VIII- Bölüm: Rasûlullah
(sav)’in cihâdını Anlatış
118-
رَاءَتْ قُللُوبَ الْعِدٰي اَنْبَاءُ بِعْثَتِهِ
كَنَبْأَةِ اَجْفَلَتْ غُفْلاً مِنْ الْغَنَمِ
Râet kulûbe'l-ıdâ
enbâü bi'setihi
Keneb'etin ecfelet
guflen mine'l-ganemi
Bi’set haberini
alan düşmanların kalbleri tiredi sonlarını düşünerek…
Sanki hiç
duymadıkları bir ses ürküttü koyunları...
Bi’set :
Gönderilme. İnsanları hak ve doğru yola sevk için gönderilen Cenab-ı
Peygamberimiz Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) nübüvvetinin başlangıç zamanı,
nübüvvetinin bidayeti.
Gufl :
Belirsiz, işaretsiz.
119-
مَازٰالَ يَلْقَاهُمْ فِي كُلِّ مُعْتَرَكٍ
حَتَّى حَكَوْ بِالْقَانَا لَحْماً عَلٰى وَضَمِ
Mâzâle yelkahümü fî
külli mu'terekin
Hattâ hakev
bi'l-kanâ lahmen alâ vedami
Tüm savaşlarda ,
düşmanları karşısında dimdik durdu yğitçe..
İnkarcılar
çengelde et gibi oluncaya kadar.
Hakâ :
Benzetmek, benzerini yapmak.
Kânâ :
Süngü, çengel.
120-
وَدُّوا الْفِرَارَ فَكَادُوا يَغْبِطُونَ بِهِ
اَشْلاَءَ
شَالَتْ مَعَ الْعِقْبَانِ وَ الرَّخَمِ
Veddû'l-firâre fe
kadâ yagbitûne bihî
Eşlâe şâlet
meâ'l-ıkbâni ve'r-rehâmi
Savaşlarında
düşmanlarının en çok istediği kaçıp kurtulmaktı..
Öyle ki
akbabaların kapıp kaçtığı leş parçalarına gıbta ederlerdi..
Rahamü :
Akbaba, kartal.
Gıbta :
İmrenme. Aynı iyi hâli isteme. Şiddetle başkasının güzel bir halinin
kendisinde de olmasını arzu etme.
121-
تَمْضِي الَيَالِي وَلَا يَدْرُونَ عِدَّتَهَا
مَا لَمْ تَكُنْ مِنْ لَيَالِي الْاَشْهُرِ الْحُرُمِ
Temdl'l-leyâli velâ
yedrune iddetehâ
Mâlem tekün min
leyâli'l-eşhurı'l-hurumi
Gelip geçen
gece-gündüzlerini saşırmşlardı..
Haram ayları
gelmese bilmezlerdi ayı, günü sayısını..
Harem Aylar:
İslam'dan önce Arabların hasımlarını pusuya düşürseler bile
vurmadıkları savaşmayı durdurdıkları aylar ki geçim vs temini
serbestti. Bu aylar: Zi'l-ka'de, Zi'l-hicce, Muharrem; Receb.
122-
كَاَنَّمَا الدِّينُ ضَيْفٌ حَلَّ سَاحَتَهُمْ
بِكُلِّ قَرْمٍ اِلَى لَحْمِ الْعِدَى قَرِمٍ
Keennemâ'd-dînü
dayfün hâlle sâhatehûm
Bi'külli karmin ilâ
lahmi'l-idâ karimi
Sanki misafir
gibi olan İslam Dini o mücahidlerin savaş sahalarında yurt buldu.
Onlar öylesine iştahlı
ki alıcı kuşlar gibi düşman etine…
123-
يَجُرُّ بَحْرَ خَمِيسٍ فَوْقَ سَابِحَةٍ
يَرْمِي بِمَوْجٍ مِنَ الْاَبْطَالِ مُلْتَطِمٍ
Yecurru bâhre
hamîsin fevka sâbihâtin
Yermi bi mevcin
mine'l-ebtâii mültatımi
Sankibahadırlık
denine dalan ordular gibi
Kahramanca
vuruşup çarpışan dalgalr gibi İslam mücahidleri…
Hamaset :
Yaradılıştan olan cesâret. Bahadırlık. Cesurluk. Kahramanlık. Yiğitlik.
Sâbih :
Yüzen, yüzücü.
124-
مِنْ كُلِّ مُنْتَدِبٍ لِلّٰهِ مُحْتَسِبٍ
يَسْطُوا بِمُسْتَأْصِلٍ لِلْكُفْرِ مُصْطَلِمِ
Min külli
müntedibin lillâhi muhtesibin
Yestû bi
müste'sılin li'l-küfri mustalimi
Onlar ki
Allah’ın davetçileridirler, bildikleri tek şey O’nun için koşmaktır.
Küfrü kökünden
söküp atmaktır hesabları, hamleleri onun içindir…
Nedebe :
Davet etmek.
Müste’sil :
(İstisal. dan) Kökünden koparan. * Ele geçiren.
125-
حَتَّى غَدَتْ مِلَّةُ الْاِسْلَامِ وَهْيَ بِهِمْ
مِنَ بَعْدِ غُرْبَتِهَا مَوْصُولَةَ الرَّحِيمِ
Hattâ gadet
milletü'l-İslami vehye bihim
Min bâ'di gurbetihâ
mevsûlete'r-rahimi
Hem de o
bahadırlar ile bu Millet-i İslam kurtuldu yalnızlıktan, yaşadığı
gurbetten Sila-yı Rahîm’e kavuştu, yurdunu buldu…
126-
مَكْفُولَةَ اَبَداً مِنْهُمْ بِخَيْرِ اَبٍ
وَ خَيْرِ بَعْلٍ فَلَمْ تَيْتَمْ وَ لَمْ تَءِمِ
Mekfûleten ebeden
minhûm bi hayri ebin
Ve hayri bâ'lin
felem teytem velem teimi
Artık bu İslam
dinini Allah, ordusuyla ebediyen koruyacak.
En hayırlı ana
baba elinde olup yetim kalmayacak.
En hayırlı
karı-koca elinde olup dul da kalmayacak..
Mekful :
(Kefâlet. den) Kefil olmuş veya kefil olunmuş.
Ba’l :
Karıkocadan herbiri.
127-
هُمُ الْجِبَالُ فَسَلْ عَنْهُمْ مُصَادِمَهُمْ
مَاذَا رَأَوْ مِنْهُمُ فِي كُلِّ مُصْطَدَمِ
Hümü'l-cibâlü fesel
anhûm müsadimehüm
Mâzâ reev minhum fî
külli mustademi
Onlar savaşta
yüce dağlar gibidir.
Sen onları,
onlarla vuruşanlara sor!
Tüm savaş
meydanlarında neler gördüklerini onlarla çapışanlara sor!
Müsadime :
Çarpışan, vuruşan.
128-
وَ سَلْ حُنَيْناً وَ سَلْ بَدْراً وَ سَلْ اُحُداً
فُصُولَ حَتْفٍ لَهُمْ اَدْهٰى مِنَ الْوَخَمِ
Ve sel Huneynen ve
sel Bedren ve sel Uhuden
Fusûle hatfîn lehüm
edhâ mine'l-vehami
Huneyne sor,
Bedire sor, Uhuda sor!..
Hepsine sor!
O sıralarda taundan
beter idi onlar, düşman için ölümde..
Hatf : Ölüm.
Ölmek. Vefat etmek.
Vehamet :
Zor, güçlük. * Ağırlık. Tehlike. Muhatara. Neticesi fena. * Hazım
güçlüğü, sindirim zorluğu. * Korkulacak hal, tehlikeli vaziyet.
129-
اَلْمُصْدِرِّي الْبِيْضِ خُمْراً بَعْدَ مَا وَرَدَتْ
مِنَ الْعِدٰى كُلَّ مُسْوَدِّ مِنَ الْلِمَمِ
El musdiri'l-biyzi
humren bâ'de mâ veredet
Mine'l-ıdâ külle
müsveddin mine'l-limemi
Düşmanın kapkara
omuzlarını yardığında yalın-parlak-bembeyaz kılıçları, alkızıl çiçekler
açardı..
130-
وَلْكَاتِبِينَ بِسُمْرِ الْحَطِّ مَا تَرَكَتْ
اَقْلَامُهُمْ ححَرْفَ جِسْمٍ غَيْرَ مُنْعَجِمِ
Ve'l-kâtibine
bisümri'l-hattı mâ tereket
Aklâmühüm harfe
cismin gayre mun'acimi
Onlar süngüleri
kalem olan kâtiblerdi sanki.
Ve düşman
vücutlarında noktalamadık harf bırakmazlardı..
131-
شَاكِي السِّلَاحِ لَهُمْ سِيمَا تُمَيِّيزُهُمْ
وَ الْوَرْدُ يَمْتَازُ بِالسِّيمَا مِنَ السَّلَمِ
Şâki's-silâhi lehüm
simâ tümeyyizühüm
Ve'l-verdü yemtâzü
bi's-sîmâ mine's-selemi
Harp âletleri
her zaman keskin ve hazır olan kimseler onlar, yüzlerinden bellidir
tekmil silah yiğitlikleri.
Nasıl ki gül
simâsıyla ayrılırsa gülsüz selem ağacından..
Şâki's-silâh :
Harp âletleri keskin ve hazır olan kimse.
İmtiyaz :
Diğerlerinden ayrılmak. Farklı olmak, benzerlerinden ayrılmak.
Selem :
Gülgillerden bir ağaç.
132-
تَهْدِي اِلَيْكَ رِيَاحُ النَّصْرِ نَشْرَهُمُ
فَتَحْسَبُ الزَّهْرَ فِي الْاَكْمَامِ كُلَّ كَمِي
Tühdi ileyke
riyâhu'n-nâsri neşrehümü
Fe tahsebü'z-zehre
fî'l-ekmâmi külle kemî
Onların
kokularını zafer rüzgarları getirir.
Sen her bir
yiğidin ter damlasını, tomurcuğundan çıkan çiçek bil-say!..
Ekmâm :
(Kimm. C.) Tomurcuklar. Ağaç çiçeklerinin kapçıkları.
Kemî : (C.:
Kümât) Yiğit, kahraman, bahadır. Savaşçı, cengâver.
133-
كَاَنَّهُمْ فِي ظُهُورِ الْحَيْلِ نَبْتُ رُباً
مِنْ شِدَّةِ الْحَزْمِ لَا مِنْ شِدَّةِ الْحُزُمِ
Keennehüm fî
zuhûri'l-h'ayli nebtü ruben
Min şiddeti'l-hazmi
lâ min şiddeti'l-huzumi
Sanki onlar
atların sırtında sarp dağların ağacı gibi sağlam ve dik dururlar.
Bu hâlleri ata
çekilen sağlam kolndan değil, cihaddakii azim ve sabırlarındadı…
Hazame :
İşinde akıllı, tedbirli sağlam olan kişi.
Şidddeti’l- Hızam :
Ata kolan çakmek.
134-
طَارَتْ قُلُوبُ الْعِدٰى مِنْ بَأْسِهِمْ فَرَقاً
فَمَا تُفَرِّقُ بَيْننَ الْبَهْمِ وَالْبُهَمِ
Târet kulübü'l-ıdâ
min-be'sihim ferekan
Femâ tüferriku
beyne'l-behmi ve'l-bühemi
Savaşta
mücahidin narasının şiddetinden düşmanın ödü kopup ağzına gelirdi.
Fark edemez
olurdu koyun melemesi mi? Aslan kükremesi mi?
Be’s :
Azab, şiddet. Korku. * Zarar, ziyan. * Zorluk, meşakkat, zahmet. *
Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı
ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)
Ferak : (C:
Efrâk) Korku.
Behim :
(Behime) Dört ayaklı hayvan.
135-
وَ مَنْ تَكُنء بِرَسُولِ اللّهِ نُصْرضتُهُ
اِنْ تَلْقَه الْاُسْدُ فِي اٰجَامِهَا تَجِمِ
Ve men tekün bi
Resûlillâhi nusretühû
İn telkahü'l-üsdü
fî ecâmihâ tecimi
Kim Resûlullah (sallallahu
aleyhi ve sellem)’in yardıyla birlikte olursa,
Ormanda asalana rastlasa
aslan yabancılığı bırakır, uslanır, saygı duyar.
136-
وَلَنْ تَرَى مِنْ وَلِيٍّ غَيْرِ مُنْتَصِرٍ
بِهِ وَ لَا مِنء عَدُوٍّ غَيْرَ مُنْقَصِمٍ
Ve len terâ min
veliyyin gayri muntesırın
Bihî velâ min
aduvvin gayre munkasımı
O yüce Resûlullah
(sallallahu aleyhi ve sellem) ile olup da, nusrete ermemiş bir tek
dostunu göremeyeceksin!
Yardımını
görmeyen dostu yoktur.
Yine O’na düşman
olan birinin de hezimetten kurtulduğunu göremeyeceksin!
Tokadını yemeyen
düşmanı da olamaz, er-geç yer!
Nusret :
(Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet.
Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.
137-
اَحَلَّ اُمَّتَهُ فِي حِرْزِ مِلَّتِهِ
كَالْلَيْثِ حَلَّ مَعَ الْاَشْبَالِ فِي اَجَمِ
Ehâlle ümmetehû fî
hırzı milletihî
Ke'l-leysi hâlle
meâ'l-eşbâli rı ecemi
Ümmetinin üstüne
İslam dininin koruyucu kanatlarını gerdi.
Aslan
yavrularını ormanın koruduğu gibi…
Hırz :
Melce'. Sığınılacak yer. * Tılsım. Cenab-ı Hakk'ın muhafaza etmesine
dair yazılı duâ. * Fık: Bir malın âdet üzere muhafazasına mahsus yer. *
Muhafaza etmek.
Hırz-ı milletihî :
İslam dininin koruyucu kanatları
Eşbal :
(Şibl. C.) Arslan yavruları.
138-
كَمْ جَدَّلَتْ كَلِمَاتُ اللّهِ مِنْ جَدَلٍ
فِيهِ وَ كَمْ خَصَّمَ الْبُرْهَانُ مِنْ خَصِمِ
Kem Ceddelet
kelimâtüllâhi min cedelin
Fihi ve kem
hassame'l-bürhânü min hasımı
Nice
kendisi hakkında cedele kalkışan azgını çarptı Kelimetullah!
Ve nice
hasmını karşı delilleriyle yere indirdi Kurân-ı Kerîm!..
Cedel :
Konuşmada kavga etme. Niza. Hakkı bulmak için olmayıp, galib görünmek
için çekişme. (Diyalektik) * Man: Meşhur veya müsellem mukaddemelerden
terekküb eden kıyastır.
Hasm :
(Hasım) Muhâlif. Karşı taraf. Düşman.
Bürhan :
Delil, hüccet, isbat vasıtası.
139-
كَقَاكَ بِالْعِلْمِ فِي الْاُمِّيِّ مُعْجِزَةَ
فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَ التَّأْدِيبِ فِي الْيُتُمِ
Kefâke bi'l-ilmi
fî'l-ûmmiyyi mu'cizeten
Fi'l-câhiliyyeti
ve't-te'dibi fî'l-yütümi
Bilnemezlik
a’masından mu’cizeleri, ilim olarak yeter Sana!
O, câhiliyyet
içinde yetim iken muhteşem edebi..
Terbiyesi azim
ahlâkı..
Ve Sen!
Ey A’mâ
Âleminden-akılla bilinemezlik diyarından haber getiren Nebiyyü’l-Ümmî!..
__________ ESET NOD32 Antivirus Akıllı Güvenlik tarafından sağlanan bilgiler, virüs imza veritabanı sürümü: 4520 (20091018) __________