|
Şöyle ki:
Sûrenin başında, küffar, haşri inkâr ettiklerinden, Kur’ân onları haşrin
kabulüne mecbur etmek için şöylece bast-ı mukaddemat eder, der: “Âyâ,
üstünüzdeki semâya bakmıyor musunuz ki, Biz ne keyfiyette, ne kadar
muntazam, muhteşem bir surette bina etmişiz.
Hem görmüyor musunuz
ki, nasıl yıldızlarla, ay ve güneşle tezyin etmişiz, hiçbir kusur ve
noksaniyet bırakmamışız.
Hem görmüyor musunuz ki, zemini size ne
keyfiyette sermişiz, ne kadar hikmetle tefriş etmişiz. O yerde dağları
tesbit etmişiz, denizin istilâsından muhafaza etmişiz.
Hem görmüyor
musunuz, o yerde ne kadar güzel, rengârenk herbir cinsten çift hadravâtı,
nebâtâtı halk ettik, yerin her tarafını o güzellerle
güzelleştirdik.
Hem görmüyor musunuz, ne keyfiyette semâ canibinden
bereketli bir suyu gönderiyoruz. O suyla bağ ve bostanları, hububatı,
yüksek, leziz meyveli hurma gibi ağaçları halk edip ibâdıma rızkı onunla
gönderiyorum, yetiştiriyorum.
Hem görmüyor musunuz, o suyla ölmüş
memleketi ihyâ ediyorum, binler dünyevî haşirleri icad ediyorum. Nasıl bu
nebâtâtı kudretimle bu ölmüş memleketten çıkarıyorum; sizin haşirdeki
hurucunuz da böyledir. Kıyamette arz ölüp, siz sağ olarak
çıkacaksınız.”
İşte, şu âyetin ispat-ı haşirde gösterdiği cezâlet-i
beyaniye ki binden birisine ancak işaret edebildik nerede, insanların bir
dâvâ için serd ettikleri kelimat nerede?
|
Lügatler :
arz : dünya âyâ : acaba bast-ı
mukaddemat : asıl konuya girmeden önce giriş cümlelerini
söyleme bîtarafâne : tarafsız bir şekilde bostan :
bahçe canib : taraf, yön cezâlet-i beyaniye : akıcı ve
güçlü ifade, güzel anlatım dünyevî haşir : büyük haşre örnek
olarak bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların
dirilişi hadravât : yeşillikler halk etmek :
yaratmak hasım : düşman haşr : öldükten sonra âhirette
tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma hayattar :
canlı hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı,
faydalı ve tam yerli yerinde olması hububat : taneli bitkiler,
tahıl huruc : çıkış i’câz : mu’cize
oluş ibâd : kullar icad : vücut verme,
yaratma keyfiyet : özellik, nitelik kudret : güç,
iktidar küffar : kâfirler, inanmayanlar leziz :
lezzetli meâl : açıklama muannid :
inatçı muhakeme : akıl yürütme muhteşem : ihtişamlı,
görkemli muntazam : düzenli muvazene :
karşılaştırma nebâtât : bitkiler nisbet : oran,
kıyas noksaniyet : eksiklik semâ : gök serd
etmek : sözü peş peşe sıralamak suret :
şekil tahkik : doğruluğunu araştırma tefriş :
döşeme tesbit etme : sağlam şekilde yerleştirme tezyin
: süsleme zemin : yeryüzü |