|
Ey Hâlık-ı Küllî
Şey,
Zeminin bütün mahlûkatı, Senin mülkünde, Senin arzında, Senin
havl ve kuvvetinle ve Senin kudretin ve iradetinle ve ilmin ve hikmetinle
idare olunuyorlar ve musahhardırlar. Ve zemin yüzünde faaliyeti müşahede
edilen bir rububiyet, öyle ihata ve şümul gösteriyor ve onun idaresi ve
tedbiri ve terbiyesi öyle mükemmel ve öyle hassastır ve her taraftaki
icraatı öyle birlik ve beraberlik ve benzemeklik içindedir ki, tecezzî
kabul etmeyen bir küll ve inkısamı imkânsız bulunan bir küllî hükmünde bir
tasarruf, bir rubûbiyet olduğunu bildiriyor. Hem zemin bütün sekenesiyle
beraber, lisan-ı kàlden daha zâhir hadsiz lisanlarla Halıkını takdis ve
tesbih ve nihayetsiz nimetlerinin lisan-ı halleriyle Rezzâk-ı Zülcelâlinin
hamd ve medh ü senâsını ediyorlar...
Ey şiddet-i zuhurundan
gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından istitar etmiş olan Zât-ı
Akdes,
Zeminin bütün takdisat ve tesbihatıyla, Seni kusurdan,
aczden, şerikten takdis ve bütün tahmidat ve senâlarıyla Sana hamd ve
şükrederim.
Ey Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr,
Kur’ân’ın
dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle anladım
ki:
Nasıl gökler ve feza ve zemin, Senin birliğine ve varlığına
şehadet ederler. Öyle de, bahirler, nehirler ve çeşmeler ve ırmaklar,
Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine bedahet derecesinde şehadet
ederler.
|
Lügatler :
acz : acizlik, güçsüzlük âlem-i bekà :
devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi Aleyhissalâtü Vesselâm :
Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun arz :
dünya azamet-i kibriyâ : büyüklüğünün sınırsız ve ebedî
oluşu bahir : deniz bâki : devamlı ve
kalıcı bedahet : açıklık cihet : yön,
taraf dâr-ı saadet : mutluluk yurdu, âhiret feza :
uzay hadsiz : sayısız Hâlık : yaratıcı, herşeyi
yaratan Allah Hâlık-ı Külli Şey : herşeyin yaratıcısı olan
Allah hamd : övgü, minnet ve şükür havl : güç,
iktidar hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak,
mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması ihata : içine alma,
kapsama ihsânat-ı uhreviye : âhiretteki ihsanlar,
bağışlar inkısam : bölünme, kısımlara ayrılma iradet :
istek, dileme, tercih istitar etmek : gizlenmek kudret
: güç ve iktidar küll : bütün, genel küllî : bütün
fertleri içine alan, kapsamlı lisan : dil lisan-ı hâl
: hâl dili lisan-ı kàl : söz ile anlatım mahlukât :
yaratılmışlar medh ü senâ : övme ve yüceltme musahhar
: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş müşahede etmek : görmek,
gözlemlemek nihayetsiz : sınırsız, sonsuz Rabbu’l-Berri
ve’l-Bahr : karaların ve denizlerin Rabbi olan Allah Resul-i
Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed
(a.s.m.) Rezzâk-ı Zülcelâl : bütün yaratılmışların rızkını veren
büyüklük ve azamet sahibi Allah rububiyet : Allah’ın bütün
varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve
terbiyesi sekene : sakinler, oturanlar senâ : övme ve
yüceltme şehadet etmek : şahitlik etmek şerik :
ortak şiddet-i zuhur : açık-seçik olma ve açığa çıkma
derecesinin şiddeti ve kuvveti şümûl : kapsamlılık,
kuşatıcılık tahmidat : Allah’ı öven ve Ona şükürlerini sunan
sözler takdis : kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve
çirkinlikten yüce tutma takdisat : Allah’ı her türlü eksiklik ve
çirkinlikten yüce tutmalar tasarruf : dilediği gibi kullanma ve
yönetme tecezzî : bölünme, parçalanma tedbir : idare
etme, çekip çevirme tesbih : Allah’ı her türlü kusurdan yüce
tutarak şanına lâyık ifadelerle anma tesbihat :
tesbihler vahdet : Allah’ın birliği vücub-u vücud :
Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç
olmaması zâhir : açık, âşikar Zât-ı Akdes : her türlü
kusur ve noksandan uzak ve yüce olan Zât, Allah zemin :
yeryüzü
|