NUR ÇEŞMESİ-51-ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 9, 2026, 10:03:17 AM (5 days ago) Apr 9
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

7.12.ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

ÜÇÜNCÜ KELİME-ÜÇÜNCÜ MUHAL

Bu Muhali izah edecek, bazı risalelerde beyan edilen iki misal:

BİRİNCİ MİSAL:

Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmil ve tezyin edilmiş, hâli bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, içine bakmış. Binlerle muntazam san’atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, ahmaklığından, “Hariçten kimse müdahale etmeyip, o saray içinde o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır” diye taharrîye başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kabil görmüyor ki, o şey bunları yapsın. Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcudat fihristesini ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz olan o defter dahi, sair içindeki şeyler gibi, hiçbir kabiliyeti yoktur ki, o sarayı teşkil ve tezyin etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecburiye, eşya-yı âhare nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvanı olmak cihetiyle, o sarayın mecmuuna bu defteri münasebettar gördüğünden, “İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyin edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş.

İşte, aynen bu misal gibi, hadsiz derecede misaldeki saraydan daha muntazam, daha mükemmel ve bütün etrafı mucizâne hikmetle dolu şu saray-ı âlemin içine, inkâr-ı ulûhiyete giden tabiiyyun fikrini taşıyan vahşî bir insan girer. Daire-i mümkinat haricinde olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun eser-i san’atı olduğunu düşünmeyerek ve Ondan i’râz ederek, daire-i mümkinat içinde, kader-i İlâhînin yazar bozar bir levhası hükmünde ve kudret-i İlâhiyenin kavânîn-i icraatına tebeddül ve tagayyür eden bir defteri olabilen ve pek yanlış ve hata olarak “tabiat” namı verilen bir mecmua-i kavânîn-i âdât-ı İlâhiye ve bir fihriste-i san’at-ı Rabbâniyeyi görür. Ve der ki: “Madem bu eşya bir sebep ister. Hiçbir şeyin bu defter gibi münasebeti görünmüyor. Çendan hiçbir cihetle akıl kabul etmez ki, gözsüz, şuursuz, kudretsiz bu defter, rububiyet-i mutlakanın işi olan ve hadsiz bir kudreti iktiza eden icadı yapamaz. Fakat madem Sâni-i Kadîmi kabul etmiyorum; öyleyse, en münasibi, ‘Bu defter bunu yapmış ve yapar’ diyeceğim” der. Biz de deriz:

Ey ahmaku’l-humakadan tahammuk etmiş sarhoş ahmak! Başını tabiat bataklığından çıkar, arkana bak. Zerrattan seyyârâta kadar bütün mevcudat, ayrı ayrı lisanlarla şehadet ettikleri ve parmaklarıyla işaret ettikleri bir Sâni-i Zülcelâli gör. Ve o sarayı yapan ve o defterde sarayın programını yazan Nakkaş-ı Ezelînin cilvesini gör, fermanına bak, Kur’ân’ını dinle, o hezeyanlardan kurtul.

 

Lügatler :

ahmaklık : akılsızlık
ahmaku’l-humaka : ahmakların en ahmakı
alay : taburlardan meydana gelen askerî birlik

âsâr-ı medeniyet : medeniyetin meydana getirdiği eserler
beyan edilmek : açıklanmak
bilmecburiye : zorunlu olarak

cihet : yön
cilve : görünme, yansıma
çendan : gerçi
daire-i mümkinat : yaratılanların tamamının oluşturduğu âlem
eser-i san’at : sanat eseri
eşya : varlıklar

eşya-yı âhar : diğer varlıklar
ferman : emir, buyruk
fırka : tümen
fihrist :içerik listesi, içinde ne olduğunu gösteren katalog

fihriste-i san’at-ı Rabbâniye : herşeyin Rabbi olan Allah’ın sanatlı bir şekilde yarattığı varlıkların özeti ve listesi
hadsiz : sınırsız

hâli : boş, ıssız
haricinde : dışında

hariç : dış
hezeyan : boş söz, saçmalama
hikmet : herşeyin bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde yaratılması
i’râz etmek : yüz çevirmek, başka tarafa dönmek
icad : yaratma
idare :çekip çevirmek, becermek, döndürmek

iktiza etmek : gerektirmek
inkâr-ı ulûhiyet : Cenâb-ı Allah’ı inkâr fikri

izah etmek : açıklamak
kabil : mümkün
kabiliyet : yetenek

kader-i İlâhî : İlâhî kader, Allah’ın kader kanunu
kavânîn-i icraat : kâinattaki, tabiattaki İlâhî icraat ve faaliyet kanunları

kavânîn-i ilmiye : bilimsel kanunlar
kudret : güç ve iktidar
kudret-i İlâhiye : Allah’ın güç ve kudreti
lisan : dil

mecmu : bir şeyin tamamı
mecmua-i kavânîn-i âdât-ı İlâhiye : Allah’ın kainata koyduğu, devam eden kanunların tamamı; İlâhî âdetler ve kanunların toplamı
mevcudat : varlıklar
misal : benzer, örnek

mucizâne : mucizeli bir şekilde

muhal : imkânsız
muhteşem : ihtişamlı, görkemli
muntazam : düzenli

muztar : çaresiz
müdahale :araya girme, sokulma, karışma

münasebettar : ilgili, bağlantılı
münasebet : ilgi, bağlantı
münasib : uygun
müştemilât : içindekiler
müşahede etmek : gözlemlemek
Nakkaş-ı Ezelî : başlangıcı olmayan ve bütün varlıkları bir nakış halinde yaratan Allah
nefer : asker, er
nisbeten : kıyasla, oranla

risale : Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi

rububiyet-i mutlaka : Allah’ın herşeyi kuşatan, kayıtsız ve sınırsız egemenliği, yaratıcılığı, terbiyesi
sahrâ : çöl
sair : diğer, başka

Sâni-i Kadîm : ezelden beri var olan ve varlıkları sa’natlı bir şekilde yaratan Cenâb-ı Allah
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı olarak yaratan Allah
saray-ı âlem : âlem sarayı; bir saray gibi inceliklerle yaratılmış olan âlem, kâinat
seyyârât : gezegenler
şehadet etmek : şahitlik, tanıklık etmek
şuur : bilinç, anlayış
tabiat : doğa, maddî âlem

tabiiyyun : her şeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia edenler
tagayyür : başkalaşma

taharrî : araştırma, inceleme
tanzim : düzenleme
tahammuk etmek : ahmaklık dersi almak
talim : eğitim
tebeddül : değişim

tekmil etmek : tamamlamak
terhis : göreve son verme
teşkil etmek : oluşturmak
teşkilât : meydana gelme, oluşma
tezyin etmek : süslemek
umumî : genel

ünvan : isim

vahşet : ilkellik
vahşî : ilkel
Zât-ı Vâcibü’l-Vücud : varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Zât, Allah
zerrat : zerreler, atomlar

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages