KASÎDE-İ BÜRDE

83 views
Skip to first unread message

şefkat

unread,
Oct 15, 2009, 5:01:21 PM10/15/09
to sef...@googlegroups.com

V- Bölüm: Rasûlullah (sav)’in ilâhî Bereketi ve Dâveti

 
 
 
72-
جَاءَتْ لِدَءْوَتْهِ الْاَشْجَارُ سَاجِدَةً
تَمْشِي اِلَيْهِ عَلَي سَاقٍ بِلاَ قَدَمِ
 
 
Câet lidâ'vetihî'l-eşcâru sâcideten
Temşi ileyhi alâ sâkın bilâ kademi
 
O Yüce Peygamber Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dâvetine ağaçlar,
Köklerinei söküp sürünerek secde ederek geldiler…
 
 
 
73-
كَاَنَّمَا سَطَرَتْ سَطْراً لِمَا كَتَبَتْ
فُرُوعُهَا مِنْ بَدِيعِ الْحَطِّ فِي الْلَقَمِ
 
Keennemâ setaret satran limâ ketebet
Furûuhâ min bedî'il-hattı fî'l-lekami
 
Sanki ağaç dalları yazdı engüzel yazı ile yol ortasına
Bir lokmada Tevhidin yutuluşunu..
 
Fer’ : Şube, kol. İkinci derecede olan. Dal budak. * Bir aslın neticesi.
 
 
 
74-
مِثْلَ الْغَمَامَةِ اَنَّي سَارَ سَاءِرَةً
تَقؤيهِ حَرَّ وَطِيسٍ لِلْهَجِيرِ حَمِي
 
Misle'l-gâmâmeti ennâ sâre sâireten
Tekîhi harre vatîsin li'l-hecîri hâmî
 
O ağaçlar ki tıpkı bulutlar gibi, dal ve yapraklarıyla  Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i
Öğle sıcağının ateş tandırı gibi olduğunda gölgeleriyle korumak için peşi sıra yürüdüler, yürüdüler…
 
 
Gamame : Bulut. Beyaz bulut. * Örtmek.
Sâire : Seyreden, harekette olan. * Bir şeyden geri kalan. * Maadâ. Geçen, dolaşan. * Yolcu. Seyyar.
Vatîse : Tandır.
Harr : Hararet, sıcaklık. Sıcak.
Hecr : Ayrılık, firak. * Tıb: Sayıklamak. Hezeyan. (Bak: Hicr) * Çok sıcak günlerde öğle vakti.
Hamim : Sıcak ve kızgın su. * Yakın hısım, soy sop. * Samimi arkadaş.
 
 
 
75-
اَقْسَمْتُ بِ الْقَمَرِ الْمُنْشَقِّ اِنَّ لَهُ
مِنْ قَلْبِهِ نِسْبَةً مَبْرُورَةَالْقَسَمِ
 
Aksemtü bi'l-kamer'i-l-münşakki inne lehü
Min kalbihî nisbeten mebrûrete'l-kasemi
 
Yemin ederim ortasından ikiye bölünüp şaklanan Ay’a..
Kesinlikle O’nun kabiyle Ay arasında sadakatta kabul olunmuşluk güzeliği ve benzerliği vardır..
 
Münşakk : (Şakk. dan) İnşikak eden, yarılan, yarılmış. * Yaymak.
Mebrur : Hayırlı. Makbul. Beğenilmiş. Sadık olmakla makbule geçmiş olan.
Şakk-ı Kamer : Ayın iki parça olması mu'cizesi. (Kur'ân-ı Kerimin nass-ı kat'isi ile de sâbit olan ve mütevâtir olarak da bilinen Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın parmağının işâreti ile ayın iki parçaya ayrıldığı hadisesi ki, büyük mu'cizelerindendir.)
 
 
 
76-
وَ مَا حَوَي الغَارُ مِنْ خَيْرٍ وَ مِنْ كَرَمٍ
وَ كُلُّ طَرْفٍ مِنَ الْكُفَّارِ عَنْهُ عَمِي
 
Ve mâ hava'l-gâru min hayrin ve min keremin
Ve küllü tarfîn mine'l-küffârı anhü amî
 
Ve o, Hayrı ve Keremi içine alan mağaraya!..
Ve and içerim kâfirlerin tüm bakışlarında onları kör eden içerdeki Nur-u Mîm’e!..
 
إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
 
       “Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.”  (Tevbe 9/40)
 
 
Havi : İçine alan, ihtiva eden, kaplayan. Câmi'. * Biriktirici. * Kuşatan.
Tarf : Göz, bakış, nazar. Göz ucu.
Gâr : Mağara. İn. Kehf.
Gar-ı Sevr : Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Medine’ye hicretinde Ebû Bekir (ra) ile sığındığı Sevr Dağı’ndaki mağara.
 
 
 
77-
فَالصِّدْقُ فِي الْغَارِ وَالصِّدِّيقُ لَمْ يَرِمَا
وَهُمْ يَقُولُونَ مَا بِالْغَارِ مِنْ اَرِمِ
 
Fe's-sıdku fî'l-gâri ve's-sıddîku lem yerimâ
Ve hum yekûlûne mâ bi'l-gâri min erimi
 
Oysa  “SIDK”ın tâ kendisi Muhbir-i Sıdk olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile “O ne söylüyorsa haktır!” diyen Sıdık Ebû Bekir (ra) mağaradaydılar!..
Kâfirler göremediler..
Ve onlar dediler ki : “Bu mağara tertemiz, yabancı yok!”
 
Sıdk : Doğru söz. Hakikata muvâfık olan. Bir şeyin her hususu tam ve kâmil olması. * Ahdinde sâbit olmak. * Peygamberlere mahsus en mühim beş hasletten birisi. * Kalb temizliği.(İslâmiyetin esası sıdktır. İmanın hassası sıdktır. Bütün kemâlâta îsal edici sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâmın nizamı sıdktır. Nev-i beşeri kâbe-yi kemâlâta îsal eden sıdktır. Ashab-ı Kiramı bütün insanlara tefevvuk ettiren sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm'ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran sıdktır. İ.İ.)
Muhbir-i Sıdk : Sıktın habercisi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)..
Sıddık : Çok samimi, dâimâ doğruluk üzere ve Allah'a ve Peygamberine çok sâdık olan erkek. Sözü ile işi bir olan.
 
 
 
78-
ظَنُّوا الْحَمَامَةُ وَ ظَنُّوا الْعَنْكَبُوتَ عَلَي
خَيْرِ الْبَرِيَّةِ لَمْ تَنْسُجْ وَلَمْ تَحُمِ
 
Zannû'l-hamâme ve zannu'l ankebut'e alâ­
Hayri'l-beriyyeti lem tensüc ve lem tehumi
 
O kâfirler zannetiler ki;
Halkın hayırlısı Hz. Muhammed (sav) mağarada iken kapısına güvercin hemencecik bir yuva kurup, yumurtlayıp da yavru çıkaramaz
Ve örümcek de mağaranın ağzını tamamen ağ ile örüp kapatamz!
 
 
Hamâme : Güvercin
Ankebut : Örümcek
Hayri'l-beriyye : Halkın hayırlısı. Hz. Muhammed (A.S.M.)
 
 
 
79-
وِقَايَةُاللّهِ اَغْنَتْ عَنْ مُضَاءَفَةٍ
مِنْ الدُّرُوعِ وَ عَنْ عَالٍ مِنَ الْاُطُمِ
 
Vikâyetüllâhi agnet an müdâafetin
Mine'd-durûı ve an âlin mine'l utumi
 
Allahu Zü’l-Celâl’in koruması dostlarını,
Kat kat zırhların müdafasından ve yüce kalelerin muhtaçlığından gâni-gereksiz kılar...
 
Duru’ : (Dır. C.) Savaşda giyilen zırhlar, cevşenler, çelik elbiseler.
Utum : Taş duvar. Taş yapı. * Köşk, kasr. Kale
Müdafa : Bir hücuma ve zarar veren bir harekete karşı durmak. Def'etmek. Savmak. * Düşman hücumunu men'etmek. * Mahkemede: İddiacının dâvasını def' edecek bir surette bir iddia dermeyân etmek, beyânatta bulunmak.
 
 
 
80-
مَا سَامَنِي الدَّهْرُ ضَيْماً وَاِسْتَجَرْتُ بِهِ
اِلَّا وَ نِلْتُ جِوَاراً مِنْهُ لَمْ يَضُمِ
 
Mâ sâmeni'd-dehru daymen ve'stecertü bihî
İllâ ve niltü civâren minhü lem yedumi
 
Bu anlaşılmaz zaman yumağında dünya derdi boğazıma sarılınca,
Dertlerin ve sıkıntıların asla olmadığı Gâr-ı Garra olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Muhabbet Ocağına ve Merhamet Kucağına koşarım, ulaşmaya nâil olurum…
Hamd olsun Muhammedîyim!...
 
 
Sâme : Başını alıp gitmek.
Daym : Zulüm. Sıkıntı. İhtiyaç.
Dehr : Zaman, çok uzun zaman, ebedi. * Bin yıllık zaman. * Dünya.
İstecere : Boyun eğip sığınmak.
Civar : Çevre, yöre, etraf. * Yakın yer, yakın komşu.
 
 
 
81-
وَلاَ الْتَمَسْتُ غِنَي الدَّارَيْنِ مِنْ يَدِهِ
اِلَّا اَسْلَمْتُ تُنَّدَا مِنْ خَيْرِ مُسْتَلَمِ
 
Velâ'l-temestü gine'd-dâreyni min yedihî
İllâ'stelemtü'n-nedâ min hayrı müstelemi
 
Ne zaman iki âlemin saadetini dilesem zâhir ve bâtın elinden,
Yalvardığım anda elimde buldum Rahmetenlil rahmetini…
 
İltimas : Tavsiye. Rica. İstirham. * Kayırmak, tutmak, haksız olarak yardımda bulunmak. * Yapılmasını isteme.
Gına : Zenginlik. Yeterlik. * Tok gözlülük. * Mülâki olmak. Bir kimseye dostluğunda devamlı olmak.
Dareyn : Her iki dünya. İki yurd. İki yer.
 
 
 
82-
لاَ تُنْكِرِ الْوَحْيَ مِنْ رُءْيَاهُ اِنَّ لَهُ
قَلْباً اِذَا نَامَتِ الْعَيْنَانِ لَمْ يَنَمِ
 
Lâ tünkiri'l-vahye min ru'yâhü inne lehû
Kalben izâ nâmeti'l-aynâni lem yenemi
 
Sakın rüyâsında da vahy aldğını inkara kalkışma!
Şüphesiz ki o’nun gözleri uyuduğunda kalbi uyumaz asla!..
Nakilsiz akıl kullanm sakın!..
 
       Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ne ramazanda ne başka zamanda gece on bir rek’attan fazla namaz kılmazdı. Önce dört rek’at kılardı ki, onların güzelliği ve uzunluğu anlatılacak gibi değildi! Sonra dört rek’at daha kılardı. Onların da güzelliğini ve uzunluğunu hiç sorma! Sonra üç rek’at daha kılardı. Ben:
– Yâ Resûlallah! Vitri kılmadan mı uyuyorsun? diye sordum. Bunun üzerine şöyle buyurdu:
– “Âişe! Benim gözlerim uyur ama kalbim uyumaz”
(Buhârî, Teheccüd 16, Terâvih 1, Menâkıb 24; Müslim, Müsâfirîn 125. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 26, Tirmizî, Mevâkît 208; Nesâî, Kıyâmü’l–leyl 36.)
 
 
 
83-
فَذَاكَ حِينَ بُلِغٍ مِنْ نُبُوَّتِهِ
فَلَيْسَ يُنْكَرُ فِيهِ حَالُ مُحْتَلِمِ
 
Fezâke hîne bulûgın min nübüvvetihî
Fe leyse yünkeru fîhi hâlu muhtelemi
 
İşte bu Nübüvvetin olgunluğundaki gerçektir.
Halim selim ergin Erenlerin rüyâları nasıl inkar edilebilir.
 
Büluğ: Erginlik. Olgunluk. Çocukluk devresini tamamlayıp ergenliğe geçiş. Ergenliğe ulaşan genç, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi farzlarla mükellef (yükümlü) olur. * Yaklaşıp çatma.
Hâl : Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. * Cezbe. * Dert, keder, elem. * Mecâl. Kuvvet.
 
 
 
 
 
 
84-
تَبَارَكاللّهُ مَا وَحْيٌ بِمُكْتَسَبٍ
وَلاَ نَبِيٌّ عَلَى غَيْبِ بِمُتَّهَمِ
 
Tebârekellâhü mâ vahyün bi müktesebin
Velâ nebiyyün alâ gaybin bi müttehemi
 
Birr ü ihsanın yaratanı Allahu Zü’l-Celâl’in takdiridir ki;
Vahy çalışıp kazanılara elde edilen bir şey değildir.
Ve asla gaybî haberlerinden dolayı hiçbir peygamber töhmet altına sokulup suçlanamaz.
Ve Onlar asla gaybî haberlerinde  yanılamazlaranılmazlar ve yanılamazlar...
 
 
Mükteseb : İktisab edilmiş. Kazanılmış. Elde edilmiş.
Müttehem :  (Müttehim) (Vehm. den) Kendinden şüphe olunan, ittiham olunan şey. Töhmetli. Maznun. Zan ile kendine kabahat isnad edilen.
Bereket : Birrin tümü.Bolluk. Çokluk. Feyiz. Cenab-ı Hakk'ın lütfu, ihsanı. Uğurluluk. Meymenet, saadet
Tebârekellâhü  : "Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) ne bereketli, ne hayırlı işleri var, ne kadar bereketli!" diyerek hayret taaccübü. Allah'ın (C.C. ) yaptığı eserlerinden dolayı hayranlık hislerini ifade maksadıyla, Allah (C.C.) hakkında söylenen ve aynı zamanda dua için okunan bir kelâm.
 
 
 
85-
كَمْ اَبْرَأَتْ وَصَاباً بِلْلَمْسِ رَاحَتُهُ
وَ اَطْلَقَتْ اَلرِبباً مِنْ رِبْقَتِ الْلَمَمِ
 
Kem ebreet vasaben bi'l-lemsi râhatühû
Ve atlakat eriben min ribkati'l-lememi
 
Bir dokunmakla nice hastaları iyileştirip rahata kavuşturdu
Nice delilerin sihirden çılgınlık iplerini çözüp salıverdi…
 
Ri’be : (C.: Riâb) Sihir.
Itlak : Salıvermek. Bırakmak. Koyuvermek. Serbest bırakmak. Serbest olup her tarafta bulunmak. Cezadan kurtarmak. * Boşama. Boşanma. Afvetmek
Ribka : Kement. Kement bağı. İlmekli ip.
Lemem : Delilik, cünun. * Musibete yakın olmak.
 
 
 
86-
وَاَحْيَتِ السَّنَةَ الشَّهْبَاءَ دَعْوَتُهُُحَتَّي حَكَتْ غُرَّةً فِي الْاَعْصُرِ الدُّهُمِ
 
Ve ahyeti's-senete'ş-şehbâe da'vetüha
Hattâ haket gurreten fî'l-a'suri'd-dühümi
 
O kıtlığın kupkuru yılını duasıyla diriltti, hayat verdi…
Öyleki asırlar boyunca böylesi bir kara yıl görülmemişti, tek idi…
 
Şehbâ : Pek kıtlık olan sene.
 
 
 
87-
بِعَارِضٍ جَادَ اَوْ خِلْتَ الْبِطَاحَ بِهَا
سَيْباً مِنْ الْيَمِّ اَوْ سَيْلاً مِنْ الْعَرِمِ
 
Bi ârıdın câde ev hilte'l-bitâha bihâ
Seyben mine'l-yemmi ev seyılen mine'l-arimi
 
Bereketli duasıyal gökten dökülen yağmur,
Ve onun yarıp geçtiği derlerde bıraktığı kum, çakıl taşlarla,
Sanki deniz deyâ akıyor veya ârim seli gibi…
 
 
Seyb : (C.: Süyub) Su akmak.
Yemm : Deniz, bahir, derya, umman.
Seyl : Sel. şiddetle gelen şey.
Ârim : İnatçı, kafa tutan insanların Yemendeki yurdu olup selleri ile meşhur vâdileri.

şefkat

unread,
Oct 16, 2009, 5:14:11 PM10/16/09
to sef...@googlegroups.com
VI- Bölüm: Kur’ân-ı Kerîm’in Şerefi ve Övüş
 
 
 
88-
دَعْنِي وَ وَصْفِي آيَاتٍ لَهُ ظَهُرَتْ
ظثهُورَ نَارِ الْقِرَى لَيْلاً عَلَى عَلَمِ 

Da'nî ve vasfîye âyâtin lehü zahuret
Zuhûre nâri'l-kırâ leylen alâ alemi
 
Bırakın beni de vasfedeyim-anlatayım Kur’ân-ı Kerîmîn Mu’cize âyetlerini..
Ki onlar Arapların geceleri dağ başlarına yaktıkları Şölen ateşi gibi âşikârdır..
 
Vasf : Sıfat. Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl. Bir kimsenin veya şeyin durumunu anlatarak tarif etmek.
Mu’cize : İnsanların, yapmasında âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygamberlere nasib olan hârika. Kerametten yüksek, fevkalâde hâdise. * Mu'cize, Halik-ı Kâinat tarafından peygamberlerin hakkaniyetine ait bir tasdiktir. Sahih hadislerle mu'cizeler haber verilmiş ve tesbit edilmiştir.
Nari’l- Kırâ : Arapların âdetince bir yerde verdikleri ziyafeti ilan etmek ve dâvet etemek için yüksek dağ başına ateş yakarlarmış.
 
 
89-
فَ الدُّرُّ يَزْدَادُ حُسْناً وَ هُوَ مُنْتَظِمٌ
وَ لَيْسَ يَنْقُصُ قَدْراً غَيْرَ مُنْتَظِمِ 
 
Fe'd-dürrü yezdâdü husnen vehve muntezımün
Ve leyse yenkusu kadren gayre, muntezımi
 
Eğer inci taneleri işlenip kullanılır hâle gelirse güzelliği kat kat artar.
İşlenmemiş, dizilmemiş ve kullanılmamış olsa da değeri düşecek değil ya!...
 
Dürr : (Dürdâne, dürre) f. İnci. İnci tanesi.
İntizam : Tertib, düzen, düzgünlak ve nizam üzere olmak.
Müntezim : Dizilmiş, intizamlı, bir düzen içinde olan.
Hüsn : (Hüsün) Güzellik. İyilik. Eksiksizlik. Cemal ile kemal.
 
 
 
90-
فَمَا تَطَاوَلَ آمَالُ الْمَدِيحِ اِلَي
مَا فِيهِ مِنْ كَرَمِ الْاخْلاَقِ وَ الشِّيَمِ 
 
Femâ tetâvele âmâlü'l-medihi ilâ
Mâ fîhi min keremi'l-ahlâkı ve'ş-şiyemi
 
O’nu özenib hayali nasıl uzanabilsin gerçekten ona.
Ahlâkın ve değişmez-kesin hâlin ikram kaynağı o’nun özündedir…
 
Şiyem : (Şime. C.) Huylar, tabiatlar.

 
91-
آيَاتُ حَقٍّ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْددَثَةٌٌقَدِمَةٌ صِفَةُ الْمَوْصُوفَ بِالْقِدَمِ 

Âyâtü hakkın mine'r-rahmâni muhdesetün
Kadîmetün sıfatü'l-mevsûfî bi'l-kıdemi
 
Kul dilindeki Lafz-ı Kur’ân şimdikidir, ihdas edilmştir; ancak Hakiati El Rahmân  Teâlâ’dandır.
Taşıdığı mânâvî sıfatların öcelliği ise ezelîdir, kadîmdir.
 
 
Muhdes : İhdas edilmiş. Sonradan meydana gelmiş, eskiden olmayan. * İlm-i Hâlde: Şer'î temizliği gitmiş, abdest veya guslü lâzım gelmiş olan.
Mevsuf : Vasıflanan. Bir sıfatla tavsif edilen. * Kendisinde bir sıfat mevcud olan, kendisine bir sıfat isnad edilmiş olan.
Kıdem : Öncelik ve eskilik. * Evveli bulunmamak. Ezeli olmak. * Başkasından daha önce olmak. Zamanca daha evvelki olmak. Rütbece daha yüksek olmak. * Cenab-ı Hakkın "Kıdem" sıfatı, yâni; ebedî ve ezelî oluşu..
Kdîm : Eski zaman. * Başlangıcı olmayan. Uzun zamandan beri var olan. * Evveli bilinmeyen hâl ve keyfiyet.
 
 
92-
لَمْ تَقْتَرِنْ بِزَمَانِ وَهْيَ تُخْبِرُنَا
عَنِ الْمَعَادِ وَ عَنْ عَادٍ وَ عَنْ اِرَمِ 

Lem takterin bi zemânin vehye tuhbirunâ
Ani’l-meâdi ve an âdin ve an iremi                                    
 
Zamana bağlı değil bize ilâhî tebliği haber vermesi
Âhiretten, Âd Kavminden ve İrem’den haber verişi.
 
 
Tekattera : Bir şeyden ayrılıp uzaklaşmak.
Mead : Ahiret.
Maâd  : (Avdet. den) Âhiret. Dönülüp gidilecek yer. * Dönüş. * Ahiret işleri. Uhrevi işler.
Âd Kavmi : Hz. Hud Peygambere (A.S.) isyan ettiklerinden gazab-ı İlâhiyyeye uğrayan ve helâk olan, Yemen tarafında yaşamış bir kavmin adı.
İrem Kavmi Şeddadın kavmi.
Şeddad : Kâfir. * Çok eskiden Yemen'de Âd Kavminin hükümdarı Allah'a isyan ederek Cennet'e benzetmek iddiasiyle İrem bağını yaptırmış, bu bağdaki köşke girmeden kavmi ile yani taraftarlariyle birlikte gazaba uğramış, çarpılmış, yerin dibine geçmiştir. (Bak: Enaniyet)
 
93-
دَامَتْ لَدَيْنَا فَفَاقَتْ كُلَّ مُعْجِزَةٍ
مِنَ النَّبِيِّينَ اِذْجَاءَتْ وَ لَمْ تَدُمِ 

Damet ledeynâ fe fâkat külle mu'cizetin
Mine'n-nebiyyine iz câet velem tedümi
 
İnananlar için O’nun hüküm salatanatı devam edip gidecektir.
Diğer peygamberlere gelen mu’cizeler devam etmedi, kendi döneminde kapandı…
 
 
94-
مُحْكَمَاتٌ فَمَا يَبْقِينَ مِنْ شُبَهٍ
لِذِي شِقَاقٍ وَلاَ يَبْغِنَ مِنْ حِكَمِ 

Muhakkemâtün femâ yebkîne min şübehin
Lizî şikakin ve lâ yebgîne min hıkemin
 
Muhkem, sağlam ve kesin hükümleriyle;
Nifakçıların şüphelerine ve laf ebelerinin azgınlıklarına fırsat bırakmadı..
Ne davacı ister ne de hakem dışardan…
 
Muhkemat : Muhkem olanlar. Sağlam ve kuvvetli olanlar. * İçinde hüküm bulunan ve mânası açık olanlar.
Şübeh : (şübhe C.) şübheler, şekler. şübhe edilenler.
Şikak : Nifak, ikilik, ittifaksızlık.
 
 
95-
مَا حُورِبَتْ قَطُّ اِلَّا عٰادَ مِنْ حَرَبٍ
اَعْدَى الْاَعَادِي اِلَيْهَا مُلْقِيَ السَّلَمِ 

Mâ hûribet kattu illâ âde min-harabin
A'de'l-eâdi ileyhâ mulkıye's-selemi
 
Kur’ân’a hsavaş açanlar şavaştan kaçmakta buldu çâreyi
En azgın düşmanları ona kavuşmakta buldu selâmeti…
 
Hurub : (Harb. C.) Harpler, savaşlar, muharebeler.
 
 
96-
رَدَّتْ بَلاَغَتُها دَعْوَي مُعَارِضِهَا
رَدَّ الْغَيُورِ يَدَا لْجَانِي عَنِ الْحُرَمِ 

Reddet belagatüha da'va muarıdiha
Redde'l-gayûri yede'l-câni ani'l-huremi
 
Kur’ân’ın belagatı,  Hakk’a karşı gelen imansızın bâtıl davasını reddetti..
İmanlı bir gayretkeşin, cânî bir hainin elini haramdan çektirdiği gibi..
 
 
Belagat : Hitâbettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakikatlı güzel söz söyleme san'atı.
Muarız : Bir şeyden yan çizen. Muâraza eden. Karşı gelen. (Bak: Münâkaşa)
Gayur : Hamiyetli. Çok çalışkan. Dayanıklı. Çok gayretli. * Kıskanç. ("Gayyur" diye yazılması yanlıştır.)
  
97-
لَهَا مَعَنٍ كَمَوْجِ الْبَحْرِ فِي مَدَدٍ
وَفَوْقَ جَوْهَرِهِ فِي الْحُسْنِ وَالْقِيَمِ 

Lehâ meanin ke mevci'l-bâhri fî mededin
Ve fevka cevherihi fî'l-husni ve'l-kıyemi
 
Meded hususunda kemiyette O’nun mânâ ve anlamları denizin dalgaları gibidir.
O’nun cevheri ise keyfiyette güzellikve değer olarak daha da üstündür Subhânî sanatta…
 
 
Meded : İnayet, yardım, imdad, eman. Eyvah.
Kıyem : (Kıymet. C.) Kıymetler, değerler.
Cevher : Bir şeyin özü, esası.
Kemiyet : Nicelik. (Kemmiyet) Miktar, sayı, nice oluş. Az veya çok oluş.
Keyfiyet : Nitelik . Bir şeyin esâsı ve iç yüzü. Nasıl olduğu ciheti. * Kalite. Madde. (Kemmiyetin zıddıdır.)
 
 
98-
فَلاَ تُعدُّ وَلاَ تُحْصَا عَجَاءِبُهَا
وَلاَ تُسَامُ عَلَي الْاِكْثَارِ بِالسَّأَمِ 

Felâ tüaddü velâ tuhsâ acâibühâ
Velâ tüsâmü alâ'l-iksâri bi's-seemi
 
On’nu hayret verici harikalıkları sayılıp hesab edilemez.
O’na bakmalara doyulup göz çevrilemez asla!
 
Acaib : (Acib. C.) Şaşırtacak ve hayret verici şeyler.
İksar : (Kesret. den) Çoğaltma, fazlalaştırma, arttırma.
 
 
99-
قَرَّتْ بِهَا عَيْنُ قَارِيهَا فَ قُلْتُ لَهُ
لَقَدْ ظَفِرْنَ بِحَبْلِ اللّهِ فَاعْتَصِمِ 

Karret bihâ aynu Kârîha fe kultü lehû
Le kad zafîrte bihâblillâhi fa'tesımi
 
O’nu okudun gözün aydın oldu özün nur doldu!
Ona derim ki:
Yemin olsun ki sen zafere ulaştın Allah’ın ipi ile!
Artık Allah’ın ipine sımsıkı sarıl!..
 
تَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
 
       “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmrân 3/103)
 
 
Zafir : Zafer bulan. Zafere erişen.
 
 
100-
اِنْ تَتْلُهَا خِيفَةً مِنْ حَرِّ نَارِ لَظٰي
اَطْفَأْتَ نَارِ لَظٰي مِنْ وِرْدِهَا الشَّبِمِ 

ln tetlühâ hifeten min harri nâri lezâ
Etfe'te nâre lezâ min virdiha'ş-şebimi
 
Eğer O’nu cehennemin kızgın alevli ateşinden korkarak okursan,
Ancak Kur’ân’ın virdi söndürür, yanan o kızgın alevli cehennemin ateşini..
 
Lazâ : Ateş. Alev. * Cehennem'in altıncı katı.
Şebb : Ateş yakmak.
Vird : Sık sık ve devamlı okunan dua. * Kur'an-ı Kerim'den her gün okunması vazife bilinen kısım, bir cüz.
 
 
 
101-
كَاَنَّهَا الْحَوْضُ تَبْيَضُّ الْوُجُوهُ بِهِ
مِنْ الْعُصَاتِ وَ قَدْ جَاﺅُهُ كَالْحُمَمِ 

Keennehâ’l-havzu tebyeddu’l-vücûhu bihî
Mine’l-usâti ve kad câûhu ke’l-humemi
 
Sanki Kur’ân-ı Kerîm Kevser Havuzu ki o!nunla bembeyaz olmakta,
Kömür gibi günahkarası yüzleriyle gelen âsi, isyankârların içleri dışları..
 
O bir ümit pınarıdır ki her kiri pâk eder.
O bir nur kaynağıdır ki içeni kendine benzetir!
O bir Kur’ândır ki her Kerem-i Kerîmi kendisinde hizmete sunmuştur!..
 
Vücuh : (Vech. C.) Çehreler, yüzler, suretler. * Tarzlar. * Sebepler. * İmkânlar. * Münasebetler. * Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar. * Bir memleketin ileri gelenleri.
Havz-ı Kevser : Kevser havuzu. (Bak: Kevser)
Kevser : Kıyamete kadar gelecek Âl, Ashâb, Etbâ' ve onların iyilikleri, hayırları. * Bereket. * Kesretten mübâlağa. Çokluğun gayesine varan şey. Gayet çok şey. * Pek çok hayır. Hikmet, ilim. Kur'an, İslâm, tevhid. İlm-i Ledün. Ma'rifetullah. * Cennet ırmaklarının kaynakları. * Cennet'te bir havuz veya nehir.
Âsi : İsyan eden. Emirlere itâat etmeyen. * Günah işleyen. * Meşru idâreyi tanımayıp baş kaldıran.
Humem : (C.: Humem) Kömür. * Kara kül. * Her ateşte yanan nesne.
  
 
102-
وَكَالصِّرَطِ وَكَالْمِيزَانِ مَعْدِلَةً
فَالْقِسْطُ مِنْ غَيْرِهَا فِي النَاسِ لَمْ يَقُمِ 

Ve ke's-sırâtı ve ke'l-mizâni mâ'dileten
Fe'l-kıstu min gayrihâ fî'n-nâsi lem yekumi
 
O’nun hükmleri adalette Sırat gibi hakta incedir, Mizân gibi eşitlikte hassas ayarlıdır.
Kendisinden başka tüm adalet ölçülerini kaldırıp geçersiz kıldı.
İnsanlar için başka adalet terazisi kalmadı Kur’ân’dan başka..
 
Sırat : Cennet'e gidebilmek için herkesin üzerinden geçmeğe mecbur olduğu ve Cehennem üzerine kurulmuş olan köprü.
Mizan : Terazi, ölçü, tartı. * Akıl, idrak, muhakeme. Mikyas. * Fık: Mahşerde herkesin amellerini tartmağa mahsus bir adâlet ölçüsü olup, hakiki
 mâhiyeti ancak âhirette bilinecektir.
Kıst : Pay. Hisse. Nasib. Kısım. Mizan. Rızık.
 
 
103-
لاَ تَعْجَبَنْ لِحَسُودٍ رَاحَ يُنْكِرُهَا
تَجَاهُلاً وَهْوَ عَيْنُ الْحَاذِقِ الْفَهِمِ 
Lâ ta'ceben lihasûdin râhe yünkiruhâ
Tecâhülen vehve aynu'l-hâzikı'l-fehimi
 
Sakın şaşıp hayret etme Hasislerin Kur’ân’ı inkar pis kokusunu hissedersen!
İnkar ettiklerini bilmezlikten gelişleri münafıklık hasedindendir.
Tecâhül-ü ârif sanatını ustaca uygulayıp en incesini bildikleri hâlde bilmez gözüken şu inkarcılar..
 
Hasud : Çok hased eden.
Hased : Başkasının iyi hallerini veya zenginliğini istemeyip, kendisinin o hallere veya zenginliğe kavuşmasını istemek. Çekememezlik. Kıskançlık. Kıskanmak.
Tecahül : Bilmezlikten gelme. Bilmiyor görünme.
Tecâhül-ü ârif : Edb: Bildiği bir şeyi bilmiyormuş gibi gösterme. Bilen bir kimsenin, bilmez gibi davranması.
Hâzık : Mehâretli, işinin ehli, mütehassıs. (Bak: Hazâkat)
 
 
104-
قَدْ تُنْكِرُ الْعَيْنُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ
وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمِ 

Kad tünkiru'l-aynu dav'eş-şemsi min remedin
Ve yünkirü'l-femü ta'me'l-mâi min sekami
 
Ağrıyıp iltihaplanan göz güneşin ışığını inkar eder ya!
Hastalıklı ağız da suyun tadını inkar eder ya!
 
İşte gözleri hasta olanlar Kurân’ı  ondan dolayı göremezler.
İşte özleri hasta olanlar Kurân’ın zevkine ve hzzına bu sebeden uaşamazlar.
 
 
Remed : Gözün ağrıması, göz kapağı iltihabı.
 

şefkat

unread,
Oct 17, 2009, 5:14:04 PM10/17/09
to sef...@googlegroups.com

VII- Bölüm: Rasûlullah (sav)’in Mi’racın Anlatış

.

 
105-
يَا خَيْرَ مَنْ يَمَمَ الْعَافُونَ سَاحَتَهُ
سَعْياً وَفَوْقَ مُتُونِ الْاَيْنُقِ الرُّسُمِ
 
Yâ hayre men yememe'l'-âfûne sâhatehû
Sa'yen ve fevka mütûni'l-eynukı'r-rusümi
 
Ey  çölde hızla giden yaya! Yoksulların, hecin develerinin bıraktıkları izde koşmaları gibi, uğruna koştuklarının en hayırlısı…
 
.
106-
وَ مَنْ هُوَ الْاٰيَةُ الْكُبْرَي لِمُعْتَبِرٍ
وَ مَنْ هُوَ النِّعْمَتُ الْعُظْمَي لِمُغْتَنِمِ
 
Ve men hüve'l-âyetü'l-kübrâ lî mu'tebirin
Ve men hüve'n-ni'metü'l-uzmâ lî mugtenimi
 
İbret ve hikmetle, anlamak isteyenlere en büyük varlık delili!
Fazla yorulmadan ganimet dileyenler için muazzam nimet ve rahmet kaynağı!..
 
Mu'tebir : İbret alan, anlayan.
Kübrâ : (Ekber'in müennesi) Büyük, daha büyük, en büyük.
Âyât : (Âyet. C.) Âyetler. * Cenab-ı Hakk'ın sıfât ve kudreti hakkında görülen âşikâr deliller, bürhanlar. * Menziller. Mekânlar.
Uzmâ : (Müe.) Büyük. İri. * En büyük. Çok büyük. (Müz: A'zam)
Mugtenim : Ganimet olarak alan. Bedava alan. Ganimet bilen.
 
 
 
107-
سَرَيْتَ مِنْ حَرَمِ لَيْلً اِلٰى حَرَمٍ
كَمَا سَرَى الْبَدْرُ فِي دَاجٍ مِنَ الظُّلَمِ
 
Serayte min Haramin leylen ilâ Haramin
Kemâ sera'l-bedru fî dâcin mine'z-zulemi
 
Bir gece Haram’dan Haram’a yürüdün..
Mescid-i Harm’dan  Mescid-i Aksâ’ya ağdın! 
Kapkaranlık gecelerde dolunay gibi karanlıkları ışınla yırtarak..
 
 
Mescid-i Harma : Mekke-i Mükerreme'de ve içinde Kâbe'nin bulunduğu en büyük, mukaddes ibadet yeri. (Bak: Kâbe)
Mescid-i Aksâ  : Kudüs'te çok eskiden gelen peygamberlerin (A.S.) yaptırdıkları mâbed.
 
 
 
108-
وَ بِتَّ تَرْقٰي اِلٰي اَنْ نِلْتَ مَنْزِلَةً
مِنْ قَابَ قَوْسَيْنِ لَمْ تُدْرَكْ وَ لَمْ تُرَمِ
 
Ve bitte terkâ ilâ en nilte menzileten
Min kâbe kavseyni lem tüdrek ve lem türemi
 
Menziline ulaşmak için çıktıkça çıktın yücelere..
Kimselerin asla ulaşıp idrak edemediği Kab-ı Kavseyn keremine..
 
 
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى
 
       “Summe dena fe tedella. Fe kane kabe kavseyni ev edna : Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.”    (Necm 53/8-9)
 
Bitte : Bineği âciz bırakıncaya kadar sürmek.
Menzil : İnilen yer. Konulacak yer. Hedef.
 
 
 
109-
وَ قَدَّمَتْكَ جَمِيعُ الْاَنْبِيَاءِ بِهَا
وَرُّسُلِ تَقْدِيمِ مَخْدُوومٍ عَلَي خَدَمِ
 
Ve kaddemetke cemiu'l-enbiyâi bihâ
Ve'r-rusli takdîm e mahdûmin alâ hademi
 
Bütün peygamberler seni önde imam ettiler
Hizmette İlâhi hükmün gereği kadrini bilip seni takdim ettiler.
 
Takdim : (Kıdem. den) Arzetmek. Sunmak. * Küçük bir kimseyi yaş, amel, mevki ve takva itibariyle büyük bir kimse ile tanıştırmak. * Öne geçirmek, bir şeyi başka bir şeyden önde tutmak. * Bir büyüğün önüne geçip bir şey vermek.
Mahdum : Oğul. Evlâd. * Kendisine hizmet olunan. Efendi.
 
 
 
110-
وَ اَنْتَ تَخْتَرِقُ السّبْعَ الطِّبَاقَ بِهِمِ
فِي مَوْكِبٍ كُنْتَ فِيهِ صَاحِبَ الْعَلَمِ
 
Ve ente tahteriku's--sebâ't-tıbâka bihim
Fi mevkibin kûnte fîhi sâhibe'l-alemi
 
Yedi kat göklere uğrayp geçen-yükselen Sensin!
Peygamberler kafilesinde başta bayraktar olanda Sendin!
 
İhtarake : Bir yerden uğrayıp geçmek.
Mevkib : Kafile. Alay. Atlı veya yaya giden kafile. Cemaat.
Sahibi’l-alem : Bayrak tutan. Sancaktar. En önde.
 
 
 
111-
حَتَّي اِذَا لَمْ تَدَعْ شَأْواً لِمُسْتَبِقٍ
مِنْ الدُّنُوِّ وَلاَ مَرْقً لِمُسْتَنِمِ
 
Hattâ izâ lem teda' şe'ven limüstebıkın
Mine'd-dünüvvi velâ merkan lî müstenimi
 
Bu bilinemez buluşmaya çağrılanların en önünde oldun.
Hakk’a yakınlıkta daha ilerisi, ötelerin ötesi kalmadı.
 
Şe’ven : öne geçerek
Müstenim : (Nevm. den) Uyumadığı halde uyur gibi görünen.
Dünüvv : Ulaşmak, yakın olmak.
 
 
 
112-
 
خَفَضْتَ كُلَّ مَقَامٍ بِالْاِضَافَةِ أِذْ
نُودِيتَ بِالرَّفْعِ مِثْلَ الْمُفْرَدِ الْعَلَمِ
 
Hafedte külle mâkamın bi'l-izâfeti iz
Nûdite bi'r-ref'i misle'l-müfredi'l-alemi
 
Her makamı yaşayarak geride koydun!
O çağrıldığın yüce noktaya tek başına yükselişinin  benzeri,
o zirvede dalgalanan Tekbir sancağı gibi…
 
 
İzafeten : İsnad etmek suretiyle, isnad ederek, ona bağlıyarak.
Müfred : (Müfret) Tek, yalnız. Müteaddid olmayıp yalnız birden ibaret olan.
 
 
 
113-
كَيْمَا تَفُوزُ بِ وَصلِ اَيِّ مُسْتَتِرٍ
عَنِ الْعُيُونِ وَسِرٍّ اَيِّ مُكْتَتَمِ
 
Keymâ tefûze bi vasıin eyyi müstetirin
Ani'l-uyûni ve sırrın eyyi müktetemi
 
Tüm gözlerden gizlenmiş vuslatın.
Gizliden de gizli sırra ulaşman ve elde edişin…
 
Müstetir : (Setr. den) Örtülü, gizlenen. Gizli, saklı.
 
 
 
 
114-
فَحُزْتَ كُلَّ فَخَارٍ غَيْررَ مُشْتَرَكٍ
وَجُزْتَ كُلَّ مَقَاممٍ غَيْررَ مُزْدَحَمٍ
 
Fe huzte külle fehârin gayre müşterekin
Ve cüzte külle mâkamin gayre müzdehamı
 
Bütün övünçleri ve övünülecek özellik ve güzellikleri tek başına Sen topladın!
Faziletlerde ortağın olmadı Senin!
Tüm yüce makamları Sen cem’ ettin izdihamsız!
Farklar, farklılıklarını Sende terk edip Tevhid etti!
Hanif Dini Sende tekmil oldu!
 
Müzdeham : (Zahm. dan) Kalabalık, izdihamlı.
İzdiham : Kalabalık bir yerde halkın çok birikmesinden meydana gelen sıkıntı.
 
 
 
115-
وَ جَلَّ مِقْدَارُ مَا وُلِيتَ مِنْ رُتَبٍ
وَ عَنْ اِدْرَاكُ مَا اُولِيتَ مِنْ نِعَمِ
 
Ve celle mıkdâru mâ vülite min -rütebin
Ve azze idrâka mâ ûliyte min niami
 
Ulaştığın rütbelerin yüceliğini takdir ne mümkün!
Tüm âlemlere rahmet oluşunu yaşayışın ve Ni’met-i Uzmâ oluşun
ne harika ve anlaşılıp idrakı nasıl da imkansız!
 
Rüteb : (Rütbe. C.) Rütbeler, dereceler.
 
 
 
116-
بُشْرَى لَنَا مَعْشَرَ الْاسْلاَمِ اِنَّ لَنَا
مِنَالْعِنَايَةةِ رُكْناً غَيْرَ مُنْهَدِمِ
 
Büşrâ lenâ mâ'şere'l-lslâmi inne lenâ
Mine'l-inâyeti rüknen gayre münhedimi
 
Ey Ulu İslâm Milleti!
Bize müjdeler olsun!
Kıyamete kadar yıkılması mümkün olmayan bu bize getirdiği Rükn-i Metin inayetinden dolayı!
Muhammedî, Kur’ânî ve Rabbânî şuur şehâdeti..
 
 
Ma’şer : Cemâat, müttehid cemâat. Birinin ehil veya iyâli. İns ve cin cemaatı. * Bölük, topluluk.
İnayet : Yardım, lütuf meded etmek. * Mühim bir işle karşılaşıp onunla meşgul olmak.
Rükn : Direk. Esas. * Kuvvet. * Bir şeyin en fazla sağlam olan tarafı veya köşesi veya temeli. * Bir cemaatin ileri gelenlerinden olan. * Nüfuzlu, kuvvetli ve ehemmiyetli kimse.
Rükn-i Metin : sağlam, yıkılmaz rükn. Şer’i Şerîf.
Münhedim : (Hedm. den) Yıkılmış, inhidam olmuş, harab olmuş.
 
 
 
117-
لَمَّا دَعَااللّهُ دَاعِينَا لِطٰاَعَتِهِ
بِاكْرَمِالرُّسِلِ كُنَّا اَكْرَمَ الْاُمَمِ
 
Lemmâ de'âllâhü dâina litâatihî
Bi ekremi'r-rusli künnâ ekreme'l-ümemi
 
İtâaatına bizi dâvet edeni, Allah Teâlâ da dâvet edince;
O, oldu Resüllerin ekremi!
Biz de ümmetlerin ekremi olduk!
 
Ekrem : Çok cömert, daha kerim, en kerim.(Arkadaş! Şu Zat-ı Nurâni (A.S.M.) mürşid-i imâni, Resul-i Ekrem (A.S.M.) bak nasıl neşrettiği hakikatın nuriyle, Hakkın ziyasıyla, nev-i beşerin gecesini gündüze, kışını bahara çevirerek, âlemde yaptığı inkılâb ile âlemin şeklini değiştirerek nurâni bir şekle sokmuştur. M.N.)
Ümmet : Cemaat, kavim, taife. * Bir hâkim milletin ashabından olan hey'et-i içtimaiye. * Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir peygamberin Hakka davet ettiği cemaat. * Bir dille konuşan millet. * Arkasına düşülecek bir cemaat veya tarikat.


__________ ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 4518 (20091017) __________

İleti ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından denetlendi.

http://www.nod32.com.tr

şefkat

unread,
Oct 18, 2009, 5:07:40 PM10/18/09
to sef...@googlegroups.com

VIII- Bölüm: Rasûlullah (sav)’in cihâdını Anlatış

 

118-
رَاءَتْ قُللُوبَ الْعِدٰي اَنْبَاءُ بِعْثَتِهِ
كَنَبْأَةِ اَجْفَلَتْ غُفْلاً مِنْ الْغَنَمِ
 
Râet kulûbe'l-ıdâ enbâü bi'setihi
Keneb'etin ecfelet guflen mine'l-ganemi
 
Bi’set haberini alan düşmanların kalbleri tiredi sonlarını düşünerek…
Sanki hiç duymadıkları bir ses ürküttü koyunları...
 
Bi’set : Gönderilme. İnsanları hak ve doğru yola sevk için gönderilen Cenab-ı Peygamberimiz Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) nübüvvetinin başlangıç zamanı, nübüvvetinin bidayeti.
Gufl : Belirsiz, işaretsiz.
 
 
 
119-
مَازٰالَ يَلْقَاهُمْ فِي كُلِّ مُعْتَرَكٍ
حَتَّى حَكَوْ بِالْقَانَا لَحْماً عَلٰى وَضَمِ
 
Mâzâle yelkahümü fî külli mu'terekin
Hattâ hakev bi'l-kanâ lahmen alâ vedami
 
Tüm savaşlarda , düşmanları karşısında dimdik durdu yğitçe..
İnkarcılar çengelde et gibi oluncaya kadar.
 
Hakâ : Benzetmek, benzerini yapmak.
Kânâ : Süngü, çengel.
 
 
 
120-
وَدُّوا الْفِرَارَ فَكَادُوا يَغْبِطُونَ بِهِ
اَشْلاَءَ شَالَتْ مَعَ الْعِقْبَانِ وَ الرَّخَمِ
 
Veddû'l-firâre fe kadâ yagbitûne bihî
Eşlâe şâlet meâ'l-ıkbâni ve'r-rehâmi
 
Savaşlarında düşmanlarının en çok istediği kaçıp kurtulmaktı..
Öyle ki akbabaların kapıp kaçtığı leş parçalarına gıbta ederlerdi..
 
Rahamü : Akbaba, kartal.
Gıbta : İmrenme. Aynı iyi hâli isteme. Şiddetle başkasının güzel bir halinin kendisinde de olmasını arzu etme.
 
 
 
121-
تَمْضِي الَيَالِي وَلَا يَدْرُونَ عِدَّتَهَا
مَا لَمْ تَكُنْ مِنْ لَيَالِي الْاَشْهُرِ الْحُرُمِ
 
Temdl'l-leyâli velâ yedrune iddetehâ
Mâlem tekün min leyâli'l-eşhurı'l-hurumi
 
Gelip geçen gece-gündüzlerini saşırmşlardı..
Haram ayları gelmese bilmezlerdi ayı, günü sayısını..
 
Harem Aylar: İslam'dan önce Arabların hasımlarını pu­suya düşürseler bile vurmadıkları savaşmayı durdurdıkları aylar ki geçim vs temini serbestti. Bu aylar: Zi'l-ka'de, Zi'l­-hicce, Muharrem; Receb.
 
 
 
122-
كَاَنَّمَا الدِّينُ ضَيْفٌ حَلَّ سَاحَتَهُمْ
بِكُلِّ قَرْمٍ اِلَى لَحْمِ الْعِدَى قَرِمٍ
 
Keennemâ'd-dînü dayfün hâlle sâhatehûm
Bi'külli karmin ilâ lahmi'l-idâ karimi
 
Sanki misafir gibi olan İslam Dini o mücahidlerin savaş sahalarında yurt buldu.
Onlar öylesine iştahlı ki alıcı kuşlar gibi düşman etine…
 
 
 
123-
يَجُرُّ بَحْرَ خَمِيسٍ فَوْقَ سَابِحَةٍ
يَرْمِي بِمَوْجٍ مِنَ الْاَبْطَالِ مُلْتَطِمٍ
 
Yecurru bâhre hamîsin fevka sâbihâtin
Yermi bi mevcin mine'l-ebtâii mültatımi
 
Sankibahadırlık denine dalan ordular gibi
Kahramanca vuruşup çarpışan dalgalr gibi İslam mücahidleri…
 
Hamaset : Yaradılıştan olan cesâret. Bahadırlık. Cesurluk. Kahramanlık. Yiğitlik.
Sâbih : Yüzen, yüzücü.
 
 
 
124-
مِنْ كُلِّ مُنْتَدِبٍ لِلّٰهِ مُحْتَسِبٍ
يَسْطُوا بِمُسْتَأْصِلٍ لِلْكُفْرِ مُصْطَلِمِ
 
Min külli müntedibin lillâhi muhtesibin
Yestû bi müste'sılin li'l-küfri mustalimi
 
Onlar ki Allah’ın davetçileridirler, bildikleri tek şey O’nun için koşmaktır.
Küfrü kökünden söküp atmaktır hesabları, hamleleri onun içindir…
 
Nedebe : Davet etmek.
Müste’sil : (İstisal. dan) Kökünden koparan. * Ele geçiren.
 
 
 
125-
حَتَّى غَدَتْ مِلَّةُ الْاِسْلَامِ وَهْيَ بِهِمْ
مِنَ بَعْدِ غُرْبَتِهَا مَوْصُولَةَ الرَّحِيمِ
 
Hattâ gadet milletü'l-İslami vehye bihim
Min bâ'di gurbetihâ mevsûlete'r-rahimi
 
Hem de o bahadırlar ile bu Millet-i İslam kurtuldu yalnızlıktan, yaşadığı gurbetten Sila-yı Rahîm’e kavuştu, yurdunu buldu…
 
 
 
126-
مَكْفُولَةَ اَبَداً مِنْهُمْ بِخَيْرِ اَبٍ
وَ خَيْرِ بَعْلٍ فَلَمْ تَيْتَمْ وَ لَمْ تَءِمِ
 
Mekfûleten ebeden minhûm bi hayri ebin
Ve hayri bâ'lin felem teytem velem teimi
 
Artık bu İslam dinini Allah, ordusuyla ebediyen koruyacak.
En hayırlı ana baba elinde olup yetim kalmayacak.
En hayırlı karı-koca elinde olup dul da kalmayacak..
 
Mekful : (Kefâlet. den) Kefil olmuş veya kefil olunmuş.
Ba’l : Karıkocadan herbiri.
 
 
 
127-
هُمُ الْجِبَالُ فَسَلْ عَنْهُمْ مُصَادِمَهُمْ
مَاذَا رَأَوْ مِنْهُمُ فِي كُلِّ مُصْطَدَمِ
 
Hümü'l-cibâlü fesel anhûm müsadimehüm
Mâzâ reev minhum fî külli mustademi
 
Onlar savaşta yüce dağlar gibidir.
Sen onları, onlarla vuruşanlara sor!
Tüm savaş meydanlarında neler gördüklerini onlarla çapışanlara sor!
 
Müsadime : Çarpışan, vuruşan.
 
 
 
128-
وَ سَلْ حُنَيْناً وَ سَلْ بَدْراً وَ سَلْ اُحُداً
فُصُولَ حَتْفٍ لَهُمْ اَدْهٰى مِنَ الْوَخَمِ
 
Ve sel Huneynen ve sel Bedren ve sel Uhuden
Fusûle hatfîn lehüm edhâ mine'l-vehami
 
Huneyne sor, Bedire sor, Uhuda sor!..
Hepsine sor!
O sıralarda taundan beter idi onlar, düşman için ölümde.. 
 
 
Hatf : Ölüm. Ölmek. Vefat etmek.
Vehamet : Zor, güçlük. * Ağırlık. Tehlike. Muhatara. Neticesi fena. * Hazım güçlüğü, sindirim zorluğu. * Korkulacak hal, tehlikeli vaziyet.
 
 
 
129-
اَلْمُصْدِرِّي الْبِيْضِ خُمْراً بَعْدَ مَا وَرَدَتْ
مِنَ الْعِدٰى كُلَّ مُسْوَدِّ مِنَ الْلِمَمِ
 
El musdiri'l-biyzi humren bâ'de mâ veredet
Mine'l-ıdâ külle müsveddin mine'l-limemi
 
Düşmanın kapkara omuzlarını yardığında yalın-parlak-bembeyaz kılıçları, alkızıl çiçekler açardı..
 
 
 
130-
وَلْكَاتِبِينَ بِسُمْرِ الْحَطِّ مَا تَرَكَتْ
اَقْلَامُهُمْ ححَرْفَ جِسْمٍ غَيْرَ مُنْعَجِمِ
 
Ve'l-kâtibine bisümri'l-hattı mâ tereket
Aklâmühüm harfe cismin gayre mun'acimi
 
Onlar süngüleri kalem olan kâtiblerdi sanki.
Ve düşman vücutlarında noktalamadık harf bırakmazlardı..
 
 
 
131-
شَاكِي السِّلَاحِ لَهُمْ سِيمَا تُمَيِّيزُهُمْ
وَ الْوَرْدُ يَمْتَازُ بِالسِّيمَا مِنَ السَّلَمِ
 
Şâki's-silâhi lehüm simâ tümeyyizühüm
Ve'l-verdü yemtâzü bi's-sîmâ mine's-selemi
 
Harp âletleri her zaman keskin ve hazır olan kimseler onlar, yüzlerinden bellidir tekmil silah yiğitlikleri.
Nasıl ki gül simâsıyla ayrılırsa gülsüz selem ağacından..
 
Şâki's-silâh : Harp âletleri keskin ve hazır olan kimse.
İmtiyaz : Diğerlerinden ayrılmak. Farklı olmak, benzerlerinden ayrılmak.
Selem : Gülgillerden bir ağaç.
 
 
 
132-
تَهْدِي اِلَيْكَ رِيَاحُ النَّصْرِ نَشْرَهُمُ
فَتَحْسَبُ الزَّهْرَ فِي الْاَكْمَامِ كُلَّ كَمِي
 
Tühdi ileyke riyâhu'n-nâsri neşrehümü
Fe tahsebü'z-zehre fî'l-ekmâmi külle kemî
 
Onların kokularını zafer rüzgarları getirir.
Sen her bir yiğidin ter damlasını, tomurcuğundan çıkan çiçek bil-say!..
 
Ekmâm : (Kimm. C.) Tomurcuklar. Ağaç çiçeklerinin kapçıkları.
Kemî : (C.: Kümât) Yiğit, kahraman, bahadır. Savaşçı, cengâver.
 
 
 
133-
كَاَنَّهُمْ فِي ظُهُورِ الْحَيْلِ نَبْتُ رُباً
مِنْ شِدَّةِ الْحَزْمِ لَا مِنْ شِدَّةِ الْحُزُمِ
 
Keennehüm fî zuhûri'l-h'ayli nebtü ruben
Min şiddeti'l-hazmi lâ min şiddeti'l-huzumi
 
Sanki onlar atların sırtında sarp dağların ağacı gibi sağlam ve dik dururlar.
Bu hâlleri ata çekilen sağlam kolndan değil, cihaddakii azim ve sabırlarındadı…
 
 
Hazame : İşinde akıllı, tedbirli sağlam olan kişi.
Şidddeti’l- Hızam : Ata kolan çakmek.
 
 
 
134-
طَارَتْ قُلُوبُ الْعِدٰى مِنْ بَأْسِهِمْ فَرَقاً
فَمَا تُفَرِّقُ بَيْننَ الْبَهْمِ وَالْبُهَمِ
 
Târet kulübü'l-ıdâ min-be'sihim ferekan
Femâ tüferriku beyne'l-behmi ve'l-bühemi
 
Savaşta mücahidin narasının şiddetinden düşmanın ödü kopup ağzına gelirdi.
Fark edemez olurdu  koyun melemesi mi? Aslan kükremesi mi?
 
 
Be’s : Azab, şiddet. Korku. * Zarar, ziyan. * Zorluk, meşakkat, zahmet. * Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)
Ferak : (C: Efrâk) Korku.
Behim : (Behime) Dört ayaklı hayvan.
 
 
 
135-
وَ مَنْ تَكُنء بِرَسُولِ اللّهِ نُصْرضتُهُ
اِنْ تَلْقَه الْاُسْدُ فِي اٰجَامِهَا تَجِمِ
 
Ve men tekün bi Resûlillâhi nusretühû
İn telkahü'l-üsdü fî ecâmihâ tecimi
 
Kim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in  yardıyla birlikte olursa,
Ormanda asalana rastlasa aslan yabancılığı bırakır, uslanır, saygı duyar.
 
 
 
136-
وَلَنْ تَرَى مِنْ وَلِيٍّ غَيْرِ مُنْتَصِرٍ
بِهِ وَ لَا مِنء عَدُوٍّ غَيْرَ مُنْقَصِمٍ
 
Ve len terâ min veliyyin gayri muntesırın
Bihî velâ min aduvvin gayre munkasımı
 
O yüce Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile olup da,  nusrete ermemiş bir tek dostunu göremeyeceksin!
Yardımını görmeyen dostu yoktur.
Yine O’na düşman olan birinin de hezimetten kurtulduğunu göremeyeceksin!
Tokadını yemeyen düşmanı da olamaz, er-geç yer!
 
Nusret : (Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.
 
 
 
137-
اَحَلَّ اُمَّتَهُ فِي حِرْزِ مِلَّتِهِ
كَالْلَيْثِ حَلَّ مَعَ الْاَشْبَالِ فِي اَجَمِ
 
Ehâlle ümmetehû fî hırzı milletihî
Ke'l-leysi hâlle meâ'l-eşbâli rı ecemi
 
Ümmetinin üstüne İslam dininin koruyucu kanatlarını gerdi.
Aslan yavrularını ormanın koruduğu gibi…
 
 
Hırz : Melce'. Sığınılacak yer. * Tılsım. Cenab-ı Hakk'ın muhafaza etmesine dair yazılı duâ. * Fık: Bir malın âdet üzere muhafazasına mahsus yer. * Muhafaza etmek.
Hırz-ı milletihî : İslam dininin koruyucu kanatları
Eşbal : (Şibl. C.) Arslan yavruları.
 
 
 
138-
كَمْ جَدَّلَتْ كَلِمَاتُ اللّهِ مِنْ جَدَلٍ
فِيهِ وَ كَمْ خَصَّمَ الْبُرْهَانُ مِنْ خَصِمِ
 
Kem Ceddelet kelimâtüllâhi min cedelin
Fihi ve kem hassame'l-bürhânü min hasımı
 
Nice kendisi hakkında cedele kalkışan azgını çarptı Kelimetullah!
Ve nice hasmını karşı delilleriyle yere indirdi Kurân-ı Kerîm!..
 
Cedel : Konuşmada kavga etme. Niza. Hakkı bulmak için olmayıp, galib görünmek için çekişme. (Diyalektik) * Man: Meşhur veya müsellem mukaddemelerden terekküb eden kıyastır.
Hasm : (Hasım) Muhâlif. Karşı taraf. Düşman.
Bürhan : Delil, hüccet, isbat vasıtası.
 
 
 
139-
كَقَاكَ بِالْعِلْمِ فِي الْاُمِّيِّ مُعْجِزَةَ
فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَ التَّأْدِيبِ فِي الْيُتُمِ
 
Kefâke bi'l-ilmi fî'l-ûmmiyyi mu'cizeten
Fi'l-câhiliyyeti ve't-te'dibi fî'l-yütümi
 
Bilnemezlik a’masından mu’cizeleri, ilim olarak yeter Sana!
O, câhiliyyet içinde yetim iken muhteşem edebi..
Terbiyesi azim ahlâkı..
Ve Sen!
Ey  A’mâ Âleminden-akılla bilinemezlik diyarından haber getiren Nebiyyü’l-Ümmî!..






__________ ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 4520 (20091018) __________

şefkat

unread,
Oct 19, 2009, 5:06:35 PM10/19/09
to sef...@googlegroups.com

IX- Bölüm: Allahu Zü’l-Celâl’den Mağfiret Dileme

 
 
140-
خضدَمْتُهُ بِمَدِيحٍ اَسْتَقِيلُ بِهِ
ذُنُبَ عُمْرٍ مَضَى فِي الشِّعْرِ وَالْخِدَمِ
 
Hademtühâ bi medihin estekîlü bihî
Zünûbe-umrin medâ fî'ş-şi'ri ve'l-hıdemi
 
 
O’nu överek hizmetimi sunup kabul buyurmasını dilerim.
Memurlukta ve şâirlikte günah içinde geçen ömrüme yanarım da affımı dilerim!
 
141-
اِذْ قَلَّدَانِيَ مَا تُخْشَى عَوَاقِبُهُ
كَاَنَّنِي بِهِمَا هَدْيٌ مِنَ النَّعَمِ
 
İz kalledâniye mâ tuhşâ avâkibuhû
Keennenî bihimâ hedyün mine'n-neami
 
Geçen yılların hevâ şiirleri sanki boynuma geçen bir boyunduruk da korkunç sonuca doğru beni sürüklüyor.
Geçen yıllardaki memurluk ve şâirlik boyunduruğuyla ben, gerdanlık takılıp süslenmiş kurbanlık bir koyuna benziyorum.
 
 Kalledân : Boyunduruk.
Avakib : (Akibet. C.) Encamlar. Akibetler. Sonlar.
Haşyet : Korku ve dehşet.
Hedy : Kurbanlık
Neam : At, deve, sığır, koyun gibi dört ayaklı hayvana da denir.
 
 
 
142-
اَطَعْتُ غَيَّ الصِّبَا فِي الْحَالَتَيْنِ وَمَا
حَصَّلْتُ اِلَّا عَلَى الْاٰثَامِ وَ النَّدَمِ
 
Eta'tü gayye's-sıbâ fî'l-hâleteyni vemâ
Hassaltü illâ alâ'l-âsâmi ve'n-nedemi
 
Bu iki hâl içinde süt emen bebe gibi aldandım, uydum gittim yâd elleri övmeye yermeye..
Ben böylece yıllarca günah ve pişmanlık topladım durdum!...
Ben ne çocukluk yapmış da toplamışım bu kadar suç ve pişmanlığı bilemem!..
 
Sabi : Henüz süt emen çocuk. * Büluğ çağına gelmemiş olan çocuk. * Üç yaşını tamamlamayan erkek çocuk.
Gayy : Aklın istikametini, yolun doğrusunu kaybetmek. Rüşdün zıddı.
Nedem : Pişman olma, nedamet, pişmanlık.
 
 
 
143-
فَيَا خَسَارَةَ نَفْسٍ فِي تَجَارَتِهَا
لَمْ تَشْتَرِ الدِّينَ بِالدُّنْيَا وَلَمْ تَسُمِ
 
Feyâ hasârete nefsin fî ticâretihâ
Lem teşteri'd-dîne bi'd-dünyâ velem tesümi
 
Ne kadar yazık o nefse ki;
Ömür ticaretinde dinini verip dünyayı satın alıyor!
Hiçbir kural tanımdan istediğini yapıyor da sonunu düşünmüyor!
Hüsran o ki, kâr için ticarete girişir de, bırak kazanç elde etmeyi ana parayı da yer bitirirse hüsran düşmüş demektir!
 
 
Sâme : başını alıp istediği yere çekip gitmek..
 
 
 
144-
وَمَنْ يَبْعِ اَجَلاً مِنْهُ بِعَاجِلِهِ
يَبْنِ لَهُ الْغَبْنُ فِي بَيعٍ وَ فِي سَلَمٍ
 
Ve men yebi' ecilen. minhü bi âcilihi
Yebni lehü'l-gâbnü fî beyı'in ve fî Selemi
 
Kim ki sonuçta vaat edilen en önemli şeyi şimdi, basit, geçici ve nefsî lezzetler uğruna hemen peşince alırsa..
Akılsızlık üzerine buz üstünde bina yapmış gibi olur.
Onun peşin parasını ticaret diye çarçur etmesi tercih ve tedbirden mahrumluğudur!..
 
 
Acil : Sonraya bırakılmış. Bir vâdeye bağlı. * Ahiret.
Selem : Peşin para ile veresiye mal alma.
Bey’ : Satmak. * Fık: Bir malı diğer bir mal ile değiştirmek.
Beâ : Bir şeyi ödünç ve iğreti almak.
Gaben : Rey ve tedbirin zayıf ve eksik olması.
 
 
 
145-
اِنْ اٰتِ ذَنْباً فَمَا عَهْدِي بِمُنْتَقِضٍ
مِنَ النَّبِيِّ وَلاَ حَبْلِي بِمُنْصَرِمِ
 
İn âti zenben femâ ahdi bi müntekıdin
Mine'n-nebiyyi velâ hablî bi munsarimi
 
Ben her ne kadar günahkâr olarak huzuruna gelsem de sözümden dönmüş değilim!
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e teslimyyet-iman-tâbi oluş ve itâat ediş ahdim ve bağım asla kesilmiş değildir..
 
Nakz-ı ahd : Anlaşmayı bozma, muâhede hükümlerini bozma. Verilen sözde durmama. (Nebz-i ahd da denir)
Munsarım : Kesilen, kat edilen.
 
 
 
146-
فَاِنَّ لِي ذِمَّةَ مِنْهُ بِتَسْمِيَتِي
مُحَمَّداً وَهْوَ اَوْفَى الْخَلْقِ بِالْذِمَمِ
 
Fe innelî zimmeten minhü bi-tesmiyetî
Muhammeden vehve evfâ'l-hâlkl. bi'z-zimemi
 
Benim bir emânım ve dayanağım var ki adım Muhammed!..
O Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ki adıyla çağrılanı kurtarmayı vâdetmiştir.
O halka verdiği sözlerde en vefakâr olandır…
 
Zimmet : Himayeyi te'min eden ittifak. * Borç. * Alâkalı. * Uhde. * Vicdan. * Mes'uliyet. * Üst. Üstte olan şey. * Koruma zorunda kalma.
Tesmiye : İsimlendirme. Ad verme. * Besmele çekme.
Evfa :  Çok vefalı. Çok sadakatli. Ahdine vefası kuvvetli. * En çok. Pek tamam. * Tam yetişmek.
Zimem : (Zimmet. C.) Borçlar, zimmetler.
 
 
 
147-
اِنْ لَمْ يَكُنْ فِي مَعَادِي اٰخِذاً بِيَدِي
فَضْلاً وَ اِلّاَ فَقُلْ يَازَلَّةَ الْقَدَّمِ
 
İn lem yekün fj meâdi âhizen bi yedî
Fadlen ve illâ fe kul yâ zellete'l-kademi
 
Eğer âhirette lütfedip elimi tutmaz ise,
İşte ozaman bana de ki :
“Ey ayağı kayan zavallı, uçurama gidiyorsun!..”
 
Maâd : (Meâd) (Avdet. den) Âhiret. Dönülüp gidilecek yer. * Dönüş. * Ahiret işleri. Uhrevi işler.
 
 
 
148-
حَشَاهُ اَنء يُحْرِمُ الرَّاجِي مَكَارِمَهُ
اَوْ يَرْجِعَ الْجَارُ مِنْهُ غَيْرَ مُحْتَرَمِ
 
Hâşâhü en yuhrime'r-râcî mekârimehû
Ev yerci'a'l-câru minhü gayre muhteremi
 
O yüce peygamberimiz Efendimiz!
Hâşâ ki kendisinden kerem ve şefâat umanı mahrum bıraksın!
O taşıdığı kıymet ve şerefin gereği hiçbir komşuyu ve muhtacı asla eli boş geri çevirmez..
 
Hâşâ : Aslâ. Kat'iyyen. Öyle değil. Allah korusun...(mânasına söylenir.)
Mahrum : Maddi veya manevi nimetlerden uzak kalmak. * Malı bereket bulmaz olan bedbaht. Felâhtan nasibsiz olan. * İffetinden dolayı zengin zannedildiğinden sadakadan mahrum olan.
Mekârim : (Kerem. C.) Keremler. İyilikler. * Güzel ahlâk sahibi olmak. * Ahlâk-ı hamide, Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği, beğendiği güzel ahlâk.
Muhterem : Hürmet görmüş. İhtiram olunmuş. Kıymetli ve şerefli kimse.
 
 
 
149-
وَ مُنْذُ الزَمْتُ اَفْكَارِي مَدَاءِحَهُ
وَ جُدْتُهُ لِخَلَاصِي خَيْرَ مُلْتَزِمِ
 
Ve mûnzu elzemtü efkârî medâihahû
Vecedtühû li'halâsî hayre mültezimi
 
Aklımı, fikrimi ve şiirlerimi tamamen O’nu övmeye çevirince;
Dünyamda, dinimde ve âhiretimde kurtuluşumun ve selâmetim için garanti mültezim olarak O’nu buldum…
 
Elzem : Daha lâzım. Çok lâzım. Ziyade mucib. * Küçük parmaklı.
Mültezim : Bir şeyi kendi üzerine lâzım eden; iltizam eden, üzerine alan, deruhte eden. Devlet hazinesine maktu, muayyen vergi verip bir kısım memleketlerin aşar gibi varidatının tahsilini üzerine alan.
Halas : Kurtulma, kurtuluş. Selâmete ermek.
 
 
 
150-
وَلَنْ يَفُوتَ الْغِنَى مِنْهُ يَداً تَرِبَتْ
اِنَّ الْحَيَا يُنْبِتُ الْاَزْهَارَ فِي الْاَكَمِ
 
Velen yefûte'l-gına minhü yeden teribet
lnne'l-hayâ yünbitü'l-ezhâre fî'l-ekemi
 
Lütfunu esirgemez O, isteyen elde asla..
En darlık bile olsa..
Nasıl yağan yağmur, hiç ot bitmez sanılan terkedilmiş tepeleri çiçeklerle süslerse…
 
Ekem : Bayır, yüksekte olan taşlık tepe.
 
 
 
151-
وَلَمْ اُرِدْ زَهْرَةَ الدُّنْيَا الَّتِي قَطَفَتْ
يَدَا زُهَيْرٍ بِمَا اَثْنَى عَلٰى هَرَمِ
 
Velem ürid zehrete'd-dünyâ'l-leti katafet
Yeda Zü.heyrin bimâ esnâ alâ heremi
 
Ben asla dünya zehirleri toplamadım!
Dünya ganimeti dilenmedim!
Züheyr’in Herem’i överek yağcılıkla el açıp topladığı gibi!..
 
 
Zehr : (Zehir) f. Zehir, ağu, semm.
Züheyr : Meşhur Arap şâiri.
Herem : Arap kabile reisi.
 


__________ ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 4523 (20091019) __________

Şefkat

unread,
Aug 20, 2012, 5:11:31 PM8/20/12
to sef...@googlegroups.com

V- B�l�m: Ras�lullah (sav)’in il�h� Bereketi ve D�veti

�
�
�
72-
جَاءَتْ لِدَءْوَتْهِ الْاَشْجَارُ سَاجِدَةً
تَمْشِي اِلَيْهِ عَلَي سَاقٍ بِلاَ قَدَمِ
�
�
C�et lid�'vetih�'l-e�c�ru s�cideten
Tem�i ileyhi al� s�k�n bil� kademi
�
O Y�ce Peygamber Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in d�vetine a�a�lar,
K�klerinei s�k�p s�r�nerek secde ederek geldiler…
�
�
�
73-
كَاَنَّمَا سَطَرَتْ سَطْراً لِمَا كَتَبَتْ
فُرُوعُهَا مِنْ بَدِيعِ الْحَطِّ فِي الْلَقَمِ
�
Keennem� setaret satran lim� ketebet
Fur�uh� min bed�'il-hatt� f�'l-lekami
�
Sanki a�a� dallar� yazd� eng�zel yaz� ile yol ortas�na
Bir lokmada Tevhidin yutulu�unu..
�
Fer’ : �ube, kol. �kinci derecede olan. Dal budak. * Bir asl�n neticesi.
�
�
�
74-
مِثْلَ الْغَمَامَةِ اَنَّي سَارَ سَاءِرَةً
تَقؤيهِ حَرَّ وَطِيسٍ لِلْهَجِيرِ حَمِي
�
Misle'l-g�m�meti enn� s�re s�ireten
Tek�hi harre vat�sin li'l-hec�ri h�m�
�
O a�a�lar ki t�pk� bulutlar gibi, dal ve yapraklar�yla� Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i
��le s�ca��n�n ate� tand�r� gibi oldu�unda g�lgeleriyle korumak i�in pe�i s�ra y�r�d�ler, y�r�d�ler…
�
�
Gamame : Bulut. Beyaz bulut. * �rtmek.
S�ire : Seyreden, harekette olan. * Bir �eyden geri kalan. * Maad�. Ge�en, dola�an. * Yolcu. Seyyar.
Vat�se : Tand�r.
Harr : Hararet, s�cakl�k. S�cak.
Hecr : Ayr�l�k, firak. * T�b: Say�klamak. Hezeyan. (Bak: Hicr) * �ok s�cak g�nlerde ��le vakti.
Hamim : S�cak ve k�zg�n su. * Yak�n h�s�m, soy sop. * Samimi arkada�.
�
�
�
75-
اَقْسَمْتُ بِ الْقَمَرِ الْمُنْشَقِّ اِنَّ لَهُ
مِنْ قَلْبِهِ نِسْبَةً مَبْرُورَةَالْقَسَمِ
�
Aksemt� bi'l-kamer'i-l-m�n�akki inne leh�
Min kalbih� nisbeten mebr�rete'l-kasemi
�
Yemin ederim ortas�ndan ikiye b�l�n�p �aklanan Ay’a..
Kesinlikle O’nun kabiyle Ay aras�nda sadakatta kabul olunmu�luk g�zeli�i ve benzerli�i vard�r..
�
M�n�akk : (�akk. dan) �n�ikak eden, yar�lan, yar�lm��. * Yaymak.
Mebrur : Hay�rl�. Makbul. Be�enilmi�. Sad�k olmakla makbule ge�mi� olan.
�akk-� Kamer : Ay�n iki par�a olmas� mu'cizesi. (Kur'�n-� Kerimin nass-� kat'isi ile de s�bit olan ve m�tev�tir olarak da bilinen Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissal�t� Vessel�m�n parma��n�n i��reti ile ay�n iki par�aya ayr�ld��� hadisesi ki, b�y�k mu'cizelerindendir.)
�
�
�
76-
وَ مَا حَوَي الغَارُ مِنْ خَيْرٍ وَ مِنْ كَرَمٍ
وَ كُلُّ طَرْفٍ مِنَ الْكُفَّارِ عَنْهُ عَمِي
�
Ve m� hava'l-g�ru min hayrin ve min keremin
Ve k�ll� tarf�n mine'l-k�ff�r� anh� am�
�
Ve o, Hayr� ve Keremi i�ine alan ma�araya!..
Ve and i�erim k�firlerin t�m bak��lar�nda onlar� k�r eden i�erdeki Nur-u M�m’e!..
�
إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
�
������ “E�er siz ona (Res�lullah'a) yard�m etmezseniz (bu �nemli de�il); ona Allah yard�m etmi�tir: Hani, k�firler onu, iki ki�iden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) ��karm��lard�; hani onlar ma�aradayd�; o, arkada��na. �z�lme, ��nk� Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun �zerine Allah ona (s�k�net sa�layan) emniyetini indirdi, onu sizin g�rmedi�iniz bir ordu ile destekledi ve k�fir olanlar�n s�z�n� al�altt�. Allah'�n s�z� ise zaten y�cedir. ��nk� Allah �st�nd�r, hikmet sahibidir.”� (Tevbe 9/40)
�
�
Havi : ��ine alan, ihtiva eden, kaplayan. C�mi'. * Biriktirici. * Ku�atan.
Tarf�: G�z, bak��, nazar. G�z ucu.
G�r : Ma�ara. �n. Kehf.
Gar-� Sevr : Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Medine’ye hicretinde Eb� Bekir (ra) ile s���nd��� Sevr Da��’ndaki ma�ara.
�
�
�
77-
فَالصِّدْقُ فِي الْغَارِ وَالصِّدِّيقُ لَمْ يَرِمَا
وَهُمْ يَقُولُونَ مَا بِالْغَارِ مِنْ اَرِمِ
�
Fe's-s�dku f�'l-g�ri ve's-s�dd�ku lem yerim�
Ve hum yek�l�ne m� bi'l-g�ri min erimi
�
Oysa� “SIDK”�n t� kendisi Muhbir-i S�dk olan Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile “O ne s�yl�yorsa hakt�r!” diyen S�d�k Eb� Bekir (ra) ma�aradayd�lar!..
K�firler g�remediler..
Ve onlar dediler ki : “Bu ma�ara tertemiz, yabanc� yok!”
�
S�dk : Do�ru s�z. Hakikata muv�f�k olan. Bir �eyin her hususu tam ve k�mil olmas�. * Ahdinde s�bit olmak. * Peygamberlere mahsus en m�him be� hasletten birisi. * Kalb temizli�i.(�sl�miyetin esas� s�dkt�r. �man�n hassas� s�dkt�r. B�t�n kem�l�ta �sal edici s�dkt�r. Ahl�k-� �liyenin hayat� s�dkt�r. Terakkiyat�n mihveri s�dkt�r. �lem-i �sl�m�n nizam� s�dkt�r. Nev-i be�eri k�be-yi kem�l�ta �sal eden s�dkt�r. Ashab-� Kiram� b�t�n insanlara tefevvuk ettiren s�dkt�r. Muhammed-i H��im� Aleyhissal�t� Vessel�m'� meratib-i be�eriyenin en y�kse�ine ��karan s�dkt�r. �.�.)
Muhbir-i S�dk : S�kt�n habercisi Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)..
S�dd�k : �ok samimi, d�im� do�ruluk �zere ve Allah'a ve Peygamberine �ok s�d�k olan erkek. S�z� ile i�i bir olan.
�
�
�
78-
ظَنُّوا الْحَمَامَةُ وَ ظَنُّوا الْعَنْكَبُوتَ عَلَي
خَيْرِ الْبَرِيَّةِ لَمْ تَنْسُجْ وَلَمْ تَحُمِ
�
Zann�'l-ham�me ve zannu'l ankebut'e al�
Hayri'l-beriyyeti lem tens�c ve lem tehumi
�
O k�firler zannetiler ki;
Halk�n hay�rl�s� Hz. Muhammed (sav) ma�arada iken kap�s�na g�vercin hemencecik bir yuva kurup, yumurtlay�p da yavru ��karamaz
Ve �r�mcek de ma�aran�n a�z�n� tamamen a� ile �r�p kapatamz!
�
�
Ham�me : G�vercin
Ankebut : �r�mcek
Hayri'l-beriyye : Halk�n hay�rl�s�. Hz. Muhammed (A.S.M.)
�
�
�
79-
وِقَايَةُاللّهِ اَغْنَتْ عَنْ مُضَاءَفَةٍ
مِنْ الدُّرُوعِ وَ عَنْ عَالٍ مِنَ الْاُطُمِ
�
Vik�yet�ll�hi agnet an m�d�afetin
Mine'd-dur�� ve an �lin mine'l utumi
�
Allahu Z�’l-Cel�l’in korumas� dostlar�n�,
Kat kat z�rhlar�n m�dafas�ndan ve y�ce kalelerin muhta�l���ndan g�ni-gereksiz k�lar...
�
Duru’ : (D�r. C.) Sava�da giyilen z�rhlar, cev�enler, �elik elbiseler.
Utum : Ta� duvar. Ta� yap�. * K��k, kasr. Kale
M�dafa : Bir h�cuma ve zarar veren bir harekete kar�� durmak. Def'etmek. Savmak. * D��man h�cumunu men'etmek. * Mahkemede: �ddiac�n�n d�vas�n� def' edecek bir surette bir iddia dermey�n etmek, bey�natta bulunmak.
�
�
�
80-
مَا سَامَنِي الدَّهْرُ ضَيْماً وَاِسْتَجَرْتُ بِهِ
اِلَّا وَ نِلْتُ جِوَاراً مِنْهُ لَمْ يَضُمِ
�
M� s�meni'd-dehru daymen ve'stecert� bih�
�ll� ve nilt� civ�ren minh� lem yedumi
�
Bu anla��lmaz zaman yuma��nda d�nya derdi bo�az�ma sar�l�nca,
Dertlerin ve s�k�nt�lar�n asla olmad��� G�r-� Garra olan Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Muhabbet Oca��na ve Merhamet Kuca��na ko�ar�m, ula�maya n�il olurum…
Hamd olsun Muhammed�yim!...
�
�
S�me : Ba��n� al�p gitmek.
Daym�: Zul�m. S�k�nt�. �htiya�.
Dehr : Zaman, �ok uzun zaman, ebedi. * Bin y�ll�k zaman. * D�nya.
�stecere : Boyun e�ip s���nmak.
Civar : �evre, y�re, etraf. * Yak�n yer, yak�n kom�u.
�
�
�
81-
وَلاَ الْتَمَسْتُ غِنَي الدَّارَيْنِ مِنْ يَدِهِ
اِلَّا اَسْلَمْتُ تُنَّدَا مِنْ خَيْرِ مُسْتَلَمِ
�
Vel�'l-temest� gine'd-d�reyni min yedih�
�ll�'stelemt�'n-ned� min hayr� m�stelemi
�
Ne zaman iki �lemin saadetini dilesem z�hir ve b�t�n elinden,
Yalvard���m anda elimde buldum Rahmetenlil rahmetini…
�
�ltimas : Tavsiye. Rica. �stirham. * Kay�rmak, tutmak, haks�z olarak yard�mda bulunmak. * Yap�lmas�n� isteme.
G�na : Zenginlik. Yeterlik. * Tok g�zl�l�k. * M�l�ki olmak. Bir kimseye dostlu�unda devaml� olmak.
Dareyn : Her iki d�nya. �ki yurd. �ki yer.
�
�
�
82-
لاَ تُنْكِرِ الْوَحْيَ مِنْ رُءْيَاهُ اِنَّ لَهُ
قَلْباً اِذَا نَامَتِ الْعَيْنَانِ لَمْ يَنَمِ
�
L� t�nkiri'l-vahye min ru'y�h� inne leh�
Kalben iz� n�meti'l-ayn�ni lem yenemi
�
Sak�n r�y�s�nda da vahy ald��n� inkara kalk��ma!
��phesiz ki o’nun g�zleri uyudu�unda kalbi uyumaz asla!..
Nakilsiz ak�l kullanm sak�n!..
�
������ �i�e rad�yallahu anh� ��yle dedi:
Res�lullah sallallahu aleyhi ve sellem ne ramazanda ne ba�ka zamanda gece on bir rek’attan fazla namaz k�lmazd�. �nce d�rt rek’at k�lard� ki, onlar�n g�zelli�i ve uzunlu�u anlat�lacak gibi de�ildi! Sonra d�rt rek’at daha k�lard�. Onlar�n da g�zelli�ini ve uzunlu�unu hi� sorma! Sonra �� rek’at daha k�lard�. Ben:
– Y� Res�lallah! Vitri k�lmadan m� uyuyorsun? diye sordum. Bunun �zerine ��yle buyurdu:
– “�i�e! Benim g�zlerim uyur ama kalbim uyumaz”
(Buh�r�, Tehecc�d 16, Ter�vih 1, Men�k�b 24; M�slim, M�s�fir�n 125. Ayr�ca bk. Eb� D�v�d, Tatavvu 26, Tirmiz�, Mev�k�t 208; Nes��, K�y�m�’l–leyl 36.)
�
�
�
83-
فَذَاكَ حِينَ بُلِغٍ مِنْ نُبُوَّتِهِ
فَلَيْسَ يُنْكَرُ فِيهِ حَالُ مُحْتَلِمِ
�
Fez�ke h�ne bul�g�n min n�b�vvetih�
Fe leyse y�nkeru f�hi h�lu muhtelemi
�
��te bu N�b�vvetin olgunlu�undaki ger�ektir.
Halim selim ergin Erenlerin r�y�lar� nas�l inkar edilebilir.
�
B�lu�: Erginlik. Olgunluk. �ocukluk devresini tamamlay�p ergenli�e ge�i�. Ergenli�e ula�an gen�, namaz k�lmak ve oru� tutmak gibi farzlarla m�kellef (y�k�ml�) olur. * Yakla��p �atma.
H�l : Durum, vaziyet. G�r�n��. Tav�r. Suret. Keyfiyet. * Cezbe. * Dert, keder, elem. * Mec�l. Kuvvet.
�
�
�
�
�
�
84-
تَبَارَكاللّهُ مَا وَحْيٌ بِمُكْتَسَبٍ
وَلاَ نَبِيٌّ عَلَى غَيْبِ بِمُتَّهَمِ
�
Teb�rekell�h� m� vahy�n bi m�ktesebin
Vel� nebiyy�n al� gaybin bi m�ttehemi
�
Birr � ihsan�n yaratan� Allahu Z�’l-Cel�l’in takdiridir ki;
Vahy �al���p kazan�lara elde edilen bir �ey de�ildir.
Ve asla gayb� haberlerinden dolay� hi�bir peygamber t�hmet alt�na sokulup su�lanamaz.
Ve Onlar asla gayb� haberlerinde �yan�lamazlaran�lmazlar ve yan�lamazlar...
�
�
M�kteseb : �ktisab edilmi�. Kazan�lm��. Elde edilmi�.
M�ttehem : �(M�ttehim) (Vehm. den) Kendinden ��phe olunan, ittiham olunan �ey. T�hmetli. Maznun. Zan ile kendine kabahat isnad edilen.
Bereket : Birrin t�m�.Bolluk. �okluk. Feyiz. Cenab-� Hakk'�n l�tfu, ihsan�. U�urluluk. Meymenet, saadet
Teb�rekell�h� �: "Cenab-� Hakk'�n (C.C.) ne bereketli, ne hay�rl� i�leri var, ne kadar bereketli!" diyerek hayret taacc�b�. Allah'�n (C.C. ) yapt��� eserlerinden dolay� hayranl�k hislerini ifade maksad�yla, Allah (C.C.) hakk�nda s�ylenen ve ayn� zamanda dua i�in okunan bir kel�m.
�
�
�
85-
كَمْ اَبْرَأَتْ وَصَاباً بِلْلَمْسِ رَاحَتُهُ
وَ اَطْلَقَتْ اَلرِبباً مِنْ رِبْقَتِ الْلَمَمِ
�
Kem ebreet vasaben bi'l-lemsi r�hat�h�
Ve atlakat eriben min ribkati'l-lememi
�
Bir dokunmakla nice hastalar� iyile�tirip rahata kavu�turdu
Nice delilerin sihirden ��lg�nl�k iplerini ��z�p sal�verdi…
�
Ri’be : (C.: Ri�b) Sihir.
Itlak : Sal�vermek. B�rakmak. Koyuvermek. Serbest b�rakmak. Serbest olup her tarafta bulunmak. Cezadan kurtarmak. * Bo�ama. Bo�anma. Afvetmek
Ribka : Kement. Kement ba��. �lmekli ip.
Lemem : Delilik, c�nun. * Musibete yak�n olmak.
�
�
�
86-
وَاَحْيَتِ السَّنَةَ الشَّهْبَاءَ دَعْوَتُهُُحَتَّي حَكَتْ غُرَّةً فِي الْاَعْصُرِ الدُّهُمِ
�
Ve ahyeti's-senete'�-�ehb�e da'vet�ha
Hatt� haket gurreten f�'l-a'suri'd-d�h�mi
�
O k�tl���n kupkuru y�l�n� duas�yla diriltti, hayat verdi…
�yleki as�rlar boyunca b�ylesi bir kara y�l g�r�lmemi�ti, tek idi…
�
�ehb� : Pek k�tl�k olan sene.
�
�
�
87-
بِعَارِضٍ جَادَ اَوْ خِلْتَ الْبِطَاحَ بِهَا
سَيْباً مِنْ الْيَمِّ اَوْ سَيْلاً مِنْ الْعَرِمِ
�
Bi �r�d�n c�de ev hilte'l-bit�ha bih�
Seyben mine'l-yemmi ev sey�len mine'l-arimi
�
Bereketli duas�yal g�kten d�k�len ya�mur,
Ve onun yar�p ge�ti�i derlerde b�rakt��� kum, �ak�l ta�larla,
Sanki deniz dey� ak�yor veya �rim seli gibi…
�
�
Seyb : (C.: S�yub) Su akmak.
Yemm : Deniz, bahir, derya, umman.
Seyl : Sel. �iddetle gelen �ey.
�rim : �nat��, kafa tutan insanlar�n Yemendeki yurdu olup selleri ile me�hur v�dileri.



Şefkat

unread,
Aug 21, 2012, 4:12:15 PM8/21/12
to sef...@googlegroups.com
VI- B�l�m: Kur’�n-� Ker�m’in �erefi ve �v��
�
�
�
88-
دَعْنِي وَ وَصْفِي آيَاتٍ لَهُ ظَهُرَتْ
ظثهُورَ نَارِ الْقِرَى لَيْلاً عَلَى عَلَمِ�

Da'n� ve vasf�ye �y�tin leh� zahuret
Zuh�re n�ri'l-k�r� leylen al� alemi
�
B�rak�n beni de vasfedeyim-anlatay�m Kur’�n-� Ker�m�n Mu’cize �yetlerini..
Ki onlar Araplar�n geceleri da� ba�lar�na yakt�klar� ��len ate�i gibi ��ik�rd�r..
�
Vasf : S�fat. Bir kimsenin veya �eyin ta��d��� h�l. Bir kimsenin veya �eyin durumunu anlatarak tarif etmek.
Mu’cize : �nsanlar�n, yapmas�nda �ciz kald�klar� ve ancak Allah taraf�ndan peygamberlere nasib olan h�rika. Kerametten y�ksek, fevkal�de h�dise. * Mu'cize, Halik-� K�inat taraf�ndan peygamberlerin hakkaniyetine ait bir tasdiktir. Sahih hadislerle mu'cizeler haber verilmi� ve tesbit edilmi�tir.
Nari’l- K�r� : Araplar�n �detince bir yerde verdikleri ziyafeti ilan etmek ve d�vet etemek i�in y�ksek da� ba��na ate� yakarlarm��.
�
�
89-
فَ الدُّرُّ يَزْدَادُ حُسْناً وَ هُوَ مُنْتَظِمٌ
وَ لَيْسَ يَنْقُصُ قَدْراً غَيْرَ مُنْتَظِمِ�
�
Fe'd-d�rr� yezd�d� husnen vehve muntez�m�n
Ve leyse yenkusu kadren gayre, muntez�mi
�
E�er inci taneleri i�lenip kullan�l�r h�le gelirse g�zelli�i kat kat artar.
��lenmemi�, dizilmemi� ve kullan�lmam�� olsa da de�eri d��ecek de�il ya!...
�
D�rr : (D�rd�ne, d�rre) f. �nci. �nci tanesi.
�ntizam : Tertib, d�zen, d�zg�nlak ve nizam �zere olmak.
M�ntezim : Dizilmi�, intizaml�, bir d�zen i�inde olan.
H�sn : (H�s�n) G�zellik. �yilik. Eksiksizlik. Cemal ile kemal.
�
�
�
90-
فَمَا تَطَاوَلَ آمَالُ الْمَدِيحِ اِلَي
مَا فِيهِ مِنْ كَرَمِ الْاخْلاَقِ وَ الشِّيَمِ�
�
Fem� tet�vele �m�l�'l-medihi il�
M� f�hi min keremi'l-ahl�k� ve'�-�iyemi
�
O’nu �zenib hayali nas�l uzanabilsin ger�ekten ona.
Ahl�k�n ve de�i�mez-kesin h�lin ikram kayna�� o’nun �z�ndedir…
�
�iyem : (�ime. C.) Huylar, tabiatlar.

�
91-
آيَاتُ حَقٍّ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْددَثَةٌٌقَدِمَةٌ صِفَةُ الْمَوْصُوفَ بِالْقِدَمِ�

�y�t� hakk�n mine'r-rahm�ni muhdeset�n
Kad�met�n s�fat�'l-mevs�f� bi'l-k�demi
�
Kul dilindeki Lafz-� Kur’�n �imdikidir, ihdas edilm�tir; ancak Hakiati El Rahm�n� Te�l�’dand�r.
Ta��d��� m�n�v� s�fatlar�n �celli�i ise ezel�dir, kad�mdir.
�
�
Muhdes : �hdas edilmi�. Sonradan meydana gelmi�, eskiden olmayan. * �lm-i H�lde: �er'� temizli�i gitmi�, abdest veya gusl� l�z�m gelmi� olan.
Mevsuf : Vas�flanan. Bir s�fatla tavsif edilen. * Kendisinde bir s�fat mevcud olan, kendisine bir s�fat isnad edilmi� olan.
K�dem : �ncelik ve eskilik. * Evveli bulunmamak. Ezeli olmak. * Ba�kas�ndan daha �nce olmak. Zamanca daha evvelki olmak. R�tbece daha y�ksek olmak. * Cenab-� Hakk�n "K�dem" s�fat�, y�ni; ebed� ve ezel� olu�u..
Kd�m : Eski zaman. * Ba�lang�c� olmayan. Uzun zamandan beri var olan. * Evveli bilinmeyen h�l ve keyfiyet.
�
�
92-
لَمْ تَقْتَرِنْ بِزَمَانِ وَهْيَ تُخْبِرُنَا
عَنِ الْمَعَادِ وَ عَنْ عَادٍ وَ عَنْ اِرَمِ�

Lem takterin bi zem�nin vehye tuhbirun�
Ani’l-me�di ve an �din ve an iremi������������������������������������
�
Zamana ba�l� de�il bize il�h� tebli�i haber vermesi
�hiretten, �d Kavminden ve �rem’den haber veri�i.
�
�
Tekattera : Bir �eyden ayr�l�p uzakla�mak.
Mead : Ahiret.
Ma�d� : (Avdet. den) �hiret. D�n�l�p gidilecek yer. * D�n��. * Ahiret i�leri. Uhrevi i�ler.
�d Kavmi : Hz. Hud Peygambere (A.S.) isyan ettiklerinden gazab-� �l�hiyyeye u�rayan ve hel�k olan, Yemen taraf�nda ya�am�� bir kavmin ad�.
�rem Kavmi �eddad�n kavmi.
�eddad : K�fir. * �ok eskiden Yemen'de �d Kavminin h�k�mdar� Allah'a isyan ederek Cennet'e benzetmek iddiasiyle �rem ba��n� yapt�rm��, bu ba�daki k��ke girmeden kavmi ile yani taraftarlariyle birlikte gazaba u�ram��, �arp�lm��, yerin dibine ge�mi�tir. (Bak: Enaniyet)
�
93-
دَامَتْ لَدَيْنَا فَفَاقَتْ كُلَّ مُعْجِزَةٍ
مِنَ النَّبِيِّينَ اِذْجَاءَتْ وَ لَمْ تَدُمِ�

Damet ledeyn� fe f�kat k�lle mu'cizetin
Mine'n-nebiyyine iz c�et velem ted�mi
�
�nananlar i�in O’nun h�k�m salatanat� devam edip gidecektir.
Di�er peygamberlere gelen mu’cizeler devam etmedi, kendi d�neminde kapand�…
�
�
94-
مُحْكَمَاتٌ فَمَا يَبْقِينَ مِنْ شُبَهٍ
لِذِي شِقَاقٍ وَلاَ يَبْغِنَ مِنْ حِكَمِ�

Muhakkem�t�n fem� yebk�ne min ��behin
Liz� �ikakin ve l� yebg�ne min h�kemin
�
Muhkem, sa�lam ve kesin h�k�mleriyle;
Nifak��lar�n ��phelerine ve laf ebelerinin azg�nl�klar�na f�rsat b�rakmad�..
Ne davac� ister ne de hakem d��ardan…
�
Muhkemat : Muhkem olanlar. Sa�lam ve kuvvetli olanlar. * ��inde h�k�m bulunan ve m�nas� a��k olanlar.
��beh : (��bhe C.) ��bheler, �ekler. ��bhe edilenler.
�ikak : Nifak, ikilik, ittifaks�zl�k.
�
�
95-
مَا حُورِبَتْ قَطُّ اِلَّا عٰادَ مِنْ حَرَبٍ
اَعْدَى الْاَعَادِي اِلَيْهَا مُلْقِيَ السَّلَمِ�

M� h�ribet kattu ill� �de min-harabin
A'de'l-e�di ileyh� mulk�ye's-selemi
�
Kur’�n’a hsava� a�anlar �ava�tan ka�makta buldu ��reyi
En azg�n d��manlar� ona kavu�makta buldu sel�meti…
�
Hurub : (Harb. C.) Harpler, sava�lar, muharebeler.
�
�
96-
رَدَّتْ بَلاَغَتُها دَعْوَي مُعَارِضِهَا
رَدَّ الْغَيُورِ يَدَا لْجَانِي عَنِ الْحُرَمِ�

Reddet belagat�ha da'va muar�diha
Redde'l-gay�ri yede'l-c�ni ani'l-huremi
�
Kur’�n’�n belagat�, �Hakk’a kar�� gelen imans�z�n b�t�l davas�n� reddetti..
�manl� bir gayretke�in, c�n� bir hainin elini haramdan �ektirdi�i gibi..
�
�
Belagat : Hit�betti�i kimselere g�re uygun, tam yerinde, d�zg�n ve hakikatl� g�zel s�z s�yleme san'at�.
Muar�z : Bir �eyden yan �izen. Mu�raza eden. Kar�� gelen. (Bak: M�n�ka�a)
Gayur : Hamiyetli. �ok �al��kan. Dayan�kl�. �ok gayretli. * K�skan�. ("Gayyur" diye yaz�lmas� yanl��t�r.)
��
97-
لَهَا مَعَنٍ كَمَوْجِ الْبَحْرِ فِي مَدَدٍ
وَفَوْقَ جَوْهَرِهِ فِي الْحُسْنِ وَالْقِيَمِ�

Leh� meanin ke mevci'l-b�hri f� mededin
Ve fevka cevherihi f�'l-husni ve'l-k�yemi
�
Meded hususunda kemiyette O’nun m�n� ve anlamlar� denizin dalgalar� gibidir.
O’nun cevheri ise keyfiyette g�zellikve de�er olarak daha da �st�nd�r Subh�n� sanatta…
�
�
Meded : �nayet, yard�m, imdad, eman. Eyvah.
K�yem : (K�ymet. C.) K�ymetler, de�erler.
Cevher : Bir �eyin �z�, esas�.
Kemiyet : Nicelik. (Kemmiyet) Miktar, say�, nice olu�. Az veya �ok olu�.
Keyfiyet : Nitelik . Bir �eyin es�s� ve i� y�z�. Nas�l oldu�u ciheti. * Kalite. Madde. (Kemmiyetin z�dd�d�r.)
�
�
98-
فَلاَ تُعدُّ وَلاَ تُحْصَا عَجَاءِبُهَا
وَلاَ تُسَامُ عَلَي الْاِكْثَارِ بِالسَّأَمِ�

Fel� t�add� vel� tuhs� ac�ib�h�
Vel� t�s�m� al�'l-iks�ri bi's-seemi
�
On’nu hayret verici harikal�klar� say�l�p hesab edilemez.
O’na bakmalara doyulup g�z �evrilemez asla!
�
Acaib : (Acib. C.) �a��rtacak ve hayret verici �eyler.
�ksar : (Kesret. den) �o�altma, fazlala�t�rma, artt�rma.
�
�
99-
قَرَّتْ بِهَا عَيْنُ قَارِيهَا فَ قُلْتُ لَهُ
لَقَدْ ظَفِرْنَ بِحَبْلِ اللّهِ فَاعْتَصِمِ�

Karret bih� aynu K�r�ha fe kult� leh�
Le kad zaf�rte bih�blill�hi fa'tes�mi
�
O’nu okudun g�z�n ayd�n oldu �z�n nur doldu!
Ona derim ki:
Yemin olsun ki sen zafere ula�t�n Allah’�n ipi ile!
Art�k Allah’�n ipine s�ms�k� sar�l!..
�
تَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
�
������ “Hep birlikte Allah'�n ipine (�sl�m'a) s�ms�k� yap���n; par�alanmay�n. Allah'�n size olan nimetini hat�rlay�n: Hani siz birbirinize d��man ki�iler idiniz de O, g�n�llerinizi birle�tirmi�ti ve O'nun nimeti sayesinde karde� kimseler olmu�tunuz. Yine siz bir ate� �ukurunun tam kenar�nda iken oradan da sizi O kurtarm��t�. ��te Allah size �yetlerini b�yle a��klar ki do�ru yolu bulas�n�z.” (�l-i �mr�n 3/103)
�
�
Zafir : Zafer bulan. Zafere eri�en.
�
�
100-
اِنْ تَتْلُهَا خِيفَةً مِنْ حَرِّ نَارِ لَظٰي
اَطْفَأْتَ نَارِ لَظٰي مِنْ وِرْدِهَا الشَّبِمِ�

ln tetl�h� hifeten min harri n�ri lez�
Etfe'te n�re lez� min virdiha'�-�ebimi
�
E�er O’nu cehennemin k�zg�n alevli ate�inden korkarak okursan,
Ancak Kur’�n’�n virdi s�nd�r�r, yanan o k�zg�n alevli cehennemin ate�ini..
�
Laz� : Ate�. Alev. * Cehennem'in alt�nc� kat�.
�ebb : Ate� yakmak.
Vird : S�k s�k ve devaml� okunan dua. * Kur'an-� Kerim'den her g�n okunmas� vazife bilinen k�s�m, bir c�z.
�
�
�
101-
كَاَنَّهَا الْحَوْضُ تَبْيَضُّ الْوُجُوهُ بِهِ
مِنْ الْعُصَاتِ وَ قَدْ جَاﺅُهُ كَالْحُمَمِ�

Keenneh�’l-havzu tebyeddu’l-v�c�hu bih�
Mine’l-us�ti ve kad c��hu ke’l-humemi
�
Sanki Kur’�n-� Ker�m Kevser Havuzu ki o!nunla bembeyaz olmakta,
K�m�r gibi g�nahkaras� y�zleriyle gelen �si, isyank�rlar�n i�leri d��lar�..
�
O bir �mit p�nar�d�r ki her kiri p�k eder.
O bir nur kayna��d�r ki i�eni kendine benzetir!
O bir Kur’�nd�r ki her Kerem-i Ker�mi kendisinde hizmete sunmu�tur!..
�
V�cuh : (Vech. C.) �ehreler, y�zler, suretler. * Tarzlar. * Sebepler. * �mk�nlar. * M�nasebetler. * Kur'an-� Kerim okunu�undaki farklar. * Bir memleketin ileri gelenleri.
Havz-� Kevser : Kevser havuzu. (Bak: Kevser)
Kevser : K�yamete kadar gelecek �l, Ash�b, Etb�' ve onlar�n iyilikleri, hay�rlar�. * Bereket. * Kesretten m�b�la�a. �oklu�un gayesine varan �ey. Gayet �ok �ey. * Pek �ok hay�r. Hikmet, ilim. Kur'an, �sl�m, tevhid. �lm-i Led�n. Ma'rifetullah. * Cennet �rmaklar�n�n kaynaklar�. * Cennet'te bir havuz veya nehir.
�si : �syan eden. Emirlere it�at etmeyen. * G�nah i�leyen. * Me�ru id�reyi tan�may�p ba� kald�ran.
Humem : (C.: Humem) K�m�r. * Kara k�l. * Her ate�te yanan nesne.
��
�
102-
وَكَالصِّرَطِ وَكَالْمِيزَانِ مَعْدِلَةً
فَالْقِسْطُ مِنْ غَيْرِهَا فِي النَاسِ لَمْ يَقُمِ�

Ve ke's-s�r�t� ve ke'l-miz�ni m�'dileten
Fe'l-k�stu min gayrih� f�'n-n�si lem yekumi
�
O’nun h�kmleri adalette S�rat gibi hakta incedir, Miz�n gibi e�itlikte hassas ayarl�d�r.
Kendisinden ba�ka t�m adalet �l��lerini kald�r�p ge�ersiz k�ld�.
�nsanlar i�in ba�ka adalet terazisi kalmad� Kur’�n’dan ba�ka..
�
S�rat : Cennet'e gidebilmek i�in herkesin �zerinden ge�me�e mecbur oldu�u ve Cehennem �zerine kurulmu� olan k�pr�.
Mizan : Terazi, �l��, tart�. * Ak�l, idrak, muhakeme. Mikyas. * F�k: Mah�erde herkesin amellerini tartma�a mahsus bir ad�let �l��s� olup, hakiki
�m�hiyeti ancak �hirette bilinecektir.
K�st : Pay. Hisse. Nasib. K�s�m. Mizan. R�z�k.
�
�
103-
لاَ تَعْجَبَنْ لِحَسُودٍ رَاحَ يُنْكِرُهَا
تَجَاهُلاً وَهْوَ عَيْنُ الْحَاذِقِ الْفَهِمِ�
L� ta'ceben lihas�din r�he y�nkiruh�
Tec�h�len vehve aynu'l-h�zik�'l-fehimi
�
Sak�n �a��p hayret etme Hasislerin Kur’�n’� inkar pis kokusunu hissedersen!
�nkar ettiklerini bilmezlikten geli�leri m�naf�kl�k hasedindendir.
Tec�h�l-� �rif sanat�n� ustaca uygulay�p en incesini bildikleri h�lde bilmez g�z�ken �u inkarc�lar..
�
Hasud : �ok hased eden.
Hased : Ba�kas�n�n iyi hallerini veya zenginli�ini istemeyip, kendisinin o hallere veya zenginli�e kavu�mas�n� istemek. �ekememezlik. K�skan�l�k. K�skanmak.
Tecah�l : Bilmezlikten gelme. Bilmiyor g�r�nme.
Tec�h�l-� �rif : Edb: Bildi�i bir �eyi bilmiyormu� gibi g�sterme. Bilen bir kimsenin, bilmez gibi davranmas�.
H�z�k : Meh�retli, i�inin ehli, m�tehass�s. (Bak: Haz�kat)
�
�
104-
قَدْ تُنْكِرُ الْعَيْنُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ
وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاءِ مِنْ سَقَمِ�

Kad t�nkiru'l-aynu dav'e�-�emsi min remedin
Ve y�nkir�'l-fem� ta'me'l-m�i min sekami
�
A�r�y�p iltihaplanan g�z g�ne�in �����n� inkar eder ya!
Hastal�kl� a��z da suyun tad�n� inkar eder ya!
�
��te g�zleri hasta olanlar Kur�n’� �ondan dolay� g�remezler.
��te �zleri hasta olanlar Kur�n’�n zevkine ve hzz�na bu sebeden ua�amazlar.
�
�
Remed : G�z�n a�r�mas�, g�z kapa�� iltihab�.
�

Şefkat

unread,
Aug 22, 2012, 5:38:40 PM8/22/12
to sef...@googlegroups.com

VII- B�l�m: Ras�lullah (sav)’in Mi’rac�n Anlat��

.

�
105-
يَا خَيْرَ مَنْ يَمَمَ الْعَافُونَ سَاحَتَهُ
سَعْياً وَفَوْقَ مُتُونِ الْاَيْنُقِ الرُّسُمِ
�
Y� hayre men yememe'l'-�f�ne s�hateh�
Sa'yen ve fevka m�t�ni'l-eynuk�'r-rus�mi
�
Ey� ��lde h�zla giden yaya! Yoksullar�n, hecin develerinin b�rakt�klar� izde ko�malar� gibi, u�runa ko�tuklar�n�n en hay�rl�s�…
�
.
106-
وَ مَنْ هُوَ الْاٰيَةُ الْكُبْرَي لِمُعْتَبِرٍ
وَ مَنْ هُوَ النِّعْمَتُ الْعُظْمَي لِمُغْتَنِمِ
�
Ve men h�ve'l-�yet�'l-k�br� l� mu'tebirin
Ve men h�ve'n-ni'met�'l-uzm� l� mugtenimi
�
�bret ve hikmetle, anlamak isteyenlere en b�y�k varl�k delili!
Fazla yorulmadan ganimet dileyenler i�in muazzam nimet ve rahmet kayna��!..
�
Mu'tebir : �bret alan, anlayan.
K�br� : (Ekber'in m�ennesi) B�y�k, daha b�y�k, en b�y�k.
�y�t : (�yet. C.) �yetler. * Cenab-� Hakk'�n s�f�t ve kudreti hakk�nda g�r�len ��ik�r deliller, b�rhanlar. * Menziller. Mek�nlar.
Uzm�: (M�e.) B�y�k. �ri. * En b�y�k. �ok b�y�k. (M�z: A'zam)
Mugtenim : Ganimet olarak alan. Bedava alan. Ganimet bilen.
�
�
�
107-
سَرَيْتَ مِنْ حَرَمِ لَيْلً اِلٰى حَرَمٍ
كَمَا سَرَى الْبَدْرُ فِي دَاجٍ مِنَ الظُّلَمِ
�
Serayte min Haramin leylen il� Haramin
Kem� sera'l-bedru f� d�cin mine'z-zulemi
�
Bir gece Haram’dan Haram’a y�r�d�n..
Mescid-i Harm’dan� Mescid-i Aks�’ya a�d�n!�
Kapkaranl�k gecelerde dolunay gibi karanl�klar� ���nla y�rtarak..
�
�
Mescid-i Harma : Mekke-i M�kerreme'de ve i�inde K�be'nin bulundu�u en b�y�k, mukaddes ibadet yeri. (Bak: K�be)
Mescid-i Aks� : Kud�s'te �ok eskiden gelen peygamberlerin (A.S.) yapt�rd�klar� m�bed.
�
�
�
108-
وَ بِتَّ تَرْقٰي اِلٰي اَنْ نِلْتَ مَنْزِلَةً
مِنْ قَابَ قَوْسَيْنِ لَمْ تُدْرَكْ وَ لَمْ تُرَمِ
�
Ve bitte terk� il� en nilte menzileten
Min k�be kavseyni lem t�drek ve lem t�remi
�
Menziline ula�mak i�in ��kt�k�a ��kt�n y�celere..
Kimselerin asla ula��p idrak edemedi�i Kab-� Kavseyn keremine..
�
�
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى
�
������ “Summe dena fe tedella. Fe kane kabe kavseyni ev edna : Sonra (Muhammed'e) yakla�t�, derken daha da yakla�t�. O kadar ki (birle�tirilmi�) iki yay aras� kadar, hatta daha da yak�n oldu.”��� (Necm 53/8-9)
�
Bitte : Bine�i �ciz b�rak�ncaya kadar s�rmek.
Menzil�: �nilen yer. Konulacak yer. Hedef.
�
�
�
109-
وَ قَدَّمَتْكَ جَمِيعُ الْاَنْبِيَاءِ بِهَا
وَرُّسُلِ تَقْدِيمِ مَخْدُوومٍ عَلَي خَدَمِ
�
Ve kaddemetke cemiu'l-enbiy�i bih�
Ve'r-rusli takd�m e mahd�min al� hademi
�
B�t�n peygamberler seni �nde imam ettiler
Hizmette �l�hi h�km�n gere�i kadrini bilip seni takdim ettiler.
�
Takdim : (K�dem. den) Arzetmek. Sunmak. * K���k bir kimseyi ya�, amel, mevki ve takva itibariyle b�y�k bir kimse ile tan��t�rmak. * �ne ge�irmek, bir �eyi ba�ka bir �eyden �nde tutmak. * Bir b�y���n �n�ne ge�ip bir �ey vermek.
Mahdum : O�ul. Evl�d. * Kendisine hizmet olunan. Efendi.
�
�
�
110-
وَ اَنْتَ تَخْتَرِقُ السّبْعَ الطِّبَاقَ بِهِمِ
فِي مَوْكِبٍ كُنْتَ فِيهِ صَاحِبَ الْعَلَمِ
�
Ve ente tahteriku's--seb�'t-t�b�ka bihim
Fi mevkibin k�nte f�hi s�hibe'l-alemi
�
Yedi kat g�klere u�rayp ge�en-y�kselen Sensin!
Peygamberler kafilesinde ba�ta bayraktar olanda Sendin!
�
�htarake : Bir yerden u�ray�p ge�mek.
Mevkib : Kafile. Alay. Atl� veya yaya giden kafile. Cemaat.
Sahibi’l-alem : Bayrak tutan. Sancaktar. En �nde.
�
�
�
111-
حَتَّي اِذَا لَمْ تَدَعْ شَأْواً لِمُسْتَبِقٍ
مِنْ الدُّنُوِّ وَلاَ مَرْقً لِمُسْتَنِمِ
�
Hatt� iz� lem teda' �e'ven lim�steb�k�n
Mine'd-d�n�vvi vel� merkan l� m�stenimi
�
Bu bilinemez bulu�maya �a�r�lanlar�n en �n�nde oldun.
Hakk’a yak�nl�kta daha ilerisi, �telerin �tesi kalmad�.
�
�e’ven : �ne ge�erek
M�stenim : (Nevm. den) Uyumad��� halde uyur gibi g�r�nen.
D�n�vv : Ula�mak, yak�n olmak.
�
�
�
112-
�
خَفَضْتَ كُلَّ مَقَامٍ بِالْاِضَافَةِ أِذْ
نُودِيتَ بِالرَّفْعِ مِثْلَ الْمُفْرَدِ الْعَلَمِ
�
Hafedte k�lle m�kam�n bi'l-iz�feti iz
N�dite bi'r-ref'i misle'l-m�fredi'l-alemi
�
Her makam� ya�ayarak geride koydun!
O �a�r�ld���n y�ce noktaya tek ba��na y�kseli�inin� benzeri,
o zirvede dalgalanan Tekbir sanca�� gibi…
�
�
�zafeten : �snad etmek suretiyle, isnad ederek, ona ba�l�yarak.
M�fred : (M�fret) Tek, yaln�z. M�teaddid olmay�p yaln�z birden ibaret olan.
�
�
�
113-
كَيْمَا تَفُوزُ بِ وَصلِ اَيِّ مُسْتَتِرٍ
عَنِ الْعُيُونِ وَسِرٍّ اَيِّ مُكْتَتَمِ
�
Keym� tef�ze bi vas�in eyyi m�stetirin
Ani'l-uy�ni ve s�rr�n eyyi m�ktetemi
�
T�m g�zlerden gizlenmi� vuslat�n.
Gizliden de gizli s�rra ula�man ve elde edi�in…
�
M�stetir : (Setr. den) �rt�l�, gizlenen. Gizli, sakl�.
�
�
�
�
114-
فَحُزْتَ كُلَّ فَخَارٍ غَيْررَ مُشْتَرَكٍ
وَجُزْتَ كُلَّ مَقَاممٍ غَيْررَ مُزْدَحَمٍ
�
Fe huzte k�lle feh�rin gayre m��terekin
Ve c�zte k�lle m�kamin gayre m�zdeham�
�
B�t�n �v�n�leri ve �v�n�lecek �zellik ve g�zellikleri tek ba��na Sen toplad�n!
Faziletlerde orta��n olmad� Senin!
T�m y�ce makamlar� Sen cem’ ettin izdihams�z!
Farklar, farkl�l�klar�n� Sende terk edip Tevhid etti!
Hanif Dini Sende tekmil oldu!
�
M�zdeham : (Zahm. dan) Kalabal�k, izdihaml�.
�zdiham : Kalabal�k bir yerde halk�n �ok birikmesinden meydana gelen s�k�nt�.
�
�
�
115-
وَ جَلَّ مِقْدَارُ مَا وُلِيتَ مِنْ رُتَبٍ
وَ عَنْ اِدْرَاكُ مَا اُولِيتَ مِنْ نِعَمِ
�
Ve celle m�kd�ru m� v�lite min -r�tebin
Ve azze idr�ka m� �liyte min niami
�
Ula�t���n r�tbelerin y�celi�ini takdir ne m�mk�n!
T�m �lemlere rahmet olu�unu ya�ay���n ve Ni’met-i Uzm� olu�un
ne harika ve anla��l�p idrak� nas�l da imkans�z!
�
R�teb : (R�tbe. C.) R�tbeler, dereceler.
�
�
�
116-
بُشْرَى لَنَا مَعْشَرَ الْاسْلاَمِ اِنَّ لَنَا
مِنَالْعِنَايَةةِ رُكْناً غَيْرَ مُنْهَدِمِ
�
B��r� len� m�'�ere'l-lsl�mi inne len�
Mine'l-in�yeti r�knen gayre m�nhedimi
�
Ey Ulu �sl�m Milleti!
Bize m�jdeler olsun!
K�yamete kadar y�k�lmas� m�mk�n olmayan bu bize getirdi�i R�kn-i Metin inayetinden dolay�!
Muhammed�, Kur’�n� ve Rabb�n� �uur �eh�deti..
�
�
Ma’�er : Cem�at, m�ttehid cem�at. Birinin ehil veya iy�li. �ns ve cin cemaat�. * B�l�k, topluluk.
�nayet : Yard�m, l�tuf meded etmek. * M�him bir i�le kar��la��p onunla me�gul olmak.
R�kn : Direk. Esas. * Kuvvet. * Bir �eyin en fazla sa�lam olan taraf� veya k��esi veya temeli. * Bir cemaatin ileri gelenlerinden olan. * N�fuzlu, kuvvetli ve ehemmiyetli kimse.
R�kn-i Metin : sa�lam, y�k�lmaz r�kn. �er’i �er�f.
M�nhedim : (Hedm. den) Y�k�lm��, inhidam olmu�, harab olmu�.
�
�
�
117-
لَمَّا دَعَااللّهُ دَاعِينَا لِطٰاَعَتِهِ
بِاكْرَمِالرُّسِلِ كُنَّا اَكْرَمَ الْاُمَمِ
�
Lemm� de'�ll�h� d�ina lit�atih�
Bi ekremi'r-rusli k�nn� ekreme'l-�memi
�
�t�aat�na bizi d�vet edeni, Allah Te�l� da d�vet edince;
O, oldu Res�llerin ekremi!
Biz de �mmetlerin ekremi olduk!
�
Ekrem : �ok c�mert, daha kerim, en kerim.(Arkada�! �u Zat-� Nur�ni (A.S.M.) m�r�id-i im�ni, Resul-i Ekrem (A.S.M.) bak nas�l ne�retti�i hakikat�n nuriyle, Hakk�n ziyas�yla, nev-i be�erin gecesini g�nd�ze, k���n� bahara �evirerek, �lemde yapt��� ink�l�b ile �lemin �eklini de�i�tirerek nur�ni bir �ekle sokmu�tur. M.N.)
�mmet : Cemaat, kavim, taife. * Bir h�kim milletin ashab�ndan olan hey'et-i i�timaiye. * Bir peygambere inan�p onun yolundan giden insanlar�n hepsi. Bir peygamberin Hakka davet etti�i cemaat. * Bir dille konu�an millet. * Arkas�na d���lecek bir cemaat veya tarikat.




Şefkat

unread,
Aug 23, 2012, 5:07:04 PM8/23/12
to sef...@googlegroups.com

Şefkat

unread,
Aug 24, 2012, 5:14:32 PM8/24/12
to sef...@googlegroups.com

VIII- B�l�m: Ras�lullah (sav)’in cih�d�n� Anlat��

�

118-
رَاءَتْ قُللُوبَ الْعِدٰي اَنْبَاءُ بِعْثَتِهِ
كَنَبْأَةِ اَجْفَلَتْ غُفْلاً مِنْ الْغَنَمِ
�
R�et kul�be'l-�d� enb�� bi'setihi
Keneb'etin ecfelet guflen mine'l-ganemi
�
Bi’set haberini alan d��manlar�n kalbleri tiredi sonlar�n� d���nerek…
Sanki hi� duymad�klar� bir ses �rk�tt� koyunlar�...
�
Bi’set : G�nderilme. �nsanlar� hak ve do�ru yola sevk i�in g�nderilen Cenab-� Peygamberimiz Res�l-i Ekrem'in (A.S.M.) n�b�vvetinin ba�lang�� zaman�, n�b�vvetinin bidayeti.
Gufl : Belirsiz, i�aretsiz.
�
�
�
119-
مَازٰالَ يَلْقَاهُمْ فِي كُلِّ مُعْتَرَكٍ
حَتَّى حَكَوْ بِالْقَانَا لَحْماً عَلٰى وَضَمِ
�
M�z�le yelkah�m� f� k�lli mu'terekin
Hatt� hakev bi'l-kan� lahmen al� vedami
�
T�m sava�larda , d��manlar� kar��s�nda dimdik durdu y�it�e..
�nkarc�lar �engelde et gibi oluncaya kadar.
�
Hak� : Benzetmek, benzerini yapmak.
K�n� : S�ng�, �engel.
�
�
�
120-
وَدُّوا الْفِرَارَ فَكَادُوا يَغْبِطُونَ بِهِ
اَشْلاَءَ شَالَتْ مَعَ الْعِقْبَانِ وَ الرَّخَمِ
�
Vedd�'l-fir�re fe kad� yagbit�ne bih�
E�l�e ��let me�'l-�kb�ni ve'r-reh�mi
�
Sava�lar�nda d��manlar�n�n en �ok istedi�i ka��p kurtulmakt�..
�yle ki akbabalar�n kap�p ka�t��� le� par�alar�na g�bta ederlerdi..
�
Raham� : Akbaba, kartal.
G�bta : �mrenme. Ayn� iyi h�li isteme. �iddetle ba�kas�n�n g�zel bir halinin kendisinde de olmas�n� arzu etme.
�
�
�
121-
تَمْضِي الَيَالِي وَلَا يَدْرُونَ عِدَّتَهَا
مَا لَمْ تَكُنْ مِنْ لَيَالِي الْاَشْهُرِ الْحُرُمِ
�
Temdl'l-ley�li vel� yedrune iddeteh�
M�lem tek�n min ley�li'l-e�hur�'l-hurumi
�
Gelip ge�en gece-g�nd�zlerini sa��rm�lard�..
Haram aylar� gelmese bilmezlerdi ay�, g�n� say�s�n�..
�
Harem Aylar: �slam'dan �nce Arablar�n has�mlar�n� pu�suya d���rseler bile vurmad�klar� sava�may� durdurd�klar� aylar ki ge�im vs temini serbestti. Bu aylar: Zi'l-ka'de, Zi'l�-hicce, Muharrem; Receb.
�
�
�
122-
كَاَنَّمَا الدِّينُ ضَيْفٌ حَلَّ سَاحَتَهُمْ
بِكُلِّ قَرْمٍ اِلَى لَحْمِ الْعِدَى قَرِمٍ
�
Keennem�'d-d�n� dayf�n h�lle s�hateh�m
Bi'k�lli karmin il� lahmi'l-id� karimi
�
Sanki misafir gibi olan �slam Dini o m�cahidlerin sava� sahalar�nda yurt buldu.
Onlar �ylesine i�tahl� ki al�c� ku�lar gibi d��man etine…
�
�
�
123-
يَجُرُّ بَحْرَ خَمِيسٍ فَوْقَ سَابِحَةٍ
يَرْمِي بِمَوْجٍ مِنَ الْاَبْطَالِ مُلْتَطِمٍ
�
Yecurru b�hre ham�sin fevka s�bih�tin
Yermi bi mevcin mine'l-ebt�ii m�ltat�mi
�
Sankibahad�rl�k denine dalan ordular gibi
Kahramanca vuru�up �arp��an dalgalr gibi �slam m�cahidleri…
�
Hamaset : Yarad�l��tan olan ces�ret. Bahad�rl�k. Cesurluk. Kahramanl�k. Yi�itlik.
S�bih : Y�zen, y�z�c�.
�
�
�
124-
مِنْ كُلِّ مُنْتَدِبٍ لِلّٰهِ مُحْتَسِبٍ
يَسْطُوا بِمُسْتَأْصِلٍ لِلْكُفْرِ مُصْطَلِمِ
�
Min k�lli m�ntedibin lill�hi muhtesibin
Yest� bi m�ste's�lin li'l-k�fri mustalimi
�
Onlar ki Allah’�n davet�ileridirler, bildikleri tek �ey O’nun i�in ko�makt�r.
K�fr� k�k�nden s�k�p atmakt�r hesablar�, hamleleri onun i�indir…
�
Nedebe : Davet etmek.
M�ste’sil : (�stisal. dan) K�k�nden koparan. * Ele ge�iren.
�
�
�
125-
حَتَّى غَدَتْ مِلَّةُ الْاِسْلَامِ وَهْيَ بِهِمْ
مِنَ بَعْدِ غُرْبَتِهَا مَوْصُولَةَ الرَّحِيمِ
�
Hatt� gadet millet�'l-�slami vehye bihim
Min b�'di gurbetih� mevs�lete'r-rahimi
�
Hem de o bahad�rlar ile bu Millet-i �slam kurtuldu yaln�zl�ktan, ya�ad��� gurbetten Sila-y� Rah�m’e kavu�tu, yurdunu buldu…
�
�
�
126-
مَكْفُولَةَ اَبَداً مِنْهُمْ بِخَيْرِ اَبٍ
وَ خَيْرِ بَعْلٍ فَلَمْ تَيْتَمْ وَ لَمْ تَءِمِ
�
Mekf�leten ebeden minh�m bi hayri ebin
Ve hayri b�'lin felem teytem velem teimi
�
Art�k bu �slam dinini Allah, ordusuyla ebediyen koruyacak.
En hay�rl� ana baba elinde olup yetim kalmayacak.
En hay�rl� kar�-koca elinde olup dul da kalmayacak..
�
Mekful : (Kef�let. den) Kefil olmu� veya kefil olunmu�.
Ba’l : Kar�kocadan herbiri.
�
�
�
127-
هُمُ الْجِبَالُ فَسَلْ عَنْهُمْ مُصَادِمَهُمْ
مَاذَا رَأَوْ مِنْهُمُ فِي كُلِّ مُصْطَدَمِ
�
H�m�'l-cib�l� fesel anh�m m�sadimeh�m
M�z� reev minhum f� k�lli mustademi
�
Onlar sava�ta y�ce da�lar gibidir.
Sen onlar�, onlarla vuru�anlara sor!
T�m sava� meydanlar�nda neler g�rd�klerini onlarla �ap��anlara sor!
�
M�sadime : �arp��an, vuru�an.
�
�
�
128-
وَ سَلْ حُنَيْناً وَ سَلْ بَدْراً وَ سَلْ اُحُداً
فُصُولَ حَتْفٍ لَهُمْ اَدْهٰى مِنَ الْوَخَمِ
�
Ve sel Huneynen ve sel Bedren ve sel Uhuden
Fus�le hatf�n leh�m edh� mine'l-vehami
�
Huneyne sor, Bedire sor, Uhuda sor!..
Hepsine sor!
O s�ralarda taundan beter idi onlar, d��man i�in �l�mde..�
�
�
Hatf : �l�m. �lmek. Vefat etmek.
Vehamet : Zor, g��l�k. * A��rl�k. Tehlike. Muhatara. Neticesi fena. * Haz�m g��l���, sindirim zorlu�u. * Korkulacak hal, tehlikeli vaziyet.
�
�
�
129-
اَلْمُصْدِرِّي الْبِيْضِ خُمْراً بَعْدَ مَا وَرَدَتْ
مِنَ الْعِدٰى كُلَّ مُسْوَدِّ مِنَ الْلِمَمِ
�
El musdiri'l-biyzi humren b�'de m� veredet
Mine'l-�d� k�lle m�sveddin mine'l-limemi
�
D��man�n kapkara omuzlar�n� yard���nda yal�n-parlak-bembeyaz k�l��lar�, alk�z�l �i�ekler a�ard�..
�
�
�
130-
وَلْكَاتِبِينَ بِسُمْرِ الْحَطِّ مَا تَرَكَتْ
اَقْلَامُهُمْ ححَرْفَ جِسْمٍ غَيْرَ مُنْعَجِمِ
�
Ve'l-k�tibine bis�mri'l-hatt� m� tereket
Akl�m�h�m harfe cismin gayre mun'acimi
�
Onlar s�ng�leri kalem olan k�tiblerdi sanki.
Ve d��man v�cutlar�nda noktalamad�k harf b�rakmazlard�..
�
�
�
131-
شَاكِي السِّلَاحِ لَهُمْ سِيمَا تُمَيِّيزُهُمْ
وَ الْوَرْدُ يَمْتَازُ بِالسِّيمَا مِنَ السَّلَمِ
�
��ki's-sil�hi leh�m sim� t�meyyiz�h�m
Ve'l-verd� yemt�z� bi's-s�m� mine's-selemi
�
Harp �letleri her zaman keskin ve haz�r olan kimseler onlar, y�zlerinden bellidir tekmil silah yi�itlikleri.
Nas�l ki g�l sim�s�yla ayr�l�rsa g�ls�z selem a�ac�ndan..
�
��ki's-sil�h : Harp �letleri keskin ve haz�r olan kimse.
�mtiyaz : Di�erlerinden ayr�lmak. Farkl� olmak, benzerlerinden ayr�lmak.
Selem : G�lgillerden bir a�a�.
�
�
�
132-
تَهْدِي اِلَيْكَ رِيَاحُ النَّصْرِ نَشْرَهُمُ
فَتَحْسَبُ الزَّهْرَ فِي الْاَكْمَامِ كُلَّ كَمِي
�
T�hdi ileyke riy�hu'n-n�sri ne�reh�m�
Fe tahseb�'z-zehre f�'l-ekm�mi k�lle kem�
�
Onlar�n kokular�n� zafer r�zgarlar� getirir.
Sen her bir yi�idin ter damlas�n�, tomurcu�undan ��kan �i�ek bil-say!..
�
Ekm�m : (Kimm. C.) Tomurcuklar. A�a� �i�eklerinin kap��klar�.
Kem� : (C.: K�m�t) Yi�it, kahraman, bahad�r. Sava���, ceng�ver.
�
�
�
133-
كَاَنَّهُمْ فِي ظُهُورِ الْحَيْلِ نَبْتُ رُباً
مِنْ شِدَّةِ الْحَزْمِ لَا مِنْ شِدَّةِ الْحُزُمِ
�
Keenneh�m f� zuh�ri'l-h'ayli nebt� ruben
Min �iddeti'l-hazmi l� min �iddeti'l-huzumi
�
Sanki onlar atlar�n s�rt�nda sarp da�lar�n a�ac� gibi sa�lam ve dik dururlar.
Bu h�lleri ata �ekilen sa�lam kolndan de�il, cihaddakii azim ve sab�rlar�ndad�…
�
�
Hazame : ��inde ak�ll�, tedbirli sa�lam olan ki�i.
�idddeti’l- H�zam : Ata kolan �akmek.
�
�
�
134-
طَارَتْ قُلُوبُ الْعِدٰى مِنْ بَأْسِهِمْ فَرَقاً
فَمَا تُفَرِّقُ بَيْننَ الْبَهْمِ وَالْبُهَمِ
�
T�ret kul�b�'l-�d� min-be'sihim ferekan
Fem� t�ferriku beyne'l-behmi ve'l-b�hemi
�
Sava�ta m�cahidin naras�n�n �iddetinden d��man�n �d� kopup a�z�na gelirdi.
Fark edemez olurdu� koyun melemesi mi? Aslan k�kremesi mi?
�
�
Be’s : Azab, �iddet. Korku. * Zarar, ziyan. * Zorluk, me�akkat, zahmet. * Fenal�k. (Arap�ada: "Sava�ta �iddetli harekette bulunmak veya s�k�nt� ve fakirlikten fen� durumda olmak" m�n�lar�na gelir.)
Ferak : (C: Efr�k) Korku.
Behim : (Behime) D�rt ayakl� hayvan.
�
�
�
135-
وَ مَنْ تَكُنء بِرَسُولِ اللّهِ نُصْرضتُهُ
اِنْ تَلْقَه الْاُسْدُ فِي اٰجَامِهَا تَجِمِ
�
Ve men tek�n bi Res�lill�hi nusret�h�
�n telkah�'l-�sd� f� ec�mih� tecimi
�
Kim Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in� yard�yla birlikte olursa,
Ormanda asalana rastlasa aslan yabanc�l��� b�rak�r, uslan�r, sayg� duyar.
�
�
�
136-
وَلَنْ تَرَى مِنْ وَلِيٍّ غَيْرِ مُنْتَصِرٍ
بِهِ وَ لَا مِنء عَدُوٍّ غَيْرَ مُنْقَصِمٍ
�
Ve len ter� min veliyyin gayri muntes�r�n
Bih� vel� min aduvvin gayre munkas�m�
�
O y�ce Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile olup da,� nusrete ermemi� bir tek dostunu g�remeyeceksin!
Yard�m�n� g�rmeyen dostu yoktur.
Yine O’na d��man olan birinin de hezimetten kurtuldu�unu g�remeyeceksin!
Tokad�n� yemeyen d��man� da olamaz, er-ge� yer!
�
Nusret : (Nusrat) Yard�m. Cenab-� Hakk�n yard�m�, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, �st�nl�k, ba�ar�, d��mana g�lib olmak.
�
�
�
137-
اَحَلَّ اُمَّتَهُ فِي حِرْزِ مِلَّتِهِ
كَالْلَيْثِ حَلَّ مَعَ الْاَشْبَالِ فِي اَجَمِ
�
Eh�lle �mmeteh� f� h�rz� milletih�
Ke'l-leysi h�lle me�'l-e�b�li r� ecemi
�
�mmetinin �st�ne �slam dininin koruyucu kanatlar�n� gerdi.
Aslan yavrular�n� orman�n korudu�u gibi…
�
�
H�rz : Melce'. S���n�lacak yer. * T�ls�m. Cenab-� Hakk'�n muhafaza etmesine dair yaz�l� du�. * F�k: Bir mal�n �det �zere muhafazas�na mahsus yer. * Muhafaza etmek.
H�rz-� milletih� : �slam dininin koruyucu kanatlar�
E�bal : (�ibl. C.) Arslan yavrular�.
�
�
�
138-
كَمْ جَدَّلَتْ كَلِمَاتُ اللّهِ مِنْ جَدَلٍ
فِيهِ وَ كَمْ خَصَّمَ الْبُرْهَانُ مِنْ خَصِمِ
�
Kem Ceddelet kelim�t�ll�hi min cedelin
Fihi ve kem hassame'l-b�rh�n� min has�m�
�
Nice kendisi hakk�nda cedele kalk��an azg�n� �arpt� Kelimetullah!
Ve nice hasm�n� kar�� delilleriyle yere indirdi Kur�n-� Ker�m!..
�
Cedel : Konu�mada kavga etme. Niza. Hakk� bulmak i�in olmay�p, galib g�r�nmek i�in �eki�me. (Diyalektik) * Man: Me�hur veya m�sellem mukaddemelerden terekk�b eden k�yast�r.
Hasm : (Has�m) Muh�lif. Kar�� taraf. D��man.
B�rhan : Delil, h�ccet, isbat vas�tas�.
�
�
�
139-
كَقَاكَ بِالْعِلْمِ فِي الْاُمِّيِّ مُعْجِزَةَ
فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَ التَّأْدِيبِ فِي الْيُتُمِ
�
Kef�ke bi'l-ilmi f�'l-�mmiyyi mu'cizeten
Fi'l-c�hiliyyeti ve't-te'dibi f�'l-y�t�mi
�
Bilnemezlik a’mas�ndan mu’cizeleri, ilim olarak yeter Sana!
O, c�hiliyyet i�inde yetim iken muhte�em edebi..
Terbiyesi azim ahl�k�..
Ve Sen!
Ey� A’m� �leminden-ak�lla bilinemezlik diyar�ndan haber getiren Nebiyy�’l-�mm�!..

Şefkat

unread,
Aug 25, 2012, 5:05:40 PM8/25/12
to sef...@googlegroups.com

IX- B�l�m: Allahu Z�’l-Cel�l’den Ma�firet Dileme

�
�
140-
خضدَمْتُهُ بِمَدِيحٍ اَسْتَقِيلُ بِهِ
ذُنُبَ عُمْرٍ مَضَى فِي الشِّعْرِ وَالْخِدَمِ
�
Hademt�h� bi medihin estek�l� bih�
Z�n�be-umrin med� f�'�-�i'ri ve'l-h�demi
�
�
O’nu �verek hizmetimi sunup kabul buyurmas�n� dilerim.
Memurlukta ve ��irlikte g�nah i�inde ge�en �mr�me yanar�m da aff�m� dilerim!
�
.�
141-
اِذْ قَلَّدَانِيَ مَا تُخْشَى عَوَاقِبُهُ
كَاَنَّنِي بِهِمَا هَدْيٌ مِنَ النَّعَمِ
�
�z kalled�niye m� tuh�� av�kibuh�
Keennen� bihim� hedy�n mine'n-neami
�
Ge�en y�llar�n hev� �iirleri sanki boynuma ge�en bir boyunduruk da korkun� sonuca do�ru beni s�r�kl�yor.
Ge�en y�llardaki memurluk ve ��irlik boyunduru�uyla ben, gerdanl�k tak�l�p s�slenmi� kurbanl�k bir koyuna benziyorum.
�
�Kalled�n : Boyunduruk.
Avakib : (Akibet. C.) Encamlar. Akibetler. Sonlar.
Ha�yet : Korku ve deh�et.
Hedy : Kurbanl�k
Neam : At, deve, s���r, koyun gibi d�rt ayakl� hayvana da denir.
�
�
�
142-
اَطَعْتُ غَيَّ الصِّبَا فِي الْحَالَتَيْنِ وَمَا
حَصَّلْتُ اِلَّا عَلَى الْاٰثَامِ وَ النَّدَمِ
�
Eta't� gayye's-s�b� f�'l-h�leteyni vem�
Hassalt� ill� al�'l-�s�mi ve'n-nedemi
�
Bu iki h�l i�inde s�t emen bebe gibi aldand�m, uydum gittim y�d elleri �vmeye yermeye..
Ben b�ylece y�llarca g�nah ve pi�manl�k toplad�m durdum!...
Ben ne �ocukluk yapm�� da toplam���m bu kadar su� ve pi�manl��� bilemem!..
�
Sabi : Hen�z s�t emen �ocuk. * B�lu� �a��na gelmemi� olan �ocuk. * �� ya��n� tamamlamayan erkek �ocuk.
Gayy : Akl�n istikametini, yolun do�rusunu kaybetmek. R��d�n z�dd�.
Nedem : Pi�man olma, nedamet, pi�manl�k.
�
�
�
143-
فَيَا خَسَارَةَ نَفْسٍ فِي تَجَارَتِهَا
لَمْ تَشْتَرِ الدِّينَ بِالدُّنْيَا وَلَمْ تَسُمِ
�
Fey� has�rete nefsin f� tic�retih�
Lem te�teri'd-d�ne bi'd-d�ny� velem tes�mi
�
Ne kadar yaz�k o nefse ki;
�m�r ticaretinde dinini verip d�nyay� sat�n al�yor!
Hi�bir kural tan�mdan istedi�ini yap�yor da sonunu d���nm�yor!
H�sran o ki, k�r i�in ticarete giri�ir de, b�rak kazan� elde etmeyi ana paray� da yer bitirirse h�sran d��m�� demektir!
�
�
S�me : ba��n� al�p istedi�i yere �ekip gitmek..
�
�
�
144-
وَمَنْ يَبْعِ اَجَلاً مِنْهُ بِعَاجِلِهِ
يَبْنِ لَهُ الْغَبْنُ فِي بَيعٍ وَ فِي سَلَمٍ
�
Ve men yebi' ecilen. minh� bi �cilihi
Yebni leh�'l-g�bn� f� bey�'in ve f� Selemi
�
Kim ki sonu�ta vaat edilen en �nemli �eyi �imdi, basit, ge�ici ve nefs� lezzetler u�runa hemen pe�ince al�rsa..
Ak�ls�zl�k �zerine buz �st�nde bina yapm�� gibi olur.
Onun pe�in paras�n� ticaret diye �ar�ur etmesi tercih ve tedbirden mahrumlu�udur!..
�
�
Acil : Sonraya b�rak�lm��. Bir v�deye ba�l�. * Ahiret.
Selem : Pe�in para ile veresiye mal alma.
Bey’ : Satmak. * F�k: Bir mal� di�er bir mal ile de�i�tirmek.
Be� : Bir �eyi �d�n� ve i�reti almak.
Gaben : Rey ve tedbirin zay�f ve eksik olmas�.
�
�
�
145-
اِنْ اٰتِ ذَنْباً فَمَا عَهْدِي بِمُنْتَقِضٍ
مِنَ النَّبِيِّ وَلاَ حَبْلِي بِمُنْصَرِمِ
�
�n �ti zenben fem� ahdi bi m�ntek�din
Mine'n-nebiyyi vel� habl� bi munsarimi
�
Ben her ne kadar g�nahk�r olarak huzuruna gelsem de s�z�mden d�nm�� de�ilim!
Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e teslimyyet-iman-t�bi olu� ve it�at edi� ahdim ve ba��m asla kesilmi� de�ildir..
�
Nakz-� ahd : Anla�may� bozma, mu�hede h�k�mlerini bozma. Verilen s�zde durmama. (Nebz-i ahd da denir)
Munsar�m : Kesilen, kat edilen.
�
�
�
146-
فَاِنَّ لِي ذِمَّةَ مِنْهُ بِتَسْمِيَتِي
مُحَمَّداً وَهْوَ اَوْفَى الْخَلْقِ بِالْذِمَمِ
�
Fe innel� zimmeten minh� bi-tesmiyet�
Muhammeden vehve evf�'l-h�lkl. bi'z-zimemi
�
Benim bir em�n�m ve dayana��m var ki ad�m Muhammed!..
O Res�lullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ki ad�yla �a�r�lan� kurtarmay� v�detmi�tir.
O halka verdi�i s�zlerde en vefak�r oland�r…
�
Zimmet : Himayeyi te'min eden ittifak. * Bor�. * Al�kal�. * Uhde. * Vicdan. * Mes'uliyet. * �st. �stte olan �ey. * Koruma zorunda kalma.
Tesmiye : �simlendirme. Ad verme. * Besmele �ekme.
Evfa : ��ok vefal�. �ok sadakatli. Ahdine vefas� kuvvetli. * En �ok. Pek tamam. * Tam yeti�mek.
Zimem : (Zimmet. C.) Bor�lar, zimmetler.
�
�
�
147-
اِنْ لَمْ يَكُنْ فِي مَعَادِي اٰخِذاً بِيَدِي
فَضْلاً وَ اِلّاَ فَقُلْ يَازَلَّةَ الْقَدَّمِ
�
�n lem yek�n fj me�di �hizen bi yed�
Fadlen ve ill� fe kul y� zellete'l-kademi
�
E�er �hirette l�tfedip elimi tutmaz ise,
��te ozaman bana de ki :
“Ey aya�� kayan zavall�, u�urama gidiyorsun!..”
�
Ma�d : (Me�d) (Avdet. den) �hiret. D�n�l�p gidilecek yer. * D�n��. * Ahiret i�leri. Uhrevi i�ler.
�
�
�
148-
حَشَاهُ اَنء يُحْرِمُ الرَّاجِي مَكَارِمَهُ
اَوْ يَرْجِعَ الْجَارُ مِنْهُ غَيْرَ مُحْتَرَمِ
�
H���h� en yuhrime'r-r�c� mek�rimeh�
Ev yerci'a'l-c�ru minh� gayre muhteremi
�
O y�ce peygamberimiz Efendimiz!
H��� ki kendisinden kerem ve �ef�at uman� mahrum b�raks�n!
O ta��d��� k�ymet ve �erefin gere�i hi�bir kom�uyu ve muhtac� asla eli bo� geri �evirmez..
�
H��� : Asl�. Kat'iyyen. �yle de�il. Allah korusun...(m�nas�na s�ylenir.)
Mahrum : Maddi veya manevi nimetlerden uzak kalmak. * Mal� bereket bulmaz olan bedbaht. Fel�htan nasibsiz olan. * �ffetinden dolay� zengin zannedildi�inden sadakadan mahrum olan.
Mek�rim : (Kerem. C.) Keremler. �yilikler. * G�zel ahl�k sahibi olmak. * Ahl�k-� hamide, Cen�b-� Hakk'�n sevdi�i, be�endi�i g�zel ahl�k.
Muhterem : H�rmet g�rm��. �htiram olunmu�. K�ymetli ve �erefli kimse.
�
�
�
149-
وَ مُنْذُ الزَمْتُ اَفْكَارِي مَدَاءِحَهُ
وَ جُدْتُهُ لِخَلَاصِي خَيْرَ مُلْتَزِمِ
�
Ve m�nzu elzemt� efk�r� med�ihah�
Vecedt�h� li'hal�s� hayre m�ltezimi
�
Akl�m�, fikrimi ve �iirlerimi tamamen O’nu �vmeye �evirince;
D�nyamda, dinimde ve �hiretimde kurtulu�umun ve sel�metim i�in garanti m�ltezim olarak O’nu buldum…
�
Elzem : Daha l�z�m. �ok l�z�m. Ziyade mucib. * K���k parmakl�.
M�ltezim : Bir �eyi kendi �zerine l�z�m eden; iltizam eden, �zerine alan, deruhte eden. Devlet hazinesine maktu, muayyen vergi verip bir k�s�m memleketlerin a�ar gibi varidat�n�n tahsilini �zerine alan.
Halas : Kurtulma, kurtulu�. Sel�mete ermek.
�
�
�
150-
وَلَنْ يَفُوتَ الْغِنَى مِنْهُ يَداً تَرِبَتْ
اِنَّ الْحَيَا يُنْبِتُ الْاَزْهَارَ فِي الْاَكَمِ
�
Velen yef�te'l-g�na minh� yeden teribet
lnne'l-hay� y�nbit�'l-ezh�re f�'l-ekemi
�
L�tfunu esirgemez O, isteyen elde asla..
En darl�k bile olsa..
Nas�l ya�an ya�mur, hi� ot bitmez san�lan terkedilmi� tepeleri �i�eklerle s�slerse…
�
Ekem : Bay�r, y�ksekte olan ta�l�k tepe.
�
�
�
151-
وَلَمْ اُرِدْ زَهْرَةَ الدُّنْيَا الَّتِي قَطَفَتْ
يَدَا زُهَيْرٍ بِمَا اَثْنَى عَلٰى هَرَمِ
�
Velem �rid zehrete'd-d�ny�'l-leti katafet
Yeda Z�.heyrin bim� esn� al� heremi
�
Ben asla d�nya zehirleri toplamad�m!
D�nya ganimeti dilenmedim!
Z�heyr’in Herem’i �verek ya�c�l�kla el a��p toplad��� gibi!..
�
�
Zehr : (Zehir) f. Zehir, a�u, semm.
Z�heyr : Me�hur Arap ��iri.
Herem : Arap kabile reisi.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages