***HAYATIN İÇİNDEN-KAHVE MOLASI***

3 views
Skip to first unread message

Laedri Dost

unread,
Apr 3, 2013, 8:48:00 AM4/3/13
to


                   HAYATIN İÇİNDEN

                                                 KAHVE MOLASI

 

 

Hüseyin BAYHAN

 

 

 

 Hayat Bilgisi

 

Gönülden Yürüyüşler

Yürümek için dik duruşu ve gönüllü olan yolcu gerek dedik.

Ama bir de yol gerek.
Bu yol ki.

Dosdoğru yol.
Hedefine şaşırtmadan ulaştıran, güzelliğe, mutluluğa götüren yol.

Yol belli yolcu belli.
Peki, sorun ne ki?
Yol dümdüz önümüzde ve ilk biz yürümeyeceğiz.
Yani yalnız değiliz.
Yürümeyi öğretenler dimdik önümüzde bütün heybetleriyle.
Biz nerdeyiz?

Her şey yürüyor, zaman, ömür, gençlik, sağlık, her şey su gibi akıp gidiyor.
Yürümüyor adeta koşuyor.

Peki biz yürüyor muyuz?
Bu yolu bilmeden anlamadan ve en önemlisi sevmeden yürüyemeyiz ki?
Her şey yürürken biz nerdeyiz?
Hangi oyunda oynaştayız?
Yürümeyi biliyor muyuz?
En önemlisi yürümek istiyor muyuz?

Cevabınız evetse eğer önce gönlünü ayağa kaldır.

Oturanlar yürüyemezler, hele yatanlar hiç.
Ama ayaklarınla değil gönlünle yürüyeceksin bunu bil.

Gönülle yürüdünüz mü hiç.

Yürüyenler dedim ya onlar, o aşıklar ayaklarıyla değil gönülleriyle yürürler…
Öyle yürürler ki!!!
Onları sular boğmadı, ateşler yakmadı.
Onların yollarını güvercinler sakladı.
O sevda elleri.

Şimdi yürüyenler gibi edebiyat yapıp lafla peynir gemisi yürütmeye çalışmadılar.
Söyleyip anlatıp yatmadılar.
Zaman üstü, mekanlara geçtiler Hakka yürüdüler ve Hakka ulaştılar.
Yol doğru yolcu doğru ama yürüyüş bozuk olursa varılmıyor menzille.
Hepsi dosdoğru olmalı… dosdoğru…..

İşte dostlar..

Yol dosdoğru Tevhit yolu..
İlk insan, ilk yol gösterici Hz. Adem’le başlayıp alemlerin rahmet, sevginin öğretmeni

Hz. Muhammed(s.a.v)’le tamamlandı ve kıyamete kadar bu yolun yolcuları olacak…

Yol dosdoğru, yürüyenlerde dosdoğru…
Bu yola yakışırmıyız ki bilmem.

Bu yol ki menfaat için satılmaz, iki kuruşluk sevdalar için terk edilmez.

Bu yolda basit insanlar yürüyemez.

Önce gönlümüze bir yolculuk yapalım.

Ta derinliklerine yürüyelim.
Gönlümüzü bulursak sahibinizi de buluruz.. İnşaAllah

Güzel yolun sevdalıları yolunuz açık olsun…

 

 

KISSADAN HİSSE

DEĞERİNİ BİLMEK

Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti.
Köle   hiç deniz görmemiş geminin mihnetini tatmamıştı. Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Avutmak için çok uğraştılar, ama bir türlü sakinleşmedi. Padişahın keyfi kaçtı.

Herkes aciz bir  vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın  huzuruna çıktı 'Müsaade buyurursanız ben onu  sustururum' dedi. Padişah da 'Lütfetmiş olursunuz'  dedi

Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç   kere suya. battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar,  gemiden tarafa çektiler. Köle gemiye yaklaşınca iki   eliyle dümene asıldı, oradan  gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı.

Yaşlı adamın yaptığı iş padişahı hayrete düşürdü, 'Bu   işteki hikmet nedir' diye sordu
Yaslı adam cevap verdi: ''Köle evvelce suya batmayı  tatmamıştı. Gemideki selâmetin kıymetini bilmiyordu. İşte huzur ve saadet de böyledir, bir felâket görmeyen  kimse,
huzurun kıymetini bilemez"

herşey ortada.... hepinize huzurlu bir yaşam dilerim....

 

 

NÜKTELER

 

Mezar Taşı
Behlül Dânâ'ya biri sorar:
- Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?
Behlül Dânâ şu cevabı verir:
- Şunu yazdır: "Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter."

Her Koyun
Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül Dânâ Hazretlerine:
- Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.
Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül.
Halife, kendisini sıkıştırdığında:
- Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır efendim, demiş. Fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.

 

 

SEVGİ

 

Evlilik..

 

Genç Kız: “İlle De Zengin Olsun”
Genç Erkek: “Bastırırım Parayı, İstediğim Kızı Alırım”
Evlilik gerçek sevgi üzerine kurulmadığından toplumda sıklıkla dile getirildiği gibi “müessese” halini alır. Bu ticari anlaşmanın, ortakları tarafından başarıyla yürütüldüğüne çok nadir rastlanır. Evlilik şirket gibi görülünce, % 51′lik hissenin kime ait olduğu konusunda sık sık tartışma yaşanması oldukça doğaldır. Beklenti, heves ve çıkarlar üzerine kurulan evlilikler, sevgi ve saygı ortadan kalksa da çoğunluk bu şekilde yaşadığı için, yine toplumun kıstas ve kurallarına göre azap içinde sürdürülür.
Toplumun kurallarına göre bir genç kız için hayatın en önemli amacı evlenmek ve anne olmaktır. Henüz çocukluk çağından başlayarak genç kızlar evliliğe hazırlanırlar. Bu telkinlerle yetişen ve evlilik çağına gelen genç kız, “koca bulma” peşine düşer. Kafasındaki koca modeli yakışıklı ve zengindir. Güzel ahlak, Allah sevgisi, Allah korkusu gibi inanan insanda bulunan özellikler ikinci plandadır; hatta kimileri için plan dahilinde bile değildir. İnsanı koruyan gözeten yalnızca Allah iken, genç kız zengin bir kocanın kendisini koruyacağını düşünür. Erkek de “bastırırsın parayı, alırsın” mantığıyla hizmetini yapacak bir kadın arar.
İnsanların hayatını kâbusa çeviren bu durum, din ahlakının yaşanmaması ve toplum kurallarının Kur’an’a tamamen ters olmasından kaynaklanır. Boşanmaların çokluğu, aile içi şiddetin fazlalığı ve geçimsizliklerin temelinde insanları mutsuzluğa, acılara ve kayba sürükleyen toplumdaki çarpık sistem vardır.
Balayı Bitince…
Evlilik öncesi her buluşmalarına uzun bir bakım sonrası giden erkek ve kadın, nikahın ertesi günü, sabah birbirlerini gördüklerinde ilk şaşkınlıklarını yaşarlar. O güne kadar acizliklerini, kusurlarını bakımla gizlemeye çalışmışlardır. Bunun gibi, çirkin olan kişilik özelliklerini de kamufle etmişlerdir. Ancak saklanan her şeyin ilk günden başlayarak ortaya dökülmesiyle kadın ve erkek ilk pişmanlıklarını tadarlar.
Birbirlerinin daha önce görmedikleri normal olmayan hareketlerine tanık oldukça, karşılıklı olumsuz duygular beslemeye başlarlar. Ulaşılmaz gördükleri özellikleri ise sürekli bir arada oldukları için artık olağan gelmeye başlar. Zamanla aralarında bir soğukluk oluşur. Bunun nedeni yaşadıkları sevginin derin değil, yüzeysel bir sevgi olmasıdır.
İlk başlarda ayıp olmaması için gizlenen duygular, yavaş yavaş gün yüzüne çıkar. Birbirine karşı saygılı, ince düşünceli, nezaketli davranan çift şimdi kırıcı, incitici, kaba ve düşüncesiz tavırlar sergilemeye başlar. Birbirlerine tahammül edemeseler de başkalarının yanında belli etmemeye çalışırlar. Gerçekte yakınları durumun farkındadır çünkü evli çiftlerin çoğu aynı süreci yaşamaktadır. Balayının sona ermesi ise kavga ile geçen yıllar başlangıcıdır.
Zamanla eve yeni sorunlar eklenir. Çocuklar, ekonomik durum ve çiftin ailelerinin oluşturduğu sorunlar yumağı çözülemez hale gelir. Evde en önemli konu paradır. Sahiplenmeden doğan kıskançlık yüzünden de şiddetli kavgalar yaşanır.
Evliliğin ilerlemesiyle birlikte ilgisizlik artar. Kadın, kocasının eve gelir gelmez yemeğin hazır olup olmadığını sormasından, yemekten sonra televizyon izlemesi ve izlerken de uyumasından yakınır. Erkek de karısının maddi beklentilerinden, dırdırından ve bakımsızlığından şikayet eder.
Toplum genelinde çocuğa bakış açısında çarpık bir görüş vardır. Çocuk hayatın en önemli amacı olarak görülür. Her şeyi yaratanın Allah olduğu unutulur ve anne baba ona hayat veren adeta kendileriymişçesine çocuğu sahiplenirler. Çocuklarındaki güzel özellikler, onlar için övünme vesilesi olur. Kötü olan özellikleri ise anne tarafından babaya, baba tarafından da anneye çekmiş olmakla açıklanır. Çocuk büyüdükçe övünme sebepleri de farklılaşır. Okulu, okuldaki başarısı ile ve hatta zengin aile çocuğu olan arkadaşlarıyla, eşe dosta “hava atılır”.
Hayat, Allah’a kulluk amacıyla yaşanacakken, kimi anne-babalar hayatlarını çocuklarına adar, onlar için yaşadıklarını söylerler. Oysa insan hayatını Allah’a adamalıdır. Annesinin, Hz. Meryem’e hamileyken, “”Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et” diyerek ettiği duasındaki gibi, çocuğunu da. Çocuk sahibi olmaktan amaç da yine güzel ahlaklı olarak yetiştirerek Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaktır.
Dünya hayatının kilit noktası Allah’ın rızasıdır. İnanan insan ne paranın peşindedir, ne mal-mülkün, ne köşe dönmenin, ne eğlencenin, ne rahatın, ne yeme içmenin, ne de zengin koca bularak anne babasını mutlu etmenin… Güzel ahlak sahibi, samimi inanan genç kız ve erkek, birlikte Allah’ın rızasını kazanabilmek için, sonsuza kadar beraber olmak için evlenirler.

 


--
Bana ulaşmak için: dost...@gmail.com

facebooktaki paylaşım yerimiz
http://www.facebook.com/profile.php?id=524374374#!/pages/Laedrinin-Yeri/126151670733448?ref=mf

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
Rabbine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
“Benim çok büyük bir Rabbim var”
de!
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages