Şu kâinatta görünen ef'al ile tasarruf edip icad eden Sani'in, bir muhit ilmi var. Ve o ilim, onun zatının hassa-i lâzıme-i zaruriyesidir, infikaki muhaldir. Nasılki Güneş'in zatı bulunup ziyası bulunmamak kabil değil; öyle de binler derece ondan ziyade kabil değildir ki, şu muntazam mevcudatı icad eden zatın ilmi ondan infikak etsin. Şu ilm-i muhit, o zata lazım olduğu gibi, taalluk cihetiyle her şey'e dahi lazımdır. Yani, hiçbir şey ondan gizlenmesi kabil değildir. Perdesiz, Güneş'e karşı zemin yüzündeki eşya, Güneş'i görmemesi kabil olmadığı gibi; o Alim-i Zülcelal'in nur-u ilmine karşı eşyanın gizlenmesi, bin derece daha gayr-ı kabildir, muhaldir. Çünki huzur var. Yani her şey daire-i nazarındadır ve mukabildir ve daire-i şuhudundadır ve her şey'e nüfuzu var. Şu camid Güneş, şu aciz insan, şu şuursuz röntgen şuaı gibi zinurlar; hâdis, nâkıs ve ârızi oldukları halde, onların nurları, mukabilindeki her şey'i görüp nüfuz ederlerse; elbette vacib ve muhit ve zati olan nur-u ilm-i ezeliden hiçbir şey gizlenemez ve haricinde kalamaz.
(Bediüzzaman Said Nursi - 20. Mektub'dan)
Lügatler
|
Âciz :güçsüz, zayıf Alîm-i Zülcelal :celal ve yücelik sahibi en çok bilen zat(Allah) Ârızi :esastan olmayıp sonradan oluşan Camid :cansız, ruhsuz, sert Cihet :yön, taraf Daire-i nazar :bakış çerçevesi, bakış açısı Daire-i şuhud :müşahede dairesi, görüş çerçevesi, görüş açısı Ef’al :fiiller, işler, ameller Eşya :nesneler, şeyler Gayr-ı kabil :mümkün olmayan, kabul edilemez Hâdis :yeni, sonradan olan, değişen Hariç :dış, dışarı, dışında Hassa-i lâzıme-i zaruriye :zaruri olarak lazım olan kuvvet İcad :yaratma, var etme, vücuda getirmek İlm-i muhit :sonsuz-sınırsız ilim İnfikak :yerini terk etmek, ayrı düşmek, çözülmek, yerinden ayrılmak Kabil :kabul eden, yapılan, gibi Kâinat : evren, yaratılanların hepsi Lazım :lüzumlu, gerekli Mevcudat: varlıklar
|
Muhal :imkansız, olması mümkün olmayan Muhit: etrafını kuşatan, çeviren Muntazam :düzenli, tertipli, intizamlı Nâkıs :eksik, kusurlu, noksan Nur : ışık,aydınlık, parlaklık Nur-u ilim :ilim ışığı, ilmin aydınlığı Nur-u ilm-i ezeli :ezeli ilmin ışığı Nüfuz :sözü geçer olmak, içine girmek Sâni’ : her şeyi sanatla yaratan Şey’ :madde, eşya, varlık Şua :ışık, parıltı Şuur :anlayış, idrak, bilinç Taalluk :bağlılık, münasebet, alakalı olmak Tasarruf etmek : dilediği gibi, dilediği yerde ve şekilde kullanmak Vacip :lüzumlu, mecburi, gerekli olan, yapılması lazım gelen Zat : hürmete layık kimse, kişi Zati:kendisine ait Zemin: yeryüzü Zînur :nurlu, ışıklı, parlayan Ziya :ışık, aydınlık, parlaklık Ziyade : fazla, daha çok, fazlasıyla
|