarinin da kapatilmalari
gündemde tutulmalidir. Karsiliklilik (muadiliyet) ilkesi çerçevesinde,
Türkiye'deki okullarini muhafaza etmek isteyen ya da sayisini artirmak
isteyen ülkeler, ayni miktardaki Türk okuluna kendi topraklarinda açma
izni vereceklerinin bilincinde olmalidirlar. Almanya'nin egitim alaninda
daha etkin olmak için yaptigi son girisimi, bir Alman Üniversitesi'nin
kurulmasi yolundadir. Hiç süphesiz, karsiligini almadan vermek, yalnizca
Tanri'ya -bir de maalesef Türkiye'ye- mahsustur. Uluslararasi iliskilerde
geçerli en önemli ilkelerden biri çikarlarin karsilikli gözetilmesi
ilkesidir. Türk Dispolitikasinda bu ilkeye, Atatürk'ten bu yana gereken
özen gösterilmemektedir.  Etki ajanlarinin sayisal açidan
artirilmasinda, belirlenmesinde ve yurtdisi egitiminde hedef ülkelere en
büyük destegi maalesef YÖK yapmistir. Yurtdisina master ve doktora yapmak
üzere gönderilen Türk ögrencileri, -ki MEB bursu ile gidenlerle birlikte
sayi binlerle ifade edilmektedir- ilgili istihbarat servislerinin ve de
bölücü-seriatçi yapilanmalarin paylasimi olgusu ile karsi karsiya kalmis;
acidir ki önemli bir bölümü, tüm masraflarini üstlenen kendi devletine
yabancilastirilmis, hatta düsmanlastirilmistir. Halihazirda YÖK Baskani
Prof.Dr. Kemal Gürüz'ün müdahalesi ise geç kalinmis bir müdahale olmustur.
YÖK'nun bu ihmaldeki sorumlulugu büyüktür. 12 Eylülden sonra
üniversitelerdeki yaklasik 1700 Cumhuriyet aydini ögretim elemaninin
tasfiyesi ile baslayan antidemokratik uygulamalar, özellikle Anadolu'daki
üniversitelerin seriatçi kadrolarin eline geçmesiyle sonuçlanmistir.
Benzer kadrolasma çabalari köklü üniversitelerimizde de sözkonusudur.
Cumhuriyet düsmani seriatçi kadrolarin tasfiyesi, yine onlari bu konuma
getiren 2547 sayili yasanin aynen korunarak ama mevcut sürecin tersine
isletilmesi ile mümkün olacaktir. Türban konusunda seriatçilarin
elestirilerini alan YÖK, son rektör seçimlerinde Dokuz Eylül
Üniversitesi'ne özel "ilgi" gösterirken, örnegin Ondokuz Mayis
Üniversitesi ile Gazi Üniversitesi'nde eksik-duyarsiz inceleme yapildigi
kanisini uyandirmistir. Bu zaafiyeti gözönüne alarak, üniversiteleri
bilimsel öncü kurumlar haline getirmenin en önemli kosulunun, ancak
yöneticilerinin ödünsüz Cumhuriyet aydini olmalari halinde yerine gelecegine
inanmak gerekir. YÖK için düsünülebilecek Prof.Dr. Kemal Alemdaroglu,
Prof.Dr. Türkan Saylan, Prof.Dr. Nur Serter gibi laik hukuk devletine
bagliligi kanitlanmis, korkutulmasi-satinalinmasi olanaksiz
akademisyenlerin mevcudiyeti, devlet açisindan önemli bir sanstir.
Türkiye'nin kit kaynaklarinin yurtdisi egitimleri için sorumsuzca ve
hesapsizca heba edilmesinin önüne geçilmesi ve de yurtdisindaki ögrencilerin
sözkonusu tehlikeye maruz birakilmamalari için, alternatif uygulamalar
yapilabilir. Örnegin, ODTÜ, Bogaziçi, ITÜ gibi köklü üniversiteler bu egitim
islevini üstlenebilir. Maliyetin küçük bir bölümünün sarfiyla en ünlü
yabanci ögretim üyelerinin bu üniversitelerde istihdami olanakli olabilir.
Hem de kaynak aktarimi ile güçlenecek bu üniversiteler, dünyanin sayili
üniversiteleriyle boy ölçüsebilecek; yabanci ögrenci çekecek düzeye
ulasabilir. Ayrica, YÖK, tüm üniversiteleri denetleyerek, ABD ve Alman
üniversite ve vakiflarinin, Türk akademisyenlerle yürüttükleri projeleri
kontrol etmeli; sosyal bilimler dalinda Türkiye'yi kritik açidan
ilgilendiren konulardaki projelere kesinlikle izin vermemelidir. 
Basin-Yayin ve Enformasyon Genel Müdürlügü, yukaridaki kurum ile hükûmet
arasindaki koordinasyonu saglayacak, halkin dogru bilgilendirilmesini ve
bu dogrultuda kamuoyunu olusturulmasini olanakli kilacak bagimsiz bir
Bakanlik haline dönüstürülmelidir. BBC'ye taninan tüm özerklik, bu
bakanliga baglanacak TRT'ye de taninmali; özellikle basta teröre iliskin
haberler olmak üzere, kamun çikarlari dogrultusunda Batinin kabul ettigi
yayin sinirlamalari aynen uygulanmalidir. TRT'nin bir devlet kurumu
olarak basina, özel kanallarla rekabet edebilecek deneyime, cumhurbaskani
eskilerinden azar yemeyecek gurur ve onura sahip bir Cumhuriyet aydininin
getirilmesi saglanmalidir. Keza, etki ajanlarinin tezleri ile ilgili hazir
toplanmis ve degerlendirilmis bilgi ve belgelerin kamuoyuna maledilmesi,
bu Bakanligin görevi olmalidir. Örnegin, çagcil kapitilasyon örneklerinden
uluslararasi tahkimi savunan etki ajani politikaci, gazeteci vesairenin
taahhütleri neydi? Türkiye'ye hemen girmesi gereken yüz milyar dolarlik
yabanci sermaye taahhüdünün kaç milyar dolari girdi ya da girmedi?
Kamuoyunu yalan haberle korkutarak ya da özendirerek igfal edenlere nasil
bir hukuksal yaptirim uygulanacak? Gümrük Birligi ekonomik olarak
Türkiye'ye ne kazandirdi, ne kaybettirdi; kaç isyeri kapandi, kaç issiz
sokaga çikti? IMF, DTÖ, AB ya da Dünya Bankasi'nin dayatmalarina teslim
edilen Türk tariminin gelecegi ne olacak? Köylerden kaçinilmaz biçimde
kentlere akacak isgücü potansiyeli nasil degerlendirilecek ya da konut
açiklari nasil kapatilacak? Kitlesel açligin tahmini süresi ne olacak ya
da genleriyle oynanmis tarim ürünlerinin halk sagligina iliskin etkileri
nasil giderilecek? Gelir dengesizligin yarattigi sosyal patlamalarin
önüne nasil geçilecek? Ülkenin enerji yatirimlarini ihmal ederek yabanci
enerji lobilerine teslim etmeye, bu baglamda ekonomik ve çevresel maliyeti
diger enerji türlerine karsi kiyaslanmayacak ölçüde yüksek olan nükleer
enerjiyi getirmeye çalisanlar; alternatif siyasal ve ekonomik
alternatiflerine karsin Türkiye'yi daha pahali olan ve Rusya
Federasyonu'na bagimli kilacak mavi enerji hattini yasama geçirenler,
kimlerden olusmaktadir; çikar iliskileri, kisisel servet beyanlarindaki
degisiklikler sözkonusu mudur? Fransa'da tarikatlar yasaklanirken, ABD'nde
Davidian tarikatinin seyh ve müritlerinden -bir kismi bebek ve kadin- 80
kisi FBI elemanlarinca yakilarak öldürülürken ve de bu olayi ortaya çikaran
hukukçu faili meçhule kurban giderken, Japonya'da ve Güney Kore'de
tarikatlara ciddi kisitlamalar getirilirken, neden Türkiye'de seriati açikça
istemek, seriat için teröre basvurmak "demokratiklik" kavrami içinde mütalaa
edilmekte ve dokunulmazlik önerilmektedir? ABD ve AB ülkelerindeki insan
haklari ihlâlleri; Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'nde bu ülkeler aleyhine
alinan kararlarin, yine bu ülkelerdeki hapisanelerin durumlari, Türk
vatandaslarina ya da Türk kökenlilere yönelik ayrimci uygulamalarin çarpici
örnekleri ne, ne kadari kamuoyuna yansitiliyor? Kaç Türk parlamenteri ya
da gazetecisi ya da insan haklari uzmani, ABD ya da AB ülkelerindeki
hapisanelerde teftis etti? Kaç tanesi IRA, ETA gibi ayrilikçi örgütlerin
militanlari ile görüsüp hakli istemlerini ve maruz kaldiklari derin devlet
baskilarini dünya kamuoyuna duyurmaya aracilik etti? Kendi ülkesinde idami
kaldirmayan, siyasal nitelikli faili meçhulleri aydinlatamayan ABD, tipki
diger AB ülkeleri gibi, 37 Cumhuriyet aydinini Sivas'ta yakan seriatçi
caniler ya da hizbullahçi caniler için degil de, neden ille de Abdullah
Öcalan için idamin kaldirilmasi talebinde bulunmaktadirlar? Fanatik Türk
düsmani Ermeni Tarihçi Hovenisyan'i Bogaziçi Üniversitesinde tek tarafli
soykirimi (!) anlattiran ya da gözyumanlarin yanisira, tirmanan Türk
aleyhtari Ermeni kampanyalarina hâlâ bir önlem alamayan; Türk düsmanligi ve
Ermeni, Rum ve Kürt lobilerine yakinligi bilinen CIA elemani Henri Barkey'e
Washington'da Türk Büyükelçiligi'nde resepsiyon düzenleyerek onu
onurlandiran (!) sorumlular kimlerdir? Türkiye'deki bölücü ve seriatçi
terörü destekleyerek insanlik suçu, çifte standart uygulayarak hukuksal
cinayet isleyen ülkelerin terör örgütleri iliskilerinin ayrintili
boyutlari nelerdir? Bu sorulari ve daha onbinlercesini yanitlariyla birlikte
kamuoyunun bilgisine sunmak, Türkiye'deki etki ajanlarinin söylemlerinin
içinin bosalmasina, dolayisiyla etki yitirmelerine yeterli olacaktir.
 Türk Milli Egitiminde, egitim ve ögretim birligi esas alinmalidir.
Dinsel egitime mutlaka son verilirken, bilimsel ölçütlerde din görevlisi
yetistirecek ögretim kurumlarindaki tüm ögretmen ya da ögretim elemanlarinin
laik hukuk sistemine bagli, seriatçi yapilanmalarla iliskisi olmayan
Cumhuriyet aydinlari arasindan seçilmeleri saglanmalidir. Cumhuriyet,
kendini savunacak din adamlari kadrosunu mutlaka olusturmak zorundadir.
Dinsel kökenli etki ajanlarinin söylemlerinin çürütülmesi için gerçek
anlamda Islâmiyeti çok iyi bilen; mezhep ya da tarikat sapkinliklarini
reddeden; öteden beri Türkiye düsmani olan Iran, Suudi Arabistan gibi
ülkelerin ihanetlerini tarihsel boyutta çok iyi bilen Cumhuriyetçi din
görevlilerinin yetistirilmesi -dinsel sömürünün önüne geçmek için- bugünkü
kosullarda sart olmustur. Türkiye bir din, dolayisiyla bir mezhep devleti
degildir. Dis istismarin önünü kesmek için, seriatçi yapilanmalarla
mücadelede zayif kaldigi için Diyanet Isleri Baskanligi yeniden
yapilandirilmalidir. Diyanet Vakfi ise Türk kadinlarina ve de laik hukuk
sistemine saygi için lâgvedilmeli; sahip oldugu yaklasik 200 trilyon lira
tutarindaki tüm malvarliklari devlete devredilmelidir.  Etki
ajanlari tarafindan yönetilen malûm bölücü ve seriatçi çizgideki insan
haklarina iliskin dernek ve vakiflar, yasadisi eylem ve iliskileri ile
kapatilmayi binlerce kez hak etmislerdir. Yerlerine insan haklarinin
savunmanin devlet ve rejim düsmanligi ile yabanci ülkeler lehine besinci
kol faaliyeti yapmak demek olmadigina inanan kadrolarin kuracagi dernek ve
vakiflar ikâme ettirilmelidir; hatta Devlet Bakanligi'na bagli Insan
Haklari Üst Kurulu ile TBMM Insan Haklari Komisyonu üyeleri yeniden hassas
bir degerlendirmeden geçirilmelidirler. Okullarda insan haklarina iliskin
temel egitime özel önem verilmeli; bu kavrami istismar eden etki
ajanlarinin söylem ve eylemleri de anlatilarak, ögrencilerin ulusal güvenlik
konularindaki duyarliliklari artirilmalidir. Insan haklari konusunda ayrica
pilot seçilmis bir ya da birkaç üniversitede (A.Ü. S.B.F.'nde mevcut),
enstitü ya da anabilimdali kurulmali; tüm dünyadaki insan haklari
gelismeleri ve ihlâllerine iliskin bilgi ve dokümantasyon merkezi
olusturulmalidir. Ingiltere'den bir heyetin diyelim, Ilisu Barajinin insan
haklari boyutu ile ilgili bir ziyareti sözkonusu oldugunda, mevcut diger
devlet ihalelerinde Ingiliz firmalari devredisi birakilmali; bu da yeterli
degil, Kuzey Irlanda'daki insan haklari ihlâli kamuoyunun gündemine
getirilmeli; hemen arkasindan faraza mütareke döneminde Istanbul'un resmen
isgali sirasinda Ingiliz askerlerince Sehzadebasi Karakolu'nda uyurken
yataklarinda kursunlanan sehitlerimizi yadeden etkinlikler
düzenlenmelidir. Fransa için Cezayir'de, Uzak Dogu'da ve de mütarekede
Çukurova bölgesinde gerçeklestirdikleri soykirim (jenosit) anma
etkinlikleri ve de anitlari; Almanya için Yahudi soykirimi; ABD için
Vietnam dahil tüm dünyadaki hukukdisi saldirilarda (My Lai, Hirosima,
Nagazaki vd.) ölen sivil kurbanlarin yanisira, tipik bir örnek olmak
üzere, 1-7 Kasim tarihleri arasinda Kizilderili Haftasi gündemi isgal
edebilir. Hatta, ABD'deki kizilderililere -özgürlük degil- sadece insanca
yasama hakki istedigi için
1977'de tutuklanan ve hâlâ hapiste tutulan Kizilderili Lider Leonard Peltier
için af kampanyalari açilabilir. Ya da faili meçhule kurban giden
Kizilderili liderlerin katillerinin bulunmasi talep edilebilir. Eger insan
haklarindan murat, tüm insanlarin temel hak ve özgürlüklerini saglamak ve
buna iliskin hukuksal normlari yüksek tutmaksa, hiç sorun yok. Ancak, insan
haklari sicili son derece bozuk olan ABD ve AB ülkelerinin bu konusu
istismar ile Türkiye'ye yönelik bir baski ve müdahale araci olarak
kullanmalarina geldiginde, misilleme yapmak da bagimsiz devlet olmanin bir
geregi.  Türkiye'deki etki ajanlarindan tabani olan tek kesim
fethullahçilar olduguna göre, öncelikle bu dis odakli ajan yapilanmasinin
dagitilmasi sart olmustur. Cumhurbaskani tarafindan hükûmete iade edilen
memurlarin görevden alinmalarin kolaylastiran Kanun Hükmündeki Kararname,
bir an önce yasalasarak Meclisten geçirilmelidir. Fethullahçilar, bu
kararname ile basta Emniyet olmak üzere stratejik kurum ve kuruluslardaki
yandaslarinin memuriyetten uzaklastirilacagini "içeriden" istihbar etmis
olacaklar ki, Ittihat ve Terakki Partisi döneminde çikarilmis, aradan geçen
zaman nedeniyle islevini yitirmis Memurin Muhakemati Usulü Kanununa sahip
çikmaktadirlar. Yasa çikincaya kadar, devletin ilgili kuruluslarinin
yanisira, sahsim gibi tüm Cumhuriyet aydinlari da -tek tek- ya da sivil
toplum örgütleri araciligiyla devlet kurum ve kuruluslarinda saptadiklari
fethullahçilarin listelerini olusturmalari ve kesin listenin ancak bu
toplanan listelerin resmi makamlarca radikal ve titiz bir degerlendirmeden
sonra netlestirilmesi gerekmektedir. Fethullahçilarin devletten tasfiyesi
ile esgüdümlü olarak bir pismanlik yasasinin çikartilmasi, bu seriatçi
yapilanmanin dagilma sürecine katkida bulunacaktir. Tüm bu operasyonlarin
takipçisi ve güvencesi, 28 Subat Kararlarinin uygulayicisi ve takipçisi olan
MGK'dir. Zira mevcut hükûmetin fethullahçilar ya da diger seriatçi
yapilanmalarla mücadelede siyasal niyet ve kararlilik zaafiyeti
hissedilmektedir. Bu hükûmetin düsmesi de sorunun çözümü için yeterli
degildir; önce erken bir genel seçimle TBMM'nin parti dagiliminin, sonra da
Türkiye'de var olan politikaci profilinin degismesi gerekmektedir.
Türkiye'nin, AB adaylik kapisinda sonsuza kadar beklemesi pahasina
ulus-devlet bütünlügünden ödün veren; uluslararasi tahkimi tartismasiz kabul
ile çagcil kapitilasyonlarin kapisini açan; tam bagimsizliktan vazgeçmenin
Cumhuriyete en büyük ihanet olacagini algilayamayan; bölgesel ittifaklara
yönelik alternatif politikalar üretmek yerine, sonuçlari ne olursa olsun
AB'ne kosulsuz teslimiyetçiligi yegleyen; sömürge valisi görünümlü lider ve
politikacilardan kurtulmak zorundadir... SONUÇ: Sonsözü, Cumhuriyetin
kurucusu Büyük Atatürk, "Gençlige Hitabesi" ile söylemektedir. Büyük
Atatürk, sanki bugünün fotografini çekmistir, saptamalarinda. Ne var ki,
O'nun döneminde düsmanin topu ve tüfegi ile mücadele ediliyordu.
Simdilerde, kitle iletisim araçlari, borsalari, IMF'i, Dünya Ticaret
Örgütü ve her türlü ekonomik ve teknolojik olanaklari var düsmanin.
Sevr'i uygulatmak için top ve tüfekle Türkiye'ye güç yetiremeyen düsman,
simdilerde elindeki tüm olanaklari kullaniyor, ayni amaca ulasmak için.
O'nun döneminde sadece bir Vahdettin, bir Damat Ferit, bir Ali Kemal, bir
Dürrizade Abdullah vardi, simdilerde ise binlerce Vahdettin, Damat Ferit,
Ali Kemal, yüzbinlerce Dürrizade Abdullah var aramizda isbirlikçi
olarak. Ve bizi yönetiyorlar; kaynaklarimizi, onurumuzu, umutlarimizi,
gelecegimizi, bagimsizligimizi, ulusal bütünlügümüzü parça parça peskes
çekiyorlar düsmana. Büyük Atatürk'ün ilke ve devrimleri kadar gereksinim
duyuyoruz yeni bir kuvayi milliye ruhuna. ATATÜRK'ÜN GENÇLIGE HITABESI Ey
Türk gençligi! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini,
ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin
yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kiymetli hazinendir. Istikbalde
dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici
bedhahlarin olacaktir. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa
mecburiyetine düsersen, vazifeye atilmak için, içinde bulunacagin
vaziyetin imkân ve seraitini düsünmeyeceksin! Bu imkân ve serait, çok
nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. Istiklâl ve Cumhuriyetine
kastedecek düsmanlar, bütün dünyada emsali görülmemis bir galibiyetin
mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanin bütün kaleleri zapt
edilmis, bütün tersanelerine girilmis, bütün ordulari dagitilmis ve
memleketin her kösesi bilfiil isgal edilmis olabilir. Bütün bu elim
seraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde,
iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hiyanet içinde
bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri sahsi menfaatlerini,
müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-u zaruret
içinde harap ve bitap düsmüs olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdi! Iste, bu
ahval ve serait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve Cumhuriyetini
kurtarmaktir! Muhtaç oldugun kudret, damarlarindaki asil kanda mevcuttur!
DIPNOTLAR :
1. Basbakanlik Müstesari Ahmet Sagar imzasiyla yayinlanan 1 Mayis 2000 gün
ve B.02.0.PPG.O.12.320-7380 sayili genelgesinde, bir halk deyisiyle sira
savma kabilinden, içi bos, afaki, kendi içinde tutarsiz talimatlar
yeralmistir: "... Ülkemizde görevli yabanci misyon yetkililerinin çesitli
kamu kurum ve kuruluslarinin özellikle alt düzey görevlileri ile sik sik
görüsmeler yaptiklari ve sosyal iliskiye girdikleri, bunun sonucunda da
birtakim önemli bilgileri elde ettiklerine dair duyumlar alinmaktadir. Bu
tür sakincali temaslarda son günlerde önemli bir artis kaydedildigi, ilgili
kurulus ve bakanlik temsilcilerinin katilimlariyla gerçeklestirilen üst
düzey toplantilarda da dile getirilmektedir.... Resmi yollarla ulasilamayan
bazi bilgilerin alt kademelerdeki memurlardan elde edilebilmesi, birçok
sakincayi beraberinde getirmektedir. Bu durumun önüne geçilebilmesi ise
kamuda görevli personelin bu tür temaslardan kaçinmalari ile mümkün
olacaktir. Tüm kamu personelinin istihbarat ve istihbarata karsi koyma
önlemleri hususunda bilgilendirilmesi ve yönetim kadrolarindaki görev
degisiklikleri gibi aksamalarin önüne geçilebilmesi açisindan bu konudaki
dökümlerin devir-teslim evraki arasinda yer almasi saglanacaktir.... Ayrica
ülke güvenligi, çikarlarinin korunmasi bakimindan önem tasiyan evrak ve
bilginin, yetkili olmayan kisilerin eline geçmesi ve izinsiz açiklanmasi
önlenecek ... gerekli tedbir alinacaktir.... Bu çerçevede gizlilik dereceli
yazilarin isleme konulmasi ve korunmasinda gerekli hassasiyetin gösterilmesi
ve bu talimatin tüm personele imza karsiligi teblig ile bu konularda ihmali
görülenler hakkinda yasal islem yapilmasinin geregini rica ederim".
Bu genelgenin neresi düzeltilebilir ki? Önce Müstesarin casusluk kavramindan
ne anladigi belli degil. Sadece üzerinde "gizli" damgasi basili olan evrak
mi önemli olan? Sorumluluk ve duyarlilik, sadece "alt düzey görevlileri"
için mi sözkonusu? Her türlü casusluk itham ve isnadindan ve de
sorumluluktan azade, istedigi yabanci misyon yetkilileriyle görüsmesinde,
bilgi-belge aktarmasinda sakinca olmayan dokunulmaz üst düzey yetkilileri
içine kimler girmekte? Bu kosulsuz "güvenilir" üst düzey yetkililerinin
ayricaliginin yanisira, alt düzey yetkililerine potansiyel casus gözü ile
bakmanin hukuksal ve mantiksal dayanagi ne? Sonra, bu konu diyelim ki
dagitim listesinde neden MTA Enstitüsü'ne gönderiliyor da, yasayla kurulmus
Istanbul Barosu'na gönderilmiyor? Onlarin bilgilendirmeye gereksinimleri yok
mu? Belki de daha fazla var. Basbakanlik Müstesarligi kendi bünyesinde bu
duyarliligi gösterip egitim veriyordu da, Iran'a bilgi aktaran hizbullahçi
memur nasil oldu da Basbakanligin en gizli bilgilerinin bulundugu
Bilgi-Islem Dairesinde uzun süreyle görev yapabildi? Basbakanlik Müstesari,
bölücü ve seriatçi yapilanmalarla temas halinde olan ve bunlari destekleyen
malûm ülkelerin heyetleriyle ile görüsen, davetlerine katilan, ödül alan
milletvekillerini, akademisyenleri, -HADEP'liler disindaki- belediye
baskanlarini, kisaca tüm kamu görevlilerini de izlemekte midir? Bu genelge,
diyelim ki üniversitelerde görev yapan tüm ögretim elemanlarina imza
karsiligi teblig edilmemisse -ki sahsima böyle bir teblig sözkonusu
olmamistir- sorumlulari hakkinda ne gibi yasal islem uygulanacaktir? Bu
sorularin yaniti gereklidir; yoksa eski bir deyimle, gerisi abesle
istigaldir, ciddiyetsizliktir.
2. Iran'in istihbarat servislerinin saptadiklari Türk seriatçilarini egitme
ve yönlendirme faaliyeti, asagidaki sözde NGO, gerçekte derin devleti
olusturan kuruluslar üzerinden yürütülmektedir: Onbes Hurdad Vakfi, Kudüs
Savasçilari, Islami Teblig Teskilâti, Sehid Vakfi, Mustafadlar Vakfi, Kültür
Inkilâbi Yüksek Sûrasi, Islâmi ve Kültürel Baglar Teskilâti vd.
3. Çin Halk Cumhuriyeti'nin Türkiye'ye yönelik besinci kol faaliyetleri için
bkz. Dr. Necip Hablemitoglu, "Hükûmet-Çin-Dogu Türkistan", Yeni Hayat, 57,
Temmuz 1999, s. 5-6.
4. Genis bilgi için, imaj için bir ABD vatandasi tarafindan yazildigi iddia
edilen ancak kendileri tarafindan kaleme alinan ve Feza yayinlari arasinda
çikarilan sözkonusu kitap için bkz. Ann Lyn Web, Iftiranin Degismeyen
Mantigi, (Istanbul: 1999). Ayrica cemaatin gazetesindeki köse yazilarinda,
ABD'ni özgürlükler ülkesi olarak takdim eden ve övgüler yagdiran; bu ülkenin
onayi ve destegi olmaksizin hiçbir sey yapilamayacagina iliskin çok
sayida makale yayinlanmistir. Artik cemaat içinde ABD'ni "seytan" olarak
niteleyen hiç kimse kalmamistir; tüm müritler bu büyük dünya jandarmasi
devlet önünde gönülden "biat" ederek fahri vatandasi (!), etki ajani aday
adayi olmuslardir.
5. Mart 2000'de Içisleri Bakanligi tarafindan hazirlanarak sinir kapilarina
bildirilen 56 kisilik listedeki isimler arasinda bir tek Alman vatandasina
yer verilmemesi, Içisleri yetkililerinin unutkanligi ile degil, olsa olsa
Alman etki ajanlarinin gücü ile açiklanabilir. Örnegin, sakincali ilân
edilerek ülkeye giris tahdidi konulan problemli yabancilardan Avusturyali
Zoolog Irenaus Eibelfeldt, Türkler ve Türkiye aleyhine yayinlariyla dikkat
çeken N-3 adli TV kanalinda, "Türkler ve Hayvanlar" konulu bir program
yaparak ünlenmistir. Programinda Türklerle hayvanlar arasinda asagilayici,
tahkir edici benzetmeler yapan germen fasisti Eibelfeldt'in adina listede
yer verilirken, Alman N-3 TV sorumlularina giris tahdidi getirilmemesinin
makul bir açiklamasi bulunmamaktadir. Listede yer alan problemli sahis
statüsündeki sicilli Türkiye düsmanlarinin adlari, milliyet ve meslekleri
söyledir:
Eric Lubbock (Ingiliz-Parlamenter), Anrew Penney (Ingiliz-Gazeteci), Sheri
Laizer (Yeni Zellanda-Londra Kürt Dernegi Yönetim Kurulu Üyesi), Pamela
O'toole (Ingiliz-BBC Muhabiri), Claus Ther (Avusturya-Yazar), Irenaus
Eibelfeldt (Avusturya-Zoolog), Michael Feeney (Ingiliz-Papaz), Jonathan
Sudken (Ingiliz -Af Örgütü Üyesi), Kathryn Porter (ABD-Insan Haklari Konseyi
Üyesi), Angelika Faukhauser (Isviçre-Parlamenter), Estella Schmid
(Ingiliz-Parlamenter), Panayotis Sguridis (Yunan-Parlamenter), Dimitrios
Vunatsos (Yunan-Parlamenter), Leonardos Hatziandreu (Yunan-Parlamenter),
Ionnis Statopulos (Yunan-Parlamenter), Madria Mahera (Yunan-Parlamenter),
Kostas Baduvas (Yunan-Parlamenter), Andonis Naksakis (Yunan-General),
Damiano Frisullo (Italyan-Gazeteci), Hristodopulos Paraskevaidis
(Yunan-Baspiskopos), Klaus Slavensky (Danimarka-Parlamenter), Soren
Sondergaard (Danimarka-Parlamenter), Villa Sigurdsson
(Danimarka-Parlamenter), Gert Petersen (Danimarka-Parlamenter), Lasse Budtz
(Danimarka-Parlamenter), Kai Cleibak (Isviçre-Gazeteci), Thomas Clmarke
(Ingiliz-Gazeteci), Laroline Anne (Ingiliz-Gazeteci), Kaija Reikko
(Finlandiya-Gazeteci), Tom Kankonev (Finlandiya-Gazeteci), Richard Wayman
(Ingiliz-Gazeteci), Gunnar Nilsson (Isveç-Gazeteci), Said Zerevan
(Isveç-Gazeteci), Ake Hedman (Isveç-Gazeteci), Van Der Meer (Hollanda-Af
Örgütü Üyesi), Gunnar Hybertsen (Hollanda-Gazeteci), Maria Wagenaar
(Hollanda-Af Örgütü Üyesi), Montreo Lange (Ispanya-Af Örgütü Üyesi), Zabala
Booudana (Ispanya-Af Örgütü Üyesi), Lechuga Jimenez (Ispanya-Af Örgütü
Üyesi), Martorel Perez (Ispanya-Af Örgütü Üyesi), Edwin Davies
(Ingiliz-Avukat), Giula Chiarini (Italya), Marcello Musto (Italya), Ramon
Montovani (Italya-Parlamenter), Walter De Cesaris (Italya-Parlamenter),
Giovanni Bianchi (Italya-Parlamenter), Paulo Cento (Italya-Parlamenter),
Marco Pezzoni (Italya-Parlamenter), Evgeni Mavtchenkov (Rusya-Parlamenter),
Bovrdouku Pavel (Rusya-Parlamenter), Boc Ekhian (Lübnan-Parlamenter), Panos
Kamenos (Yunan-Parlamenter), Dimitri Samdu (Romanya-Parlamenter). Bu
sakincalilar listesinden, Yunan Hükûmeti'nin daha sonra araya girmesiyle
Yunan Ortodoks Kilisesi Hristodopulos Paraskevaidis'in adi çikarilmistir.
Hiç süphesiz, bu listenin, Avrupa ve ABD'nde militanlik düzeyinde Türkiye
karsiti parlamenter, gazeteci, akademisyen, diplomat ve istihbaratçilar
gözönüne alindiginda son derece eksik hazirlandigi göze çarpmaktadir. Sadece
Köln'deki Türkiye karsiti faaliyet gösteren irkçi BfV elemanlarinin sayisi
bile bu listenin kat ve kat üstündedir.
6. ABD Istihbarat Servislerini harekete geçiren sözkonusu önemli haber-yorum
yazisinin metnini, bu ülkeyi demokrasi ve düsünce özgürlügünün besigi olarak
takdim eden etki ajanlarina ve bir de kendi vatandasini ABD çikarlari için
jurnalleyen Amerikan mali muhbirlere ithaf ediyorum -N.H.-.
HENRI BARKEY VE "TESIR AJANLIGI"! BU DEVLETIN SAHIBI YOK MU? ATILLA ONGUN
"Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk ve O'nun silah arkadaslarinin
Türkleri tarih sahnesinden silmek için Bati Emperyalizmine karsi verilen bir
Kurtulus Savasi sonrasi kurulmustur. Osmanli'nin son döneminde, asagida
Sayin Yargitay Bassavcisi Vural Savas'in belirttigi gibi, Türkiye
Cumhuriyeti'nin son on yili ile bir paralellik arz etmektedir. Bu
paralellik, Vural Savas'in ifadesindeki "neredeyse bize ne mutlu Türküm
diyene demeyi yasaklayacaklar" cümlesi ile Osmanli'nin son döneminde Türk'e
"KÖPEK" yakistirmasi yapan azinlik irkçilarinin günümüz izdüsümüdür.
Osmanli'nin emperyalizm tarafindan parçalanmasi ve yine bu güçler tarafindan
Anadolu'nun paylasimi karsisinda zor sartlarda Yüce Atatürk arkasina aldigi
Türk Ulusunun destegi ile basariya ulasmis ve tarihte Göktürklerden sonra
ikinci defa Türk adiyla bir devlet kurulmustur. Fakat bütün bu zor sartlar
altinda Yüce Atatürk'e karsi Erzurum ve Sivas Kongrelerinde AMERIKAN
MANDACILIGINI savunan "tesir ajanlari" çikmistir ki, benzerleri günümüzde
daha açik, korkusuz ve pervasiz bir sekilde propagandalarini yapmaktadirlar.
Bunlar Türkiye'de yasayan nüfusu bes bini geçmeyen etnik topluluklarin
bile "insan haklarini" savunurken, Türkün insan haklarina ilgisizdirler,
çünkü gerçek amaçlari aslinda insan haklari degil, Atatürk'ün kurdugu
Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek, güçsüz birakmak ve Amerikan Emperyalizmine
karsi tam bagimli kilmaktir. Amerika'nin Türkiye'ye karsi uyguladigi amansiz
psikolojik savas, yogun bir sekilde devam etmektedir. Bu gizli savasta
degisik yöntemler kullanilmakta olup, bunlardan en önemlisi, Türkiye'de bu
lunan gazeteciler, diplomatlar ve bazi bilim adamlari vasitasi ile Türk
kamuoyunu ve devlet görevlilerini yönlendirme faaliyetleridir. Bu
yönlendirme faaliyetleri içine ne yazik ki bazi "T.C. devlet
görevlilerinin de" bulasmasi, oyunu daha kirli hale getirmektedir.
Yabanci istihbarat örgütlerinin 1980 öncesi izledikleri yöntem olan
Türkiye'deki bazi gazete yazarlari ve bilim adamlarini tesir ajanliginda
toplumu yönlendirmede kullanmasinin yaninda, son yillarda "yönlenmemesi
gereken bazilarinin da" yabanci istihbarat örgütlerinin etki alanina
girdikleri açik bir sekilde izlenmektedir. Etki alanina giren bu kisilerin
bir çogu ABD'de Merkezi Istihbarat Teskilâti ile (CIA) dolayli ve dolaysiz
iletisim halinde olan Amerikalilar ile kontak halinde bulunan
sahsiyetlerdir. Türkiye üzerine çalisan ve CIA ile iletisim halinde
bulunan Amerikalilarin birçogunun Türkiye karsiti lobiler ile çok yakin
temaslari mevcut olup, bu lobileri Türkiye'ye karsi mümkün oldugunca
kullanmakta ve desteklemektedirler. Yukaridaki baslikta belirtildigi
üzere, ABD'de yukaridaki tanimlamaya uyan en önemli isimlerden sadece
birisi, Türkiye'ye karsi her türlü saldirgan ve nefret faaliyetinin
arkasindaki kisi olan HENRI BARKEY'dir. HENRI BARKEY, Türkiye karsiti
faaliyetler içinde Kürt sorununda PKK'yi desteklemekte, Abdullah Öcalan'in
Roma'da oldugu dönemde CIA eski görevlisi Graham Fuller ile birlikte
terörist lideri ziyaret etme girisiminde bulunmus fakat Öcalan'in
Italya'dan zamanindan önce ayrilmasi sonucu bu girisim basarisizlikla
sonuçlanmistir. BARKEY, PKK'nin siyasallasma sürecinde çok aktif bir rol
almis ve bu terörist örgütün Türkiye'de yasallasmasi için yogun bir
propaganda yapmis, makale ve kitap çikarmistir. Barkey, Ermeni soykirimi
masali için de Türkiye ve Türk insani karsiti faaliyetlerine devam etmis,
bu amaçla ABD Kongresi'nde Ermeni masasindan esinin Türkiye karsiti
faaliyetlerinden ötürü Türkiye'ye girmesi yasaklanmis Türk düsmani
Illinois milletvekili ABD Kongresindeki Türkiye karsiti lobinin çibanbasi
John Porter ve esi ile defalarca görüsmüs; Türk Silahli Kuvvetleri
aleyhine Washington'da lobi yapan Türkiye'deki radikal dinci gruplara
destek vermis; onlarin ABD programlarini hazirlamis, ABD Disisleri
Bakanligi ile görüsmelerinde randevulari almistir. Bunlar sadece HENRI
BARKEY'in "bu satirlarda açiklanabilen" Türkiye karsiti faaliyetlerinin
sadece küçük bir kismidir. Azerbaycan'in seçimle iktidara gelmis bir
Cumhurbaskani olan, Atatürkçü kisiligi ve demokrasiye inanmisligi ile bir
simge konumundaki Ebulfeyz Elçibey ile görüsmeyi reddedenlerin, HENRI
BARKEY gibi tesir ajanlarina Türk elçiliklerinde kokteyl vermeleri ve bu
sahsi oralara davet ederek mesruiyet kazandirmalari üzüntü vericidir. Bazi
Türk devlet görevlilerinin Türk'e olan alerjileri, Yüce Atatürk'e karsi
amerikan mandaciligini savunanlar ile ayni paraleldedir. Bu sahislar
sadece Elçibey'e mi önyargilidirlar? HAYIR. Daha iki hafta evvel
Washington'da bulunan Kirim Türklerinin lideri Mustafa Cemil Kirimoglu'na
da ayni "ilgiyi" göstermislerdir. Bunlar Ermeni lobisine karsi büyük bir
mücadele veriyoruz masalini Türkiye'ye yutturmaktadirlar. Oysa Ermeni
karsiti çalisma yapmaya basladiklari günden beri ABD Kongresi ve
eyaletlerinde ardisira Ermeni Soykirimi tasarilari geçmektedir. Zaten,
Türkiye'nin Ermeni sorunu yoktur, olmayan bir sorunla ugrastiklarindan
çalisiyormus izlenimi yaratmaktadirlar. Türkiye'de Ermeni olmadigindan,
Ermeni sorunu da yoktur, olmayan bir soruna karsi mücadele edenlerin esas
amaci çikar, mevki, para, kisaca kendi kisisel menfaatleridir. Ayrica bu
soruna baska bir perspektiften bakarsak, acaba Ermeni Soykirimi
tasarisinin ABD Kongresinden geçip geçmemesi o kadar önemli midir? Acaba
bu "sorunu" biraz da bundan "MADDI ÇIKAR ELDE EDEN ÇEVRELER MI"
büyütmektedirler? Kiraladiklari lobi sirketlerine yoksul Türk halkinin
parasini saçmakta, lobi sirketleri ise Türkiye'yi yolunacak tavuk gibi
görmektedirler. Yunan lobisinin en önemli ismi olan Andrew MANATOS'un su
cümleleri gerçekten üzüntü vericidir, ama ne yazik ki gerçektir: "Türkiye
lobi yapmiyor, sadece kendi halkinin parasi ile bazilarini zengin ediyor".
Bunu söyleyen bir Yunanlidir. 1998 Yilindaki Türk lobi sirketi, daha
evvelki senelerde Türkiye aleyhine çalisan bir lobi sirketidir. Hiç tarihini
arastirmadan Türkiye'nin lobisini üstlenecek bir kuruma 2.5 milyon dolar
verenler, yilin yarisi olmadan ayni lobi sirketinin bir 2.5 milyon daha
talep etmesi karsisinda bozguna ugramislardir. Oysa Türkiye'de 17 Agustos
depremi ile hâlâ çadirlarda yasayan Türk halki, bu yöneticilere lâyik
degildir. Atatürk'ün ve Kurtulus Savasini verenlerin ve bu ülke ugruna sehit
olanlarin üzerine soguk su içip, kendi zevkleri için kokteyl verenlerin,
HENRI BARKEY gibi ajanlari Türk elçiliklerine davet etmemeleri gerekir.
Çünkü orasinin parasini yoksul Türk halki vermektedir. Türk Elçilikleri,
Türkiye aleyhine çalisanlarin evi degil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaslarinin
ulusal çikarlarini koruyan bir müessesedir. ABD yasalarina göre Amerikan
Hükûmetinin önemli görevlerinde çalisanlar, baska bir devletin vatandasi
olamazlar. Ya Türkiye'de?!. HENRI BARKEY'e davet verenlerin acaba birakin
birinci derece akrabalarini, kendi aile fertleri içinde Amerikan vatandasi
olanlar var midir? Varsa bile ne yapilmaktadir? Türkiye'de Türkleri hor
gören, Azerbaycan'daki, Bati Trakya'daki, Kuzey Irak'daki,
Çeçenistan'daki, Bosna'daki insanlari veya diger Türk topluluklarini hor
görmesi gayet dogaldir. Çünkü kendisi azinlik irkçisidir, kisisel
menfaatleri herseyin üzerinde tutan bir parazittir. Türk Halki, parazit,
hirsiz, soyguncu, kendi kültürü ile barisik olmayan yöneticilere lâyik
degildir, hele ki tesir ajani konumundakilere hiçbir ülkenin insanlari
lâyik degildir. Bu satirlar, TÜRKIYE'NIN BAGIMSIZ BIR DEVLET OLDUGU IDDIASI
ÜZERINE YAZILMISTIR. BU IDDIA YÜCE ATATÜRK'ÜN TÜRK ULUSUNA BIR
EMANETIDIR". (Not: Sayin Atilla Ongun, Türkiye'den binlerce kilometre
öteden Türkiye'nin acisini yasamak, ABD'den Türkiye'yi savunmak buna
denir. Türkiye'den ya da Türk sefaretlerinden ABD'yi savunanlarin, olmayan
gurur ve onurlari disinda eksiklikleri ya da kayda deger sorunlari yok,
yalnizca ekonomik fazlaliklari var. Diyelim ki bu kategoride bir Türk
diplomatiysaniz, diyelim ki ABD dönüsünde emekli maasina mahkûm
olmuyorsunuz, fethullahçilar kendi TV kanallarinda sizi derhal danisman
(!), etki ajani konumundaki medya patronlari da köse yazari
yapiveriyorlar... Yazik ki yazik!.. Çok yazik!..).


Grand Sen~or

unread,
Sep 25, 2000, 3:00:00 AM9/25/00
to
In article <39ce9457$0$1369$45be...@newscene.com>,

"Dumrul" <dum...@dumrul.de> wrote:
>
> ETKI AJANLARI - NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU
> çünkü, Bakanin Türkiye'deki binlerle ifade olunan "nüfuz casusu" ya
da "etki
> ajani" ya da "yönlendirici ajan" kapsaminda örnegin fethullahçilari da
> desifre edip yargiya sevk etmesi gerekirdi. Elbette bu mümkün degildi:
> Emniyette ve mülki kadrolarda fethullahçilara karsi terfi ve
taltiften baska
> -MGK zorlamasi sonucu birkaç islem hariç- somut, kayda deger hiçbir
> operasyon yapmayan, seriati hiçbir sekilde birinci tehlike olarak
kabul

neden yapilsin Fethulla'in ta kendisi GEKKO'nun Nufuz Casusudur da
ondan....birakin simdi siz bu palavralarla Fethullah'i saptirmayi.


> 1000'i askin yabanci kolej oldugunu; örnegin Merzifon'daki Amerikan
> Koleji'nin Pontuscu Rum Çetelerinin, Tarsus'daki Amerikan Koleji'nin
de
> Tasnak ve Hinçak Çetelerinin karargâhi olarak kullanildigini
ögrendiginizde,
> Sivas Kongresi'nde "ille de Amerikan mandasi isteriz" diye tutturan
sekilde

manda olmadiniz da ne oldunuz, ayni american kolejlerinde
yetistirilmis, beslenmis anayasalari gule oynaya ulusumun basina corap
orer gibi ormediniz mi?

> ulusçu-özde etki ajani aydinlarimiza hiç mi hiç sasirmazsiniz. Sonra
Mustafa
> Kemal Pasa hatiriniza gelir, gözünüzde, kalbinizde, tüm
hücrelerinizde O'nu

heeee yaaa, bu _intoxicated_'i kendinize bu gibi duzmece anayasalarin
bagriniza daglanmasinda oncu bilin;-)))

Kalpakli Atamcigin incir cekirdegini doldurmaz bir yigin lafi silindi,
bunlar gercegi dile getiremezler!

--
Chevalier des Mots
http://sites.netscape.net/marcopasa


Sent via Deja.com http://www.deja.com/
Before you buy.

User Orhan

unread,
Sep 26, 2000, 3:00:00 AM9/26/00
to
Cok ilginc. Varsa devamini beklerim.

"Dumrul" <dum...@dumrul.de> schrieb im Newsbeitrag
news:39ce9457$0$1369$45be...@newscene.com...

Yusuf Ozturk

unread,
Sep 26, 2000, 3:00:00 AM9/26/00
to
Dumrul,

Dr. Necip Hable-mit-oglu'na ne olmus? Bunlar beni irgalamaz kardesim.
Ne politikasi, ne istihbarati, ne kekigi, ne kokoreci....
Beni irgalayan tek sey insanliktir.

Yusuf.

Dumrul

unread,
Sep 26, 2000, 3:00:00 AM9/26/00
to

Yusuf Ozturk <Yu...@acm.org> schrieb in im Newsbeitrag:
39D0BD87...@acm.org...

> Dumrul,
>
> Dr. Necip Hable-mit-oglu'na ne olmus? Bunlar beni irgalamaz kardesim.

Seni irgalayip irgalalamamasi sorun degil ki. Bu yazinin buraya asilisindaki
amac, anlayip da kavrayabilecek olanlara bir miktar cephane saglamaktir. Sen
niye alindin durup dururken?

> Ne politikasi, ne istihbarati, ne kekigi, ne kokoreci....

Istihbarat calismalari her ulkede her yonde yuruyor. Herifler nerdeyse
banyomuza kadar girmis, kim kicini nasil yikiyor onu bile rapor ediyor. Sen
hic echelon'u duydun mu? Onu gec, sen su asagiya aldigim yaziyi okudun mu?
Okumadi isen de onemli degil. Nitekim her konu herkesin kavrayabilecegi
duzeyden irak olabilir, onemli olan kavrayabileceklerin mesaji
algilamasidir. Zaten algilayanlar okumustur, senin okuyup okumaman veya
anlayip anlayamaman cok da onemli degil. Zaten yeni boyvermissin su ortamda,
bakalim hele bir insanca dillesmeyi becerebiliyor musun? Cikar nitekim
ortaya.

Ama acaba seni bu denli gostermeye iten sebep acaba asagidaki paragraflar
midir?
********
...............

> 2. TÜRKIYE'DEKI ETKI AJANI BORSASI: FETHULLAHÇILAR...
> Mevcut seriatçi yapilanmalar içinde egitime, dolayisiyla insana en fazla
> yatirimi yapan; ABD'nin tüm dünyada tarikatlara öngördügü modeli ülkemizde
> en iyi uygulayan fethullahçilar, laik Cumhuriyetimizin öncelikli en büyük
> tehdidi konumunda. Arkalarindaki dis destegin ABD oldugunu bugün artik
> Türkiye'de de, dünyada da bilmeyen yok. Bilindigi gibi, bu illegal
> yapilanmanin liderinin müritleri tarafindan verilmis "hocaefendi" ünvani
da
> Devrim Yasalarina göre suç. Ancak, suç olmasina karsin ülkemizdeki kimi
etki
> ajanlarinin, üstlendikleri tüm resmi sorumluluklara karsin, sözkonusu
> elebasilari tanimlamakta kasden "hocaefendi"yi kullanmakta israr etmeleri,
> diger illegal seriatçi yapilanmalar için de özendirici faktör
olusturmustur.

.........
***********

> Beni irgalayan tek sey insanliktir.

Aferin! Insanlik iyidir. O halde insan olmaya calis!

Dumrul
"kim kaldi ittihat ve terakki'den
o jonturkler ki - `haricten
evrak-i muzirra celbederlerdi' -
o fedailer ki barut oksururler
sakal tiraslari mavi
kirmizi biyiklari biber"

Not: Insan yeni isim alirken bu kadar da siritanini almaz ki yaw;-)

Yusuf Ozturk

unread,
Sep 26, 2000, 3:00:00 AM9/26/00
to
Dumrul bey,

Su asagida yazdiklarinizi lutfen bir daha Turkce'ye cevirip, ozetliyerek
aciklayabilirmisiniz?

Yusuf.

Dumrul wrote:

> Yusuf Ozturk <Yu...@acm.org> schrieb in im Newsbeitrag:
> 39D0BD87...@acm.org...

> > Dumrul,
> >
> > Dr. Necip Hable-mit-oglu'na ne olmus? Bunlar beni irgalamaz kardesim.
>

> Seni irgalayip irgalalamamasi sorun degil ki. Bu yazinin buraya asilisindaki
> amac, anlayip da kavrayabilecek olanlara bir miktar cephane saglamaktir. Sen
> niye alindin durup dururken?
>

> > Ne politikasi, ne istihbarati, ne kekigi, ne kokoreci....
>

> Istihbarat calismalari her ulkede her yonde yuruyor. Herifler nerdeyse
> banyomuza kadar girmis, kim kicini nasil yikiyor onu bile rapor ediyor. Sen
> hic echelon'u duydun mu? Onu gec, sen su asagiya aldigim yaziyi okudun mu?
> Okumadi isen de onemli degil. Nitekim her konu herkesin kavrayabilecegi
> duzeyden irak olabilir, onemli olan kavrayabileceklerin mesaji
> algilamasidir. Zaten algilayanlar okumustur, senin okuyup okumaman veya
> anlayip anlayamaman cok da onemli degil. Zaten yeni boyvermissin su ortamda,
> bakalim hele bir insanca dillesmeyi becerebiliyor musun? Cikar nitekim
> ortaya.
>
> Ama acaba seni bu denli gostermeye iten sebep acaba asagidaki paragraflar
> midir?
> ********
> ...............
>

> > 2. TÜRKIYE'DEKI ETKI AJANI BORSASI: FETHULLAHÇILAR...
> > Mevcut seriatçi yapilanmalar içinde egitime, dolayisiyla insana en fazla
> > yatirimi yapan; ABD'nin tüm dünyada tarikatlara öngördügü modeli ülkemizde
> > en iyi uygulayan fethullahçilar, laik Cumhuriyetimizin öncelikli en büyük
> > tehdidi konumunda. Arkalarindaki dis destegin ABD oldugunu bugün artik
> > Türkiye'de de, dünyada da bilmeyen yok. Bilindigi gibi, bu illegal
> > yapilanmanin liderinin müritleri tarafindan verilmis "hocaefendi" ünvani
> da
> > Devrim Yasalarina göre suç. Ancak, suç olmasina karsin ülkemizdeki kimi
> etki
> > ajanlarinin, üstlendikleri tüm resmi sorumluluklara karsin, sözkonusu
> > elebasilari tanimlamakta kasden "hocaefendi"yi kullanmakta israr etmeleri,
> > diger illegal seriatçi yapilanmalar için de özendirici faktör
> olusturmustur.

> .........
> ***********


>
> > Beni irgalayan tek sey insanliktir.
>

Dumrul

unread,
Sep 26, 2000, 3:00:00 AM9/26/00
to
Bu teklif zaten basli basina bir kara mizah ornegi. Hic dokunmuyorum;-)

Dumrul
"offf ulen off"

Yusuf Ozturk <yoz...@acm.org> schrieb in im Newsbeitrag:
39D10B9F...@acm.org...


> Dumrul bey,
>
> Su asagida yazdiklarinizi lutfen bir daha Turkce'ye cevirip, ozetliyerek
> aciklayabilirmisiniz?
>
> Yusuf.
>
> Dumrul wrote:
>
> > Yusuf Ozturk <Yu...@acm.org> schrieb in im Newsbeitrag:
> > 39D0BD87...@acm.org...

> > > Dumrul,
> > >
> > > Dr. Necip Hable-mit-oglu'na ne olmus? Bunlar beni irgalamaz
kardesim.
> >

> > Seni irgalayip irgalalamamasi sorun degil ki. Bu yazinin buraya
asilisindaki
> > amac, anlayip da kavrayabilecek olanlara bir miktar cephane saglamaktir.
Sen
> > niye alindin durup dururken?
> >

> > > Ne politikasi, ne istihbarati, ne kekigi, ne kokoreci....
> >

> > Istihbarat calismalari her ulkede her yonde yuruyor. Herifler nerdeyse
> > banyomuza kadar girmis, kim kicini nasil yikiyor onu bile rapor ediyor.
Sen
> > hic echelon'u duydun mu? Onu gec, sen su asagiya aldigim yaziyi okudun
mu?
> > Okumadi isen de onemli degil. Nitekim her konu herkesin kavrayabilecegi
> > duzeyden irak olabilir, onemli olan kavrayabileceklerin mesaji
> > algilamasidir. Zaten algilayanlar okumustur, senin okuyup okumaman veya
> > anlayip anlayamaman cok da onemli degil. Zaten yeni boyvermissin su
ortamda,
> > bakalim hele bir insanca dillesmeyi becerebiliyor musun? Cikar nitekim
> > ortaya.
> >
> > Ama acaba seni bu denli gostermeye iten sebep acaba asagidaki
paragraflar
> > midir?
> > ********
> > ...............
> >

> > > 2. TÜRKIYE'DEKI ETKI AJANI BORSASI: FETHULLAHÇILAR...
> > > Mevcut seriatçi yapilanmalar içinde egitime, dolayisiyla insana en
fazla
> > > yatirimi yapan; ABD'nin tüm dünyada tarikatlara öngördügü modeli
ülkemizde
> > > en iyi uygulayan fethullahçilar, laik Cumhuriyetimizin öncelikli en
büyük
> > > tehdidi konumunda. Arkalarindaki dis destegin ABD oldugunu bugün artik
> > > Türkiye'de de, dünyada da bilmeyen yok. Bilindigi gibi, bu illegal
> > > yapilanmanin liderinin müritleri tarafindan verilmis "hocaefendi"
ünvani
> > da
> > > Devrim Yasalarina göre suç. Ancak, suç olmasina karsin ülkemizdeki
kimi
> > etki
> > > ajanlarinin, üstlendikleri tüm resmi sorumluluklara karsin, sözkonusu
> > > elebasilari tanimlamakta kasden "hocaefendi"yi kullanmakta israr
etmeleri,
> > > diger illegal seriatçi yapilanmalar için de özendirici faktör
> > olusturmustur.

> > .........
> > ***********


> >
> > > Beni irgalayan tek sey insanliktir.
> >

Tolga Ar

unread,
Sep 30, 2000, 3:00:00 AM9/30/00
to
In article <39ce9457$0$1369$45be...@newscene.com>,
"Dumrul" <dum...@dumrul.de> wrote:
>
> ETKI AJANLARI - NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU
> Dr. Necip Hablemitoglu
>
> Küresellesme sürecine uyum saglamak isteyen ulusal-uluslararasi
> düzeydeki kurumlarin pekçogu kabuk degistiriyor.

Hakkaten uzun.. Ama okunmasinda zerre kadar fayda yok. BOyle sacma
sapan bos laf kalabaligiyle kiymetli beyin hucrelerimi mesgul
etmekten Allah'a siginirim:) Fakat bu ilk cumleyi okudum, inkar
etmeyeyim. Butun kurumlar kabuk degistirdi ama, Kemalist
sistemi/kurumunun kabugu olmadigi icin ($am e$egi derisi var
mubaregin:)) bir turlu degistiremiyor. Kemal Sultanligi artik
5nci dunya ukleleriyle tartiliyor.

Bir de bu laf salatasini yazan a$ci Necip hakkinda sorayim,
sirasi gelmisken. Ortulu odenekten odenek verilerek ABD'ye
"psikolojik savas" taktigi goren bu hiyar degil miydi, hakkaten:)
SCT'ye "Ermenilere karsi...." diye uzun uzun yazilar gonderen
"Ortulu Odenekci" arkadaslar gibi. Ortulu odeneklerini kat diye
kesin, hepsi Ermenici olur emin olunuz:)

Ooolum $am e$egi, boyle uzun yazi gonderme bir daha. Senin
kisa yazilarin bile okunmuyor ki (kufur, hakaret, salya
sumuk zaten, yazi demek yaziya hakaret olur), uzun yazilarin
okunsun:)! $am'da havalar nasildi.. Iyi otlanmi$sindir oralarda.
Baban Esad'in atan Kemal'in yerine gitmesi seni uzmustur,
basin sagolsun:)

Necip'in soyadini degistirelim:
HapciVeIsgalciGuclerleSabahlaraKadarKadehTokusturanDonmeKemaloglu:)

Yakisti..


--
---- Tolga Ar ----
"Bazi kafalar kesilecek!" Kafa Kesmeyi Seven Kemal (KKSK)

0 new messages