You do not have permission to delete messages in this group
Copy link
Report message
Show original message
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to sef...@googlegroups.com
Deccal’in Alnındaki “Kâfir” Yazısı Prof. Dr. Murat SARICIK
Hz. Peygamber, kıyamet alametlerinden biri olan deccaldan korkuturken şu bilgileri vermişti:
“…Durum şu ki, onun iki gözü arasında (alnında) 'kâfir' yazılmıştır,
onun amelini (işini, zihniyetini ve yaptıklarını) kötü gören(ler) bunu
okur. Yahut her mümin bunu (o yazıyı) okur. (O gizli veya açık rablığını
da iddia edecektir) İyi biliniz, sizden biriniz Rabbını, ölünceye kadar
(dünyada) asla göremeyecektir. (Deccal fiziksel olarak dünyada gözle
görüleceğine göre o Rab değildir.)”
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir başka sahih rivayette yine deccaliyetin
bir büyük temsilcisi olan deccal ve özelliklerini anlatırken; sözlerinin
sonunda şöyle demişti:
“Mektûbun beyne 'ayneyhi kâfirun, yakrauhû küllü müminin; kâtibin ev
ğayr-i kâtibin = Onun iki gözü arasında kâfir (küfredici, Allah'ı inkâr
eden) yazılmıştır, bunu (okuyup) yazan veya (okuyup) yazmayan her mümin
okur.”
Deccalin bu özelliği Sahih-i Müslim'de de şu şekilde de haber verilir:
“Hiçbir nebi yoktur ki, ümmetini tek gözlü yalancıdan
(el-a'veru'l-kezzâb) korkutmasın. İyi biliniz, mutlaka o a'verdir ve
mutlaka Rabbiniz a'ver değildir. Ayrıca onun iki gözü arasında 'k-f-r'
yazılmıştır (mektûbun beyne 'ayneyhi k-f-r).”
“Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
'Ed-Deccâlü mektubun beyne 'ayneyhi k-f-r ey kâfirun = Deccal, iki
gözü arasında (alnında) k-f-r, yani kâfir (inkârcı) yazılmış olandır.”
“Ed-deccâlü; memsûhu'l-'ayni, mektûbun beyne 'ayneyhi kâfirun, sümme
teheccâhâ 'k-f-r'. Yakrauhû küllü müslimin=Deccal, memsuhu'l-ayndır
(hakkı görmesi giderilmiş olandır), iki gözü arasında 'kâfir'
yazılmıştır. Sonra onu (yazıyı) 'k-f-r' diye heceledi. (Ardından şöyle
dedi):
'Onu (o yazının manasını) her Müslüman okur.”
Konuyla ilgili bir başka hadis-i şerifte de şu bilgiler yer alır:
“… Durum şu ki, onun iki gözü arasında 'kâfirûn = 'o kâfir'dir”
yazılmıştır. Ve onu, onun işini (amelini ve yaptıklarını) kerih gören
(beğenmeyen) okur veya her mümin okur…”
1. “K-f-r” ve “Kâfir” Yazılarının Söyledikleri
Bu gibi hadis-i şerifler şu vecihlerle yorumlanıp tevil edilebilirler:
1)Yorum, çıkarım ve tevillerimizde her zaman olduğu gibi, konuyu
kişiselleştirmekten çok, “zihniyet açısından” ele almak istiyoruz.
Deccaliyet zihniyetinin bir temsilcisi, bir büyüğü ve lideri olan
deccalin iki gözü arasında “kâfir” veya “k-f-r” yazması, o ve
zihniyetinin, küfre ve kâfirliğe yönelişine ve küfrüne işaret
etmektedir. Çünkü fiziki olarak alın ve gözler insanın yüzünü ve
yöneldiği yönü gösterir.
2)İnsanda iki göz varsa da, objeleri tek ve iki göz arasındaki çizgi
doğrultusunda görür. İki gözün ortasında “kâfir” veya
“k-f-r/kefera=inkâr etti, kâfir oldu” yazması, deccallik zihniyetinin;
olayları bir “kâfir (inkârcı) veya küfür bakış açısı” ile göreceğini ve
değerlendireceğini gösterir. Ayette de “velâkin ta'me'l-kulûbu
fi's-sudûr” buyrularak, gerçek körlüğün “inanç ve zihniyetlerde” olduğu
vurgula- nır. İnsanlar olayları zihniyet ve inançlarına göre görüp
değerlendirirler.
Herkesin bu dünyada hususi bir dünyası vardır. Hüzünlü olan, bütün
kâinatı ve her şeyi mahzun, üzüntülü ve ağlar gördüğü gibi, sevinçli
kimse de her şeyi mutlu ve mesrur görür. Şu halde dış dünyayı
idrak/algılama; inanç, bakış açısı ve zihniyetle değişmektedir. Mesela,
ahirete inanma- yan için hayat, adım adım yokluğa doğru yaklaşır- ken,
ahirete ve yeniden dirilişe inanan için, adım adım vuslat ve ebediliğe
yaklaşmaktadır. Deccallik ve zihniyeti, kâfir ve küfür zihniyeti içinde
olduğu için; olaylara yaklaşımı mümince, müslümanca ve sünnet-i nebevi
(peygamber çığırı) dairesinde değil, kâfirce, gayr-ı müslimce ve küfür
zihniye- tiyledir.
3) İki göz arasında (veya alında) 'k-f-r' veya 'kâfir' yazması,
kanaatimizce bir ayet (işaret, sembol) ve alâmettir. Bu açıklama, -hangi
çağda olursa olsun- deccal zihniyetin küfrüne, kizbine/yalanına, o
yolun batıl/gerçek dışı oluşuna bir işarettir.
4) Bilindiği gibi harf ve harflerden oluşan yazı, bir 'mananın
işareti, alâmeti, sembolü ve simgesi'dir. Biz işareti, yani harfleri,
kelimeleri ve simgeleri görünce, manaya intikal ederiz ve anlarız.
Deccal de başında veya alnında; temsil ettiği küfür ve kâfirliğin bir
ayetini (işaret), alâmet veya simgesini taşıyabilir. Herhalde bu işaret
ve simgenin anlamını yorumlayanlar, onun küfürde, küfranda ve kâfirlik-
te olduğunu anlayacaklardır.
2. Yazı Bir İşaret mi?
Yazı manalara işaret ettiğinden, düşünce ve duyguları yazıyla
anlatırız. Fakat anlamlara işaret için kullanılan şey sadece yazı mıdır?
1) Söz gelişi trafik işaretleri (yazı olmadığı halde) bize kimi mesaj
ve manaları anlatmıyor mu? Hilâl İslamı, haç işareti veya amblemi
Hıristiyanlığı işaret ve simgelemiyor mu? Elin, kolun ve gözün yaptığı
işaretler ve beden dili (lisan-ı hal) de böyledir. Lisan-ı hal de
lisan-ı kâl gibi meramımızı dile getirir.
2) Giyim, renkler ve kıyafetler; bize mevsimleri, sıcaklığı,
soğukluğu, yerine göre kıyafet sahibinin zihniyetini, dinini, kültürünü
ve birtakım mensubiyetlerini (söz gelişi futbol takımını) anlatabilir.
Demek, kıyafet ve giyinme biçimi, giyilenler ve şekilleri de, yazı gibi
manalar anlatır.
Farklı işaretler ve simgeler olan bayraklar, birer ülkeyi temsil eder.
Yalnız şekil ve renklerden oluşan rozet ve amblemler de böyledir.
Bunlara da birer işaret (birer yazı) gibi manalar yüklenir. Roma
Sezarlarının sağ kolları ileri uzanıp yumruk yapılmış elin başparmağı
yukarı kaldırılırsa, mağlup gladyatör ölümden kurtuluyordu. Başa giyilen
başlıklar da işaret olabilmektedir. Polisi şapkasından, araba
yarışçısını kaskından tanıya- biliriz. Mesela İslam milletlerinde
seyyidler “yeşil sarık” giymeleri ile bilinirlerdi.
Şu halde başta veya alında taşınan bir işarete ve kıyafete de, “müslüman” veya “k-f-r/kâfir” anlamı yüklenebilir.
3) Hiyeroglif yazısı, bazı canlı veya cansızların şekillerinden
oluşuyordu. Öyleyse şekiller de, yazı yerine geçebilmekte ve yazı
sayılmaktadır. Bir gül resmi de “gül” yazısı gibi gülü anlatır.
Osmanlılarda, sevgilinin taşıdığı her çiçeğin ayrı bir anlamı vardı.
Yani güller renk ve cinslerine göre birer mananın işareti sayılmışlardı. 3. Yazı ve Secde İlişkisi
1) Deccaliyetin bir büyük temsilcisi, lideri (veya temsilcilerinin)
iki gözü arasında (veya alnında) “kâfir” veya “k-f-r” yazması;
alınlarının secdeye gitmeyeceklerine de “işaret” olabilir.
Çünkü kâfir namaz kılmaz ve “Allah için” secde etmez. Alın bir açıdan
ve öncelikle secdeyi, secde de -imandan sonra Müslümanların en büyük
ibadeti olan- namazı simgeler.
Bu tevile göre; mezkûr zihniyet küfür,
inkâr, ilhad ve nifakından dolayı namazsızdır. O ve taraftarları namaza
uzaktır; O zihniyet; namaz çağrısı ezana, secdeye, beş vakit namaz
kılanlara, camilere ve cami cemaatlerine iyi gözle bakmayacaktır.
Bu açıdan, deccaliyet namaza yönelimi, ona giden ve götüren yolları
büyük oranda ve elden geldiğince tıkayacak veya tıkamaya çalışacaktır.
Mesela, komünist dönemde büyük bir deccaliyet örneği yaşayan Rusya'da,
komünist ihtilal sonrası camiler kapatılmış, yıkılmış, yakılmış veya
cami binaları başka işlevlerde kullanılmıştır. Oysa namaz, İslam'ın önde
gelen şartı, imandan sonra en büyük farzıdır ve İslam'ın direği
('ımâdu'd-dîn) ve bir cihetle onu ayakta tutan en önemli bir unsurudur.
Namazı toplumdan silmek ve kılındığı yerleri kapatmak, namaz çağrısı
ezanı engellemek, yok etmek, namazı gizli ve açık yollardan ve büyük
hile ve aldatmalarla ortadan kaldırmaya çalışmak, ona götüren yolları
seddetmek (yesuddûne 'an sebilillah) ve kılanları aşağılamak ve
namazlıları azaltacak önlemler almak; elbette dinin aleyhinedir. Bu
durum; İslamiyeti tahriptir, onu engellemek ve Müslümanlığı güçsüz
kılmaktır.
2) Hadis-i şerifte belirtildiği gibi, namazda secde, insanın Allah'a
en yakın olduğu andır. Namazın en mühim rüknü/öğesi ve yüce Allah'a
gösterilen tazimin/saygının en üst noktasıdır. Şu halde “secde ve namaz”
bir bakıma (imanı, İslamı ve) Allah'a yakınlığı; namaz kılmamak da ona
uzaklığı anlatır.
Demek, -hangi çağda olursa olsun- deccaller ve deccallik, Allah'tan,
iman ve İslam'dan, iman ve İslama işaret ve delalet eden, onun sembolü
olan namazdan uzaktır.
Müslümanların simalarında, alınlarında, hal ve
hareketlerinde secde alameti ve eseri vardır. Yüzleri ve alınları
nurludur. Bu yüzden insanlar; birinin hal ve hareketlerinden namazlı
veya namazsız olduğunu anlayabilirler. Demek simada, yüzde ve “alında
secde alameti” bulunduğu gibi “küfür alameti de” bulunabilir.
Fetih suresinin sonunda da durumlarında ve alınlarda secde işaretinin
var olduğundan söz edilir. Böylece özellikle sahabeler ve tabiinin
ruhlarındaki nuraniyet ve hidayet, yüz ve cephelerinde görünecektir. Çok
namaz kılmalarının işareti alınlarında birer velayet mührü gibi
parlayacaktır. 4. Müminler “Kâfir” Yazısını Okur mu?
Sahih hadislere bakılırsa, deccallerin -ve o zihniyet bağlılarının-
alnındaki yazıyı “her mümin”, “her müslüman”, “okuyup yazan veya okuyup
yazmayan her mümin” okuyacaktır. Yahut onu “kerih/kötü görenler” ve
icraatına taraftar olmayanlar bu yazıyı okuyacaklardır.
Bu açıklamalar gösteriyor ki, alındaki yazı, “defter ve kitaplardaki
yazılar (işaret ve semboller) cinsinden” olmasa gerektir. Çünkü bu
takdirde imtihan sırrı kalkacaktır. Zira herkes alında “kâfir” yazısını
görünce, bir adamın deccal ve deccallik temsilcisi olduğunu anlar ve
böylece müslüman toplumların onun söylem ve düşüncelerine kanması söz
konusu olamaz.
Hadis şarihlerinin kimisi bu yazıyı “hakikat gerçek” kabul etmekte
iseler de, biz o görüşte değiliz. Öyleyse bu yazı, başka türlü bir
anlatıcı, sembol, alâmet ve işaret olmalıdır. Bunu muhakkik iman, İslam
gözlüğü ve bakış açısı okuyabilecektir. Bu bilinen türden yazı olsaydı;
onu ancak “okuma yazma bilenler” okuyabilirdi.
Ayrıca, deccaliyete taraftar olanlar ve olmayanlar bu yazıyı okuyup
anlardı. Oysa okuma yazması olmayan (ümmi) müminler de, o işareti ve
alâmeti okuyacaktır. Çok ilgi çekicidir ki, deccalı ve deccaliyeti
sevenler, o fikriyatı ve zihniyeti benimseyenler ve yanında yer alanlar,
alındaki o yazıyı/işareti okuyamayacaktır. Çünkü sevgi, taraftarlık ve
rıza gözü ile bakmak; insana hataları göstermez. Kişi sevdiğinin
iyiliklerini görürken, hatalarını görmezlikten gelir ve hatalarını
gösterme ve yerme yerine, iyiliklerini gösterir ve onu över.
Deccaliyeti sevenlerin onun büyüklerinin alnındaki “kâfir” yazısını
görmemesi şuna da işaret ediyor ki, onun kötülüğünü görmeyen gösterme-
yecektir de. Öyleyse onu sevenler hep “övme yoluna” gidecekler ve
aleyhinde hiç konuşma- yacaklardır. Açıkça hata olan işlerini bile,
türlü tevil ve yorumlarla onun iyilik hanesine kaydedeceklerdir.
Hadis işaret ediyor ki, taraftarları onun küfür ve nifakını
söylemeyecek ve elden geldiğince söyletmeyecektir. Fakat hadise göre,
onu kerih görenler ve icraatlarını beğenmeyenler, hakkında daha objektif
bir tavır sergileyerek “k-f-r” yazısını ve habis zihniyetini
okuyabileceklerdir. Şu halde onu ve fikriyatını sevmek; sevenlerine
nifakını, hatalarını, küfür ve küfranını göstermeyecektir. Onlar o
zihniyeti iyi görerek, başka cihetleriyle seveceklerdir.
5. Anlamı Açısından “Kâfir” Yazısı
1) Deccalın iki gözü arasında (veya alnında) “k-f-r” veya “kâfir”
yazılmasına, yazılan kelime açısından da bakmak gerekir. Arapça “k-f-r”
fiilinin mastarı olan “küfür”, bir şeyi setr ve örtmektir. Karanlığıyla
her şeyi örttüğü için geceye, ayrıca denize, büyük vadiye, büyük nehire,
tohumları toprağa örttüğü için de çiftçiye “kâfir” denilebilir.
Cesetleri örten kabir ve bir şeyi kaplayan zift de “kâfir” adını
alabilmektedir.
Kısaca küfür kelimesinde setretmek, örtmek ve bürümek anlamı vardır.
Kefaret de, günahı örtme anlamından dolayı bu ismi almıştır. Aynı kökten
gelen “tefekkür” ise bir şeye bürünmektir. Bürünme de bir tür örtünmeyi
anlatır.
2)“Kâfir” kelimesi, setir, örtme ve bürüme anlamından dolayı, Allah'a,
nübüvvete inanmayan inkârcılığı anlatmada kullanılmıştır. Aynı kelime;
karanlık, zırh, yeri kaplayan ve örten siyah bulut, bitki, tomurcuk
yuvası, hurma çiçeği ve kapçığı gibi manalara da gelir.
Zift ve gemi ziftleme de “küfür”le anlatılır. Deccal alnında “kâfir”
veya “k-f-r” yazıyorsa; deccaller, büyük deccal (ve zihniyeti) kâfir ve
küfürdedir. Onun simasından, hal hareket, yaşayış ve icraatından
münafık, kâfir veya münkir olduğu anlaşılacaktır. Onun liderinin ve
rehberinin kafası ve kalbindeki küfür ve din karşıtı zihniyet; işine,
icraatlarına, alnına, hal ve hareketlerine yansıya- caktır. O küfür ve
“küfran-ı nimet” içinde olacaktır. Onda ve zihniyetine gönülden inanıp
yaşayanlarda, bir “uhrevilik” ve “ibadet hayatı” olmayacaktır.
3) Ayrıca alındaki “kâfir” yazısına günümüz tıp bilgisi açısından da
yaklaşılabilir: Kafatasının ön kısmında, iki gözün arasında; insanda
şahsiyetin, inanç ve düşüncelerin, ahlakî yapının şekillenmesi- ne sebep
olan ön lop bulunur. Bu organ kafatasın- dan çıkarıldığı zaman insan
ölmese de, ahlâkı, hayat tarzı ve inançları değişebilir. Ahlâklı ve
inançlı bir insan, ön lobun tahrip ve çıkarılması sonrası ahlâksız
olabilir.
Şu halde iki göz arasında “k-f-r” veya “kâfir” yazması; bu açıdan
deccaliyet, temsilcileri ve bağlıları içindeki nifak ve küfre işarettir.
Yani o zihniyet, onu temsil eden ve o yolda olan kafalar içinde küfür
vardır ve “k-f-r” yer alır. Bu küfür ve inkâr, elbette insanda yönelişi,
bakış açısını, alında veya başta olacak simgeyi (işareti ve alâmeti)
şekillendirecek olmalıdır. 6. Alındaki “ 'Âyis” ve “Lâ Hüccete” Yazıları
Deylemi, Mekkeli ilk Müslümanlardan Abdullah b. Mesut'tan şu ilginç rivayeti nakleder:
“Yahrucu'l-hammâru min kabrihî âyisün min rahmetillâh = İçki düşkünü
kabrinden 'iki gözü arasında (alnında) 'Allah'ın rahmetinden ümit
kesendir' diye çıkar.
Faiz yiyici de kabrinden, 'mektûbun beyne 'ayneyhi lâ huccete lehû
indallahi = iki gözü arasında (alnında) 'onun Allah katında hiçbir
hücceti/delili yoktur' yazılmış olarak çıkar.
Muhtekir (karaborsacı) da kabrinden: 'Mektubun beyne ayneyhi 'yâ
kâfiru tebevve' mak'adeke mine'n-nâr = İki gözü arasında (alnında) 'ey
küfran-ı nimet eden, ateşten oturağını hazırla diye yazılmış olarak
çıkar.”
Hadis-i şerif öldükten sonra dirilmeyi, kabirden çıkanları tasvir ve tavsif etmektedir. Burada birkaç nokta dikkat çeker.
1) Deccalın iki gözü arasında, alnında “hâzâ kâfir” veya “k-f-r”
yazdığına dair hadisler vardır. Bu açıklamalar daha önce belirttiğimiz
gibi mecazi ifadelerdir. Biz de çalışmamızda bunu “hakikat” olarak kabul
etmedik ve farklı vecihlerle tevillerini yaptık.
Yukarıdaki açıklama da, benzer şekilde ve benzer ifadelerle alında
yazılmış farklı yazılardan söz etmektedir. Mesela içki düşkünü alnında
'âyisün min rahmetillâh= o'Allah'ın rahmetinden ümit kesendir' yazısıyla
dirilecektir. Bu ifadeler de mecazidirler. Bunu ibaredeki gibi “düz ve
hakikat” olarak anlayıp, 'demek bu tür insanlar dirildiklerinde
alınlarında bu yazılar olacak' diye yorumlarsak yanlış olur.
2) Bu tür ifadeler mecazdır, dirilirken alında bilinen anlamda bir
yazı olmayacağı gibi, yazıdan kasıt da farklıdır. Hz. Peygamber alınla
ilgili bir başka mecazi ifadesinde de şöyle der:
“el-Haylu ma'kûdun bi nevâsıbıhâ hayrun = Atlar alınlarında hayır bağlanmış (hayvanlar)dır”
Bu söz de iki göz arasına, alına yazılmış yazı örneğinde olduğu gibi
mecazdır. Bu ifade“el-Haylu mektûbun 'alâ nevâsıbıhâ hayrun = Atların
alınlarına hayır yazılmıştır” şeklinde olsaydı, bunu mecaz değil de
“hakikat olarak” anlamak yanlış olurdu. Çünkü hayır, hakikat anlamıyla
atın alnına, bağlanacak (konacak ve yazılacak) maddi ve fiziki bir şey
değildir. Yukarıdaki sözden kasıt ve anlatılmak istenen şey başkadır.
Hz. Peygamber zamanında atlar, “çok önemli bir savaş silahı”
sayılıyorlar, savaşlarda galibiyete vesile oluyorlardı.
Bu gerçeği iyi bilen Rasulullah, “onlarla büyük hayırlara, iyiliklere
ulaşılır” anlamında böyle konuşmuştu. Hayırlar/iyilikler attan
ayrılmadığı, o nerdeyse hayır (galibiyet, güçlülük, ganimet, İslâm'ın
yayılması vb.) orada olduğu için, Rasulullah “Hayır onların alınlarına
bağlanmış (düğümlenmiştir)” diyordu. O bu sözüyle mükâfat-ı 'âcile olan
dünya ganimeti ve mükâfat-ı âcile olan ahiret ecri için, askerleri
atlarla ilgilenmeye çağırıyordu. Belki de o bu yüzden atları çok seviyor
ve onların harplerdeki fonksiyonunu iyi bildiği için at yetiştirmeyi
teşvik ediyordu.
Rasulullah, değerli, zeki, işe yarar ve âlim bir sahabe olan Selman-ı Farisi için de şöyle buyurmuştu:
“Selmânun cildetun beyne aynî = Selman iki gözüm arasında bir cildedir.”
Cilde, deri parçası demektir ve mecazi olarak “aşiret” anlamına da
gelir. Burada ise iki göz arasındaki vücut parçası olan “burundan
kinaye”dir. Sanki Rasulullah, onun benzerleri arasında büyüklüğünü,
değerini, öne çıkmasını ve kendine yakınlığını; sahibine yakışıklılıkta
üstünlük sağlayan buruna benzetmiştir. Burada Hz. Selman'ın kendisi için
değerli biri olduğunu anlatmaktadır. O İslâm bünyesi için, sanki
yüzdeki güzel burun gibi önemlidir ve İslâm'dan önemli bir parçadır.
İmana ve İslam'a hizmet etmekte, onu kerim ve aziz kılmaktadır.
3) Yukarıdaki ilk hadise göre, içki düşkünü, tövbe etmeden ölmüş ve
ahirette o şekilde dirilmişse; Allah'tan af ve merhamet ümit
etmemelidir. Çünkü alnında böyle bir yazı vardır ve bunun gereği
yapılacaktır. Bir cihetten Rasulullah ‘ın açıklamalarına benzer olarak
Kur'an-ı Kerim'de oruçtan söz edilirken şöyle buyrulur:
“Kütibe 'aleykumu's-sıyâmu = Üzerinize oruç yazıldı”
Bu da mecazi bir anlatımdır: “Üzerinize yazıldı” demek “üstünüze,
bedeninizden bir yere, bir organınıza yazıldı” demek değil, “farz
kılındı” demektir. Yukarıda da “mektûbun beyne 'ayneyhi = iki gözü,
arasına (alnına) yazıldı” denmekteydi. Arapçada “kütibe/yazıldı” ile
“mektûbun/yazılmış” ifadeleri anlamca birbirine benzer. Her ikisi de
yazılmaya delalet eder. Yazılan/farz olan oruç tutulacağı gibi, alına
yazılanın da gereği yapılacaktır.
Mecazen alnında “lâ huccete” veya “yâ kâfiru” yazılmış olanlara da,
yazıya, yani o kimsenin durumuna göre muamele edilecektir. O yazı,
zahiren ve hakikatte görünen bir yazı değildir. Allah böylelerini,
“alnında o yazı varmış, cezası yazılmış gibi” bilir.
Deccalin alnındaki “yâ kâfirü/ey kâfir”, “kefera/kâfir oldu”
yazılarını da böyle anlamak gerkir. Tarihte, kişileri sıfatlama
bağlamında da onalara “el- a'ver/tek gözlü, şaşı” lakabı
verilebiliyordu. İslam öncesi dönemde Irak'ta kurulmuş olan Lahmiler'in
kırallarından Birinci Numan (399- 420), “en- Nu'mân el A'ver” diye
anılıyordu. Gassan kırallarından Haris b. Cebele (II Haris) de, “topal”
anlamında “el-A'rac” diye bilinmekteydi.