NUR ÇEŞMESİ-52-ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 10, 2026, 10:10:14 AM (4 days ago) Apr 10
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

7.13.ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

ÜÇÜNCÜ KELİME-ÜÇÜNCÜ MUHAL(DEVAMI)

İKİNCİ MİSAL:

Gayet vahşî bir adam, muhteşem bir kışla dairesine girer. Gayet muntazam bir ordunun umumî, beraber talimlerini, muntazam hareketlerini görür. Bir neferin hareketiyle bir tabur, bir alay, bir fırka kalkar, oturur, gider, bir ateş emriyle ateş ettiklerini müşahede eder. Onun kaba, vahşî aklı, bir kumandanın, devletin nizâmâtıyla ve kanun-u padişahî ile o kumandanın emrini, kumandasını anlamayıp inkâr ettiğinden, o askerlerin iplerle birbiriyle bağlı olduklarını tahayyül eder. O hayalî ip ne kadar harikalı bir ip olduğunu düşünür, hayrette kalır.

Sonra gider, Ayasofya gibi gayet muazzam bir camie, Cuma gününde dahil olur. O cemaat-i Müslimînin, bir adamın sesiyle kalkar, eğilir, secde ederek oturduklarını müşahede eder. Mânevî ve semâvî kanunların mecmuundan ibaret olan şeriatı ve Şeriat Sahibinin emirlerinden gelen mânevî düsturlarını anlamadığından, o cemaatin maddî iplerle bağlandığını ve o acip ipler onları esir edip oynattığını tahayyül ederek, en vahşî, insan suretindeki canavar hayvanları dahi güldürecek derecede maskaralı bir fikirle çıkar, gider.

İşte, aynı bu misal gibi, Sultan-ı Ezel ve Ebedin hadsiz cünudunun muhteşem bir kışlası olan şu âleme ve o Mâbûd-u Ezelînin muntazam bir mescidi olan şu kâinata, mahz-ı vahşet olan inkârlı fikr-i tabiatı taşıyan bir münkir giriyor. O Sultan-ı Ezelînin hikmetinden gelen nizâmât-ı kâinatın mânevî kanunlarını birer maddî madde tasavvur ederek ve saltanat-ı rububiyetin kavânîn-i itibariyesi ve o Mâbûd-u Ezelînin şeriat-ı fıtriye-i kübrâsının, mânevî ve yalnız vücud-u ilmîsi bulunan ahkâmlarını ve düsturlarını, birer mevcud-u haricî ve maddî birer madde tahayyül ederek, kudret-i İlâhiyenin yerine, o ilim ve kelâmdan gelen ve yalnız vücud-u ilmîsi bulunan o kanunları ikame etmek ve ellerine icad vermek, sonra da onlara “tabiat” namını takmak ve yalnız bir cilve-i kudret-i Rabbâniye olan kuvveti, bir zîkudret ve müstakil bir kadîr telâkki etmek, misaldeki vahşîden bin defa aşağı bir vahşettir.

 

Lügatler :

acip : hayret verici
ahkâm : hükümler

alay : taburlardan meydana gelen askerî birlik
âlem : dünya, evren
cemaat-i Müslimîn : Müslüman cemaat
cilve-i kudret-i Rabbâniye : Rabbânî kudret ve iradenin yansıması
cünud : askerler
düstur : kanun, prensip
elhasıl : özet olarak

fırka : tümen
fikr-i tabiat : her şeyi tabiatın yarattığını kabul eden düşünce
hadsiz : sayısız
hakikatsiz : asılsız, bir gerçeğe dayanmayan
hikmet : herşeyin bir gayeye yönelik olarak anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması; yüksek bilgi
icad vermek : yaratma özelliğini vermek
ikâme etmek : yerine koymak
inkâr etmek : inanmamak, reddetmek
kadîr : güç ve iktidar sahibi
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kanun-u padişahî : padişah kanunu
kavânîn-i itibariye : maddî varlığı olmayan kanunlar kanunlar
kelâm : ifade, söz
kudret-i İlâhiye : Allah’ın güç ve kudreti
Mâbûd-u Ezelî : varlığının başlangıcı olmayan ve ibadete layık olan Allah
mahz-ı vahşet : tam bir ilkellik
maskara : gülünç, rezil
mecmuu : bir şeyin tamamı
mevcud-u haricî : gözle görülür şekilde maddî bir yapıya sahip olan
mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan
muazzam : azametli, çok büyük

muhteşem : ihtişamlı, görkemli
muntazam : düzenli
münkir : inkârcı
müşahede etmek : gözlemlemek

nefer : asker, er
nizâmât : kanunlar
nizâmât-ı kâinat : kâinattaki düzenler
saltanat-ı rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği
semâvî : Allah tarafından olan, İlâhî
Sultan-ı Ezel ve Ebed : başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan
Sultan-ı Ezelî : hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah
şeriat : İlâhî kanun
şeriat-ı fıtriye-i kübrâ : kâinattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun; tabiat kanunlarının bütünü
tabiiyyun : herşeyi tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia edenler

tabur : bölüklerden meydana gelen askerî birlik

talim : eğitim
tahayyül etmek : hayal etmek
tasavvur etmek : düşünmek
telâkki etmek : kabul etmek, algılamak

umumî : genel
vahşî : ilkel
vücud-u ilmî : ilmî varlık, maddî varlığı olmayan, ilmen var olan şey
zîkudret : kudretli, güçlü, kuvvetli

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages