Karen Fogg'un E-maillerini Ortaya Çikaran Hacker ile Konustuk
Röportaj: Tayfun Salci ( tay...@gercekhayat.com )
Olayi hafizalarda hala canli. Isçi Partisi genel baskani Dogu
Perinçek, 7 Subat 2002 günü düzenledigi basin toplantisinda, Madam
Fogg'un e-postalarini ele geçirdiklerini açikladi. Pespese
düzenledigi toplantilarda ortaya çikan tablo suydu: Madam Fogg, ele
geçirilen yedi bin küsur e-postanin muhteviyatindan anlasildigina
göre, temsilcilik görevinin hudutlarini çok asmis; Türkiye'de fiilen
bir besinci kol hareketi örgütlemeye girismis; bu baglamda
gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve kimi
bürokratlarla bir `sebeke' teskil etmis. Büyük bütçelerle
olusturulan gruplar Brüksel'e baglanmislar.
Madam Fogg ülkeyi terk etmeye mecbur kaldi.
E-postalarin muhteviyati bir yana, kim tarafindan ve nasil ele
geçirildigi de tartisilan konular arasindaydi. Rivayet muhtelifti.
Mit, Jitem, Emniyet, Ordu veya genel olarak `derin devlet' diyenler
çogunluktaydi. Dile getirilen bir diger ihtimale göre, bu isin
arkasinda AB içinde Türkiye'nin üyeligini istemeyenler bulunuyordu.
Üçüncü ihtimal ise bunun bir bilgisayar korsanligi (hacking) olayi
olduguydu. `Perinçek'in Teknik Ekibi' diye dalgasini geçenler de
vardi bu ihtimalle.
Karen Fogg'un e-postalarini ele geçiren ve Isçi Partisine
ileten bilgisayar korsaniyla, Ahmet Mehmet'le konustuk.
********
Kendinizi bir `hacker' olarak tanimlar misiniz?
Fiilen öyleyim aslinda. Ama, bir `hacker'in teorik müktesebatina
sahip oldugumu söyleyemem. Bilgisayar konusundaki bilgim, siradan
kullanicinin üzerinde...
Karen Fogg'un bilgisayarina girip yazismalarini ele geçirdiniz ve
bunu , `uzman'liginiz olmadan yaptiginizi söylüyorsunuz? Nasil
oluyor bu?
Iki imkanimi degerlendirdim, diyebilirim. Birincisi `cüret'. Bu
çesit bir is her seyden evvel cüret gerektiriyor. Ikincisi ise bir
iki ecnebi lisandan anlamak. Böylece hem internette bilgisayar
güvenligiyle ilgili gelismeleri ve dökümanlari takip edebiliyordum,
hem de nüfuz ettigim sistemde karsima çikan birkaç dilde yazilmis
evrakin manasini sökebiliyordum.
Internette sörf yaparak ve biraz yabanci dil bilerek, insan bir
Büyükelçiligin bilgisayar sistemine sizabiliyor mu?
Haklisiniz. Biraz tuhaf. Belki su sizi tatmin eder. Türkiye'deki
Avrupa Temsilciliginin bilgisayar sistemi çok özel koruma duvarlari
arkasinda degildi. Niye böyleydi derseniz; sadece aptalliktan degil,
derim. Asil neden pervasizlikti bana göre. Temel bir tutum bu onlar
için. Türkiye'de pek pervasizlar. Aptallik bunun bir sonucu.
Çok kolaydi yani?
Tam öyle degil. Isin çocuk oyuncagi veya zahmetsiz oldugu anlamina
gelmez bu. Bilakis. Ama su da dogru: Evet, internette sörf yaparak
ve biraz yabanci dil, tercihen Ingilizce bilerek bu isleri
kivirabilirsiniz. Çünkü internet bir çöplük ama karistirinca çok iyi
seyler de çikabiliyor. Bu, modern çöplüklerin genel bir özelligi
degil mi zaten?
Internet, çöplük...?
Burada bir farklilik var tabii, hak da yemeyelim. Internet bir
paylasim ortami. Kuvvetli bir otoriteden de simdilik azade.
Simdilik, diyorum, çünkü bunun çaresine bakmayi düsünüyorlar
muhakkak ki. Benim Karen Fogg hadisesinde kullandigim kodu -
hatirladigim kadariyla- bir Çinli yazmisti, mesela. Çinli bunu "C"
programlama dilinde yazdigi için ben onu kullanmadim da, PC'mde daha
kolay çalistirdigim "Perl" versiyonunu kullandim. Bunu C'den Perl'e
çeviren de bir Iranliydi! Görüyorsunuz, bunlar muhalif ülkelerin
vatandaslari hep. Internet böyle bir yer iste.
Evet, güzel bir dayanisma örnegi gibi görünüyor. Ama Karen Fogg'a
dönersek...? Nasil basladi bu is?
2001 yazi basiydi. Bir Nadire Mater olayi patlak vermisti,
hatirlayacaksiniz. Bu hanim AB fonlarindan desteklenen bir kitap
yayimlamisti. Mehmedin Kitabi, diye. Türk ordusuna hakaretler
yagdiran, bir küfür kitabiydi. Ben de kendimi milliyetçi olarak
tanimlarim. Ne demek milliyetçi? Bunun ilkin bir hissiyat oldugunu
söyleyeyim. Fikri çerçevesi de, bu çerçeveyi doldurdugunuz
ayrintilar da baska baska olabildigi için, tafsilata girmeyeyim.
AB temsilciligiyle derdim böyle basladi. Bardagi tasiran damla bu
oldu yahut. Ilkin basit bir protesto mesaji yerlestirmek üzere
internet sitelerine yöneldim. Bilenler bilir, sistemi incelerken
siteyi kendi makinelerinde çalistirdiklarini ve bütün aglarinin da
internete açik oldugunu gördüm. Gerisi çorap sökügü gibi geldi.
Bilgisayar sistemine girdiniz. Sonra ne oldu? Ne buldunuz?
Dogrusu bu konudaki ayrintilari hatirlamam zor. Iki sene geçti
üzerinden. Su kadarini söyleyeyim: Açik rastladigim her bilgisayar
kontrolüm altindaydi. Karen Fogg'unki basta. Basitlestirerek
anlatayim: Ortak bir kullanilan makine vardi. Herkese ait bir klasör
bulunuyordu. Ilk girdigim de bu müsterek makine olmustu. Burada
yedek dosyalarini muhafaza ediyorlardi. Çok ise yaradi gerçekten. Bu
makineyi ele geçirince, diger bütün makinelerin de kapisi açildi.
Sistemdeki en yetkili makine buydu çünkü. Bu makineye `sistem'
(bilgisayardaki en yetkili merci denebilir buna) ayricaliklariyla
girince bütün diger makinelerin hakimi oldum. Artik istedigim her
türlü yazilimi yüklemeye, belli bir takvime göre etkinlestirmeye
imkanim vardi.
Karen Fogg'unki en önemlisiydi herhalde?
Evet. Onu günü gününe takip edebiliyordum. Pek çok sey
buldum:raporlar, bilgi notlari, iç yazismalar. En ilginci de aslinda
bilgi islem sorumlusunun makinesinden çikti. Bütün sistemin mimarisi
ve kullanici adi ile sifre listeleri! Çok gülmüstüm...
Bilgisayarlarda muhafaza edilen her türlü evraka ulastim. Fogg'un
duygu yüklü bazi mektuplari dahil!
Ve tabii e-postalar?
Aslinda e-postalara hemen nüfuz edemedim. Çok büyük dosya hacimleri
söz konusuydu. Yüzlerce megabyatlik dosyalar! Dbx uzantili
dosyalar. Bunlari indirmem gerekiyordu ama benim gibi telefon
hattiyla internete baglanan birisi için imkansiz gibi bir seydi bu!
PC'im de fi tarihinden kalmis bir aletti ya, neyse.
Yani öyle teknoloji harikalari kullanarak yapmadiniz bunlari?
Yok canim, nerde..? Komiktir, isin en civcivli zamaninda monitörüm
bozuluverdi. Yeni bir monitör alacak para bile yok. Haftalarca
internet kafelerden yürüttüm isi. Neyse. Bunlar acikli tarafi
isin... Bu büyük dosyalari indirmek için baska yollar bulmak
gerekti. Detayina girmeden söyleyeyim. Genis bant internet
baglantisi bularak indirdim bu dosyalari. Tersi olamazdi çünkü. Daha
ufak dosyalari indirmek bile bütün bir gece sürebiliyordu... Elçilik
e-posta sunucusunu da kendi aginda tutuyordu. Dolayisiyla, bütün
çalisanlarin e-postalarini arsivlemem dahi olanakliydi. Tek tek
ugrasmaya gerek kalmadan yani. Bir kismini aldim da ama tamamina
imkan bulamadim.
Bütün is ne kadar sürdü. Sanki haftalarca ugrasmissiniz gibi
anlatiyorsunuz?
Üstüne bastiniz. Tam olarak ben bile hatirlamiyorum ama 6-7 ay
sürdü bu. Ilginç aylardi ama. O arada Fazilet Partisi kapatildi,
Ilerleme Raporu yayimlandi, 11 Eylül geldi geçti.. Bütün bunlarin
oradaki akislerini takip edebiliyordum. 11 Eylül en ilginciydi...
Nasil yani?
Ilk soku atlattiktan sonra Karen Fogg da 11 eylül sakalarina
kaptirmisti kendisini. Daha ikinci veya üçüncü gündü, o bildik e-
posta esprileri gelmeye basladi ona da. Dün gibi aklimda olan bir
tane var. Hani New York'un ortasina Aya Sofya'yi yerlestiren bir
resim vardi... Avrupalilar egleniyorlardi dogrusu.
E-postalari ve diger evraklari ele geçirdiniz. Bir yandan da
okuyordunuz...
Yo, dogruyu söylemek gerekirse her seyi okuma imkanim yoktu. Zamanim
yoktu bir defa. Baska mesgalelerim de vardi haliyle. Bir de zaten
bütün bunlari elde etmek için harcadigim zaman çok fazlaydi. Elemek
zorundaydim okurken. Hizla ve kabasindan okuyordum.. Bazi seylerin
vahametini görmeye yetecek bir dikkatle ayni zamanda...
Mesela?
Mesela bir Volkan Vural olayi vardi. Bu, basina tam yansimayan bir
husustu... Neden böyle kaldi, bilemiyorum... Belki Aydinlik
yayimlamistir bunla ilgili bir seyler.. Ama birkaç sayisini
alabilmistim sadece.. Neyse, olay su. Ulusal Program denen vaat
listesi hazirlanirken Vural ile Fogg siki diyalog halindeler. Malum,
Vural AB'ye uyum islerine bakan tepe bürokratimizdi o zaman. Fogg,
kimi siyasi vaatlerin programda açik bir biçimde yer bulmamasindan
sikayet ediyor Vural'a. Vural'in verdigi yanit dehsete düsürdü beni:
Merak etmeyin, diyordu, ben onlari satir aralarina yerlestirdim..
Bizim siyasetçiler (hükümeti kastediyor tabii ki) böyle belgeleri
dikkatli okumazlar, bunlari görmeyip imzayi atacaklardir! Bir digeri
ise 2002 ilerleme raporu meselesiydi. Volkan Vural, rapor ilan
edilmeden evvel almak ve basina sunulmadan önce biraz makyajlamak
istiyordu. Karen Fogg'u memnun eden bir talep tabii. Mealen, aklimda
kaldigi kadariyla aktariyorum tabii ama dehset verici degil mi?
Devletin en üst düzeyinde bulunan bir diplomatimiz, bir ecnebi
meslektasina neler söylüyor! Kim kimin için çalisiyor belli degil.
Takip etmedim ama saniyorum Volkan Vural'in yeri artik o kadar
saglam degil. Nerde? Siz biliyor musunuz?
Bu niye gündeme gelmedi dersiniz?
Kim bilir? Belki de ben okuduklarimi yanlis tefsir ediyorumdur.
Sonuçta diplomat filan degilim.
Baska?
Bir baska örnek daha verebilirim... AB elemanlari DPT'yle görüsmeler
yürütüyorlar. Proje bazinda fon verecekler. Malum, DPT o dönemde
MHP'ye bagli. Elçiligin iç yazismasinda sunlar söyleniyordu: Destek
verdigimiz projelerin Güneydoguda ve Van gibi dogu Anadolu
sehirlerinde yogunlasmasi MHP'yi kuskulandiriyor, orta Anadolu'da
birkaç projeyi destekler görünmek lehimize olur!
Peki bunlar Isçi Partisinin, Dogu Perinçek'in eline nasil geçti?
Ben verdim. Ama ilk tercihim degildi aslinda. Dedim ya, kendimi
milliyetçi olarak tanimlarim. Her vatansever gibi memleketin içinden
geçtigi durumdan bunalmis durumdaydim. Hala da öyle ya, neyse.
Perinçek ilk tercihim degildi ama ona verdigime pisman da degilim.
Sagolsun, gayet güzel kullandi bunlari.
Ilk tercih kimdi o zaman?
Polise, milli istihbarata, hatta genel kurmaya vermek geçti içimden.
Ama bunu nasil yapabilecegimi bilmiyordum. Nasil karsilanacakti?
Kaldi ki bunlar içinde en çok güvendigim de askerdi. Polis de, MIT
de siyasetin daha fazla kontrolü gibi gelmistir bana. Bu isleri
bildigimden degil tabii, sadece hissiyat bu. Siyaset düsmani da
degilimdir, yanlis anlasilmasin ama halimiz de ortada degil mi? Hele
o günlerde bu kurum da Mesut Yilmaz'in ANAP'ina bagli durumda.
Malum, Mesut Yilmaz Avrupa Birligi davasinin önde giden bir
heveskari, neferi konumda. Adinin karismadigi yolsuzluk, ugursuzluk
da kalmamis biri. Kisisel olarak da hiç hazzetmedigim bir adam
sonra. ANAP zaten basimiza bütün bu Küresel çoraplari ören odak
olmus. Askere ise nasil ulasabilirim, hiçbir fikrim yok. Basin
yayin organlarina verilebilir ama onun da riski büyük...
Ama `tarihi' bir firsat var elimde. Kaçirmamam lazim. Kim
kullanabilir bütün bu belgeleri diye düsünmeye basladim...
Ve?
Ve Büyük Birlik Partisi geldi aklima. Muhsin Yazicioglu sahsen bana
itimat telkin eden biridir. Ne kadar basit düsünüyorum, degil mi?
Bir e-posta yollayip durumu izah ettim. Birkaç örnek de yolladim.
Genel Baskan yardimcilarindan birinden cevap geldi. Adini tam
hatirlamiyorum ama Bilgehan veya Kutluhan gibi bir seydi. Ilgisini
çekmisti yolladiklarim. Bana kim oldugumu soruyordu. Siz bir hacker
misiniz? Diyordu. Dogrusu, buna bir anlam veremedim. Durumu kabaca
izah eden bir e-posta daha attim. Bu defa daha büyük bir dosyayi
nasil alacaklarini da tarif ettim.
Nasil yani, onlar mi alacak dosyayi?
Evet. O günlerde dosyalari hazirlayip AB temsilciliginin internet
sitesine yerlestiriyordum. Böylece dikkat çekmeden
alinabiliyorlardi. Ayrica, kapali olma ihtimali yok denece kadar az
olan makine oydu. BBP'den bir daha haber alamadim. Dogrusu hayal
kirikligina ugramistim.
Neden ilgilenmediler dersiniz?
Kimbilir. Belki onu da siz sorarsiniz kendilerine. Ben de merak
ediyorum çünkü...
Sonra?
Sonra MHP'yi denedim. MHP içinde genel baskana kadar ulasabilecek
bir baglantiyla önce basili bazi evraki ilettim. Ardindan bir CD
halinde e-postalar gitti. Hiçbir cevap alamadim oradan da...
Bu arada takibi sürdürüyordunuz ama?
Günü gününe takip ediyordum Karen Fogg'u. Malzeme biriktikçe
birikiyordu elimde. E-postalarin sayisi 7-8 bine ulasmisti.
Hiç kuskulanmadilar mi dersiniz?
Çok pervasizdilar bence. Ama komik seyler de olmuyor degildi hani.
Dosyalarin hacmi gitgide büyüdügünden, indirmek zor oluyordu.
Fogg'un makinesindeki e-postalari silmek zorunda kaldim. Riskliydi
tabii. Uyanabilirlerdi. Kadin soke oldu. Yazismalardan gördügüm
kadariyla bilgi islemci de sasirmisti. Microsoft Türkiye'yi
aramislar. Onlar da, olur böyle aksilikler dert etmeyin mealinde bir
seyler demis!
Peki Perinçek'e nasil ulastiniz?
Perinçek son bir tesebbüs olacakti. Ümidim iyice kirilmisti dogrusu.
Elimdekilerin kiymetsizligine hükmetmek üzereydim. Dogu bey hakkinda
benim de birçok kuskum vardi dogrusu. Benim de diyorum, çünkü
bilirsiniz Perinçek'in seveni azdir... Haksiz da degiller belki. Çok
tutarli bir çizgisi yok sonuçta. Ama insanlarin degisebilecegine
inanmak lazim. Kaldi ki, bütünüyle kuskusuz kim var ki! Hem sonra,
güvendiklerimden bir cevap bile alamamisim. Perinçek'i de takip
ediyorum bir müddettir. Bir de Hasan Yalçin var tabii, rahmetli. 11
eylül sonrasi performanslari harika. Samimi veya degil, onu kimse
bilemez. Neyse, Perinçek'e birkaç örnek yolladim. Hemen cevap geldi.
Çok önemli seyler var elinizde, bunlarin devami var mi, diye bizzat
yazdi. Tamam dedim, iste aradigim adam!
Sonra?
Sonra birkaç örnek daha yolladim e-postayla. Devamini vermeyi de
vaat ettim. Bir CD'ye kayit yapmanin yollarini ariyorum. Bu da kolay
bir is degil çünkü. Bahçeliye yollarken göbegim çatlamis zaten. Ben
bunlari düsünüp dururken, 7 Subat günü ne göreyim: Dogu Perinçek
basin toplantisi yapiyor! Dogrusu bu defa biraz korktum.
Niye korktunuz?
Çünkü Elçiligin makinelerinde henüz temizlik yapmamisim. Izlerimi
bütünüyle yok etmem lazim. Bu bir. Ikincisi daha da önemli belki.
Elçilik bir süredir hazirlik yapiyor. Brüksel'e dogrudan
baglanacaklar. Benim de bu konuda umutlarim ve korkularim var.
Korkum, sistemi bastan asagi elden geçirip durumu fark etmeleri.
Umudumsa, sisteme dokunmadan Brüksel'e baglanmalari. Çünkü bu
Brüksel'e de sizma imkani demek! Basin toplantisi her seyi bitirdi
tabii.. Hizli bir biçimde ne kadar olabilirse o kadar temizlik
yapmakla kaldim.
Bu arada firsat kaçti yani?
Bir bakima. Ama bundan emin olmak mümkün degildir.
E-postalarin devamini nasil verdiniz?
Yazismalari e-postayla yapiyordum. Ahmet Mehmet takma adiyla yürüdü
bunlar. Biliyorsunuz, Dogu bey `Karen Fogg'un e-postallari'
kitabinin önsözünde bana bu adla tesekkür eder. BBP'ye de benzer bir
isimle ama baska bir adresten yazmistim. E-postalrin devamini IP'nin
Kadiköy Subesine, o günlerin yöneticisi Hasan Karanlik'a verdim. Onu
da tanimam. Internetten yaptigim bir tercihti bu. Adresi aldim,
yetkilinin ismini ögrendim filan... Jet hiziyla verdim çiktim. Durum
komikti biraz.
Sonra?
Sonrasinda ben de herkes gibi seyirciydim. Tarihe dokunmustum. Simdi
merakla bekliyordum: kimildayacak mi bakalim diye.
-----------------------------------------
"Necip Hablemitogluna da bir belge yolladim"
"Tam zamanini hatirlamam simdi mümkün degil, elimdeki evraka bakmam
lazim ama, bir tartisma vardi gündemde. Alman Vakiflari meselesi.
Rahmetli Necip Hablemitoglu birkaç hafta üst üste Ceviz Kabuguna
çikmis ve ifsaatta bulunmustu. Fogg'un yazismalari içinde Necip
Beyin isine yarayacak bir mektuplasma da vardi. Kendisine yolladim.
Çok heyecanlandi. Içten bir tesekkürle mukabele etti. Onunla da
böylece fazla derinlesemeyecek olan bir münasebet baslamis oldu.
Rahmetliden dört bes e-posta daha alacaktim ancak. Son
kitabi "Köstebegi" gönderdikleri arasinda ben de vardim. E-postayla
yollamisti.
Hablemitoglu'na gönderdigim belge Metin Münir ile Karen Fogg
arasindaki bir yazismaydi. Metin Münir Hablemitoglu'nun kitabini
okumus, bastan asagi saçma bulmus tabii. Fogg'a diyor ki, gördün mü
kitabi, fikrin ne? Hablemitoglu, bir Avrupa Birligi parlamentosu
belgesine dayandiriyor her seyi ama böyle bir belgenin mevcut
olduguna ihtimal verilemez herhalde, degil mi? Fogg'un cevabi
ilginçti, Necip beyin ilgisini çekecegini düsündügüm de oydu zaten.
Fogg diyordu ki, adam hakli, dedigi gibi bir belge var. Avrupa
parlamentosunun bu kararini içeren belgeyi bulunca sana da
yollayayim. Ayrica, diyor, Alman Yesillerinin Türkiyedeki bu
faaliyetleriyle ilgili söylentiler benim de kulagima geldi. Altin
meselesini kullanip burada zemin kazanmaya çalisiyorlar. Fogg,
birkaç gün sonra o belgeyi de yolladi gerçekten. Ben de hepsini
Hablemitoglu'na ilettim tabii."
"Tarihe Dokundum"
"Tarihe dokunmak diyorum, bunun benim için bir anlami var. Ingiliz
filozfou Bertrand Russell'i bilirsiniz belki... Kendisi Ingiliz
hükümetlerinde belirleyici olmus ailelerden birine mensup bir
aristokratti. Ya babasi yahut dedesi basbakanlik da yapmisti galiba.
O anlatir. Tarihi yapan insanlarin arasinda büyüdügü için, hep onu
degistirebilecegi hissiyle yasamis. Tarihin akisinin
degistirilemezligi fikrine yabanci kalmis. Tarih disimda degildi,
diyor, onu degistirmek günlük seyler arasinda gibiydi. Bizim ne
kadar uzagimizda bir hissiyat, degil mi? Biz, siradan insanlarin.
Bunu kabullenmek zor geliyordu bana... Neyse, uzatmayayim, iste
tarihi degistirme degilse bile ona dokunma firsati elimdeydi. Nedir
tarih? Bugün için söylersek, gazete mansetleri degil mi? Hiç olmazsa
bir yönüyle, degil mi? Iste, adim sanim yoktu ama yaptigim bir sey
gazete mansetlerine tasinmisti... Yaptigim sey etrafinda saflar
tutulmustu... Türkiye'nin istikametiyle ilgili bir tartismanin -bir
müddet için de olsa- odagi olmustu... Ben de seyrediyordum..."
"Devlet kim?"
"Derin devlet mi? Deriniyle yüzeyiyle devlet biziz, baskasi degil
ki! Bati liberalliginin pompaladigi sivil-devlet, vatandas-devlet
çatismasina bizim karnimiz tok olmalidir. Devlet, örgütlenmis
millettir. Öyle olmak zorundadir. Öyle degilse eger, isgal
altindayiz demektir. Millet, devlet üzerindeki sahiplik iddiasindan
vazgeçemez, vazgeçmemelidir. Araya mesafe sokulmasina izin
vermemelidir. Devlet adamiyla aramdaki fark bir rol dagilimindan
ibaret olmalidir. Ayni gaye için çalismak zorundayiz. Demokratik
göreciligin/izafiyetçiligin içerdigi nihilizm, degerlerin
degersizlestirilmesi yani, sadece ve sadece dünya sisteminin
efendilerine yarayan bir çözülme yaratiyor. Bunu ben AB
temsilciliginin faaliyetlerinde somut biçimde gördügüm
kanisindayim . Karen Fogg sivil toplum mühendisliginde uzmanlasmis.
Genel bir strateji bu Bati için. Sivil toplum adi altinda örgütlenir
görünürken, dagiliyorsunuz aslinda. Bu bir çözme harekati. Milli
bütünlügü sarsiyorlar. Sonra da karsiniza geçip, siz zaten suni bir
bütündünüz diyorlar, diyecekler de."
Gerçek Hayat / 14 Kasim 2003 - Sayi: 160
www.gercekhayat.com
- - - - - - - - - - - - - - - - - -
Internette Türkçe harfler için:
http://www.turkinternet.tk
- - - - - - - - - - - - - - - - - -