Edebiyat teorisi vezi imge vb

633 views
Skip to first unread message

mavizaman

unread,
Mar 8, 2010, 10:50:53 AM3/8/10
to sefa-k...@googlegroups.com

 

 

 

NURSEL  UYKUN:

 

        R. Wellek’in “EDEBİYAT  TEORİSİ”   KİTABININ  ÖZETİ[1]

 

 http://www.ege-edebiyat.org/docs/339.doc

 

 

 

EDEBİYAT TEORİSİ

  

Edebiyat    ve     Edebiyat       İncelemesi

 

 

        Edebiyat, bir yaratmadır, sanattır. Edebiyat incelemesi ise bir çeşit bilgi, öğrenmedir.

        Bazı teorisyenlere göre, edebiyat incelemesi ikinci bir yaratmadır. Diğer bir ifadeyle bir sanat eserinin daha düşük bir esere     çevrilmesidir. Bazı teorisyenlere göre ise edebiyat eserlerini biz sadece okuruz, zevk alırız, görüşlerimizi bildiririz. Bazı teorisyenlere göre de tabiat bilimlerinin “analiz, tümevarım, tümdengelim” gibi yöntemleri kullanılarak edebi eserler incelenebilir.

        Sonuç olarak, şunları söylemek mümkün: Bir eserin, bir yazarın, bir dönemin…vb. anlaşılabilmesi için çalışmalar, araştırmalar yapan edebiyat eleştirisi, edebiyat tarihi de edebiyat teorisi temeline dayanan evrimsel teorilerden yararlanırlar. Şöyle bir benzetme bu açıklamamıza uygun düşebilir: Edebiyat tarihi, bir dağın eteği ise; edebiyat eleştirisi, o dağın görünüşü; edebiyat teorisi de zirvesidir. Dolayısıyla edebiyat teorisi ya da incelemesi, dağın zirvesi gibi edebiyat eleştirisine, edebiyat tarihine yukarıdan bakar.

 

Edebiyatın   Tabiatı

 

        “Edebiyat nedir?” sorusuna birçok cevap verilmiştir. Birincisi, edebiyat, basılmış olan her şey olarak tanımlanmıştır. İkincisi, edebi şekil ve ifade yönünden dikkate değer olan büyük kitaplardır diye tanımlanmıştır.

         Bunların yanı sıra edebi dil, günlük ve bilim dili arasındaki farkları da belirtmek gerekir. Bilim dili, daha çok bir işaret sistemi olma eğilimindedir, matematik, mantık gibi. Edebi dilin ise; kendine has ifade özelliliği ve tesirliliği vardır. Edebi dil, dilin tarihi yapısına daha derinden bağlıdır. Edebi dil ile günlük dil arasındaki farklılığın tespiti daha zordur. Günlük dil, tek şekilli değildir. Günlük dil, birtakım sonuçlar elde etmek, hareket ve tutumları etkilemek amacındadır. Şiir dili, günlük dilin kaynaklarını bir düzene sokar, onlara yoğunluk kazandırır, hatta bazen dilin farkına varmamızı, ona dikkat etmemizi sağlamaya çalışırken bunları zorladığı bile olur.

      Estetik işlevi olan kitapları “edebiyat” olarak düşünmek gerekir. Edebiyat sanatında lirik şiir, destan, tiyatro gibi türler merkezi konumdadır. Bunlarda muhayyel bir dünya vardır. Aslında edebiyat ile edebiyat olmayan arasındaki farklar, hayal gücü, şahsi ifade, kurgusallık, estetik uzaklık, çerçeveleme, çıkar gözetmeyen temaşa, düzenleme gibi estetik terimlerinin (eski devirlerin) semantik bir tahlili çerçevesinde yapılabilen formüllerdir. Bunların her biri edebi eserin bir tarafını anlatır.

      Edebi sanat eseri, basit bir nesne değil, çok yönlü anlamı olan ve ilişkilerle tabakalaşmış bir niteliğin çok karmaşık bir organizasyonudur.

 

Edebiyatın     İşlevi

  

      Sanatın görevi hem zevk verme , hem de yararlı olmaktır. Edebiyatın hakikati, edebiyattaki hakikattir. Bu sistematik, kavramsal bir form içinde varolan; fakat edebiyata uyarlanabilen, edebiyat vasıtasıyla açıklanabilen veya edebiyat içinde vücut bulabilen felsefedir.

      Edebiyatın görevi nedir sorusunun Batı’da Platon’dan bugüne kadar uzun bir tarihi vardır. Edebiyatın ilk ve esas işlevi, kendi tabiatına sadık kalmaktır.

 

Edebiyat   Teorisi, Eleştirisi  ve   Tarihi

 

        Sistematik olan ve bütünlük taşıyan edebiyat incelemelerini anlatmak için en çok kullanılan terimler, ”edebiyat bilimi ve filoloji”dir. Edebiyat araştırıcısının çalışmasını ifade etmek için filoloji yerine kullanılabilen başka bir terim ”araştırma”dır.

         Edebiyat ilkeleri, kategorileri, ölçütleri…vb incelemelerini ”edebiyat teorisi” olarak adlandırmak, somut sanat eserleri incelemesini de ya “edebiyat eleştirisi” ya da “edebiyat tarihi” olarak adlandırmak en doğrusudur.

         Edebiyat eleştirisi kavramı, bütün edebiyat teorisini içine alacak şekilde kullanılır. Edebiyat tarihinin ise; kendine özgü standart ve ölçütleri olduğu söylenir.

         Sanat eseri, hem ölümsüzdür, hem tarihidir. Bir sanat eserini hem kendi zamanının, hem de onu izleyen bütün dönemlerin değerlerine dayandırabilmeliyiz. Buna ”perspektifçilik” terimi de deniliyor.

         Edebiyat tarihçisinin eleştiri ve teoriden bütün bu farazi muafiyeti tamamen temelsiz ve yanlıştır. Çünkü her sanat eseri günümüzde de vardır, doğrudan incelemeye alınabilir ve ister dün, ister bin yıl önce yazılmış olsun, muayyen sanat problemlerinin çözümünü kendinde taşır. Edebiyat tarihçisi, bir tarihçi gibi olmasının yanında daha çok eleştirici olmak zorundadır.

 

Genel, Karşılaştırmalı  ve  Milli Edebiyatlar

 

               “Karşılaştırmalı edebiyat” terimi, ilk olarak sözlü edebiyat incelemesi, özellikle de halk masallarındaki temaların eserden esere geçişinin ve yine bunların “yüksek, sanatkârane edebiyat”a nasıl ve ne zaman girmiş olduğunun incelenmesi manasında alınabilir. İkinci olarak bu terim, iki veya daha çok edebiyat arasındaki ilişkilerin incelenmesi olarak da kullanılmış. Sonuçta edebiyatlar, özellikle Batı Avrupa edebiyatları arasındaki yakın ilişkileri gösteren birçok malzeme toplanmış ve edebiyatlar arası “alışveriş” konusundaki bilgilerimiz büyük ölçüde artmıştır. Üçüncü olarak, ”karşılaştırmalı edebiyat” terimi, kendi bütünlüğü içinde edebiyat incelemesiyle, dünya edebiyatıyla, genel veya evrensel edebiyatla aynı manada kullanılmıştır.

               Son zamanlarda da “genel edebiyat” terimi, karşılaştırmalı edebiyattan farklı bir anlamda kullanılmaya başlanmıştır. “Karşılaştırmalı edebiyat”, iki veya daha çok edebiyat arasındaki karşılıklı ilişkileri incelerken; ”genel edebiyat” ,milli sınırları aşan edebi akım ve modaları inceler.

                Karşılaştırmalı edebiyatın ilk uygulayıcıları, edebiyatın kaynaklarını, sözlü edebi şekiller bakımından gösterdiği çeşitliliği ve ilk destan, tiyatro, şiirler yardımıyla nasıl geliştiğini inceleyen halkbilimciler ve etnografyacılardı.

               Evrensel ve milli edebiyatlar, birbirine karışmış durumdadırlar. Aslında karşılaştırmalı edebiyatın çözüme kavuşturması gereken şey, tek tek her milletin genel edebiyat sürecine ayrı ayrı katkılarını bulumak ve göstermektir.

 

Malzemelerin   Düzenlenmesi   ve   Tespiti

 

               Edebiyat biliminin ilk görevlerinden birisi, malzemelerinin bir araya getirilmesi, zamanın yaptığı tahribatın giderilmesi, metnin doğruluğunun, tarihinin ve yazarın kimliğinin tespiti gibi hususların araştırmasıdır.

               Sözlü edebiyat alanında malzemelerin derlenmesinde özel bazı problemler vardır. Söylediği şeyleri teyp veya transkripsiyon yazısıyla kopyalama yöntemi gibi. Yazma malzemeleri bulmaya çalışanlar ise; yazarın mirasçılarıyla şahsen tanışma, araştırmayı yapanın o çevredeki itibarı, mali imkanları ve çoğu kez gerekli olan dedektiflere has bir çeşit yeteneğe sahip olmak gibi tamamen pratik mahiyetteki problemlerle karşılaşacaklardır.

               Derlenen malzemeyi katologlamanın teknik ayrıntıları ve bibliyografik tanımlama, kütüphanecilere, uzman bibliyografyacılara bırakılabilir; fakat bazen de sadece bibliyografik olan bilgilerin bile edebi araştırmalarda önemi ve değeri olabilir. İlk olarak derleme ve katologlama işi bittikten sonra yayınlama süreci başlar. Yayınlama, hem yorumlamayı, hem de tarihi araştırmaları kapsayan ve genellikle aşırı derecede karmaşık bir çalışmalar dizisidir. (Bir yayın hazırlanmasında da yayının amacı ve yayının hitap edeceği kitle de göz önüne alınmalı.)

              Metin tashihi, ”aslilik” ölçütünü, yani belli kelime veya parçaları en eski ve en iyi yazmadaki şekliyle almak yolunu kullanabilir, bunun yanı sıra dil ölçütleri, tarihî ölçütler ve nihayet vazgeçilmez bir önemi olan psikolojik ölçütler gibi metnin doğru şeklinin bulunmasına yardımcı olabilecek başka bakış açısı ve ölçütleri de dikkate almak gerekir.

              Metnin tespitinden sonra ilk araştırmanın kronoloji, metnin sahihliği, yazarın tespiti ve gözden geçirme gibi problemlerin bir sonuca bağlanması gerekecektir. Tarihsiz yazmalarda ise kronolojiyi tespit etmek zordur. Hatta bu, çözümsüz de olabilir.

              Metnin sahihliği ve yazarın tespiti meseleleri de önemlidir. Edebiyat tarihinde sahte eserlerin veya dini kaygılarla yapılmış tahriflerin doğru olup olmadığı meselesi, önemli bir rol oynamış ve derinlemesine yapılan araştırmalar için önemli bir etken olmuştur.

              Unutulmaması gerekenlerden biri de, bir eserin asıl yazılış tarihinin doğru olarak tespitinin bizi eleştiri probleminden hiçbir zaman kurtaramayacağıdır.

 

 

Edebiyat   İncelemesinde   Dış  Yaklaşımlar                                             Giriş

 

       Edebiyat incelemesinin en yaygın ve gelişmiş yöntemleri, daha çok edebiyatın ortamı, çevresi ve dış sebepleri üzerinde dururlar. Edebiyatın tek bir sebebin sonucu gibi gösterilmesinin açık bir şekilde imkansız olması dolayısıyla, farklı sebeplerin esas alındığı yöntemler arasında eseri topyekün çerçeve ışığında açıklayan bir yöntem tercih edilir.

 

Edebiyat   ve   Biyografi

 

       Edebi eserin yaratıcısı olan yazarın hayatı ve kişiliğiyle açıklanması edebiyat incelemesinin en eski ve en yerleşmiş yöntemlerinden biri olmuştur.

       Biyografinin amacının şair ya da yazar psikolojisinin incelenmesi için malzemeler hazırlamak olduğu düşünülebilir. Biyografi, tarih yazıcılığının bir parçası olarak görülmüştür. Belgeleri, mektupları, yazarı, tanınmış kimselerin sözlerini, hatıraları, otobiyografik çalışmaları yorumlayacak ve doğruluk,  güvenirlilik ve benzeri meseleleri bir karara bağlayacaktır.

       Biyografik yaklaşım, gerçekte edebi geleneğin doğru bir şekilde kavranmasını zorlaştırır, bazen bazı çok basit psikolojik olguları bile görmezlikten gelir.

        Sonuç olarak, bir sanat eserini biyografiye bakarak yorumlamak ve eseri biyografi için kullanmak, çok dikkatli bir araştırma ve soruşturmayı gerektirir. Biyografi, edebiyat tarihine, örneğin, şairin içinde yer aldığı geleneğe, onu şekillendiren tesirlere, kaynak olarak kullandığı malzemelere ışık tutan bilgilerdir. Bunlara rağmen, biyografiye eleştiride özel bir yer ve önem vermek de tehlikeli olabilir.

 

 

Edebiyat   ve   Psikoloji

 

       Edebiyat psikolojisi denilince, tip ve fert olarak yazar psikolojisinin incelenmesi, yaratma sürecinin incelenmesi, edebi eserlerde görülen psikolojik tiplerin ve kanunların incelenmesi, okur üzerindeki etkiler akla gelir.

      Freud’un yazar konusundaki görüşleri pek istikrarlı değildir. Freud, bir taraftan yazarın yarattığı eserlerle kendisini delirmekten kurtardığını söylüyor, bir taraftan da yazarı hiçbir zaman gerçek bir tedaviye yanaşmayan inatçı bir “nevrozlu” olarak görüyordu.

       Fransız psikoloğu Ribot, edebiyat sanatçılarını hayal bakımından iki tipe ayırmıştır: Bunlardan biri, (hayal gücünün) daha çok dış dünyanın gözlemlenmesiyle, algılarla uyarılan ve net bir şekilde göze hitap eden yazarın belirgin özelliği olan “plastik hayal gücü”, diğeri ise; kendi heyecan ve duygularından yola çıkan ve bunları içinde bulunduğu ruhi atmosferin zorlamasıyla birleşen âhenk ve imajlar yoluyla yansıtan sembolik şairin veya romantik masallar yazarının hayal gücü olan “yayılan hayal gücü”dür.

       Romanyalı bilim adamı olan L.Rusu da,s anatçıları üç ana tipe ayırmıştır: Sempatik, anarşik şeytani ve dengeli şeytani olmak üzere.

      Yaratma süreci konusundaki modern bir çalışmada ele alınacak başlıca husus, zihnin bilinç ve bilinçdışı merkezlerinin yaratmada karşılıklı olarak oynadıkları roldür. Bilinçdışını yücelten romantik ve ekspresyonist devirleri, akla, gözden geçirip düzeltmeler yapmaya ve anlaşılır olmaya önem veren klasik ve realist devirlerden ayırmalıdır.

      Oyun ve romanlardaki karakterler, bize “psikolojik” bakımdan doğru gelmelerine göre yargılanırlar. Psikolojik bilgiler de, birer malzemedir bizim için.

      Sonuç olarak psikoloji, yalnız başına yaratma faaliyetine hazırlık oluşturan, hazırlayan bir şeydir; fakat sanat eseri içindeki psikolojik hakikat ise; sanat eserinin tutarlılığını güçlendirmekte ve sanat eserini karmaşık hâle getirmektedir. Bu da sanat eserini daha değerli bir hâle getirir.

 

Edebiyat     ve     Toplum

 

       Edebiyat, ifade aracı olarak toplumun yarattığı dili kullanan bir sosyal kurumdur.Yazarın kendisi de toplumun bir üyesidir ve toplumda belli bir yere sahiptir.Yazar, elbetteki eserlerinde yaşantılarını ve bütün bir hayat anlayışını dile getirir; fakat onun hayatının tamamını veya belli bir devrin bütün bir hayat anlayışını dile getirdiğini veya onun hayatının tamamını veya belli bir devrini tamamen ve eksiksiz olarak ifade ettiğini de söylemek, pek doğru değildir.

       Yazarın sosyal kökeni, toplumdaki yeri, sosyal ideolojisi karşımıza çıkan ilk problemdir. Sonra sosyal muhteva, edebi eserlerin kendisindeki imalar ve sosyal amaçlar problemi  vardır. Son olarak da edebiyatın hitap ettiği kitle ve toplum üzerinde yaptığı etki problemleri vardır.

        Her yazar, toplumun bir üyesi olduğuna göre, yazarın biyografisi ana kaynağımızdır. Dolayısıyla yazarın sosyal kökeni, ekonomik durumu gibi konular hakkında bir takım bilgiler toplanabilir.

         Sadece toplumun yazarı etkilediği de düşünülmemeli, yazar da toplumu etkileyebilir. Edebiyat, çoğu kez sosyal bir belge gibi incelenmiştir; fakat edebiyatı böyle hayatın bir aynası gibi, sosyal bir belge gibi görmek doğru değildir.

          Toplumcu edebiyat, edebiyatın bir çeşididir ve bu, (edebiyat) toplum hayatının taklidi, kopyası olarak kabul edildiğinde  benimsenebilir.

 

Edebiyat     ve    Fikirler

 

       Edebiyatla fikirler arasındaki ilişki, çok değişik şekillerde ele alınabilir.Edebiyat, bazen felsefe formuna, şekline girmiş fikirler olarak görülmüştür. Edebiyat tarihi de düşüncelerin tarihiyle paralel olarak gidiyor ve onu yansıtıyordu. Felsefe ve edebiyat arasındaki sıkı bir ilişki olduğundan bahsetmek pek güçtür. Çünkü felsefe, hem sosyal ilişkiler, hem de sosyal köken bakımından farklı bir tabaka tarafından geliştirilmiştir. Felsefe ve edebiyat arasındaki sıkı bir ilişkiden söz edenler ise; bu düşüncelerini edebi eserlerdeki fikir içeriğinin incelenmesine, yazanın niyetiyle ilgili sözlerine, devrin estetik prensiplerine…vb’ye dayandırmışlardır.

        Bizim için önemli olan edebiyata fikirlerin nasıl yansıdığı ve edebi eserlere fikirlerin nasıl girdiğidir. Dolayısıyla bu sorulara cevap vermek gerekirse, fikirler ham madde gibi açıkta durmaz, bir edebi eserde.Fikirler, bir sanat örgüsüyle birleşip, kaynaşmıştır.

 

Edebiyat     ve    Diğer     Sanatlar

 

        Edebiyatın güzel sanatlar ile arasındaki ilişki çok çeşitli ve karmaşıktır. Edebiyat, tarih boyunca zaman zaman kelimelerle yapılmış bir resim olmayı ve müziğe dönüşmeyi de denemiştir.

        Sanat tarihi kategorilerini, edebiyata aktarma konusundaki en elle tutulur çalışma, Wölfflin’indir. Rönesans ve Barok sanatları arasında yapısal temellere dayanan bir ayrım yapmıştı. Ulaştığı sonuçları, somut sanat eserlerinin tahlillerine dayanarak ortaya koymuştu. (hayranlık uyandıracak ve titiz bir şekilde) Rönesans’tan Barok’a geçerken sanatta kesin bir ilerlemenin görülebileceğini anlatmak istemişti.

         

Asıl      Edebiyat     İncelemesi

 

        Son yıllarda edebiyat incelemesinde, edebi eserde yoğunlaşılması gerektiği ortaya çıkmıştır.

 

Edebi   Sanat      Eserinin   Varoluş     Tarzı

 

        Sanat eseri, esere ait bütün geçmiş ve mümkün yaşantıların toplamıdır. Bir sanat eserini daha iyi inceleyebilmek için, sanat eserinin her birini kendi alt grubunu ima ve işaret eden çeşitli tabakalardan oluşmuş bir sistem olarak düşünmek gerekir.

 

       Sanat eseri, subjektif olan bakışlar içinden çıkan ideal fikirlerden oluşan bir normlar sistemidir. Sanat eserinin çeşitli tabakalarının tasvir ve tahlilinde genellikle şu yöntemler kullanılır:

a)Ses tabakası: ses ahengi, ritim, vezin.

b)Üslup incelemesi.

c)İmaj ve istiarelirin incelenmesi.

d)Ferdi sanat eserlerine uygulanan tahlil yöntemleri

e)Edebi türlerin tabiatı

f)Edebiyatın tekâmülü fikri

g)Edebiyat tarihinin tabiatı ve edebiyatın iç tarihinin mümkün olup olmadığı konusunun araştırılmasıdır.

 

Ses    Ahengi ,  Ritim    ve   Vezin

 

        Her edebi eser, bir anlama sahip olan sesler dizisidir. Sesin kendisinden gelen nitelikle ilgili özellikler, çoğunlukla “müzikalite” veya “ses ahengi” etkilerin temelidir.

         Ses tekrarlarının etkisi dilden dile değişir, her dilde belli bir fonemler düzeni ve buna uygun olarak benzer ve zıt ünlüler, birbirine yakın ünsüzler vardır, bu tür ses etkileri şiir veya mısranın genel tonundan ayırt edilebilir.

         Ritim, sadece edebiyata has değildir; tabiatın, işin, müziğin ritmi, daha çok plastik sanatların ritmi vardır.

         Vezin konusunda da vezin teorilerinden bahsetmek gerekir. Birincisi, çizgisel vezin teorisidir. Bu, Rönesans çağı el kitaplarından alınmıştır. Şairin uyduğunu düşündükleri vezin kalıplarını ve şemalarını çıkarmaya çalışırlar. Fakat bu teori, sese hiç dikkat etmez.. İkincisi ise, müzikal vezin teorisidir. Buna  göre, vezin, müzikteki ritme benzer. Bu teoride, nazımda eş zamanlılığın kişiye göre değiştiği ve şiirin şahsi bir şekilde algılandığı özellikle vurgulanır. Şarkı gibi okunabilen şiirlerde bu teori, geçerliliğini korur; fakat günlük konuşma ve hitabet üslubuyla yazılmış şiirlerde ise; bu teori yetersiz kalır. Üçüncüsü ise, akustik vezin teorisidir. Bu, bugün çok tutulmaktadır. Bu teori, şiirlerin okunması sırasında her türlü önemli olayın kaydedilmesini, fotoğrafının bile alınmasını sağlayacak titreşim ölçer gibi aletlerden sık sık yararlanan objektif araştırmalara dayanır.

         Bu vezin teorilerinin yanı sıra, anlam da mutlaka göz önüne alınmalıdır. Ses ve vezin anlamdan ayrı olarak değil, tersine sanat eserinin bütünlüğe ait unsurlar olarak incelenmek zorundadır.

 

Üslup    ve   Üslup    Bilgisi

 

       Dil, edebiyat sanatçısının malzemesidir. Dolayısıyla dil önemli, yapılan incelemeler için. Bu önem, tabiî ki kelimelerin veya kelime gruplarının manasıyla, anlaşılmasıyla sınırlı değildir. Çünkü edebiyat, dilin her yönüyle ilişkilidir.

      Üslup bilgisi çalışmalarını, genel dilbilime sağlam bir şekilde dayandırmak gerekir. Üslup bilgisi, özel bir etki yaratmak amacıyla ortaya konmuş bütün ifade vasıtalarını inceler, böylelikle edebiyattan, retorikten, belâgatten çok daha geniş bir alanı kapsar.

       Üslup tahlilleri, bizi kolayca muhteva problemlerine götürebilmektedir.

                                                      

İmaj  ,  İstiare ,  Sembol ,  Mit

 

       İmaj, hem psikoloji, hem de edebiyat incelemelerinin alanına giren bir konudur. Psikolojide imaj, bir duyum veya algının meydana getirdiği bir yaşantının zihinde canlandırılması, hatırlanması demektir. İmajın etkililiği onun duyumun bir kalıntısı, temsilcisi olmasından gelir. İmaj, şiirde bir tasvir veya istiare olarak var olabilir.

       Sembol de imaj gibi belli bir edebi akımın adı olmuştur. Sembolün yaygın bir kullanılışı vardır, matematikte, mantıkta vb. Edebiyatta ise; bizi başka bir nesneye götüren; fakat bir canlandırma, gösterme olarak kendi başına da dikkat isteyen bir nesnedir. Sembolde bir tekrarlanma ve sürekli olma özelliği vardır. Bir imaj hem bir canlandırma, hem bir temsil olarak sürekli hale gelmişse, bu bir “sembol” olur.

         Mit, din, halk bilim, antropoloji, sosyoloji, psikanaliz ve güzel sanatları kapsayan önemli bir anlam alanına işaret eder. Edebiyat teorisi bakımından önemli tarafları ise, şöyle sıralanabilir: Mistik olması, sosyal olması, bir imaj veya tablo olması, tabiat üstü olması, evrensel olması, bir program veya öbür dünyadaki hayatla ilgili olması…vb. Geniş anlamda mit, varlıkların başlangıcını ve kaderini anlatan anonim olarak yaratılmış hikayelerdir.

        İstiare anlayışımızdaki dört temel unsur kıyas, çift taraflı görme, fark edilmeyeni ifşa eden duyumsal imaj ve canlandırıcı, ruh verici yansıtma. Bu dört unsur, hiçbir zaman aynı ölçüde bulunmaz .Bu durum, milletten millete,estetik bir devirden bir diğerine göre de değişir.

         İmaj olsun, istiare olsun, bütün bunlar edebi sanat eserinin bütünlüğü, birbirine bağlılığı içindeki unsurlar olarak incelenmesi gerekir.

 

Hikâye     Etmenin    Mahiyeti    ve    Hikâye Tarzları

 

       Roman üzerine olan edebiyat teorisi ve eleştirileri, şiire göre daha geridedir. Bunun sebebi de, şiirin daha eski oluşuna bağlanır.

       Hikaye anlatırken, insanın sadece sonuçla değil, olanlarla da ilgilenmesi gerekir. Bugüne kadar yapılan roman tahlillerinde genellikle üç unsur üzerinde durulmuştur: Olay örgüsü, kişi, karakter yaratma ve yerleşim. Yerleşim, bazı yeni teorilerde “atmosfer” ya da “ton” diye de geçer.

        Olay örgüsünün kendisi, aha küçük olay örgülerinden meydana gelebilir. Fıkra, mektup gibi edebi yapılar daha basit şekillerden meydana gelmiştir. Bir oyun yada romanın olay örgüsü, çeşitli yapılardan oluşmuş bir yapıdır.

        Kompozisyon ya da motif örgüsü, hikaye unsurlarının önem sırasına sokulmasını ve temposunu, anlatım araçlarını, diyalog, tasvir veya doğrudan doğruya hikâye etmeyi ve bu gibi düzenlemeleri kapsar.

        Kişi yaratmadaki en basit şekil, ad vermektir. ( Edebi eserde, özellikle romanlarda ) birçok yaratma şekli vardır. Statik olabileceği gibi dinamik olan kişi yaratmaları da vardır.

         Mekân ise; daha çok bir devir meselesi olarak düşünülmüştür. Mekân, çevredir. Özellikle ev içleri, mürsel mecaz veya istiare yoluyla bir karakteri açığa vuran şeyler gibi görülebilir. Mekân olarak tabiat seçilmişse, arzular da tabiata yansıyabilir.

        Bir hikâye, bir mektup ya da günlük gibi anlatılabilir. Ya da romanın içerisine küçük hikâyeler yerleştirilebilir. Birinci şahıs ağzından anlatılabilir. Geleneksel olan, üçüncü şahıs ağzından anlatmadır.

        Hikâyenin nasıl sunulduğu, ilgi çekici bir meseledir. Tiyatro eserinde veya romanda, edebi metnin kendisinin dikkate alınması önemlidir.

 

Edebi     Türler

 

        17.,18.yy’larda edebi türler, ciddiye alınmış ve bu yüzyıllarda bu yüzyılın eleştiricileri, türleri mevcut bir vakıa olarak görmüşlerdir. Türlerin her birinin farklı olduğunu söyleyen ise; Neo-Klasik görüştü. Neo-Klasik, türün saflığı, türlerin önem sırası, sürekliliği ve türlerin ilâvesi gibi hususlarla ilgilenir.

       19.yy’da ise; çok fazla tür vardır. Okuyucu kitlesi de çoktur. Tarihi roman, siyasi roman gibi türler vardır.

        Modern tür teorisi ise; tasvircidir. Geleneksel türlerin birbiriyle karışabileceğini, trajedi-komedi gibi yeni bir tür meydana getirebileceğini kabul eder, bu teori.

       Tür teorisiyle ilgili bazı önemli meseleler şunlardır: İlkel türler (folklor, sözlü edebiyata ait ürünler) ile yüksek edebiyatın türlerinin ilişkisiyle ilgilidir. Biri, budur. Diğeri ise, türlerin nasıl devam ettiği konusudur. Bu sorular, bizi tür tarihinin içeriği meselesine götürür.

        Tür konusu, edebiyat tarihi yazarken, edebiyat eleştirisi yaparken, türler arasındaki ilişkiler sırasında karşımıza çok önemli meseleler çıkarır. Bu yüzden çok titiz, dikkatli olunması gerekir, incelemelerde, araştırmalarda.

 

Değerlendirme

 

        Edebiyata tarih boyunca insanoğlu ilgi duymuş, değer vermiştir. Fakat edebiyatı, edebi eserleri değerlendirmede eleştiriciler, ilgilerine ait yaşantılardan yola çıkmışlardı.

       Edebiyatın tabiatı, işlevi, değerlendirilmesi karşılıklı ilişki içindedir. Edebiyatın tabiatına uygun olarak,değerlendirme yapılmalıdır.

        Edebiyat eseri, estetik yaşantı uyandırma gücüne sahip estetik bir nesnedir. Bir duyarlılığa dayanan, bir de akla, muhakemeye dayanan yargılama biçimi vardır. Her ikisi de gereklidir.

 

Edebiyat    Tarihi

 

      Edebiyat tarihlerinin birçoğu ya bir toplum tarihi, ya edebiyattaki yansımalarına bakılarak yazılmış düşünceler tarihi, ya da kronolojik olarak belli edebi eserler üzerindeki izlenim ve yargılardan oluşmuş eserlerdir.

       Bir sanat eseri, tarihi seyri içerisinde değişmemiş olarak kalmaz. Yapı değişmeyebilir; fakat okuyucuların, eleştiricilerin, sonraki sanatçıların kafasında değişikliğe uğrar. Bu, kültür geleneğinde kesinti olmadığı sürece devam eder. Bu süreci tasvir etmek, edebiyat tarihçisinin görevlerinden biridir.

       İki veya daha çok eser arasındaki ilişkilerin incelenmesi, edebiyat tarihinin tekâmülünde bizi bazı problemlerle karşılaştırabilir. Bir eser veya eserler grubunun yazarın en olgun eseri veya eserleri olduğuna hükmedip, diğer eserleri bu örneğe ne ölçüde yaklaştıklarını tahlil etmek mümkün…

      Edebi türlerin ve tiplerin tarihi de karşımıza problemler çıkartabilir; fakat bunların da çözümü vardır. Türün şemasını bulup ortaya koymak için türün tarihinin incelenmesi gibi. Bu tür problemler, bir devrin veya akımın tarihini yazarken de görülüyor. Hatta edebiyat tarihi, politik değişmelere göre devirlere de bölünüyor.

        Edebiyatın tarihi, ancak gerektiğinde değişebilen bir değerler manzumesine dayanarak yazılabilir ve bu değerler manzumesi, tarihin kendisinden çıkarılmalıdır. Bütün hâlinde bir milli edebiyatın tarihini düşünüp, yazma problemi daha zordur. Milli edebiyatın bir sanat olarak tarihini izlemek zordur, çünkü. Bu, çok geniş çaplı bir araştırma gerektirir.

 

 

 

 

NURSEL  UYKUN

                                                    

    Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi,

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğrencisi



[1] Réne Wellek-Austın Warren, Edebiyat Teorisi, Çev: Prof. Dr. Ömer Faruk Huyugüzel, İzmir 1993.

 
http://www.ege-edebiyat.org/docs/339.doc

--
ÜÇÜNCÜ YENİ BİLİM, DİL, EDEBİYAT, SANAT VE KÜLTÜR HAREKETİ
Kurucu: Sefa Koyuncu-Yöneticiler: Afet Kırat-Harika Ufuk-Ceren Baloğlu-Kadir Çetin-Cemile Melek Şirin-Tuba Karabey- Sultan Yıldız Gül-Ahmet İdiz
3.YENİ ŞİİR-FORUM SİTESİ:
http://ucuncuyeni.forumotion.net/forum.htm
3.YENİ GRUPLARI
http://sites.google.com/site/3yenigruplari/
3.YENİ FACEBOOK GRUBU
http://www.facebook.com/group.php?gid=53234202589
3.YENİ SİTELERİ
http://www.mavizaman.com http://www.habernews.com
3.YENİ RADYO
http://ucuncuyeni.blogcu.com/radyo-ucuncu-yeni_29492401.html
3.YENİ RADYO KULÜBÜ
http://ucuncuyeni.groups.live.com/
Türk-İslâm medeniyetine bağlı isen, nesri kurallı, şiiri ölçülü yaz!
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages