NUR ÇEŞMESİ
2.MEYVE RİSALESİNDEN ALTINCI MESELE
|
Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî burhanlarından birtek burhana kısaca bir işarettir. Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler.
“Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar”
dediler. Öyle de,
bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve
yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle
mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı
taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen biçare zîhayatlara getiren ve
küre-i arz denilen bu Rahmânî iaşe ambarı ve bu sefine-i Sübhâniye ve bin
bir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve
dükkân-ı Rabbânî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, okuduğunuz
veya okuyacağınız fenn-i iaşe mikyasıyla, o kat’iyette ve o derecede
küre-i arz deposunun Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir,
tanıttırır, sevdirir. Hem
nasılki bir harika şehirde milyonlar elektrik lâmbaları hareket ederek her
yeri gezerler. Yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektrik lâmbaları
ve fabrikası, şeksiz, bedahetle elektriği idare eden ve seyyar lâmbaları
yapan ve fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu’cizekâr
ustayı ve fevkalâde kudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle
tanıttırır, yaşasınlar ile sevdirir. Aynen öylede, bu kâinat kitab-ı kebîri
ki, birtek sahifesi olan zemin yüzünde ve birtek forması olan
baharda, üçyüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebatî ve
hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatasız,
karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazan ağaç gibi bir
kelimede bir kasideyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam bir
fihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz
mânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinat ve bu
mücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük
ve mükemmel ve mânidar ise, o derecede—sizin okuduğunuz fenn-i
hikmetü’l-eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve
fenn-i kitabet geniş mikyaslarıyla ve dürbîn gözleriyle—bu kitab-ı
kâinatın Nakkaşını, Kâtibini hadsiz kemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber
cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh
senâlarıyla sevdirir. Ben de
dedim: سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ3 Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler : 1 : “Gökleri ve yeri yarattı.” En’âm
Sûresi, 6:1. 3 : “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32. |
Lügatler acip : hayret verici, şaşırtıcı acz : acizlik, güçsüzlük Allahu Ekber : “Allah en büyüktür” arz : dünya ayn-ı hakikat : gerçeğin ta kendisi bahtiyar : talihli, mutlu bârekallah : Allah ne mübarek yaratmış, ne kadar hayırlı ve mübarek kılmış bâtınî : iç, görünmeyen bedahet : ap açıklık bedbaht : kötü bahtlı, talihsiz biçare : çaresiz bilfiil : fiilen, gerçekte burhan : mantıkî delil, kanıt burhan-ı vahdâniyet : Allah’ın birliğine ait delil celb etmek : kendine çekmek cihazat : donanımlar; cihazlar, âletler cihet : taraf, yön dükkân-ı Rabbânî : herşeyin Rabbi olan Allah’ın bir dükkân gibi düzenleyerek bütün ihtiyaç maddelerimizi depoladığı yeryüzü ecel : ölüm vakti eczahâne-i kübra : en büyük eczane elem : acı, keder elhamdü lillâh : “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur” erzak : rızıklar esliha : silâhlar esmâ : Allah’ın isimleri fakr : fakirlik, ihtiyaç hâli fenn-i askerî : askerlik ilmi fenn-i elektrik : elektrik bilimi fenn-i hikmetü’l-eşya : felsefe ilmi; varlıkların hikmetlerini inceleyen ilim fenn-i iaşe : gıda bilimi, gıda mühendisliği fenn-i kıraat : okuma ilmi fenn-i kitabet : yazma, hat sanatı fenn-i makine : makine bilimi, mühendisliği fenn-i tıp : tıp ilmi fevkalâde : olağanüstü fihriste : içindekiler, program firak : ayrılık fünun : fenler, bilimler gayet : son derece hâcât : ihtiyaçlar hadsiz : sayısız, sınırsız Hâkim : herşeyi hükmü altında tutup idare eden ve yargılayan ve herşeye galip olan Allah hakîm : hikmetle iş yapan; herşeyi belirli maksat ve gayelere uygun ve tam yerli yerinde yapan Hakîm-i Zülcelâl : sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah Hâlık : herşeyi yoktan var eden, yaratıcı Allah Hâlık-ı Zülcelâl : sonsuz yücelik ve haşmet sahibi ve herşeyi yaratan Allah hayattar : canlı, hayat sahibi hayvanat : hayvanlar hayvanî : hayvansal hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması hususi : özel hüccet : kesin kanıt, delil hüner : beceri, ustalık iaşe : besleme, yedirip içirme, rızık, gıda idam-ı ebedî : dirilmemek üzere sonsuz yok oluş iftihar etmek : övünmek ihzar etmek : hazırlamak iktidar : güç, kudret iman-ı billâh : Allah’a iman intisap etmek : mensup olmak, bağlanmak intizam : disiplin, düzen istif : yığma, biriktirme istimal etmek : kullanmak iştial : yanma, tutuşma izah : açıklama Kadîr : herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah kâinat : evren, yaratılan herşey kaside : övgü şiiri kat’î : kesin kat’iyet : kesinlik Kâtib : bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel bir şekilde yaratan Allah kâtip : yazan, yazıcı kemâlât : faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler kimyager : kimyacı kitab-ı kâinat : kâinat kitabı, evren kitab-ı kebir : büyük kitap, kâinat kozmoğrafya : astronomi, gök bilimi kudret : güç ve iktidar kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes Kumandan-ı Akdes : bütün varlıkları emri altında tutan ve her türlü eksiklikten ve âcizlikten yüce olan Allah kumandan-ı âzam : her yere ve herşeye hükmeden en büyük kumandan Kur’ân-ı ekber-i âlem : bir Kur’ân gibi olan büyük kâinat kitabı Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan : açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân küllî : büyük, kapsamlı küre-i arz : yerküre, dünya Lâ ilâhe illâllah : Allah’tan başka ilâh yoktur lisan-ı mahsus : özel dil maharet : beceri, hüner mahkûm : hüküm giyen, hükmedilen mahlûk : yaratık mahpus : hapsedilmiş makine-i Rabbâniye : herşeyin Rabbi olan Allah’ın makinesi mâlik : sahip mânidar : mânâlı, anlamlı maşaallah : Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış mazlum : zulme uğramış mecmua : kitap, dergi mecmua-i kâinat : kâinat kitabı medar : dayanak noktası, eksen mensup : bağlı meşher-i âzam-ı kâinat : büyük kâinat sergisi mezkûr : anılan, sözü geçen mikyas : ölçü minnettar : şükran duyma misafirhane-i Rahmâniye : Allah’ın sonsuz rahmetiyle kulları için bir konak gibi hazırladığı dünya misal : benzer, örnek, benzetme mizan : ölçü mu’cizekâr : mu’cize gösteren muallim : öğretmen muntazam : düzenli, intizamlı muntazaman : düzenli olarak musannif : sınıflandıran, düzenleyen musibetzede : belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse Mutasarrıf : sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah mübaşeret : temas etme, meşgul olma mücessem : cisimleşmiş, maddi yapısı olan Müdebbir : idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah müellif : telif eden, yazan Münevvir : herşeyi maddî ve mânevî nurlandıran, sonsuz nur sahibi Allah müteellim : acı çeken mütelezziz : lezzet alan, lezzetlenen mütemadiyen : sürekli olarak müteşekkirâne : teşekkür ederek Nakkaş : herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah nazar : bakış, dikkat nebatat : bitkiler nebâtî : bitkisel nev’î : çeşit, tür nihayetsiz : sınırsız, sonsuz nisbetinde : ölçüsünde nokta-i istimdad : medet, yardım isteme noktası nokta-i istinad : dayanak noktası nuranî : nurlu, parlak ordugâh : karargâh, ordunun bulunduğu yer ordu-yu Sübhânî : her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Cenab ı Allah’ın ordusu, mahlukatı Padişah-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Padişah, Allah perestiş ettirmek : sevdirmek Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah Rahîm : rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah Rahmânî : rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen rükn : esas, şart saadet : mutluluk Sâni : herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah sefine-i Sübhaniye : her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah’ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya senâ : övme, methetme seyyar : gezen, dolaşan sıfât : sıfatlar, vasıflar Sultan : hükümdâr, yönetici; Allah sûre-i Kur’âniye : Kur’ân’ın sûresi Sübhânallah : “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” sürur : mutluluk, sevinç şehr-i muhteşem : muhteşem şehir şeksiz : kuşkusuz, şüphesiz taam : gıda, yiyecek tahmid : Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma taife : grup, topluluk takdirkârâne : takdir ederek takdis : Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma takdisat : kutsamalar, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar talim : eğitim talimat : bildiriler, emirler tasdik etmek : doğrulamak, onaylamak terhis : göreve son verme, dünya görevinin sona ermesi, ölüm terhisat : göreve son verme tesbih : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma teslim-i ruh : ruhunu teslim etme, ölme teyid etmek : desteklemek tezkere : belge tiryak : derman, ilaç ubûdiyet : Allah’a kulluk ulvî : yüce, yüksek zahirî : açık, görünürde zemin : yer zevâl : geçip gitme, kaybolma zîhayat : canlı, hayat sahibi ziyade : çok, fazla |