Google Groups no longer supports new Usenet posts or subscriptions. Historical content remains viewable.
Dismiss

yerel organize isler-5

17 views
Skip to first unread message

okeyci

unread,
May 10, 2008, 8:05:29 PM5/10/08
to
PKK – KUK Çatışmasında Devletin Rolü
11 Nov, 2006 03:47:00 Berzan Botî
Yazı boyutu
Geçmişte yaşanmış acı olaylar üzerine yazmak insanın içini burkar.
Ancak, iç burkulmasına rağmen acı olayları yazmak bazen bir gereklilik
olarak kendini dayatır. 80 öncesinde bir çok Kürd örgütü arasında
sorunlar yaşandı. Bu sorunlar bazen ölümle sonuçlanan çatışmalara kadar
vardı. Ancak, PKK – KUK çatışması en şiddetlisi, en çok can kaybına yol
açanıydı. Her iki tarafın karşılıklı (devlet bağlantısı iddiaları)
suçlamaları oldu.

Özellikle Öcalan’ın yakalanmasından sonra yaşanan gelişmeler, Öcalan’ın
devlet bağlantısının çok eskilere dayandığına dair belirtiler ve PKK’nın
devlet tarafından kurdurulduğuna dair ciddi şüpheler, çatışmaya temkinli
yaklaşanların yeniden bir değerlendirme yapmasını zorunlu kılıyor.

NASNAME’de yayınlanan, “TARİHİN ŞEN ÇOCUKLARI” adlı yazı dizisinde geçen
bazı diyaloglar, çatışma sürecini bilmeyenlerin yanlış
bilgilendirilmesini sağlayacak özellikte olması, bu konunun tekrar
açılmasında belirleyici rol oynadı. Daha önce, “DÖRTLERİN GECESİ” adıyla
yayınlanmış olan ve gözden geçirilerek tekrar yayınlanmaya çalışılan
(kitap) yazı dizisinin Sayın Gülmüş tarafından kaleme alınmış olması
ayrıca üzerinde durulmayı gerektiriyor. (gerçi kitap’ın karmaşık bir
serüveni var. Daha önce başka yazar isimleriyle yayınlanışı, birilerinin
eklemeler yapması v.s nedenlerden dolayı söz konusu diyalogun kim
tarafından yazıldığı tam olarak bilinmemektedir. Bunu, Sayın Gülmüş’ün
açıklamasıyla öğrenebiliriz ancak) Gerçi diyalogda “Mehmet dayı”
konuşuyor, ama yazarın olaya genel yaklaşımından tamamıyla bağımsız
olarak değerlendirilemez.

Sayın Gülmüş’ün eşzamanlı olarak NASNAME’de yayınlanan, “MARDİNDE PKK
ÖRGÜTLENMESİ VE GELİŞİMİ” adlı yazı dizisi, PKK – KUK çatışmasının
kaynağı konusunda aydınlatıcı bilgiler sunmaktadır. Ayrıca Sayın
Gülmüş’ün diğer yazılarında, Öcalan ve “Ankara grubunun” devlet
bağlantısına dair bir çok değerlendirmeye de rastlıyoruz. Şayet “TARİHİN
ŞEN ÇOCUKLARI” adlı yazıda geçen diyalog Sayın Gülmüş’e aitse, kendi
yaklaşımlarıyla ters düşen bir durum söz konusu olur. Çelişkili görünen
iki yazıyı aktarmak, konunun anlaşılması bakımından yararlı olur:

(Tarihin Şen Çocuklarından bir parça) “Ferhat'ın onayı alınarak, Mehmet
dayı komüne alındı; tutsaklar bu haberi verdiklerinde sanki dünyalar
onun olmuştu. O, tekrar koğuşta bulunan iddianameleri okuma işine devam
etti. Bunu yaparken aklına iddianameleri karşılaştırmak geldi. PKK ana
dava iddianamesiyle KUK'çuların iddianamesini karşılaştırıyordu.

"Ben iddianamelere bakarak hangisinin devrimci olduğuna karar vereceğim.
Her ne kadar bu iddianameleri karşı taraf hazırlamışsa da işin içinde
bir gerçek vardır. PKK'lilerin olayları polis, ajan, muhbir vb. olurken,
KUK'çularınki çoğunlukla Apocuları vurmadır." diyordu.

Mehmet dayı da KUK'çulara takılmak için ara sıra yanlarına giderdi. Hoş
sohbet olduğundan ne KUK'çular, ne de başka gruplar ondan sıkılırdı. O
da içinden geçeni dobra dobra söylerdi.
"Sahi siz yarın bir gün belli olmaz ya, bakarsın TC'nin kafası bozuldu
idama gittiniz. O zaman ne olacak haliniz?"
"Ne olacak ki dayı, canın sağ olsun. Bizler de herkes gibi ipi göğüsleriz."
"Tamam ona şüphem yok, ama bir devrimciyi öldürmekten ipe giderken ne
diyeceksiniz?"

KUK'çular bir anda durdu. Birbirlerine baktılar. Biri söze daha ciddi
girdi:
"Dayı, iki tarafı aynı gerekçeyle yargılayıp infaz eden TC.dir. Bu iki
taraf için de tarihi bir ayıp sayılacak..." Memet dayı dayanamadı:
"Vallahi yeğenlerim ben iddianamelerinizin hepsini okudum; ne derseniz
deyin.Açıkçası sizleri kullanmışlar. Çünkü TC'ye yönelik tek bir
eyleminiz yok. Ben bu yaş ve kafamla bu kadarını görebiliyorum. Hem de
çok kötü kullanılmışsınız. Açık olan bu. Evet,ben bu kadarını
anlayabiliyorum."
Mehmet dayı kendince tüm belirlemelerini sıraladıktan sonra sohbet
havasının dağıldığını görünce: "Sizleri kim tutukladı?"
"Dayı sorduğun soru da soru ha, elbette devlet tutukladı."
"Yok yeğenlerim ben onu demiyorum. Yani hangi ekip, hangi polis demek
istiyorum."
"Hamdi Özipek ve ekibi."
"Ya gördünüz mü? Ben de bunu istiyordum. Peki Hamdi Özipek'i kim vurdu?"
Yine bir sessizlik oldu ve Mehmet dayı kalkıp gitti yanlarından.
KUK'çuların yanından ayrılan Mehmet dayı hemşehrisi Badanacı’nın yanına
geldi.
"Merhaba yeğenim, ne yapıyorsun?"
"Merhaba dayı, gel otur."
"Oturmasına oturacağım da, sen biraz sonra gümbürtüyü seyreyle."
"Ne oldu yine dayı?"
"Valla bana bir şey olduğu yok. Şu KUK'çuların iddianamesini keşke
okumasaydım. Emin ol yüreğim burkuldu."
"Sen şimdiye kadar iddianameyle ilgili mi konuşuyordun onlarla?"
"He."
"Boş ver dayı biz o tür şeyleri çoktan unuttuk.
Devrimciler kan gütmez."
"Sen gel onu bana sor. Olayları tek tek yüzlerine vurdum.
Yine de içim rahat etmedi."
"Keşke bunu yapmasaydın, adamlar zaten bir bunalımda.
Birbirleriyle geçinemiyorlar."
"Yooo bu benim yurtseverlik görevimdir."
Mehmet dayı'yla Badanacı böyle sohbet ederken, KUK'çuların köşesinden
sesler gelmeye başladı. Ardından tekme tokat birbirlerine girdiler.
Koğuş önce bunu her zamanki münakaşalardan biri sandı. Ama bu kez durum
ciddiydi. Ve koğuş araya girerek onları birbirinden ayırdı. Koğuş
kavgayı yatıştırmış ve her KUK'çuyu ayrı ayrı köşelere almışlardı. Ancak
Hadi daha öfkeliydi. Bas bas bağırıyordu:
"Şerefsizler, bizleri kullanıp Apoculara saldırttınız. Adamlara ajan,
dediniz. Her birimiz, bir devrimci katili olduk. Ondan sonra da kem küm
ediyorsunuz. Hepinizi öldürmek lazım!"
Etrafındakiler onu yatıştırmaya çalışıyordu. Bu olaydan sonra altı kişi
olan KUK'çular ikişerli üçerli gruplara ayrıldı. Herkes kendisine en
yakın bulduğu birini yanına alarak birlikte yemek yemeye başladı.”

Bu diyalogu okuyan birinin çatışmada KUK’u suçlaması doğaldır. Çünkü,
‘apocular’ı vurmaktan başka hiçbir mücadele vermemiş’ bir örgüt profili
çizilmeye çalışılmış. Çizilen bu profilin tam tersi bir yaklaşıma,
“MARDİNDE PKK ÖRGÜTLENMESİ VE GELİŞİMİ” adlı yazıda rastlıyoruz:

(Mardinde PKK Örgütlenmesi ve gelişiminden bir bölüm) “ Bir gün bölgeme
-Mardin’e- geldim. Benim grup için bir araba gerekiyordu. Aslında
yaptığım parti kurallarına aykırıydı. Ama neymiz aykırı değildi ki?
Esgeçtim. Ahmed’i buldum. Ve ona Bana bir arazi arabası hatta jip bulsan
daha iyi olur dedim. Ahmed de beni hala sorumlu biliyordu. Gitti buldu.
Getirdi. Bir varilda mazot verdi. Dereden-tepeden konuştu. Bir ara Ahmed
Duran Kalkan’dan bahsetti.
-Duran arkadaş da burda.
-Öyle mi? Baki gitti mi?
-Evet.
-O nasıl? Ne konuşuyorsunuz?
-Geçen bana KUKU vurasak kaç ayda bitiririz dedi? -Sen ne dedin?
-İki veya üç ayda sökeriz dedim.
-Yap ma ya.. Atıyorsun? Ciddi misin? Sahi Ahmed KUK’u bu kısa sürede
bitirir misin? Sona neye isnadan bitireceksin sen ve Duran?
-Yanılış mı hocam bu?
-Bak Ahmedi güzel kardeşim; gençsin. Heyecanlısın ve gözü peksin. Ama bu
işler böyle olmaz. KUK kim biliyor musun? KDP’nin çocukları. KDP kim? Bu
halkın en yurtsever ana damarı. Eğer KUK’u bitirmek istersen KDP’yi de
bitirek zorundasın. Sakın ha sakın böyle bir şeyi yapma. Ve yaparsan
seni asla affetmem. Duran da Baki gibi ülkemizin şartlarını bilmiyor.
Baki Hasan YILDIRIM’ı vurun diyordu. Sen de ona uydun. Vurdunuz da ne
oldu? –Gerçi Hasan Ağa tarandı ama onun yerine muhafızı vuruldu- tüm
Omeriyan aşireti bize düşman kesildi. KUK ile neden çatışacağız? Duran
KUK’u Türk Solu mu sandı?”

Sayın Gülmüş’ün ‘Ankara gurubu’ ve bu gruba dahil olan Duran Kalkan
hakkındaki düşünceleri de dikkate alındığında, çatışmanın kaynağını
bilmek hiç de zor olmasa gerek. Sayın Gülmüş’ün gerçek yaklaşımının bu
olduğundan kuşku duyulmamasına karşın, iki yazı arasındaki farklılığın
kafa karışıklılığına yol açmaması için, kendisinden bir açıklama
beklentisi içinde olmak doğal karşılanmalıdır. Birebir yazışarak da
sorunu aydınlatmaya çalışmak mümkündü. Ancak sorunun önemi, bu gün ile
bağlantısı hesaba katıldığında, herkesle paylaşmanın daha yararlı
olacağı düşünüldüğünden bu yol seçildi.

PKK – KUK çatışmasında vurulanlar, aynı amaca yönelmiş kardeş, devrimci
insanlardı. Her iki taraftan da vurulanlar Kürd halkı açısından acı
kayıplardı. Tüm örgütlerde devlet bağlantılı unsurların olabileceği bir
gerçek. Ama devlet tarafından kurulan/kurdurulan bir örgütü(PKK) ayrı
bir kategoride değerlendirmek gerekiyor.

Bu farklılığı gözeterek bakıldığında PKK – KUK çatışması, klasik
anlamda bir kardeş kavgası değildi. Böyle değerlendirdiğimizde, Mehmet
Şener, Hikmet Fidan, Çekdar ve PKK saldırıları sonucu hayatını
kaybedenlerin hepsini de bu kategoride değerlendirmemiz lazım. Aradaki
fark, KUK’un saldırılara karşılık vermiş olmasıdır.

Gelinen noktada, Öcalan’ın devletin hizmetinde olduğu, devlet
bağlantısının onu politik arenaya sürdüğü, PKK’yı kendi kişiliğinde
biçimlendirdiği, bu biçimlenmeye karşı duranların ölüm dahil farklı
şekillerde tasfiye edildiğini söylemek haksızlık olmasa gerek. Bu
gerçekler ışığında olaya bir bütün olarak bakıldığında, geçmişte yaşanan
PKK – KUK çatışmasının devlet kaynaklı olduğu iddiası gerçeklik
kazanıyor. Evet devlet istedi diye PKK - KUK çatışması yaşandı. Çünkü
devlet PKK’yı Öcalan’a kurdururken, Kürd devrimci hareketlerini
etkisizleştirmeyi “birinci vazife” olarak vermişti ona.

Çatışmanın yaşandığı dönemde ciddi bir sorgulama yapılmış olsaydı,
ihanet projesi bu kadar rahat hayata geçirilemezdi ve bu kadar tahribat
yaşanmazdı. Tarihi egemenler yazdığı için doğruyu yazmazlar. Ama mutlaka
bir gün gelir ve tarih yeniden yazılır; bu gün Kemalizm ve Öcalan’ın
sorgulanması yanlış yazılmış bir tarihin yeniden yazılmaya
başlanmasıdır. 1980 öncesi ve sonrası yaşananlar ne yazık ki yeteri
kadar bilinmiyor. Soru sormak ve bu sorulara cevap aramak bir çok konuya
açıklık getireceği gibi, Öcalan ve anlayışının mahkum edilmesini de
sağlayacaktır.

Mesela, PKK 84 de ilk eylemlerini neden ERUH ve ŞEMDİNLİ’de yaptı?
PKK’nın daha önce girmediği bu bölgelerde halkı kimler örgütledi? Darbe
öncesi, binlerce kişiyle Eruh kırsalında Newruz kutlaması yapan, dağdaki
eşkiyaların halka yönelik baskılarına son veren, muhbirleri
cezalandıran, köylerde eğitim çalışmaları yaparak ulusal-devrimci
duyarlılığın gelişmesini sağlayan KUK hareketine ‘APOCU vurmaktan başka
bir şey yapmadı’ demek haksızlık olmaz mı? Umarım bu değerlendirmeleri
kimse, “örgüt fetişizmi” olarak değerlendirmez.

Hiçbir örgüt veya lider dokunulmaz/kutsal değildir. Örgütlerin, amaç
için birer araç olduğu gerçeği gözden kaçırılmadan, bir dönemin doğru
bilinmesine katkı yapma amacıyla hareket edilmiştir. PKK – KUK çatışması
sağlıklı değerlendirilmezse, PKK’nın yıllardır Kürd halkına karşı
yaptığı (bir çok devrimciyi, yurtseveri katlettiği) saldırılara devam
etmesine yeşil ışık yakmak olacağını bilmeliyiz. Sorunu
devrimci/yurtsever hareketler arası bir çatışma olarak görmek(mevcut
gelişmelerden sonra), Öcalan ve PKK’sını onure etmektir.

"PKK tabanının yurtseverliği, iyi niyeti tartışma konusu yapılamaz.
Ancak, başta Öcalan olmak üzere karar merciinde bulunanların ihanetçi
kimliği de tartışmaya gerek bırakmayacak kadar ortadadır. Geniş bir
çerçeveden bakıldığında, PKK – KUK çatışmasının görünüşte olduğunu,
gerçek çatışmanın “ DEVLET – KUK “ arasında yaşandığını söylemek abartı
olmasa gerek. Bu nedenle tavrımızda net olmak, Öcalan ve anlayışını
doğru değerlendirerek mahkum etmek durumundayız. Aksi takdirde yaşanacak
olumsuzluklara seyirci kalmaya mahkum oluruz.

0 new messages