You do not have permission to delete messages in this group
Copy link
Report message
Show original message
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to sef...@googlegroups.com
Hazineli Direkler Dr. Zafer TEL
Karaların büyükçe bir kısmını dağlar ve tepeler oluşturur. Şehirler
arası ya da şehrin bir ilçesine yolculuk yapılırken, yerleşim merkezi
terk edilince mutlaka bir tepe ya da dağ ile karşılaşılır. Varılacak
yere kadar irili ufaklı dağlar takip eder bunu. Öylesine ki vardığımız
diğer yerleşim merkezi yine bir dağın eteğinde ya da yakınındadır. İnsan
ister istemez bu dağların yaradılış sebeplerini düşünür: Acaba bu
dağların insana ne faydası var? Ya da zararları mı var? Dağlar olmasa,
her yer düz, ova olsa idi daha iyi olmaz mıydı? Ulaşım kolaylaşır, tarım
alanları artar, daha düzgün yerleşim merkezleri yapılamaz mıydı?
İlk bakışta mantıklı gelen bu hipotezi “dağları zemininize hazineli
direkler yaptık” diyerek ilahi ferman çürütmektedir. Kainat okununca
hakikaten durumun öyle olduğu anlaşılıyor, şöyle ki;
“Kıta kayması teorisi” günümüzde kabul edilen ve ispatlanmış bir
teoridir. Bu teoriye göre kara parçaları önce bir arada idiler ve yavaş
yavaş birbirilerinden ayrılmaya başlayarak bu günkü kıtalar halini
aldılar. Bu kayma bitti mi? Hayır, halen devam etmektedir. Harita
üzerinde inceleme yaparsak kıtaların en yakın kıta ile bir zamanlar
birleşik olduğu kolaylıkla görülebilir. Özellik Ege denizinde bildik
örnekler çoktur. Bütün Ege adaları ülkemizin kara parçasından
ayrılmıştır, hele Kıbrıs adası bunu çok açık bir şekilde ortaya
koymaktadır. Ama bu kayma hareketi çok yavaş olmaktadır, bir yılda 1-5
cm kadar gibi. İşte yavaş olmasının sebebi dağlardır; Dağların görünen
kısmı kadar yer altında olan kısmı da vardır. Ve bir çivi (kazık) gibi
iki ayrı kara parçasını biri birine bağlamıştır. Bu durum dağların
“direk” olması ile alakalıdır ve aynı zamanda yer altındaki
hareketlerden doğan depremlere karşı karaları sakinleştirirler.
Ayrıca bütün madenlerin kaynağı yine dağlardır. Kömür, demir, bakır,
gümüş, altın, vs. Yine çok kıymetli olan Bor, Osminyum gibi elementlerin
de kaynağı dağlardır. Demir olmasaydı ne olurdu; binalar, arabalar,
tanklar vs. Ya kömür olmasaydı ne olurdu? Ya petrol? Bunların birer
“hazine” olduğu bellidir. Öyle ise dağlar; birer “hazineli direktir”.
Bitti mi? Elbette Hayır!
Üzerinde oksijen kaynağı olan ağaçları barındırması, yiyecek
sağlayarak hayvanları beslemesi, şifalı otlara analık yapması,
yükseltisiyle rahmet olan yağmurun inmesini sağlaması, hayatın kaynağı
olan suyu adaletli bir şekilde dağıtması dağların vazifelerindendir.
Suyu adaletli olarak dağıtması kılcallık özelliğindendir. Toriçelli
deneyi hatırlanırsa; iki ucu açık bir deney tüpünün bir tarafı, içi su
ile dolu kaba daldırılıyor. Üstüne ıslak sünger konarak bir vantilatör
ile ıslak süngere hava üfleniyor. Bu hava üflendikçe ıslak süngerden su
buhar halinde uzaklaşıyor, yani sünger su kaybediyor ve bir emme gücü
doğuyor. Sünger kaybettiği suyu üzerinde durduğu kılcallık görevi gören
deney tüpünün içinden, dolayısıyla su ile dolu kaptan bu emme gücü ile
emerek alıyor. İşte Dağların içindeki hava boşlukları deney tüpü kadar
düz olmasa da deney tüplüğü, yani kılcallığı sağlıyor. Bu kılcal boru
gibi iş gören boşluklar dağın tepesinden tutun hemen hemen her yerinde
vardır. Dağlardan hiç eksik olmayan rüzgar suyu buhar halinde
uzaklaştırınca tepelerde bir emme gücü meydana geliyor ve yer altı
suları dağın tepesine kadar bu sayede çıkıyor. Dağlarda gezildiğinde
hemen hemen her yükseltide su kaynaklarına bu sayede rastlıyoruz. Su bu
şekilde dağın tepelerine kadar çıkmakta ve hayata kaynaklık yapmaktadır.
Zira su olmazsa hayatında olmayacağı bilinir. Dağın çok yüksek
tepelerine kadar bu kılcallık devam etmeyebilir. O zaman başka bir
tedbir alınmıştır her şeyi İDARE EDEN tarafından; Her 200 metrede 1 °C
ısı kaybı olduğuna göre binlerce metre tepelerde yıl boyunca her zaman
için ısı ortalamasının sıfıra yakın ya da sıfırın altında olduğu
bilinmektedir. Dağların tepelerindeki kar ve buzlar birer su deposudur.
Yazın susuz kalan canlılara bu depodan, adeta “hazineden” su
yetiştirilir. Buz ve karlar eridikçe susuz kalan canlılar su ihtiyacını
bunla giderir. Eğer dağlar olmasaydı ovadaki canlılar suya kavuştuğu
halde yüksek yerdeki canlılar susuz kalacak, bir adaletsizlik olacak ve
hayat da sadece ovalara indirgenecekti. Dağlar suyun tüm canlılara
adaletli bir şekilde dağıtılmasını sağlayan memurdur aynı zamanda.
RÜZGAR NASIL DOĞAR VE DAĞLARLA İLGİSİ NEDİR?
Isınma olan bölgede hava yukarıya doğru çıkar, aşağıda bir alçak
basınç olur. Alçak basınçlı yere çevreden hava akımı olur. Bu hava
akımına rüzgar denir. Bu olay aşırı sıcaklık değişmelerinde ve aşırı
süratte olursa hortumlar, kasırgalar, fırtınalar, tayfunlar, boralar
olur ki bunlar bazen yüz binlerce can alır, hesapsız maddi zarar meydana
getirebilir, bunun örnekleri tarihte pek çoktur.
Kutuplarda yıllık ortalama ısının çok düşük, ekvatorda ise çok yüksek
olduğu bilinir. Bu demektir ki; ekvatorda sürekli bir alçak basınç,
kutuplarda ise yüksek basınç olmaktadır. Yüksek basıncın etkisiyle
kutuplardan ekvatora sürekli bir hava akımının olması gerekiyor. Öyle de
oluyor. Peki neden sürekli fırtınalar, kasırgalar, tayfunlar kısacası
felaketler olmuyor? İşte bunu da “hazineli direkler” sağlıyor. Rüzgarın
bu yıkıcı etkisine “dur” diyor, “sen emir tahtında hareket ediyorsun ama
ben de senin gibi emir tahtında iş görüyorum” diyor ve havadaki o
müthiş ve karışık rüzgarı tarak gibi tarıyor etkisini en aza indiriyor.
BUZ DAĞLARI NEDEN VARDIR?
Dağlardan bahsedilir de buz dağlarından bahsedilmez mi? Suyun diğer
maddelerin aksine donunca hacminin arması yoğunluğunun düşmesini, bu da
büyük buz dağlarının su üstünde yüzmesini sağlar. Bu dağlar ekolojik
dengeyi sağlamak maksadıyla, küresel ısınma bahanesiyle erir ve suyu
eksilen tüm su kaynaklarını besler. Bu su kaynakları da hayatın devamını
sağlar. Tüm kutup canlılarını barınak olması buzulların bir diğer
özelliğidir.
Her şeyde bir düzen ve intizam vardır. Dağlar da bu düzen ve intizamın
içindedir. İlk bakışta akla gelen ve yukarıda anlatılan özellikleriyle
dağlar, bir bütünün en nemli parçalarından birini oluşturmaktadır. Onlar
birer memurdur ve emir tahtında çalışırlar. Emri de tüm kainatı bir
düzen ve sistem içinde yaratan ve idare eden, idare etmeye de devam eden
en büyük “Emir Veren” den alırlar.