Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri

0 views
Skip to first unread message

şefkat

unread,
Nov 20, 2010, 5:04:48 PM11/20/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri

İnsanlık senin gibi seçkin bir zatı, bir daha göremeyecektir  Ya Muhammed! (a.s.m)

Prens Bismarck’ın Beyanatı

Sana muasır bir vücut olamadığımdan müteessirim, Ey Muhammed (a.s.m.)!

Muhtelif devirlerde, beşeriyeti idare etmek için taraf-ı Lâhutîden geldiği iddia olunan bütün münzel semâvî kitapları tam ve etrafıyla tetkik ettimse de, tahrif olundukları için, hiçbirisinde aradığım hikmet ve tam isabeti göremedim. Bu kanunlar değil bir cemiyet, bir hane halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin Muhammedîlerin (a.s.m.) Kur’ân’ı, bu kayıttan âzâdedir. Ben, Kur’ân’ı her cihetten tetkik ettim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Muhammedîlerin (a.s.m.) düşmanları, bu kitap Muhammed’in (a.s.m.) zâde-i tab’ı olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel, hatta en mütekâmil bir dimağdan böyle harikanın zuhurunu iddia etmek, hakikatlere göz kapayarak kin ve garaza âlet olmak mânâsını ifade eder ki, bu da ilim ve hikmetle kabil-i telif değildir. Ben şunu iddia ediyorum ki, Muhammed (a.s.m.) mümtaz bir kuvvettir. Destgâh-ı kudretin böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır.

Sana muasır bir vücut olamadığımdan dolayı müteessirim, ey Muhammed (a.s.m.)! Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o Lâhutîdir. Bu kitabın Lahutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemâl-i hürmetle eğilirim.


Prens Bismarck

Lügatçe;
muasırÇağdaş, aynı dönemde yaşayan--beşeriyet: İnsanlık--taraf-ı Lâhutî: Allah tarafı, İlâhî taraf--münzel: indirilmiş, indirilen--âzâde: hariç--zâde-i tab: bir kimsenin düşünce mahsûlü olarak kaleminden çıkan--mütekâmil: mükemmel--Destgâh-ı kudret: Allah’ın kudret eli, kudret tezgâhı--Muallim:  öğretici--nâşir: Neşreden, yayan--mevzu ilimler: hali hazırda bulunan beşerî ilimler--butlan: bâtıl, geçersiz, asılsız olma.


şefkat

unread,
Nov 21, 2010, 5:18:29 PM11/21/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri
İslâm'da mukaddes sular, heykeller, azizler, mübarek eşyalar yoktur

En Temiz ve En Doğru Din, Müslümanlıktır

Meşhur muharrir, müsteşrik, edebiyat-ı Arabiye mütehassısı ve Kur'an-ı Kerim'in mütercimi Doktor Maurice(Moris) şöyle diyor:

Bizans Hıristiyanlarını içine düştükleri bâtıl îtikadlar girîvesinden ancak Arabistan'ın Hira Dağında yükselen ses kurtarabilmiştir. İlâhî kelimeyi en ulvî makâma yükselten ses, bu ses idi. Fakat, Rumlar bu sesi dinleyememişlerdi. Bu ses, insanlara en temiz ve en doğru dîni tâlim ediyordu. O yüksek din ki, onun hakkında, Gundo Firey Hesin gibi mûhakkik bir fâzıl şu sözleri pek haklı olarak söylüyor: "Bu dinde mukaddes sular, şâyân-ı teberrük eşya, esnâm ve azîzler; yâhut sekerât-ı mevt esnâsında nedâmetin bir fâide vereceğini ifade eden sözler; yâhut başkaları tarafından vukû bulacak duâ ve niyazların günahkârları kurtaracağına dâir ifâdeleri yoktur. Çünkü bu gibi akîdeler, onları kabul edenleri alçaltmıştır."

Lügatçe;
müsteşrik:Doğu memleketlerinin din, dil ve tarihlerini ve diğer bâzı hususları araştırıp tesbite çalışan batılı âlim. (Orientalist)--girîve:  Çıkmaz yol. Çıkmaz sokak. * İçinden çıkılması müşkül olan durum--mûhakkik: Hakîkatı araştırıp bulan--fâzıl: Faziletli olan. İlim, hüner ve güzel ahlâk sahibi--şâyân-ı teberrük: Sevaplı--esnâm: Putlar, heykeller--sekerât-ı mevt: Can çekişme--nedâmet: Pişmanlık--akîde: inanç; îmân.



şefkat

unread,
Nov 21, 2010, 5:19:08 PM11/21/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri
İslâm'da mukaddes sular, heykeller, azizler, kutsanmış eşyalar yoktur

şefkat

unread,
Nov 22, 2010, 5:03:54 PM11/22/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri

Zamanlar geçtikçe, Kur’ân’ın ulvî sırları inkişaf ediyor
Doktor Maurice, Le Parler Française Roman unvanlı gazetede, Kur’ân’ın Fransızca mütercimlerinden Selman Runah’ın tenkidatına verdiği cevapta diyor ki:
Kur’ân nedir? Her tenkidin fevkinde bir fesahat ve belâgat mucizesidir. Kur’ân’ın, 350 milyon Müslümanın göğsünü haklı bir gururla kabartan meziyeti, onun, her mânâyı hüsn-ü ifade etmesi itibarıyla, münzel kitapların en mükemmeli ve ezelî olmasıdır. Hayır, daha ileri gidebiliriz:

Kur’ân, kudret-i ezeliyenin, inayetle insana bahşettiği kütüb-ü semâviyenin en güzelidir. Beşeriyetin refahı nokta-i nazarından Kur’ân’ın beyanatı, Yunan felsefesinin ifâdâtından pek ziyade ulvîdir. Kur’ân, arz ve semânın Hâlıkına hamd ve şükranla doludur. Kur’ân’ın her kelimesi, herşeyi yaratan ve herşeyi hâiz olduğu kabiliyete göre sevk ve irşad eden Zât-ı Kibriyanın azametinde mündemiçtir.

Edebiyatla alâkadar olanlar için, Kur’ân, bir kitab-ı edebdir. Lisân mütehassısları için Kur’ân, bir elfaz hazinesidir. Şâirler için Kur’ân, bir âhenk menbaıdır. Bundan başka bu kitap, ahkâm ve fıkıh namına bir muhit-i maariftir.

Davud’un (a.s.) zamanından, Jan Talmus’un devrine kadar gönderilen kitapların hiçbiri, Kur’ân-ı Kerimin âyetleriyle muvaffakiyetli bir şekilde rekabet edememiştir.

Bundan dolayıdır ki, Müslümanların yüksek sınıfları, hayatın hakikatini kavramak nokta-i nazarından ne kadar tenevvür ederlerse, o derece Kur’ân ile alâkadar oluyorlar ve ona o kadar tazim ve hürmet gösteriyorlar.

Müslümanların Kur’ân’a hürmetleri daima tezayüd etmektedir. İslâm muharrirleri, Kur’ân âyetlerini iktibasla yazılarını süslerler ve o yazılar o âyetlerden mülhem olurlar. Müslümanlar, tahsil ve terbiye itibarıyla yükseldikçe, fikirlerini o nisbette Kur’ân’a istinad ettiriyorlar. Müslümanlar, kitaplarına âşıktırlar ve onu, kalblerinin bütün samimiyetiyle mukaddes tanırlar. Hâlbuki, kütüb-ü İlâhiyeye nâil olan diğer milletler, ne kitaplarına ehemmiyet verirler ve ne de onlara hürmet gösterirler.
(Devam edecek)

Lügatçe;
 
fesahat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması--belâgat: düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme--hüsn-ü ifade: güzel anlatım, maksadını güzelce dile getirme--inayet: ihsan, lütuf, yardım--kütüb-ü semâviye: vahye dayanan kutsal kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm--Beşeriyet: İnsanlık--ulvî: Yüce, yüksek--Hâlık: herşeyi yaratan Allah--Zât-ı Kibriya: sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah--kitab-ı edeb: edebiyat kitabı--elfaz: lâfızlar, sözler, lügatlar--muhit-i maarif: ilim okyanusu, bilgi denizi--tenevvür: nurlanma, aydınlanma--tezayüd: Artama--muharrir: yazar--iktibas: alıntı--mülhem: ilham olunmuş, ilham almış.

şefkat

unread,
Nov 23, 2010, 5:01:16 PM11/23/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri
(Dünden devam)
Zamanlar geçtikçe, Kur’ân’ın ulvî sırları inkişaf ediyor
Doktor Maurice, Le Parler Française Roman unvanlı gazetede, Kur’ân’ın Fransızca mütercimlerinden Selman Runah’ın tenkidatına verdiği cevapta diyor ki:
Müslümanların Kur’ân’a hürmetlerinin sebebi, bu kitap pâyidar oldukça, başka bir dinî rehbere arz-ı ihtiyaç etmeyeceklerini anlamalarıdır. Filhakika, Kur’ân’ın fesahat, belâgat ve nezahet itibarıyla mümtaziyeti, Müslümanları başka belâgat aramaktan vareste kılmaktadır. Edebî dehâların ve yüksek şâirlerin Kur’ân huzurunda eğildikleri bir vâkıadır. Kur’ân’ın hergün daha fazla tecellî etmekte olan güzellikleri, hergün daha fazla anlaşılan, fakat bitmeyen esrarı, şiir ve nesirde üstad olan Müslümanları, üslûbunun nezahet ve ulviyeti huzurunda diz çökmeye mecbur etmektedir. Müslümanlar, Kur’ân’ı ta rûz-u haşre kadar pâyidar kalacak kıymet biçilmez bir hazine addeylerler ve onunla pek haklı olarak iftihar ederler. Müslümanlar, Kur’ân’ı, en fasih sözlerle, en rakik mânâlarla coşan bir nehre benzetirler.

Şayet Monsieur Renaud İslâm âlemiyle temas etmek fırsatını elde edecek olursa, münevver ve terbiyeli Müslümanların, Kur’ân’a karşı en yüksek hürmeti perverde ettiklerini ve onun evamir-i ahlâkiyesine fevkalâde riayetkâr olduklarını ve bunun haricine çıkmamaya gayret ettiklerini görürdü.


Yeni nesiller ve asrî mekteplerin mezunları da, Kur’ân’a ve Müslümanlığa karşı müstehziyane bir cümlenin sarfına tahammül etmemektedirler. Çünkü Kur’ân, iki sıfatla bu ehliyeti hâizdir.


Bunların birincisi: Bugün ellerde tedavül eden Kur’ân’ın Hazret-i Muhammed’e (a.s.m.) vahyolunan kitabın aynı olmasıdır. Hâlbuki, İncil ile Tevrat hakkında birçok şüpheler ileri sürülmektedir.


İkincisi: Müslümanlar, Kur’ân’ı, Arapçanın en kuvvetli muhafızı ve esasat-ı diniyenin amelî bir mahiyet almasının en kuvvetli menbaı telâkki ederler.


Binaenaleyh, Monsieur Renaud eserini tashih edecek olursa, bu tercümesiyle, insanları tenvir hususunda insanlığa büyük bir muavenette bulunur ve bâtıl itikadların hudutlarını tarümar etmeye hâdim olur.


Doktor Maurice

Lügatçe;
pâyidar: devamlı, sürekli olma--arz-ı ihtiyaç: muhtaç olduğunu dile getirme--fesahat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması--belâgat: düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme--nezahet: nezihlik, temizlik, mukaddes olma--mümtaziyet: mümtazlık, seçkinlik, üstünlük--vareste: bağımsız kılma, kurtarma-- ulviyet: yücelik, yükseklik--rûz-u haşr: insanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanacağı gün--fasih: güzel, açık ve düzgün--rakik: ince, derin--perverde: beslemek--evamir-i ahlâkiye:ahlâkla ilgili emirler-- müstehziyane: alay edercesine--esasat-ı diniye: Dinin esasları--muavenet: yardım, yardımlaşma--hâdim: hizmetçi, hizmet eden.

şefkat

unread,
Nov 24, 2010, 5:08:48 PM11/24/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri

[Nur Çeşmesi’nde ve Risale-i Nur’da yazılan bu nev’i filozoflardan kırk altıncısıdır.]

Zat-ı Kibriya hakkındaki âyetlerin ulviyeti ve Kur’ân’ın kudsî nezaheti
Mister John Davenport, “Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ve Kur’ân-ı Kerim” unvanlı eserinde Kur’ân-ı Kerimden bahsederken şu sözleri söylüyor:
Kur’ân’ın sayısız hususiyetleri içinde bilhassa ikisi fevkalâde mühimdir.

1. Zât-ı Kibriyayı ifade eden âyâtın âhengindeki ulviyettir. Kur’ân-ı Kerim, beşerî zaaflardan herhangi birisini Zât-ı Kibriyaya isnaddan münezzehtir.

2. Kur’ân, başından sonuna kadar, gayr-ı beliğ, gayr-ı ahlâkî, yahut terbiyeye muhalif fikirlerden, cümlelerden ve hikâyelerden tamamen münezzehtir.

Hâlbuki bütün bu nakîsalar, Hıristiyanların ellerindeki muharref Kitab-ı Mukaddeste mebzuliyetle vardır.

John Davenport

Lügatçe;
Zât-ı Kibriya: sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah--âyât: Ayetler--âheng: uygunluk--ulviyet: yücelik, yükseklik--münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce--gayr-ı beliğ: belâgatlı olmayan, güzel ve yerinde söylenmeyen söz--nakîsa: kusur, noksan, eksiklik--muharref: aslı tahrif edilmiş, bozulmuş--mebzuliyetle: bolca, çoklukla.

şefkat

unread,
Nov 25, 2010, 5:01:17 PM11/25/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri
Kur’ân, serapa samimiyet ve hakkaniyetle doludur
Carlyle şöyle diyor:

Kur’ân’ı bir kere dikkatle okursanız, onun hususiyetlerini izhara başladığını görürsünüz. Kur’ân’ın güzelliği, diğer bütün edebî eserlerin güzelliklerinden kabil-i temyizdir. Kur’ân’ın başlıca hususiyetlerinden biri, onun asliyetidir.

Benim fikir ve kanaatime göre, Kur’ân, serapa samimiyet ve hakkaniyetle doludur. Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) cihana tebliğ ettiği davet, hak ve hakikattır.


Carlyle

Lügatçe;
hususiyet: Özellik--izhar: Ortaya koymak, açığa çıkarmak, göstermek--kabil-i temyiz: ayırt edilebilir--asliyet: Orjinal oluş, asıllık--serapa: baştan aşağı, baştan sona.

şefkat

unread,
Nov 26, 2010, 5:03:25 PM11/26/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri

Müslümanlık, tecessüd ve teslis akîdesini reddeder

İngiltere’nin en meşhur ve en büyük müverrihlerinden Edward Gibbon Roma İmparatorluğunun İnhitat ve Sukûtu adlı eserinde şöyle diyor:

Ganj Nehri ile, Bahr-i Muhit-i Atlasî (Atlas Okyanusu) arasındaki memleketler, Kur’ân’ı, bir kanun-u esasî ve teşriî hayatın ruhu olarak tanımışlardır. Kur’ân’ın nazarında, satvetli bir hükümdarla, zavallı bir fakir arasında fark yoktur. Kur’ân, bu gibi esaslar üzerinde öyle bir teşrî vücuda getirmiştir ki, dünyada bir nazîri yoktur.

Müslümanlığın esasatı, teslisiyet ve Allah’ın tecessüdiyetini ve vahdet-i vücud akidesini reddetmektedir. Bu mutasavvifâne akideler üç kuvvetli ulûhiyetin mevcudiyetini ve Mesih’in, Allah’ın oğlu—hâşâ!—olduğunu öğretmektedir. Fakat bu akideler, ancak mutaassıp Hıristiyanları tatmin edebilir. Hâlbuki Kur’ân, bu gibi karışıklıklardan, iphamlardan âzâdedir.

Kur’ân, Allah’ın birliğine en kuvvetli delildir. Feylesofane bir dimağa mâlik olan bir muvahhid, İslâmiyetin nokta-i nazarını kabul etmekte hiç tereddüt etmez. Müslümanlık, belki bugünkü inkişaf-ı fikrimizin seviyesinden daha yüksek bir dindir.
Edward Gibbon

Lügatçe;
tecessüd: cisimleşme; batıl dinlerde, Allah’ın herhangi bir maddi varlık şekline bürünmesi, yaratıklarından birinin bedenine girmesi şeklinde inanılan batıl bir Allah inancı--teslis: üçleme; Hıristiyanların Allah’ın baba, oğul ve mukaddes ruh olmak üzere üç varlıktan mürekkep olduğuna inanmaları--kanun-u esasî: anayasa, temel kanun--teşriî: yasamaya dair, kanunla ilgili, şeriata dair--satvetli: güçlü, ezici kuvvetli--vahdet-i vücud: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık’ adını almaya lâyık değiller” tarzında, Allah’tan başka varlıkları âdeta inkar eden bir tasavvufî görüş--mutasavvifâne: mutasavvıflar gibi, Hıristiyan mistikleri (tasavvuf ehli) gibi--ipham: belirsizleştirme müphem bırakma--muvahhid: Cenâb-ı Allah’ın varlığına ve birliğine inanan, tevhid inancına sahip kimse--inkişaf-ı fikr: fikrin, düşüncenin gelişmesi, ilerlemesi.

şefkat

unread,
Nov 27, 2010, 5:03:11 PM11/27/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri

Hâlıkın hukukuyla mahlûkatın hukukunu en mükemmel sûrette ancak Müslümanlık tarif etmiştir

Kur’ân’ın telkin ve Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) tebliğ ettiği esâsâttan mükemmel bir ahlâk mecellesi vücut bulur. Esasat-ı Kur’âniyenin muhtelif memleketlerde insanlığa ettiği iyiliği ve ettikten sonra da Allah’a takarrub etmek isteyen insanları Cenâb-ı Hakka raptettiğini inkâr etmek mümkün değildir.

Hâlıkın hukuku ile mahlûkun hukuku, ancak Müslümanlık tarafından mükemmel bir sûrette tarif olunmuştur. Bunu yalnız Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da, Mûseviler de itiraf ediyorlar.

Marmaduke Pickthall

Lügatçe;
esâsât: esaslar, temel prensipler--mecelle: kitap; kanunlar, nizamlar kitabı--takarrub: yaklaşma--Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah--mahlûk: yaratıklar, yaratılanlar.

şefkat

unread,
Nov 28, 2010, 5:07:12 PM11/28/10
to sef...@googlegroups.com
Ecnebî Feylesofların Kur’ân’ı Tasdiklerine Dair Şehadetleri

Kur’ân ile kavanin-i tabiiye arasında tam bir âhenk vardır

Yeni keşfiyatın veyahut ilim ve irfanın yardımıyla hallolunan, yahut halline uğraşılan mesail arasında bir mesele yoktur ki İslâmiyetin esasâtıyla taarruz etsin. Bizim, Hıristiyanlığı, kavanin-i tabiiye ile telif için sarf ettiğimiz mesaiye mukabil, Kur’ân-ı Kerim ve Kur’ân’ın tâlimiyle kavanin-i tabiiye arasında tam bir âhenk görülmektedir. Kur’ân, her hürmete şâyân olan eserdir.

Levazaune

Lügatçe;
keşfiyat: keşifler, buluşlar, icatlar--mesail: meseleler, problemler--esasât: esaslar, temel prensipler--taarruz: çatışma, çelişme--kavanin-i tabiiye: Allah’ın kâinata koyduğu tabiat kanunları, kâinattaki kanunlar--telif: âhenk: uygunluk.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages