***HAYATIN İÇİNDEN-KAHVE MOLASI***

1 view
Skip to first unread message

Laedri Dost

unread,
Jan 26, 2013, 9:06:03 AM1/26/13
to


                   HAYATIN İÇİNDEN

                                                 KAHVE MOLASI

 

Hüseyin BAYHAN

 

 

 

 Hayat Bilgisi

 

Allah'ın hakkı çok mu ucuz?

Hayatın hayatı olan dini, Allah'ın hakkını ne kadar hafife alıyoruz? Aslında insanlar var olduğu için var, dolayısıyla fert fert insanlara hizmet etmekle mükellef bir aygıttan başka bir şey olmayan devlet, karşılıklı mukaveleden kaynaklanan sorumluluklar dışında üzerimizde hiçbir hak sahibi olmadığı halde bizden kendisine mutlak itaat istiyor.
Kendilerini sistemin sahibi, daha ötede yeryüzünün hakimi addedenler de, gerekirse milyonlarca insanın hayatı pahasına da olsa hakimiyetlerinin savaşını veriyorlar. Oysa hepimiz, Allah'ın kullarıyız. Hepimizi yaratan da, yaşatan da O. Bütün kareleriyle varlığımızı, hayatımızı, her anımızı, bütün hücreleriyle vücudumuzu, acıkıp doymanın, susayıp kanmanın, yorulup dinlenmenin, hastalanıp şifa bulmanın zevkini sadece ve sadece O'na borçluyuz. Sevdiklerimizin de varlığını, sevmeyi, merhamet etmeyi, "vatan" dediğimiz toprağımızı, güneşimizi, ayımızı, baharımızı, çiçeklerimizi, bunlarla olan münasebetimizi ve bu münasebetlerin idrakini, aldığımız havanın her bir molekülünü, içtiğimiz suyun her bir damlasını, yediğimiz ekmek için gerekli olan tohum, toprak, hava, su, güneş ve mevsimler arasındaki münasebeti de sadece O'na borçluyuz. Böyle iken, kendileriyle varlık sahasında ve varoluş temelinde, hem de hepimizin irademizin dışında olarak aynı konumda bulunduğumuz bazıları, Allah'ımıza karşı ve kendilerinin de yerine getirmekle mükellef bulundukları vazifelerimize sınır koyuyor, o vazifeleri yerine getirmeye çalışmamızdan rahatsız oluyor, hatta hayatımızda O'nun yerini almaya çalışıyorlar.
Kaldı ki hayatımız, bu hayatla sınırlı değil. Varlıktaki mutlak gayelilik, her bir varlık türünün kendisini iradesi dışında olarak karşı karşıya bulduğu ve yerine getirmekten alıkoyamadığı varoluş vazifeleri, bütün unsurları birbiriyle mükemmel bir ilgi ve ilişki içindeki evrensel ahenk, her bir vicdanın meftun bulunduğu mutlak adalet duygusu ve özlemi, kötülüklerden rahatsız olup onları cezalandırma, iyiliklerden huzur bulup onları mükâfatlandırma isteği, vicdan azabı veya rahatlığı, bir başka hayatın varlığını açıkça ortaya koyuyor. Her canlı ölümlü; hayatımızda Allah'ın yerini almaya çalışanların kendilerinin bile doğumla dünyaya gelmeleri ve ölümle dünyadan gitmelerinde hiçbir rolleri yok. Gelecek bir ağacın bütün hayatını canlı bir program halinde kendinde barındıran her bir çekirdek, her canlının hayatının önceden yazılı bulunduğunu gösterdiği gibi, her bir ağacın hayatının nihayeti ve bir başka ağacın başlangıcı olan çekirdek de, bütün hayatların kayda alındığını ve ölümün, çekirdeğe nispeten ondan çıkan ağaç gibi çok daha şümullü ve büyük bir hayatın başlangıcı olduğunu göstermeye yetiyor. Bir evden diğer eve taşınırken yerleşeceğimiz evi temizliyoruz ve her şeyin yerli yerinde olmasını istiyoruz. Gideceğimiz evin çöplük gibi olmasını, o evde bizi sönmeyen ateş ocaklarının, bazısı kaynar sularıyla bazısı donduruculuğuyla yakan kazanların olmasını istemeyiz.
Bir ejderha gibi ağzını açmış bizi yutmaya hazır ve ne zaman yutacağı elimizde olmayan ölümün ötesinde bizi bir başka ev, ahret evi ve o evde sonsuz bir hayat bekliyor. Bu evin bütün müştemilatını hayatımızla buradan ve önceden gönderiyoruz. Bu eve, dünyada taşınmaya hazırlandığımız eve ulaşmadan gönderilebiliriz de. Her birimiz, taşınacağımız bir evden daha bir ihtimam ve acelecilikle bu evi hazırlamamız gerekirken onu umursamadığımız gibi, varlığımızda en küçük bir katkıları olmayan, kendileri de bizim gibi ölümün pençesinde ahret evine gönderilecek olan bazıları, bu evimizi hazırlamamıza da mani olmaya çalışıyorlar. Ayrıca bizi, kendilerine göre koydukları ama kendilerinin bile saygısızca çiğnedikleri kanunlarla, cezalarla korkutuyorlar. Oysa Hz. İbrahim (as), ne de güzel söyler: "Düşünün; hangimiz korkudan emin olmakta haklıyız? (Mutlak doğru yol olarak Allah'a iman ve tevekkül yolunu tutan) ben mi, yoksa (ilim iddianıza rağmen) hiçbir ilme dayanmadan, kendilerine tapılabileceğine dair Allah'ın elinize hiçbir delil vermediği varlıklara tapınan sizler mi?" 


 

 

KISSADAN HİSSE

 

Neyi Algılıyoruz?
Genç bir çiftçi hayatında ilk defa New York' a gitmişti. Gökdelenlerin yüksekliği ve insanların çokluğundan şaşkına dönmüştü. Kalabalık bir bulvarda yürürken, kulağına aşina bir cırcır böceği sesi geldiğini zannetti. Durdu ve dikkatle dinledi. 'Evet, bu bir cırcır böceğiydi!'
Ses büyük bir mağazanın önündeki çalıların arasından geliyor gibiydi. Bunun üzerine bu büyük çalı kümesine yönelip aramaya başladı. 
Bir mağaza görevlisi dışarı çıkıp, "Yardımcı olabilir miyim?" diye sordu.
"Hayır, teşekkür ederim." dedi genç adam... "Sadece şurada bir cırcır böceğinin sesini duyduğumu sandım!" 
Görevli, "Hayır! New York' ta bulunmaz." Genç çiftçi cırcır böceğini buluncaya kadar cırlak sesi takip etti, onu buldu ve eline aldı, "Tamam! İşte burada!" 
Genç adam bu çalının önünden her saat binlerce insan geçmesine karşılık cırcır böceğini duyanın bir tek kendisi olmasına çok şaşırmıştı. 
Bunun üzerine küçük bir deneme yapmaya karar verdi. Elini cebine
atıp bir çeyrek çıkardı ve havaya attı. Paranın kaldırıma vurduğu anda, düşen bozukluğu aramak için yürümekte olan 24 yaya durdu! Psikologlar; genç adamın şahit olduğu olay için bir durum tanımlar: 
"Buna algıda seçicilik denir. Belli şeyleri görmek ve belli sesleri duymak..." 
Charles Lever.
Gökyüzüne bakıp kuşları, kırlara gidip çiçekleri, çocuklara bakıp saflıklarını, ağaçlara bakıp dallarını, yapraklarını, hayvanlara bakıp doğallıklarını, insanlara bakıp güzelliklerini algılayın.(mutlaka güzel tarafları olacaktır)
Algıladığınız yalnız para sesi olmasın !

 

 

NÜKTELER

 

Hakk’ın kölesi

Yavuz Sultan Selim Mısır’da saray bahçesinde Nedimiyle beraber sohbet ediyordu. Güneş, serin esen rüzgarı bir meltem yumuşaklığına çevirecek kadar sıcaklık yayıyordu. Bahçedeki güller bile tatlı bir bahar neşvesini çevrelerine gülücükler göndererek terennüm ediyorlardı. Derin ve içli bülbül sesleriyle bu bahar günü büyülü bir güzelliğe bürünüyordu.
Bir ara bahçe kapısının önünden bir takım insanlar geçmeye başladı. Başlarında onları bir yere götürmekle görevli askerler vardı. Sıra sıra bir yöne doğru giden bu insanların kulaklarındaki demir halkalar dikkat çekiyordu. 
Yavuz Sultan Selim onları uzun müddet seyretti. Sonra bunların kim olduğunu nedimine sordu. Nedimi: “Kölelerdir efendim” diye cevap verdi. Yavuz tekrar “Ya kulaklarındaki halkalar nedir?” diye sorunca Nedim: “Bu insanlar köledir. Kulaklarındaki halkalar da onların köle olduğunun işaretidir. Eğer kaçacak olurlarsa bu halkalarından tanınır, yakalanıp tekrar efendilerine teslim edilirler” dedi. Bunu duyan Yavuz haşmetli bir şekilde ayağa kalktı ve o gür sesiyle kükredi: “Nedimim tiz bana da bir halka getirsinler. Onu kulağıma takayım. Zira ben de Hakk’ın kölesiyim.”

 



SEVGİ

 

 

Sen Mükemmelsin

İyi bilinen bir konuşmacı, seminerine 20 dolarlık bir banknotu göstererek başladı. 200 kişinin bulunduğu odaya, bu parayı kim ister diye sordu ve eller kalkmaya başladı ve konuşmacı bu parayı sizlerden birine vereceğim fakat öncelikle bazı şeyler yapacağım dedi. Parayı önce buruşturdu, ve dinleyicilere hala bu parayı isteyen var mı diye sordu, eller yine havadaydı.

Bu sefer, konuşmacı peki bunu yaparsam dedi ve $ 20 i yere attı onun üstüne bastı, ezdi, pisletti ve para şimdi pis ve buruşuktu, fakat eller yine havadaydı ve o parayı herkes istiyordu. Ve konuşmacı şöyle dedi arkadaşlarım burada çok önemli bir şey öğrendiniz, burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi, o hala 20 dolar.

Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu her zaman bileceklerdir, hayatımızın değeri ne yaptığımız, veya kimi tanıdığımızla değil kim olduğumuzla alakalıdır.

Sen mükemmelsin, bunu asla unutma. Her zaman elinde olanları düşün olmayanları değil......

 

 


--
Bana ulaşmak için: dost...@gmail.com

facebooktaki paylaşım yerimiz
http://www.facebook.com/profile.php?id=524374374#!/pages/Laedrinin-Yeri/126151670733448?ref=mf

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
“Benim çok büyük bir Rabbim var”
de!
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages