NUR ÇEŞMESİ-46-ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 4, 2026, 8:03:09 AM (10 days ago) Apr 4
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

7.7.ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

İKİNCİ MESELE-BİRİNCİ MUHAL

AMMA İKİNCİ MESELE teşekkele binefsihî’dir. Yani, “Kendi kendine teşekkül ediyor.” İşte bu cümlenin dahi çok muhâlâtı var; çok cihetle bâtıldır, muhaldir. Nümune için, muhâlâtından üç tanesini beyan ederiz.

BİRİNCİSİ

Ey muannid münkir! Senin enâniyetin seni o kadar ahmaklaştırmış ki, yüz muhali birden kabul etmeyi bir derece hükmediyorsun. Çünkü sen mevcutsun. Ve basit bir madde ve câmid ve tagayyürsüz değilsin. Belki, daima teceddüdde olarak, gayet muntazam bir makine ve harika ve daima tahavvülde bir saray gibisin. Senin vücudunda her vakit zerreler çalışıyorlar. Senin vücudun kâinatla, hususan rızık münasebetiyle, hususan bekà-yı nev’î itibarıyla alâkadar ve alışverişi vardır. Senin vücudunda çalışan zerreler, o münasebâtı bozmamak ve o alâkadarlığı kırmamak için dikkat ediyorlar, öylece ihtiyatla ayaklarını atıyorlar. Güya bütün kâinata bakıyorlar, senin münasebâtını kâinatta görüp öyle vaziyet alıyorlar. Sen zâhirî ve bâtınî duygularınla, o zerrelerin o harika vaziyetine göre istifade edersin.

Eğer sen vücudundaki zerreleri, Kadîr-i Ezelînin kanunuyla hareket eden küçücük memurları veya bir ordusu veya kalem-i kaderin uçları (her bir zerre bir kalem ucu) veya kalem-i kudretin noktaları (her bir zerre bir nokta) olduğunu kabul etmezsen, o vakit senin gözünde çalışan her bir zerreye öyle bir göz lâzım senin mecmu-u cesedinin her tarafını görmekle beraber, münasebettar olduğun bütün kâinatı dahi görecek bir gözü ve bütün senin mazi ve müstakbel ve nesil ve aslın ve anâsırının menbalarını ve rızkının madenlerini bilecek, tanıyacak, yüz dâhi kadar bir akıl vermek lâzım geliyor. Senin gibi bu meselelerde zerre kadar aklı olmayanın bir zerresine bin Eflâtun kadar bir ilim ve şuur vermek, bin derece divanece bir hurafeciliktir.
                                                                        

 

Lügatler :

acip : hayret verici
ahmaklaştırmak : aptallaştırmak
alâkadar : alâkalı, ilgili
bâtıl : doğru olmayan, yanlış
bâtınî : gizli
beka-yı nev’î : bir canlı türünün devamlılığı

belki :bilakis, aslında

beyan etmek : açıklamak
câmid : cansız, katı
cihet : yön, taraf
dâhi : son derece zeki, akıllı
divanece : akılsızca

enâniyet : benlik, gurur
hurafecilik : gerçekle bağdaşmayan iddialarda bulunma
hususan : bilhassa, özellikle
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
istifade etmek : faydalanmak
itibarıyla : özelliğiyle
Kadîr-i Ezelî : herşeye gücü yeten, varlığının başlangıcı olmayıp zamanla sınırlı olmayan Allah
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kalem-i kader : kader kalemi
kalem-i kudret : Allah’ın kudret kalemi
maden : kaynak

mazi : geçmiş

mecmu-u cesed : vücudun tamamı, beden

menba : kaynak

mevcut : varlık
muannid : inatçı
muhâlât : olması imkansız şeyler
muntazam : düzenli, tertipli
münasebât : bağlantı, ilişki
münasebetiyle : ilişkisiyle, alâkasıyla
münkir : inanmayan, inkar eden
müstakbel : gelecek

nesil ve asıl : soy

nümune : örnek
rızık : yenip içilen şeyler
şuur : bilinç, idrak

tagayyürsüz : değişmeyen, sabit
tahavvül : değişim, başkalaşma
teceddüd : yenilenme
teşekkül etmek : oluşmak, meydana gelmek
vaziyet alma : belli bir konuma gelme
vaziyet : durum
zâhirî : açık
zerre : atom

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages